Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ticaret Savaşları

Kapsül Haber Ajansı - Ticaret Savaşları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ticaret Savaşları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Allianz İş Dünyasının 'Siyah Kuğu' Senaryolarını Paylaştı Haber

Allianz İş Dünyasının 'Siyah Kuğu' Senaryolarını Paylaştı

Buna göre, küresel çapta şirketlerin yaklaşık %50'si, önümüzdeki 5 yıl içinde en olası iki Siyah Kuğu senaryosu olarak tedarik zinciri felcini ve küresel internet kesintisini görüyor. Dünya genelindeki jeopolitik belirsizlik; iklim, sağlık ve teknoloji alanındaki yüksek etkili riskleri maskeliyor. Türkiye’de ise işletmelerin yaklaşık yarısının bir numaralı felaket senaryosu, toplumsal ve siyasi gelişmeler olarak öne çıkıyor. Allianz Commercial tarafından gerçekleştirilen, küresel iş dünyasının önümüzdeki 5 yıl içinde en çok endişe duyduğu Siyah Kuğu senaryoları araştırması yayımlandı. Siyah Kuğu senaryoları, tahmin edilebilir gibi görünseler de son derece yıkıcı ve ekonomik olarak zarar veren, beklenmedik veya öngörülemeyen olaylar olarak tanımlanıyor. 2001'de gerçekleşen 11 Eylül saldırıları, 2008 küresel finans krizi ve Covid-19 pandemisi küresel çapta büyük etkiler doğuran Siyah Kuğu örnekleri arasında sıralanıyor. Allianz Research, pandeminin 2020 ile 2023 yılları arasında küresel GSYİH'de kümülatif kayıpların yaklaşık 12 trilyon ABD doları civarında olduğunu tahmin ediyor. Büyük finansal ve işletme maliyetlerine ek olarak, bu tür olaylar genellikle uzun süreli etkilere sahip olurken, olayın başlangıcından yıllar sonra bile devam eden jeopolitik ve toplumsal değişimlere yol açıyor. Allianz Commercial’ın yayımladığı yeni araştırma küçük, orta ve büyük ölçekte şirketlerin önümüzdeki 5 yıl içinde en olası olarak değerlendirdiği riskleri listeliyor. 3.000’den fazla iş ve risk yönetimi uzmanının görüşleriyle hazırlanan Business Black Swans araştırmasının sonuçlarına göre, katılımcıların yarısından fazlası (%51), jeopolitik bir çatışma nedeniyle küresel tedarik zinciri felcini, önümüzdeki 5 yıl içinde şirketlerini etkileyebilecek en olası Siyah Kuğu senaryosu olarak tanımlıyor. Listede küresel internet kesintisi ikinci sırada yer alıyor (%47), bu da iş dünyasında siber ve yapay zeka risklerine ilişkin artan farkındalığı yansıtıyor. Jeopolitik krizler Siyah Kuğu olaylarının temel etkeni Mevcut jeopolitik ortam göz önüne alındığında, jeopolitik bir çatışmadan kaynaklanan tedarik zinciri felci, en olası Siyah Kuğu senaryosu olarak öne çıkıyor. Tarifeler, ticaret savaşları ve korumacılık risklerinin yanı sıra Orta Doğu ve Rusya/Ukrayna'daki bölgesel çatışmaların neden olduğu tedarik zinciri ve lojistikte meydana gelen aksamalar, bugün tüm dünyada her yönetim kurulunun gündeminde en üst sıralarda yer alıyor. Allianz Commercial, Ukrayna'daki savaş ölçeğinde küresel bir tedarik zinciri aksamasının 2 yıllık bir zaman diliminde yaratacağı kümülatif GSYİH kayıplarının 1,5 trilyon ABD dolarına ulaşabileceğini tahmin ediyor. Araştırmaya katılanların çoğuna göre, siyasi riskler Siyah Kuğu olayları için önde gelen potansiyel tetikleyici olarak öne çıkıyor. Kitlesel toplumsal huzursuzluk ve siyasi istikrarsızlık, küresel olarak dördüncü en olası senaryo (%29) olarak kabul ediliyor. Bu senaryo, Amerika (%31), Afrika ve Orta Doğu (%41) bölgelerinde ve Fransa'da (%42) ilk üç risk arasında yer alıyor. Büyük bir finans kurumunun ani çöküşü veya