Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Toplumsal Dönüşüm

Kapsül Haber Ajansı - Toplumsal Dönüşüm haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Toplumsal Dönüşüm haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kopya İntiharlara Dikkat! Haber

Kopya İntiharlara Dikkat!

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharı önlemede risk gruplarının ve kök nedenlerin bilimsel olarak analiz edilmesi gerektiğini vurgularken, “İnsanlarda umutsuzluk duygusu, ‘Çıkış yolu yok’ düşüncesi ve anlam karmaşası intihar riskini artırabiliyor. Siber zorbalık da özellikle ergenlerde önemli.” dedi. Tarhan, kopya intiharlara da dikkat çekti. İnsanın duygu ve çatışmalarını yönetebilmesinin yaşamın anlamını güçlendirebileceğini belirten Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, “İnsanın kendi ruh durumunu, kendi krizlerini, kendi iç ve dış çatışmalarını daha kolay yönetebilmesi; var olmayı ve varlığını sürdürmeyi daha anlamlı bulabilmesi anlamına geliyor.” dedi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi tarafından, intihar konusunda toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla “İntihar Olgusuna Çok Disiplinli Bakış ve Farkındalık” başlıklı çevrim içi seminer düzenlendi. Programın açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak gerçekleştirdi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz” Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharı önlemede yalnızca farkındalık çalışmalarının yeterli olmadığını, risk gruplarının ve vakaların bilimsel olarak analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’de intiharın önlenmesine ilişkin sistematik çalışmalar yürütülmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar, yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor; vakaların analizleriyle öğreniliyor.” diye konuştu. İntiharın nedenlerinin sosyolojik çalışmalarla da araştırılması gerektiğini dile getiren Tarhan, “Toplum içerisinde intihar risk gruplarının belirlenmesi ve istatistiklerin risk gruplarına göre değerlendirilerek müdahale planlarının yapılması gerekiyor. Problemin teşhisini yaparsak ancak bunu çözebiliriz.” dedi. Kopya intiharlara dikkat! Türkiye’deki vakaların yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan; ruhsal hastalıklar, alkol ve madde kullanımı, kumar ve bahis, yalnızlık, ilişki kayıpları, şiddet, zorbalık ve umutsuzluk gibi farklı faktörlerin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Türkiye’de bunun kök nedenlerinin analizinin yapılması gerekiyor. Neden kaynaklanıyor bu? Bazıları sadece ekonomik nedene bağlıyor ama çok daha farklı nedenler var. Sosyalleşmenin, medyanın ve kopya intiharların etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor.” ifadelerini kullandı. “Umutsuzluk ve çıkış yolu görememe önemli” Yalnızlık, ilişki kaybı, şiddet ve zorbalığın da risk faktörleri arasında bulunduğunu dile getiren Tarhan, “İnsanlarda umutsuzluk duygusu, ‘Çıkış yolu yok’ düşüncesi ve anlam karmaşası intihar riskini artırabiliyor. Siber zorbalık da özellikle ergenlerde önemli.” dedi. Dijitalleşmenin gençler üzerindeki etkilerine de değinen Tarhan, sosyal medyada başkalarının yaşamlarını sürekli takip etmenin yetersizlik duygusunu besleyebildiğini ve “gelişmeleri kaçırma korkusu” olarak tanımlanan FOMO’nun da bu açıdan dikkate alınması gereken olgulardan biri olduğunu ifade etti. “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz” İntiharı önlemenin yalnızca bilgilendirme toplantılarıyla mümkün olmayacağını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor, vakaların analizleriyle öğreniliyor.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın ‘ölmek istiyorum’ demesi tek başına yetmiyor. İntihar isteği, intihar niyeti, intihar planı ve girişim ayrı ayrı değerlendiriliyor. Kişinin ölüm düşüncesi ayrı, intihar düşüncesi ayrı.” ifadelerini kullandı. “Antidepresan tek başına yetmez, terapiyle birlikte yürütülmeli” Depresyon ve intihar riski arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Antidepresan ilaçlar ciddi şekilde farmakolojik iyileşme yapıyor ama tek başına yetmez. Muhakkak terapi ile yapılması gerekiyor.” diye konuştu. Prof. Dr. Nazife Güngör: “Büyük dönüşümler toplumlarda kaotik ortam oluşturabiliyor” Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör de intihar olgusunun insanlık tarihi boyunca var olduğuna dikkat çekerek, özellikle büyük toplumsal dönüşüm dönemlerinde bireyin varlığını ve yaşamın anlamını daha fazla sorgulayabildiğini söyledi. Prof. Dr. Güngör, “Ne zaman makro düzeyde büyük dönüşümler yaşansa toplumlarda bir şekilde kaos oluşuyor, krizler oluyor. Kaotik ortamların en önemli göstergelerinden biri de toplum içerisinde yaşayan bireylerin dünyadaki, yaşamdaki varlıklarını tekrar sorgulamaları.” dedi. “İnsan varlık ve anlam sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor” Bireyin krizlerle karşı karşıya kaldığında yaşamın anlamını sorgulayabildiğini dile getiren Prof. Dr. Güngör, “Sıkıntı çektikçe, acıları yaşadıkça ya da yeni gelişmelere ve dönüşümlere uyum sağlamakta zorlandıkça varlık sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor. Kendi kendine sorduğu sorulara yanıt bulamadığı ya da sorunlara çözüm bulmakta zorlandığı zaman karşısına birtakım alternatifler geliyor.” ifadesinde bulundu. İnsanın duygu ve çatışmalarını yönetebilmesinin yaşamın anlamını güçlendirebileceğini belirten Prof. Dr. Güngör, “İnsanın kendi ruh durumunu, kendi krizlerini, kendi iç ve dış çatışmalarını daha kolay yönetebilmesi; var olmayı ve varlığını sürdürmeyi daha anlamlı bulabilmesi anlamına geliyor.” dedi. Prof. Dr. Kaynak: “Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada” İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak ise intihar olgusuna farklı disiplinlerden bakmanın önemine işaret etti. Üniversitelerin sahip oldukları akademik bilgiyi toplumla paylaşmalarının önemini vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, dijitalleşmeyle birlikte ortaya çıkan yalnızlaşmaya dikkat çekti. Prof. Dr. Kaynak, “Dünya üzerinde sonsuz sayıda bağlantı kurabilme imkânımızın olduğu ama neredeyse hiç bağımızın kalmadığı bir yeni ortama girmiş durumdayız. Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada, insanları çok zor durumda bırakıyor.” ifadelerini kullandı. İntihar olgusuna ilişkin rakamların tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kaynak, toplumsal ve psikolojik değişimlerin de dikkate alınması gerektiğini söyledi. Barış Erdoğan: “İntihar son derece bireysel görünse de toplumsal bir sorun” “Toplumsal Bir Olgu Olarak İntihar” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, intiharın yalnızca psikoloji ve psikiyatrinin konusu olmadığını söyledi. İntihar olgusunun tarih, felsefe ve sosyoloji gibi farklı disiplinler tarafından da tartışılmasının önemine işaret eden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” dedi. “İntiharı sadece psikolojik ya da ekonomik bir olgu olarak görürsek yanılırız” Prof. Dr. Erdoğan, “İntiharı sadece psikolojik bir olgu olarak görmeye çalışırsak ya da sadece ekonomik sorunlardan kaynaklanan bir vaka olduğunu düşünürsek yanılırız.” ifadelerini kullandı. İntihar oranlarının toplumdan topluma ve dönemden döneme değişmesinin, olgunun toplumsal boyutunu ortaya koyduğunu ifade eden Erdoğan, “İnsan biyolojisi dünyanın her tarafında aşağı yukarı aynı. Neden bir ülkede insanların intihar eğilimi artarken başka bir ülkede düşüyor diye sorarsak, o zaman resmin başka bir tarafına bakmamız gerekiyor.” dedi. “Bağlarımız koptukça bizi yaşama bağlayan unsurlar da azalıyor” Toplumsal bütünleşmenin koruyucu rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Erdoğan, aile, sosyal çevre ve toplumsal gruplarla kurulan bağların insanın hayata tutunmasında önemli olduğuna işaret etti. İntiharın ilk bakışta bireysel bir eylem olarak algılandığını kaydeden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu, bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” ifadelerini kullandı. “Toplumsal değişimlere karşı dirençli bireyler yetiştirilmeli” Hızlı toplumsal değişimlerin bireylerde yarattığı etkilerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Erdoğan, yalnızca bireysel psikolojik müdahalelerle yetinilmemesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Erdoğan, “Toplumsal değişimlere karşı sosyal olarak dirençli bireyler yetiştirecek ve oluşturacak politikalar üretirsek bu intihar konusunda önemli bir mesafe alabileceğimizi düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Hadiye Yılmaz intihar olgusunu tarihsel vakalarla ele aldı Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hadiye Yılmaz, “Tarih Boyunca İntihar Olgusu: Tarihsel Örnek Vakalar ve Türkiye Gerçeği” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Yılmaz, Osmanlı’nın son döneminde kamuoyunda geniş yankı uyandıran Sultan Abdülaziz’in ölümü ile Beşir Fuad’ın intiharı üzerinden konunun tarihsel görünümünü değerlendirdi. “Sultan Abdülaziz için bugün bile net konuşamıyoruz” Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden beş gün sonra Feriye Sarayı’nda bilekleri kesilmiş halde bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Yılmaz, olayın intihar mı yoksa cinayet mi olduğuna ilişkin tartışmaların günümüzde de sürdüğünü söyledi. Beşir Fuad vakasına dikkat çekti Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı düşünce tarihinde materyalist düşüncenin erken temsilcilerinden Beşir Fuad’ın intiharının ise tarihsel belgeler açısından daha açık bir vaka olduğunu söyledi. Beşir Fuad’ın yaşamına son verirken yaşadıklarını kaydetmeye çalışmasının olayın zaman içerisinde bazı çevrelerde idealize edilmesine yol açtığını dile getiren Yılmaz, bunun yanıltıcı bir yaklaşım olabileceğine dikkat çekti. “Osmanlı’da intihar daha azdı demek kolay değil” Tarihsel verilerin değerlendirilmesinde kayıt sistemlerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı döneminde intiharın daha az görüldüğü şeklinde kesin bir yargıya varmanın bilimsel açıdan mümkün olmadığını ifade etti. Modernleşme, kentleşme ve bireyselleşme etkisi… İntihar olgusunun tarihsel değişiminde modernleşme sürecine de dikkat çeken Yılmaz; yoğun sanayileşme, kentleşme, bireyselleşme, sekülerleşme ile ekonomik ve toplumsal istikrarsızlıkların araştırmacıların üzerinde durduğu faktörler arasında bulunduğunu söyledi. Avrupa’da kayıt sistemine daha erken geçilmesinin istatistiklerdeki görünürlüğü de artırmış olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı toplumunda dini ve cemaat temelli normların daha güçlü olmasının da farklı bir toplumsal yapı oluşturduğunu kaydetti. Tarihsel sürecin önemli bir noktayı ortaya koyduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, “İntiharın sadece bireysel bir eylem olmadığını görüyoruz. İkincisi, modernleşme ve intihar olgusu arasında bir tarihsel ilişki olduğunu görüyoruz. Ama imtina ediyorum; modernleşme intiharı artırmıştır demiyorum, arasında bir ilişki olduğunu söylüyoruz.” dedi. “Yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz” Geleneksel toplumdan modern topluma geçişin bireyin sosyal çevresiyle ilişkisini de değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, “Geleneksel toplum yapısından moderne geçerken evvelden aile, mahalle, cemaat vesaire her şeyde yanımızda olan insanlar daha az. Dolayısıyla yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz.” ifadelerini kullandı. Tayfun Doğan: “Elimizdeki en güçlü şey sosyal destek” “Hayata Tutunmak İçin Nedenler: Umut Psikolojisi” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, intihar olgusunun psikolojik boyutunu ve umudun koruyucu rolünü değerlendirdi. İnsanların bazen yaşamla yeniden bağ kurabilmeleri için küçük bir destek noktasına ihtiyaç duyabildiğini söyleyen Doğan, “Bazen küçücük bağlanabileceği bir yer olursa, tutunabileceği bir yer olursa insanlar intihardan vazgeçebiliyor. O yüzden elimizdeki en güçlü şey aslında intihar vakalarında sosyal destek.” dedi. “Depresyonda umutsuzluk çok önemli” Ruh sağlığı sorunlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Doğan, özellikle depresyon ile umutsuzluk arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, “Ruh sağlığı sorunlarını göz ardı etmememiz gerekiyor. Çünkü burada özellikle umudun azalması, yaşamak için bir neden bulamama çok önemli bir etken.” ifadelerini kullandı. “Umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmektir” Umutsuzluğun yalnızca kötü hissetmekten ibaret olmadığını ifade eden Doğan, “Gerçek anlamda umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmiş olmanız demektir. Bu aileniz olabilir, inancınız olabilir, kariyeriniz, idealleriniz olabilir. Sizi yaşama bağlayan her şeye karşı inancınızı yitirmiş olmak demektir.” dedi. Umutsuz kişinin içinde bulunduğu olumsuz koşulların hiç değişmeyeceğini düşünme eğiliminde olduğunu belirten Doğan, “Umutsuzluk anı mutlaklaştırmak anlamına geliyor. Takvimi durdurmak, saati durdurmak; içinde bulunduğumuz koşullar hiç değişmeyecekmiş gibi düşünmek, geleceğe ipotek koymak aslında umutsuzluk dediğimiz şey.” dedi. “Umut öğrenilebilir ve geliştirilebilir” Umut kavramının yalnızca bir duygu olmadığını, aynı zamanda zihinsel bir beceri olarak değerlendirilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Doğan, bunun geliştirilebilir olmasının önemli olduğunu dile getirerek, “Ben büyük oranda umudu mental bir beceri olarak görüyorum. Umut, içinde bulunduğumuz koşullardan çok zihinsel tutumla, olaylara yaklaşım biçimimizle alakalıdır. Umudun öğrenilebilir, geliştirilebilir bir şey olması bizim için en umut verici tarafı. Bir şeyi beceri olarak nitelendiriyorsak bu, öğrenilebilir, öğretilebilir, geliştirilebilir ve artırılabilir anlamına geliyor.” dedi. “Umutlu insan tek bir seçeneğe odaklanmıyor” Umutlu insanların geleceğin daha iyi olabileceğine inandığını, bunun için kendi çabalarının önemli olduğunu düşündüğünü ve hedeflerine ulaşmak için alternatif yollar geliştirebildiğini belirten Doğan, “Umutlu insanlar ‘Amaçlarıma ulaşabilmem için birçok yol vardır’ diye düşünüyorlar. Bu inanılmaz güçlü bir cümle. Hayatta seçeneklerin olduğunu bilmek, tek bir kapıya odaklanmamak çok önemli.” şeklinde konuştu. Felsefe Bölümü Araştırma Görevlisi Arş. Gör. Dr. Merve Arlı Özekes de “Felsefi Bir Soruşturma Olarak İntihar” başlıklı sunumuyla konuyu felsefi açıdan ele aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Havuz Kaynaklı Göz Enfeksiyonları Tatilinizi Kâbusa Çevirebilir Haber

