Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Toplum Sağlığı

Kapsül Haber Ajansı - Toplum Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Toplum Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye'de Yasaklı Köpek Türleri 2026: Güncel Liste, Cezalar ve Yeni Düzenlemeler Haber

Türkiye'de Yasaklı Köpek Türleri 2026: Güncel Liste, Cezalar ve Yeni Düzenlemeler

Türkiye'de yasaklı köpek türleri 2026 yılında da hayvan güvenliği ve toplum sağlığı açısından en çok merak edilen konular arasında yer alıyor. Özellikle son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle birlikte bazı köpek ırklarının üretimi, satışı ve sahiplenilmesi ciddi kurallara bağlandı. Türkiye'de Yasaklı Köpek Türleri Neden Yasaklandı? Yasaklı köpek türleri, genellikle agresif davranış potansiyeli yüksek ve kontrol edilmesi zor ırklar olarak kabul edilir. Bu yasaklar, hem insan güvenliğini sağlamak hem de hayvanların bilinçsiz şekilde yetiştirilmesini önlemek amacıyla uygulanmaktadır. Kamu güvenliğini sağlamak Kontrolsüz üretimi engellemek Hayvan haklarını korumak Saldırı vakalarını azaltmak Türkiye'de Yasaklı Köpek Türleri 2026 Güncel Liste 2026 yılı itibarıyla Türkiye’de yasak kapsamında yer alan köpek ırkları şunlardır: Pitbull Terrier American Staffordshire Terrier American Bully Dogo Argentino Fila Brasileiro Japanese Tosa (Tosa Inu) Bu Irklar İçin Uygulanan Yasaklar Belirtilen köpek ırkları için Türkiye’de aşağıdaki yasaklar geçerlidir: Üretim ve çoğaltma yasaktır Satış ve sahiplendirme yasaktır Yurda giriş yasaktır Yeni sahiplenme yapılamaz Mevcut Sahipler İçin Kurallar Yasaklı köpek türlerine sahip olan kişiler için bazı özel yükümlülükler bulunmaktadır: Köpeklerin kısırlaştırılması zorunludur Mikroçip ile kayıt altına alınmalıdır Ağızlık ve tasma ile gezdirilmelidir Kamusal alanlarda dikkatli kontrol sağlanmalıdır 2026 Güncel Cezalar Yasaklı köpek türleriyle ilgili kurallara uymayanlara ağır cezalar uygulanmaktadır: İhlal Türü Ceza (2026) Yasaklı köpek üretimi 60.000 TL'ye kadar Satış ve sahiplendirme 50.000 TL Kayıtsız köpek bulundurma 20.000 TL Ağızlık/tasma kuralına uymama 10.000 TL Yasaklı Irklar Tamamen Yasak mı? Bu köpekler tamamen yasaklı değildir ancak sıkı kontrol altındadır. Mevcut sahipler belirli şartları yerine getirerek hayvanlarını beslemeye devam edebilir. Hangi Köpekler Yasaklı Değildir? Golden Retriever, Labrador, Kangal, Akita, Husky gibi birçok köpek türü yasak kapsamında değildir. Ancak her köpek için sorumlu sahiplik esastır. Türkiye’de Köpek Sahiplenirken Dikkat Edilmesi Gerekenler Irkın yasal durumunu kontrol edin Yaşam alanınıza uygun tür seçin Veteriner kayıtlarını tamamlayın Eğitim ve sosyalleşmeye önem verin Resmi Kaynak ve Güncel Bilgiler Yasal düzenlemeler zaman zaman güncellenebilmektedir. En doğru bilgi için resmi kaynakları takip etmek önemlidir. Tarım ve Orman Bakanlığı Resmi Sitesi Sıkça Sorulan Sorular Pitbull beslemek tamamen yasak mı? Hayır, ancak yeni sahiplenme yasaktır. Mevcut sahipler belirli kurallara uymak zorundadır. Yasaklı köpekler barınaklara mı alınıyor? Kural ihlali durumunda el konulabilir ve barınaklara götürülebilir. Mikroçip zorunlu mu? Evet, kayıt altına alma zorunludur. Bu köpekler gezdirilebilir mi? Evet, ancak ağızlık ve tasma ile gezdirilmelidir. Ceza ödenmezse ne olur? Yasal işlem başlatılır ve hayvana el konulabilir. Yasaklı ırklar neden tehlikeli kabul ediliyor? Fiziksel güçleri ve yanlış yetiştirme durumunda agresif davranış gösterebilmeleri nedeniyle riskli kabul edilirler. Sonuç Türkiye'de yasaklı köpek türleri 2026 listesi, toplum güvenliği ve hayvan refahı açısından büyük önem taşımaktadır. Bu türlere sahip olan kişilerin yasal yükümlülüklerini yerine getirmesi hem kendileri hem de toplum için kritik bir sorumluluktur.