küresel likidite krizine ve ciddi piyasa oynaklığına yol açan bir devlet borç krizi ise üçüncü sırada yer alıyor (%30). Hem fiziksel hem de dijital tedarik zincirlerinin birbirine bağlılığı ve karşılıklı bağımlılığı, jeopolitik belirsizlik, teknolojideki hızlı gelişmeler ve iklim değişikliği potansiyel olarak kırılganlığı artırıyor. İşletmeler ve küresel tedarik zincirleri; yapay zekâ ve dijital hizmetler, yarı iletkenler, nadir toprak işlemcileri ve geçiş teknolojileri gibi alanlarda sınırlı sayıda kritik tedarikçi olması ve ürüne bağımlı ekonomik faaliyetin yoğunlaşması nedeniyle Siyah Kuğu olaylarına karşı daha savunmasız hale geliyor. Türkiye’de toplumsal ve siyasi gelişmeler birinci sırada Araştırmanın Türkiye sonuçları da oldukça dikkat çekici. Türkiye’de şirketlerin yaklaşık yarısının (%46) bir numaralı felaket senaryosu, toplumsal ve siyasi gelişmeler olarak öne çıkıyor. İklim felaketi ve enerji şebekesi arızasının eş zamanlı yaşanması da %42 oranıyla ikinci sıraya yerleşiyor. Aynı oranda oy alan büyük bir finans kurumunun ani çöküşü senaryosu ise üçüncü sırada yerini alıyor. İşletmenin ölçeği risk algısını etkiliyor Jeopolitik bir çatışmanın mal ve hammadde trafiğini durdurması nedeniyle küresel tedarik zinciri felci, hem büyük (yıllık geliri 500 milyon ABD doları ve üzeri) hem de orta ölçekli şirketler (yıllık geliri 100 milyon - 500 milyon ABD doları arası) için en üst sırada yer alıyor. Buna karşılık, daha küçük şirketler (yıllık geliri 100 milyon ABD dolarından az) en çok küresel internet kesintisinin etkisinden endişe duyuyor (%45), bu da büyük ve orta ölçekli işletmeler için ikinci en olası senaryo olarak listeleniyor. Orta ve küçük ölçekli şirketler için üçüncü en olası Siyah Kuğu olayı, büyük bir finans kurumunun ani çöküşü. Daha büyük şirketler ise iklim felaketi ve enerji şebekesi arızasının aynı anda yaşanması riskinden, örneğin orman yangınlarını ve yaygın elektrik kesintilerini tetikleyen bir sıcak hava dalgası gibi durumlardan daha fazla endişe duyuyor. Çokuluslu işletmeler, daha büyük bütçelere ve daha çeşitlendirilmiş portföylere sahip oldukları için büyük bir internet kesintisi gibi bir olayın risklerini azaltmak için küçük ve orta ölçekli rakiplerine göre daha iyi hazırlandıklarını düşünüyor. “Toplumda risk farkındalığını artırmaya ve işletmelerin dayanıklılığını güçlendirmeye odaklanıyoruz” Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Allianz Türkiye Elementer Ticari Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Öktem Örkün, “Son yıllarda hem dünyada hem de ülkemizde olası risklere karşı daha dayanıklı olma ihtiyacına dair farkındalık artmış olsa da işletmelerin küresel bir kesinti veya iklim felaketi gibi yüksek etkili bir olaya %100 hazırlıklı olmasını bekleyemeyiz. Siyah Kuğu dediğimiz olası felaket senaryolarına en iyi şekilde hazırlanmanın en pratik ve önemli adımı, çevikliği artırmak, risk farkındalığını artırmak ve çeşitli senaryolar için ölçeklenebilir müdahale planları oluşturmaktan geçiyor. Sigorta, olası risklere karşı bireyleri, toplumları ve işletmeleri finansal şoklardan korur, öngörülemeyen olaylardan sonra da yaraların daha çabuk sarılmasına, daha hızlı bir iyileşmeye yardımcı olur, uzun vadeli yatırımların da temelini oluşturur. Allianz Türkiye olarak ülkemizde sigorta penetrasyonunu artırmaya yönelik farkındalık odaklı yaklaşımımızla yalnızca poliçe sayısını artırmaya değil, risk farkındalığını artırmaya ve