Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Teknoloji Transferi

Kapsül Haber Ajansı - Teknoloji Transferi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Teknoloji Transferi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Afrika Sanayisine Açılan Yeni Kapı: ITAF 2026 Kazablanka’da Gerçekleşti Haber

Afrika Sanayisine Açılan Yeni Kapı: ITAF 2026 Kazablanka’da Gerçekleşti

Afrika’da sanayi yatırımlarının ve üretim kapasitesini geliştirmeye yönelik çalışmaların hız kazanması, otomasyon, robotik, dijital üretim ve akıllı fabrika teknolojilerine olan talebi artırıyor. Bu dönüşümün sunduğu fırsatları uluslararası sanayi dünyasıyla buluşturmayı hedefleyen ITAF 2026, küresel teknoloji sağlayıcıları ile Afrika’nın gelişen sanayi pazarları arasında doğrudan iş bağlantıları kurulmasına olanak sağladı. Fuar kapsamında 11 ülkeden yaklaşık 50 nitelikli alıcının katılımıyla gerçekleştirilen Hosted Buyer Programı ve B2B görüşmeleri, teknoloji sağlayıcıları ile satın alma karar vericilerini bir araya getirerek yeni ticari fırsatların değerlendirilmesine katkıda bulundu. Etkinliğin önemli bileşenlerinden biri olan Industrial Edge Summit Africa konferans programında ise 60’tan fazla konuşmacı; endüstriyel otomasyon, dijitalleşme, ileri üretim teknolojileri ve Afrika sanayisinin dönüşümüne yönelik fırsatları ele aldı. Endüstriyel dönüşüme yön veren teknolojiler ITAF 2026’da buluştu ITAF 2026, üç gün boyunca endüstriyel üretimin geleceğini şekillendiren teknolojilere ve yenilikçi çözümlere ev sahipliği yaptı. Robotik sistemlerden endüstriyel otomasyona, yapay zekâ ve dijital üretim teknolojilerinden akıllı iç lojistik, güç aktarım sistemleri ve enerji verimliliği çözümlerine kadar geniş bir teknoloji yelpazesi, uluslararası sektör profesyonelleriyle buluştu. Fuar, yeni teknolojilerin tanıtılmasının yanı sıra bu çözümlerin üretim süreçlerine sağlayabileceği somut katkıları da gündeme taşıdı. Türkiye’den katılan ve kendi alanlarında küresel ligde yer alan Esit Elektronik ve IHI Dalgakıran gibi öncü Türk üreticileri de fuarda geliştirdikleri son teknoloji çözümleri, akıllı tartım ve kompresör sistemlerini Afrika pazarıyla buluşturarak yoğun ilgi gördü. Verimlilik artışı, operasyonel maliyetlerin azaltılması, üretim süreçlerinin dijitalleşmesi ve sürdürülebilir üretim gibi sanayinin öncelikli konuları, teknoloji sağlayıcıları ile sektör temsilcileri arasındaki görüşmelerin odağında yer aldı. Böylece ITAF, küresel teknolojik gelişmelerin Afrika sanayisinin dönüşüm ihtiyaçlarıyla buluştuğu bir platform olarak öne çıktı. ITAF 2026, uluslararası ticari iş birliklerine kapı açtı ITAF 2026, sergilenen teknolojilerin ötesinde, uluslararası satın almacılar ile sanayi ve teknoloji sağlayıcıları arasında yeni iş fırsatlarının değerlendirildiği bir platform oldu. Fuar kapsamında düzenlenen Alım Heyeti Programı, Afrika ve Avrupa'daki 11 ülkeden yaklaşık 50 nitelikli satın almacıyı Kazablanka'da bir araya getirdi. B2B eşleştirme görüşmeleri sayesinde katılımcı firmalar, yeni pazarlara açılma, potansiyel müşterilerle doğrudan temas kurma ve uzun vadeli ticari ortaklıklar geliştirme fırsatı yakaladı. Programın uluslararası boyutunu güçlendiren bir diğer önemli buluşma ise 9 Afrika ülkesinden 22 üst düzey temsilcinin katılımıyla gerçekleşti. Kamu kurumları, ticaret odaları ve iş dünyasından temsilcilerin yer aldığı heyet, bölgenin sanayi ve altyapı yatırımlarına yönelik ihtiyaçlarını uluslararası teknoloji sağlayıcılarıyla değerlendirdi. Makine ve otomasyondan enerji ve lojistiğe uzanan görüşmelerde, teknoloji transferi, üretim kapasitesinin geliştirilmesi ve yeni yatırım fırsatları ön plana çıktı. Böylece ITAF, Afrika sanayisinin ihtiyaçları ile uluslararası teknoloji ve üretim çözümleri arasında doğrudan bağlantılar kurulmasına katkı sağladı. Öncelikli hedef, sürdürülebilir katma değer yaratmak ITAF, ilk edisyonuyla etkinliğin ötesine geçerek yıl boyu aktif kalacak bir platformun ilk temellerini attı. ITAF ilk edisyonun ardından, Kazablanka’da kurulan iş birliklerini kalıcı kılmayı, saha deneyimlerini paylaşmayı, nitelikli iş gücünü ve yetkinlikleri geliştirmeyi amaçlıyor. Bu sayede sanayi aktörlerine yenilikçi teknolojileri keşfetme aşamasından sahada uygulamaya kadar her adımda rehberlik eden sürdürülebilir bir ekosistem sunmayı hedefliyor. Bundan sonraki süreçte elde edilen ivmeyi büyüterek yerel ve uluslararası paydaşlar arasındaki köprülerin güçlendirilmesi, ayrıca Kazablanka’da kurulan bağlantıların yatırım, inovasyon ve endüstriyel iş birliği odaklı yeni fırsatlara dönüştürülmesi planlanıyor. Industrial Edge Summit Africa’da sanayinin geleceği ele alındı ITAF 2026 kapsamında düzenlenen Industrial Edge Summit Africa, 60’ı aşkın konuşmacının katılımıyla sanayinin dijital ve sürdürülebilir dönüşümüne yönelik gelişmeleri gündeme taşıdı. Uluslararası iş dünyası temsilcilerini, teknoloji liderlerini ve sektör uzmanlarını buluşturan konferans programında; üretimde yapay zekâ uygulamaları, Endüstri 4.0, Endüstriyel Nesnelerin İnterneti (IIoT), siber güvenlik, enerji verimliliği ve karbonsuzlaşma gibi sanayinin öncelikli konuları ele alındı. Üç gün süren oturumlarda, yeni teknolojilerin üretim süreçlerine entegrasyonu, sanayide dijitalleşmenin hızlandırılması ve işletmelerin rekabet gücünün artırılması konuları öne çıktı. Afrika sanayisinin gelişen ihtiyaçları doğrultusunda teknoloji yatırımlarından nitelikli iş gücüne uzanan farklı başlıkların değerlendirildiği konferans, uluslararası bilgi ve deneyim paylaşımına katkı sağlayarak bölgenin endüstriyel dönüşümüne yönelik yeni perspektifler sundu. Geleceğe Güçlü Adım: ITAF 2027 İçin Hazırlıklar Başladı Başarılı ilk edisyonunun ardından 2026’da atılan temeller üzerine yükselecek fuar, Afrikalı sanayi paydaşlarını uluslararası teknoloji sağlayıcıları, yatırımcılar ve iş ortaklarıyla buluşturan bir platform olarak konumunu daha da güçlendirmeyi hedefliyor. Afrika’nın sanayi ve teknoloji sektörlerindeki önemli buluşmalarından biri olan Industrial Transformation Africa’nın (ITAF) bir sonraki edisyonu 26–28 Ekim 2027 tarihleri arasında OFEC/Kazablanka’da düzenlenecek. ITAF, Deutsche Messe ekosistemi bünyesindeki Hannover Fairs MENA tarafından, yerel organizatör Smart Expos & Events Morocco ile birlikte düzenleniyor. 2026 edisyonunun stratejik ortakları UNIDO, GMAI ve AMCA; sponsorları Turkish Machinery ve GSMA; resmi teknoloji ortakları CE3M Maroc, R&D Maroc ve TEAM Henri-Fabre; kurumsal ortakları AHK Maroc, GIZ, Fraunhofer-Gesellschaft ve KFW; destekleyici ortakları ise AMPF, FMIIP, Morocco Train Industry (MTI) ve WorldPTA oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