Havuz Kaynaklı Göz Enfeksiyonları Tatilinizi Kâbusa Çevirebilir

Göz Vakfı Bayrampaşa Göz Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Atilla Şahin, yaz döneminde en sık karşılaşılan göz problemlerinin başında havuz kaynaklı enfeksiyonların geldiğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. Berrak Görünen Her Havuz Güvenli Değildir Havuz sularının düzenli olarak dezenfekte edilmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Op. Dr. Atilla Şahin, şu değerlendirmede bulundu: "Havuz suyunda yeterli dezenfeksiyon sağlanmadığında bakteri, virüs ve bazı parazitler kolaylıkla çoğalabilir. Öte yandan aşırı miktarda kullanılan klor ve kimyasallar da göz yüzeyinde tahrişe neden olabilir. Bu nedenle yalnızca havuzun temiz görünmesi güvenli olduğu anlamına gelmez." Yazın En Sık Görülen Göz Sorunlarından Biri: Konjonktivit Uzmanlara göre havuz kullanımına bağlı gelişen göz rahatsızlıklarının başında halk arasında "göz nezlesi" olarak bilinen konjonktivit geliyor. Gözün en dış tabakasını örten ince zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bu tablo; enfeksiyonlara, alerjik reaksiyonlara veya kimyasal tahrişe bağlı gelişebiliyor. Op. Dr. Şahin, özellikle ortak kullanım alanlarında enfeksiyon bulaşma riskinin arttığını belirterek şu bilgileri verdi: "Yetersiz hijyen koşullarına sahip havuzlar, göz enfeksiyonlarının yayılması için uygun ortam oluşturabiliyor. Özellikle çocuklar ve bağışıklık sistemi hassas olan bireylerde enfeksiyon riski daha yüksek olabiliyor." Bu Belirtileri Hafife Almayın Havuz sonrası ortaya çıkan bazı şikâyetler göz enfeksiyonunun habercisi olabilir. Özellikle; · Gözlerde belirgin kızarıklık · Yoğun kaşıntı · Yanma ve batma hissi · Gözlerde sulanma · Göz kapaklarında şişlik · Işığa karşı hassasiyet gibi belirtiler görülüyorsa vakit kaybetmeden göz hekimine başvurulması gerekiyor. Klor Alerjisi de Gözleri Tehdit Ediyor Sadece mikroorganizmalar değil, havuzlarda kullanılan dezenfektan maddeler de gözlerde reaksiyonlara neden olabiliyor. "Özellikle alerjik bünyeye sahip kişilerde klor ve diğer kimyasallar göz yüzeyinde hassasiyet oluşturabiliyor. Bu kişilerde kızarıklık, kaşıntı ve sulanma şikâyetleri daha sık görülebiliyor. Koruyucu yüzücü gözlüğü kullanılması bu riskleri önemli ölçüde azaltabilir." diyen Op. Dr. Şahin, koruyucu ekipman kullanımının önemine dikkat çekti. Kornea Enfeksiyonları Kalıcı Hasar Bırakabilir Havuz kaynaklı enfeksiyonların bazı durumlarda gözün en önemli yapılarından biri olan korneaya kadar ilerleyebildiğini belirten Op. Dr. Şahin, bu durumun ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti. "Kornea enfeksiyonları şiddetli ağrı, batma hissi ve görme azalmasıyla kendini gösterebilir. Tedavinin gecikmesi halinde kalıcı görme kaybına kadar ilerleyebilen tablolarla karşılaşabiliyoruz. Özellikle kontakt lens kullanıcılarının bu konuda çok daha dikkatli olması gerekiyor. "Alerjik bir bünyeniz varsa havuz sonrası göz kızarıklığı ve kaşıntıyı hafife almayın." Havuz kimyasalları ve güneş ışınları alerjik göz şikâyetlerini artırabilir. Gözlerinizi ovuşturmak yerine yüzücü gözlüğü kullanın, güneşten korunun ve göz hekiminizin önerdiği tedaviyi uygulayın. Yüzme sonrası bulanık görmenin nedeni genellikle klordur; klor, gözün doğal gözyaşı tabakasını yok eder ve tahrişe yol açar Havuza Girerken Bu Kuralları Unutmayın Uzmanlar, havuz kaynaklı göz problemlerinden korunmak için şu önerilerde bulunuyor: · Havuz suyunun temizliğinden emin olun. · Kalabalık ve hijyeninden şüphe duyulan havuzlardan uzak durun. · Yüzme sırasında koruyucu deniz gözlüğü kullanın. · Kontakt lens ile havuza girmeyin. · Havuz öncesinde ve sonrasında mutlaka duş alın. · Gözlerde kızarıklık veya tahriş gelişirse havuz kullanımına ara verin. Sağlıklı Bir Tatil İçin Gözlerinizi Koruyun Yaz tatilinin keyfini çıkarırken göz sağlığını ihmal etmemek gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Şahin, düzenli göz kontrollerinin ve basit koruyucu önlemlerin birçok sorunun önüne geçebileceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı: "Gözlerimiz yaşam kalitemizi doğrudan etkileyen en değerli duyularımızdan biridir. Özellikle yaz aylarında enfeksiyon ve tahriş riskleri arttığı için gerekli önlemleri almak ve herhangi bir şikâyette gecikmeden göz hekimine başvurmak büyük önem taşımaktadır." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