Mobbing ve Şiddet Sistemi Zorluyor Haber

Mobbing ve Şiddet Sistemi Zorluyor

Artan iş yükü, baskı ve güvensiz çalışma ortamları, sağlık ve sosyal hizmet sisteminin en kritik unsuru olan insan kaynağını zorlarken; sahadan gelen veriler, sorunun yalnızca bireysel değil, doğrudan sistemin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir krize dönüştüğünü ortaya koyuyor. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanları başta olmak üzere kamuda çalışanların maruz kaldığı mobbing ve şiddet vakaları, son dönemde artan yoğunluk ve görünürlükle birlikte sistemin en kritik sorunlarından biri haline geldi. Hizmetin temel taşı olan çalışanların kendilerini güvende hissetmediği bir ortamda, nitelikli ve sürdürülebilir bir yapıdan söz etmek ise giderek zorlaşıyor. Sağlık kurumlarında giderek ağırlaşan mobbing ve şiddet olgusunu tüm yönleriyle ele alan Sağlık Hizmetleri Sendikası (Sahim-SEN), çevrimiçi bir seminer düzenledi. Sendika yönetimi ve uzman isimlerin katkı sunduğu programda, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yaşadığı görünür ve görünmeyen baskılar çarpıcı örneklerle değerlendirildi. Mobbing Sağlık ve Sosyal Hizmet Sistemini İçten Çökertiyor Sağlık ve sosyal hizmet veren kurumlar başta olmak üzere mobbing, çoğu zaman açık çatışmalarla değil; sistematik baskı, değersizleştirme, dışlama ve görev tanımı dışı yüklemeler üzerinden ilerliyor. Çalışanların sürekli denetlendiği, hatalarının öne çıkarıldığı ve yalnızlaştırıldığı bu süreç, zamanla psikolojik bir yıpranmaya dönüşüyor. Seminerde konuşan SAHİMSEN Engelliler Komisyonu Başkanı Ayşe Sarı, mobbingin sağlık ve sosyal hizmet kurumlarında başta olmak üzere kamuda çoğu zaman görünmez bir şiddet biçimi olarak ilerlediğini ancak etkilerinin derin ve yıkıcı olduğunu vurguladı. Sarı, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının sistematik baskı, dışlanma ve itibarsızlaştırma gibi yöntemlerle yıldırıldığını belirterek, “Mobbing, yalnızca bireyi değil, bulunduğu kurumu da zayıflatan bir süreçtir. Çalışanların yalnızlaştırıldığı, değersizleştirildiği bir ortamda ne verimlilikten ne de sağlıklı bir hizmetten söz edilebilir” değerlendirmesinde bulundu. Görev tanımı dışı yüklemelerden iletişim eksikliklerine, ayrımcılıktan psikolojik baskıya kadar uzanan bu sürecin, çalışanları sessiz bir tükenmişliğe sürüklediğine dikkat çekildi. Sürekli Baskı ve Sessiz Yıpranma Şiddetin Yeni Yüzü Seminerde öne çıkan bir diğer başlık ise sağlık ve sosyal hizmet veren kurumlar başta olmak üzere kamuda şiddetin sadece fiziksel saldırılarla sınırlı olmadığı gerçeği oldu. Günlük işleyiş içinde normalleştirilen baskı, değersizleştirme ve dışlama davranışlarının, özellikle sağlık ve sosyal hizmet çalışanları üzerinde kalıcı izler bıraktığı vurgulandı. Uzman değerlendirmelerinde, bu tür psikolojik şiddetin zamanla tükenmişlik, motivasyon kaybı ve mesleki kopuşa yol açtığı ifade edilirken; çalışanların kendilerini güvende hissetmediği bir ortamda hizmet kalitesinin sürdürülebilir olmadığına dikkat çekildi. “Bu Tablo Artık Bir Meslek Sorunu Değil, Sistem Sorunudur” SAHİMSEN Genel Başkanı Özlem Akarken, sağlık ve sosyal hizmet veren kurumlarda mobbing ve şiddetin ulaştığı noktaya ilişkin yaptığı değerlendirmede, sorunun ciddiyetine dikkat çekerek net bir çerçeve çizdi. Akarken, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yalnızca mesleklerini icra etmediğini, aynı zamanda sistemsel baskılarla mücadele ettiğini belirterek, “Bugün gelinen noktada bu tabloyu sadece çalışanların sorunu olarak görmek mümkün değildir. Bu doğrudan sistemin sorunudur ve çözüm de sistemsel olmak zorundadır” ifadelerini kullandı. Sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının kendini güvende hissetmediği bir yapıda, toplum sağlığını korumanın mümkün olmadığını vurgulayan Akarken, her şiddet ve mobbing vakasının hizmete doğrudan zarar verdiğini belirtti. Çözüm Net! Güçlü Politika, Etkin Koruma, Sıfır Tolerans SAHİMSEN, sağlık ve sosyal hizmet veren kurumlar başta olmak üzere kamuda mobbing ve şiddetle mücadelede daha güçlü ve kararlı adımlar atılması gerektiğini vurguluyor. Çalışma ortamlarının daha güvenli hale getirilmesi, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının hak arama süreçlerinin etkinleştirilmesi ve yönetsel yaklaşımların iyileştirilmesi, çözümün temel başlıkları arasında yer alıyor. Sendika, başta sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının korunmasının yalnızca meslek grubu açısından değil, toplum sağlığı açısından da kritik olduğunu belirterek, bu alandaki farkındalık çalışmalarını ve savunuculuk faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Eczacımın Dijital Dünyası 700 Milyon Liralık Hacimle Tamamlandı Haber

