Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Teşvik

Kapsül Haber Ajansı - Teşvik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Teşvik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Teknosa’da İki Üst Düzey Atama Haber

Teknosa’da İki Üst Düzey Atama

Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu olan Mustafa Aşkım Akata, profesyonel kariyerine Adana Çimento’da yatırım ve teşvik bölümünde başladı. Ardından İnterbank ve Ziraat Bankası’nda Ticari ve Kurumsal Bankacılık Satış bölümlerinde görev alan Akata, 2005-2015 yılları arasında Akbank’ta Kurumsal Şube Müdürü, Ticari Şube Müdürü ve Bölge Müdürü olarak çalıştı. Kariyerine A101’de Bölge Genel Müdürü olarak devam eden Akata, 300 mağazanın yönetiminden sorumlu oldu. Son olarak 2017-2025 yılları arasında Eve Mağazacılık’ta CEO olarak görev yapan Akata şirketin kendi markalarının yaratılması, şirkete özel markaların kazanılması, 6 milyondan fazla müşteriye ulaşan sadakat kartı ve CRM projeleri ile dijital dönüşüm çalışmalarına liderlik etti. İzmir Fen Lisesi ve ODTÜ Havacılık Mühendisliği mezunu olan Zafer Özçelik, iki yıllık kurumsal bankacılık deneyiminin ardından University of San Francisco’da MBA eğitimini tamamladı. Kariyerine San Francisco merkezli Bleu Marketing Solutions şirketinde başlayan Özçelik, Türkiye’ye döndükten sonra Doğan Online’da Pazarlama Direktörü, Dentsu Grubu’nda Dijital Grup Başkanı (CDO) ve N11’de Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı (CMO) olarak görev yaptı. 2020 yılında kurduğu Moventum Danışmanlık’ta Genel Müdür ve Danışman olarak görev alan Özçelik, pazarlama, dijital dönüşüm, e-ticaret ve yapay zeka alanlarında danışmanlık yaptı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sanayide Enerji Kayıplarına Yerli Teknolojiyle Çözüm Haber

Sanayide Enerji Kayıplarına Yerli Teknolojiyle Çözüm

Yaklaşık 25 milyon dolar düzeyindeki Ar-Ge yatırımlarının meyvelerinden biri olan bu ürün, Türkiye’nin enerji ve teknoloji ithalatına olan dolaylı bağımlılığını azaltma potansiyeli taşıyor. Sanayi tesislerinde basınçlı havanın yaklaşık yüzde 20–30’unun fark edilmeden kaçaklar yoluyla kaybedilmesi, işletmeler için görünmeyen devasa bir maliyet kalemi oluşturuyor. BORLED’in yeni teknolojisi, üretimi durdurmadan, insan duyusuna ihtiyaç duymadan kayıpların anlık olarak izlenmesini sağlıyor ve önleyici tedbirleri kolaylaştırıyor. Kısa Sürede Kendini Amorti Eden Stratejik Verimlilik Yatırımı Sanayi kuruluşları için BORLED Borvision L1, bir ölçüm cihazının çok ötesinde, elektrik maliyetlerini doğrudan düşüren ve kendini kısa sürede amorti eden stratejik bir yatırım aracı olma özelliği taşıyor. Maliyet ve Operasyonel Avantaj: Kaçakların azaltılmasıyla kompresör yükü azalır, bakım giderleri düşer ve üretim sürekliliği korunur. Yerli Üretim Gücü: Yerli üretim olması sayesinde daha uygun maliyet, hızlı servis desteği ve teşvik avantajları sunarak yatırımın geri dönüş süresini kısaltır. Rekabetçi Güç: İşletmelere sürdürülebilir bir maliyet avantajı kazandırarak küresel pazarda rekabet güçlerini artırır. Kesintisiz Hassas İzleme Geleneksel gezici cihazların aksine BORLED Borvision L1, yüksek hassasiyetli sensörleriyle gürültülü endüstriyel ortamlarda bile kaçakları gerçek zamanlı analiz edebiliyor. Dijital Dönüşüm: Endüstri 4.0 hedefleriyle uyumlu, dijital veri işleme ve raporlama altyapısı sunar. Sürdürülebilirlik: Gereksiz enerji tüketimini engelleyerek karbon ayak izini azaltır ve işletmelerin "Yeşil Dönüşüm" hedeflerine katkı sağlar. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeni Tek Kullanımlık Plastik Düzenlemesi Sanayide Dönüşümü Başlatıyor: Haber

Yeni Tek Kullanımlık Plastik Düzenlemesi Sanayide Dönüşümü Başlatıyor:

