Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Teknoloji Yatırımı

Kapsül Haber Ajansı - Teknoloji Yatırımı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Teknoloji Yatırımı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yapay Zeka Projeleri Neden Başarısız Oluyor? Haber

Yapay Zeka Projeleri Neden Başarısız Oluyor?

Yapay zeka, küresel ekonomik genişlemenin ana itici güçlerinden birine dönüşüyor. Kullanım alanları hızla çeşitlenirken, Morgan Stanley 2028 yılına kadar dünya genelinde yapay zeka çağını destekleyecek yeni veri merkezlerinin inşasına 2,9 trilyon dolarlık yatırım yapılacağını öngörüyor. Ancak yapay zeka yatırımları küresel ölçekte rekor hızla artarken, kurumların teknoloji altyapılarında yıllar içinde biriken yapısal yük de büyümeyi sürdürüyor. Yapay zeka yatırımlarının artan ivmesi, kurumların uzun süredir biriktirdiği bu yapısal sorunları perdeleyebiliyor. Finansal tablolarda görünmeyen ancak çevikliği, inovasyon kapasitesini ve dönüşüm hızını doğrudan etkileyen bu sorunlar, artık “dijital borç” kavramıyla tanımlanıyor. Dijital borç; yalnızca eski kod yapılarından değil, yıllar içinde birbirinden bağımsız biçimde devreye alınmış platformlardan, tamamlanmamış entegrasyonlardan, mükerrer araçlardan, veri silolarından ve bu yapılar üzerinde şekillenmiş kırılgan iş süreçlerinden besleniyor. Görünmeyen yükler yeni yatırımların etkisini sınırlıyor Kurumsal kaynak planlama (ERP) pazarının liderlerinden Industrial Application Software (IAS) CTO’su Bahtiyar Tan, kurumların yapay zekaya yönelik artan ilgisinin, temel dijital mimarinin önemini gölgede bırakmaması gerektiğinin altını çiziyor: “Bugün birçok kurum hız ve ölçek avantajı elde etmek için yeni teknolojilere yöneliyor. Ancak birbirleriyle konuşmayan sistemlerin, düşük veri kalitesinin ve geçmişten taşınan yapısal yüklerin üzerine yapay zeka katmanı eklemek; dışarıdan güçlü görünen ama içeride sürdürülebilirliği zayıf bir yapı kurmak anlamına geliyor. Yapay zeka projelerinde kalıcı başarı, önce verinin niteliğine, ardından bu veriyi taşıyan dijital omurganın dayanıklılığına bağlı.” Yapay zeka çağında şirketlerin karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri, yeni yatırım bütçelerinin önemli bir bölümünün yeni değer üretmek yerine geçmişte alınmış dağınık kararların sonuçlarını taşımaya ayrılması. McKinsey verileri, dijital borcun ana kaynaklarından biri olan teknik borcun günümüzde şirketlerin BT bilançolarının yaklaşık yüzde 40’ını oluşturduğunu ortaya koyuyor. Accenture ise entegre olmayan sistemler ile düşük veri kalitesinin kurumlara yıllık ortalama 12,9 milyon dolar maliyet yarattığına işaret ediyor. Bu tablo, yapay zekaya ayrılan bütçelerin tek başına dönüşüm başarısını garanti etmediğini gösteriyor. CEO’ların yüzde 94’ünün, 2026’da somut sonuç alınamasa bile yapay zeka yatırımlarını sürdürme niyetinde olması, kurumların bu alandaki kararlılığını ortaya koyarken, aynı zamanda dijital borcun artması riskini ve buna bağlı altyapı hazırlığının önemini daha da artırıyor. Güçlü dijital omurganın doğrudan rekabet avantajını etkileyen yapısal bir unsur olduğuna dikkat çeken Tan, “Kurumlar için kritik soru, bugünün teknoloji yatırımının yarın için stratejik bir varlığa mı yoksa yönetilmesi zor yeni bir yükümlülüğe mi dönüşeceğidir. Bir yapının neden o şekilde kurulduğunu anlamadan yapılan radikal müdahaleler, bazı sorunları çözerken daha büyük kırılganlıklar da yaratabilir” dedi. Yapay zekada sürdürülebilir değer için planlı dönüşüm şart IAS’a göre yapay zekadan gerçek ve sürdürülebilir değer üretmenin yolu, onu tekil bir teknoloji yatırımı olarak ele almak yerine kurumun tamamına yayılan bütünsel bir dijital omurga üzerinde konumlandırmaktan geçiyor. Bu bütüncül yaklaşım, ani ve parçalı müdahaleler yerine mevcut yapıyı anlayan, veri bütünlüğünü önceleyen ve sistemler arası entegrasyonu esas alan planlı dönüşüm adımlarını gerekli kılıyor. Dönüşümün heves ve aceleyle değil mimari farkındalıkla yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Tan, “Yapay zeka yatırımlarının çarpık dijitalleşmeyi derinleştirmemesi için kurumların planlı bir dönüşüm yaklaşımı benimsemeleri gerekiyor. Yapay zekanın gerçek değeri ancak sağlam bir temel üzerinde yükseldiğinde sürdürülebilir rekabet avantajına dönüşebiliyor” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TP Türkiye, Yapay Zeka Yönetim Sistemi Sertifikasını Alan Sektöründeki İlk Şirket Oldu Haber

TP Türkiye, Yapay Zeka Yönetim Sistemi Sertifikasını Alan Sektöründeki İlk Şirket Oldu