Eczacımın Dijital Dünyası 700 Milyon Liralık Hacimle Tamamlandı

Lokman Group çatısı altında Lokman Ecza Deposu ve Tane Itriyat tarafından 13’üncü kez düzenlenen Eczacımın Dijital Dünyası-Değişimin Şifası etkinliği, Antalya’da sektörün yoğun katılımıyla, eczacılık ekosisteminde güçlü bir sinerji yaratarak ve yüksek ticari etki üreterek başarıyla tamamlandı. Yaklaşın bin katılımcı ve 100’ün üzerinde firmanın yer aldığı etkinlikte binlerce ürünün tanıtımı, lansmanı ve satışı gerçekleştirildi. Organizasyon, yaklaşık 700 milyon lira ciro ile hedeflerin üzerinde bir ekonomik değer üretirken, eczacılar ve firmalar arasında kurulan güçlü iş birlikleriyle sektörel etkileşimi derinleştirdi. Lokman Ecza Deposu, ilaç dışı ürünlerde Türkiye genelinde eczanelere hizmet veren en çeşitli depolardan biri olarak, eczacıların sürdürülebilir gelir modelleri oluşturmasına katkı sunmayı hedefliyor. 13 yıldır 100’ün üzerinde farklı firmayı eczacılarla buluşturan organizasyon sayesinde, yeni ürünler doğrudan eczacıların hizmetine sunulurken; topluma eczacı danışmanlığıyla ulaşan sağlık ürünleri, toplum sağlığı açısından nitelikli bir değer zinciri oluşturuyor. Doğru modelin sahadaki karşılığını gördük Etkinlik kapsamında ilk kez sektörle buluşan Lokman AI karakteri ve etkinlik alanından üretilen dijital içerikler, organizasyonun teknoloji odaklı yaklaşımını yansıtırken, katılımcılara deneyim odaklı ve yenilikçi bir etkileşim alanı sundu. Lokman Group Yönetim Kurulu Başkanı Hatice Öz, organizasyon sonrası yaptığı değerlendirmesinde, “Eczacılığı bugünün ihtiyaçlarının ötesine taşıyarak, geleceğin sağlık ekosistemine göre konumlandırıyoruz. Eczacımın Dijital Dünyası organizasyonunu; eczacının ticari gücünü, mesleki yetkinliğini ve dijital kaslarını birlikte geliştiren bir dönüşüm platformu olarak kurguluyoruz. Yaklaşık olarak 700 milyon liralık ekonomik hacim Lokman Group olarak bizim açımızdan bir sonuç değil; doğru model ve doğru iş birlikleriyle sektörümüzün nasıl ölçeklenebileceğinin güçlü bir göstergesi” dedi. Eczacımın Dijital Dünyası 2027 için hazırlıklar başladı Sektörden gelen güçlü geri bildirimlerin, organizasyonun oluşturduğu güven zeminini ve karşılık bulan modelini net şekilde ortaya koyduğunu vurgulayan Öz, Eczacımın Dijital Dünyası’nın gelecek yıllarda daha fazla uluslararası marka ve iş ortağını kapsayacak şekilde büyütüleceğini belirtti. Lokman Group, eczacıların mesleki gücünü destekleyen ve sektörü geleceğe taşıyan buluşmayı geliştirerek sürdürmeyi hedeflerken, Eczacımın Dijital Dünyası 2027 için hazırlıkların başladığını da kamuoyuyla paylaştı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ataçocuklu Miniklerinden Örnek Çevre Etkinliği Haber