Sıfır Atık yaklaşımı doğrultusunda hazırlanan düzenleme, plastik kullanımını azaltmayı hedeflerken, alternatif malzemelerin önemini de yeniden gündeme taşıyor. Bu dönüşüm sürecinde plastik türleri arasındaki ayrımın doğru yapılması kritik önem taşıyor. Türkiye’nin ilk TÜV sertifikalı, nişasta bazlı biyopolimer üreticisi Sunar NP, mısır nişastasından ürettiği biyobozunur plastiklerle, çevreye duyarlı ürünleri sanayiyle buluşturuyor. Şirketin geliştirdiği biyoplastik ürünler doğada 180 gün içerisinde tamamen çözünerek özel işleme gerek kalmadan toprağa geri dönüyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın planlanan yeni plastik yönetmeliğinde biyobozunur plastiklerin diğer plastiklerden ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu bu durumu stratejik bir fırsat olarak paylaştı. “Her plastik aynı değildir” Geleneksel petrol türevi plastikler doğada yüzlerce yıl varlığını sürdürebilirken, oksobozunur plastikler parçalanma sürecinde mikroplastik oluşturarak ekosistem üzerinde kalıcı etkiler oluşturuyor. Günümüzde okyanuslarda biriken milyonlarca ton mikroplastik ve insanların haftalık ortalama plastik maruziyeti, sorunun ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını açıkça gösteriyor. Buna karşın, nişasta temelli biyopolimerler gibi yeni nesil malzemeler uygun koşullar altında 90–180 gün içinde biyolojik olarak çözünebiliyor; mikroplastik oluşturmuyor ve yenilenebilir kaynaklardan elde edildikleri için karbon ayak izinin düşürülmesine katkı sağlıyor. Bu çerçevede sektör temsilcileri, plastik konusundaki tartışmaların artık petrol bazlı plastikler, oksobozunur plastikler ve biyoplastikler arasındaki farklar üzerinden ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor. "Aynı sepete konması teknik bir hata" Biyobozunur malzemelerin petrol bazlı plastiklerle aynı sepete konmasını ‘teknik bir hata’ olarak değerlendiren Çomu, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Planlanan yeni yönetmelik, çevresel etkilerin azaltılması açısından oldukça önemli ve yerinde bir adımdır. Çevresel etki profilleri farklı olan malzemelerin aynı kapsamda değerlendirilmesi, bazı teknolojik çözümlerin gelişimini sınırlayabilir. Biyoplastikler, petrol bazlı tek kullanımlık plastiklerin yerine geçebilecek en güçlü ve en çevre dostu alternatiflerden biridir.” Avrupa yaklaşımı: ayrıştır, teşvik et Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren Packaging and Packaging Waste Regulation ile biyoplastikler ilk kez net bir yasal çerçevede tanımlanıyor. Biyobozunur ve kompostlanabilir malzemeler belirli kriterlere göre sınıflandırılıyor ve kullanım alanlarına göre yönlendiriliyor. Özellikle organik atıklarla birlikte toplanabilen ambalajlar, gıda ile temas eden ürünler ve geri dönüşümün zor olduğu alanlarda biyoplastik çözümler teşvik ediliyor. Bu yaklaşım sayesinde hem çevresel etkiler azaltılıyor hem de döngüsel ekonomi hedefleri destekleniyor. Biyobozunur ve kompostlanabilir ambalajların ne anlama geldiğini belirleyen EN 13432 standardı ise bu süreçte önemli bir referans noktası olarak öne çıkıyor. Türkiye’de petrol bazlı plastikler, oksobozunur plastikler ve bu standarda uygun gerçek biyobozunur malzemelerin net bir şekilde birbirinden ayrılması gerekiyor. Burada temel fark, malzemenin uygun koşullar altında tamamen doğaya geri dönebilme özelliği gösteriyor olması. Bu nedenle düzenlemeye uyumlu ve sertifikalı biyoplastiklerin ayrı bir kategori olarak ele alınması ve yerli üretimi destekleyecek teşviklerin geliştirilmesi büyük önem taşıyor. “Sunar NP olarak, yerli üretimi ve ekonomik sürdürülebilirliği destekliyoruz” Türkiye, nişasta bazlı hammaddeleri ve güçlü üretim altyapısıyla biyoplastik alanında önemli bir potansiyele sahip. Sunar Yatırım bünyesinde faaliyet gösteren Sunar NP, 2014 yılında başlattığı Ar-Ge çalışmalarıyla Türkiye’de nişasta bazlı biyopolimer üretimini hayata geçiren ilk şirket. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Mustafa Nuri Çomu, “Biyoplastik, plastik kullanımına sadece bir alternatif değil; doğru malzemenin geleceğe uyarlanmış halidir. Sunar NP olarak, doğaya geri dönebilen biyopolimerlerimizle çevresel etkiyi azaltırken, yerli üretimi ve ekonomik sürdürülebilirliği de destekliyoruz. Türkiye’de biyoplastiklerin doğru politikalarla teşvik edilmesi hem çevrenin korunmasına katkı sağlar hem de sanayide katma değer yaratır. Aynı zamanda ithal petrokimya bağımlılığını azaltır ve ülkemizi uluslararası alanda daha güçlü bir konuma taşır” ifadelerini kullandı. Bu açıdan bakıldığında biyoplastikler, yalnızca çevresel değil; aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir fırsat alanı olarak öne çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tek Kullanımlık Plastikler İçin Yol Haritası Yenileniyor Haber