Bu sertifikanın kazanılmasında önemli rol oynayan TP.ai FAB (Foundational AI Backbone), TP’nin stratejik yol haritası Future Forward’ın merkezinde yer alıyor. Yapay zekâ, insan uzmanlığı ve süreç mükemmeliyetini entegre bir orkestrasyon yapısında buluşturan platform, iş dünyasının geleceğine yön veriyor. Platformun üç katmanlı mimarisi; işletmelere çeviklik, güvenlik sağlayan esneklik, ölçeklenebilir ve son derece güçlü bir teknoloji altyapısı sunuyor. En üstteki Hazır Çözümler Katmanı, şirketlerin hızlı ve etkin bir şekilde devreye alabileceği AI çözümlerini içeriyor. Orkestrasyon Katmanı, insan becerilerini, yapay zekayı ve operasyonel süreçleri kusursuz bir uyum içinde bir araya getirerek yüksek verimlilik sağlıyor. Temel Katman ise tüm bu yapının üzerinde yükseldiği güvenli, sağlam ve ölçeklenebilir teknolojik bir temel oluşturuyor. Konuyla ilgili bir değerlendirme yapan TP Türkiye ve Azerbaycan CEO’su Tülay Doğrular, “TP Türkiye olarak ISO 42001 sertifikasını alan dünyanın ilk BPO’su olmaktan büyük gurur duyuyoruz. Bizim için yapay zekâ yalnızca bir teknoloji yatırımı değil; güveni, kaliteyi ve insan deneyimini yeniden tanımlayan stratejik bir dönüşüm alanı. Bu sertifikasyon, yapay zekâyı şeffaf, denetlenebilir ve sürekli geliştirilen bir yönetim sistemi çerçevesinde ele aldığımızı ortaya koyuyor. Bugün satıştan müşteri hizmetlerine, arka ofis süreçlerinden çok dilli operasyonlara kadar geniş bir alanda yapay zekâ ve ileri analitik çözümlerimizle somut sonuçlar üretiyoruz. Elde ettiğimiz çıktılar, yapay zekânın gerçek değerinin yalnızca hız ve verimlilikte değil; güven, şeffaflık ve insan odaklı tasarım ile birlikte ortaya çıktığını gösteriyor. Önümüzdeki dönemde de ileri teknolojiyi insan empatisiyle harmanlayan yaklaşımımızla sürdürülebilir değer yaratmaya devam edeceğiz.” dedi. ISO/IEC 42001, yapay zekâ teknolojilerinin güvenilir, sorumlu ve kontrollü bir şekilde geliştirilmesi, uygulanması ve yönetilmesi için oluşturulmuş ilk uluslararası yapay zekâ yönetim sistemi standardıdır. Her sektörden ve her ölçekte kuruluşa uygulanabilen bu standart; şirketlerin yapay zekâ kullanımında şeffaflık, hesap verebilirlik, adillik, ayrımcılığın önlenmesi, gizliliğe saygı ve insan refahının korunması gibi temel etik ilkeleri esas almasını sağlıyor. Aynı zamanda yapay zekâya bağlı risklerin belirlenmesi, azaltılması ve ilgili yasal düzenlemelere uyumun desteklenmesi için bir çerçeve sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TP, ISO 42001 “Yapay Zekâ Yönetim Sistemi” Sertifikasını Alan Dünyadaki İlk BPO Oldu Haber

TP, ISO 42001 “Yapay Zekâ Yönetim Sistemi” Sertifikasını Alan Dünyadaki İlk BPO Oldu

Sektöründe ilk kez TP’nin aldığı bu sertifikasyon, şirketin yapay zekâyı yalnızca bir teknoloji yatırımı olarak değil; uçtan uca yönetilen, denetlenen ve sürekli iyileştirilen bir “yönetişim” alanı olarak ele aldığını uluslararası düzeyde tescillemiş oldu. Bu sertifikanın kazanılmasında önemli rol oynayan TP.ai FAB (Foundational AI Backbone), TP’nin stratejik yol haritası Future Forward’ın merkezinde yer alıyor. Yapay zekâ, insan uzmanlığı ve süreç mükemmeliyetini entegre bir orkestrasyon yapısında buluşturan platform, iş dünyasının geleceğine yön veriyor. Platformun üç katmanlı mimarisi; işletmelere çeviklik, güvenlik sağlayan esneklik, ölçeklenebilir ve son derece güçlü bir teknoloji altyapısı sunuyor. En üstteki Hazır Çözümler Katmanı, şirketlerin hızlı ve etkin bir şekilde devreye alabileceği AI çözümlerini içeriyor. Orkestrasyon Katmanı, insan becerilerini, yapay zekayı ve operasyonel süreçleri kusursuz bir uyum içinde bir araya getirerek yüksek verimlilik sağlıyor. Temel Katman ise tüm bu yapının üzerinde yükseldiği güvenli, sağlam ve ölçeklenebilir teknolojik bir temel oluşturuyor. Konuyla ilgili bir değerlendirme yapan TP Türkiye ve Azerbaycan CEO’su Tülay Doğrular, “TP Türkiye olarak ISO 42001 sertifikasını alan dünyanın ilk BPO’su olmaktan büyük gurur duyuyoruz. Bizim için yapay zekâ yalnızca bir teknoloji yatırımı değil; güveni, kaliteyi ve insan deneyimini yeniden tanımlayan stratejik bir dönüşüm alanı. Bu sertifikasyon, yapay zekâyı şeffaf, denetlenebilir ve sürekli geliştirilen bir yönetim sistemi çerçevesinde ele aldığımızı ortaya koyuyor. Bugün satıştan müşteri hizmetlerine, arka ofis süreçlerinden çok dilli operasyonlara kadar geniş bir alanda yapay zekâ ve ileri analitik çözümlerimizle somut sonuçlar üretiyoruz. Elde ettiğimiz çıktılar, yapay zekânın gerçek değerinin yalnızca hız ve verimlilikte değil; güven, şeffaflık ve insan odaklı tasarım ile birlikte ortaya çıktığını gösteriyor. Önümüzdeki dönemde de ileri teknolojiyi insan empatisiyle harmanlayan yaklaşımımızla sürdürülebilir değer yaratmaya devam edeceğiz.” dedi. ISO/IEC 42001, yapay zekâ teknolojilerinin güvenilir, sorumlu ve kontrollü bir şekilde geliştirilmesi, uygulanması ve yönetilmesi için oluşturulmuş ilk uluslararası yapay zekâ yönetim sistemi standardıdır. Her sektörden ve her ölçekte kuruluşa uygulanabilen bu standart; şirketlerin yapay zekâ kullanımında şeffaflık, hesap verebilirlik, adillik, ayrımcılığın önlenmesi, gizliliğe saygı ve insan refahının korunması gibi temel etik ilkeleri esas almasını sağlıyor. Aynı zamanda yapay zekâya bağlı risklerin belirlenmesi, azaltılması ve ilgili yasal düzenlemelere uyumun desteklenmesi için bir çerçeve sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka Hangi Sektörü Nasıl Değiştiriyor? Haber

Yapay Zeka Hangi Sektörü Nasıl Değiştiriyor?