işletmelerin dayanıklılığını güçlendirmeye odaklanıyoruz. Bu kapsamda ticari ve sınai işletmeleri öncelikli odak alanlarımızdan biri olarak konumlandırıyor; Allianz Teknik danışmanlığında uzman risk mühendislerimiz aracılığıyla deneyimlerimizi paylaşıyor, işletmelere yönelik risk yönetimi eğitimleri düzenliyor, saha ziyaretlerimiz ve online risk analizlerimiz sayesinde potansiyel tehlikeleri önceden belirleyerek gerekli önlemlerin hayata geçirilmesine destek oluyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sanayinin Gelecek Platformu WIN EURASIA 2026 Olacak Haber

Sanayinin Gelecek Platformu WIN EURASIA 2026 Olacak

Makine sektörü için 2026 yılı, küresel risklerin sertleştiği ve yapay zekâ odaklı üretimin hızlandığı bir dönemin başlangıcı oldu. Çok kutuplu dünya düzeni, ticaret savaşları, artan korumacılık, Çin rekabetinin güçlenmesi ve hem yeşil hem dijital eksende ilerleyen ikiz dönüşüm; küresel rekabet şartlarını yeniden tanımlıyor. Bu yeni tablo, yalnızca maliyet avantajına dayalı üretim anlayışını geride bırakırken, teknoloji kapasitesi ve stratejik konumlanmanın belirleyici olduğu bir dönemi işaret ediyor. Türkiye’de ertelenen yatırımların 2026 itibarıyla yeniden devreye girmesiyle birlikte, verimlilik, kalite ve enerji yönetimi odaklı çözümlerin sahada daha fazla önem kazanması bekleniyor. Bu gelişmeler, Türk makine sektörünün küresel üretim coğrafyasında daha güçlü bir rol üstlenmesi için kritik bir fırsat sunuyor. Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Genel Sekreteri Zühtü Bakır, sektörün 2024–2025 dönemini küresel risklerin keskinleştiği, ancak önemli dersler barındıran bir süreç olarak geride bıraktığını belirterek, rekabet dinamiklerinin radikal biçimde değiştiğini vurguladı. Bakır, “Yeni dönemde rekabeti belirleyen başlıklar son derece net: çok kutuplu dünya düzeni, yapay zekâ destekli dönüşüm, yeni güç bloklarının ortaya çıkışı, ticaret savaşları, artan korumacılık ve ikiz dönüşüm. Bu gelişmeler, küresel üretim coğrafyasını yeniden şekillendiriyor” dedi. WIN EURASIA 2026 ise bu dönüşümün somut olarak görüleceği ana platform olarak öne çıkıyor. Hannover Fairs Turkey tarafından 10-13 Haziran 2026 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde 32. kez düzenlenecek WIN EURASIA, endüstrinin dönüşümünü hızlandıran otomasyon, robotik, dijitalleşme ve yapay zekâ çözümlerini tek çatı altında buluşturacak. Fuar, makine ve imalat sanayii için teknoloji odaklı stratejik kararların şekillendiği bir platform olarak konumlanıyor. Çin baskısı çok hızlı bir şekilde derinleşiyor “Savunma sanayilerinin yükselişi sanayileşme hedefi olan ülkeler için önemli fırsatlar sunuyor. Buna karşılık ticaret kısıtlamaları ve gümrük vergileri küresel tedarik zincirlerini hızla yeniden şekillendiriyor” diyen Zühtü Bakır, Çin rekabetinin etkisini şöyle özetledi: “Çin’in özellikle orta-yüksek teknoloji alanındaki yükselişi, Türk makine üreticilerini hem iç pazarda hem de ihracatta daha yoğun bir baskı altında bırakıyor. Türkiye’ye yönelik Çin’den yapılan makine ihracatının yüzde13,9 artması, baskının ne kadar hızlı güçlendiğini açıkça gösteriyor.” Enerji ve iş gücü maliyetlerindeki artışın işletmeleri verimlilik arayışına zorladığını, bu nedenle yapay zekâ tabanlı otomasyon ve minimum insan müdahalesiyle çalışan “karanlık üretim” modellerinin artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini belirten Zühtü Bakır, şunları söyledi: “Karanlık üretim modelleri hız, esneklik ve kalite açısından işletmelere kritik bir avantaj sağlıyor. Yapay zekâ destekli otomasyon, rekabet gücünün belirleyici unsuru konumuna geldi. Dolayısıyla makinede dönüşümün ertelenmesi artık mümkün değil.” İhracatta kilogram başına 8,1 dolarlık rekor seviye Verilerin de sektördeki dönüşüm ihtiyacını doğruladığını ifade eden Zühtü Bakır, şu eğilimlere dikkat çekti: “2019’un son çeyreğinden itibaren kesintisiz büyüyen makine ve teçhizat yatırımları, 2024’ü yüzde 1,66 daralma ile kapattı. 