Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Teknolojik Dönüşüm

Kapsül Haber Ajansı - Teknolojik Dönüşüm haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Teknolojik Dönüşüm haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Baymak 2025’te Net Satışlarını %35, Yatırımlarını %113 Artırdı Haber

Baymak 2025’te Net Satışlarını %35, Yatırımlarını %113 Artırdı

Köklü geçmişi ve güçlü marka mirasıyla sektörde önemli bir konuma sahip olan Baymak, 2025 yılında enerji verimliliği yüksek ve sürdürülebilir ürün gruplarında dikkat çekici bir sıçrama gerçekleştirdi. Özellikle ısı pompası kategorisinde satış gelirlerini yüzde 90’ın üzerinde artıran şirket, pazarın dönüşümüne öncülük etmeyi sürdürdü. 2025’in Baymak açısından sürdürülebilir büyümenin, ürün portföyü dönüşümünün ve yeni pazar fırsatlarının belirginleştiği bir yıl olduğunu vurgulayan Baymak Genel Müdürü Ülkü Özcan, şunları söyledi: “Isı pompası, iklimlendirme sektöründe yenilenebilir enerji çözümlerinin ne kadar güçlü ve sürdürülebilir bir alternatif olduğunu ortaya koyuyor. Gelişen teknolojisi, artan bilinirliği ve farklı iklim bölgelerine uygun çözümleriyle ısı pompası, artık tercih edilen bir ürün olma yolunda güçlü bir ivme yakalamış durumda.” Boyler Üretim Mükemmellik Merkezi Olma Yolunda Stratejik Adım Baymak, 2025 yılında ürün gruplarındaki büyümenin ötesine geçerek boyler üretiminde, bünyesinde olduğu BDR Thermea Grubu’nun “Mükemmellik Merkezi” olma yönünde stratejik bir konuma geldi. Yeni yatırım kapsamında devreye alınan üretim hattı ile Baymak’ın yalnızca Türkiye pazarı için değil, Avrupa pazarlarına da hizmet verecek bir üretim üssü haline geleceğini ifade eden Ülkü Özcan; “Bu dönüşüm, şirketimizin ihracat gelirlerine katma değer sağlayacak yeni bir fazı da beraberinde getiriyor. Avrupa standartlarına uygun, yüksek verimli ve rekabetçi ürünlerin Türkiye’de üretilerek farklı pazarlara sunulması, ihracata olan katkımızı artırırken Grup içindeki stratejik rolümüzü de güçlendiriyor. Yatırımın odağında, düşük karbon ayak izine sahip sürdürülebilir bir üretim altyapısı var. Türkiye pazarındaki liderlik iddiamızı bir adım ileriye taşırken, Avrupa pazarına hizmet üreten bir merkez olmanın getirdiği mühendislik gücü, kalite standardı ve ölçek avantajı ile daha güçlü ve rekabetçi bir konumlanmayı hedefliyoruz.” dedi. 2025’te Güçlü ve Dengeli Büyüme Performansı Baymak, 2025 yılında sürdürülebilir büyüme stratejisi doğrultusunda güçlü bir finansal performans sergileyerek yılı 200 milyon Euro üzerinde bir ciro ile tamamladı. Şirket, bir önceki yıla göre %25,2 oranında büyüme kaydederek istikrarlı yükselişini sürdürdü. Yıl boyunca ana faaliyet alanlarında elde edilen başarılı sonuçlar, Baymak’ın hem iç pazardaki etkin konumunu güçlendirdi hem de küresel ölçekte rekabet gücünü artırdı. Operasyonel verimlilik, ürün gamındaki stratejik konumlanma ve yaygın satış ağı sayesinde şirket, tüm kategorilerde dengeli ve sağlıklı bir büyüme performansı ortaya koydu. İhracat tarafında da istikrarlı bir ivme yakalayan Baymak’ta, export satışlarının toplam satışlar içindeki payı %5,8 seviyesine ulaştı. Küresel pazarlardaki dalgalanmalara rağmen elde edilen bu sonuç, şirketin uluslararası pazarlardaki varlığını güçlendirme hedefiyle uyumlu bir tablo ortaya koydu. Baymak, 2025 yılında elde ettiği güçlü finansal sonuçlarla, yenilikçi ürün portföyü, müşteri odaklı yaklaşımı ve sürdürülebilir büyüme vizyonu doğrultusunda sektördeki lider konumunu pekiştirmeye devam etti. Baymak, 2025 yılında yalnızca finansal performansıyla değil; operasyonel verimlilik ve çevresel sürdürülebilirlik alanındaki adımlarıyla da öne çıktı. Hibrit araçlara geçiş, yeşil enerji kullanımı ve üretim süreçlerinde yapılan iyileştirmeler sayesinde CO₂ emisyonlarında bir önceki yıla göre azalma sağlandı. Ülkü Özcan, sürdürülebilir üretim yatırımlarına ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Yeni yatırımımız kapsamında kurduğumuz boyler hattında yüzde 100 yenilenebilir elektrik enerjisi kullanılacak. Doğalgaz tüketimini azaltarak CO₂ emisyonumuzu grup hedeflerimiz doğrultusunda düşürüyoruz. Yeni boyler ürünlerimiz için CO₂ emisyonunu sıfırlayacak şekilde kurgulanan üretim hattında seri üretime başlamış bulunuyoruz. Bu ürünler hem Türkiye hem de Avrupa pazarına sunulacak. Ayrıca yeni projelerde mümkün olan alanlarda geri dönüştürülmüş hammaddeler kullanarak sürdürülebilirlik yaklaşımımızı tüm değer zincirine yayıyoruz.” Ödüller Topluma Katkı Vizyonunu Yansıttı Baymak, 2025 yılında ticari başarısının yanı sıra sosyal sorumluluk ve insan kaynakları uygulamalarıyla da dikkat çekti. Şirket, FIRST Vakfı (For Inspiration and Recognition of Science and Technology) iş birliğiyle, ortaokul ve lise çağındaki öğrencilerin bilim ve teknoloji yolculuğuna üç yıl boyunca eşlik edecek kapsamlı bir projeye imza attı. BDR Thermea Vakfı’nın desteğiyle hayata geçirilen iş birliği kapsamında Baymak; FIRST® Tech Challenge (FTC) ve FIRST® LEGO® League programlarının ana sponsoru, FIRST® Robotics Competition (FRC) programının ise “Geleceğin Dostu Sponsoru” oldu. Türkiye genelinde düzenlenen üç büyük bilim etkinliği aracılığıyla gençlerin bilim ve teknolojiye olan ilgisinin artırılması hedefleniyor. 2025 yılı aynı zamanda Baymak’ın kurumsal uygulamalarının ödüllerle taçlandığı bir dönem oldu. Şirket; TİSK Ortak Yarınlar “İşimizin Yarını”, Boğaziçi Üniversitesi “Yılın Çevreci Markası” ve Kariyer.net “İnsana Saygı” ödüllerine layık görüldü. Ayrıca BDR Thermea Grup bünyesinde yürütülen transformasyon çalışmaları sonucunda tüm bölgeler arasında öne çıkarak “Sürdürülebilir Gelecek” ödülünün sahibi oldu. Sürdürülebilir Büyüme İçin Teknolojik Dönüşüm Baymak, 2026 yılına net büyüme hedefleri ve dönüşüm vizyonuyla başladı. 2024 itibarıyla başlatılan dönüşüm süreciyle stratejik bir adım atan şirket, öncülük hedefini sürdürülebilir büyüme anlayışıyla birleştirerek hem organizasyonel hem operasyonel süreçlerini dönüşüm odağında yapılandırdı. 2026’nın ikinci çeyreğinde DIN SPEC 91436 standardına göre “Sıfır Atık Belgesi” almayı hedefleyen Baymak, sürdürülebilirlik stratejisini kararlılıkla sürdürürken; teknolojik dönüşümün yanı sıra kültürel dönüşüme, insan kaynağına ve süreç iyileştirmelerine yatırım yapmaya devam ediyor. Baymak, 2026’da perakende segmentindeki teknik uzmanlığı, ticari projelerdeki güçlü çözüm ortağı kimliği ve satış sonrası hizmetlerde “Tek Seferde Tam ve Mutlak Çözüm” yaklaşımıyla pazardaki iddialı konumunu güçlendiriyor. Ülkü Özcan, 2026 vizyonunu şu sözlerle özetledi: “2026’da sürdürülebilirlik, enerji verimli ısıtma sistemleri ve hibrit çözümler stratejik önceliklerimiz olmaya devam edecek. ‘Tek Takım, Tek Hedef’ anlayışıyla insan kaynağımızı ve organizasyonel gelişimimizi büyüme stratejimizin merkezine aldık. 2026’yı kalıcı dönüşümün temellerini attığımız bir yıl olarak görüyoruz. Stratejik planlamamızda; tüm paydaşlarımız için güçlü çözüm ortağı olmaya devam ederken, satış sonrası hizmetlerde ‘Best in Class’ pozisyonumuzu pekiştirmek önceliklerimiz arasında.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Octet Türkiye’nin 2026 Odağı Sürdürülebilir Büyüme Haber