Tek Kullanımlık Plastikler İçin Yol Haritası Yenileniyor

Türkiye’nin ilk TÜV sertifikalı, nişasta bazlı biyopolimer üreticisi Sunar NP, mısır nişastasından ürettiği biyobozunur plastiklerle, çevreye duyarlı ürünleri sanayiyle buluşturuyor. Şirketin geliştirdiği biyoplastik ürünler doğada 180 gün içerisinde tamamen çözünerek özel işleme gerek kalmadan toprağa geri dönüyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın planlanan yeni plastik yönetmeliğinde biyobozunur plastiklerin diğer plastiklerden ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu bu durumu stratejik bir fırsat olarak paylaştı. “Her plastik aynı değildir” Geleneksel petrol türevi plastikler doğada yüzlerce yıl varlığını sürdürebilirken, oksobozunur plastikler parçalanma sürecinde mikroplastik oluşturarak ekosistem üzerinde kalıcı etkiler oluşturuyor. Günümüzde okyanuslarda biriken milyonlarca ton mikroplastik ve insanların haftalık ortalama plastik maruziyeti, sorunun ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını açıkça gösteriyor. Buna karşın, nişasta temelli biyopolimerler gibi yeni nesil malzemeler uygun koşullar altında 90–180 gün içinde biyolojik olarak çözünebiliyor; mikroplastik oluşturmuyor ve yenilenebilir kaynaklardan elde edildikleri için karbon ayak izinin düşürülmesine katkı sağlıyor. Bu çerçevede sektör temsilcileri, plastik konusundaki tartışmaların artık petrol bazlı plastikler, oksobozunur plastikler ve biyoplastikler arasındaki farklar üzerinden ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor. "Aynı sepete konması teknik bir hata" Biyobozunur malzemelerin petrol bazlı plastiklerle aynı sepete konmasını ‘teknik bir hata’ olarak değerlendiren Çomu, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Planlanan yeni yönetmelik, çevresel etkilerin azaltılması açısından oldukça önemli ve yerinde bir adımdır. Çevresel etki profilleri farklı olan malzemelerin aynı kapsamda değerlendirilmesi, bazı teknolojik çözümlerin gelişimini sınırlayabilir. Biyoplastikler, petrol bazlı tek kullanımlık plastiklerin yerine geçebilecek en güçlü ve en çevre dostu alternatiflerden biridir.” Avrupa yaklaşımı: ayrıştır, teşvik et Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren Packaging and Packaging Waste Regulation ile biyoplastikler ilk kez net bir yasal çerçevede tanımlanıyor. Biyobozunur ve kompostlanabilir malzemeler belirli kriterlere göre sınıflandırılıyor ve kullanım alanlarına göre yönlendiriliyor. Özellikle organik atıklarla birlikte toplanabilen ambalajlar, gıda ile temas eden ürünler ve geri dönüşümün zor olduğu alanlarda biyoplastik çözümler teşvik ediliyor. Bu yaklaşım sayesinde hem çevresel etkiler azaltılıyor hem de döngüsel ekonomi hedefleri destekleniyor. Biyobozunur ve kompostlanabilir ambalajların ne anlama geldiğini belirleyen EN 13432 standardı ise bu süreçte önemli bir referans noktası olarak öne çıkıyor. Türkiye’de petrol bazlı plastikler, oksobozunur plastikler ve bu standarda uygun gerçek biyobozunur malzemelerin net bir şekilde birbirinden ayrılması gerekiyor. Burada temel fark, malzemenin uygun koşullar altında tamamen doğaya geri dönebilme özelliği gösteriyor olması. Bu nedenle düzenlemeye uyumlu ve sertifikalı biyoplastiklerin ayrı bir kategori olarak ele alınması ve yerli üretimi destekleyecek teşviklerin geliştirilmesi büyük önem taşıyor. “Sunar NP olarak, yerli üretimi ve ekonomik sürdürülebilirliği destekliyoruz” Türkiye, nişasta bazlı hammaddeleri ve güçlü üretim altyapısıyla biyoplastik alanında önemli bir potansiyele sahip. Sunar Yatırım bünyesinde faaliyet gösteren Sunar NP, 2014 yılında başlattığı Ar-Ge çalışmalarıyla Türkiye’de nişasta bazlı biyopolimer üretimini hayata geçiren ilk şirket. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Mustafa Nuri Çomu, “Biyoplastik, plastik kullanımına sadece bir alternatif değil; doğru malzemenin geleceğe uyarlanmış halidir. Sunar NP olarak, doğaya geri dönebilen biyopolimerlerimizle çevresel etkiyi azaltırken, yerli üretimi ve ekonomik sürdürülebilirliği de destekliyoruz. Türkiye’de biyoplastiklerin doğru politikalarla teşvik edilmesi hem çevrenin korunmasına katkı sağlar hem de sanayide katma değer yaratır. Aynı zamanda ithal petrokimya bağımlılığını azaltır ve ülkemizi uluslararası alanda daha güçlü bir konuma taşır” ifadelerini kullandı. Bu açıdan bakıldığında biyoplastikler, yalnızca çevresel değil; aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir fırsat alanı olarak öne çıkıyor. “Doğru regülasyon ile Türkiye lider konumda olabilir” Planlanan yeni yönetmelik, çevresel etkileri azaltma açısından önemli bir adım olsa da malzemeler arasındaki ayrım konusunda geliştirilmeye açık görünüyor. Özellikle petrol bazlı tek kullanımlık plastiklerle, çevresel etkileri farklı olan biyoplastiklerin aynı kapsamda değerlendirilmesi, sürdürülebilir alternatiflerin önünü kesme riski taşır. Sunar NP, biyoplastiklerin GEKAP’tan ayrıştırılarak özel regülasyon ve teşviklerle desteklenmesini öncelikli bir strateji olarak ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, çevresel sorumluluk ve ekonomik sürdürülebilirliği bir arada sağlayarak Türkiye’nin küresel biyoplastik pazarındaki rekabet gücünü artırıyor. Çomu konuya ilişkin açıklamasını şu sözlerle tamamladı, “Türkiye’nin COP31 sürecinde çevre ve sürdürülebilirlik alanında atacağı adımlar uluslararası ölçekte büyük önem taşıyor. Biyoplastiklerin doğru şekilde tanımlandığı ve desteklendiği bir düzenleme çerçevesi, ülkemizi bu alanda öncü konuma taşıyabilir. Bu sürecin, tüm paydaşların katkısıyla birlikte şekillendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.” Sektörde öne çıkan görüş ise oldukça net; sorunun kendisi plastik değil, yanlış malzeme tercihidir. Biyoplastikler, petrol bazlı tek kullanımlık plastiklere kıyasla daha temiz ve güçlü bir alternatif olarak görülürken, doğru malzemenin doğru yerde kullanılması durumunda hem çevrenin korunabileceği hem de sanayinin gelişebileceği vurgulanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sistem Global, TÜBİTAK Başvurularında ARGESA’yı Hayata Geçirdi Haber