“Tertemiz Yarınlar Okullardan Başlar” Projesi 1,8 Milyon Kişiye Ulaştı Haber

“Tertemiz Yarınlar Okullardan Başlar” Projesi 1,8 Milyon Kişiye Ulaştı

Temizlik ve hijyen konusunda toplumda kültürel bir dönüşüm hedefiyle Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) ve OPET iş birliğinde 2022 yılında hayata geçirilen “Tertemiz Yarınlar Okullardan Başlar” Projesi kapsamında bu yıl ikincisi düzenlenen Sosyal Sorumluluk Yarışması’nın ödülleri sahiplerini buldu. 2025-2026 eğitim öğretim yılındaki çalışmaları kapsayan yarışmaya Türkiye genelinden 1.781 okul başvuruda bulunurken, yıl içinde yürütülen kampanyalar aracılığıyla yaklaşık 523 bin 546 öğrenciye ulaşıldı. Tertemiz Yarınlar Okullardan Başlar Projesi’nin başladığı 2022 yılından itibaren erişilen kişi sayısı ise 1 milyon 860 bini aştı. Bu yıl yarışmaya ilk kez eklenen köy ilkokulları kategorisiyle birlikte yarışma; okul öncesi, ilkokul, köy ilkokulu, ortaokul ve lise olmak üzere beş kategoride gerçekleştirilirken, söz konusu kategorilerde birinci, ikinci ve üçüncü olan toplam 15 sosyal sorumluluk kampanyası ödüllendirildi. 16 Haziran Salı günü Çanakkale’de düzenlenen törene Millî Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü Projeler ve Sosyal Ortaklar Daire Başkanı Gökçen Adanur, Çanakkale Vali Yardımcısı İbrahim Şahin, OPET Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İletişim Lideri Gül Altan Yeltik, Çanakkale İl Millî Eğitim Müdürü Mine Hayta ile Millî Eğitim Bakanlığı temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı. OKULLARDA YÜRÜTÜLEN KAMPANYALAR GENİŞ BİR ETKİ ALANINA ULAŞTI Törende konuşan Millî Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü Projeler ve Sosyal Ortaklar Daire Başkanı Gökçen Adanur, “Millî Eğitim Bakanlığı olarak öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz, velilerimiz ve personelimiz aracılığıyla toplumun çok geniş bir kesimine ulaşabilen bir yapıya sahibiz. Bu nedenle okullarımızda başlatılan her çalışma, toplumun geneline yayılan bir toplumsal dönüşümün başlangıç noktası olabilmektedir. Tertemiz Yarınlar Okullardan Başlar Projesi ile okullarımızda hijyen konusu yalnızca temizlik odaklı ele alınmamış; geri dönüşümden su tasarrufuna, gürültü kirliliğinin azaltılmasından çevre bilincinin geliştirilmesine kadar pek çok konu eğitim süreçlerinin doğal bir parçası hâline getirilmiştir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin bütüncül ve değer temelli eğitim anlayışıyla uyumlu olarak yürütülen bu çalışmaların yalnızca okullarımızla sınırlı kalmayıp ailelere, yerel yönetimlere, esnafa ve sivil toplum kuruluşlarına kadar uzanması, projenin toplumsal etkisini daha da güçlendirmiştir. Çevreye duyarlı, kaynaklarını bilinçli kullanan ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları geliştiren nesiller yetiştirme hedefimiz doğrultusunda, ülkemizin Yeşil Vatan vizyonuna katkı sağlayan bu çalışmaların sahada karşılık bulduğunu görmekten büyük memnuniyet ve gurur duyuyoruz. Bu anlamlı projede emeği geçen tüm öğretmenlerimize, öğrencilerimize, okul yöneticilerimize, destek personelimize, paydaşlarımıza ve değerli iş birlikleri için OPET’e teşekkür ediyorum.” dedi. OPET KÖY OKULLARINDA DA HİJYEN VE YENİLEME ÇALIŞMALARINA BAŞLIYOR Temizlik ve hijyen alışkanlıklarının erken yaşlarda kazandırılmasının toplumsal dönüşüm açısından taşıdığı öneme işaret eden OPET Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İletişim Lideri Gül Altan Yeltik ise, “Tertemiz Yarınlar Okullardan Başlar Projesi ile çocuklarımızın temizlik ve hijyen konusunda bilinçlenmesini, kazanılan alışkanlıkların ailelere ve topluma yayılmasını hedefliyoruz. Öğrencilerimizin geliştirdiği sosyal sorumluluk projeleri, geleceğin daha duyarlı ve sorumluluk sahibi bireylerini yetiştirme yolunda bizlere umut veriyor. Türkiye'nin dört bir yanında bu projeye sahip çıkan tüm öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve velilerimize teşekkür ediyorum” dedi. Millî Eğitim Bakanlığı iş birliği ile köy okullarındaki eğitim ortamlarının daha da geliştirilmesine katkı sunmayı amaçladıklarını ifade eden Gül Altan Yeltik, yarışma kapsamında başvuran köy ilkokullarını önceleyerek belirlenecek okullarda, mevcut çalışmaların desteklenmesi amacıyla tuvaletlerin bakım, onarım ve iyileştirme çalışmalarının gerçekleştirileceğini belirtti. TÜRKİYE GENELİNDE 81 İLDE UYGULANIYOR Millî Eğitim Bakanlığı ve OPET iş birliğiyle yürütülen Tertemiz Yarınlar Okullardan Başlar Projesi, Türkiye genelindeki 81 ilde bulunan tüm okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim kurumlarını kapsayan en geniş kapsamlı temizlik ve hijyen projelerinden biri olarak öne çıkıyor. Proje kapsamında uzman akademisyenler tarafından hazırlanan temizlik ve hijyen temalı eğitim videoları Öğretmen Bilişim Ağı'nda (ÖBA) öğretmenlerin, okul idarecilerinin ve okul destek personelinin erişimine sunulurken; posterler, etkinlik kitapları, hijyen ajandaları, mesaj kartları ve çizgi film içerikleri Eğitim Bilişim Ağı'na (EBA) yüklenerek öğrenciler, öğretmenler ve velilerin kullanımına açıldı. Ayrıca depremden etkilenen 11 ildeki okullara basılı eğitim materyali desteği sağlandı. OKULLARIN YANI SIRA YEREL ESNAFA DA ULAŞTI Projenin başlangıcından bugüne kadar EBA ve ÖBA içerikleri, basılı materyaller ve sosyal sorumluluk yarışmaları aracılığıyla toplam 1 milyon 860 bin kişiye ulaşıldı. Bu kapsamda 1 milyon 341 bin öğrenciye, 181 bin 164 öğretmen, idareci ve destek personeline erişim sağlanırken; sosyal sorumluluk kampanyaları aracılığıyla veliler, okul aile birlikleri, yerel esnaf ve diğer paydaşlarla birlikte yaklaşık 338 bin 300 kişilik bir etki alanı oluşturuldu. 2025 yılında Millî Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile OPET arasında imzalanan iş birliği protokolü kapsamında proje, önümüzdeki üç yıl boyunca Türkiye'nin 81 ilindeki tüm resmi okullarda uygulanmaya devam edecek. ÖDÜL ALAN OKULLAR LİSTESİ Derece Kategori İl Okul Adı Birincilik Okul Öncesi Kırıkkale Şehit Mustafa Nohut Anaokulu İkincilik Okul Öncesi Denizli Saime Aslan Anaokulu Üçüncülük Okul Öncesi Karabük Hüsamettin Fatime Ören Anaokulu Birincilik İlkokul İstanbul Ayazma İlkokulu İkincilik İlkokul Niğde Cumhuriyet İlkokulu Üçüncülük İlkokul Aydın Atatürk İlkokulu Birincilik Köy Okulu Gaziantep Atalar İlkokulu İkincilik Köy Okulu Kırıkkale Seher Vuslat Aytemiz İlkokulu Üçüncülük Köy Okulu Niğde Edikli Atatürk İlkokulu Birincilik Ortaokul Çanakkale Hafız Halil Atan Ortaokulu İkincilik Ortaokul Kastamonu Kurucaören Ortaokulu Üçüncülük Ortaokul Manisa Çıkrıkçı Yaşar Kazimet Aybars Ortaokulu Birincilik Lise Adana 75. Yıl Anadolu Lisesi İkincilik Lise Kütahya Mustafa Necib Alayeli Anadolu Lisesi Üçüncülük Lise İzmir Bornova Anadolu Lisesi Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