COP31’de İklim Hedeflerini Teknoloji ve Yatırıma Dönüştürme Dönemi Haber

COP31’de İklim Hedeflerini Teknoloji ve Yatırıma Dönüştürme Dönemi

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31’inci Taraflar Konferansı’nın (COP31) 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya EXPO Center’da Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olmasını ve konferansın teknoloji, sanayi, finansman ve uygulama boyutlarını değerlendirdi. Türkiye’nin ev sahibi ülke olarak konferans başkanlığını üstleneceği COP31’de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum COP31 Başkanı, Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ise müzakerelerden sorumlu başkan olarak görev yapacak. Dünya Liderler Zirvesi de 11–12 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Vatansever, COP31’in yalnız Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı büyük bir uluslararası organizasyon değil, enerji, sanayi, teknoloji ve finans politikalarının kesiştiği küresel bir platform olduğunu söyledi. “COP31’in anahtar kelimesi uygulama” COP31 Türkiye Başkanlığı ile müzakerelerden sorumlu Avustralya’nın hazırlık sürecinde konferansı bir “Uygulama COP’u” olarak tanımlamasını önemli bulduklarını belirten Vatansever, iklim diplomasisinde ölçülebilir sonuçların giderek daha belirleyici hâle geldiğini ifade etti. Vatansever şöyle konuştu: “Dünyanın yalnız iklim hedefi sıkıntısı yok, uygulama sıkıntısı da var. Emisyon azaltımını, enerji dönüşümünü, iklim finansmanını ve uyumu uzun süredir konuşuyoruz. Bundan sonraki kritik soru, verilen taahhütlerin ne kadarının sahada çalışan projelere ve gerçek yatırıma dönüştüğü olacak.” COP31 Eylem Gündemi’nin de yeni başlıklar üretmekten çok daha önce alınmış kararların hayata geçirilmesine, başarılı uygulamaların ölçeklenmesine ve finansmanın sahaya ulaşmasına odaklanmasını değerli bulduklarını kaydetti. 2035 için somut ve ölçülebilir hedefler COP31 Türkiye Başkanlığı, Eylem Gündemi kapsamında 2035 perspektifinde bir dizi ölçülebilir küresel hedef ortaya koydu. Bu hedefler arasında nihai enerji talebinin elektrikle karşılanan bölümünün bugün yüzde 20’nin biraz üzerindeki seviyesinden 2035’te yüzde 35’e çıkarılması, küresel atık miktarındaki artışın yarıya indirilmesi ve binalarda enerji tüketim yoğunluğunun en az yüzde 25 azaltılması bulunuyor. Üretim ve imalat sektöründe ise küresel döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15’e çıkarılması hedefleniyor. Vatansever, hedeflerin ölçülebilir şekilde tanımlanmasını önemli bulduklarını belirterek şunları söyledi: “Yüzde 35 elektrifikasyon hedefi, enerji dönüşümünün ne kadar büyük bir teknoloji ve altyapı ihtiyacı yaratacağını gösteriyor. Sanayiden ulaşıma, binalardan ısıtmaya kadar çok sayıda süreç daha fazla elektrik kullanacak. Bunun arkasında yenilenebilir enerji, güçlü şebekeler, enerji depolama sistemleri, yazılım ve çok büyük yatırım ihtiyacı bulunuyor.” “İklim dönüşümü aynı zamanda teknoloji dönüşümüdür” COP31 Küresel İklim Eylem Gündemi’nin altı ana ekseninden birinin finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme gibi hızlandırıcıları kapsamasına dikkat çeken Vatansever, iklim politikalarının teknoloji dünyasından bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi. “Net sıfır dönüşümü yalnız daha fazla güneş paneli ve rüzgâr türbini kurmak değildir. Akıllı şebekeler, batarya ve enerji depolama sistemleri, güç elektroniği, yapay zekâ, sensörler, nesnelerin interneti, dijital ikizler, veri analitiği ve yazılım bu dönüşümün tamamlayıcı teknolojileridir” dedi. Vatansever, yenilenebilir enerji üretiminin değişken yapısı nedeniyle dijitalleşmenin elektrik sistemlerinde giderek daha kritik hâle geldiğini, üretim ve talebin doğru tahmin edilmesinin enerji sistemlerinin verimliliğini artırabileceğini ifade etti. COP31’de yapay zekâ ve dijital teknolojilere özel gündem COP31 kapsamında 16 Kasım’ın Bilim, Sanayi ve Teknoloji tematik günü olarak planlanmasını BİDER açısından özellikle önemli bulduklarını belirten Vatansever, aynı gün yapay zekâ, dijital kamu altyapısı ve dijital teknolojilerin iklim eylemindeki rolünün ayrı bir oturumda tartışılacağına dikkat çekti. Aynı programda iklim inovasyonu ve girişimcilik, küçük ve mikro işletmeler, biyoteknoloji, yeşil sanayileşme ve iklim hedeflerini dikkate alan kamu alımları da gündemde olacak. Vatansever şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zekâ enerji talebini tahmin etmekten elektrik şebekelerini yönetmeye, fabrikalarda enerji kullanımını optimize etmekten binaların tüketimini azaltmaya, tarımsal sulamadan afet risk analizine kadar çok geniş bir alanda iklim çözümünün parçası olabilir.” Ancak dijital dönüşümün kendi enerji tüketiminin de yönetilmesi gerektiğini belirten Vatansever, yapay zekâ ve veri merkezlerinin hızla artan enerji ihtiyacının bilişim sektöründe verimlilik ve düşük karbonlu enerji kullanımını daha önemli hâle getireceğini söyledi. “Teknolojiyi iklim çözümünün parçası yaparken teknolojinin kendi enerji ayak izini de yönetmek zorundayız. Yeşil veri merkezleri, daha verimli işlem altyapıları ve temiz enerji kullanımı bilişim sektörünün rekabet kriterlerinden biri hâline gelecek.” “İklim hedeflerini yatırım yapılabilir projelere dönüştürmek gerekiyor” COP31 Türkiye Başkanlığı tarafından açıklanan İklim Uygulama Köprüsü yaklaşımının, ülkelerin Ulusal Katkı Beyanlarında yer alan hedefleri yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmelerine yardımcı olmayı amaçladığını hatırlatan Vatansever, iklim finansmanında temel sorunlardan birinin hedef ile yatırım arasındaki boşluk olduğunu söyledi. “Bir ülkenin NDC belgesinde enerji dönüşümü hedefinin bulunması tek başına yatırım oluşturmuyor. Projenin teknik fizibilitesi, finansman modeli, izinleri, gelir modeli ve uygulayacak kapasitesi bulunmalı. Hedefleri bankaların ve yatırımcıların finansman sağlayabileceği projelere dönüştürmek iklim eyleminin en kritik aşamalarından biri” dedi. Vatansever, bu yaklaşımın COP31’in “uygulama” karakterini en iyi anlatan başlıklardan biri olduğunu ifade etti. İklim finansmanında 300 milyar ve 1,3 trilyon dolarlık çerçeve COP31’in iklim finansmanı tartışmalarını sıfırdan başlatmadığını, önceki konferanslarda alınan kararların uygulanmasının Antalya gündeminin önemli bir bölümünü oluşturacağını belirten Vatansever, özellikle COP29’da kabul edilen yeni küresel finansman hedefini hatırlattı. COP29 kararında gelişmekte olan ülkelere yönelik iklim finansmanının gelişmiş ülkelerin öncülüğünde 2035’e kadar yıllık en az 300 milyar dolara çıkarılması kararlaştırılmıştı. Aynı karar bütün kamu ve özel kaynaklardan gelişmekte olan ülkeler için iklim finansmanının 2035’e kadar yıllık en az 1,3 trilyon dolara ölçeklenmesi için tüm aktörlerin birlikte çalışmasını öngörüyor. Vatansever, bu rakamların COP31’in yeni hedefleri gibi sunulmaması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Antalya’da önemli mesele yeni bir finansman rakamı açıklamaktan çok, daha önce üzerinde uzlaşılan finansman hedeflerine nasıl ulaşılacağını ve paranın uygulanabilir projelerle nasıl buluşturulacağını tartışmak olacak.” “Finansman ile teknoloji transferi birlikte ilerlemeli” İklim dönüşümünde gelişmekte olan ülkelerin yalnız sermayeye değil teknoloji ve uygulama kapasitesine de ihtiyaç duyduğunu belirten Vatansever, teknoloji transferinin uluslararası iklim