Octet Türkiye’nin 2026 Odağı Sürdürülebilir Büyüme

B2B ödeme ve tahsilat çözümleri alanında faaliyet gösteren ve şirketlerin işletme sermayesinin güçlenmesine destek olan Octet Türkiye, 2025 yılında büyüme stratejisini ürün bazlı performans üzerinden şekillendirdi. Şirket, 2025 yılı boyunca ürün portföyü içinde Sanal POS, Doğrudan Borçlandırma Sistemi (DBS) ve Tedarikçi Finansman Sistemi (TFS) çözümlerinin kullanım alanını genişletti. Geçtiğimiz yıl Octet Türkiye, DBS gelirlerinde %194, TFS gelirlerinde ise %450 oranında artış kaydetti. Elde edilen bu performans, şirketin çoklu banka altyapısı ve B2B odaklı platform yaklaşımının işletmelerin nakit akışı yönetiminde yarattığı etkiyi ortaya koydu. Octet Türkiye’nin Sanal POS çözümleri de 2025 yılı boyunca istikrarlı büyümesini sürdürdü. Sanal POS gelirleri, yıl genelinde %56 oranında artış gösterdi. Bu oran, enflasyonun yaklaşık iki katı seviyesinde bir büyümeye işaret ederken şirketin tahsilat çözümlerinde ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir yapı sunduğunu gösterdi. 2026 hedeflerinde güven ve istikrar öne çıkıyor Octet Türkiye, 2026 yılına yönelik stratejik önceliklerini ölçeklenebilir büyüme, regülasyon uyumu ve teknolojik dönüşüm ekseninde şekillendiriyor. Şirket, belirsizliklerin arttığı ekonomik ortamda işletmelerin nakit akışını daha öngörülebilir hale getiren çözümler sunmayı hedefliyor. Octet Türkiye CEO’su Derya Ekemen Fidan, 2026 perspektifine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “2026’yı fintek ekosisteminde hızlı büyümeden çok, dayanıklı ve sürdürülebilir yapıların öne çıktığı bir dönem olarak görüyoruz. Octet Türkiye olarak büyümeyi, ürünlerimizin işletmelerin nakit akışına sağladığı somut katkı üzerinden kurguluyoruz. Regülasyonlara uyum ve şeffaflık ise bu yaklaşımın doğal bir parçası.” Ekemen Fidan, 2025’in sektör açısından seçici yatırımların ve güçlü denetim mekanizmalarının öne çıktığı bir dönem olduğuna dikkat çekerek, Octet Türkiye’nin bu süreçte kurumsal şirketler, bayi ağına sahip firmalar ve KOBİ’ler dahil olmak üzere toplam 8 bin 500 müşteriye hizmet sunduğunu hatırlattı. 2026’ya ilişkin beklentilerini de paylaşan Ekemen Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Önümüzdeki dönemde işletmeler için nakit akışının öngörülebilirliği her zamankinden daha kritik hale geliyor. Biz de 2026’yı, işletmelerin finansal esnekliğini merkeze aldığımız bir yıl olarak görüyor; bölgesel yapılanma ve KOBİ segmentine açılımı öncelikli stratejik adımlarımızdan biri olarak konumlandırıyoruz. Özellikle KOBİ segmentinde finansal esnekliğin güçlü bir nakit akışıyla mümkün olduğuna dair farkındalığın artırılmasına odaklanacağız. Bu doğrultuda veri analitiği ve yapay zeka destekli altyapılara yaptığımız yatırımlarla hem mevcut ürünlerimizi güçlendirmeyi hem de ölçeklenebilir büyümeyi desteklemeyi hedefliyoruz. Ekonomik koşulların zorlu olduğunun farkındayız; ancak rotamızı koruyarak B2B odağında ilerlemeye devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ Meslekleri Yok Etmiyor, Yeniden Şekillendiriyor Haber