Sistem Global, TÜBİTAK Başvurularında ARGESA’yı Hayata Geçirdi

KOBİ’ler başta olmak üzere, katma değerli üretim hedefleyen her ölçekten şirkete büyüme odaklı iş servisleri ve danışmanlığı sunan Sistem Global, Ar-Ge ve teşvik danışmanlığı alanındaki 30 yıllık uzmanlığını yapay zeka teknolojileriyle birleştirerek geliştirdiği ARGESA platformunu duyurdu. TÜBİTAK Ar-Ge proje raporlarını akıllı bir değerlendirme modeli üzerinden analiz eden ARGESA, başvuru sürecine geçmeden önce proje kalitesini sistematik biçimde güçlendirmeyi ve fon başvurularında başarı olasılığını artırmayı hedefliyor. ARGESA, kullanıcının sisteme yüklediği proje dokümanlarını detaylı biçimde inceleyerek proje başarısını objektif kriterler üzerinden değerlendiriyor. TÜBİTAK değerlendirme kriterlerini yapay zeka destekli analizlerle somut ve ölçülebilir hale getiriyor; proje raporlarında sıkça gözden kaçan yapısal, içeriksel ve kurgusal eksiklikleri erken aşamada tespit ediyor. Ayrıca, raporun fon gerekliliklerine daha yüksek uyum sağlaması için net ve uygulanabilir öneriler sunuyor. Platform, manuel inceleme süreçlerini minimize ederek Ar-Ge ekiplerine zaman ve efor tasarrufu sağlarken, Ar-Ge projelerinde objektif, tutarlı ve tekrar edilebilir bir kalite kontrol mekanizması oluşturuyor. Böylece başvuru süreci yalnızca bir evrak hazırlığı olmaktan çıkıyor, Ar-Ge stratejilerinin daha güçlü, fon uyumu yüksek ve sürdürülebilir biçimde kurgulandığı bir yönetim sürecine dönüşüyor. “Proje başvurularını daha öngörülebilir ve yönetilebilir hale getiriyoruz” Konuyla ilgili açıklamada bulunan Sistem Global Ar-Ge, İnovasyon ve Teknoloji Yönetimi Bölüm Başkan Yardımcısı Emre Sönmez, “Son yıllarda TÜBİTAK programlarına yapılan başvuru sayısında ciddi bir artış görüyoruz ancak projelerin fonlanma oranı beklenen düzeyde değil. Bunun temel nedeni, değerlendirme süreçlerinin giderek daha teknik, çok katmanlı ve denetim odaklı hale gelmesi. Artık yalnızca iyi bir fikir yeterli olmuyor; projenin stratejik çerçevesi, teknik derinliği ve mevzuata uyumu birlikte ele alınmak zorunda. Tam da bu nedenle, 30 yıllık ulusal hibe ve teşvik programları deneyimimizi yapay zeka ile birleştirerek ARGESA’yı geliştirdik. Bu platformu, TÜBİTAK ve benzeri kamu destek programlarına başvuran KOBİ’lerden büyük ölçekli şirketlere, teknoloji girişimlerinden üniversite ve teknoloji transfer ofislerine kadar geniş bir paydaş kitlesi için stratejik bir karar destek aracı olarak konumlandırıyoruz” “ARGESA sayesinde şirketler başvuru öncesinde proje raporlarını objektif biçimde test edebiliyor, eksik alanlarını güçlendirebiliyor ve fon uyumunu artırabiliyor. Amacımız, TÜBİTAK değerlendirme kriterlerini şirketler için daha görünür, ölçülebilir ve yönetilebilir hale getirmek. Çünkü Sistem Global olarak, teşvik süreçlerini yalnızca finansmana erişim aracı olarak görmüyoruz. Doğru kurgulanmış Ar-Ge projeleri, şirketlerin rekabet gücünü ve sürdürülebilir büyümesini doğrudan etkiliyor. ARGESA ile bu süreci daha veri temelli, sistematik ve öngörülebilir bir yapıya taşımayı hedefliyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Yenilenebilir Hidrojende Üretim ve İhracat Üssü Olabilir Haber