Bir fabrikanın bakım planını artık ustabaşı değil, sensör verisini okuyan bir algoritma belirliyorsa; bir bankada kredi ön değerlendirmesi saniyeler içinde tamamlanıyorsa; bir lojistik şirketi rota planını anlık trafik, hava ve maliyet verisine göre yeniden kuruyorsa, mesele yalnızca teknoloji yatırımı değildir. Bu, sektörlerin çalışma mantığının yeniden yazılmasıdır. Yapay zeka artık tek bir teknoloji başlığı olarak ele alınmıyor. Şirketler için verimlilik aracı, kamu için kapasite çarpanı, yatırımcı için büyüme alanı, medya ve iletişim ekipleri için ise hız ile güven arasındaki yeni denge anlamına geliyor. Bu nedenle “yapay zeka sektöre etkisi nedir” sorusu, teknik bir meraktan çok stratejik bir yönetim sorusuna dönüşmüş durumda. Yapay zeka sektöre etkisi nedir? En kısa yanıt şu: Yapay zeka, sektörlerde karar alma hızını artırıyor, operasyon maliyetlerini yeniden şekillendiriyor ve rekabet eşiğini yukarı taşıyor. Ancak etki her alanda aynı yoğunlukta görülmüyor. Veri kalitesi yüksek, süreçleri ölçülebilir ve tekrar eden iş akışları belirgin olan sektörler daha hızlı sonuç alıyor. Buna karşılık düzenlemeye açık, insan denetiminin kritik olduğu veya veri standardizasyonu zayıf alanlarda geçiş daha temkinli ilerliyor. Burada asıl fark, otomasyondan öteye geçilmesi. Klasik otomasyon aynı işi daha hızlı yapar. Yapay zeka ise talep tahmini yapar, arıza olasılığını öngörür, müşteri davranışını sınıflandırır, sahadaki riski önceden işaret eder. Yani yalnızca iş yükünü azaltmaz, karar kalitesini de etkiler. Kurumsal açıdan bakıldığında yapay zekanın sektörel etkisi üç seviyede ortaya çıkıyor. İlk seviyede süreç verimliliği var. İkinci seviyede yeni ürün ve hizmet geliştirme kapasitesi devreye giriyor. Üçüncü seviyede ise pazar yapısı değişiyor; ölçek avantajı, veri avantajına dönüşüyor. Üretim ve sanayide dönüşüm Sanayi, yapay zekanın en somut sonuç verdiği alanlardan biri. Çünkü üretim sahası ölçülebilir, veri üreten ve optimizasyona açık bir yapı sunuyor. Görüntü işleme ile kalite kontrol süreçleri hızlanıyor, kestirimci bakım sayesinde plansız duruşlar azalıyor, enerji tüketimi daha hassas biçimde yönetiliyor. Özellikle yüksek hacimli üretim yapan şirketlerde küçük bir iyileşme bile büyük finansal etki yaratıyor. Hata oranındaki sınırlı bir düşüş, fire maliyetini ciddi biçimde azaltabiliyor. Bununla birlikte her tesis aynı hızda dönüşemiyor. Eski makine parkı, dağınık veri altyapısı ve uzman insan kaynağı eksikliği, yatırımın geri dönüş süresini uzatabiliyor. Sanayi tarafında kritik konu, yapay zekayı tek başına bir yazılım projesi gibi görmemek. Asıl değer, operasyon teknolojileri, ERP altyapısı ve saha verisi bir araya geldiğinde oluşuyor. Finans, sigorta ve risk yönetiminde yeni dönem Finans sektörü zaten veri yoğun bir alan olduğu için yapay zekayı erken benimseyen sektörler arasında yer alıyor. Kredi skorlama, sahtecilik tespiti, müşteri segmentasyonu ve çağrı merkezi süreçleri bu dönüşümün en görünür başlıkları. Sistemler çok büyük veri setlerini insan kapasitesinin ötesinde işleyebildiği için karar süresi kısalıyor. Buna rağmen finansta hız tek başına yeterli değil. Regülasyon, şeffaflık ve açıklanabilirlik ihtiyacı çok yüksek. Bir müşteriye neden kredi verilmediği veya hangi işlem nedeniyle risk uyarısı üretildiği açıklanamazsa, kurum açısından hem hukuki hem itibari risk oluşuyor. Bu nedenle finansta yapay zeka kullanımı güçlü sonuç üretse de “kara kutu” yaklaşımı her zaman kabul görmüyor. Sigortada ise fiyatlama, hasar analizi ve dolandırıcılık tespiti öne çıkıyor. Burada da temel kazanç, daha doğru risk sınıflandırması. Fakat aşırı otomasyon, müşteri memnuniyetini zedeleyebilir. Özellikle itiraz, hasar anlaşmazlığı ve bireysel mağduriyet içeren dosyalarda insan müdahalesi hâlâ belirleyici. Sağlıkta hız, doğruluk ve etik denge Sağlıkta yapay zeka etkisi en çok görüntüleme, erken teşhis desteği, hastane operasyon planlaması ve ilaç araştırmalarında hissediliyor. Radyoloji görüntülerinin ön analizi, hekimlerin iş yükünü azaltabiliyor. Yoğun bakım ve acil servis gibi alanlarda risk skorlama sistemleri kritik uyarılar üretebiliyor. Ancak sağlık, hata toleransı en düşük sektörlerden biri. Burada “yüksek doğruluk” ile “klinik güven” aynı şey değil. Bir modelin başarılı olması, her hasta grubunda aynı sonucu vereceği anlamına gelmiyor. Veri setinin temsili gücü, hasta mahremiyeti ve hekim sorumluluğu gibi başlıklar belirleyici olmaya devam ediyor. Bu nedenle sağlıkta yapay zekanın rolü, kısa vadede hekimin yerini almak değil; teşhis, önceliklendirme ve operasyon yönetiminde güçlü bir karar destek katmanı oluşturmak. Lojistik, perakende ve tedarik zincirinde verimlilik baskısı Lojistik ve perakende tarafında yapay zeka doğrudan marjlara dokunuyor. Talep tahmini, stok optimizasyonu, rota planlama ve depo yönetimi gibi