2025’in ilk çeyreğinde yatırımlar yüzde 2,5 azalırken, yılın ilerleyen çeyreklerinde toparlandı. 2015–2023 arasında birikimli olarak yüzde 78 büyüyen makine üretimi 2024 yılında imalat sanayinden olumsuz ayrışarak yüzde 8,5 küçüldü. 2025’in ilk 10 ayında bu daralma yüzde 5,9 düzeyinde devam etti. İhracatta miktar düşerken birim fiyatlar yükseldi ve kilogram başına 8,1 dolarlık rekor seviyeye ulaşıldı. Bu gelişme, 2025 yılında %1,9’luk artışla 28,7 milyar dolara ulaşan yeni bir makine ihracatı rekorunu beraberinde getirdi. Makine ithalatı da aynı dönemde yüzde 4 artış kaydetti.” WIN EURASIA, makine sektörünün stratejik yönünü belirliyor Zühtü Bakır, makine sektöründe rekabet gücünü korumak için ihtiyaç duyulan politika setini şöyle özetledi: “Yatırım ortamının güçlendirilmesi ve ithalata bağımlılığı azaltacak üretim stratejilerinin hayata geçirilmesi kritik öneme sahip. Ayrıca, AB ile tedarik zinciri entegrasyonunun; Sınırda Karbon Ticareti ve ‘Made in Europe’ gibi düzenlemelere karşı güçlendirilmesi gerekiyor. Türkiye’nin kalıcı bir rekabet avantajı için stratejik teknolojilerde yerli üretim kapasitesini sistematik biçimde desteklemesi şart.” WIN EURASIA’nın makine sektörünün geleceğe hazırlanmasında önemli bir kaldıraç işlevi gördüğünü belirten Zühtü Bakır, sözlerini şöyle tamamladı: “WIN EURASIA artık otomasyon, yapay zekâ ve yüksek teknoloji çözümlerinin üretime nasıl değer kattığını sahada gösteren stratejik bir buluşma noktası. 2026’da sektörün bu dönüşüme daha planlı ve daha sonuç odaklı bir yaklaşımla geleceğini öngörüyoruz.” Endüstrinin geleceğini görünür kılan deneyim alanları kuruyoruz Hannover Fairs Turkey WIN EURASIA Proje Yöneticisi Sena Mengül ise, fuarın vizyonunu “Otomasyonla Daha İleriye” mottosuyla yola çıktığımız 2026’da, endüstriyel dönüşümün tüm katmanlarını görünür kılacağız. Endüstriyel Yapay Zekâ Özel Alanı, Güç Aktarım Özel Alanı, Endüstriyel IoT Özel Alanı, Kaynak Uygulama Alanı ve 5G Arena gibi deneyim alanlarıyla, üretimde gerçek değer yaratan teknolojilerin sahada nasıl çalıştıklarını hep birlikte göreceğiz” şeklinde özetledi. WIN EURASIA’yı şirketlerin doğru yatırımı doğru zamanda yapabilmelerine katkı sağlayan bir platform olarak kurguladıklarını belirten Sena Mengül, “WIN EURASIA, sadece 2026’nın değil, Türkiye’nin üretim ve teknoloji yolculuğunun da kritik bir parçası. Bu platform, sanayicilerimizin hem bugünün ihtiyaçlarını hem de yarının rekabet koşullarını aynı anda görebilecekleri bir perspektif sunuyor. WIN EURASIA’da hedefimiz, işletmelerin dönüşüm kararlarını hızlandıracak somut bir deneyim alanı yaratmak” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2026’da Global Risk Haritası Yeniden Çiziliyor Haber

2026’da Global Risk Haritası Yeniden Çiziliyor