rejiminin önemli unsurlarından biri olduğunu söyledi. “Bir ülkeye temiz enerji tesisi finansmanı sağlamak önemli, ancak teknolojiyi kullanacak mühendisin, işletme kabiliyetinin, bakım altyapısının ve yerel tedarik zincirinin de gelişmesi gerekiyor. Kalıcı dönüşüm, yalnız ekipmanın ithal edildiği değil bilginin ve yetkinliğin de ekonomide oluştuğu modeldir” dedi. “Yeşil sanayileşme yeni rekabet alanı” COP31’in 16 Kasım programında yeşil sanayileşmenin öncelikli başlıklar arasında yer almasını değerlendiren Vatansever, iklim politikasının sanayi ve dış ticaret politikalarından giderek daha az ayrılabildiğini söyledi. “Bir ürünün fiyatı ve kalitesinin yanında üretim sürecindeki enerji tüketimi ve karbon yoğunluğu da rekabet kriterine dönüşüyor. Bu nedenle yeşil dönüşüm artık yalnız çevre yatırımı değil, sanayi rekabetçiliği yatırımıdır” dedi. Firmaların enerji ve karbon verilerini güvenilir şekilde ölçebilmesinin de yeni dönemde önemli bir dijital altyapı ihtiyacı oluşturacağını belirten Vatansever, teknoloji şirketleri açısından yeni bir pazar doğduğunu söyledi. “Karbon yönetimi veri yönetimidir. Ölçemediğiniz emisyonu azaltamaz, doğrulayamadığınız veriyi de piyasa mekanizmasının içine güvenilir biçimde sokamazsınız.” Türkiye’nin 2035 iklim hedefi Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e sunduğu ikinci Ulusal Katkı Beyanı kapsamında 2035 yılında sera gazı emisyonlarını referans senaryoya göre 466 milyon ton karbondioksit eşdeğeri azaltarak 643 milyon ton CO₂e seviyesinde sınırlandırmayı hedeflediğini hatırlatan Vatansever, COP31 ev sahipliğinin Türkiye’nin kendi dönüşüm politikalarının uluslararası görünürlüğünü de artıracağını söyledi. “Türkiye Antalya’da yalnız konferansın ev sahibi olmayacak. Kendi enerji, sanayi, şehircilik ve iklim dönüşümü de uluslararası paydaşların yakından izleyeceği başlıklardan biri olacak” dedi. Vatansever, bu nedenle ev sahipliğinin Türkiye açısından teknoloji ortaklıklarını, proje geliştirme kapasitesini ve uluslararası finansmana erişimi güçlendirmek için değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. İklim Kanunu ve Türkiye’de Emisyon Ticaret Sistemi Türkiye’de 2025 yılında yürürlüğe giren 7552 sayılı İklim Kanunu’nun, yeşil büyüme ve net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda ulusal iklim politikasına yasal zemin oluşturduğunu belirten Vatansever, kanunun Emisyon Ticaret Sistemi’nin kurulmasını açıkça düzenlediğine dikkat çekti. Kanuna göre İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından ETS kurulacak, ulusal tahsisat planlaması hazırlanacak ve tahsisatların dağıtımı yapılacak. Tam uygulama öncesinde ise bir pilot dönem gerçekleştirilecek. Vatansever şu ifadeleri kullandı: “Emisyon Ticaret Sistemi’nin sağlıklı çalışması için şirketlerin emisyonlarını doğru ölçmesi, raporlaması ve doğrulaması gerekiyor. Bunun arkasında sensörlerden kurumsal yazılımlara, veri güvenliğinden denetim sistemlerine kadar ciddi bir dijital altyapı var.” Karbon piyasasının güvenilirliğinin büyük ölçüde veri kalitesine bağlı olacağını ifade etti. “KOBİ’ler yeşil ve dijital dönüşümü birlikte yönetmeli” İklim dönüşümünün yalnız büyük sanayi şirketlerini ilgilendirmediğini belirten Vatansever, tedarik zincirleri üzerinden küçük ve orta ölçekli işletmelerin de giderek daha fazla enerji, emisyon ve sürdürülebilirlik verisiyle çalışmak zorunda kalacağını söyledi. “Bir KOBİ doğrudan bir karbon düzenlemesine tabi olmasa bile ürün verdiği büyük şirket kendisinden enerji tüketimi veya ürün karbon ayak izi bilgisi isteyebilir. Yeşil dönüşüm tedarik zincirinin tamamına yayılacak” dedi. Vatansever, KOBİ’lerin enerji verimliliği, karbon ölçümü, dijitalleşme ve finansmana erişim konusunda desteklenmesinin Türkiye’nin sanayi ve ihracat rekabetçiliği açısından önemli olduğunu ifade etti. İklim teknolojileri girişimcilik için yeni pazarlar oluşturuyor COP31’in Bilim, Sanayi ve Teknoloji gününde iklim inovasyonu, girişimcilik ve küçük işletmelere ayrı oturum ayrılmasını da değerlendiren Vatansever, “climate-tech” ekosisteminin çok daha geniş bir alanı kapsadığını söyledi. “İklim teknolojileri yalnız güneş paneli ve rüzgâr türbini değildir. Enerji depolama, batarya yazılımları, enerji yönetimi, karbon ölçümü, akıllı tarım, su teknolojileri, atık yönetimi, döngüsel ekonomi, yeşil lojistik, yeni malzemeler ve yapay zekâ çok büyük bir inovasyon alanı oluşturuyor” dedi. Türkiye’nin mühendislik, üretim ve yazılım gücünü bu alanlarda küresel ürünlere dönüştürmesinin yeni ihracat fırsatları yaratabileceğini ifade etti. Döngüsel ekonomi teknolojiyle ölçeklenecek COP31 Başkanlığı’nın küresel atık artışını 2035’e kadar yarıya indirme ve üretimde küresel döngüsel malzeme kullanım oranını en az yüzde 15’e çıkarma hedeflerini değerlendiren Vatansever, döngüsel ekonominin de güçlü bir teknoloji ve veri altyapısına ihtiyaç duyduğunu söyledi. “Akıllı toplama sistemleri, sensörler, görüntü işleme ile atık ayrıştırma, malzeme izlenebilirliği ve dijital ürün bilgileri döngüsel ekonominin ölçeklenmesini sağlayabilecek teknolojiler arasında. Atığı azaltmanın yanında kullanılan malzemeyi sistem içinde tekrar dolaşıma sokabilmek gerekiyor” dedi. Binalarda yüzde 25 hedefi yeni teknoloji pazarı yaratabilir COP31’in 2035’e kadar binalarda enerji tüketim yoğunluğunu en az yüzde 25 azaltma hedefini değerlendiren Vatansever, bunun bina otomasyonu, sensörler, enerji yönetim sistemleri, yalıtım ve akıllı şebeke teknolojileri açısından önemli bir dönüşüm alanı oluşturduğunu söyledi. “Bir binayı daha verimli hâle getirmek yalnız fiziksel yalıtım yatırımı değildir. Isıtma, soğutma ve aydınlatmanın sensörler ve yazılımla ihtiyaca göre yönetilmesi de önemli tasarruf sağlayabilir. Bina teknolojileri ile bilişim sektörü giderek daha fazla iç içe geçiyor” dedi. “COP31 Türkiye için teknoloji diplomasisi fırsatıdır” COP31’in Türkiye’de düzenlenmesini yalnız diplomatik ve organizasyonel bir başarı olarak değerlendirmemek gerektiğini belirten Vatansever, Antalya’nın teknoloji, finansman ve yatırım ortaklıkları açısından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. COP31 Green Zone’un ev sahibi Türkiye tarafından yönetileceğini ve iklim çözümleri ile inovasyonun sergileneceği halka açık bir alan olacağını hatırlatan Vatansever, Türk teknoloji ve sanayi şirketlerinin küresel aktörlere erişimi açısından bunun önemli bir vitrin oluşturabileceğini ifade etti. Vatansever değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “COP31’de dünyanın hükümetleri, enerji şirketleri, teknoloji sağlayıcıları, finans kuruluşları, yatırımcıları, şehirleri, girişimcileri ve sivil toplumu Antalya’da bir araya gelecek. Türkiye’nin burada yalnız iyi bir ev sahibi olarak değil, teknoloji geliştiren, üretim yapan, yatırım yapılabilir projeler ortaya koyan ve çözüm ihraç edebilen bir ülke olarak görünmesi çok daha değerli. COP31’in en önemli mesajı hedefleri çoğaltmak değil, mevcut hedefleri uygulamaya dönüştürmek. Biz de bu dönüşümü yalnız bir çevre yükümlülüğü olarak değil; teknoloji, sanayi, enerji, finansman ve rekabet gücü dönüşümü olarak okumalıyız. İklim politikalarını teknolojiye, yatırıma, istihdama, ihracata ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürebildiğimiz ölçüde COP31 Türkiye açısından kalıcı ekonomik ve teknolojik değer oluşturabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı Haber