alanlarda yapılan iyileştirmeler, kârlılığı etkileyen operasyonel farklar yaratıyor. Özellikle çok kanallı satış yapan şirketler için stok görünürlüğü ve sipariş akışının doğru yönetilmesi kritik. Buradaki güçlü taraf, anlık veriyle çalışma imkânı. Zayıf taraf ise dış etkenlerin yüksekliği. Jeopolitik risk, hava koşulları, ani talep dalgalanmaları ve tedarikçi kaynaklı kırılmalar, model performansını kısa sürede değiştirebiliyor. Bu yüzden lojistikte en iyi sonuç, yapay zekayı statik tahmin sistemi olarak değil, sürekli güncellenen karar altyapısı olarak kullanan şirketlerde görülüyor. Perakendede müşteri deneyimi de dönüşüyor. Kişiselleştirilmiş öneriler, dinamik fiyatlama ve kampanya optimizasyonu satış performansını artırabiliyor. Fakat aşırı kişiselleştirme, tüketici tarafında izlenme hissi yaratırsa ters etki de doğurabiliyor. Tarım, enerji ve savunma gibi stratejik alanlarda etki daha derin Tarımda yapay zeka, verimlilik kadar kaynak yönetimi açısından da önem taşıyor. Uydu görüntüleri, sensörler ve hava verileriyle desteklenen sistemler sulama, gübreleme ve hastalık takibini daha isabetli hale getiriyor. Bu, maliyet avantajı kadar sürdürülebilirlik açısından da kritik. Enerjide yük tahmini, arıza öngörüsü ve tüketim optimizasyonu öne çıkıyor. Özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme entegrasyonunda tahmin doğruluğu önemli. Rüzgâr ve güneş üretimindeki dalgalanmanın daha iyi yönetilmesi, şebeke dengesi açısından stratejik değer taşıyor. Savunma sanayinde ise yapay zekanın etkisi yalnızca verimlilikle sınırlı değil. Karar üstünlüğü, tehdit analizi, otonom sistemler ve istihbarat işleme kapasitesi gibi daha yüksek stratejik başlıklara uzanıyor. Bu alanda teknolojik yetkinlik, doğrudan ulusal rekabet gücüyle ilişkilendiriliyor. Ancak etik sınırlar, insan denetimi ve güvenlik protokolleri burada çok daha hassas ele alınıyor. İstihdama etkisi: Azalma mı, dönüşüm mü? “Yapay zeka işleri elinden alacak mı?” sorusu sektör tartışmalarının merkezinde kalmayı sürdürüyor. Gerçek tablo daha karmaşık. Bazı görevler gerçekten azalıyor. Özellikle tekrarlı veri girişi, standart raporlama, temel müşteri yanıtları ve ilk seviye analiz gibi alanlarda insan emeğine olan ihtiyaç düşebiliyor. Buna karşılık yeni roller de oluşuyor. Veri yönetişimi, model denetimi, yapay zeka etik uyumu, süreç tasarımı ve alan uzmanlığı ile teknoloji arasındaki çeviri rolü öne çıkıyor. Yani istihdamın yönü tamamen daralmıyor; görev tanımları değişiyor. Şirketler açısından asıl risk, teknolojiyi kurup insan dönüşümünü ihmal etmek. Eğitim yapılmadığında çalışan direnci artıyor, verimlilik beklenenden düşük kalıyor ve yatırım boşa çıkabiliyor. Bu nedenle yapay zeka projeleri artık yalnızca BT departmanının değil, insan kaynakları ve üst yönetimin de ajandasında yer alıyor. Yapay zeka sektöre etkisi neden her şirkette aynı değil? Aynı sektörde faaliyet gösteren iki şirketin çok farklı sonuçlar almasının temel nedeni, teknolojinin kendisinden çok kurumsal hazırlık düzeyi. Veri dağınıksa, süreç sahipliği net değilse ve yönetim beklentisi gerçekçi değilse, güçlü modeller bile sınırlı katkı sağlar. Ölçek de önemli bir değişken. Büyük şirketler veri hacmi ve yatırım kapasitesi sayesinde daha hızlı ilerleyebiliyor. Ancak çevik orta ölçekli şirketler de daha az bürokrasiyle hızlı uyum sağlayabiliyor. Bu yüzden avantaj sadece bütçede değil, uygulama disiplininde. Bir diğer kritik unsur, kullanım senaryosunun doğru seçilmesi. Her probleme yapay zeka eklemek değer yaratmıyor. En başarılı örnekler genellikle maliyet baskısının net olduğu, başarı metriğinin ölçülebildiği ve insan-makine iş birliğinin iyi kurgulandığı alanlardan çıkıyor. Yönetim kurulları için asıl mesele teknoloji değil, yönetişim Bugün birçok kurum yapay zekaya yatırım yapıyor, ancak asıl rekabet farkı araç sahipliğinde değil, yönetişim kalitesinde oluşuyor. Veri güvenliği nasıl sağlanacak, hangi kararlar insan onayı olmadan verilmeyecek, model hatası durumunda sorumluluk kimde olacak, bu sorular netleşmeden ölçekli kullanım risk yaratabiliyor. Bu nedenle yapay zeka stratejisi, sadece inovasyon veya verimlilik başlığı altında ele alınmamalı. Kurumsal itibar, hukuki uyum, siber güvenlik ve sektör regülasyonu ile birlikte düşünülmeli. Özellikle haber, finans, sağlık ve savunma gibi güven temelli alanlarda bu çerçeve daha da kritik hale geliyor. Kapsül Haber Ajansı gibi sektörel gelişmeleri yakından izleyen yayın platformları açısından da mesele açık: Yapay zeka artık ayrı bir teknoloji kategorisi değil, ekonomi ve sanayiden kamu politikalarına kadar tüm başlıkları etkileyen yatay bir dönüşüm alanı. Önümüzdeki dönemde kazananlar, yapay zekayı en çok konuşanlar değil; nerede değer ürettiğini, nerede risk yarattığını ve nerede insan kararının vazgeçilmez kaldığını doğru ayıran kurumlar olacak.