Jeopolitik gerilimlerle dolu geçen 2025 yılının ardından dünya, 2026 yılına da yeni krizlerle başladı. Ticaret savaşları, bölgesel çatışmalar ve yaptırımlar; 2026’nın ilk günlerinde de küresel risk ajandasının ilk sıralarında yerini aldı. Global risk haritasının yeniden şekillendiği 2026 yılına dair öngörülerini paylaşan IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “2026 yılında artık tekil risklerden değil, birbirini tetikleyen ve aynı anda çalışan ‘çoklu krizler’den söz ediyoruz. Jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri şokları, iklim kaynaklı hasarların artışı ve reasürans kapasitesindeki daralma, sigorta sektörünü küresel ölçekte yeniden konumlandırıyor. Türkiye’de ise bu tablo; teminat yapılarının daha rafine, fiyatlamanın daha risk-seçici, veri ve analitiğin ise hiç olmadığı kadar kritik hale geldiği bir dönemi beraberinde getiriyor. Bu yeni risk haritasında ayakta kalmanın yolu, müşterilerle birlikte proaktif risk yönetimi kültürü inşa etmekten geçiyor” dedi. Belirsizlik altında karar alma artık yeni normalimiz 2026 yılında belirsizliğin sektörleri oldukça derinden etkileyeceğine dikkat çeken Murat Çiftçi, “Kurallara dayalı küresel düzenin zayıflaması, ticaret ve sermaye akımlarında öngörülebilirliği azaltırken, şirketler için ‘belirsizlik altında karar alma’ artık yeni normal haline geliyor. Bu ortamda tedarik zincirleri, sadece maliyet ve verimlilik açısından değil, risk yoğunluğu açısından da yeniden tasarlanıyor. Lojistik gecikmeler, kritik hammadde ve ara malı tedarikindeki kesintiler, üretim duruşları ve gelir kayıpları; iş durması (business interruption) ve kâr kaybı teminatlarını daha merkezi bir konuma taşıyor. Türkiye açısından bakıldığında, hem bölgesel jeopolitik konum hem de üretim ve lojistik üssü olma potansiyeli, risk ve fırsatı aynı anda büyütüyor. Çok uluslu tedarik zincirlerine entegre Türk şirketleri için; politik şiddet, savaş, terör, ambargo ve sözleşme ihlali gibi risklerin daha sofistike poliçelerle yönetilmesi, 2026’da gündemin üst sıralarında yer alacak. Bu da, teminat kapsamlarının netleştirilmesi, muafiyet ve limit yapılarına daha dikkatli yaklaşılması anlamına geliyor” diye konuştu. İklim kaynaklı hasar frekansındaki artış Murat Çiftçi, 2026 küresel risk ve dayanıklılık raporlarında, aşırı hava olayları ve doğal afetlerin en kritik başlıklardan biri olarak öne çıktığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Sıcak hava dalgaları, ani ve şiddetli yağışlar, sel, dolu, fırtına ve orman yangınları gibi olayların hem frekansı hem de şiddeti artarken; bu durum özellikle yangın, mühendislik, tarım ve kasko branşlarında hasar frekansını yukarı çekiyor. Türkiye’de son yıllarda yaşanan sel ve dolu olayları, iklim kaynaklı risklerin artık istisna değil, yeni normal olduğunu gösteriyor. Bu tablo, sigortacılar açısından iki temel sonucu beraberinde getiriyor: Öncelikle iklim risklerinin bölgesel ve mikro ölçekte modellenmesi, lokasyon bazlı fiyatlamayı ve risk mühendisliğini öne çıkarıyor. İkinci olarak da ürün tasarımı. Parametrik sigortalar, doğal afetler odaklı özel ürünler ve iklim uyum yatırımlarını teşvik eden teminat yapıları, 2026 ve sonrasında daha fazla gündeme gelecek. Müşteri tarafında ise, risk azaltıcı önlemler (altyapı güçlendirme, drenaj sistemleri, yangın güvenliği, iş sürekliliği planları vb.) ile sigorta teminatının birlikte düşünülmesi, prim seviyeleri ve teminat bulunabilirliği üzerinde belirleyici olacak.” Global reasürans kapasitesindeki daralma Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; küresel ölçekte artan hasar frekansı ve şiddeti, iklim kaynaklı felaketlerin