Türkiye Yenilenebilir Hidrojende Üretim ve İhracat Üssü Olabilir

Rapora göre Türkiye, yenilenebilir hidrojende üretim, depolama, taşıma ve son kullanım alanlarında önemli potansiyele sahip; ancak bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi için kurumsal ve bütüncül bir eylem çerçevesine ihtiyaç duyuluyor Türkiye’nin gerekli altyapı ve mevzuat çalışmalarını tamamlaması halinde, yenilenebilir hidrojeni yüksek katma değerli ve karbonsuzlaşması zor sektörlerde önceliklendirmesi ve oluşabilecek ihtiyaç fazlasını ihraç etmesi mümkün olabilirYenilenebilir hidrojen ve türevleri, büyük ölçüde fosil yakıtlara bağımlı olan sanayi ve ulaşım sektörlerinin karbonsuzlaşmasında stratejik bir rol üstlenebilir. SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi, “Türkiye’de Yenilenebilir Hidrojenin Etkinleştirilmesi” raporunu yayımladı. Yenilenebilir (yeşil) hidrojen konusunda yayımlanan üç raporun tamamlayıcısı niteliğindeki çalışmada, ulusal ve uluslararası fırsatlar ile zorluklar inceleniyor. Raporda, Türkiye’nin küresel ölçekteki politika, piyasa ve teknoloji gelişmelerini yakından izleyerek hidrojen yol haritasını düzenli olarak güncellemesinin; sağlıklı, sürdürülebilir ve rekabetçi bir hidrojen ekosisteminin inşası için önemli olduğu vurgulanıyor. Türkiye’nin net sıfır emisyonlu bir ekonomiye geçişi sürecinde enerji dönüşümünün üç temel bileşeni olan yenilenebilir enerji kaynakları, enerji verimliliği ve elektrifikasyon; politika belgelerinde kısa ve orta vadeli hedeflerin merkezinde konumlanıyor. Bununla birlikte, yüksek proses ısısı gerektiren sanayi kolları ile uzun mesafe taşımacılık gibi alanlarda, mevcut teknolojik kısıtlar nedeniyle doğrudan elektrifikasyonun kısa vadede yeterli bir çözüm sunması güç görünüyor. Bu nedenle rapor, zor karbonsuzlaşan sektörlerde yenilenebilir hidrojen gibi tamamlayıcı teknolojilerin devreye alınmasının gerekliliğine dikkat çekiyor. Yüksek sıcaklık gerektiren sanayi süreçleri ve uzun mesafe taşımacılık uygulamalarında fosil yakıtlara alternatif oluşturan yenilenebilir hidrojen, bazı sanayi kollarında aynı zamanda hammadde işlevi de görüyor. Bu nedenle hidrojenin emisyon azaltım potansiyelinin en yüksek olduğu alanlarda önceliklendirilmesi, hem ekonomik katma değer hem de iklim hedefleri açısından belirleyici önem taşıyor. Somut ve Uygulanabilir Eylem Planına İhtiyaç Var SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, Türkiye’nin yüksek yenilenebilir enerji potansiyeli ve stratejik coğrafi konumu sayesinde yenilenebilir hidrojenin üretimi ve kullanımı açısından önemli avantajlara sahip olduğunu vurguladı. Bağ, “Yenilenebilir hidrojen potansiyelinin hayata geçirilebilmesi için politika belgelerinde yer alan hedeflerin somut, takvimlendirilmiş ve kurumsal sorumlulukları net biçimde tanımlanmış eylem planlarıyla desteklenmesi gerekiyor. Hidrojenden sorumlu kurumsal bir yapı oluşturulmalı. Uygun teşvik ve destek mekanizmaları geliştirilerek piyasa yapısı kademeli olarak inşa edilmeli; talep yaratacak öncelikli sektörler belirlenmeli ve gerekli altyapı eş zamanlı planlanmalı” dedi. Bağ, en kritik hususun ise yenilenebilir hidrojen üretiminin, elektrik sektörünün dönüşüm hedefleriyle uyumlu ve bu hedeflerle çelişmeyecek şekilde planlanması olduğunu vurguladı. Hidrojenin, fosil yakıt kullanımının ve enerji ithalat bağımlılığının düşürülmesinde stratejik bir rol üstleneceğini belirten Bağ, “Yenilenebilir hidrojen üretimi, mevcut yenilenebilir elektrik kapasitesinin yönlendirilmesi veya ikame edilmesi yoluyla değil; yalnızca hidrojen üretimi amacıyla devreye alınacak ilave yenilenebilir enerji yatırımları üzerinden gerçekleştirilmelidir. Aksi halde, elektrik sektörünün karbonsuzlaşma hedefleri risk altına girebilir” dedi. Yenilenebilir Hidrojenin İhtiyaç Fazlası İhraç Edilebilir Raporda, yenilenebilir hidrojen ve türevlerinin kullanımında, ilk aşamada en yüksek katma değerin sağlanabileceği