Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ticaret Bakanlığı

Kapsül Haber Ajansı - Ticaret Bakanlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ticaret Bakanlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

PLASFED Başkanı Karadeniz: “Türkiye, Avrupa Sanayi Zincirinde  Stratejik Konumunu Güçlendirdi” Haber

PLASFED Başkanı Karadeniz: “Türkiye, Avrupa Sanayi Zincirinde  Stratejik Konumunu Güçlendirdi”

PLASFED Başkanı Ömer Karadeniz, bu gelişmenin özellikle ihracat odaklı sektörler için yeni fırsatlar yaratacağını ve Türkiye–Avrupa sanayi entegrasyonunu daha da güçlendireceğini belirtti. Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, Avrupa Birliği’nin yeni sanayi politikaları kapsamında şekillenen “Made in Europe” yaklaşımında Türkiye’nin Avrupa değer zincirinin bir parçası olarak değerlendirilmesini Türk sanayisi açısından tarihi ve stratejik bir gelişme olarak değerlendirdi. Karadeniz, Türkiye’nin AB–Türkiye Gümrük Birliği çerçevesinde Avrupa üretim ve tedarik zincirlerinde önemli bir aktör olarak kabul edilmesinin, Türk sanayisinin küresel rekabet gücünü artıracak bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Türkiye’nin Avrupa değer zincirlerinin doğal bir parçası olarak görülmesinin, sanayimizin üretim gücünü ve güvenilir tedarikçi kimliğini bir kez daha ortaya koyduğunu vurgulayan Karadeniz, “Özellikle otomotivden beyaz eşyaya, plastikten inşaata kadar birçok sektörde Türkiye’de üretilen parçalar ve ürünler, Avrupa üretim zincirinin güvenilir bir parçası olarak kabul ediliyor. Bu durum, Türk firmalarının Avrupa projelerine doğrudan katılmasını ve ihracat hacimlerini artırmasını sağlayarak sanayimiz için stratejik bir avantaj yaratıyor” dedi. “Plastik sektörü Avrupa sanayisi için önemli bir partner” Plastik sektörünün otomotivden ambalaja, beyaz eşyadan inşaata kadar 45’i aşkın sektörün temel girdisini sağlayan stratejik bir üretim alanı olduğunu vurgulayan Karadeniz, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ve esnek tedarik kabiliyeti sayesinde Avrupa sanayisi için önemli bir partner konumunda bulunduğunu ifade etti. Türkiye’de yaklaşık 14 bin üretici firmanın faaliyet gösterdiğini, sektörün 300 bini aşkın kişiye doğrudan, toplamda 1 milyondan fazla kişiye ise dolaylı istihdam sağladığını söyleyen Karadeniz, 10 milyar doları aşan ihracat hacmiyle ekonomiye önemli katkı sunduğunu belirtti. Plastik sektörünün çatı kuruluşu PLASFED Başkanı, Avrupa ile sanayi entegrasyonunun güçlenmesinin sektörün büyümesini hızlandıracağını belirtti. “Kamu ve özel sektör iş birliği, sürece katkı sağladı” Bu sürecin oluşmasında kamu kurumları, iş dünyası ve sektör temsilcilerinin yürüttüğü çalışmaların önemli rol oynadığını kaydeden Karadeniz, şu değerlendirmede bulundu: “Bu süreçte başta Ticaret Bakanımız Sayın Ömer Bolat, Ticaret Bakanlığı bürokratları, iş dünyası kuruluşları ve sektör temsilcileri önemli katkılar sundu. Türk sanayisinin Avrupa değer zincirlerindeki konumunun güçlendirilmesine destek veren tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyoruz.” “Sürdürülebilir üretim ve rekabet gücü güçlenecek” Karadeniz, Avrupa ile sanayi entegrasyonunun güçlenmesinin aynı zamanda yeşil dönüşüm, sürdürülebilir üretim ve teknoloji yatırımları açısından da önemli fırsatlar yaratacağını belirtti. PLASFED olarak Türk plastik sanayisinin uluslararası rekabet gücünü artıracak, Avrupa pazarındaki entegrasyonunu derinleştirecek ve sürdürülebilir üretim dönüşümünü hızlandıracak her türlü çalışmayı desteklemeye devam edeceklerini ifade eden Karadeniz, Türkiye’nin Avrupa üretim ekosistemindeki rolünün önümüzdeki dönemde daha da güçleneceğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Öz Bakım Politikalarında Yeni Perspektif Haber