yükselen maliyeti, enflasyonist baskılar ve sermaye maliyetlerindeki artış, reasürans piyasasında kapasiteyi daraltıyor ve fiyatları yukarı çekiyor. Özellikle katastrofik riskler, doğal afetler ve yüksek limitli endüstriyel risklerde reasürans programlarının yenilenmesi, her zamankinden daha zorlu ve detaylı müzakereler gerektiriyor. Murat Çiftçi, “Bu daralan kapasite, reasürörleri risk seçiminde daha seçici davranmaya iterken; sigorta şirketlerini de portföy kalitesi, underwriting disiplini ve risk mühendisliği uygulamalarında daha sıkı bir çerçeveye yönlendiriyor. Türkiye özelinde bakıldığında, küresel reasürans kapasitesindeki sıkılaşma; katastrofik risklerde limit ve şartların yeniden tanımlanması, koşullu teminatların artması, daha yüksek muafiyet ve katılım payları ile fiyatlamada belirgin bir yukarı yönlü baskı olarak yansıyor. Özellikle deprem, sel ve büyük endüstriyel risklerde reasürans maliyetlerindeki artış, yerel fiyatlamayı doğrudan etkiliyor” dedi. Daha seçici, daha analitik ve işbirliğine dayalı bir model Söz konusu durumların Türkiye’deki teminat yapıları ve fiyatlamaya etkisini de değerlendiren Murat Çiftçi, şunları söyledi: “Küresel risk dinamiklerindeki değişim, Türkiye’de teminat yapıları ve fiyatlamayı belirgin şekilde dönüştürüyor. Büyük kurumsal risklerde katmanlı programlar yaygınlaşırken, daha yüksek muafiyetler ve kapsam–istisna sınırlarının netleştiği poliçeler öne çıkıyor. Fiyatlamada ise lokasyon, hasar geçmişi, tedarik zinciri bağımlılıkları ve iklim senaryoları gibi veri odaklı parametreler çok daha belirleyici hale geldi. Bu süreç, müşteri–broker–sigortacı ilişkisinde de ‘risk ortağı’ modelini güçlendiriyor; kısa vadeli fiyat odaklı yaklaşımlar yerine uzun vadeli, şeffaf ve stratejik işbirlikleri önem kazanıyor. Özetle, Türkiye’de teminat yapıları ve fiyatlama, küresel trendlerle uyumlu şekilde daha seçici, daha analitik ve daha işbirliğine dayalı bir modele doğru ilerliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TİM 2026'da İhracatçıları 5 Kıtada Alıcılarla Buluşturacak Haber

TİM 2026'da İhracatçıları 5 Kıtada Alıcılarla Buluşturacak

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), pazar çeşitliliğini artırmak ve ihracatçıları yeni alıcılarla buluşturmak için son üç yılda yoğunlaştırdığı heyet programlarını 2026'da artırarak devam ettirecek. 2025'te 31 ülkeye 32 heyet programı düzenleyen TİM, 2026'da 38 ticaret heyeti ile ihracatçıları beş kıtada alıcılarla buluşturacak. “546 firmamızı 31 ülkede 4 bine yakın alıcı ile bir araya getirdik” TİM Başkanı Mustafa Gültepe, fuarları ve heyet programlarını Türkiye'nin üretim potansiyelini dünyaya tanıtma imkânı sağlayan en önemli platformlar olarak gördüklerini söyledi. 2026 yılı için planladıkları ticaret heyeti programının tanıtım toplantısında konuşan Gültepe, şöyle devam etti: “Made in Türkiye markası bugün dünyada kalitenin ve güvenin adı olarak biliniyor. Bu güveni kazanmak elbette kolay olmadı. TİM olarak biz bu imajı daha da güçlendirmeyi, Made in Türkiye markasına güveni pekiştirmeyi, ülkemize borç biliyoruz. İşte bu nedenle dünyanın neresinde olursa olsun, ihracatımıza katkı vereceğini değerlendirdiğimiz fuarlarda ihracatçı birliklerimizle yerimizi alırken aynı zamanda yoğun bir heyet programı yürütüyoruz. İhracatçılarımızı, Ticaret Bakanlığımızın, TİM'in ve birliklerimizin kurumsal güvencesinde potansiyel alıcı konumundaki firmaların doğrudan karar vericileriyle buluşturuyoruz. 