TP Eğitim ve Dijital Yetkinliklerle Çalışanlarını Geleceğe Hazırlıyor Haber

TP Eğitim ve Dijital Yetkinliklerle Çalışanlarını Geleceğe Hazırlıyor

Dijital iş hizmetlerinin küresel lideri TP, insan odaklı yaklaşımı ve güçlü kurum kültürüyle küresel çapta en iyi işverenler arasında yer alıyor. Great Place to Work® tarafından hazırlanan “Dünyanın En İyi İşverenleri 2025” listesinde ilk 10’da yer alan TP, 69 ülkede sahip olduğu Great Place to Work® sertifikalarıyla, globaldeki 500 bini aşkın çalışanının %97’sine kapsayıcı, güvenli ve gelişim odaklı bir çalışma ortamı sunuyor. TP Türkiye & Azerbaycan İnsan Kaynaklarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Jülide Marangoz, çalışan gelişimine yönelik vizyonlarını şu sözlerle aktarıyor: “TP olarak insana yapılan yatırımın, geleceğin en güçlü iş stratejisi olduğuna inanıyoruz. Eğitim ve gelişim yatırımlarımızla ekiplerimizi yarının liderleri olarak yetiştiriyoruz. Araştırmalar, iş dünyasının %73'ünün beceri geliştirme konusunda daha fazla destek beklediğini ve uzun vadeli yetenek stratejilerinin hayati önem taşıdığını ortaya koyuyor. Biz de bu doğrultuda, çalışanlarımızın gelişimini destekleyen, potansiyellerini açığa çıkaran ve kariyer yolculuklarını uzun vadede güçlendiren bir kurum kültürü inşa ediyoruz. Bu sürecin merkezine dijital becerileri yerleştiriyoruz. McKinsey verileri gösteriyor ki dijital yetkinlikleri güçlü şirketler, performansta 4 kata kadar fark yaratıyor. Biz de bu bilinçle kişiselleştirilmiş, sürekli güncellenen eğitim programlarımızla dijital becerileri çalışanlarımızın yetkinlik setine entegre ediyoruz. İnsana ve gelişime odaklanan yaklaşımımızla uzun vadeli ve sürdürülebilir değer yaratmaya devam edeceğiz.” TP, Çalışan Gelişimini Stratejik Eğitim Programlarıyla Destekliyor TP, çalışan gelişimini desteklemek amacıyla kapsamlı eğitim programları yürütüyor. Yeni katılan çalışanlar için tasarlanan Preboarding & Onboarding Programı, hoş geldin aramaları, buddy desteği, İSG ve soft skill eğitimleriyle çok yönlü bir adaptasyon süreci sunuyor. Düzenli olarak gerçekleştirilen Foundation eğitimleri teknik bilgi, liderlik ve zaman yönetimi gibi konularda yetkinlik kazandırırken, hazırlık seviyeleri Readiness Score ile ölçülüyor. Yüksek performans gösteren çalışanlara yönelik Jump! Programı ise teknik ve davranışsal eğitimler, mentorluk ve yetenek havuzunda kariyer fırsatlarıyla geleceğin liderlerini yetiştiriyor. Bu çok katmanlı yaklaşım, TP’nin çalışanlarına bugünün ötesinde güçlü bir kariyer yolculuğu sunmasını sağlıyor. Dijital Geleceği Çalışanlarının Yetkinlikleriyle Şekillendiren Vizyon TP, dijital dönüşümü yalnızca teknoloji yatırımı olarak değil, yetkinlik gelişimini merkeze alan bir dönüşüm alanı olarak ele alıyor. Global eğitim sistemi üzerinden sunulan e-learning içerikleriyle sürekli öğrenme desteklenirken, Citizen Developer Programı teknolojiye yatkın ekiplerin dijital becerilerini güçlendiriyor. İstanbul Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirilen Micro MBA programı ise yöneticilere dijital çağda liderlik, stratejik düşünme ve dönüşüm yönetimi alanlarında gelişim imkânı sunuyor. TP’de öğrenme ve gelişim, güçlü bir paylaşım kültürüyle de destekleniyor. TP Talks etkinlikleriyle ekipler düzenli olarak bilgi ve deneyimlerini paylaşırken, Friday Post aracılığıyla sunulan içerikler liderlikten zaman yönetimine kadar pek çok alanda gelişimi teşvik ediyor. Bu yaklaşım, TP’nin sürekli öğrenmeyi temel alan kurum kültürünü güçlendiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ ile Bulutun Kuralları Yeniden Yazılıyor Haber