Türkiye’de Öz Bakım Politikalarında Yeni Perspektif

Kamu, sektör, akademi ve uluslararası kuruluş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda; tüketici sağlığı ürünlerinin toplum sağlığına katkısı ile düzenleyici çerçevenin önemi öne çıkan gündem maddeleri arasında yer aldı. Toplantı, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber ve TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara’nın açılış konuşmalarıyla başladı. BİLİM TEMELLİ VE GÜVEN ODAKLI DÜZENLEYİCİ YAKLAŞIM Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar; “Kurumumuzun temel sorumluluğu, halkımıza sunulan ürünlerin güvenli, kaliteli ve etkili olmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda üretim süreçleri, içerik yapıları ve tesis standartları hem piyasaya arz öncesinde hem de sonrasında bilimsel kriterlerle ve risk esaslı denetim anlayışıyla değerlendirilmektedir. Uluslararası standartlara uyum ve sürekli gözetim mekanizmaları tüketici güvenliğinin temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Sağlık alanında güven yalnızca ürün kalitesiyle değil; şeffaflık, bilimsel kanıt ve güçlü denetim kültürüyle inşa edilir. Bununla birlikte ilaç üretim süreçlerinin çevresel etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Sürdürülebilir üretim anlayışı, sağlık sektörünün ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Tüketici sağlığı alanında paydaşların ortak bir çatı altında buluşması, koordinasyon ve iş birliği açısından büyük önem taşımaktadır. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi ise hem bireysel bilinç düzeyini artıracak hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltacaktır. Amacımız; üretici ile tüketici arasında güven temelli, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir sistemin devamlılığını sağlamaktır.” dedi. TÜKETİCİ SAĞLIĞINDA DENGE VE KORUMA VURGUSU Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici çerçeveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber; “Geldiğimiz çağda reklamın önemi her geçen gün artmakta, tanıtım faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 75’i dijital mecralarda gerçekleştirilmektedir. Bu dönüşüm, özellikle sağlıkla ilişkili ürünlerde yapılan iletişim faaliyetlerinde daha yüksek bir sorumluluk gerektirmektedir. Reklamların doğru, dürüst ve ispat edilebilir olması; tüketiciyi yanıltmaması ve rakip ürünleri kötülememesi temel ilkeler arasında yer almaktadır. Adil rekabet ortamının korunması hem tüketici güveni hem de sürdürülebilir piyasa yapısı açısından kritik önemdedir. Özellikle OTC grubu ürünlerde hangi ifadelerin kullanılabileceği, hangi beyanların mevzuat kapsamında değerlendirilemeyeceği konusu hassas bir alan olup, bu ince çizginin doğru analiz edilmesi gerekmektedir. Sağlıkla ilgili beyan içeren tanıtımlarda mevzuatın belirlediği sınırların gözetilmesi, hem sektörün sağlıklı gelişimi hem de toplum sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı. KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA ÖZ BAKIM DÖNÜŞÜMÜ Küresel sağlık sistemlerindeki değişime dikkat çeken Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, konuşmasında öz bakımın dünya genelinde sağlık politikalarının merkezine yerleştiğini belirterek; “Öz bakım artık yalnızca bireysel bir tercih değil, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre öz bakım; bireylerin ve toplumların sağlığı geliştirme ve yönetme kapasitesini güçlendiren bir yaklaşımdır. Kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artması, birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azaltarak sistemde alan açmaktadır. COVID-19 sonrası dönemde artan sağlık farkındalığı ise bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunmaktadır. Öz bakımın doğru politikalarla desteklenmesi, daha dirençli ve sürdürülebilir sağlık sistemlerinin inşasına katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı. DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE SAĞLIK OKURYAZARLIĞI STRATEJİK ÖNEMİ Demografik dönüşüm ve sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine ilişkin açıklamalarda bulunan TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara; “Türkiye’nin içinden geçtiği demografik değişim süreci, bireylerin sağlık süreçlerinde daha bilinçli ve aktif rol üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Nüfusun yaşlanma eğilimi ve kronik risklerin artışı, öz bakım kültürünün güçlendirilmesini daha da kritik hale getirmektedir. Uluslararası veriler, bu yaklaşımın sistem üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. 150 ülkeyi kapsayan 2025 tarihli çalışmaya göre öz bakım uygulamaları küresel ölçekte 120 milyar dolarlık tasarruf potansiyeli yaratmakta; 1,8 milyar hekim saatinin serbestleşmesine ve 41 milyar iş günü kazanımına katkı sağlamaktadır. Amerika’da tüketici sağlığına harcanan her 1 doların sağlık sistemi üzerindeki 7 dolarlık yükü azalttığı görülmektedir. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi, hem bireylerin bilinçli karar almasını hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır. TÜKSA olarak bu dönüşümün sorumluluğunu üstlenmeye devam edeceğiz,” ifadelerinde bulundu. TÜKSA Tanıtım Toplantısı kapsamında gerçekleştirilen “Eczanelerle Güçlenen Özbakım Kültürü: Erişilebilirlikten Etkin Danışmanlığa”, “Türkiye’de Tüketici Sağlığında Değer Zinciri”, “Aktif Yaşlanmada Özbakımın Rolü” ve “Sağlık Okuryazarlığının Güçlendirilmesinde Sağlık İletişiminin Rolü” başlıklı panellerde; öz bakım yaklaşımının sağlık sistemindeki yeri çok boyutlu bir çerçevede ele alındı. Eczanelerin danışmanlık rolünden üretim ve düzenleyici yapıya, aktif ve sağlıklı yaşlanma perspektifinden doğru ve bilim temelli sağlık iletişimine kadar uzanan başlıklar; kamu, akademi, sektör ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarıyla kapsamlı biçimde değerlendirildi. ÖZ BAKIM VE KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA YENİ DÖNEM Toplantı kapsamında gerçekleştirilen “Tüketici Sağlığı Nedir? – Globalde OTC Mevzuatı”, “Koruyucu Sağlık Modelinde Özbakımın Yeri” ve “Özbakım Eksikliğinin Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerindeki Yükü” başlıklı sunumlarda; öz bakımın hem küresel sağlık politikaları hem de Türkiye’deki sistem üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla ele alındı. Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, öz bakımın dünya genelinde sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurgularken, kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artmasının birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azalttığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur ise koruyucu sağlık yaklaşımının önemine işaret ederek, sağlığın tedavi aşamasına gelmeden korunması gerektiğini belirtti; bireysel yaşam alışkanlıkları, erken müdahale ve doğru zamanlamanın kronik hastalık yükünü azaltmada belirleyici rol oynadığını ifade etti. İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı İsmail Sevinç de öz bakım eksikliğinin sosyal güvenlik sistemi üzerinde artan bir mali yük oluşturduğunu vurgulayarak, koruyucu uygulamaların güçlendirilmesinin hem kamu kaynaklarının etkin kullanımı hem de sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yemeksepeti’nde İki Önemli Atama Haber