ve doğrudan elektrifikasyonun karbondan arındırmada tek başına yetersiz kaldığı sektörlere öncelik verilmesi gerektiği vurgulanıyor. Bununla birlikte, yenilenebilir hidrojenin öncelikli sektörlerde kullanılmasının yanı sıra oluşabilecek üretim fazlasının çevre ülkelere ihraç edilebileceği, bunun için uluslararası standartlara uyumlu planlama yapılması gerektiği ifade ediliyor. Bu planlamaların üretim teknolojilerinden hidrojen değer zincirine ve taşıma yöntemlerine bağlı olarak liman, boru hattı ve diğer lojistik altyapı gereksinimlerine kadar bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiği belirtiliyor. Söz konusu yaklaşımın, Türkiye’yi Avrupa’da gelişmekte olan yenilenebilir hidrojen pazarında rekabetçi ve stratejik bir konuma taşıyabileceği değerlendiriliyor. Raporda ayrıca, küresel ölçekte yenilenebilir hidrojen projelerinin önemli bir bölümünün planlanan takvimlerin gerisinde kaldığına dikkat çekiliyor. 2030 yılına kadar kurulması öngörülen projelere dayalı düşük emisyonlu hidrojen üretimi beklentisinin, iptaller ve gecikmeler nedeniyle son bir yılda 49 milyon tondan 37 milyon tona gerilediği vurgulanıyor. Bu projelerin yüzde 80’inden fazlasını, elektrolizör teknolojisine dayalı yenilenebilir hidrojen projeleri oluşturuyor. Yetersiz altyapı, düzenleyici çerçevenin eksikliği, teknolojik olgunluğun sağlanamaması ve yüksek üretim maliyetleri bu gecikmelerin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Karbon fiyatlandırması ve talep tarafı destek mekanizmalarının sınırlı kalması da piyasa oluşumunu yavaşlatıyor. Türkiye’nin de küresel ölçekteki politika, piyasa ve teknoloji gelişmelerini yakından izleyerek hidrojen yol haritasını düzenli olarak güncellemesi; sağlıklı, sürdürülebilir ve rekabetçi bir hidrojen ekosisteminin inşası açısından büyük önem taşıyor. Yenilenebilir Hidrojenin Gelişimi İçin Yol Haritası Raporda, paydaş görüşleri doğrultusunda Türkiye’de yenilenebilir hidrojen ekosisteminin oluşturulmasına yönelik 17 politika önerisi sunuluyor: Yenilenebilir hidrojene ilişkin idari izin süreçlerini ve destek mekanizmalarını tanımlayacak, sektörler arası üretim ve gelişim planlarını koordine edecek bir kamu birimi oluşturulmalı.Yenilenebilir hidrojenin yasal tanımı yapılmalı.Yenilenebilir hidrojen, elektrik sektörünün dönüşümü ile rekabet etmemeli.Yenilenebilir hidrojen ve türevlerinin kullanımında, ilk aşamada en yüksek katma değerin sağlanabileceği ve doğrudan elektrifikasyonun karbondan arındırmada tek başına yetersiz kaldığı sektörlere öncelik verilmeli.Türkiye’de yenilenebilir hidrojene yönelik düzenleyici çerçeve oluşturulmalı.Yerli arzı teşvik etmek için yenilenebilir hidrojen üretimine yönelik mali teşvikler sağlanmalı.Yenilenebilir hidrojen değer zincirine yönelik yatırımlar eş zamanlı planlanmalı.Yenilenebilir enerji kaynaklarına yakın alanlarda hidrojen merkezleri kurulmalı.Kritik altyapı ihtiyaçlarını karşılayacak hidrojen özel üretim bölgeleri ilan edilmeli.Hidrojenin üretimi, taşınması, depolanması ve kullanımı için havalimanı ve liman altyapıları iyileştirilmeli ve geliştirilmeli.Sanayide kullanılacak yenilenebilir hidrojene ilişkin teknik ve güvenlik standartları yasal çerçeve kapsamında düzenlenmeli.Yerli Ar-Ge çalışmaları güçlendirilmeli, üniversite-sanayi iş birlikleri artırılmalı.Hidrojen üretimi konusunda nitelikli insan kaynağı yetiştirilmeli.Hidrojen üretiminde kullanılan teknolojilerin yerli üretimi için ulusal ve uluslararası standartlar oluşturulmalı.Hidrojen üretim stratejisinde enerji boyutu ile su kaynaklarının sürdürülebilirliği birlikte ele alınmalı.Yenilenebilir hidrojen üretim fazlası için ihracat stratejisi oluşturulmalı.Yenilenebilir hidrojene yönelik talebin hızlandırılması amacıyla sektörel ölçekte düzenlemeler yapılmalı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KOBİ’lerin Finansman Erişimine Kolaylık Sağlayan TÜBİTAK ve KOSGEB Projelerinde Denetimler Arttı Haber