Ataçocuklu Miniklerinden Örnek Çevre Etkinliği

Belediyenin Ataçocuk Çocuk Gelişim Merkezinde öğrenim gören öğrenciler, büyüklerine örnek olmak amacıyla yere atılan çöpleri tek tek toplayarak çevre temizliğine dikkat çekti. Doğa dostu çalışmalarına ara vermeden devam eden Atakum Belediyesi, çevre temizliğine dikkat çekmek amacıyla, Ataçocuk Çocuk Gelişim Merkezinde farkındalık etkinliği gerçekleştirdi. ATAÇOCUKLU MİNİKLERDEN TEMİZLİK FARKINDALIĞI ‘Toplum Sağlığı ve Çocuklarımızın Hayatı İçin Haydi Harekete Geçelim’ sloganıyla düzenlenen etkinlikte, belediye ekipleri merkezin 3-6 yaş aralığındaki öğrencilerine çevre temizliğinin insan ve doğa için önemi hakkında bilgilendirme yaptı. Ataçocuklu minikler, bilgilendirmenin ardından okul bahçesinde ve çevre alanda yere atılan çöpleri tek tek topladı. Eğlenceli anların yaşandığı etkinlikte çocuklara, ‘Çöp Canavarı Olma Çevre Kahramanı Ol’, ‘Geleceğim İçin Çöpü Kutuya At’, ‘Temiz Çevre Mutlu Yarınlar’, ‘Sokağım Evim Temiz Tutarım’ gibi çevre temizliğine dikkat çeken sözlerin yer aldığı balonlar verildi. “ATAKUM HEPİMİZİN GELECEK ÇOCUKLARIN” Atakum Belediyesi Zabıta ve Temizlik İşleri Müdürü Hasan Serhat Uzun etkinlik hakkında şu bilgileri verdi: “Atakum Belediyesi Zabıta ve Temizlik İşleri Müdürlüğü olarak, yapmış olduğumuz etkinlikte ‘Atakum hepimizin burada büyüyecek çocuklarımız da bizim emanetimiz’ düşüncesiyle temiz, sağlıklı, düzenli bir Atakum hepimizin ortak sorumluluğumuz etkinliği gerçekleştirdik. Son zamanlarda çöp konteynerlerinin yanında bırakılan moloz ve inşaat atıkları, sokak hayvanlarını beslemek için bırakılan yiyecekler çevre kirliliğine ve kötü görüntüye neden olmakta, temizlik çalışmalarının aksaması şeklinde de bizlere zorluk çıkarmaktadır. Müdürlüğümüz ile iletişime geçildiğinde bu konuyla ilgili, gerekli yönlendirmeler yapılmaktadır. Temizlik sadece belediyenin değil, hepimizin ortak sorunudur. Atakum hepimizin, gelecek de çocuklarımızındır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ABB Sağlıkta Güç Birliği Oluşturuyor Haber