2025'te birliklerimizle, toplamda 200 civarında heyet programı ve 300'ü aşkın fuar katılımı gerçekleştirdik. Bu yıl düzenlenen heyet programlarının 32'sini TİM'in organizasyonunda gerçekleştirdik. Bu organizasyonlarda 546 firmamızı 31 ülkede 4 bine yakın alıcı ile bir araya getirdik. Yaklaşık dokuz bin ikili iş görüşmesi gerçekleştirdik.” “Satıcı olmanın yanında gelişmiş pazarlara çözüm ortağı gibi gideceğiz” TİM olarak heyet programlarını 2026'da daha da yoğunlaştıracaklarını bildiren Gültepe, sözlerini şöyle sürdürdü: “2026'da toplam 38 adet heyet programı düzenlemeyi hedefliyoruz. Bir başka ifadeyle her ay ortalama en az üç ticaret heyeti gerçekleştireceğiz. Birliklerimizin düzenleyecekleri heyetlerle sayı 200'ü geçecek. Biz yeni yılla birlikte gelişmiş pazarlarda, yeni nesil 'TİM Vizyon Heyetleri' dönemini başlatacağız. Artık programlarımızı sadece B2B görüşmelerle sınırlı tutmayacağız. Sektörel panellerde pazarın en önemli oyuncularını ve kanaat önderlerini bir araya getireceğiz. Yani heyet düzenlediğimiz ülkeye 'satıcı' olmaktan öteye sektörün geleceğini tartışan, vizyon belirleyen ve yön veren bir 'çözüm ortağı' olarak gideceğiz.” “2025'i 270 milyar dolar düzeyinde bir ihracatla tamamlayacağız” Güncel gelişmeleri de değerlendiren Mustafa Gültepe, üretim ve ihracat açısından özellikle son iki yılın zor geçtiğini hatırlattı. Türkiye'de üretim maliyetlerinin dolar bazında Asya'daki rakip ülkelere göre yüzde 60-65, Doğu Avrupa'dan yüzde 15-20 daha pahalı olduğuna dikkat çeken Gültepe, şunları söyledi: “Biz bir süredir dünyaya sadece ürün değil enflasyonumuzu da ihraç etmeye çalışıyoruz. Tabi kimse bunu satın almıyor. Dolayısıyla iddialı olduğumuz birçok sektörde rekabetçiliğimiz zayıfladı. İhracat artışında arzu ettiğimiz çift haneli oranlara bir türlü ulaşamıyoruz. Bu yıl 11 aylık ihracatta yüzde 3,7 artıdayız. 2025'i 270 milyar dolar civarında bir ihracatla tamamlayacağız. 11 ayda geçen yılın aynı dönemine göre 8,7 milyar dolar fazlamız var. Bu artışta en büyük katkıyı otomotiv, savunma sanayi ve kimya sektörlerimiz verdi. 4,2 milyar dolarlık parite katkısını da eklediğimizde tablo daha da netleşiyor. Verilerden de anlaşılacağı üzere ihracatı tabana yayma konusunda sıkıntılarımız devam ediyor. Son dört çeyrekte net ihracat büyümeye negatif yönde katkı verdi. Oysa her defasında ifade ettiğimiz gibi sağlıklı ve sürdürülebilir ekonomik büyüme için katkıyı üretimden ve ihracattan almamız gerekiyor. Üretim ve ihracattaki gerileme imalat sanayi istihdamına da olumsuz yansıyor. SGK verilerine göre Eylül 2022'de yaklaşık 4 milyon 507 bin olan imalat sanayi istihdamı Eylül 2025'te, 3 milyon 925 bine geriledi. Bu sonuç, üç yılda imalat sanayi istihdamında 582 bin kayıp anlamına geliyor.” “Rekabetçiliğimizi kazanabilirsek 2026'da 282 milyar doların üzerine çıkarabiliriz” Gültepe, küresel ticarette 2026 yılının da zor geçeceğini, jeopolitik risklerin yanı sıra ticaret savaşları ve korumacılık önlemlerinin ihracatın yönünü belirleyen unsurlar olacağını söyledi. Küresel risklerin ve korumacılık önlemlerinin arttığı bu süreçte yeniden rekabetçi koşullara dönmenin kritik önem taşıdığını vurgulayan Gültepe, “Dolayısıyla ihracatı önceleyen politikaları devreye almalıyız. Rekabetçiliğimizi kazanabilirsek Orta Vadeli Program'da (OVP) 2026 için öngörülen 282 milyar dolarlık mal ihracatı hedefini rahatlıkla yakalayabiliriz.” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.