Yapay Zekâ ile Bulutun Kuralları Yeniden Yazılıyor

Yapay zekâ hizmetleri ve AI-optimize sunucular için önümüzdeki dönemde yüz milyarlarca dolarlık küresel bir yatırım dalgası bekleniyor. Bunun temel nedeni ise açık: Bulut, yapay zekâ, veri ve uygulama yaşam döngüsü, artık doğal ve vazgeçilmez işletim zemini hâline gelmiş durumda. Bu hızlı dönüşüm, yerel veri egemenliği, regülasyon uyumu ve sürdürülebilir altyapı ihtiyacını da hiç olmadığı kadar görünür kılıyor. Bu çerçevede, Türkiye’nin %100 yerli sermayeli bulut sağlayıcılarından vMind CEO’su Volkan Duman “Yapay zekânın veri ve uygulama yaşam döngüsünde doğal çalışma zemini olarak bulutu merkeze almayan hiçbir yaklaşım uzun vadede sürdürülebilir değil” diyor. Üretken Yapay Zekâ Çağında Kazananlar: Bulutu Doğru Konumlayanlar Olacak 2026 yılı itibarıyla yapay zekâ pazarı küresel ölçekte devasa bir ivme yakalamış olsa da iş dünyasında bu teknolojinin nasıl hayata geçirileceğine dair yön arayışı devam ediyor. Yapılan araştırmalar, kurumların %81’inin üretken yapay zekânın dönüştürücü gücüne tam bir güven duyduğunu; ancak bu değişime uyum sağlamakta zorlanan kesimin oranının %57 gibi kritik bir seviyede olduğunu gösteriyor. Şirketler bugün, yüksek yatırım iştahı ile risk algısı arasındaki ince çizgide bir denge kurmaya çalışıyor. Bu tabloyu değerlendiren vMind CEO’su Volkan Duman, yapay zekâ yatırımlarında başarının anahtarının "doğru zemin" seçimi olduğunu vurguluyor. Pazardaki geleneksel refleksi eleştiren Duman, değerlendirmesinde şu noktalara dikkat çekiyor; "Pazarda hâlâ ‘donanım al-kur’ yaklaşımının sürdüğünü görüyoruz. Oysa bugün asıl odaklanmamız gereken soru; yapay zekâyı nerede ve nasıl çalıştırdığımızdır. Hız, ölçeklenebilirlik, maliyet optimizasyonu ve regülasyon uyumu gibi kritik başlıklarda, bulut üzerinden tüketilen ve uçtan uca yönetilen bulut hizmetleri açık ara avantaj sağlıyor." Doğrudan sunucu ve altyapı yatırımı yapma eğiliminin yerini, daha esnek ve verimli modellerin alması gerektiğini belirten Volkan Duman; önümüzdeki dönemin kazananlarının "altyapı sahibi olmak" yerine, bu süreci uzman bir iş ortağıyla bulut üzerinden yönetenler olacağını ifade ediyor. Bu süreçteki yetkinliğini küresel bir başarıyla da taçlandıran vMind, "IDC MarketScape: Türkiye Public Cloud Infrastructure as a Service 2025 Vendor Assessment" raporunda “Major Player” (Önemli Oyuncu) olarak konumlandırıldı. Bu başarı, vMind’ın sadece yerel bir oyuncu olmadığını, aynı zamanda küresel standartlarda altyapı ve yönetilen hizmet sunma kapasitesine sahip olduğunu bir kez daha kanıtladı. “Tek Bir Bulut Sağlayıcısıyla Tüm Süreçleri Yönetmek Artık Gerçekçi Değil” Küresel ölçekte veri merkezlerine olan ilginin artmasıyla bu dönüşüm hızlanırken, 2032’ye kadar yapay zekâ pazarının; platformlar, modeller ve özellikle servis olarak sunulan AI çözümleriyle milyarlarca dolarlık bir hacme ulaşacağı öngörülüyor. Bu büyümenin en önemli itici gücünün, kurumların karmaşık yapıları kendi başına yönetmek yerine uzman bulut ve yönetilen hizmet sağlayıcılarla çalışmayı tercih etmesi olacağı ifade ediliyor. Türkiye’de de benzer bir eğilim öne çıkıyor. Kuruluşların yapay zekâyı; süreç otomasyonu, IT optimizasyonu, veri analitiği, kalite ve hata kontrolü gibi somut kullanım senaryoları üzerinden hayata geçirmesi bekleniyor. Ancak çoklu bulut mimarilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, bu yapıların etkin yönetilmesi başlı başına bir uzmanlık alanına dönüşüyor. Volkan Duman, yapay zekâyı yalnızca bir teknoloji yatırımı olarak değil, bulutu da kapsayan uçtan uca bir dijital dönüşüm yaklaşımıyla ele alan oyuncuların pazarda öne çıkacağını belirterek, "Multicloud yönetimi ve bulut üzerinden yönetilen hizmetler, önümüzdeki dönemde yapay zekâ yatırımlarının başarısını belirleyecek temel unsurlar olacak" dedi. portvMind ile Ölçeklenme ve Küresel Açılım Dönemi vMind, “Bulutta İşler Değişecek” mottosuyla 2025 yılında hayata geçirdiği portvMind Public Cloud platformuyla, küresel devlerin baskın olduğu alanda güçlü bir yerli alternatif oluşturdu. Yıldız Teknopark’ta Türk mühendisler tarafından geliştirilen bu platform; esnek mimarisi, dakika bazlı faturalandırma modeli ve yerel veri egemenliği odağıyla işletmelerin dijital dönüşümünü hızlandırırken, altyapı maliyetlerinde %30’a varan tasarruf sağlıyor. Şirket, 2026 yılını bir "ölçeklenme ve uluslararası açılım yılı" olarak konumlandırıyor. 2026 yatırım planı kapsamında vMind; işlem gücü, depolama ve ağ altyapısını iki katına çıkarmayı, yeni felaket kurtarma merkezleri açmayı ve Avrupa’da veri merkezi yatırımı için somut adımlar atmayı hedefliyor. EMEA ve META bölgeleri başta olmak üzere kanal ortaklıklarıyla büyümeyi planlayan şirket, teknik ekibini de %25 oranında büyüterek siber güvenlik ve AI alanındaki yetkinliğini derinleştirmeyi amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Garanti BBVA’ya World Finance Awards’tan Dijital Bankacılıkta İki Ödül Birden Haber

Garanti BBVA’ya World Finance Awards’tan Dijital Bankacılıkta İki Ödül Birden

Ödüller, bankanın radikal müşteri perspektifiyle şekillenen dijital bankacılık yaklaşımı ve yüksek müşteri memnuniyetini temsil ediyor. Uluslararası finans yayın grubu World Finance tarafından düzenlenen Digital Banking Awards 2025 kapsamında iki önemli ödüle birden layık görülen Garanti BBVA, dijital bankacılık alanındaki güçlü performansı ve müşteri odaklı yaklaşımıyla öne çıktı. “Radikal müşteri perspektifimizi dijital deneyimin merkezine koyuyoruz” Aldıkları ödülleri değerlendiren Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Ceren Acer Kezik, “World Finance tarafından bu iki önemli ödüle layık görülmemizi, dijital bankacılığı yalnızca teknoloji yatırımı olarak değil, müşterilerimizin hayatını kolaylaştıran bütüncül bir deneyim olarak ele alışımızın bir sonucu olarak görüyoruz. Radikal müşteri perspektifi anlayışımız ile müşterilerimizi dinleyen, ihtiyaçlarını öngören ve onlara gerçek zamanlı, güvenilir çözümler sunan dijital platformlar geliştiriyor ve sunuyoruz. Müşteri memnuniyeti odağımızla bu ödüle layık bulunduğumuz için gururluyuz.” dedi. Teknolojiyi anlamlı ve müşteriye değer yaratan çözümlere dönüştürmek World Finance Digital Banking Awards, bankaların ve finansal teknoloji kuruluşlarının dijitalleşme, inovasyon, müşteri deneyimi, güvenlik ve finansal kapsayıcılık alanlarındaki yetkinliklerini değerlendirerek, küresel ölçekte fark yaratan kurumları ödüllendiriyor. 2025 yılında dijital bankacılık yapay zekâ destekli kişiselleştirme, açık bankacılık, gömülü finans ve siber güvenlik gibi alanlarda yaşanan dönüşümle birlikte müşteri güvenini ve deneyimini daha da derinleştiren bir yapıya evrildi. Garanti BBVA da bu dönüşümde, teknolojiyi anlamlı ve müşteriye değer yaratan çözümlere dönüştürme becerisiyle öne çıktı. Garanti BBVA’nın dijital bankacılık yaklaşımı; müşterilerin günlük finansal ihtiyaçlarını sezgisel, hızlı ve güvenli platformlar üzerinden karşılamayı hedefleyen uçtan uca bir deneyim sunuyor. Mobil bankacılık uygulamaları başta olmak üzere tüm dijital temas noktalarında geliştirilen çözümler, müşteri memnuniyetini artırırken bankacılığı herkes için daha erişilebilir ve sade hale getiriyor.