Yapay Zekâ Meslekleri Yok Etmiyor, Yeniden Şekillendiriyor

Gelişen teknoloji ve her geçen gün hayatımızdaki yerini genişleten yapay zekâ uygulamalarının ileride bazı meslekleri yok edeceği konuşulmaya devam ediyor. Bazı uzmanlara göre beyaz yakalı işleri, avukatlık, muhasebe gibi meslekler bu durumdan oldukça etkilenecek. İstinye Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğretim Üyesi Şenol Pişkin, yapay zekânın meslekleri yok etmeyeceğini, dönüştüreceğini söyledi. Robotlar ve yapay zekânın mesleklere olabilecek etkilerini paylaşan Pişkin, “Teknolojik dönüşüm, ezber bozan yepyeni kariyer yollarını önümüze seriyor. Yakında kartvizitlerde 'Robot Etkileşim Tasarımcısı', 'Dijital İkiz Mühendisi' veya 'Yapay Zekâ Etik Denetçisi' gibi unvanları sıkça göreceğiz” dedi. “Seri üretim hatları ile depo lojistiği operasyonları çok etkilenecek” Robotlar ve yapay zekâ hangi meslekleri öncelikli olarak yok edecek sorusuna Prof. Dr. Pişkin, şu yanıtı verdi: ‘Yok etmek’ yerine ‘dönüştürmek’ kavramını kullanmak daha doğru olur. Tarih bize teknolojinin işleri ortadan kaldırmaktan ziyade evrimleştirdiğini gösteriyor. Örneğin, 19. yüzyılda dokuma tezgâhlarının otomatikleşmesi birçok el dokumacısının işini değiştirdi, ancak tekstil endüstrisini büyüterek bakım, tasarım ve makine operatörlüğü gibi yeni iş alanları yarattı. Bugün de benzer bir dönüşüm yaşıyoruz. Otomasyon ve yapay zekâ, doğası gereği tekrara dayanan, ölçülebilir çıktıları ve kesin kuralları olan işleri öncelemektedir. Bu bağlamda, seri üretim hatları ile paketleme ve depo lojistiği operasyonları ilk dalgadan çok etkilenecektir. Ek olarak standart raporlama süreçleri, veri girişi, belli kurallar çerçevesindeki muhasebe işleri ile müşteri hizmetlerinin yoğun tekrarlı kısımları da etkilenecektir. Sık sorulan soruların otomatik yanıtlanması vb.” “Problem çözme ile kriz yönetiminde insani dokunuş hala çok önemli” “İstihdam alanındaki temel sorunlar; beceri uyumsuzluğu, bölgesel veya sektörel eşitsizlikler, kısa vadeli iş kayıplarıyla onlara eşlik eden sosyal ve ekonomik gerilimler şeklinde olacaktır” diyen Prof. Dr. Pişkin, şöyle devam etti: “Gelecekte insana olan ihtiyaç, görevin niteliğine bağımlı şekilde daha çok şekillenecek. Çünkü tekrarlı, standartlaşmış veya ölçülebilir görevler, örneğin belirli kalite kontrol testleri, sabit üretim adımları yahut standart raporlama gibi, robotlarca üstlenilebilir. Ancak karmaşık klinik kararlar ve hasta-doktor iletişimi gibi görevler bağlamsaldır, empati gerektirir. Ahlaki değerlendirmeler, yaratıcı tasarım süreçleri, liderlik, öngörülemeyen durumlarda esnek problem çözme ile kriz yönetiminde insani dokunuş hala çok önemlidir. Robotlar hassas manipülasyon ve ağır yüklerin taşınması gibi alanlarda çok yüksek kapasiteye ulaşsa bile, bu ‘neredeyse tam’ bir devralmadır. Bir sistemin güvenli, etik ve bağlamsal doğruluk gerektiren son kararı ise insan uzmanın sorumluluğunda olacaktır.” “İşsizlik korkusunun bir kısmı gerçekçi” Otomasyonun toplumda yaratacağı işsizlik korkusuyla ilgili de konuşan Pişkin, şunları söyledi: “Bu korku yeni değil. 19. yüzyılda İngiltere'de Luddite hareketi, dokuma makinelerinin işlerini çalacağı korkusuyla makinelere saldıran işçilerden oluşuyordu. Korku anlaşılabilirdi ancak gerçek, makinelerin uzun vadede refahı ve yeni iş kollarını beraberinde getirmesi oldu. Bugün de korku anlaşılabilir, ancak tek gerçek bu değil. Tarihte her büyük teknolojik devrim net iş kaybından çok, işlerin niteliğinin değişmesine yol açtı. İşsizlik korkusunun bir kısmı gerçekçi zira teknolojik dönüşümler belirli işleri azaltabilir; bu süreç bazı grupları orantısız şekilde etkileyebilir. Fakat tarihsel açıdan bakıldığında, yeni teknolojik dalgalar benzer biçimde yeni sektörler, meslekler ayrıca ekonomik fırsatlar da yaratmıştır. Burada kritik olan geçiş sürecinin yönetilmesidir: devlet politikaları, eğitim kurumları ve iş dünyası eş güdümlü hareket ederek yeniden beceri kazandırma ve yetkinlik artırma programlarını büyütürse ‘işsizlik korkusu’ görev dönüşümü ve yeniden konumlanma şeklinde daha çok tezahür eder. Aksi halde kısa-orta vadede yapısal işsizlik artabilir. Ayrıca kısa-orta vadede gelir eşitsizliği ve sosyal güvensizlik de artabilir ki asıl risk de budur. Doğru politikalar (yeniden eğitim, sosyal koruma ağları) ve bireysel öğrenme odaklı bir kültür ile bu geçiş yönetilebilir.” “Toplumun bir kesiminin tamamen 'oyun dışı' kalması riskler arasında” Risklerle ilgili de konuşan Profesör, “Eğer doğru adımlar atılmazsa, bizi bekleyen en büyük tehlike toplumun bir kesiminin tamamen 'oyun dışı' kalması, yani derin bir ekonomik ve sosyal dışlanmadır. Yani, toplumsal kutuplaşma ve ekonomik eşitsizliğin tarihi seviyelere çıkmasıdır. Ayrıca, etik ve regülasyon altyapısı oluşturulmadan kontrolsüz gelişen yapay zekâ sistemlerinin önyargıları pekiştirmesi, mahremiyeti ihlal etmesi ve manipülasyon aracı olarak kullanılması diğer kritik risklerdir. Bu riskleri yönetmenin yolu ise teknolojiyi yasaklamaktan değil; eğitimi dönüştürmekten, kapsayıcı sosyal politikalar üretmekten ve etik kuralları en baştan koymaktan geçiyor” dedi. “Sadece 