Yemeksepeti’nde İki Önemli Atama

Türkiye’nin En Sevilen* ve En Teknolojik** Online Yemek Sipariş Markası Yemeksepeti, organizasyon yapısını sektörün deneyimli isimleriyle güçlendirmeye devam ediyor. Pazarlama dünyasındaki global tecrübesiyle Mert Tanyeri ve ticaret diplomasisi ile hukuk alanındaki köklü geçmişiyle Dilan Can, Yemeksepeti’nin gelecek vizyonuna katkı sunmak üzere yeni görevlerine başladılar. Mert Tanyeri, bölgesel pazarlama deneyimini Yemeksepeti’ne taşıyor Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği ve İşletme çift anadal programlarından dereceyle mezun olan Mert Tanyeri, kariyerine 2012 yılında PepsiCo’da başladı. Ardından Eti, Ferrero, L’Oréal ve Hepsiburada gibi yerel ve global devlerde marka yönetimi ve büyüme alanlarında kritik sorumluluklar üstlendi. Yemeksepeti ailesine Şubat 2024’te Kıdemli Pazarlama Lideri olarak katılan Tanyeri, sergilediği başarılı performansın ardından Ekim 2024’te Delivery Hero bünyesinde “Bölgesel Pazarlama Lideri” (Regional Head, Marketing Campaigns) rolüne getirildi. Bu süreçte Delivery Hero pazarlarında halen kullanılmakta olan kampanya stratejilerinin oluşturulmasına aktif katkı sağlayan Tanyeri, Ocak 2026 itibarıyla Yemeksepeti Pazarlama Lideri olarak atandı. Tanyeri, yeni görevinde markanın tüm pazarlama operasyonlarına ve büyüme stratejilerine liderlik edecek. Kamu Politikaları ve Kamu İlişkilerine Dilan Can Liderlik edecek Yemeksepeti’nin Kamu Politikaları ve Kamu İlişkileri Direktörü görevine getirilen Dilan Can, şirketin kamu kurumlarıyla olan ilişkilerini, regülasyon süreçlerini ve iş dünyası paydaşlarıyla olan temaslarını yönetecek. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan ve kariyerine avukat olarak başlayan Can, uzun yıllar T.C. Ticaret Bakanlığı bünyesinde Dış Ticaret Uzmanı olarak görev yaptı. Özellikle Dünya Ticaret Örgütü, ABD ve AB ülkeleriyle ikili ticari ilişkilerimiz ile uluslararası anlaşmalar ve hizmet ticareti konularında uzmanlaşan Can, ABD ile ikili ticari ilişkilerimizle ilgili olarak yürüttüğü çalışmalardan ötürü ABD Dışişleri Bakanlığınca düzenlenen IVLP programına iki kez davet edildi. Son olarak, Dilan Can, Çin’in üretim ve teknoloji merkezi olarak konumlanan Guangdong eyaletinin başkenti Guangzhou’da Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı Ticaret Ataşesi olarak ülkemizi temsil etti. Bu görevinde ticari ilişkilerimizin zenginleştirilmesi, sınır ötesi e-ticaret, dijital hizmetler, yatırımlar ve teknoloji ekosistemi üzerine yoğunlaşan Dilan Can, kamu nezdindeki paydaş yönetimi ve regülasyon konusundaki derin tecrübesini artık Yemeksepeti’nin kurumsal hedefleri doğrultusunda kullanacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

YASED: 2025 Yılında Türkiye’ye 13,1 Milyar Dolar Değerinde Uluslararası Doğrudan Yatırım Geldi Haber

YASED: 2025 Yılında Türkiye’ye 13,1 Milyar Dolar Değerinde Uluslararası Doğrudan Yatırım Geldi

Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Ödemeler Dengesi İstatistiklerinin açıklanmasının ardından Rakamlarla Uluslararası Doğrudan Yatırımlar Bültenini yayımladı. 13 Şubat 2026’da paylaşılan güncel resmi verilere göre, Aralık ayı verisiyle birlikte, 2025 yılı toplam UDY girişi 13,1 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu tutar, 2024 yılına kıyasla yüzde 12’lik bir artışa işaret ederken 2003 yılından itibaren Türkiye’ye gelen UDY girişlerinin toplam değeri ise 288 milyar doları aştı. Yılın 12 ayındaki toplam UDY girişi 13,1 milyar dolar olarak hesaplanırken bu yatırımların 9,7 milyar doları yatırım sermayesi şeklindeydi. Yıl içerisindeki toplam UDY’nin 2,8 milyar doları borçlanma araçları, 2,3 milyar doları yabancı uyruklulara gayrimenkul satışı yoluyla kaydedildi. Yatırım tasfiyelerinin 1,7 milyar dolar değerinde aşağı yöndeki etkisiyle yıl toplamındaki UDY girişi 13,1 milyar dolar oldu. En fazla yatırım toptan ve perakende ticaret, gıda imalatı ve BİT sektörlerinde 2025 yılı içerisinde gerçekleşen 9,7 milyar dolar değerindeki yatırım sermayesi girişlerinde, 3 milyar dolarlık yatırım girişi ile toptan ve perakende ticaret, yüzde 32’lik bir pay aldı. Gıda, içecek ve tütün ürünleri imalatı ve bilgi ve iletişim de sırasıyla yüzde 14’erlik paylarıyla geçmiş kümülatif performanslarının üzerinde bir performans sergileyerek yatırım sermayesi girişlerinde öne çıkan diğer sektörler oldu. 2025’te en fazla uluslararası yatırım Hollanda, Lüksemburg ve Kazakistan’dan geldi 2003-2024 dönemi toplamında yüzde 58’lik pay sahibi olan Avrupa Birliği (AB-27) ülkeleri 2025 yılında yüzde 66’lık bir pay aldı. Spesifik olarak 2,9 milyar dolarlık yatırımı ile Hollanda yüzde 30’luk bir pay aldı. Ülkeler özelinde Hollanda’yı, yüzde 12 ile Lüksemburg, yüzde 12 ile Kazakistan, yüzde 8 ile Almanya ve yüzde 6’lık payı ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) takip etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜKSA Tanıtım Toplantısında Halk Sağlığı Gündemi Masaya Yatırıldı Haber