75 Binden Fazla Kişiye Doğa Bilinci Kazandıran Projede Yeni Hedefler Belirlendi Haber

75 Binden Fazla Kişiye Doğa Bilinci Kazandıran Projede Yeni Hedefler Belirlendi

Daha sürdürülebilir bir dünya hedefiyle çalışmalarını sürdüren Vodafone, elektronik atıkların geri dönüşümünü teşvik etmeye ve bu konuda farkındalık yaratmaya devam ediyor. Şirketin e-atıkların geri dönüştürülerek hem doğanın korunması hem de doğa bilinci yüksek, sorumlu nesillerin yetişmesi amacıyla, WWF-Türkiye ve Habitat Derneği işbirliğiyle başlattığı “Dünya İçin Lazım” projesi bir yılı geride bıraktı. Bu süreçte 37 tonu aşkın e-atık geri dönüşüme kazandırılırken, projeye destek veren gönüllü sayısı 500’ü, doğayı koruma eğitimleriyle ulaşılan kişi sayısı ise 75 bini aştı. Projenin ikinci yılında 650 gönüllü eğitmen ile 68 bin çocuğa daha ulaşılması ve 50 ton e-atığın geri dönüşüme kazandırılması hedefleniyor. “Dünya İçin Lazım” projesinin yeni dönem hedefleri, Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcıları Hasan Süel ve Meltem Bakiler Şahin’in yanı sıra WWF-Türkiye Genel Müdürü Ömür Kula ve Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Emre Koyuncu’nun katılımıyla, 5 Haziran Dünya Çevre Günü öncesi düzenlenen toplantıda paylaşıldı. Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel, şunları söyledi: “Vodafone olarak, ‘Herkes için dijital ve yeşil bir gelecek inşa etme’ vizyonumuz doğrultusunda doğayı korumak en önemli amaçlarımız arasında. Şirketimizde döngüsel ekonomi yaklaşımını benimsiyor; operasyon, ürün ve hizmetlerimiz sonucu ortaya çıkan e-atıkların hem oluşmasını azaltmaya, hem de geri dönüşümünü artırmaya odaklanıyoruz. Şirket içinde olduğu gibi şirket dışında da e-atık konusunda önemli çalışmalar yapıyoruz. Bir yıl önce, WWF-Türkiye ve Habitat Derneği işbirliğiyle ‘Dünya İçin Lazım’ projesini hayata geçirdik. Amacımız, e-atıkları dönüştürerek doğamıza sıfır atık katkısında bulunmak ve doğayı koruma eğitimleri sayesinde doğa bilinci gelişen bir topluluğun oluşmasını sağlamak. Projemizin gördüğü yoğun ilgi sayesinde, toplamayı hedeflediğimiz e-atık miktarına hedef tarihimizden önce ulaştık ve bugüne kadar toplam 37 tonu aşkın e-atığı geri dönüşüme kazandırdık. Projemizin ölçülebilir sosyal değerini de hesapladık. Buna göre, projemize yapılan her 1 TL'lik yatırım 4,56 TL’lik sosyal değer üretti. Elde ettiğimiz sonuçlar, yarattığımız etkinin yalnızca erişimle sınırlı kalmadığını; ölçülebilir ve kalıcı bir dönüşüme dönüştüğünü gösteriyor. Projenin ikinci yılında amacımız, geliştirdiğimiz eğitim müfredatıyla 81 ilde yüz yüze ve online eğitimler ile 68 bin çocuğa daha ulaşmak ve 50 ton e-atığı geri dönüşüme kazandırmak. Yeni dönemde de aynı heyecan ve kararlılıkla çalışmalarımıza devam ederek etkimizi büyütmeyi hedefliyoruz. 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nden hemen önce paylaştığımız, projemizin çevresel ve sosyal etkileri ile gururluyuz. Müşterimiz olsun olmasın herkesi bir gün lazım olur diye çekmecelerde duran e-atıkları getirerek projemize destek vermeye davet ediyoruz.” Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Meltem Bakiler Şahin, şunları kaydetti: “Vodafone olarak, içinde bulunduğumuz çevresel ekosisteme karşı taşıdığımız sorumluluğun her zaman farkındayız. Bu farkındalıkla, ticari aksiyonlarımızın yanı sıra sürdürülebilirlik odaklı aksiyonlarımıza da büyük önem veriyoruz. Bu düşünceyle, sürdürülebilirlik ekibimizle beraber pazarlama departmanı olarak, ‘Dünya İçin Lazım’ projesi için de güçlü bir lansman planı yaptık. Medya stratejimizi TV, radyo, açıkhava, dijital ve basılı mecraları kapsayan 360 derece bir yapı üzerine kurduk. Projeyi mobil uygulamamız Vodafone Yanımda ve mağaza kanallarımızda yaptığımız çalışmalarla da destekledik. Projemize destek veren tüm Vodafone'lu müşterilerimiz Yanımda uygulaması üzerinden form doldurarak e-atıklarını bağışladıktan sonra 5 GB hediye kazandı. Türkiye'nin dört bir yanındaki 760 mağazamızın tamamında aktif olarak e-atık topladık. Bir yılda topladığımız toplam 37 ton atığın 32 tonu mağazalarımızdan geldi. Sürdürülebilirliği önceliklendiren kurum olma vizyonumuz doğrultusunda çalışmaya devam edeceğiz.” WWF-Türkiye Genel Müdürü Ömür Kula, şöyle konuştu:“‘Dünya İçin Lazım’ diyerek çıktığımız yolculukta, attığımız adımların, bugün çocukların üretimlerinde, okulların dönüşümünde, yerelin ve kamuoyunun ilgisinde karşılık bulduğunu görmek son derece kıymetli. ‘Dünya İçin Lazım’ projesi kapsamında geçtiğimiz yıl doğa koruma, sürdürülebilirlik, iklim değişikliği, e-atık ve ileri dönüşüm konularında çocuklara yönelik eğitim içerikleri geliştirdik. Yeni dönemde ise bu içerikleri daha da güçlendirerek daha fazla çocuk ve öğretmene ulaşmayı, doğa koruma bilincinin daha geniş bir alanda yaygınlaşmasına katkı sunmayı hedefliyoruz. Çocukların doğayla kurduğu bağı güçlendirmeyi yalnızca bir eğitim hedefi olarak değil, geleceğe dair ortak bir sorumluluk olarak görüyoruz. Bu nedenle, çocukların aktif katılımını ön plana çıkaran uygulamalarla doğa elçileri yaklaşımını daha da güçlendirmek istiyoruz. Çünkü doğa korumanın; kurumların, sivil toplumun, öğretmenlerin, gençlerin ve çocukların birlikte hareket ettiği bir gelecekte mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu yolculukta birlikte ürettiğimiz ve etkiyi büyüttüğümüz, Vodafone ve Habitat Derneği başta olmak üzere tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyor, daha sürdürülebilir bir gelecek için çalışmaya devam ediyoruz.” Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Emre Koyuncu ise şunları ifade etti: “‘Dünya İçin Lazım’ projesi, ilk yılında yalnızca geniş bir erişim yaratmakla kalmadı; çocukların bilgi, tutum ve davranışlarında ölçülebilir bir dönüşüm sağladı. Habitat Derneği olarak Türkiye’nin dört bir yanındaki gönüllü ağımız ve saha deneyimimizle bu dönüşümün uygulama tarafında yer almaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Vodafone ve WWF-Türkiye işbirliğiyle yürüttüğümüz ‘Dünya İçin Lazım’ projesiyle, ikinci yılımızda da yalnızca çevre farkındalığı oluşturmayı değil; bilgi, tutum ve davranış dönüşümünü birlikte destekleyen kalıcı bir etki yaratmayı hedefliyoruz. Geçtiğimiz bir yıl boyunca Türkiye’nin dört bir yanında gönüllü eğitmenlerimizle birlikte yürüttüğümüz eğitimler, atölyeler, web seminerleri ve yaratıcı etkinliklerle 75 bini aşkın kişiye ulaştık. Çocukların çevre konularını yalnızca öğrenmesini değil; günlük yaşamlarında davranışa dönüştürmesini hedefledik. Sosyal etki analizimizde ortaya çıkan sonuçlar da bu yaklaşımın güçlü bir karşılık bulduğunu gösterdi. Katılımcıların bilgi düzeyinde ortalama 50 puanlık artış ve sürdürülebilir davranış oranında 60 puanlık yükseliş sağlandı. Yeni dönemde 650 gönüllü eğitmenimizle 68 bin çocuğa daha ulaşmayı; Doğa Elçileri Programı, AI For Planet, Dünya İçin Lazım Festivali ve güncel eğitim modüllerimizle çocukların doğayla bağını daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bizim için Dünya İçin Lazım, bir eğitim projesinden öte; çocuklardan ailelere, öğretmenlerden gönüllülere uzanan güçlü bir toplumsal dönüşüm hareketi. Biz inanıyoruz ki sürdürülebilir bir gelecek yalnızca bilgi aktarmakla değil; kalıcı alışkanlıklar oluşturmakla mümkün olabilir.” Hem çocuklara hem yetişkinlere eğitimler verildi “Dünya İçin Lazım” projesi kapsamında, ülke genelinde 7-14 yaş arasındaki çocuklara, ebeveynlere ve eğitmenlere e-atık ve sürdürülebilirlik bilinci kazandırmak amacıyla eğitimler verildi. Doğayı koruma eğitimlerinin verilebilmesi için eğitmen eğitimleri, sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarının hem evde hem okulda desteklenmesi amacıyla ebeveyn ve eğitmenlere yönelik web seminerleri düzenlendi. Çocuklarda sürdürülebilirlik farkındalığı yaratmak amacıyla yaklaşık 900 gönüllü ve çocuğun katılımıyla “Dünya İçin Lazım - GreenFest” etkinliği gerçekleştirildi. Diğer yandan, çocukların doğayla bağ kurmasını; e-atık ve çevre konularına yönelik farkındalık geliştirmesini; gözlem, düşünme ve yaratıcı üretim yoluyla öğrenmesini desteklemek üzere “Doğa Elçileri” adıyla yeni bir program da başlatıldı. Bu program kapsamında seçilen toplam 23 Doğa Elçisi, mentorlarıyla birlikte e-atık, doğa koruma, sürdürülebilirlik odaklı yaratıcı eserlerini dijital bir sergi için üretmeye devam ediyor. Projenin yeni döneminde 20 Doğa Elçisi daha seçilecek. Proje için yaklaşık 40 milyon TL’lik medya yatırımı yapıldı “Dünya İçin Lazım” projesinin ilk yılında, toplumun her kesiminde e-atık farkındalığını artırmaya yönelik 360 derece iletişim faaliyetleri yürütüldü. Vodafone’un marka yüzü Demet Evgâr’ın rol aldığı reklam filmi, televizyonda 38 milyon, dijital mecralarda 50 milyon kişiye ulaştı. Bu film aynı zamanda son 2 yıllık dönemde Vodafone’un tüm reklamları arasında en yüksek performansı gösteren reklam filmi oldu. İletişim döneminde yapılan testte (YouTube Search Lift) “e-atık” aramalarında %30, “elektronik atık” aramalarında %27 artış görüldü. Vodafone, çocuklarda çevre farkındalığını artırmak ve e-atıkların eğitime dönüşümünü desteklemek amacıyla toplamda yaklaşık 40 milyon TL’lik medya yatırımı yaptı. E-atık bağışlayana internet hediye edildi “Dünya İçin Lazım” projesi, Vodafone Yanımda mobil uygulaması ve Vodafone mağazalarında yapılan çalışmalarla da desteklendi. Vodafone'lular Yanımda uygulaması üzerinden form doldurarak e-atıklarını bağışladıktan sonra 5 GB mobil internet hediyesi kazandı. Kampanyaya destek vermek isteyen herkes Vodafone mağazalarını ziyaret ederek e-atık bağışlarken, mağazaya gitme fırsatı bulamayanlara e-atıklarını kargoyla ulaştırma opsiyonu sunuldu. Ülke genelinde 760 Vodafone mağazasında e-atık toplanarak kampanya penetrasyonunun %100’e ulaşması sağlandı. Bir yılda toplanan toplam 37 ton atığın 32 tonu mağazalardan geldi. E-atık toplama kampanyasına toplam 15 bin kişi katıldı ve kişi başı ortalama 2,5 kg'lık atık toplandı. Her 1 TL'lik yatırım 4,56 TL’lik sosyal değer üretti “Dünya İçin Lazım” projesinin sosyal etki analizi de yapıldı. Buna göre, projeye yapılan her 1 TL'lik yatırım 4,56 TL’lik sosyal değer üretti. Proje katılımcılarının bilgi düzeyinde ortalama 50 puan artış sağlanırken, e-atık konusunda farkındalık oranı %39'dan %81'e yükseldi. Bu öğrenme etkisi, günlük yaşamda uygulanabilir davranışlara dönüştü. Davranışa dönüşme oranı %90’ın, e-atık toplama davranışı %86’nın, çevreyi korumaya yönelik adım atma oranı %95’in üzerine çıktı. Proje sayesinde, kararsız ve dağınık tutumlar olumlu ve bilinçli yaklaşımlara dönüşürken; katılımcıların çevresel sorumluluk algısı güçlendi ve “çevre için bireysel katkı” bilinci arttı. Bu sonuçlar, “Dünya İçin Lazım” projesinin yalnızca farkındalık oluşturan bir eğitim programı olmadığını; aynı zamanda ölçülebilir öğrenme çıktıları üreten, tutumları dönüştüren ve davranış değişikliği potansiyeli yaratan güçlü bir sosyal etki modeli sunduğunu ortaya koydu. Doğayı korumak için yapay zekâdan yararlanılacak “Dünya İçin Lazım” projesinin yeni döneminde “AI for Planet” adı verilen yeni bir modül devreye alınacak. Buna göre, kırsal bölgelerde yer alan 4 ilde Vodafone ve proje gönüllülerinin katkılarıyla etkinlikler düzenlenecek. Bu etkinliklerde yapay zekâ, iklim ve sürdürülebilirlik temalarına odaklanan içerikler katılımcılarla buluşturulacak. Söz konusu faaliyetler, hedef yaş grubundaki çocukların bu alanlarda farkındalık kazanmalarını ve temel bilgi edinmelerini desteklemeyi amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı’na Rekor Katılım Haber

Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı’na Rekor Katılım

Muğla’daki ekosistemi yerel halkla birlikte onaran yaklaşımlardan, tribünlerdeki engelleri kaldıran ve ileri yaştaki bireylerin dijital dünyayla bağını güçlendiren girişimlere uzanan üç proje; 600.000 TL’lik hibe ve stratejik rehberlikle etki alanlarını büyütecek. Borusan Holding, 2022 yılında hayata geçirdiğiBorusan Sürdürülebilir Fayda Programı’nın dördüncü döneminde destekleyeceği üç projeyi açıkladı. Bugüne kadarki en yüksek başvuruyu alan programın odağında, iklim kriziyle mücadele ve eşitsizliklerin azaltılması başlıklarında inovatif çözümler geliştiren projeler vardı. Bu dönemde, yaban hayatın korunmasından tribünlerdeki engellerin aşılmasına ve ileri yaştaki bireylerin dijital dünyayla güvenle bütünleşmesine kadar toplumsal hayata dokunan girişimler öne çıktı. Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş, yeni döneme ilişkin görüşlerini şu sözlerle özetledi: “Dördüncü dönemimizde rekor başvuru almak, toplumdaki dayanışma ve çözüm üretme arzusunun ne kadar güçlü olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Gelen her projede daha adil, daha kapsayıcı ve yaşanabilir bir dünya hayalini derinden hissettik. Seçtiğimiz bu üç kıymetli proje hem doğayla hem de birbirimizle kurduğumuz bağı yenilikçi yaklaşımlarla onarmaya odaklanıyor. İnanıyorum ki bu girişimler, yaratacakları somut etkiyle filizlenip büyüyecek ve yarınlar için umut veren, kalıcı hikayelere dönüşecek.” 66 şehirden 538 başvuru: Farklı disiplinler ortak faydada buluştu Bu sene de “Herkesin Faydasına” mesajıyla yola çıkan Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı’na bu dönemde 66 şehirden 538 başvuru yapıldı. Rakamsal rekorun yanı sıra başvuru sahiplerinin profil çeşitliliği de dikkat çekici düzeydeydi. Öğretmenlerden sivil toplum çalışanlarına, kooperatiflerden sanatçı ve akademisyenlere uzanan geniş başvuru profili, programın disiplinler arası etki potansiyelini ortaya koyuyor. Program kapsamında iklime dayanıklı yaşam alanlarının desteklenmesi, doğal varlıkların ve biyoçeşitliliğin korunması, yerel kalkınmanın ve üretimin desteklenmesi, erişilebilirliğin sağlanması, kapsayıcı tasarım örneklerinin geliştirilmesi ve eğitimde eşitliğin güçlendirilmesi gibi konuları merkeze alan projeler değerlendirildi. Desteklenecek projeler, farklı disiplinlerde uzmanlaşmış jüri üyelerinin değerlendirmeleriyle kesinleşti. Jüri, şu isimlerden oluştu: Marka ve İletişim Stratejisti Ahmet Akın, Dünya Gazetesi Sürdürülebilirlik Yazarı Aslı Dede, Yuvam Dünya Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Kocabıyık, UN Global Compact Network Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele, Borusan Holding Kurumsal İletişim Müdürü Dr. Dilek Özkan, Impact Hub İstanbul Kurucu Ortağı Semih Yaşar Boyacı, Araştırma Uzmanı ve Sosyolog Sevinç Küçükoğlu. Toplumsal dönüşüm ve doğa için harekete geçen 3 ilham verici proje Jüri, titiz değerlendirmeler sonucu desteklenecek üç projeyi belirledi. İklim kriziyle mücadele odaklı “Mega Yangınlar Sonrası Yaban Hayatı ve Topluluk Dayanıklığı Programı”, Muğla’da yaban hayatının habitat kullanımındaki değişimleri ve insan-yaban hayatı etkileşimlerini odağına alıyor. Fotokapan çalışmaları, kapsamlı habitat analizleri ve yerel paydaş görüşmelerinden elde edilen veriler ışığında proje; yangın sonrası ekolojik ve toplumsal dayanıklılığı destekleyen yenilikçi koruma önerileri geliştirmeyi hedefliyor. Eşitsizliklerin azaltılması odak alanında desteklenmeye hak kazanan sosyal girişim “VolleyVoice Erişilebilir Tribün Projesi”, görme engelli taraftarların spor müsabakalarını canlı betimleme ile doğrudan tribünden takip edebilmesini sağlıyor. Uçtan uca erişilebilir bir maç deneyimi sunan proje, sporda kapsayıcı bir kültür yaratmanın yanı sıra bu erişilebilirliği sürdürülebilir bir modele taşımayı hedefliyor. Yine eşitsizliklerin azaltılması hedefiyle yola çıkan “Ekrana Hâkim Ol: Yaşlılar için Dijital Dayanıklılık Programı” projesi, İstanbul ve Ankara’da 55 yaş üstü bireyler için dijital beceri ve güven inşa eden topluluk temelli bir atölye programı. Bilgi okuryazarlığı, dijital güvenlik, eleştirel kullanım gibi farklı öğrenme modülleri aracılığıyla bireyleri dijital dünyada daha etkin paydaşlara dönüştürmeyi hedefliyor. Ayrıca akran destek ağları oluşturmayı ve ileri yaş ihtiyaçlarını kapsayan dijital tasarım pratikleri için karar alıcılara veri sunmayı amaçlıyor. Borusan tarafından seçilen projeler 600.000 TL’lik hibenin yanı sıra ihtiyaç analizleri, iş modeli geliştirme eğitimleri, mentorluk, görünürlük, proje tanıtımı ve iletişim yönetimi gibi uçtan uca desteğe erişiyor. Girişimciler ayrıca Borusan ve Impact Hub İstanbul’un yaygın iletişim ağlarına dahil olarak, projelerini daha geniş kitlelere ulaştırabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Avrupa’nın 900 Üniversitesini Temsil Eden Dev Buluşma İstanbul’da Gerçekleştirildi Haber