MAPFRE Sigorta, Dijital Sağlık Yolculuğunu Eczacıbaşı Evital İş Birliğiyle Güçlendiriyor Haber

MAPFRE Sigorta, Dijital Sağlık Yolculuğunu Eczacıbaşı Evital İş Birliğiyle Güçlendiriyor

Dijitalleşme alanında attığı adımlarla müşteri deneyimini geliştirmeyi hedefleyen MAPFRE Sigorta, online tıbbi danışmanlık hizmeti “Bir Doktora Sor” uygulamasının teknik altyapısını güçlendirmek ve müşteri memnuniyetini daha da artırmak amacıyla Eczacıbaşı Evital ile stratejik bir iş birliğine imza attı. İş birliği kapsamında “Bir Doktora Sor” uygulaması, güçlenen teknolojik altyapısı, e-reçete imkânı, genişleyen hekim kadrosu ve görüşme süreleri ile müşteri deneyimini en üst seviyeye taşımayı hedefliyor. Yeni dönemde uygulama, sağlık hizmetlerine erişimi daha pratik ve kesintisiz hâle getiren yeni özelliklerle kullanıcılara sunulacak. Görüşmeler sırasında evrak yükleme özelliği sayesinde e-Nabız üzerinden alınan sağlık belgeleri sisteme aktarılabilecek. Hekimler ise görüşmeler sırasında e-reçete düzenleyebilecek. Bununla birlikte, her görüşme sonrasında devreye alınan anket sistemiyle müşteri memnuniyeti ve NPS skorları düzenli olarak ölçümlenecek. Elde edilen geri bildirimler, hizmet kalitesinin sürekli olarak izlenmesine ve geliştirilmesine katkı sağlayacak. Teknik altyapıdaki bu gelişmelere paralel olarak uygulama kapsamında sunulan sağlık hizmetlerinin kapsamı da genişletildi. Halihazırda 15 branşta 28 hekimle sunulan hizmetin kapsamı ilk aşamada 39 hekime yükseltildi.Psikolog seans süreleri 20 dakikadan 40 dakikaya çıkarılırken, çocuk ve ergen alanlarında uzmanlaşmış psikologlar da hizmet kapsamına dâhil edildi. Önümüzdeki dönemde ayıca randevu süreçlerini daha kolay ve şeffaf hâle getirecek yeni adımların hayata geçirilmesi planlanıyor. Bu kapsamda müşterilere, randevu oluşturulduğunda ve randevuya 24 saat kala SMS ile hatırlatma yapılacak; iptal veya değişiklik durumlarında da bilgilendirme mesajları iletilecek. Eczacıbaşı Evital iş birliği ile ilgili bir değerlendirme yapan MAPFRE Sigorta Bireysel Sigortalar Teknik Genel Müdür Yardımcısı Mahmut Emre Bayram, “MAPFRE Sigorta olarak dijitalleşmeyi yalnızca bir teknoloji yatırımı olarak değil; müşteri deneyimini uçtan uca geliştiren, iş yapış biçimlerimizi dönüştüren stratejik bir dönüşüm alanı olarak ele alıyoruz. Amacımız; teknolojiyi insan odağıyla buluşturarak, müşterilerimizin yaşamına gerçek anlamda değer katan, erişilebilir ve sürdürülebilir çözümler sunmak. Eczacıbaşı Evital ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliği de dijital sağlık alanında daha güçlü bir altyapı ve daha kapsayıcı bir hizmet modeliyle deneyim sunma hedefimizin önemli bir adımı. Önümüzdeki dönemde de müşterilerimizin yaşam kalitesini destekleyen çözümlerimizle, dijital sağlık alanında değer üretmeye devam edeceğiz” dedi. Eczacıbaşı Evital Genel Müdürü Berk Boyacıgil ise iş birliğini şu sözlerle değerlendirdi: “Evital ve Mapfre Sigorta arasında hayata geçen bu iş birliği, dijital sağlığın yaygınlaşması ve daha geniş kitleler için erişilebilir hâle gelmesi açısından önemli bir adımı temsil ediyor. Bugün sağlık, yalnızca hastalıkların tedavisiyle sınırlı olmayan; fiziksel, zihinsel ve duygusal iyi olma hâlinin birlikte ele alındığı yeni bir anlayışla şekilleniyor. Evital olarak, Sağlık Bakanlığı lisansına sahip dijital sağlık platformumuz, yapay zekâ destekli çözümlerimiz ve 15’ten fazla branşı kapsayan doktorlar, klinik psikologlar ve uzman diyetisyenlerden oluşan diploma onaylı uzman ağımızla bu dönüşümde aktif bir rol üstleniyoruz. MAPFRE Sigorta iş birliğiyle sigortalılar, online sağlık hizmetlerine hızlı, kolay ve güvenli şekilde erişebiliyor. Bu iş birliği, sigortalıların sağlık ihtiyaçlarına daha kapsamlı çözümler sunulmasını sağlarken, Evital’in sigorta sektöründe güvenilir bir dijital sağlık partneri olarak konumlanmasını da destekliyor. Hedefimiz, dijital sağlık çözümleriyle sürdürülebilir ve güçlü bir sağlık ekosistemi oluşturmak.”