ABB Sağlıkta Güç Birliği Oluşturuyor

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), Başkent’te halk sağlığını önceleyen çalışmalarını genişletmek ve daha etkin hâle getirmek amacıyla ilçe belediyeleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla kapsamlı toplantılar gerçekleştirdi. Ortak akıl ve dayanışma anlayışıyla düzenlenen buluşmalarda, sağlık hizmetlerinde iş birliğinin artırılması hedeflendi. HALK SAĞLIĞI İÇİN DAYANIŞMA AĞI GENİŞLİYOR İlçe belediyeleriyle yapılan toplantıda; ambulans ve hasta nakil hizmetleri, bağımlılıkla mücadele, toplum sağlığı, iş sağlığı ve güvenliği ile çevre sağlığı hizmetleri gibi konularda yürütülen çalışmalar ele alındı. Sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirilen toplantıya ise LÖSEV, Kızılay, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER), Ankara Aile Hekimleri Derneği başta olmak üzere toplam 25 STK katıldı. Toplantıda; Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen özel gün ve haftalarda yürütülebilecek farkındalık ve koruyucu sağlık çalışmaları, ortak proje alanları, kurum içi koordinasyonun güçlendirilmesi ve 2026 yılı halk sağlığı faaliyetlerine yönelik öneriler görüşüldü. “ORTAK AKLI BÜYÜTEREK DAHA ETKİLİ ÇALIŞMALAR ÜRETECEĞİZ” Toplantıda konuşan ABB Sağlık İşleri Daire Başkanı Mümtaz Yavuz, halk sağlığında iş birliğinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Dünya Sağlık Örgütü tarafından kabul edilen ve tüm dünyada eş zamanlı olarak anılan önemli gün ve haftalar, yalnızca birer takvim hatırlatması değil; toplum sağlığına dair ortak sorumluluğumuzu yeniden düşünmemizi sağlayan çok kıymetli fırsatlardır. Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak sağlığı yalnızca tedavi edici hizmetlerle değil; önleyici, koruyucu ve farkındalık temelli bir anlayışla ele alıyoruz. Bu anlayışın en güçlü paydaşlarının da sivil toplum kuruluşlarımız ve ilçe belediyelerimiz olduğuna yürekten inanıyoruz. Bugün burada bulunmamızın temel amacı; sağlık alanında aynı hedefe yürüyen kurumlar olarak ortak aklı büyütmek, güç birliği yapmak ve Ankaralı hemşehrilerimiz için daha etkili çalışmalar üretmektir.” STK’LERDEN İŞ BİRLİĞİ VURGUSU Toplantıya katılan sivil toplum kuruluşu temsilcileri de iş birliğinin önemine vurgu yaptı. Ankara Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Emre Ömer Keleş, yerel yönetimlerle birlikte çalışmanın önemine dikkat çekerek, “Yerel yönetimlerle, Aile Sağlığı Merkezlerimizde birçok zaman dirsek temasında bulunuyoruz. Beraber iş birliklerini yapabiliyor olmak bizler için çok kıymetli. Birçok sorunumuzda belediyeler bizi destekleyebiliyor çünkü Aile Sağlığı Merkezleri kendi hekimlerince yönetilen kurumlar, buralarda da gördüğümüz destekler bizim için çok kıymetli, ayrıca halka ulaşmak konusunda yerel yönetimler ve aile hekimleri ortak çalışarak daha geniş kitlelere ulaşarak sağlığı geliştirebiliriz” dedi. Ankara Diş Hekimleri Odası Başkan Vekili Dr. Ahu Eser Eset ise, “Ankara Büyükşehir Belediye’mizle halk sağlığına yönelik çok güzel projelere imza attık. Yeni projelerimizde de birlikte olmak bizleri mutlu edecek” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeşilyurt Belediyesi Personelinden Kızılay’a Anlamlı Destek! Haber

Yeşilyurt Belediyesi Personelinden Kızılay’a Anlamlı Destek!

Belediye binası önünde konuşlanan Türk Kızılayı mobil kan bağış aracı, gün boyunca belediye çalışanlarını ağırlarken, kampanya sayesinde kan bağışı noktasında toplumsal bir farkındalık oluşturuldu. Toplum sağlığı açısından hayati öneme sahip olan kan bağışına dikkat çekmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen etkinlikte, Yeşilyurt Belediyesi personelleri gönüllü olarak kan verdi. Belediye çalışanlarının duyarlılığı, çevredeki vatandaşlara da örnek olurken, kampanya kısa sürede geniş bir katılıma ulaştı. Belediye binası önünde gün boyu süren kan bağışı etkinliği, dayanışma ve yardımlaşma ruhunu bir kez daha gözler önüne sererken, artan bağış sayılarıyla da ihtiyaç sahiplerine umut oldu. Türk Kızılayı’nın çağrısına kulak veren Yeşilyurt Belediyesi personelleri, verdikleri kanlarla birçok hayatın kurtarılmasına katkı sundu. Türk Kızılay yetkilileri, belediye önünde gerçekleştirilen organizasyonun son derece verimli geçtiğini belirterek, özellikle kamu kurumlarının bu tür kampanyalara verdiği desteğin kan bağışı kültürünün yaygınlaşmasında büyük rol oynadığını ifade etti. Yetkililer, düzenli kan bağışının hem hastalar hem de sağlık sistemi açısından hayati önem taşıdığını vurgulayarak, Yeşilyurt Belediyesi personeline gösterdikleri hassasiyet ve destekten dolayı teşekkür etti. Belediye personelinin bu anlamlı kampanyaya gönülden katılım sağlamasının kendilerini gururlandırdığını belirten Yeşilyurt Belediye yetkilileri, sosyal sorumluluk projelerine her zaman önem verdiklerini dile getirerek, kan bağışının bir hayat kurtarma meselesi olduğuna dikkat çekti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yaşam Tarzı Tıbbı Derneği, LMGA Liderlerini İstanbul’da Ağırlıyor Haber