'yapan' değil daha ‘nazik’ esnek robotlardan bahsediyoruz” Son yıllarda robotikte yaşanan en kritik teknik gelişmeleri de aktaran Pişkin, şöyle konuştu: “Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Artık sadece 'yapan' değil, derin öğrenme sayesinde 'gören', doğal dili 'anlayan' ve yumuşak robotik tasarımları sayesinde çevresiyle daha 'nazik' etkileşime giren esnek robotlardan (soft robotics) bahsediyoruz. Sensörlerin ve Lidar teknolojilerinin ucuzlayıp hassaslaşması, robotlara adeta yeni duyular kazandırdı. Tarihsel olarak fabrikalardaki kaba kuvvetten, satrançta insanı yenen zekaya ve bugün cerrahi operasyon yapan hassasiyete evrilen bir yolculuk bu. Kritik gelişmelere birkaç örnek daha vermek gerekirse: İnsansı ve Biyonik Robotlar: Denge, yürüme ve nesne manipülasyonunda olağanüstü ilerlemeler.Bulut Robotik ve Swarm (Sürü) Zekâsı: Robotların birbiriyle ve merkezi bir sistemle veri paylaşarak koordineli çalışması.Beyin-Bilgisayar Arayüzleri (BCI) ve Nöro-Robotik: Düşünce ile robot kontrolü konusundaki ilerlemeler.Gelişmiş Algılama ve Bilgisayarlı Görü: Çok duyulu (sensör füzyonu) ve bağlamsal anlama yeteneklerinin artması. Ancak bir robotun teknik olarak 'yapabiliyor' olması, onu hemen hayatımıza sokabileceğimiz anlamına gelmiyor; güvenlik ve etik hala kırmızı çizgimiz.” Yeni meslekler ortaya çıkacak Bu dönüşümle ortaya çıkabilecek yeni mesleklerle ilgili de konuşan Pişkin, şunları sıraladı: “Teknolojik dönüşüm, ezber bozan yepyeni kariyer yollarını önümüze seriyor. Yakında kartvizitlerde 'Robot Etkileşim Tasarımcısı', 'Dijital İkiz Mühendisi' veya 'Yapay Zekâ Etik Denetçisi' gibi unvanları sıkça göreceğiz. Tıbbi robotik uzmanlığı ve veri mahremiyeti hukukçuluğu gibi alanlar ise şimdiden kritik hale geldi. Tarihte her teknoloji dalgası nasıl kendi 'ustalarını’ ortaya çıkardıysa, bu dönem de kendi uzmanlarının ortaya çıkmasını sağlayacak. Diğer bazı olası meslekler olarak şunları da söyleyebiliriz: Robotik/AI Etik Uzmanı, Artırılmış Gerçeklik Deneyimi Tasarımcısı, İnsan-Robot Takım Yöneticisi, Kişiselleştirilmiş Öğrenme Yol Haritası Danışmanı (AI destekli), Siber-Fiziksel Sistem Bakım Teknisyeni, Veri Dedektifi (AI kararlarının şeffaflığını sağlamak için).” “Yapay zekâ rutini alıp, kaliteyi yukarı taşıyacak” Türkiye’deki iş gücü piyasası yapay zekanın getirdiği sonuçlardan nasıl etkileneceğine dair de bilgilendiren Prof. Dr. Pişkin, “Türkiye için bu sürecin etkisi, ne kadar hızlı uyum sağlayacağımıza bağlı. İmalat sanayimiz otomasyonla 'akıllanıp' küresel rekabette sınıf atlayabilir; ancak bu geçişi iyi yönetemezsek bölgesel uçurumların derinleşme riski de var. Hizmet sektöründe ise yapay zekâ rutini alıp, kaliteyi yukarı taşıyacak. Türkiye, nüfus yapısı ve sanayi kompozisyonu gereği bu dönüşümden hem risk hem de fırsatları aynı anda yaşayacaktır. Tarihsel olarak, sanayileşme hamlelerimiz belirli sektörlerde güçlü bir altyapı oluşturdu. Şimdi bu altyapıyı ‘Akıllı Üretim’ ile taçlandırma fırsatındayız. Geleneksel imalat ve tarımda otomasyon artabilir, ancak, nitelikli yazılım, robotik sistem entegrasyonu, veri bilimi ve siber güvenlik alanlarında büyük bir insan gücü ihtiyacı doğacaktır. Kritik olan, genç nüfusumuzu bu yeni alanlara yönlendirecek eğitim reformudur. Eğer doğru eğitim politikaları ve Ar-Ge teşvikleriyle bu gençleri donatırsak, tehdidi fırsata çevirebiliriz.” “ISU XR Lab, teknoloji üreten ve nitelikli insan kaynağını yetiştiren bir merkez” Prof. Dr. Pişkin ISU XR Lab’de yapılan çalışmalarla ilgili şunları söylüyor: “ISU XR Lab’de sağlık ve eğitim alanlarındaki teknolojik dönüşüm, VR tabanlı simülasyonlar, AI destekli görüntüleme çalışmaları ve robotik kontrol prototipleri üzerinden araştırılıyor. Otomatik anomali algılama ve XR destekli cerrahi simülasyonlar, otomasyonun hangi görevleri üstlenebildiğini ve insan uzmanlığının hangi noktalarda vazgeçilmez olduğunu somut verilerle ortaya koyuyor. Laboratuvarda geliştirilen VR cerrahi eğitimleri, haptik geri bildirim sistemleri ve insan-robot etkileşimi deneyleri, insan yetkinliğinin robotik sistemlerle nasıl yeniden şekillendiğini örnek olaylar üzerinden gösteriyor. XR tabanlı yeniden eğitim programları, dijital ikizler ve sanal staj uygulamaları sayesinde meslek dönüşümünün yarattığı beceri boşluklarına pratik çözümler sunuluyor. Bu çalışmalar, bireylerin yeni teknolojilere uyum süresini kısaltarak iş gücüne yeniden entegrasyonlarını hızlandırıyor. ISU XR Lab’de geliştirilen tüm projelerde güvenlik, etik ve veri mahremiyeti tasarımın temel bileşeni olarak ele alınıyor. Araştırmalar, robotik ve XR sistemlerinin insanı ikame ettiğinde değil, yeteneklerini artırdığında en yüksek güvenlik ve verimliliğe ulaştığını gösteriyor. Laboratuvar, öğrencileri teorik bilginin ötesine taşıyarak sanayi ile iç içe, uygulamalı ve disiplinlerarası projelerle geleceğin mesleklerine hazırlıyor. Yerli prototipler, klinik çalışmalar ve uluslararası iş birlikleriyle ISU XR Lab, hem teknoloji üreten hem de bu teknolojiyi kullanacak nitelikli insan kaynağını yetiştiren bir merkez olarak konumlanıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