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı

Küresel ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği kritik bir dönemde uluslararası iş dünyasının güçlü temsilcilerini bir araya getiren ACE BPSC 2026 Zirvesi, Swissôtel The Bosphorus İstanbul’da devam etti. “İnovasyon, Yatırım, Teknoloji ve Ticaret için Girişimcilik: Daha Güçlü Bir Transatlantik Gelecek İnşa Etmek” başlığıyla düzenlenen zirvenin ikinci gününde de "NATO Zirvesi Sonrası Ticari ve Siyasi Gelişmeler" başlıklı panel gerçekleştirildi. TABA AmCHAM BAŞKAN YARDIMCISI DERİNKÖK: “GÜVENLİK POLİTİKALARI İLE EKONOMİ POLİTİKALARI BİRBİRİNDEN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ” 30 ülkeden 70 AmCham lideri ve Türkiye’den çok sayıda iş insanının katıldığı panelin açılış konuşmasını TABA-AmCham Başkan Yardımcısı H. Eren Derinkök yaptı. Derinkök, bugün artık güvenlik politikaları ile ekonomi politikalarını birbirinden bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığını ifade ederek, “Jeopolitik gelişmeler; ticaret yollarını, enerji güvenliğini, tedarik zincirlerini, teknoloji yatırımlarını, savunma sanayiini ve dolayısıyla doğrudan iş dünyasının kararlarını etkiliyor. NATO Zirvesi sonrasında ortaya çıkan gelişmeleri de bu geniş perspektiften değerlendirmek gerekiyor. Özellikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki transatlantik ilişkilerin geleceği, Avrupa'nın güvenlik ve savunma alanındaki öncelikleri, artan savunma yatırımları ve bunların üretim, teknoloji ve ticaret üzerindeki etkileri önümüzdeki dönemin önemli başlıkları arasında yer alıyor.” dedi. AMCHAMS IN EUROPE (ACE) BAŞKANI VODNIK: “İSTİKRAR OLMADAN EKONOMİK BÜYÜME MÜMKÜN DEĞİL” Amchams in Europe (ACE) Başkanı Ajša Vodnik de konuşmasında güvenliğin yalnızca hükümetlerin ve orduların yetki alanında olmadığını ifade ederek, “İş dünyası olarak bizler; istikrar olmadan ekonomik büyümenin, inovasyonun ve küresel ticaretin var olamayacağını kabul etmeliyiz. Savaş ve çatışmalar tedarik zincirlerini bozar, pazarları yok eder ve hayatları mahveder.” diye konuştu. CONGAR: TRANSATLANTİK İŞ BİRLİĞİNDE HUKUKİ GÜVENCELERİN ÖNEMİ TABA-AmCham İngiltere Temsilcisi Av. Cem Congar da güvenlik alanındaki tercihlerin, enerji erişimi, teknoloji paylaşımı, yatırım ve ticaret kararlarında karşılık bulduğunu belirterek, “NATO'nun Ankara zirvesinde öne çıkan Transatlantik iş birliği ve sanayi kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleri bu ilişkinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Önümüzdeki dönemde siyasi iradenin ekonomik hayata nasıl yansıyacağını ve bu dönüşümün hangi hukuki güvencelerle destekleneceğinin üzerine birlikte düşünmemiz gerekmekte” dedi. Açılış konuşmalarının ardında panele geçildi. T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat’ın moderatörlüğünde düzenlenen panelde, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, T.C. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel ve DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan yeni dönemdeki bölgesel ve küresel gelişmeleri iş dünyası perspektifinden değerlendirdi. TÜRKİYE’NİN UZUN VADELİ YATIRIM POTANSİYELİNE VURGU Panelin moderatörlüğünü üstlenen Bekir Polat, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar açısından sunduğu fırsatlara ve uzun vadeli yatırım perspektifinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye, son 20 yılda yıllık ortalama yüzde 5,3 büyüyerek geçen yıl itibarıyla 1,8 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklüğe ulaştı ve son 20 yılda yaklaşık 300 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım aldı. Genç, dinamik nüfusu ile yine jeostratejik konumunu güçlendiren son 25 yıldaki 300 milyar doları aşan altyapı ve üst yatırımlarıyla ve kuvvetli bir reform ajandasıyla hala büyümeye devam ediyor. Özellikle uluslararası ortaklıklardaki uzun vade perspektifini çok önemsiyoruz. Bununla ilgili vermiş olduğum her zaman çok somut bir örnek var. Çok büyük bir Alman firmasının bir genişleme yatırımı vardı yakın bir zamanda. Sağ olsunlar açılış için davet etmişlerdi ve gittiğimizde sordum Alman firmaya siz kaç yıllık bir firmasınız? Biz 160 yıllık bir firmayız. Peki Türkiye'de ne zamandan beri faaliyetindesiniz? 116 yıldır Türkiye'deyiz dedi. Cumhuriyetimizden daha önce gelmişler. Bu önemli bir gösterge. Ülkenin şu anki resmine bakarak karar vericiler çok daha geniş bakıyorlar. Biz de ülkenin 5-10-15 yıllık aslında büyük resimde ülkemizin sunmuş olduğu fırsatları anlatmaya çalışıyoruz.” DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI ÖZEL: “PARA GÜVENLİ BÖLGE ARAR” Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel de konuşmasında NATO Zirvesi’nin Türkiye’nin uluslararası konumuna etkilerini değerlendirdi. Özel, güvenlik ve yatırım arasındaki ilişkiye, çok taraflı iş birliklerine ve Türkiye’nin diplomatik kapasitesine vurgu yaparak şunları kaydetti: “Bazı siyasi gelişmeler ve söylemler sonrası NATO'ya bakışın da bazı noktalarda değiştiği bir dönemde bu zirvenin Türkiye'de yapılması hakikaten çok büyük bir ehemmiyet taşıyor. Bu zirve sonrası NATO biraz daha tek vücut haline geldi. NATO 3 olarak isimlendirilen bir söylemi vardı. Ve bu da sonuçlarını çok etkili kıldı. İşte bütün NATO üyesi ülkeleriyle birlikte NATO'nun gücü aslında biraz bu zirveyle beraber, söylemlerle ve uygulamalarla da upgrade olmuş oldu. NATO, 1950’li yıllarda Kore Harbi’nden sonra kurulmuş bir güvenlik organizasyonu. Peki iş adamlarının NATO ile ne ilişkisi var? Malum, para güvenli bölge arar. Güvensiz bölgelerden güvenli bölgelere para akışı geçer. 21. yüzyılda çatışmaların arttığı bir dönemde bu ilişki daha sık bir ilişki haline geldi. Bunu çok görüyoruz. Daha girift hale geldi. Bu bağlamda NATO zirvesi Ankara deklarasyonuyla beraber yapılan açıklamalar, 50 milyar dolarlık bir hedef konması, bunlar son derece önemli. Bu bakımdan ben öyle ümit ediyorum ki kısa ve orta vadede uzun vadedeki etkilerinin çok daha büyük olacağını düşünüyorum. Ülkemize siyasi, ticari, ekonomik ve diğer konular hatta kültürel açıdan çok büyük etkilerinin olacağını bekliyoruz. Biz hemen NATO zirvesi sonrasında yaptığımız ikili görüşmelerde bunun nasıl bir momentuma sahip olduğunu gerçekten açık ve net gördük. Onu ifade edeyim. Çünkü 32 tane NATO üyesi ülke var. Bir de bu ülkelerin birlikte çalıştığı dünyada başka ülkeler var. Yani bunların hepsini büyük resmi gördüğümüzde bir çarpan etkisi yapmak suretiyle katma değere dönüşeceğini umuyorum.” TİCARET BAKAN YARDIMCISI TUZCU: “TÜRKİYE’Yİ MERKEZE ALMAYAN HİÇBİR YAKLAŞIM GÜVENLİ BİR TİCARET ZEMİNİ OLUŞTURAMAYACAK” Küresel ticaretin değişen yapısına, tedarik zincirlerinin güvenliğine ve Türkiye’nin transatlantik ekonomik ilişkilerindeki rolüne değinen Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu da NATO Zirvesi sonrasında üretim ve savunma sanayisinde ortaya çıkan fırsatları şu sözlerle değerlendirdi: “Küresel ticarette aslında bir azalma yok. Ama coğrafya ve sektörlerde bir değişim var. Artık küresel ticaret daha Asya'ya, daha doğuya doğru gitmeye başladı. Burada şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki geçtiğimiz yıl küresel ticaret hacmi düşmedi. Peki değişen ne? Aslında küresel dünya daha da entegre haline geldi. Ama oyuncular ve sektörler değişti. Burada kendisini daha iyi konumlayanlar, daha düşük konumlayanlar ayrışmaya başladılar. Avrupa, bunun soru işaretlerini yaşıyor. Avrupa Birliği ülkeleri büyümelerinde, ihracatlardaki yükseltmede, verimlilikte kendileri ile ilgili olarak bir öz eleştiriye, sanayiyi tekrar toparlayacak yeni programlara, planlara girişmeye başladılar. Fakat son dönemde ıskalanan bir şey var. Bu da artık küresel ticaretin güvenlikle tam anlamıyla örtüşmesi. Bir ticaretteki varlığımız artık sadece tarifelerin düşürülmesi değil, sadece liberalizasyon değil, artık hem tedarik güvenliği, hangi ürünü kimden alacağımız, bu tedariğin güvenli olarak devam edip etmeyeceği, hem lojistik koridorların güvenli olarak devam edip etmeyeceği, verinin kendisi kimde kalacağı, bu verinin kimlerle paylaşılacağı, bunlar tekrar sorgulanmaya başladı. Bu sorgulamanın temelinde pandemi bir etkendi. Pandemiden sonra savaşlar, Rusya-Ukrayna ile başlayan savaş ve sonrasında devam eden savaşlar ve özellikle belli kritik hammaddelerin belli coğrafyalarda kalmış olması ülkelerin hem kritik hammaddelere hem veriye hem teknolojiye hem ticarete bakışını değiştirdi. Bugün Avrupa Birliği kritik hammaddeler yasasını çıkardı biliyorsunuz. 2030 yılına kadar Avrupa Birliği kritik hammaddelerin en az %10'unu kendisinden çıkarılmasının %35'inin de kendisine işlenmesini hedefliyor. Bununla beraber de bunu tek başına yapamayacak. Bunun da en büyük perspektifini bizlere veren NATO oldu. NATO aslında ortaya çıkardı ki bizim hem savunmada ama aynı zamanda üretimde bir araya gelip planlamalarımızı birlikte ve bir uyum içerisinde yapmamız gerekiyor. Türkiye burada çok kritik bir oyuncu. Ben G20 toplantısında şunu gördüm ki tüm ülkeler hem bağlantısallık için lojistik ve enerji koridorlarının sağlanması için Türkiye'ye çok ihtiyaçları var. Tüm koridorlar Türkiye üzerinden geçiyor. Enerji koridorları da lojistik koridorları da Türkiye ülkelerinin üzerinden geçiyor ve çok ihtiyaçları var. Ve G20 toplantılarında da ortaya çıktı ki Türkiye'yi bir merkeze almayan hiçbir yaklaşım güvenli bir ticaret ve sanayi zemini ortaya çıkartmayacak.” TÜRKİYE-ABD TİCARETİNDE 100 MİLYAR DOLARLIK HEDEF Tuzcu, ABD ve Türkiye arasındaki 100 milyar dolarlık ticaret vizyonunun gerçekleşmesinin önünde bir engel olup olmadığına ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı: “Bu soruya engel yok diyemeyeceğiz tabii ki. Bu engellerin bir kısmı Türkiye'nin karşı karşıya olduğu engeller. Bir kısmı da Amerika'nın ticaretteki yeni kural seti ile ilgili engeller. Ancak şunu ifade edeceğim. 100 milyar dolarlık hedefi çok gerçekçi bir hedef. Amerika yaklaşık 32 trilyon dolarlık bir gayrisafi yurt içi hasılası var. 3 trilyonluk bir ithalatı var. Çok büyük bir ithalat pazarı var ve bu pazar içerisinde aslında karşılıklı ticari 100 milyar dolar olması çok yönlendirilebilir. Fakat Amerika'nın 2018 sonrası ortaya koyduğu vizyon içerisinde korumacılık belirleyici ve Amerika içerisine yatırımı önceleyen bir değerlendirme var ve bu değerlendirmenin de iki tane temel sorunu ortaya çıkardığını görüyoruz. Bir tanesi tarifelere aşırı yüklenme ve vergileri özellikle belli sektörlerde çok fazla arttırma. Daha büyük bir maliyet oluşturacak bir sorun da öngörülemezlik. Yatırımla ilgili olarak hem bizim firmalarımızın Amerika'da yapacağı yatırımlarda hem Amerikan firmalarının Türkiye'de yapacağı yapımlarda da, bu öngörülmezlik sorunu bir son bulacak. Biz Amerikalı muhataplarımızla çok yakın bir içerisindeyiz.” ÇETİNDOĞAN: “İŞ DÜNYASI AÇISINDAN KARAR VERİRKEN SADECE SİYASİ HAVAYA BAKMAK YETELİ DEĞİL” DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan da Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde oluşan olumlu atmosferin kalıcı yatırımlara dönüşebilmesi için yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve doğru ortaklık modellerinin önemine işaret etti. Çetindoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Bugün Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde olumlu bir atmosfer var. Fakat iş dünyası açısından karar verirken sadece siyasi havaya bakmak yeterli değil. Örneğin gümrük tarifeleri, savunma sanayi üzerindeki kısıtlamalar, finansmana erişim, yatırım mevzuatı, yaptırımlar, ihracat kontrolleri mutlaka masada olması gerekiyor. Özellikle sınır ötesi ortaklıklarda teknoloji transferi ve ihracat izinleri de çok önem arz ediyor. Bir diğer konu da jeopolitik belirsizlik. Bugün Amerika-Çin ilişkilerinden Rusya-Ukrayna savaşına, enerji güvenliğinden bölgesel çatışmalara kadar birçok gelişen ticaretin birçok gelişme ticaretin yönünü değiştirebiliyor. Dolayısıyla şirketlerin yalnızca bugünkü tabloya değil farklı senaryolara da hazırlıklı olması gerekiyor. Türkiye'nin burada önemli bir avantajı var. Biz farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurulabilen bir ülkeyiz. Bu nedenle Türkiye'nin dengeli dış politika yaklaşımının İş dünyası açısından önemli bir güven unsuru olduğu da muhakkak. Şirketler açısından baktığımızda en önemli risklerden biri siyasi yakınlaşmayı otomatik olarak ticari fırsat olarak düşünmek. Bir ülke ile ilişkilerin iyi olması, her sektör için yatırım ortamının yatırım ortamının aynı ölçüde uygun olduğu anlamına gelmiyor. Her şirket kendi sektörünün risklerini, finansman maliyetini, kur riskini, gümrük koşullarını ve mevzuatı ayrı ayrı değerlendirmek zorunda. Ben bu nedenle şirketlerin büyük ve geri dönüşümü zor yatırımlardan önce daha esnek modellerle başlamasını doğru buluyorum. Bir yatırımın arkasında çok iyi bir finansal plan olabilir ama o planı hayata geçirecek doğru ekip yoksa sürdürebilirliği zor oluyor. Bu nedenle ben uluslararası ortaklıklarda bu konulara ehemmiyet veriyorum. Birincisi doğru ortak. Sadece finansal gücü değil, vizyonu ve iş yapma kültürü de birbirine yakın ortaklıklar seçilmeli. İkincisi yerel bilgi. Girdiğimiz pazarı gerçekten anlamadan sadece dışarıdan bakarak karar vermemek gerekiyor. Üçüncüsü uzun vadeli perspektif. Her yatırımın ilk sonuç vermesini beklememek gerekiyor. Dördüncüsü ise esneklik ki bu çok önemsediğim bir alan. Dünya çok hızlı değişiyor. Dolayısıyla yatırım modellerinin de değişen koşullara uyum sağlayacak şekilde tasarlanması gerekebiliyor. Benim için uluslararası iş birliğinin en değerli tarafı da aslında burada. Birlikte sadece sermaye koymak değil, birbiri deneyiminden, teknolojisinden ve pazar bilgisinden faydalanmak. Türkiye'nin bu anlamda sadece yatırım alan değil, yatırım yapan, ortaklık kuran ve bilgi üreten bir ülke konumunda olmasını ve bu şekliyle güçlenmesini arzu ediyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KAPLAN ZPT’nin İlk Aracı Türkiye’de Üretildi Haber