TÜKSA Tanıtım Toplantısında Halk Sağlığı Gündemi Masaya Yatırıldı

Kamu, sektör, akademi ve uluslararası kuruluş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda; tüketici sağlığı ürünlerinin toplum sağlığına katkısı ile düzenleyici çerçevenin önemi öne çıkan gündem maddeleri arasında yer aldı. Toplantı, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber ve TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara’nın açılış konuşmalarıyla başladı. BİLİM TEMELLİ VE GÜVEN ODAKLI DÜZENLEYİCİ YAKLAŞIM Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar; “Kurumumuzun temel sorumluluğu, halkımıza sunulan ürünlerin güvenli, kaliteli ve etkili olmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda üretim süreçleri, içerik yapıları ve tesis standartları hem piyasaya arz öncesinde hem de sonrasında bilimsel kriterlerle ve risk esaslı denetim anlayışıyla değerlendirilmektedir. Uluslararası standartlara uyum ve sürekli gözetim mekanizmaları tüketici güvenliğinin temel dayanaklarını oluşturmaktadır. Sağlık alanında güven yalnızca ürün kalitesiyle değil; şeffaflık, bilimsel kanıt ve güçlü denetim kültürüyle inşa edilir. Bununla birlikte ilaç üretim süreçlerinin çevresel etkilerini de göz ardı etmemek gerekir. Sürdürülebilir üretim anlayışı, sağlık sektörünün ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Tüketici sağlığı alanında paydaşların ortak bir çatı altında buluşması, koordinasyon ve iş birliği açısından büyük önem taşımaktadır. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi ise hem bireysel bilinç düzeyini artıracak hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükü azaltacaktır. Amacımız; üretici ile tüketici arasında güven temelli, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir sistemin devamlılığını sağlamaktır.” dedi. TÜKETİCİ SAĞLIĞINDA DENGE VE KORUMA VURGUSU Tüketici sağlığı alanındaki düzenleyici çerçeveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü Avni Dilber; “Geldiğimiz çağda reklamın önemi her geçen gün artmakta, tanıtım faaliyetlerinin yaklaşık yüzde 75’i dijital mecralarda gerçekleştirilmektedir. Bu dönüşüm, özellikle sağlıkla ilişkili ürünlerde yapılan iletişim faaliyetlerinde daha yüksek bir sorumluluk gerektirmektedir. Reklamların doğru, dürüst ve ispat edilebilir olması; tüketiciyi yanıltmaması ve rakip ürünleri kötülememesi temel ilkeler arasında yer almaktadır. Adil rekabet ortamının korunması hem tüketici güveni hem de sürdürülebilir piyasa yapısı açısından kritik önemdedir. Özellikle OTC grubu ürünlerde hangi ifadelerin kullanılabileceği, hangi beyanların mevzuat kapsamında değerlendirilemeyeceği konusu hassas bir alan olup, bu ince çizginin doğru analiz edilmesi gerekmektedir. Sağlıkla ilgili beyan içeren tanıtımlarda mevzuatın belirlediği sınırların gözetilmesi, hem sektörün sağlıklı gelişimi hem de toplum sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.” ifadelerini kullandı. KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA ÖZ BAKIM DÖNÜŞÜMÜ Küresel sağlık sistemlerindeki değişime dikkat çeken Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, konuşmasında öz bakımın dünya genelinde sağlık politikalarının merkezine yerleştiğini belirterek; “Öz bakım artık yalnızca bireysel bir tercih değil, sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre öz bakım; bireylerin ve toplumların sağlığı geliştirme ve yönetme kapasitesini güçlendiren bir yaklaşımdır. Kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artması, birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azaltarak sistemde alan açmaktadır. COVID-19 sonrası dönemde artan sağlık farkındalığı ise bu dönüşüm için önemli bir fırsat sunmaktadır. Öz bakımın doğru politikalarla desteklenmesi, daha dirençli ve sürdürülebilir sağlık sistemlerinin inşasına katkı sağlayacaktır.” ifadelerini kullandı. DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE SAĞLIK OKURYAZARLIĞI STRATEJİK ÖNEMİ Demografik dönüşüm ve sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesine ilişkin açıklamalarda bulunan TÜKSA Yönetim Kurulu Başkanı Av. Süleyman Kara; “Türkiye’nin içinden geçtiği demografik değişim süreci, bireylerin sağlık süreçlerinde daha bilinçli ve aktif rol üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Nüfusun yaşlanma eğilimi ve kronik risklerin artışı, öz bakım kültürünün güçlendirilmesini daha da kritik hale getirmektedir. Uluslararası veriler, bu yaklaşımın sistem üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. 150 ülkeyi kapsayan 2025 tarihli çalışmaya göre öz bakım uygulamaları küresel ölçekte 120 milyar dolarlık tasarruf potansiyeli yaratmakta; 1,8 milyar hekim saatinin serbestleşmesine ve 41 milyar iş günü kazanımına katkı sağlamaktadır. Amerika’da tüketici sağlığına harcanan her 1 doların sağlık sistemi üzerindeki 7 dolarlık yükü azalttığı görülmektedir. Sağlık okuryazarlığının güçlendirilmesi, hem bireylerin bilinçli karar almasını hem de sağlık kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayacaktır. TÜKSA olarak bu dönüşümün sorumluluğunu üstlenmeye devam edeceğiz,” ifadelerinde bulundu. TÜKSA Tanıtım Toplantısı kapsamında gerçekleştirilen “Eczanelerle Güçlenen Özbakım Kültürü: Erişilebilirlikten Etkin Danışmanlığa”, “Türkiye’de Tüketici Sağlığında Değer Zinciri”, “Aktif Yaşlanmada Özbakımın Rolü” ve “Sağlık Okuryazarlığının Güçlendirilmesinde Sağlık İletişiminin Rolü” başlıklı panellerde; öz bakım yaklaşımının sağlık sistemindeki yeri çok boyutlu bir çerçevede ele alındı. Eczanelerin danışmanlık rolünden üretim ve düzenleyici yapıya, aktif ve sağlıklı yaşlanma perspektifinden doğru ve bilim temelli sağlık iletişimine kadar uzanan başlıklar; kamu, akademi, sektör ve sivil toplum temsilcilerinin katkılarıyla kapsamlı biçimde değerlendirildi. ÖZ BAKIM VE KÜRESEL SAĞLIK POLİTİKALARINDA YENİ DÖNEM Toplantı kapsamında gerçekleştirilen “Tüketici Sağlığı Nedir? – Globalde OTC Mevzuatı”, “Koruyucu Sağlık Modelinde Özbakımın Yeri” ve “Özbakım Eksikliğinin Sosyal Güvenlik Sistemi Üzerindeki Yükü” başlıklı sunumlarda; öz bakımın hem küresel sağlık politikaları hem de Türkiye’deki sistem üzerindeki etkileri farklı boyutlarıyla ele alındı. Global Self Care Federation Genel Direktörü Greg Perry, öz bakımın dünya genelinde sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından stratejik bir alan haline geldiğini vurgularken, kanıta dayalı reçetesiz ürünlere erişimin artmasının birincil sağlık hizmetleri üzerindeki yükü azalttığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı, Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haydar Sur ise koruyucu sağlık yaklaşımının önemine işaret ederek, sağlığın tedavi aşamasına gelmeden korunması gerektiğini belirtti; bireysel yaşam alışkanlıkları, erken müdahale ve doğru zamanlamanın kronik hastalık yükünü azaltmada belirleyici rol oynadığını ifade etti. İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı İsmail Sevinç de öz bakım eksikliğinin sosyal güvenlik sistemi üzerinde artan bir mali yük oluşturduğunu vurgulayarak, koruyucu uygulamaların güçlendirilmesinin hem kamu kaynaklarının etkin kullanımı hem de sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kanatlı Eti İhracat Kısıtlamasının Ticari Sürdürülebilirliğe Etkileri Haber