CEO’ların Gelir, Yapay Zekâ Ve Geleceğe Dair Güveni Neden Hızla Azalıyor? Haber

CEO’ların Gelir, Yapay Zekâ Ve Geleceğe Dair Güveni Neden Hızla Azalıyor?

Türkiye dahil 95 ülkeden 4.454 CEO'nun katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, CEO'ların yalnızca %30'unun önümüzdeki 12 ayda şirketlerinin gelir büyümesine çok güvendiğini ortaya koyuyor. Bu oran 2025'te %38 düzeyindeydi. Dönüşümün hızı, stratejinin önüne geçmemeli Araştırma sonuçlarını değerlendiren PwC Türkiye Kıdemli Ortağı Cenk Ulu şunları söyledi: "29. Küresel CEO Araştırmamız, iş dünyasının bir 'bekle-gör' döneminden ziyade 'hızlı adaptasyon' sınavı verdiğini gösteriyor. Türkiye'deki CEO'larımızın gelir büyümesine olan güveninin %24'e gerilemesi, makroekonomik belirsizliklerin ve teknolojik dönüşüm baskısının bir yansıması. CEO'ların %42'sinin dile getirdiği 'hız' endişesi, yapay zekâ yatırımlarının somut bir büyüme motoruna dönüşmesi için doğru liderlik ve yetkinlik dönüşümüyle yönetilmelidir. Belirsizlik çağında fark yaratacak olan; sadece teknolojiye yatırım yapmak değil, bu teknolojiyi operasyonel çeviklikle birleştirip sürdürülebilir bir iş modeline dönüştürebilmektir." CEO'ların teknolojik hız karşısında "Dönüşüm" kaygısı Araştırma CEO'ların teknolojik değişim hızı karşısında ciddi bir baskı hissettiğini gösteriyor. Küresel CEO'ların %42'si "iş süreçlerimizin yapay zekâ dahil teknolojik değişimin hızına ve kapsamına yetişecek kadar hızlı dönüşüp dönüşmediği" sorusunu en büyük endişe kaynağı olarak görüyor. Ayrıca, %24'ü inovasyon kapasitelerinin belirsiz bir geleceğe hazır olup olmadığını sorgularken, %19'u şirketlerinin orta ve uzun vadede ayakta kalmasını sağlayacak adımların yeterliliğinden emin olmadığını ifade ediyor. Yapay zekânın finansal sonuçlara yansıması sınırlı düzeyde Yapay zekâ (YZ) kullanımı yaygınlaşsa da finansal sonuçlara yansıması dünya genelinde henüz başlangıç aşamasında ve sınırlı düzeyde. Küresel olarak CEO'ların %30'u YZ yatırımlarından henüz net bir geri dönüş alamadığını belirtiyor. Hem maliyet tasarrufu hem de gelir artışını aynı anda başaran "lider" şirketlerin oranı ise küresel ölçekte %12' düzeyinde kalmış durumda. CEO'lar için tehditlerde siber güvenlik, enflasyon ve jeopolitik gerilimler başı çekiyor Önümüzdeki 12 aya ilişkin risk algısında CEO'lar için siber riskler (%30), enflasyon (%25) ve jeopolitik gerilimler (%23) en büyük tehditler olarak öne çıkıyor. Bunun yanı sıra, gümrük tarifeleri de (%20) CEO'lar için önemli bir endişe kaynağı olarak çıkıyor. Gümrük tarifeleri konusunda ise, en fazla Çin (%28) ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (%22) CEO'lar etkileneceğini belirtiyor. Öte yandan, CEO'ların %29'u gümrük tarifelerin kâr marjlarını azaltacağını söylüyor. Son 12 ayda küresel CEO'ların %33'ü veri kullanımı ve gizliliği, %29'u ise yapay zekâ güvenliği veya "Sorumlu Yapay Zekâ" konularında paydaşlarından (müşteri, yatırımcı vb.) gelen güven odaklı sorularla karşılaştığını belirtiyor. Bunun yanı sıra, liderlerin %20'si yükselen ticaret tarifelerinden endişe duyduğunu belirtiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

CW Enerji TOPCon High Efficiency Hücreleriyle Uzun Ömür ve Performans Sertifikası Kazandı Haber

CW Enerji TOPCon High Efficiency Hücreleriyle Uzun Ömür ve Performans Sertifikası Kazandı