KAPLAN ZPT’nin İlk Aracı Türkiye’de Üretildi

Testleri başarı ile tamamlayan aracın Endonezya’ya sevkiyatı sonrasında son kullanıcı ile birlikte nihai kabul testleri gerçekleştirilecektir. Endonezya’da, PT Pindad tesislerinde üretilecek olan ikinci aracın üretim faaliyetleri de eş zamanlı olarak sürdürülmektedir. KAPLAN MT (HARIMAU) Projesi’nde yakalanan başarının devamı niteliğindeki KAPLAN ZPT (HARIMAU APC) Projesi, FNSS’nin teknoloji transferi ve yerel üretim alanlarındaki tecrübesini ve başarısını bir kez daha ortaya koymuştur. KAPLAN ZPT Araç; nişancı, sürücü ve komutan dâhil olmak üzere toplam 13 personeli taşıma kapasitesine sahip olacak şekilde tasarlanacaktır. Asfalt/stabilize yollarda veya engebeli arazi koşullarında yüksek hızda hareket etme kabiliyetine sahip olacak olan araç her türlü arazi ve iklim koşuluna operasyon yapabilecek şekilde geliştirilecektir. Gelişmiş süspansiyon sistemi, araç içi titreşimini azaltacak ve yol tutuşunu artıracaktır. Araç; Muharebe Yönetim Sistemi ve mürettebat için hem gündüz hem de gece görüşü sağlayan 360 derece durumsal farkındalık kameraları gibi farklı görev ekipmanlarının kolay entegrasyonuna izin veren açık mimarili bir araç elektroniği altyapısına sahip olacaktır. KAPLAN ZPT, muharebe sahasının değişen tehditlerine karşı eşsiz bir çözüm sunmak üzere modüler beka sistemleri ile donatılacak olup, muharebe sahasında balistik ve mayın tehditlerine karşı koruma sağlayacaktır. KAPLAN ZPT yüksek personel taşıma kapasitesinin yanı sıra, sınıfının en hızlı aracı olarak tasarlanacaktır. KAPLAN ZPT ayrıca kullanıcı isterlerine bağlı olarak, tanksavar füzeleri ve roket güdümlü el bombalarına karşı aktif koruma sistemi seçeneği ile de sunulabilecektir. Araçta otomatik yangın bastırma sistemi, klima sistemi ve araç içinde kapalı bir ortam oluşturulmasıyla sağlanan KBRN koruma önlemleri bulunacak olup bu özellik KBRN ortamında mürettebatın hayatta kalmasını ve muharebe etkinliğini sürdürmesini sağlayacaktadır. KAPLAN ZPT, insanlı veya insansız kule sistemleri için olası entegrasyon seçenekleri ile tasarlanacak olup, 30 veya 35 mm gibi hafif ve orta kalibrelerin yanı sıra 120 mm havan ve güdümlü tanksavar kuleleri ve silah sistemleri ile donatılabilen modüler bir araç olarak tasarlanacaktır. Bu modüler tasarım, KAPLAN ZPT'nin mekanize piyade, keşif, komuta kontrol, kuvvet koruma, tıbbi tahliye, kurtarma, istihkam, kayar köprü ve doğrudan veya dolaylı ateş desteği gibi çok çeşitli görevleri yerine getirmek üzere yapılandırılmasına olanak tanıyacaktır. Bu konfigürasyonların tamamı, güçlü bir motor ve otomatik şanzımanla donatılmış ve modern ana muharebe tanklarıyla uyumlu hareket kabiliyetine sahip bir zırhlı muharebe aracı platformu üzerine inşa edilecektir. Araçta FNSS tarafından Türk Deniz Kuvvetleri Deniz Piyade Tugayı hizmetine sunulan Zırhlı Amfibi Hücum Aracı (ZAHA), KAPLAN MT ve ZPTP paletli araç ailesinin diğer araç konfigürasyonları ile büyük oranda ortak parça ve alt sistemler kullanılacak olması KAPLAN ZPT için önemli bir avantaj olacaktır. Bu özellikleriyle KAPLAN ZPT, halihazırda TSK ve Endonezya ordusunun envanterinde bulunan ve muharebe şartlarında kendini kanıtlamış bir araç ailesi ile aynı parça ve alt sistemlere sahip olması bakımından güvenilirlik, lojistik birliktelik ile servis kolaylığı açısından önemli avantajlar sunacaktır. Bu avantaj aynı zamanda dünya çapındaki kullanıcılar için lojistik yükün azalmasını, arızalar arası ortalama süre (MTBF) ile muharebeye hazırlık seviyesinin artmasını sağlayacaktır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