Avrupa’nın 900 Üniversitesini Temsil Eden Dev Buluşma İstanbul’da Gerçekleştirildi

Yeditepe Üniversitesi ev sahipliğinde bu yıl 29’uncusu düzenlenen konferans kapsamında, 41 ülkeden 260 kurumdan rektörler, üniversite yöneticileri, politika yapıcılar ve uzmanlar olmak üzere yaklaşık 500 katılımcı İstanbul’da bir araya geldi. Prof. Dr. Garrell: Çeşitlilik ve Çoğulculuk EUA’nın Kimliğinin Bir Parçasıdır “Değişen Bağlamlarda Üniversiteler Arası İş Birliği” ana temasıyla düzenlenen konferansın açılışında konuşan EUA Başkanı Prof. Dr. Josep Maria Garrell, konferansa 41 farklı ülkeden katılımcının olduğunu belirterek, “Bu farklı bakış açıları, önümüzdeki iki gün boyunca tartışmalarımızı yönlendirmeye ve zenginleştirmeye büyük katkı sağlayacaktır. Çeşitlilik ve çoğulculuk, EUA’nın bir kuruluş olarak kimliğinin bir parçasıdır” diye konuştu. “İş Birliği Üniversitelerin Kalbinde Yer Alan Bir Konu” “Bu yıl, üniversitelerin varoluşunun tam merkezinde yer alan bir konuyu ele alacağız: İş birliği” diyen Prof. Dr. Garrell, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kurumlar, sektörler ve sınırlar arasında; eğitim, araştırma ve inovasyon alanlarında birlikte çalışmak, üniversitelerin faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle konferans boyunca, kurumlar arası iş birliklerini, kamu sektörü, endüstri ve diğer paydaşlarla kurulan ortaklıkları, yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde ele alacağız. Ayrıca, üniversitelerin bu ortaklıkları geliştirmek ve sürdürülebilir kılmak için kullandığı yenilikçi yöntem ve araçları da inceleyeceğiz.” Prof. Dr. Durman: Üniversiteler Arası İş Birliği Vazgeçilmezdir Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Durman da 6 bin yıllık tarihiyle medeniyetlerin, kültürlerin ve düşünce geleneklerinin buluşma noktası olan İstanbul’da bu konferansın düzenlenmesinin son derece anlamlı olduğunu ifade ederek, “Bugün üniversiteler de benzer bir misyon üstlenmektedir: İnsanları, disiplinleri, kurumları ve fikirleri sınırların ötesinde buluşturmak; çeşitliliği güç, yaratıcılık ve ortak ilerlemenin kaynağına dönüştürmek” dedi. Yükseköğretimde derin bir dönüşüm sürecinden geçildiğini ifade eden Prof. Dr. Mehmet Durman, şunları kaydetti: “Dijitalleşme, yapay zekâ, değişen beceri ihtiyaçları, küresel belirsizlikler ve karmaşık toplumsal sorunlar, üniversitelerin yalnızca ne yaptığını değil, toplumla, bilgiyle ve birbirleriyle ilişkilerini nasıl konumlandırdıklarını da yeniden şekillendiriyor. Böyle bir ortamda üniversiteler arası iş birliği artık yalnızca faydalı değil, vazgeçilmezdir. Ne kadar samimi ve stratejik iş birliği yaparsak, topluma katkı sağlama kapasitemiz de o kadar artacaktır.” Eğitimden Dijital Dönüşüme Kritik Başlıklar İki gün süren konferans, yalnızca üniversiteleri değil, eğitim politikalarını, gençlerin geleceğini ve ülkelerin rekabet gücünü de yakından ilgilendiren başlıkları gündeme taşıdı. Konferansta, Avrupa üniversitelerinin önümüzdeki yıllarda nasıl bir yol haritası izleyeceği, hangi alanlarda birlikte hareket edeceği ve değişen dünya koşullarına nasıl uyum sağlayacağı kapsamlı şekilde ele alındı. Eğitimden dijital dönüşüme kritik başlıkların tartışıldığı oturumların yapıldığı konferansta, eğitim programlarının geleceği, araştırma ve inovasyon alanında ortak projeler, üniversite-sanayi iş birlikleri ve gençlerin değişen beklentileri detaylı şekilde değerlendirildi. Üniversitelerin birbirleriyle, kamu kurumlarıyla ve özel sektörle nasıl daha güçlü iş birlikleri kurabileceği, dijitalleşmenin eğitim ve araştırma üzerindeki etkileriyle üniversitelerin bu sürece nasıl uyum sağlayacağı da öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. AB’nin Yükseköğretim Stratejisi Gündemde Konferansta ayrıca Avrupa Birliği’nin yükseköğretime yönelik yeni fon ve destek programları, toplumsal güven gibi konular kapsamlı biçimde ele alındı. Sürdürülebilirlik, iklim krizi ve toplumsal dönüşüm gibi küresel meselelerde üniversitelerin üstleneceği rol de konferansın önemli gündem maddeleri arasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TİKAV Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Kırçuval, Türkiye’nin 50 Sürdürülebilirlik Lideri Arasında Yer Aldı Haber

TİKAV Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Kırçuval, Türkiye’nin 50 Sürdürülebilirlik Lideri Arasında Yer Aldı

Kırsalda yaşayan kadınlardan üniversite öğrencilerine uzanan sosyal etki projeleriyle farklı kesimlere dokunan Kırçuval, sürdürülebilir bir gelecek için yürüttüğü çalışmalarla ödüle layık görüldü. Akfen Holding’in kurumsal sosyal sorumluluk çatısı altında faaliyetlerini sürdüren Türkiye İnsan Kaynakları Eğitim ve Sağlık Vakfı (TİKAV) Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Kırçuval, Fast Company Türkiye tarafından her yıl düzenlenen “Sürdürülebilirlik Liderleri 50” listesinde bu yıl da yer alarak ‘Sürdürülebilirlik Lideri’ ödülünün sahibi oldu. Fast Company Türkiye’nin bu yıl “Daha İyi Bir Dünya İçin: Karar, Denge ve Dönüşüm” temasıyla gerçekleştirdiği Sürdürülebilirlik Liderleri Zirvesi’nde takdim edilen ödül, Kırçuval’ın öncülüğünde TİKAV’ın yürüttüğü sürdürülebilir kalkınma alanındaki çok boyutlu çalışmaların bir yansıması olarak öne çıktı. 27 yıldır gerçekleştirdiği projelerle hayatın her alanından kesime ulaşarak kırsalda yaşayan kadınlardan üniversite öğrencilerine kadar farklı gruplara dokunan çalışmalara öncülük eden Kırçuval, yürüttüğü çalışmalarla Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma yolculuğuna katkı sunmaya devam ediyor. FIRSAT EŞİTLİĞİYLE ŞEKİLLENEN SÜRDÜRÜLEBİLİR ETKİ TİKAV çatısı altında hayata geçirilen projelerle fırsat eşitliğine ihtiyaç duyan bireylerin güçlenmesine odaklanan çalışmalar, eğitimden sosyal gelişime uzanan geniş bir etki alanı yaratıyor. Kadınların ve gençlerin potansiyellerini ortaya çıkaran bu projeler, yalnızca bireysel gelişimi değil, toplumsal dönüşümü de destekliyor. Bu yaklaşım, sürdürülebilirliği yalnızca çevresel değil; sosyal ve ekonomik boyutlarıyla da ele alarak kalıcı bir değer yaratmayı hedefliyor. Türkiye İnsan Kaynakları Eğitim ve Sağlık Vakfı (TİKAV), hayata geçirdiği projelerle Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan bireylerin fırsat eşitliğine erişimini destekleyen sürdürülebilir bir etki alanı oluşturuyor. Kırsalda yaşayan kadın ve ailelerinden, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da eğitim hayatını sürdüren üniversite öğrencilerine kadar uzanan geniş bir hedef kitleye ulaşan TİKAV, bireylerin potansiyellerini ortaya çıkarabilecekleri imkânlar yaratmayı amaçlıyor. Eğitimden kişisel gelişime, toplumsal farkındalıktan sosyal güçlenmeye uzanan bu çalışmalar, yalnızca bireysel kazanımlar değil, uzun vadeli toplumsal dönüşüm yaratma hedefiyle kurgulanıyor. TİKAV, sürdürülebilirliği; insana yatırım, fırsat eşitliği ve kapsayıcılık temelinde ele alarak, Türkiye’nin farklı kesimlerinde kalıcı değer üretmeye devam ediyor. “BU ÖDÜL BUNDAN SONRA ATACAĞIMIZ ADIMLAR İÇİN ÖNEMLİ BİR MOTİVASYON” TİKAV’ın 27 yıldır gerçekleştirdiği projelerle toplumun her kesimine ulaşarak sürdürülebilir bir dönüşüm yaratmayı hedeflediklerini belirten TİKAV Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Kırçuval, “Biz sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir sorumluluk olarak değil, toplumsal kalkınmanın temel bir unsuru olarak ele alıyoruz. Türkiye’nin farklı bölgelerinde, farklı ihtiyaçlara sahip bireyler için fırsat eşitliğini destekleyen projeler geliştirmek; özellikle kadınların ve gençlerin potansiyellerini ortaya çıkarabilecekleri alanlar yaratmak bizim için büyük önem taşıyor. TİKAV olarak attığımız her adımda, bireylerin kendi hayatlarını dönüştürebilecekleri imkânlara erişimini artırmayı ve bu etkiyi kalıcı hale getirmeyi hedefliyoruz. Sürdürülebilir bir gelecek ise ancak bu kapsayıcı yaklaşımın yaygınlaşmasıyla mümkün olabilir.” ifadelerine yer verdi. Hülya Kırçuval, Fast Company Türkiye tarafından verilen bu anlamlı ödül, yalnızca bugüne kadar hayata geçirdikleri çalışmaların değil, aynı zamanda bundan sonra TİKAV’ın atacağı adımlar için de önemli bir motivasyon kaynağı olduğunu da söyledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İlham Veren Kadınlar “Daha Eşitlikçi Bir Dünya” İçin Buluştu Haber