Kanatlı Eti İhracat Kısıtlamasının Ticari Sürdürülebilirliğe Etkileri

Sürdürülebilir Ticaret Derneği Başkanı Gökhan Erol, Ticaret Bakanlığı tarafından dün duyurulan kanatlı eti ihracatının durdurulması kararına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erol, gıda arz güvenliği ve fiyat istikrarı hedeflerini anlamakla birlikte, bu tür ani kararların ihracat odaklı ilişkilere vereceği zararlara dikkat çekti.Sürdürülebilir Ticaret Derneği (STD) tarafından hazırlanan değerlendirmede, kararın muhtemel etkileri şu başlıklar altında sıralandı: Kazanılmış Pazarlar ve Müşteri Kaybı Uluslararası ticarette pazar kazanmanın ve müşteri güveni tesis etmenin yıllar süren emekler gerektirdiğini belirten Gökhan Erol, "İhracatçılarımızın tırnaklarıyla kazıyarak elde ettiği küresel pazar payı, bir sabah alınan ihracatı durdurma kararı ile ihracat pazarlarımızı rakiplerimize kaptırılma riskiyle karşı karşıyadır" dedi. Erol, tedarik zincirlerindeki bu kesintilerin Türk firmalarının "güvenilir tedarikçi" imajına ciddi zarar verdiğini vurguladı. Hukuki ve Ticari Taahhütler Kararın hukuki boyutuna değinilen açıklamada, ihracatçıların imzalanmış sözleşmelere ve teslim taahhütlerine uymak zorunda olduğu hatırlatıldı. Sevkiyatların aniden durmasının firmaları yüksek tazminat yükümlülükleri ve ticari davalarla karşı karşıya bırakabileceği ifade edildi. Ayrıca bu durumun lojistik ve ambalaj gibi yan sektörleri de sarsacağı öngörülüyor. Sürdürülebilir Ticaret Derneği'nden 3 Çözüm Önerisi İç piyasadaki fiyat dengesini korumak için ihracatı tamamen durdurmak yerine daha dengeli mekanizmaların devreye alınması gerektiğini savunan dernek, şu çözüm önerilerini sundu: Kota Uygulaması: İhracatın tamamen yasaklanması yerine belirli kotalar dahilinde devam etmesi ve mevcut sözleşmelerin korunması. Sektörel Destekler: Üretim maliyetlerini düşürecek hammadde destekleri ile iç piyasa fiyatlarının dengelenmesi. İstişare Mekanizması: Stratejik kararlar alınmadan önce sektör temsilcileriyle bir araya gelinerek geçiş süreçlerinin planlanması. Başkan Gökhan Erol, dış pazarlardaki varlığın korunması için kararın yeniden gözden geçirilmesi ve ihracatçılara gerekli esnekliklerin tanınması hususunda karar alıcıları adım atmaya davet etti.