STM’den Üç Kıtada Millî Teknoloji Haber

STM’den Üç Kıtada Millî Teknoloji

Türk savunma sanayiinde millî ve yenilikçi sistemlere imza atan STM Savunma Teknolojileri Mühendislik ve Ticaret A.Ş., ihracat odaklı büyüme stratejisi doğrultusunda Türk mühendisliğinin rekabetçi gücünü dünya pazarlarına taşımayı sürdürüyor. STM, Eylül ayındaki uluslararası fuar takvimi kapsamında; Polonya’da MSPO 2026, Güney Afrika’da Africa Aerospace and Defence (AAD) 2026 ve Azerbaycan’da ADEX 2026’ya katılacak. STM, üç önemli savunma sanayii buluşmasında askerî deniz platformlarından taktik insansız hava araçlarına, otonom su altı sistemlerinden yeni nesil vurucu sistemlere uzanan milli teknolojilerini uluslararası askerî heyetlerle buluşturacak. Millî Savunma Teknolojilerinin Avrupa’daki Durağı Polonya STM’nin Eylül ayındaki ilk durağı, 8-11 Eylül tarihlerinde Polonya’nın Kielce kentinde düzenlenecek MSPO 2026 olacak. Avrupa’nın önde gelen savunma sanayii fuarlarından MSPO’da STM, Türkiye’nin bir Avrupa Birliği ve NATO üyesi ülkeye gerçekleştirdiği ilk askerî gemi ihracatı olan ve Portekiz Deniz Kuvvetleri için inşa ettiği Denizde İkmal ve Lojistik Destek Gemisi’nin yanı sıra, Türkiye’nin ilk millî fırkateyni İstif Sınıfı Fırkateyn’i, STM MPAC Hücumbot’u ve küçük boyutlu denizaltı STM500’ün maketlerini sergileyecek. İnsansız deniz sistemlerinde ise İnsansız Otonom Sualtı Aracı STM NETA 300 ve sürü yetenekli kamikaze insansız deniz aracı STM YAKTU’yu fuarda görücüye çıkaracak. İnsansız hava sistemlerinde ise STM; sahada kendini kanıtlamış ve 4 kıtada 15’ten fazla ülkeye ihraç edilen Türkiye’nin ilk millî vurucu İHA’sı KARGU’yu, keşif ve gözetleme görevleri için geliştirilen TOGAN Mini İHA’yı, düşman İHA unsurlarını havada imha etmek üzere tasarlanan Avcı Drone TUNGA-X’i ve 1000 kilometreyi aşan menziliyle dikkat çeken Uzun Menzilli Kamikaze İHA Sistemi KUZGUN’u Avrupalı askerî heyetlerin ve sektör profesyonellerinin beğenisine sunacak. Türk Mühendisliği Afrika’da Vitrine Çıkacak STM’nin Eylül ayındaki ikinci durağı, 16-20 Eylül tarihlerinde Güney Afrika’nın Pretoria kentinde düzenlenecek Africa Aerospace and Defence (AAD) 2026 olacak. Askerî denizcilik alanında STM; İstif Sınıfı Fırkateyn’i, Pakistan Deniz Kuvvetleri için tasarlayıp inşa ettiği ve 2018 yılında teslim ettiği Pakistan Denizde İkmal Tankeri’ni, STM MPAC Hücumbot’u ve küçük boyutlu denizaltı STM500’ü Afrikalı askerî heyetlerle buluşturacak. İnsansız deniz sistemlerinde ise İnsansız Otonom Sualtı Aracı STM NETA 300 fuarda sergilenecek. İnsansız hava sistemlerinde ise STM; Türkiye’nin ilk millî vurucu İHA’sı KARGU’yu, dikey kalkış ve iniş kabiliyetine sahip TURUL VTOL İHA’yı, GNSS olmayan ortamlarda da görev yapabilme kabiliyetine sahip KERKES entegreli TOGAN İHA’yı, keşif ve gözetleme görevleri için geliştirilen TOGAN Mini İHA’yı ve Avcı Drone TUNGA-X’i AAD 2026’da uluslararası heyetlerin beğenisine sunacak. Eylül’de Son Durak Kardeş Ülke Azerbaycan STM, Eylül ayındaki uluslararası fuar maratonunu, 30 Eylül-2 Ekim tarihlerinde Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenecek ADEX 2026 ile tamamlayacak. Askerî denizcilik alanında STM; MİLGEM Projesi kapsamında geliştirilen ADA Sınıfı Korvet’i, yüksek sürat ve manevra kabiliyetine sahip STM MPAC Hücumbot’u ve İnsansız Otonom Sualtı Aracı STM NETA 300’ü ziyaretçilerle buluşturacak. İnsansız hava sistemlerinde ise Azerbaycan tarafından da kullanılan Türkiye’nin ilk millî vurucu İHA’sı KARGU, keşif ve gözetleme görevleri için geliştirilen TOGAN Mini İHA ve Avcı Drone TUNGA-X, ADEX 2026’da askerî heyetlerin ve sektör profesyonellerinin beğenisine sunulacak. Güleryüz: 4 Kıtada Türk Mühendisliğinin Gücünü Sahaya Taşıyoruz STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz, şunları kaydetti: “STM olarak, 35 yıldır geliştirdiğimiz ileri teknolojilerle Türk Silahlı Kuvvetlerimizi güçlendirirken, mühendislik kabiliyetlerimizi dost ve müttefik ülkelerle buluşturarak küresel ölçekte büyümemizi sürdürüyoruz. Bugüne kadar yurt içinde ve yurt dışında 11 farklı tersanede 44 askerî gemi projesi yürüttük ve yürütmeye devam ediyoruz. İHA sistemlerimiz bugün 4 kıtada 15’ten fazla ülkenin envanterinde başarıyla görev yaparken, NATO’nun istihbarat altyapısına yönelik kritik yazılımlar geliştiriyoruz. Ciromuzun yüzde 65’ten fazlasını ihracattan elde ediyoruz. İhracat odaklı sürdürülebilir büyüme stratejimiz doğrultusunda, ülkelerin ihtiyaçlarına özel, maliyet-etkin ve yenilikçi çözümler geliştiriyor; hızlı teslimat, esnek mühendislik ve teknoloji transferi yaklaşımımızla uzun soluklu iş birlikleri kuruyoruz. Üç kıtaya uzanan bu fuar takvimimizi de mevcut iş birliklerimizi güçlendirmek ve yeni ihracat başarılarına kapı aralamak için önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Türk mühendisliğinin ulaştığı seviyeyi ve millî teknolojilerimizin rekabet gücünü dünyanın dört bir yanında sergilemeye, Türk bayrağını küresel arenada gururla dalgalandırmaya devam edeceğiz.” STM – Eylül 2026 Fuar Takvimi MSPO 2026 Stant No: 4-B14 Tarih: 8-11 Eylül 2026 Yer: Kielce, Polonya Africa Aerospace and Defence (AAD) 2026 Stant No: 3W17 Tarih: 16-20 Eylül 2026 Yer: Pretoria, Güney Afrika ADEX 2026 Stant No: 2A-402 Tarih: 30 Eylül-2 Ekim 2026 Yer: Bakü, Azerbaycan Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Üç Sektör Tek Ekosistem Yaşam Bilimleri İstanbul’da Buluşuyor Haber