Türkiye ve Avrupa’nın önde gelen fotovoltaik güneş paneli ve hücre üreticilerinden biri olan CW Enerji, yerli üretim kabiliyetiyle geliştirdiği yüksek verimli TOPCon High Efficiency güneş hücreleri ile uluslararası düzeyde önemli bir başarıya daha imza attı. Firma, IEC 63209 sertifikasını almaya hak kazanarak, ürün kalitesini ve teknolojik yetkinliğini bir kez daha tescilledi. Sertifikasyon süreci kapsamında CW Enerji’nin yerli TOPCon High Efficiency hücreleri; yüksek sıcaklık, nem, mekanik yük, termal döngü ve UV gibi zorlu çevresel koşullara karşı uzun süreli dayanıklılık testlerinden başarıyla geçti. Daha önce IEC 61215 sertifikasını alan CW Enerji, IEC 63209 sertifikasıyla birlikte ürün dayanıklılığını ve saha performansını daha ileri seviyede kanıtlamış oldu. Tarık Sarvan: Bizim için büyük bir gurur kaynağı CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan, alınan sertifikaya ilişkin değerlendirmesinde, bu başarıyla birlikte hem yerli üretim kapasitelerini güçlendirdiklerini hem de küresel pazarlarda rekabet üstünlüğünü geliştirdiklerini söyledi. Bu adımın CW Enerji’nin yüksek verimli yeni nesil hücre teknolojilerindeki yerlileşme hedefi, AR-GE gücü ve uzun ömürlü ürün üretme vizyonunun en önemli göstergelerinden biri olduğunu belirten Sarvan, “Yerli ve milli üretim anlayışımız doğrultusunda hayata geçirdiğimiz TOPCon High Efficiency güneş hücresi yatırımlarımızın, uluslararası bağımsız kuruluşlar tarafından da tescillenmesi bizim için büyük bir gurur kaynağı. IEC 63209 Sertifikası, teknolojimizin yalnızca verimlilik açısından değil, uzun dönem güvenilirlik ve dayanıklılık açısından da dünya standartlarında olduğunu kanıtlıyor. Aldığımız her sertifika ile “Türkiye’nin teknoloji üretme gücünü bir üst seviyeye taşıyoruz” dedi. Teknoloji odaklı yerli üretim gücü uluslararası ölçekte bir kez daha tescillendi Güneş paneli ve hücrelerinin dayanıklılığını ve performansını doğrulayan uluslararası standartlardan IEC 61215 sertifikasının, uzun yıllardır sektörde ‘temel güvenilirlik standardı’ olarak kabul edildiğini ifade eden Savan, bu standartın sıcaklık döngüleri, nem-ısı dayanımı, mekanik yük testleri gibi temel çevresel zorlayıcı koşullarda ürünün performansını doğruladığını kaydetti. Sarvan, “IEC 63209 ise özellikle yüksek verimli yeni nesil hücre teknolojileri için güvenilirlik doğrulamasını daha ileri taşıyan bir yaklaşımdır. Bu standart kapsamında aynı testlerin bazıları daha uzun süre ve daha zorlu koşullarda uygulanarak, ürünün gerçek saha şartlarında daha uzun ömürlü performans göstermesi hedeflenir. IEC 63209 süreci, güneş hücrelerinin yalnızca laboratuvarda değil, uzun yıllar boyunca gerçek dış ortam etkilerine maruz kaldığında nasıl davranacağını daha iyi simüle etmeyi amaçlar. Bu sertifikayla birlikte CW Enerji’nin teknoloji odaklı yerli üretim gücünün uluslararası ölçekte bir kez daha tescilledik” diye konuştu. Yerli ve milli üretim yaklaşımı Sürdürülebilir büyüme ve teknoloji odaklı üretim hedefiyle çalışmalarına kararlılıkla devam ettiklerini dile getiren Sarvan, “Bu başarıyı çalışma arkadaşlarımızın özverili katkıları ve Türkiye’ye değer katma vizyonumuz doğrultusunda hayata geçirdiğimiz yatırımlar sayesinde elde ettik. Yerli ve milli üretim yaklaşımımızla, hem ülkemizin dışa bağımlılığının azaltılmasına katkı sağlamayı hem de küresel ölçekte rekabet gücü yüksek, inovatif ve katma değer üreten bir sanayi ekosistemi oluşturmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda AR-GE, teknolojik dönüşüm ve ileri üretim altyapısına yönelik yatırımlarımıza devam edeceğiz” dedi. CW Enerji Hakkında CW Enerji, Türkiye ve Avrupa’nın önde gelen fotovoltaik güneş paneli ve hücre üreticilerinden biridir. Yüksek teknolojiye sahip üretim tesislerinde geliştirdiği TOPCon High Efficiency yüksek verimli güneş hücreleriyle enerji sektörüne yön veren firma, GES proje geliştirme, sistem tasarımı, mühendislik, anahtar teslim kurulum, işletme, bakım/onarım ve teknik danışmanlık hizmetleriyle güneş enerjisinin en verimli şekilde kullanılmasını sağlar. Akıllı ev ve enerji depolama sistemleriyle yenilenebilir enerji çözümlerini geleceğin yaşam alanlarına entegre eden CW Enerji; konut ve endüstriyel tip lityum enerji depolama çözümleri, On Grid, Off Grid ve hibrit sistemleri, elektrikli araç şarj istasyonları, golf arabaları, forkliftler, transpaletler, scooter ve elektrikli bisikletler için lityum batarya çözümleri, esnek güneş panelleri, ev tipi ve havuz tipi ısı pompaları gibi yenilikçi ürünlerle hem evsel hem endüstriyel enerji ihtiyaçlarına sürdürülebilir çözümler sunar. Kendi alüminyum üretim ve solar hücre tesisleriyle entegre üretim gücünü artıran şirket, global pazarlarda rekabet üstünlüğünü pekiştirerek Türkiye’nin ilk 500 sanayi kuruluşu arasında yer almaktadır.

2026’da Çalışma Hayatındaki Yeni Trendler Neler? Haber

2026’da Çalışma Hayatındaki Yeni Trendler Neler?