2026 Sanayi Yatırımlarında Toparlanmanın Hız Kazanacağı Bir Yıl Olabilir  Haber

2026 Sanayi Yatırımlarında Toparlanmanın Hız Kazanacağı Bir Yıl Olabilir 

Sanayi sektöründe 2024 ve 2025 boyunca ertelenen yatırımların, 2026 itibarıyla yeniden devreye alınması bekleniyor. Finansman koşullarının kademeli olarak normalleşmesi, verimlilik odaklı üretim anlayışının güçlenmesi ve stratejik sektörlerde artan yatırım ihtiyacı, sanayi yatırımlarında yeni bir toparlanma dönemine işaret ediyor. Özellikle takım tezgâhları, otomasyon ve ileri üretim teknolojileri alanında gözlenen bu eğilim, yalnızca kapasite artışını değil; maliyet yönetimi, üretim sürekliliği ve kalite standartlarını da yeniden şekillendiriyor. Sanayiciler, belirsizliklerin yüksek olduğu bir dönemin ardından yatırımlarını daha seçici, daha verimlilik odaklı ve daha uzun vadeli planlamaya yöneltiyor. Bu dönüşüm, üretim ekosisteminde güçlü teknik altyapıya ve sürdürülebilir çözümlere sahip firmaları öne çıkarıyor. Küresel ölçekte jeopolitik riskler, ticaret dengelerinde yaşanan değişimler ve yüksek finansman maliyetleri, son iki yılda sanayi yatırımlarının yavaşlamasına neden oldu. Buna rağmen üretimden tamamen uzaklaşmak yerine, sanayiciler yatırımlarını ertelemeyi ve daha verimli çözümler aramayı tercih etti. 2026’ya yaklaşırken, özellikle sapma toleransı düşük sektörlerde bu ertelenmiş yatırımların yeniden gündeme gelmesi bekleniyor. Savunma sanayii, havacılık, medikal ve enerji gibi alanlar bu sürecin lokomotifi konumunda bulunuyor. Bu sektörlerde artan üretim hacmi, takım tezgâhları ve ileri işleme teknolojilerine olan talebi doğrudan etkiliyor. Sanayi artık yalnızca üretim miktarına değil, üretim başına elde edilen verime odaklanıyor. Verimlilik ve teknoloji yatırımı öne çıkıyor Artan işçilik maliyetleri, enerji giderleri ve operasyonel riskler, üretimde teknolojinin rolünü daha kritik hale getiriyor. Robotik sistemler, otomasyon çözümleri ve yapay zekâ destekli CNC teknolojileri, şirketlerin maliyet yapılarını daha öngörülebilir hale getiriyor. Sanayiciler, yeni yatırımlarını planlarken yalnızca makine bedeline değil; üretim sürekliliğine, servis gücüne ve uzun vadeli performans stabilitesine bakıyor. Bu yaklaşım, teknolojik altyapısı güçlü ve satış sonrası hizmet kabiliyeti yüksek firmaların sektör genelinde ayrışmasını sağlıyor. 2026’da yatırımların niteliğinin, niceliğinden daha fazla konuşulacağı bir döneme girilmesi bekleniyor. Bu da sanayi ekosisteminde kalıcı ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen bir zemin oluşturuyor. Finansman koşullarının sanayicilerin yatırım kararları üzerindeki etkisi hakkında değerlendirmelerde bulunan GNC Makina Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Çetinkaya, “Bugün sanayicinin önündeki en kritik engellerden biri finansmana erişim. Yatırım ihtiyacı ortadan kalkmıyor ancak maliyet baskısı nedeniyle işletmeler daha temkinli hareket ediyor. Bu tabloya karşı 2026’da daha kapsayıcı ve yükü hafifleten finansman çözümlerini hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Operasyonel kiralama modelimiz, makine yatırımını bir sermaye harcaması olmaktan çıkarıp yönetilebilir bir işletme giderine dönüştüren yapısıyla üreticiler için güçlü bir alternatif sunuyor. Böylece şirketler, yüksek teknolojiye erişirken nakit akışlarını koruyabiliyor ve yatırım kararlarını ertelemek zorunda kalmıyor. Gelecek dönemde finansman kolaylığı, teknoloji kadar kritik bir ayrıştırıcı olacak; biz de sanayicinin bu geçişi daha sağlıklı yönetebilmesi için tüm modellerimizi yeniden yapılandırıyoruz.” ifadelerini kullandı. Takım tezgâhları sektörü uzun süredir ithalat ağırlıklı bir yapı içerisinde ilerliyor. Uzak Doğu merkezli üreticiler, teknoloji-disiplin birlikteliği ve fiyat-performans dengesiyle küresel pazarda güçlü bir konumda yer alıyor. Türkiye’de ise sanayiciler, doğru tedarik ilişkileri sayesinde bu ekosistemi üretim süreçlerine entegre etmeye çalışıyor. 2026’da talebin, özellikle yüksek hassasiyetli CNC tezgâhları ve otomasyon uyumlu makineler üzerinde yoğunlaşması öngörülüyor. Bu süreçte, teknik danışmanlık, proje bazlı mühendislik ve hızlı servis kabiliyeti daha belirleyici hale geliyor. Sektör, yalnızca makine satan değil; üretim verimliliğini yöneten markalara doğru evriliyor. “2026’nın verimlilik odaklı bir toparlanma yılı olacağını düşünüyoruz” Sanayi yatırımları hakkında açıklamalarda bulunan GNC Makina Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Çetinkaya, “Sanayi yatırımlarında yaşanan bu geçici yavaşlamayı kalıcı bir küçülme olarak okumuyoruz. Aksine, 2026’nın verimlilik odaklı bir toparlanma yılı olacağını düşünüyoruz. GNC Makina olarak bu sürece yalnızca ürün tedarik eden bir yapı olarak değil, üretim süreçlerini bütüncül şekilde ele alan bir çözüm ortağı olarak hazırlanıyoruz. Gelişmiş CNC teknolojileri, otomasyon uyumlu makineler ve proje mühendislik yaklaşımımızla sanayicimizin hem mevcut parkurlarını daha verimli kullanmasına hem de yeni yatırımlarını daha doğru planlamasına destek oluyoruz. Önümüzdeki dönemde şekillenecek sanayi yatırımlarında, teknik kapasite ve sürdürülebilir verimliliğin belirleyici olacağına inanıyoruz” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.