Üç Sektör Tek Ekosistem Yaşam Bilimleri İstanbul’da Buluşuyor

Bu ihtiyaçtan hareket eden Artkim Group, yaşam bilimlerinin birbirini tamamlayan üç önemli alanını uzmanlaşmış fuarlarla bir araya getiriyor. “Life Sciences deserves its own stage!” mottosuyla düzenlenen Pharmaist, CHCI – Cosmetics & Home Care Ingredients ve Food & Nutritional Ingredients (FNI), ilaçtan kozmetiğe, ev bakım ürünlerinden gıda ve beslenmeye uzanan geniş bir üretim ve tedarik zincirini İstanbul’da buluşturmaya hazırlanıyor. İlk katılımcılarını duyuran organizasyon, 9-11 Haziran 2027 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Üç ihtisas fuarını kapsayan organizasyon, Türkiye ve Avrasya’da yaşam bilimleri alanına odaklanan kapsamlı bir ticaret ve iş geliştirme platformu oluşturmayı hedefliyor. ÜÇ İHTİSAS FUARI, ÜÇ FARKLI UZMANLIK ALANI Yaşam bilimleri ekosisteminin üç önemli alanına odaklanan organizasyonda Pharmaist; ilaç hammaddeleri, üretim ve proses teknolojileri, ambalaj, laboratuvar ekipmanları ve GMP çözümlerini; CHCI – Cosmetics & Home Care Ingredients; kozmetik ve ev bakım hammaddeleri, aktif bileşenler, esanslar, formülasyon çözümleri ve üretim teknolojilerini; Food & Nutritional Ingredients (FNI) ise gıda katkı maddeleri, fonksiyonel içerikler, vitaminler, mineraller, bitkisel ekstraktlar, doğal bileşenler ve nutrasötik hammaddeleri sektör profesyonelleriyle buluşturacak. Üç organizasyonun birlikte konumlandırılmasının temelinde hammadde, içerik, Ar-Ge, formülasyon, üretim teknolojileri ve sürdürülebilirlik gibi ortak başlıklar bulunuyor. Her fuar kendi uzmanlık alanını korurken, profesyonellere birbirini tamamlayan teknolojileri, yeni iş birliklerini ve pazar fırsatlarını aynı organizasyon çatısı altında takip etme imkânı sunacak. SEKTÖR KURULUŞLARINDAN GÜÇLÜ DESTEK Yaşam bilimleri sektörlerinin profesyonel ihtiyaçlarına ve dinamiklerine uygun bir platform oluşturmayı hedefleyen organizasyon, sektörün önde gelen kuruluşlarının desteğiyle güçleniyor. Pharmaist, TİYSAT iş birliği ve FECC desteğiyle; CHCI – Cosmetics & Home Care Ingredients, KÜAD ve FECC desteğiyle; Food & Nutritional Ingredients (FNI) ise TÜGİDER desteğiyle gerçekleştirilecek. FNI kapsamında Seluz Diamond da sponsor olarak organizasyonda yer alacak. Sektör kuruluşlarının desteği, fuarların yalnızca ticari bir buluşma noktası olmasının ötesinde, sektörün ihtiyaçlarını ve gündemini yakından takip eden, profesyonellerin bilgi ve deneyim paylaşımına olanak sağlayan güçlü bir platform olarak konumlandırılmasına katkı sağlayacak. Önümüzdeki dönemde organizasyona katılan destekçi ve sponsorların da açıklanmasıyla birlikte, yaşam bilimleri ekosisteminin farklı paydaşlarını bir araya getiren güçlü bir iş birliği ağı oluşturulması hedefleniyor. İHTİSAS FUARCILIĞINDA YENİ DÖNEM YAŞAM BİLİMLERİYLE DEVAM EDİYOR Türkiye’de kimya sektörünün ihtisaslaşmış fuarcılık anlayışıyla gelişmesine öncülük eden Artkim Group, uzun yıllara dayanan sektörel fuarcılık deneyimini bu kez yaşam bilimleri alanına taşıyor. Artkim Group Kurucusu ve CEO’su Ahmet Güler, fuarların yalnızca ürün ve teknolojilerin sergilendiği organizasyonlar olmanın ötesinde, sektör profesyonellerinin bilgi alışverişinde bulunabileceği ve ticari fırsatları değerlendirebileceği bir ortam sunacağını belirterek: “Pharmaist, CHCI ve FNI ile amacımız; üreticilerden hammadde tedarikçilerine, teknoloji geliştiricilerinden Ar-Ge ekiplerine ve satın alma profesyonellerine kadar değer zincirinin farklı noktalarında yer alan paydaşları buluşturmak. Bu organizasyonlarla yeni ticari iş birliklerine, bilgi paylaşımına ve teknoloji transferine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Sektör kuruluşlarının desteğini de bu hedefin önemli bir parçası olarak görüyoruz. İstanbul’un yaşam bilimleri alanında bölgesel bir buluşma merkezi haline gelmesi için çalışmalarımıza şimdiden başladık.” ifadelerinde bulundu. 9-11 HAZİRAN’DA YAŞAM BİLİMLERİNİN KALBİ İSTANBUL’DA ATACAK Artkim Group tarafından düzenlenecek Pharmaist, CHCI – Cosmetics & Home Care Ingredients ve Food & Nutritional Ingredients (FNI) fuarları, 9-11 Haziran 2027 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Binlerce nitelikli ziyaretçiyi ağırlamaya hazırlanan organizasyon; yeni ticari fırsatlar, ihracat odaklı iş birlikleri, teknoloji transferi ve uluslararası ortaklıklar için zemin oluşturmayı hedefliyor. Fuarların, Türkiye’nin yaşam bilimleri alanındaki üretim ve inovasyon kapasitesinin uluslararası ölçekte daha güçlü şekilde konumlandırılmasına katkı sağlaması amaçlanıyor. ARTKİM GROUP HAKKINDA 2002 yılından bu yana faaliyet gösteren Artkim Group, kimya ve üretim sanayilerine yönelik geliştirdiği uluslararası organizasyonlar ve sektörel platformlarla alanının önde gelen şirketleri arasında yer almaktadır. Kimya, boya, kozmetik, gıda, ilaç, poliüretan, kompozit, yapıştırıcı, teknik köpük, tekstil, yüzey işlem ve endüstriyel boyama teknolojileri gibi farklı sektörlere yönelik uluslararası standartlarda 12 ayrı ihtisas organizasyonu gerçekleştiren Artkim Group, 24 yıllık deneyimiyle sektör profesyonellerini bir araya getirmektedir. Artkim Group, firmaların ürün ve teknolojilerini tanıtmalarına, yeni pazarlara açılmalarına ve uluslararası iş bağlantıları geliştirmelerine katkı sağlamaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye İle Azerbaycan Arasında Kimya Ticaretine Yeni Köprü Haber