Yapay zekâ yatırımları hızlanırken, organizasyonların karşı karşıya kaldığı asıl mesele bu dönüşümün insan tarafını nasıl yönettikleri oluyor. 2026 İş Gücü Görünümü araştırmasına göre, şirketlerin büyük bölümü önümüzdeki dönemi yeniden yapılanma, rol dönüşümü ve belirsizlikle tanımlıyor. Aynı araştırmada 2025’te yönetici kitlesinin %62’si, ekiplerdeki donma ve küçülme nedeniyle iş yükünün belirgin biçimde arttığını ifade ediyor. Bu veriler, çalışan deneyiminin ve liderlik yaklaşımının iş sonuçları üzerindeki etkisini daha görünür hale getiriyor. Bugün yetenekleri çekmek ve elde tutmak, ücret, yan haklar ya da esneklik tek başına yeterli değil. Liderliğin tonu, yöneticinin iletişim biçimi ve çalışan deneyiminin tutarlılığı işyerine bağlılığı arttırıyor. Teknolojik dönüşüm hızlandıkça, bu sürecin çalışanlar tarafından nasıl algılandığı ve ne ölçüde sahiplenildiği daha çok önem kazanıyor. Kurumların söylediği ile sahada yaşanan arasındaki fark, işveren algısını doğrudan etkiliyor. 2026, İnsani Liderliğin Geri Dönüş Yılı Olacak Korn Ferry’nin yayımladığı liderlik araştırmasına göre, liderlerin yaklaşık %70’i yapay zekâyı kurumlar için en önemli trendlerden biri olarak görürken, yalnızca %40’tan azı duygusal zekâyı en önemli beceriler arasında sayıyor ve sadece %20’si çalışan bağlılığını öncelik olarak konumlandırıyor. Bu yaklaşım, belirsizlik dönemlerinde ekiplerin yön duygusunu ve güvenini zayıflatıyor. 2026’da öne çıkacak lider profili, yalnızca hedef koyan ve performans ölçen değil, belirsizliği yönetebilen, açık iletişim kuran ve ekipleriyle bağ kurabilen yöneticilerden oluşacak. Liderliğin insani tarafı, sürdürülebilir performansın temel belirleyicilerinden biri haline geliyor. İK’nın Stratejik Konumu Güçleniyor Bu dönüşüm İK’nın rolünü de yeniden tanımlıyor. Küresel değerlendirmeler, İK liderlerinin gündeminin uzun süredir işe alım ve süreç yönetiminin ötesine geçtiğini ortaya koyuyor. İK sorumlulukları, giderek daha fazla biçimde iş gücü tasarımı, beceri dönüşümü ve organizasyonel dayanıklılık başlıklarıyla ilişkilendiriliyor. KPMG’nin 2025 sonunda yayımladığı küresel iş gücü analizine göre de ise şirketlerin %62’si önümüzdeki dönemde İK ve iş gücü teknolojilerine yatırımını artırmayı planlıyor. Aynı analiz, organizasyonların %43’ünün halihazırda İK süreçlerinde yapay zekâ destekli çözümler kullandığını ortaya koyuyor. Bu veriler, İK’nın yetkinlik haritalarını görünür kılan, öğrenme kapasitesini artıran ve organizasyonel dayanıklılığı destekleyen bir mimari kurmakla sorumlu hale geldiğini gösteriyor. Ünvanlardan çok yetkinliklerin, sabit görev tanımlarından çok öğrenme çevikliğinin öne çıktığı bir döneme giriliyor. Bu yaklaşım, hem iç yetenek kullanımını artırıyor hem de belirsizlik dönemlerinde organizasyonel dayanıklılığı güçlendiriyor. Güçlü Sonuçlar Güçlü İnsan Yönetimiyle Mümkün İnsan Kaynakları danışmanlık firması Gilda&Partners Kurucusu Jilda Bal, değerlendirmesinde 2026’ya girerken liderliğin yalnızca çalışan deneyimi üzerinden değil, liderlerin kendi dayanıklılığı üzerinden de yeniden ele alınması gerektiğini vurguluyor. “Son dönemde yayımlanan küresel araştırmalar, üst düzey yöneticilerde tükenmişlik hissinin belirgin biçimde arttığını gösteriyor. Gözlemlerimize göre, sürdürülebilir performans için hedefler ve verimlilik yanı sıra, liderleri destekleyen yapılar artık bir gereklilik. 2026’da güçlü sonuçlar üreten kurumlar, performans odağını korurken güveni, bağlılığı ve insani liderliği yeniden merkeze alanlar olacak. İnsan kaynakları ekipleri ise organizasyonların gelecekteki dayanıklılığını inşa eden stratejik bir rol üstlenecek. Günümüzde güçlü liderlik sadece bireysel dayanıklılıkla sınırlı değil. Kurumların da liderleri destekleyen yapılar kurması gerekiyor. Belirsizlik dönemlerinde başarılı olan yöneticiler sadece hedef koyan değil, aynı zamanda ekiplerine netlik ve güven duygusu veren kişilerdir. Bu nedenle 2026’da öne çıkacak liderlik anlayışı, hem insan odaklı hem de sistemli destekle beslenen bir model olacak.”