Yaşam Tarzı Tıbbı Derneği, LMGA Liderlerini İstanbul’da Ağırlıyor

Yaşam tarzı tıbbını bugün 30’dan fazla ülkede temsil eden hekim ve sağlık profesyonellerinin dernek başkanlarını buluşturan Lifestyle Medicine Global Alliance (LMGA) Leadership Toplantısı, Türkiye’de ilk kez düzenleniyor. Küresel liderlik buluşması, 13 Şubat 2026’da İstanbul’da gerçekleşecek Yaşam Tarzı Tıbbı Sempozyumu ile eş zamanlı yapılacak. Organizasyon, Türkiye’de yaşam tarzı tıbbının kurumsal ve bilimsel ölçekte konumlanmasına yönelik önemli bir eşik olarak görülüyor. LMGA çatısı altında bir araya gelen liderler; yaşam tarzı tıbbının farklı ülkelerdeki klinik uygulamalarını, sağlık sistemi entegrasyon modellerini ve politika düzeyindeki yaklaşımları İstanbul’da paylaşacak. Sempozyum, Türkiye’de Sağlık Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen ve Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM) hekimlerine yönelik sağlıklı yaşam eğitimlerinin ardından düzenlenecek; böylece yaşam tarzı tıbbının klinik uygulamalarla birlikte ulusal sağlık politikaları perspektifinde de ele alınması hedeflenecek. Etkinlikte, Harvard Üniversitesi ve Stanford Üniversitesi gibi önde gelen akademik merkezlerden öğretim üyeleri ile alandaki bilimsel literatüre yön veren uzmanlar yer alacak. Program ve uluslararası konuşmacı listesine ilişkin güncel bilgiler derneğin resmî web sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden duyurulacak. Yaşam Tarzı Tıbbı Derneği [Yönetim Kurulu Başkanı/Temsilcisi – Hande Namal Türkyılmaz], “LMGA liderlerini İstanbul’da ağırlamak, Türkiye’de yaşam tarzı tıbbının bilimsel temellerle güçlenmesi ve sağlık sistemine etkin biçimde entegre edilmesi adına tarihi bir fırsat. Bu buluşmayla küresel deneyimi doğrudan ülkemize taşıyor; klinik uygulamalar, eğitim ve politika başlıklarında sürdürülebilir bir yol haritasını birlikte şekillendiriyoruz.” dedi. İstanbul’da gerçekleşecek bu eş zamanlı buluşma, Türkiye’nin yaşam tarzı tıbbında bölgesel bir referans noktası olma potansiyelini güçlendirmeyi amaçlıyor. Bilimsel yaklaşımın, klinik uygulamanın ve politika düzeyindeki iş birliklerinin aynı çatı altında ele alınması; hem sağlık profesyonelleri hem de toplum sağlığı açısından uzun vadeli, ölçülebilir katkılar sunacak bir zemin oluşturacak. Yaşam Tarzı Tıbbı Derneği, yaşam tarzı tıbbı yaklaşımının bilimsel kanıta dayalı olarak yaygınlaşmasını destekleyen; eğitim, araştırma, klinik uygulama ve farkındalık çalışmaları yürüten bir sivil toplum kuruluşudur. Dernek, sağlık profesyonellerinin yetkinliklerini güçlendirmeyi, kurumlar arası iş birliğini geliştirmeyi ve toplum sağlığını iyileştirmeye yönelik sürdürülebilir programları teşvik etmeyi hedefler. Dernek faaliyetleri ve etkinlik duyuruları, resmî web sitesi www.yttd.org ve sosyal medya hesapları üzerinden paylaşılmaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aç Kalan Sokak Hayvanları Daha Agresifleşir! Haber

Aç Kalan Sokak Hayvanları Daha Agresifleşir!