KOBİ’lerin Finansman Erişimine Kolaylık Sağlayan TÜBİTAK ve KOSGEB Projelerinde Denetimler Arttı

KOBİ’ler başta olmak üzere, katma değerli üretim hedefleyen her ölçekten şirkete büyüme odaklı iş servisleri ve danışmanlığı sunan Sistem Global, Ar-Ge ve yatırım alanındaki deneyimi ve uzmanlığıyla, şirketlerin teşvik ve hibe mekanizmalarından daha etkin yararlanmalarına destek oluyor. Şirketten yapılan açıklamaya göre, 2026 yılında açılan TÜBİTAK Ar-Ge çağrıları ve KOSGEB destekleri, teknoloji geliştirme, ürün ticarileştirme ve ölçeklenebilir büyüme hedefleyen şirketler için önemli finansman imkânları sunarken; bu dönemde teşvik süreçleri yalnızca finansal değil, aynı zamanda stratejik bir yönetim yaklaşımı gerektiriyor. “Başvurular arttı ama desteklerden yararlanan KOBİ sayısı beklenen oranda değil” Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Sistem Global Ar-Ge, İnovasyon ve Teknoloji Yönetimi Bölüm Başkan Yardımcısı Emre Sönmez, “Son yıllarda artan başvuru sayısına rağmen birçok KOBİ’nin hibe ve teşviklerden beklenen ölçüde yararlanamadığını gözlemliyoruz. Bu durumun temel nedeni, destek mekanizmalarının giderek daha teknik, çok katmanlı ve denetim odaklı bir yapıya evrilmesi. Bu destekler ancak doğru proje kurgusu, mevzuata hakimiyet ve stratejik yönlendirme ile gerçek bir avantaja dönüşebiliyor. Bu noktada Sistem Global olarak, bilgi birikimimiz ve deneyimimiz ile şirketlerin teşvik süreçlerini öngörülebilir, yönetilebilir ve katma değer üreten bir yapıya kavuşturmasına katkı sağlıyoruz” dedi. “Danışmanlık verdiğimiz her 100 şirketten 93’ünün başvurusu başarıyla sonuçlandı” “Bugüne dek TÜBİTAK ve KOSGEB kapsamında 3.000’in üzerinde proje başvurusuna imza attık, başarı oranımız ise yüzde 93. Bu oran yalnızca başvuru adedini değil; doğru fizibilite, güçlü teknik içerik ve mevzuata tam uyumla yönetilen süreçlerin önemini ortaya koyuyor. Sistem Global olarak, çağrı bazlı teknik gereklilikleri, sektör ve şirket özelinde Ar-Ge dinamiklerini, mali yapı ve denetim süreçlerini birlikte değerlendirerek, firmaların yalnızca desteklere erişmesini değil, destekleri sürdürülebilir bir büyüme aracına dönüştürmesini hedefliyoruz. Teşvikleri kısa vadeli bir finansmana erişim unsuru olarak değil, kurumsal büyümenin ve rekabet gücünün ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor, bu doğrultuda şirketlere stratejik yol arkadaşlığı yapıyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sigorta Sektörünün İlk Açık İnovasyon Programı HackZone by Allianz’a IDC’den Ödül! Haber

Sigorta Sektörünün İlk Açık İnovasyon Programı HackZone by Allianz’a IDC’den Ödül!