Finberg Girişimlerini Bölgesel Liderliğe Taşıyacak Haber

Finberg Girişimlerini Bölgesel Liderliğe Taşıyacak

Türkiye’nin en aktif girişim sermayesi şirketlerinden Finberg, dördüncüsünü düzenlediği ‘Annual General Meeting’ (AGM) buluşmasında Fiba Grubu yöneticileri, Finberg portföy şirketleri ve iş ortaklarıyla bir araya geldi. Swissôtel The Bosphorus İstanbul’da “Lead the Region” mottosuyla düzenlenen AGM IV, Finberg’in son yıllarda bölgesel ölçekte büyümeyi odağına alan yatırım yaklaşımı doğrultusunda yenilenen yapısıyla, hem global sermaye akışlarının değişen yönünü hem de şirketlerin bu yeni döneme nasıl uyum sağlayabileceğini ele aldı. Finberg Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Elgin, açılış konuşmasında yatırım ortamının hızla dönüşmeye devam ettiğini ve bu koşullar altında şirketlerin finansal disiplin, sağlam yönetişim ve ölçeklenebilir iş modelleri ile ilerlemesinin kritik önem taşıdığını vurguladı. Elgin, yakın coğrafyada bölgesel liderlik açısından önemli bir fırsat penceresinin açıldığını, bu nedenle şirketleri sınır ötesine taşımak için belirli bir yetkinlik ve kas setine sahip olunması gerektiğini ifade etti. Bu çerçevede yalnızca finansal disiplin ve ölçek ekonomisinin değil, kültürün de bu büyümeyi ve genişlemeyi taşıyacak olgunlukta olması gerektiğini, ancak bu özelliklere sahip girişimlerin bölgesel liderlik için yarışabileceğini belirtti. Elgin ayrıca, Fiba Grubu’nun uzun vadeli bakış açısının Finberg’in bu stratejisini destekleyici şekilde ilerlediğini söyledi. Aynı zamanda portföyüyle ilgili güncel bilgileri de paylaşan Elgin, aktif portföylerinde 35 girişim ve 17 VC fon yatırımı bulunduğunu ve bu şirketlere $97.8m yatırım yaptıklarını da belirtti. Etkinlik kapsamında İhsan Elgin ile Fiba Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özyeğin, Fiba Grubu’nun yurt dışı büyüme yolculuğu ve bu yolculuğun temelinde yer alan girişimcilik vizyonu üzerine sohbet etti. Murat Özyeğin farklı ülkelerde edinilen tecrübelerin organizasyonel dayanıklılığı güçlendirdiğini belirtirken bölgesel ölçeklenmenin ancak doğru zamanda alınan doğru kararlarla sürdürülebilir hale geldiği vurgulandı. Programda, UK merkezli Edenbase kurucularından Arian Alikhani, yatırım dünyasındaki teknolojik dönüşüm ve özellikle yeni Quantum fonlarına ilişkin kısa bir değerlendirme yaptı. Konuşmasında yapay zekâ ve veri temelli modellerin küresel ölçekte yatırım anlayışını yeniden tanımladığını belirtti. Etkinlik kapsamında, Pragma ve Core Finance’in katılımıyla girişimlerin M&A süreçlerine hazırlıkları ve bu süreçlerde karşılaşılan zorlukların nasıl aşılabileceğine yönelik bir panel de düzenlendi. AGM IV boyunca Finberg; yatırım yaptığı girişimler, fon yöneticileri ve Fiba Grubu liderleriyle birlikte 2025’in ekonomik görünümünü, değişen sermaye hareketlerini ve bölgesel büyümenin gerektirdiği yönetim anlayışını kapsamlı biçimde ele aldı. İhsan Elgin, Finberg’in hedefinin yalnızca yatırım yapmakla sınırlı olmadığını; “Lead the Region” vizyonu doğrultusunda bölgesel liderlik kapasitesini destekleyecek bilgi birikimi ve yönetim disiplinini şirketlerle birlikte geliştirmeyi amaçladığını vurguladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Deloitte'dan 2025 Raporu: Küresel İş Hizmetlerinde Yapay Zeka Devrimi Başladı, Türkiye'deki Şirketler Dikkat! Haber

Deloitte'dan 2025 Raporu: Küresel İş Hizmetlerinde Yapay Zeka Devrimi Başladı, Türkiye'deki Şirketler Dikkat!

İş dünyasına yönelik küresel trend analizleriyle tanınan Deloitte, iki yılda bir yayımladığı "2025 Küresel İş Hizmetleri (GBS) Araştırması"nın sonuçlarını açıkladı. Rapor, Global Business Services modellerinin, şirketlerin operasyonel yapılarını dönüştürme ve verimliliklerini artırma konusundaki etkilerini gözler önüne seriyor. Araştırma bulgularına göre, üretken yapay zeka (GenAI), GBS'in geleceğini şekillendiren en önemli etkenlerden biri haline gelmiş durumda. Yapay Zeka ve Müşteri Deneyimi En Öncelikli Konular Rapora göre, GBS yöneticilerinin %50'sinden fazlası için en büyük öncelik, yeni nesil yeteneklerin geliştirilmesi ve müşteri deneyiminin iyileştirilmesi. Katılımcılar, özellikle üretken yapay zeka, akıllı otomasyon ve veri analitiği gibi yeni nesil teknolojilerin; verimliliği artırma, ölçeklenebilirliği yükseltme ve maliyetleri düşürme potansiyeli taşıdığını belirtiyor. Marka dayanıklılığı ve farklılaştırılmış sonuçlar sunma yeteneği ise olağanüstü bir müşteri deneyimi için en yüksek değer yaratıcıları olarak öne çıkıyor. Somut Kazançlar ve Başarının Sırrı Araştırmaya katılan şirketlerin yaklaşık %50'si, GBS operasyonları sayesinde %20'nin üzerinde tasarruf sağladığını belirtiyor. Bu başarının arkasındaki en önemli faktörler arasında, etkili yönetim stratejileri ve dijital teknolojilere yapılan yatırımlar gösteriliyor. Ayrıca, küresel bir GBS liderine sahip olan şirketlerin %55'inin %20'den fazla tasarruf elde etmesi, merkezi bir liderlik rolünün strateji ve iş sonuçları üzerindeki kritik etkisini bir kez daha vurguluyor. Global GBS Haritası Değişiyor: Yükselen Yıldızlar Araştırmanın coğrafi bulguları, GBS pazarında yeni oyuncuların yükselişe geçtiğini gösteriyor. Meksika ve Portekiz, en hızlı büyüyen bölgeler olarak dikkat çekiyor. Meksika, 2025'te ilk 3’e girerken, Portekiz de ilk 10 içerisinde yer almayı başardı. Bu yükselişe rağmen, Hindistan ve ABD gibi geleneksel liderler küresel konumlarını korumaya devam ediyor. Maliyet Odaklılıktan Dönüşüme Geçiş Deloitte yöneticileri, GBS modellerinin temel amacında bir değişim yaşandığını belirtiyor. Deloitte'tan Kort Syverson, "Maliyet tasarrufu artık tek başına yeterli bir değer önerisi değil. GBS liderleri, değeri deneyim ve dijital dönüşümle artırmaya odaklanıyor. Gelecekte başarılı olmak için GBS organizasyonlarının değer önerilerini çeşitlendirmesi gerekiyor." şeklinde konuştu. Deloitte'tan Diane Ma ise, GBS modellerinin daha çevik, dijital ve maliyet etkin hale gelerek kendilerini iş dünyasının dönüşümünün merkezine konumlandırdığını ifade etti.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.