Marble İzmir 2026 için Hazırlıklar Sürüyor Haber

Marble İzmir 2026 için Hazırlıklar Sürüyor

14 – 17 Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlenecek 31. Marble İzmir Fuarı’nın Danışma Kurulu Toplantısı, İZFAŞ Genel Müdürü Tuğçe Cumalıoğlu ev sahipliğinde, Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Alimoğlu, TÜMMER Yönetim Kurulu Başkanı Hanifi Şimşek, oda ve birlik başkanları ile yöneticileri ve sektör temsilcilerinin katılımıyla Tarihi Havagazı Fabrikası'nda düzenlendi. Hazırlık süreci, teşvikler ve sektörün beklentilerinin ele alındığı toplantıda konuşan İZFAŞ Genel Müdürü Tuğçe Cumalıoğlu, Marble İzmir’in 31 yıldır doğal taş sektörüne sağladığı katkıların yanı sıra İzmir’in ekonomik hareketliliği, ticaret hacmi ve uluslararası görünürlüğü açısından da önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. Fuarın, üretimden ihracata uzanan geniş bir yapıyı bir araya getirdiğini vurgulayan Cumalıoğlu, Marble İzmir’in sektörün gelişimine katkı sunan, kentin marka değerini güçlendiren ve 100’ü aşkın ülkeden katılımcı ve ziyaretçisi ile uluslararası iş birliklerine zemin hazırlayan önemli bir buluşma noktası olduğunu belirtti. “Prestijli Fuar” statüsü ile katılımcılara teşvik Tuğçe Cumalıoğlu, Marble İzmir’in, Ticaret Bakanlığı tarafından “Prestijli Fuar” statüsüne alınmasının katılımcılar açısından önemli bir kazanım olduğuna dikkat çekerek, 1 Ocak 2026 itibarıyla güncellenen teşvikler kapsamında katılımcı firmalar için yararlanabilecekleri fuar üst destek limitinin 1 milyon 292 bin 800 TL olduğunu belirtti. Stant yapımı ve fuar katılımına ilişkin harcamaların bu destekler kapsamında değerlendirildiğini ifade eden Cumalıoğlu, İzmir Ticaret Odası tarafından sağlanan desteklerle birlikte katılımcılar için güçlü bir teşvik yapısının oluşturulduğunu dile getirerek, “İzmir Ticaret Odası’nın fuara özel desteği var. Buna göre, oda üyeleri için 1–80 metrekare arası katılımlarda yüzde 50, 80–200 metrekare arası katılımlarda ise yüzde 60 oranında, metrekare başına KDV hariç 3 bin TL’ye kadar destek sağlanıyor. Bu destekler Ticaret Bakanlığı teşvikleriyle birlikte kullanılabiliyor. Bu teşviklerin katılımcılarımız için büyük katkı sağlayacağına inanıyoruz” dedi. Yurt dışı tanıtım çalışmaları tam gaz Cumalıoğlu, yurt dışı tanıtım çalışmaları ve ziyaretçi hedefleri kapsamında ABD, İngiltere, Körfez ülkeleri ve Benelüks pazarlarından proje ve mimarlık odaklı alıcılar ile Çin, Hindistan, İtalya ve Mısır’dan blok alımı yapan profesyonellerin öncelikli hedef gruplar arasında yer aldığını, bu doğrultuda uluslararası tanıtım ve davet çalışmalarının sürdürüldüğünü söyledi. İtalya doğal taş ve taş işleme makineleri sektörünün önemli temsilcilerinden İtalya Mermer Makineleri Üreticileri Konfederasyonu ile yapılan anlaşmaya da değinen Cumalıoğlu, bu iş birliğinin Marble İzmir’in uluslararası alandaki konumunu daha da güçlendireceğini belirtti. Heykel Çalıştayı ile mermer kentle buluşuyor Tuğçe Cumalıoğlu, bu yıl bir Heykel Çalıştayı düzenleyeceklerini de belirterek, “İzmir bir mermer kenti. Marble İzmir’i, fuar alanıyla sınırlı görmüyoruz. Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Cemil Tugay’ın önerisi ile 15 Mart – 8 Nisan 2026 tarihleri arasında Fuar İzmir’de düzenlenecek heykel çalıştayıyla mermerin kent yaşamında daha görünür hale getirilmesini hedefliyoruz. Çalıştayda üretilecek eserler, Marble İzmir süresince sergilendikten sonra İzmir’in farklı noktalarına taşınarak kamusal alanlarda yer alacak” diyerek mermerin ticari kimliğinin yanı sıra kültürel ve sanatsal yönünün de kentle buluşturulmasının amaçlandığını dile getirdi. “İzmir’i daha iyi tanımaları için çalışıyoruz” Katılımcı ve ziyaretçilerin İzmir’de daha fazla zaman geçirip kenti tanımasını istediklerini ve bunun için de çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Cumalıoğlu, “Fuar ziyaretçilerinin İzmir’i daha yakından tanıyabilmesi için şehir içi yürüyüş rotaları, mermer cepheli yapıları kapsayan envanter çalışmaları, antik kentlere yönelik alternatif tur seçenekleri üzerinde çalışıyoruz. Online ziyaretçi kaydı yapan tüm ziyaretçilere, fuar süresince ve sonrasında şehirde yapılabilecek etkinliklere ilişkin bilgilendirici içerikleri de e-posta yoluyla daha gelmeden iletiyoruz” dedi. “Fuarı daha da büyütmek hepimizin sorumluluğu” TÜMMER Yönetim Kurulu Başkanı Hanifi Şimşek, Marble İzmir’in sektörün tüm paydaşlarıyla birlikte ele alınması gereken bir organizasyon olduğunu belirterek, fuarın başarısı için otelcilerden lokantacılara, taksicilerden ticaret odalarına kadar kentin tüm dinamiklerinin sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi. Herkesin fuara sahip çıkmasının önemine dikkat çeken Şimşek, fuarın 31 yıllık geçmişi ve öncesindeki Sevgi Yolu dönemiyle birlikte 36 yıla yayılan büyük bir emeğin ürünü olduğunu vurgulayarak, “Benim bugün üç yaşında bir torunum var, belki 30 yıl sonra gelip bu fuarda çalışacak. Bu nedenle Marble İzmir’i yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da fuarı olarak görmeli ve hep birlikte büyütmeliyiz. Bu fuar bir kişinin değil, hepimizin ortak değeri ve dünyada ilk üçte yer alan bir Türkiye markası. Bu birikimi koruyarak daha da büyütmek hepimizin sorumluluğu” dedi. 77 milyon dolardan 2 milyar dolara Yürüttükleri çalışmalar hakkında da bilgi veren Şimşek, fuarın ilk yılında 77 milyon dolar olan doğal taş sektörünün ihracatının 2022 yılında 2 milyar doların üzerine çıktığını belirterek, fuarın sektörü, sektörün de fuarı büyüttüğünü söyledi. Dünya genelinde yaklaşık 20 milyar dolarlık bir ticari hacim içinde Türkiye’nin yüzde 10’luk paya sahip olduğunu aktaran Şimşek, “Bu başarıda makine sektörünün önemli bir rolü var. Doğal taşta ürün geliştikçe makine kullanımı artıyor. Bu da ihracat rakamlarına doğrudan yansıyor. Bu fuarda da bir holü dolduran makine üreticilerimize teşekkür ediyoruz” diye konuştu. “Üzerimize düşeni yapmaya her zaman hazırız” Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Alimoğlu ise Marble İzmir’in sektör açısından stratejik bir organizasyon olduğunu belirterek, fuarın daha da güçlenmesi için üzerlerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduklarını ifade etti. Birlik olarak Marble İzmir’i, ihracatı büyüten önemli bir platform olarak gördüklerini dile getiren Alimoğlu, “Bu doğrultuda alım heyetleri başta olmak üzere uluslararası ticareti artırmaya yönelik çalışmaları fuar süreciyle birlikte planlıyoruz. Hedef pazarlardan nitelikli alıcıların İzmir’e getirilmesi, katılımcı firmaların yeni ticari bağlantılar kurabilmesi ve sektörün ihracat potansiyelinin artırılması için fuara tam destek vermeye devam edeceğiz” dedi. Güç birliği mesajı Toplantının sonunda söz alan sektör temsilcileri de fuarın daha da güçlendirilmesi adına görüş ve önerilerini paylaştı. Katılımcılar, fuarın üretimden ihracata uzanan yapısının sektör için büyük bir değer oluşturduğunu vurgulayarak, danışma kurulu toplantılarının ortak aklın geliştirilmesi açısından önemli olduğuna dikkat çekti. Sektör temsilcileri ayrıca, Marble İzmir kapsamında düzenlenen, farklı ülkelerden gençlerin katıldığı Değişik Doğal Taş Tasarım Yarışması’nın tasarım, katma değerli üretim ve genç tasarımcıların sektöre kazandırılması açısından önemli bir rol üstlendiğini belirtti. Sektör temsilcileri, fuara birlikte katkı sunmaya ve iş birliği içinde çalışmaya hazır olduklarını da dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ege Maden İhracatçıları Birliğinden Sert Tepki Haber