Sokaklarda kemirgen (fare, sıçan) ve haşere (hamam böceği, sinek, kene vb.) popülasyonunun artmasının, şehir ekolojisi ve halk sağlığı açısından çok iyi bilinen ve bilimsel olarak açıklanmış bir durum olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Çevreli, “Artışın temel nedenleri arasında yaşam alanlarının bozulması, inşaat faaliyetleri, altyapı kazıları, ağaçlık ve yeşil alanların azalması bulunmaktadır.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, İstanbul Valiliği’nin kamusal alanlarda köpeklerin kontrolsüz beslenmelerini yasaklayan genelgesini değerlendirdi. Tek yönlü bir yasaklama yerine, bütüncül bir yaklaşım gerekiyor Sokak hayvanlarına yönelik besleme yasaklarının, toplum sağlığı, hayvan refahı ve kentsel ekoloji açısından çok boyutlu sonuçlar doğuran düzenlemeler olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Bu nedenle tek yönlü bir yasaklama yerine, bilimsel verilere dayanan bütüncül bir yaklaşım gerekmektedir. Bilimsel araştırmalar, düzenli beslenemeyen hayvanlarda stres hormonlarının yükseldiğini, agresyonun arttığını ve hastalık riskinin çoğaldığını göstermektedir. Bu durum, toplum açısından daha tehlikeli sonuçlara yol açabilir.” dedi. Besleme yasağı popülasyonu azaltmaz Sokak hayvanlarının bulundukları alanı koruma ve bu alanı dış tehditlere karşı savunma eğiliminde olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Sokak köpeklerinde bu davranış, alan düzeninin korunması, yabancı sürülerin girişinin engellenmesi ve ekolojik dengenin sürdürülmesi açısından önemli bir rol oynar. Popülasyonun ani şekilde aç bırakılıp alandan uzaklaştırılması; yeni grupların alana girmesine (boş alan etkisi), popülasyon döngüsünün kontrolsüz şekilde devam etmesine yol açar. Bu nedenle besleme yasağı popülasyonu azaltmaz, aksine dengesiz ve öngörülemez hale getirir.” diye konuştu. Sokak köpekleri yeni besin kaynakları arayacak Besleme noktalarının tamamen yasaklanmasının, hayvanların yeni besin kaynakları aramak için çöp konteynerlerine yönelmesine, trafik riskinin artmasına, insanlarla kontrolsüz karşılaşmaların çoğalmasına neden olacağını da ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Bu da sokak hayvanı–insan temasını azaltmak yerine artırarak, halk sağlığı açısından etkili bir çözüm sunmamaktadır.” ifadesinde bulundu. Kemirgen ve haşerelerin artmasının nedenleri neler? Sokaklarda kemirgen (fare, sıçan) ve haşere (hamam böceği, sinek, kene vb.) popülasyonunun artmasının, şehir ekolojisi ve halk sağlığı açısından çok iyi bilinen ve bilimsel olarak açıklanmış bir durum olduğunu da söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Artışın temel nedenleri arasında yaşam alanlarının bozulması, inşaat faaliyetleri, altyapı kazıları, ağaçlık ve yeşil alanların azalması bulunmaktadır. Doğal alanı bozulan kemirgen ve böcekler, besin ve barınak bulmak için yerleşim alanlarına yönelir. Düzensiz ilaçlama, yanlış kimyasal kullanımı, sadece bazı bölgelerin ilaçlanması, açıkta bırakılan çöpler, düzenli toplanmayan organik atıklar ve kapaksız veya kırık çöp kutuları haşere popülasyonunun kontrolsüz şekilde bir bölgede azalırken diğer bölgede artmasına neden olabilir.” şeklinde konuştu. Popülasyonu yok etmek değil, sağlıklı şekilde yönetmek gerekir Besleme yasakları sonucu sokak hayvanı sayısında azalma olacağının öngörüldüğüne işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, şöyle devam etti: “Bu durum gerçekleştiğinde ortaya çıkabilecek durumlardan birisi zoonotik hastalık riskinin artması diğeri ise ekolojik boşluk etkisinin ortaya çıkmasıdır. Şehirlerde kedilerin popülasyonunun azalması kemirgen ve haşere sayısını katlanarak artırır. Bu da zoonotik hastalıkların yayılma riskini ciddi şekilde artırır. Sokak köpekleri kemirgenlerle rekabet eder, çöplük ve açık alanlarda fare popülasyonunu baskılar. Bu durum; Leptospiroz, hantavirüs gibi kemirgen kaynaklı zoonozları azaltabilir. Köpeklerin tamamen ortadan kaldırılması fare ve çöpteki haşerelerin artırmasına neden olur (ekolojik boşluk etkisi). Popülasyonu yok etmek değil, sağlıklı şekilde yönetmek çevresel riskleri minimize eder.” Bütün hayvanlar eşit doğar! Toplumun her bireyinin, hayvanların korunmasına ilişkin kanuni yükümlülüklere uygun davranmakla yükümlü olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Burcu Çevreli, “Bütün hayvanlar eşit doğar ve yaşamak herkes kadar onların da hakkıdır. Bu hak kanunla korunur, vicdanla güçlenir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Ali Kopuz: “Gıda Güvenliği Toplum Sağlığının Temel Taşıdır” Haber