İlham Veren Kadınlar “Daha Eşitlikçi Bir Dünya” İçin Buluştu

Türkiye İş Bankası tarafından düzenlenen “Daha Eşitlikçi Bir Dünya” paneli, farklı alanlarda önemli başarılar elde etmiş kadınların deneyimlerini aktarmalarına, bireysel gelişim ile toplumsal dönüşüm arasındaki ilişkinin farklı bir boyutta ele alınmasına vesile olmak amacıyla dört yıldır düzenleniyor. Bu yılki etkinliğin Beslenme uzmanı, FAO Gıda Şampiyonu, The Godwild Kurucu Ortağı Dilara Koçak’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Dönüşüm: Topraktan Geleceğe” başlıklı ilk oturumunda sürdürülebilir yaşama yaptıkları katkılarla dikkat çeken konuşmacılar yer aldı. Antropolog ve Susuz Tarım Uzmanı Dr. Ece Aynur Onur ABD’deki akademik kariyerini bırakarak annesinin kuraklıkla mücadele eden köyünde başlattığı susuz tarım dönüşümünü anlatırken; Yazar ve İçerik Üreticisi Hale Acun Aydın sürdürülebilir yaşama geçiş için küçük adımların önemine değindi. Şef, Youtuber ve Yemek Yazarı Refika Birgül ise gıda israfının önlenmesine yönelik çalışmaları hakkında bilgi verdi. Gazeteci Gülay Afşar moderatörlüğündeki “Kendi Hikâyesini Yazanlar” oturumunda Seraf Restoran Kurucu Ortağı ve Şefi Sinem Özler kadın şef olarak bazı zorluklar yaşamış olsa da emek ve istikrarın iyi bir yere gelmek için büyük önem taşıdığını anlattı. Teknolojide Kadın Derneği Kurucusu ve Eş Başkanı Zehra Öney kadınların teknolojide ve yaşamın her alanında daha etkin roller üstlenmesinin önemine dikkat çekti. Menstrüel ürün pazarında faaliyet gösteren Beije markasının kurucusu ve CEO’su Doruk Akpek de kadınlara yönelik bir alanda başladığı girişim yolculuğunda karşılaştığı önyargılara değindi. SosyalBen Vakfı Kurucusu ve Avrupa Konseyi Sivil Toplum Masası Daimi Komite Üyesi Ece Çiftçi Taurin moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Sınırların Ötesinde” oturumunda Ödüllü Oyuncu Fadik Sevin Atasoy Türkiye’nin ilk kadın samurayı olma sürecinde yaşadığı değişim ve dönüşümleri anlatırken; Olimpiyat, Avrupa, Dünya Şampiyonu Milli Boksör Busenaz Sürmeneli başarılarındansa yenilgilerinin kendisi için daha öğretici olduğunu söyledi. Dijital Sanatçı Ecem Dilan Köse de dijital sanat alanında Japonya’ya uzanan başarılı kariyer yolculuğunu aktardı. Oggusto’nun kurucusu Özlem Güsar’ın moderatörlüğündeki kapanış oturumunda ise Future & Bright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula beyaz yakalı kadınlar arasında yaptıkları araştırmanın Türkiye’de kadınlar için bir potansiyel sorununa değil bir sistem sorununa işaret ettiğini belirtti. Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) Başkanı Emine Erdem kız çocuklarının doğru rol modellerle yönlendirilmesinin önemine işaret etti. PANEL KONUŞMALARI Dönüşüm: Topraktan Geleceğe Panelin “Dönüşüm: Topraktan Geleceğe” oturumu Beslenme Uzmanı, FAO Gıda Şampiyonu ve The Good Wild Kurucu Ortağı Dilara Koçak moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Toprağın, suyun, havanın hasta olduğu bir ortamda insanların iyi olmasının mümkün olmadığını söyleyen Koçak, “Karnımızı doyuramadığımız, gıdaya erişemediğimiz bir ortamda barış, istihdam, eşitlik, eğitim de olmaz. Hem kendimizi hem geleceği iyi beslemek konusunda dönüşüm yaratmış kadınların hikayeleri bu açıdan çok ilham verici” diye konuştu. Antropolog ve Susuz Tarım Uzmanı Dr. Ece Aynur Onur, ABD’de akademik kariyerini sürdürürken dedesinin vefatının ardından annesinin doğduğu köye döndüğünde, köyün adeta savaşa maruz kalmış gibi bir yıkıntıya uğradığını gördüğünü belirterek, şöyle konuştu: “Burada birileri bir şeyler yapmalı, biz yapmazsak kim yapar diye düşündüm. Kullanılabilir suyun yüzde 80’inin tarımda kullanıldığını, bu suyun neredeyse yarısının da israf edildiğini öğrenince su kullanmadan üretim yapabilir miyiz diye yola çıktık. Önce kuraklık canavarıyla savaşmaya çalıştım ama fark ettim ki kuraklıkla savaşamam. Doğayla barışırsam savaşmama da gerek kalmayacak. Akademik araştırmalarımı Anadolu kadınlarının kadim bilgisiyle birleştirince dönüşüm başladı. Bugün köyde Toprağın Melekleri kolektifiyle 42 çeşit tıbbi aromatik bitki, 6-7 çeşit baharat ve çay üretimini zehirsiz ve sulama olmadan yapıyoruz. Bugün gençlerin susuz tarıma ilgi duyduğunu görmek; köyde tekrar istihdam yaratmak, gençlerin, çocukların cıvıltılarını duymak çok güzel.” Yazar ve İçerik Üreticisi Hale Acun Aydın, sadeleşme yolculuğunda öncelikle kişinin kendisinden ve evinden başlaması gerektiğini belirterek, “Sürdürülebilirlik sadece bireyle ilgili bir süreç değil ama devletler ve kurumların yanında bireylerin de yapabilecekleri var. Akıllara bir fikir düşürmek ve yüzde 5-10 değişim bile değerli. Eşyaları azaltınca evlerimizdeki alan artıyor. Evi derleyip toplamak, hayatla ilgili işleri yönetmek pratiklik gerektiriyor, eşyaları azaltmak bu pratikliği getiriyor ve zaman kazandırıyor. Gereksiz alışverişlerin daha fazla farkına vardığınızda eşya değil deneyimi önceliklendiriyorsunuz böylece para kazanıyorsunuz. O yüzden sadeleşmek aslında zenginleştiriyor” dedi. Şef, Youtuber ve Yemek Yazarı Refika Birgül ise, gıda kaybına dikkat çektiği konuşmasında “100 birim üretim yapıyorsak 25’ini yiyoruz, geri kalanı israf oluyor. Ancak burada değişim kesinlikle mümkün. Bunun için doğru satın alma ve saklama, bozulan ürünleri anlama, bozulduysa dönüştürme ve değerlendirme yollarını da içeren 9 adımdan oluşan bir rehber oluşturduk” dedi. Kurtuluşun topraktan olduğuna inandığını söyleyen Birgül, “Youtube kanalımızın adı Yemek Okuluydu; hedefim onu yavaş yavaş Tarım Okuluna çevirmek, toprağa dönmek ve bu yolculuğu daha iyi anlayarak matematikselleştirip, başkalarına da anlatabilmek” diye konuştu. Kendi Hikayesini Yazanlar Seraf Restoran Kurucu Ortağı ve Şefi Sinem Özler, yeme-içme sektörüne yönetici olarak başladığını ve hayatın evrilmesiyle restoranda şef olduğunu anlatarak, şunları söyledi: “Aslında yemek yapmakla ilgili bir eğitim almadım. Öğrendiklerim annemin evde öğrettiklerinden ibaretti. Bir nevi okyanusta çırpınarak yüzmeyi öğrendim. İlk zamanlar elbette kadın şefe pek alışkın olunmadığı için meraklı gözleri, ataerkil yaklaşımı hissettim. Halbuki mutfakta cinsiyetin değil emeğin ve istikrarın yarışması gerekiyor.” Kadınların görünür olmasının, tabuları yıkmalarının kendi ellerinde olduğunu ifade eden Özler, kadınların hayallerini gerçekleştirdiği süreçte emek ve istikrarın yanı sıra hiç vazgeçmemenin çok büyük önem taşıdığını, ancak bu yaklaşımla kadınların toplumda iyi bir yerlere gelebileceğini vurguladı. Teknolojide Kadın Derneği Kurucusu ve Eş Başkanı Zehra Öney de bir insanın en büyük gücünün anlık değişim, dönüşümle uyum sağlayabilmesi olduğuna dikkat çekerek, “Ben 12 yıl kadar turizm alanında çalıştıktan sonra bir GSM şirketinde çalışmaya başladım. Sürekli öğrenip gelişmek, hiçbir riskten ve sorundan korkmamak sayesinde bambaşka bir sektöre geçiş yapabildim” dedi. Öney, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Biz artık bir teknoloji servisi ya da ürün çağının içinde değil yepyeni bir sistemin içindeyiz. Bunu öğrenmek yetmeyecek, içini dizayn etmemiz gerekecek. Kadınlar da sadece teknolojik değil toplumsal, psikolojik, felsefi bütün unsurların bir araya toplandığı etik dizaynın yaratıcıları olmalı. ‘Ben bunu öğreneyim’ yaklaşımı yerine tavır değiştirip, “yardım etmeyelim, biz kadınlar olarak kolları sıvayalım, bu konuyu gerçek bir konu olarak üstlenelim” demeliyiz. Binlerce yapay zekâ aracına verdiğimiz bilgiler yarın insanlar açısından etik sorunlar yaratabilir. O yüzden sadece öğrenmekle kalmayalım yapay