Ege Maden İhracatçıları Birliğinden Sert Tepki

Ekonomik açıdan öne çıkan ülkelerin gelişimleri incelendiğinde hepsinin madenlerini etkin bir şekilde ekonomiye kazandırarak ekonomik refahlarını artırdıklarının görüldüğüne dikkati çeken Alimoğlu, “Afyonkarahisar’ın geleceği yalnızca sloganlarla korunamaz. Bu şehir, üretmeden, çalışmadan, ihracat yapmadan ayakta kalamaz. Madencilik, Afyonkarahisar ekonomisinin omurgalarından biridir. Bugün bu sektörü hedef tahtasına koymak, binlerce emekçinin ekmeğini tartışmaya açmak anlamına gelir. Buna sessiz kalmamız mümkün değildir” diye konuştu. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre Afyonkarahisar’ın 2025 yılında ihracatını yüzde 25’lik artışla 341 milyon dolardan 428 milyon dolara çıkardığına dikkati çeken Alimoğlu şöyle devam etti: “Afyonkarahisar’dan yapılan ihracatta madencilik sektörü 284 milyon dolarlık dilimle temsil edildi. Madencilik sektörü Afyonkarahisar’dan yapılan her 3 dolar ihracatın 2 dolarına imza attı. Ticaret Bakanlığı faaliyet illeri istatistiğine göre Afyonkarahisar’ın ihracatı 834 milyon dolara ulaştı. Bu tutarın yüzde 66’sı ise 550 milyon dolara ulaşıyor. İhracat yanında istihdamda da madencilik sektörü Afyon’a büyük katkı sağlıyor. Bugün bu sektörü hedef tahtasına koymak, binlerce emekçinin ekmeğini tartışmaya açmak anlamına gelir. Buna sessiz kalmamız mümkün değildir.” Ege Maden İhracatçıları Birliği’nin 2025 yılında ihracat gerçekleştiren üyeleri arasında Afyon’dan 367 firmanın yer aldığını da aktaran Alimoğlu, “EMİB üyeleri arasında Afyonlu ihracatçılarımız en büyük temsiliyeti oluşturuyor. İkinci sırada 249 firmayla İzmirli firmalar, üçüncü sırada 143 firmayla Muğlalı firmalar yer alıyor” dedi. “Afyon’un toprağı ve suyu madenciliğe kurban ediliyor” iddiasının kabul edileme olduğunu savunan Alimoğlu şöyle devam etti: “Kimse Afyonkarahisar’ın toprağını, suyunu, yaşam alanlarını feda etmeyi savunmuyor. Ama madenciliği otomatik olarak “yıkım” ile eşitlemek, gerçekle bağdaşmayan ideolojik bir yaklaşımdır. Bugün dünyada refah üreten ülkelerin tamamı, yeraltı kaynaklarını işleyerek, katma değer yaratarak ekonomiye kazandırmaktadır. Madencilik yapmayan değil, madenciliği yönetemeyen ülkeler kaybeder.” Çevre ve madenciliğin bir arada yürütülebileceğinin altını çizen Alimoğlu, “Türkiye’nin meselesi “çevre mi, madencilik mi” ikilemi değildir. Türkiye’nin ihtiyacı; akılcı planlama, doğru alan seçimi ve sıkı denetimdir. Çevreyi ve tarımı tabii ki kutsamalıyız ama madenciliği şeytanlaştıran bir üslup ülkeye fayda sağlamaz. Ülkemizde ÇED süreçleri ciddiyetle ele alınmaktadır. Madencilik sektörü olarak 8 bakanlıktan izinler alarak faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. ÇED’i yatırımın önüne konmuş mutlak bir veto mekanizmasına dönüştürme niyeti büyük bir yanlıştır. Çevre korunmalıdır ama üretimi de çevreye duyarlı bir şekilde sürdürmeliyiz. Bu noktada Bilim, veri ve denetim konuşulmalı; korku siyaseti değil” dedi. Türkiye’nin yeraltı kaynakları açısından zengin bir ülke olduğuna vurgu yapan Alimoğlu, “Bu kaynakları kullanmayıp ithalatla cari açık büyüten bir model sürdürülebilir olmaz. Gelişmiş ülkeler yeraltı zenginliklerini ham olarak değil, işleyerek refah üretmiştir. Türkiye de bunu yapmak zorundadır. Afyonkarahisar bu dönüşümün merkezlerinden biridir. Afyonkarahisar ne sahipsizdir ne de göz göre göre yoksullaştırılacak bir şehir. Doğayı korumak kadar emeği, üretimi ve istihdamı korumak da sorumluluktur. Bizim savunduğumuz; çevreye duyarlı, kayıtlı ve ülke ekonomisine katkı sağlayan madenciliktir. Afyonkarahisar’ın geleceği, yasaklarla değil; akılla, planlamayla ve üretimle güvence altına alınır” diyerek sözlerini noktaladı.