Ali Kopuz: “Gıda Güvenliği Toplum Sağlığının Temel Taşıdır”

Kamuoyunun gıda konusundaki hassasiyetinin son derece doğal olduğunu belirten İSTİB Başkanı Ali Kopuz, “Güvenli gıda zincirindeki en küçük aksaklığın büyük sorunlar doğurması bilimsel bir gerçek. Bu nedenle güvenilir gıda konusuna Devletimiz de gıda sektörü olarak biz de son derece hassasız. Devletimizin yetkili kurumlarının yaptığı son derece sıkı denetimleri gıda sektörü olarak memnuniyetle karşılıyor ve mükemmelleşme sürecimizin basamakları olarak görüyoruz. Burada gözden kaçırılmaması gereken nokta, gıda güvenliği konusundaki en büyük tehdidin, hiçbir kaydı bulunmayan, bu nedenle de denetlenmeyen merdiven altı üreticilerden geldiği gerçeğidir” şeklinde konuştu. “Merdiven Altı Toplum Sağlığını Tehdit Ediyor” Gıda sektörünün birçok kurum tarafından kesintisiz olarak denetlendiğine dikkat çeken Başkan Ali Kopuz, “Fırınlardan marketlere, gıda depolarından restoranlara, yemek fabrikalarından her türlü gıda imalathanelerine kadar gıda işi yapan herkes periyodik olarak denetleniyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve belediyeler bu denetimleri tabiri caizse amansız bir biçimde yapıyorlar. Yapılan denetimler, sektörümüzün gelişmesine, eksiklerini gidermesine kısaca mükemmelleşmesine katkıda bulunuyor. Böylece rekabet gücümüz de artıyor ve gıda sektörü güçleniyor. Ancak gıda üretip de denetlenmeyen yerler de var. Bunlar merdiven altı tabir edilen gayrı resmi işletmelerdir. Toplum sağlığını asıl tehdit eden yerler de buralarıdır” dedi. İstanbul Ticaret Borsası Başkanı Ali Kopuz, ‘görünmez’ olarak tabir ettiği merdiven altı işletmelerin Devlet tarafından fark edilmesi için hem sektöre hem de tüketicilere görev düştüğünü belirterek, “ Devlet bu tip işletmeleri gördüğü anda gereğini yapıyor; hem cezalandırıyor, hem de kapatıyor… Tüketicilerin, kâr hırsıyla sağlıklarını tehdit eden bu işletmeleri ilgili makamlara şikâyet etmeleri gerekiyor. Gıda sektörünün de haksız rekabetin tüm unsurlarıyla kendilerine zarar veren merdiven altı konusunda tereddütsüz tavır koyması gerekiyor” dedi. “Gıda Terörizmiyle Mücadele Timleri Kurulmalı” Merdiven altı gıda işletmelerinin toplum sağlığını tehdit etmesinin yanında Devleti de büyük gelir kaybına uğrattığını hatırlatan İSTİB Başkanı Ali Kopuz şunları söyledi: “ Merdiven altı, gayrı resmi gibi kavramlar, sözkonusu gıda ve toplum sağlığı ise hafif kalıyor. Bunun adı gıda terörizmi, bu işi yapanlar da gıda teröristidir. Asla müsamaha gösterilmemeli, pazar yerlerinden internet sitelerine kadar her nokta dikkatle takip edilerek kaynağı belirsiz ürünleri üretenlere ulaşılıp gereği yapılmalıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.