Türkiye İle Azerbaycan Arasında Kimya Ticaretine Yeni Köprü

Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği, üretim üslerinin çeşitlendiği ve Orta Koridor'un uluslararası ticarette önem kazandığı süreçte Azerbaycan, kimya ve petrokimya yatırımlarında bölgenin yükselen üretim ve yatırım merkezlerinden biri haline geliyor. Güçlü enerji altyapısı, gelişen sanayi yatırımları, zengin hammadde kaynakları ve yatırım teşvikleriyle öne çıkan ülke; Türkiye, Kafkasya, Hazar Havzası ve Orta Asya'yı kapsayan yaklaşık 300 milyonluk pazara erişim sağlayan konumuyla uluslararası yatırımcıların ilgisini çekiyor. Bu dönüşümün en önemli yapı taşlarından biri olan Sumgayıt Kimya Sanayi Parkı, bugün 39 yatırımcıya ev sahipliği yapıyor. Parkta yatırım taahhüdü 6 milyar manatı, gerçekleşen yatırım tutarı ise 5,5 milyar manatı aşarken, 6 bin 200'ün üzerinde kişiye istihdam sağlanıyor. Burada üretilen ürünler 70'ten fazla ülkeye ihraç ediliyor. Alat Serbest Ekonomik Bölgesi ile birlikte oluşturulan yatırım ekosistemi de Azerbaycan'ın bölgesel üretim ve ihracat merkezi olma hedefini destekliyor. BÖLGESEL TİCARETİN YENİ BULUŞMA NOKTASI Gelişen sanayi altyapısından hareketle hayata geçirilen Turkchem Azerbaijan; üreticileri, hammadde tedarikçilerini, distribütörleri, teknoloji sağlayıcılarını, laboratuvar ekipmanı üreticilerini, yatırımcıları, satın alma profesyonellerini ve sektör karar vericilerini aynı çatı altında buluşturacak. Kimyasallar, petrokimya ürünleri, özel kimyasallar, laboratuvar teknolojileri, proses ekipmanları ve üretim teknolojilerini kapsayan organizasyon; uluslararası konferanslar, Turkchem Stage oturumları ve planlı B2B iş görüşmeleriyle katılımcılara yeni ticaret ve yatırım fırsatları sunacak. Turkchem Azerbaijan, yalnızca ürünlerin sergilendiği bir fuar olmanın ötesinde; sektör profesyonellerinin bilgi paylaşımında bulunduğu, yeni teknolojilerin tanıtıldığı ve uluslararası iş bağlantılarının geliştirildiği bir buluşma noktası olmayı amaçlıyor. TURKCHEM'İN ULUSLARARASI BÜYÜME YOLCULUĞUNDA YENİ ADIM Turkchem Azerbaijan'ın iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin yanı sıra teknoloji transferi ve yatırım iş birliklerine de katkı sağlayacağını belirten Artkim Group Kurucusu ve CEO'su Ahmet Güler: "Turkchem, yıllardır Türkiye'de kimya sektörünün en önemli buluşmalarından biri olarak üreticileri, tedarikçileri, yatırımcıları ve sektör profesyonellerini bir araya getiriyor. Azerbaycan da son yıllarda kimya ve petrokimya yatırımlarında önemli bir ivme yakaladı. Türkiye ile güçlü ticari ilişkileri, gelişen sanayi altyapısı ve Kafkasya ile Orta Asya pazarlarına açılan stratejik konumu nedeniyle Turkchem'in uluslararası büyüme yolculuğundaki ilk adımını Azerbaycan'da atmayı tercih ettik. Bu doğrultuda, Turkchem'in Türkiye'de oluşturduğu güçlü ekosistemi şimdi Azerbaycan'a taşıyoruz. Turkchem Azerbaijan'ın, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ticari ilişkilerin güçlenmesine, yeni yatırım fırsatlarının oluşmasına ve bölgesel iş birliklerinin gelişmesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz" dedi. BAKÜ'NÜN STRATEJİK KONUMU YENİ FIRSATLAR SUNUYOR Bakü'nün sunduğu bölgesel avantajlara dikkat çeken Güler, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bakü; Kafkasya, Hazar Havzası ve Orta Asya pazarlarına erişim sağlayan stratejik konumuyla uluslararası şirketler için önemli bir ticaret ve yatırım merkezi. Turkchem Azerbaijan, fuar deneyimini uluslararası konferanslar, Turkchem Stage oturumları ve planlı B2B görüşmeleriyle destekleyerek katılımcılara iş geliştirme odaklı kapsamlı bir sektör buluşması sunacak. Bu adımla Turkchem'in uluslararası etki alanını genişletirken, Türkiye'nin kimya sektörünü de yeni pazarlara taşımayı hedefliyoruz." Artkim Group, uluslararası fuarcılık vizyonu doğrultusunda Türkiye'nin kimya sektörünü yeni pazarlarla buluşturmaya devam ederken, Turkchem Azerbaijan'ın Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ekonomik ilişkilerin güçlenmesine, bölgesel ticaret hacmini artıracak yeni ortaklıkların kurulmasına ve Kafkasya ile Orta Asya'nın önemli sektör buluşmalarından biri haline gelmesine katkı sunması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Singapur Hava Trafiğinde Yeni Dönem: Yılda 1 Milyon Uçuş Yapay Zekâyla Yönetilecek Haber

Singapur Hava Trafiğinde Yeni Dönem: Yılda 1 Milyon Uçuş Yapay Zekâyla Yönetilecek

Singapur Sivil Havacılık Otoritesi, hızla büyüyen hava trafiğini yönetebilmek amacıyla yeni nesil hava trafik yönetim sisteminin geliştirilmesi için Thales’i seçti. Yapay zekâ ve gelişmiş siber güvenlik teknolojileriyle desteklenecek sistemin, 2030 yılına kadar hizmete alınması ve yılda bir milyon uçak hareketini yönetmesi hedefleniyor. Singapur, bölgesel hava trafiğinde beklenen büyümeye hazırlanmak için hava trafik kontrol altyapısını kapsamlı biçimde yenilemeye hazırlanıyor. Singapur Sivil Havacılık Otoritesi (CAAS), ülkenin yeni nesil Hava Trafik Yönetim Sistemi’nin geliştirilmesi ve hava trafik kontrol radarlarının tedarik edilmesi için Fransız teknoloji şirketi Thales ile anlaşma imzaladı. NexGen ATMS adı verilen sistem, Singapur’da halen kullanılan LORADS III altyapısının yerini alacak. Projenin 2030 yılında operasyonel kullanıma geçmesi planlanıyor. Yeni sistemin tam kapasiteye ulaşmasıyla birlikte Singapur hava trafik kontrol birimlerinin, yılda bir milyon uçak hareketini güvenli ve verimli şekilde yönetebilmesi hedefleniyor. Hava trafik kontrolünde yapay zekâ dönemi NexGen ATMS’nin temelinde Thales tarafından geliştirilen TopSky – ATC One çözümü yer alacak. Yeni nesil otomasyon platformu; hava trafik kontrolörlerine gerçek zamanlı karar destek araçları, sadeleştirilmiş operasyon süreçleri ve gelişmiş bir insan-makine arayüzü sunacak. Sistemin yüksek düzeyde otomasyona sahip olması, kontrolörlerin operasyonel yükünü azaltırken kritik kararların daha hızlı ve daha güvenilir biçimde alınmasına yardımcı olacak. Platform bünyesinde kullanılacak TopSky – Sequencer çözümü ise yapay zekâ desteğiyle uçakların kalkış ve varış sıralamalarını optimize edecek. Böylece havaalanı ve çevresindeki trafik akışının daha düzenli hâle getirilmesi, yoğun saatlerde oluşabilecek gecikmelerin azaltılması planlanıyor. Yapay zekâ destekli sıralama sisteminin yalnızca operasyonel verimlilik sağlaması beklenmiyor. Daha düzenli yaklaşma ve kalkış süreçleri sayesinde uçakların havada bekleme sürelerinin, yakıt tüketiminin ve buna bağlı karbon emisyonlarının da azaltılması amaçlanıyor. İki yeni nesil radar kurulacak Proje yalnızca yazılım ve hava trafik yönetim altyapısıyla sınırlı kalmayacak. Thales, Singapur’un hava sahası gözetleme kapasitesini artırmak amacıyla iki yeni nesil hava trafik kontrol radarı da kuracak. Radarların, zorlu hava koşullarında dahi uçakların kesintisiz biçimde tespit edilmesini sağlayacak şekilde tasarlandığı belirtildi. Haftanın yedi günü, günün 24 saati çalışacak sistemler, NexGen ATMS mimarisine doğrudan entegre edilecek. Radarlar ile radar dışı gözetleme kaynaklarından elde edilen bilgilerin aynı platformda birleştirilmesiyle hava trafik kontrolörlerine daha kapsamlı ve güncel bir hava sahası görünümü sunulacak. Bu entegrasyonun durumsal farkındalığı güçlendirmesi ve uçuşların daha hassas verilerle yönetilmesini sağlaması bekleniyor. Siber güvenlik yeni sistemin merkezinde olacak Hava trafik kontrol altyapıları, ülkelerin kritik tesisleri arasında bulunuyor. Bu nedenle NexGen ATMS’nin siber güvenlik bileşenleri, projenin öncelikli alanlarından biri olarak belirlendi. Yeni platform, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) ile Singapur’un ulusal siber güvenlik standartlarına uyumlu teknolojilerle korunacak. Sistemin açık mimariye sahip olması ise gelecekte ortaya çıkabilecek yeni ihtiyaçlara daha hızlı uyum sağlanmasına imkân verecek. Açık mimari sayesinde sisteme yeni teknolojiler, yazılım güncellemeleri ve üçüncü taraf çözümleri entegre edilebilecek. Böylece 2030 yılında hizmete alınacak altyapının, ilerleyen yıllarda değişen hava trafik yönetimi ihtiyaçlarına göre geliştirilebilmesi amaçlanıyor. Singapurlu uzmanlar Fransa’daki proje ofisine katılacak Anlaşmanın önemli unsurlarından birini de bilgi ve teknoloji transferi oluşturuyor. Proje kapsamında CAAS personeli, Fransa’daki proje ofisinde yürütülen çalışmalara doğrudan katılacak. Singapur’da hayata geçirilecek yerelleştirme projeleriyle birlikte ülkenin yeni sistemin kurulumu, işletilmesi ve gelecekte geliştirilmesi konusunda kendi teknik kapasitesini artırması hedefleniyor. Bu yaklaşım, projenin yalnızca yeni bir teknolojik sistemin satın alınmasından ibaret olmadığını; uzun vadeli uzmanlık ve insan kaynağı oluşturma programı niteliği taşıdığını gösteriyor. Thales ve CAAS iş birliği yeni aşamaya taşınıyor Thales Uluslararası Geliştirmeden Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Pascale Sourisse, NexGen ATMS projesinin Singapur’un hava trafik yönetiminde yeni bir dönemi temsil ettiğini belirtti. Thales ile CAAS arasında LORADS III projesine dayanan uzun süreli bir iş birliği bulunduğuna dikkat çeken Sourisse, geçmiş projelerde edinilen deneyimin yeni sistemin geliştirilmesine önemli katkı sağlayacağını ifade etti. Yeni hava trafik yönetim altyapısının, uçuş sayılarındaki büyümeyi desteklerken Singapur’un Asya-Pasifik bölgesindeki önemli havacılık merkezlerinden biri olma konumunu da güçlendirmesi bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.