Egeli İhracatçılara Sağlanan Devlet Destekleri Yüzde 90 Arttı Haber

Egeli İhracatçılara Sağlanan Devlet Destekleri Yüzde 90 Arttı

Türkiye, 2025 yılında 273,5 milyar dolarlık ihracat seviyesine ulaşırken, Ticaret Bakanlığı, ihracatçılarımızın uluslararası arenada rekabetçiliğini artırmak amacıyla 21 kategoride 25,5 milyar TL’lik devlet yardımını ihracatçılara ve iş birliği kuruluşlarına ulaştırdı. Hizmet ihracatına verilen destekle Ticaret Bakanlığı’nın toplam destek tutarı 33 milyar TL’ye ulaştı. Ticaret Bakanlığı’nın 21 kategoride verdiği devlet yardımlarından 2025 yılında Ege İhracatçı Birlikleri üyesi 2 bin 612 firma ve iş birliği kuruluşu yararlandı. Devlet destekleri ihracatçılara can suyu oluyor Ticaret Bakanlığı’nın 2026 yılı için ihracatçılara 45 milyar TL’lik devlet yardımı yapılması için kaynak ayırdığı bilgisini veren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, 2025 yılında Türkiye’de yüksek enflasyon rakamları nedeniyle girdi maliyetlerinin dünya ortalamasının üzerinde arttığını, Amerikan dolarının Türk lirası karşısındaki artışının enflasyon rakamlarının gerisinde kaldığını, bu süreçte devlet yardımlarının ihracatçılara can suyu olduğunu vurguladı. 7 ilde 8 toplantı düzenledik devlet yardımlarını anlattık Ege İhracatçı Birlikleri olarak 2023 yılında 764 milyon 800 bin TL devlet yardımlarının ihracatçı firmalara ve iş birliği kuruluşlarına ulaşmasını sağladıklarını paylaşan Eskinazi, “2024 yılında işlemlerini sonuçlandırdığımız devlet yardımları 1 milyar 261 milyon TL oldu. 2025 yılında ise 2,4 milyar TL’lik devlet desteğine aracılık ettik. 2025 yılında Ege Bölgesi’nde 7 ilimizde 8 tane üye buluşmaları gerçekleştirdik ve devlet yardımlarını anlattık. Devlet yardımlarında yüzde 90’lık artışa zemin hazırladık. Yurt dışı fuar katılımı 754,5 milyon TL’lik destekle ilk sırada yer alırken, TURQUALITY Projeleri 454, 5 milyon TL ile ikinci, tarım destekleri 426 milyon TL ile en çok devlet desteği verilen üçüncü başlık oldu. Pazara giriş belgeleri, yurt içi fuar katılım, yurtdışı birim kira, sektörel heyetler, e-ihracat, UR-GE Proje destekleri öne çıktı” diye konuştu. İhracatımızın yüzde 1’i ihracatçılara destek olarak verilmeli Türkiye’nin üretim ve ihracatla büyüdüğü takdirde sağlıklı bir ekonomiye kavuşacağına işaret eden Eskinazi sözlerini şöyle tamamladı: 2026 yılı için 282 milyar dolar ihracat hedefi koyduk. Bu hedefe ulaşmak için ihracatımızın yüzde 1’i oranında ihracatçılarımıza destekler vermemiz gerektiğine inanıyoruz. 282 milyar dolar dövizi Türkiye’ye kazandıracak ihracatçılar olarak 2,8 milyar dolar devlet desteği talep ediyoruz.”

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.