zeka dünyasında etik kısmın dizaynında da çalışalım.” Menstrüel ürün pazarında faaliyet gösteren Beije markasının kurucusu ve CEO’su Doruk Akpek de özellikle bir erkek olarak kadınlara yönelik bir alanda girişim yolculuğuna başladığında etrafında birçok kişinin bu durumu anlamlandıramadığını, garipsediğini söyledi. İyi bir ekiple ürünü ortaya çıkarıp hangi noktalarda farklı oldukları bilinir hale geldikçe olumlu geri dönüşler aldıklarını belirten Akpek, “Şirketimizde çalışanların büyük çoğunluğu kadınlardan oluşuyor. Zaten cinsiyetten bağımsız bir iş ortamı söz konusu olduğunda, insana ‘kadın’ veya ‘erkek’ değil de ‘insan’ olarak yaklaştığınızda sorunlar da azalıyor” diye konuştu. Sınırların Ötesinde “Sınırların Ötesinde” oturumunun moderatörlüğünü üstlenen SosyalBen Vakfı Kurucusu ve Avrupa Konseyi Sivil Toplum Masası Daimi Komite Üyesi Ece Çiftçi Taurin, “Sınırları aşmak derken hem uluslararası düzeyde başarılara imza atmak hem de kadınların önüne konulan sınırların ötesine geçmekten bahsediyoruz. Sınır dediğimiz şey bazen kendi içimizde başlıyor ama bunları aşmak da kadınların süper güçlerinden biri. Bunu çoğu zaman normalleştiriyor olsak da günlük hayattan kariyere kadar bu süper güç hepimizin omuzlarında” dedi. Ödüllü Oyuncu ve Türkiye’nin ilk kadın samurayı Fadik Sevin Atasoy, kendisini bir arketip olarak tanımladığı konuşmasında, “Ben farklı coğrafya ve zaman dilimlerinde birbirlerinden habersiz olmasına rağmen aynı onurlu duruşu paylaşan kadınların bir arketipiyim. Tarihin bir döneminde feodal bir coğrafyada savaşa giden kadınlar varken, başka bir zamanda Anadolu’da sırtında bebeğiyle cephane taşıyan kadınlar vardı. Bu kadınlar ortak bir duruş sergilediler” dedi. İçindeki bu arketiple tanışmasının vücudunda yayılmaya hazır bir tümör bulunduğunu haber almasının ardından gerçekleştiğini söyleyen Atasoy, samuray eğitimi ve sonrasındaki dönüşümünü şöyle anlattı: “16 onurlu duruşu olan kadın ile eğitim alırken 4,5 yıllık kanser mücadelemi kimseyle paylaşmamıştım. Son gün zihnim ve bedenim arasında bir mücadele başladı. Sınırları aşmak uğruna kendi sınırlarımı ihlal mi edecektim? Gerçeğimi reddetmedim, daha fazla devam edemeyeceğimi söyleyip bir ağaç gölgesinin altına oturdum. Ne kadar kırılgan, zaafları olan, yardıma muhtaç biri olduğumu o ağacın altında anladım. Gerçek gücüm kırılganlığımda, onu reddetmekte değil kabullenmekte saklıydı.” Olimpiyat, Avrupa, Dünya Şampiyonu Milli Boksör Busenaz Sürmeneli ise, acının insanın hayatındaki yol gösterici rolüne işaret eden konuşmasında, “Doktora omuzum ağrıyor dediğimde, ‘Sınırını bilmemişsin, çok zorlamışsın’ demişti. Sonrasında yine çok zorladım. Üç ameliyat geçirdim. Şimdi sınırımı biliyorum. Bence hem psikolojik hem fiziksel anlamda acı hepimiz için bir yol arkadaşı. Nerede durmamız nerede harekete geçmemiz gerektiğini söylüyor” diye konuştu. Öte yandan acısız başarının da mümkün olmadığını; en büyük madalyalarını en kötü yenilgilerine borçlu olduğunu söyleyen Sürmeneli, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ringe çıkıyorsun ve tek başınasın. Gününde olmayabilirsin, yenilebilirsin. Sonuçta hepimiz insanız, duygularımız var ama anda kalmak önemli. Kazandıklarımın değil kaybettiklerimin bana çok şey öğrettiğini düşünüyorum. Tokyo’da olimpiyat şampiyonu oldum. O zaman bu yolun güzelliğini anlayamamıştım. 2024 Paris Olimpiyatları’nda yenildim. Soyunma odasına gittim, ağladım, dışarıda ekibim bekliyordu. 17 senelik hocama sarıldım ve ‘Şu an ağlıyorum ama bu yenilgiden çok şey kazandığımı biliyorum’ dedim. 4 ay sonra da dünya şampiyonu oldum. Önemli olan düşmek değil tekrar tekrar kalkmayı bilebilmektir.” Dijital Sanatçı Ecem Dilan Köse, sanat dünyasını “sanatçı arkadaşlarıyla yarışmadığı, sadece herkesin farklı olduğu bir ortam” şeklinde gördüğünü belirterek, “Bizim kariyerimizde bir sergiyle kendinizden vazgeçersiniz, diğer serginizde yeniden inşa edersiniz. Yakın zamanda bir sergi yaptım. Orada bir Ecem’i bitirdim, bir Ecem’i gösterdim, bir sonrakinde yeniden bir Ecem kuracağım. Ben, daha iyi bir dünya olabileceğine inanıyorum. Teknolojinin yanında ve karşısında insanın nereye gideceğini düşündüğüm genel bir bakışla eserlerimi üretiyorum. Daha iyi bir insan topluluğu için daha iyi bir dünya kurulabilir gibi bir niyetle kendi sanatımı yapıyorum” diye konuştu. Son kişisel sergisini Japonya’da gerçekleştirdiğini ve burada teknoloji ile samimiyet arasındaki ilişkiyi sorguladığını aktaran Köse, Samimiyeti Japonya’da aradığım bir sergi yaptım. Kültürlerinde bunu saklamak var. O yüzden termal kameralarla çektiğim günlük hayat fotoğraflarını sergiledim. En sonunda bilgisayarımı da çekmeye başladım çünkü o da ısınıyordu. Böylece insan ve teknoloji arasında birbirine dönen, birbirini sorgulayan bir sergi oldu” dedi. Kız çocukları için doğru rol modellerin önemi Future & Bright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula da Oggusto’nun kurucusu Özlem Güsar’ın moderatörlüğündeki kapanış oturumunda yaptığı konuşmada, beyaz yakalı kadınlar arasında bir araştırma yaptıklarını belirterek, araştırmaya ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Araştırmaya katılan beyaz yakalı kadınların %73’ü ‘cinsiyet eşitliği yok’, %75’i ‘şirketimin sistemi erkeklere göre kurulmuş’, %72’si ‘hayatımın en az bir mülakatında cinsiyetçi sorularla karşı karşıya kaldım’, %40’ı çocuk sahibi olmam kariyerimi ciddi şekilde etkiledi’ dedi. İstifa edenlerin %25’i ‘erkek sisteminden dolayı istifa ettiğim için ‘istifa ettim’ gibi değil ‘istifa ettirildim’ gibi hissettim’ düşüncesinde. Ayrıca yükselen kadınların önemli bir kısmında sistemin cam tavanlarını yıkmak için erkek mentöre destek duyulmuş.” Abdula, bu sonuçlara bile bakıldığında Türkiye’de çok net bir şekilde kız çocukları ve kadınlarla ilgili bir potansiyel sorunu değil sistem sorunu olduğunun görüldüğünü, bu konuda daha güçlü bir dayanışmaya ihtiyaç olduğunu vurguladı. Türkiye’deki doğurganlık oranlarıyla ekonominin erkek işgücü üzerine oturtulamayacağını, sitemin sürdürülebilirliği için çok hızlı bir şekilde kadın istihdamının %50’lere çıkarılması gerektiğini ifade eden Abdula, şirketlerden önce evlerde özellikle iş yükü, çocuk bakımı gibi konularda sosyolojik bir dönüşümün şart olduğunu söyledi. Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) Başkanı Emine Erdem de kız erkek fark etmeksizin her çocuğun hayal kurma potansiyeliyle doğduğunu, ancak bu potansiyelin sürdürülebilirliğinin büyük ölçüde çevre etkenlerine bağlı olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “Süreç içerisinde kız çocukları okula başladığında bir yerde sistematik olarak başarı/başarısızlıklar, doğru/yanlışlar derken yavaş yavaş geriye çekilme oluyor. Doğal öğrenme sürecinde aslında ‘yapabilirim’ diye başlıyor, ‘ama’larla kitleniyor, öz yeterlilik dediğimiz duygu yavaş yavaş yok oluyor. Bu nedenle doğru rol modellerin mutlaka kız çocuklarını yönlendirmesi çok önemli. Sıkıştığında kendini güvenli alanlara kaydırıyor, kendi sınırlarını koyuyor. Böylelikle ‘ben ancak bu kadarını yapabilirim’ gibi yaklaşımla toplumsal algı kodlamaları oluyor. Sistem eşit bir güven zemini oluşturmuyorsa bireysel cesaret yavaş yavaş yorgunlaşıyor, kırılıyor.” Hiçbir zaman umutsuz olmadıklarını dile getiren Erdem, “Özellikle eşit koşullar, destek mekanizmaları sağlandığında kadınların yapamayacağı hiçbir şey olmadığına inanıyoruz. Yeter ki eşitlik politikalarını içselleştirelim. Sorunumuz kültürel kodlamalarda ve bunlar için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.