Sigorta sektörünün öncü şirketlerinden Allianz Türkiye, 2020 yılından bu yana düzenlediği ve Tenity iş birliği ile yürüttüğü Türk sigorta sektörünün ilk açık inovasyon programı HackZone by Allianz ile IDC Future Enterprise Awards ödüllerinde ‘Digitally Enabled Ecosystem’ kategorisinde ödül aldı. Türk sigorta sektörünün ilk sürdürülebilir açık inovasyon programı olarak start-up ve girişimleri destekleyerek inovatif projeler geliştirilmesini teşvik eden HackZone by Allianz, sigorta ekosistemini de farklı yaklaşımlarla büyütmesiyle öne çıkıyor. Program kapsamında bugüne dek 26 start-up sigorta sektörüyle ilk kez iş birliği gerçekleştirme şansı bulurken, programa katılan ve yenilikçi projeler geliştiren girişimler ekosistemden 15,5 milyon doları aşan miktarda yatırım alma şansını elde etti. “HackZone programı ile sigorta sektöründe bir açılım yarattık” Allianz Türkiye’nin dijitalleşme yolculuğuna uzun yıllar önce başlayarak yeni nesil sigortacılığa öncülük ettiğini söyleyen Allianz Türkiye Operasyonlar Genel Müdür Yardımcısı Fahri Kaan Toker, “Yeni nesil veri odaklı bir kurum olma hedefiyle uzun yıllardır sürdürdüğümüz dijitalleşme yolculuğunda önemli bir yol katettik ve sadece Allianz Türkiye için değil, sektör için de bir açılım yarattık. 5 yıl önce hayata geçirdiğimiz HackZone by Allianz programına katılan start-up'lara mentorluk, finansal destek, Allianz'ın API'larına erişim gibi imkanlar sunarak, onlarla birlikte inovatif projeler geliştirerek bu girişimlerin sigortacılık sektöründe daha hızlı büyümesini ve ürünlerini geliştirmesini destekliyoruz. HackZone programımızın IDC Future Enterprise Awards’ta ödüllendirilmesinden büyük mutluluk duyuyoruz. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Start-up’ların, yakında duyuracağımız yeni dönem HackZone başvurularını takip etmelerini öneriyorum” dedi.

Kadın Mühendis Okulu ile Orta Karadeniz’in İkiz Dönüşümünde Kadın Gücü Haber

Kadın Mühendis Okulu ile Orta Karadeniz’in İkiz Dönüşümünde Kadın Gücü

Programa OKA Genel Sekreteri Mehlika Dicle, Rekabetçi Ekonomi ve Dönüşüm Birim Başkanı Fatih Ege, Samsun Merkez Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Müdürü Hakan Tütüncüoğlu, Samsun Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Genel Sekreter Yardımcıları Fevziye Yasemin Birsen ve Necmi Alıç da katılım sağladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kalkınma Ajansları Genel Müdürlüğü tarafından 2025 yılı teması olarak belirlenen “Kadın Girişimciliği ve Kadın İstihdamı” kapsamında, OKA öncülüğünde, TOBB Samsun Kadın Girişimciler Kurulu ve Samsun Model Fabrika iş birliğiyle Kadın Mühendis Okulu hayata geçirildi. Kadınların mühendislik alanında daha güçlü şekilde temsil edilmesini hedefleyen program, genç kadınlara rol model olacak kariyer imkânları sunmayı ve iş dünyasında etkin roller üstlenmelerini desteklemeyi amaçlıyor. Kapsamlı ve Etkin Bir Eğitim Programı Sunuldu Programa kabul edilen 15 kadın mühendis için Nisan ayında düzenlenen açılış töreniyle eğitim süreci başladı. Katılımcılar, 20 farklı başlıkta toplam 4 hafta boyunca Yalın Üretim Teknikleri ve Dijital Dönüşüm eğitimleri aldı. Eğitimler, teorik içeriklerin yanı sıra saha uygulamaları, sanayi örnekleri ve vaka analizleri ile zenginleştirildi. Kadın mühendislere ayrıca YODA Analizi Eğitimi verilerek organizasyonel olgunluk düzeylerini değerlendirme, güçlü ve gelişime açık yönleri belirleme, işletmelerde sürekli iyileştirme süreçlerine katkı sağlama becerileri kazandırıldı. Bölgesel Sanayi Ekosistemi Tanıtıldı Program kapsamında gerçekleştirilen OSB ziyaretleri ile katılımcılar, sanayi altyapısı, yatırım alanları ve sektör çeşitliliği hakkında bilgi edindi. Ayrıca proje detayları OSB yöneticileriyle paylaşılarak bölgesel sanayi ekosistemi yakından tanındı. Saha Deneyimi Kazandırıldı Kadın mühendisler, edindikleri bilgileri sahada uygulamak üzere Orta Karadeniz Bölgesi’nde 5 işletmede Öğren-Dönüş Projeleri kapsamında görev aldı. Samsun Büyükşehir Belediyesi, Samsun Merkez OSB, Bafra OSB, Kavak OSB ve Merzifon OSB'deki işletmelerde toplam 10 hafta süren saha uygulamaları gerçekleştirildi. Program daha tamamlanmadan 4 kadın mühendis iş hayatına adım attı. Kursiyerlerin uygun işletmelerde istihdam edilmesine yönelik eşleştirme çalışmaları sürüyor. Bu süreçte Samsun Valiliği, Samsun Büyükşehir Belediyesi, Samsun TSO, TOBB Samsun Kadın Girişimciler Kurulu, OSB müdürlükleri ve OKA tarafından mentorluk ve yönlendirme sağlanıyor. Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı tarafından hayata geçirilen Kadın Mühendis Okulu, kadın mühendislerin bölgesel sanayide aktif rol üstlenmesine ve Amasya, Çorum, Samsun, Tokat illerinden oluşan bölgenin yeşil ile dijital dönüşüm sürecine elçilik etmesine önemli katkılar sunuyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.