Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Toplumsal Farkındalık

Kapsül Haber Ajansı - Toplumsal Farkındalık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Toplumsal Farkındalık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sanal Kumar: 300 Milyar Dolarlık Endüstri, Bir Tıkla Dağılan Hayatlar Haber

Sanal Kumar: 300 Milyar Dolarlık Endüstri, Bir Tıkla Dağılan Hayatlar

Bunların başında ise sanal kumar bağımlılığı geliyor. Acıbadem Üniversitesi’nde düzenlenen “Sanal Kumar Bağımlılığı Sempozyumu”, dijital çağın en hızlı yayılan ancak en az fark edilen sanal kumar bağımlılığını tüm boyutlarıyla gözler önüne seriyor. Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt’un liderliğinde gerçekleştirilen sempozyum, bu tehlikenin artık bireysel sınırları aştığını, Türkiye için de ciddi bir toplumsal risk haline geldiğini ortaya koyuyor. Dünya genelinde sanal kumar ve çevrim içi bahis pazarı bugün 300 milyar dolara yaklaşan bir ekonomik hacim yaratıyor. Her yıl milyonlarca yeni kullanıcı bu dijital sistemin içine çekiliyor; kumar bağımlılığı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından davranışsal bozukluk olarak tanımlanmasına rağmen hızla yayılıyor. Türkiye’de ise tablo daha da çarpıcı bir hal almış durumda. Sanal kumar ve yasa dışı bahis pazarının yıllık yaklaşık 120 milyar dolarlık bir ciroya ulaştığı ifade ediliyor. Sadece geçen yıl yaklaşık 42 bin yasa dışı kumar ve bahis sitesi kapatılmış olmasına rağmen dijital platformlar üzerinden kumara erişim her geçen gün daha da kolaylaşıyor. Uzmanlar, yasa dışı kumar ağlarında yaklaşık 100 bin kişinin aktif olarak çalıştığını, bu yapının dolandırıcılık, hırsızlık, şiddet ve intihar vakalarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu vurguluyor. Fiziksel mekânlardan dijital ekranlara taşınarak artık bir tık uzaklıkta, kolaylıkla ulaşılabilir olan kumar, özellikle gençler için yüksek risk taşıyan, denetimi zor ve etkisi yıkıcı bir bağımlılık alanı oluşturuyor. İşte bu tablo, sanal kumarın yalnızca bireysel bir sorun değil, acil müdahale gerektiren ve aslında önlenebilen ciddi bir toplumsal tehlike olduğunu açıkça ortaya koyuyor… Araştırmalar; sanal kumarın sadece bir oyun değil, bireyin psikolojisini, ailesini ve yaşamını derinden etkileyen bir bağımlılık türü olduğunu gözler önüne seriyor. “Sanal kumar Türkiye için ciddi bir halk sağlığı tehdidi” diyen Prof. Dr. Murat Kurt, kumarın bireyin ruh sağlığını olumsuz etkilediği gibi, aile yapısını, ekonomik düzeni ve toplumsal güvenliği de tehdit ettiğine, ayrıca borçlanmayı artırarak aile içi şiddeti tetiklediğine ve suç oranlarını beslediğine de dikkat çekiyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Araştırmalar, sanal kumar bağımlılığı yaşayan bireylerde depresyon, anksiyete ve intihar girişimi riskinin birkaç kat arttığını gösteriyor” diyor. Kumar Mekan Değiştiriyor; Ödül Kazanmak Hızlanıyor Prof. Dr. Murat Kurt, sanal kumarın klasik kumardan en büyük farkının erişilebilirlik olduğunu anlatıyor. Eskiden kumar oynamak için belirli mekânlara gitmek gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Murat Kurt, “Bugün sanal dünya bu uzaklığı ortadan kaldırıyor. İnsanlar mekâna gitmiyor, mekân insanların ayağına geliyor” diyerek sanal kumarın artık günün her saati, herkesin kolaylıkla ulaşabildiği bir alan haline geldiğini vurguluyor. Dijitalleşme, kumarda ödül süreçlerini de hızlandırıyor. İnsanlar kısa sürede kazanıyor ya da kaybediyor. Bu hız, uzun vadeli düşünmeyi de zorlaştırıyor. Prof. Dr. Murat Kurt, paranın soyutlaşmasının risk algısını ciddi biçimde değiştirdiğini ifade ederek, “Para artık elde tutulan somut bir nesne olmaktan çıkıyor, ekranda görünen bir sayıya dönüşüyor. Bir dokunuşla transfer ediliyor, kazanılıyor ya da kaybediliyor. Bu soyutluk, kayıpların boyutuna ilişkin algıyı zayıflatıyor, harcanan paranın fark edilmesini zorlaştırıyor ve bireyi daha fazla risk almaya itiyor” şeklinde konuşuyor. “Aslında Kazanırdım” Düşüncesi, Bağımlılığa İtiyor Sanal kumar, aslında ilk başlarda sadece kazanmak için oynanan bir oyun olarak görülmüyor. Ancak zamanla stresle baş etme, yalnızlık duygusunu bastırma ve can sıkıntısını giderme aracı haline geliyor. Prof. Dr. Murat Kurt, birçok insanın sanal kumara kazanmak için değil, yalnız kalmamak için yöneldiğini söylüyor: “Dijital dünya, can sıkıntısına izin vermiyor; sosyal medya, oyunlar ve dijital içerikler sürekli bir uyarım sağlıyor. Özellikle gençlerin günde ortalama 7-8- saatlerini akıllı telefon başında geçirmesi, bu bağımlılığa zemin hazırlıyor. Bu yoğun dijital maruziyet, bireyleri sanal kumar ve bahis reklamlarına karşı daha savunmasız hale getiriyor”... Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı, ASUMA-Suç ve Şiddetle Mücadele, Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Oğuz Polat, sanal kumar bağımlılığının psikolojik döngüsüne dikkat çekiyor. Sanal kumarın, özellikle “yakın ıska” etkisinin bağımlılığı beslediğini söyleyen Prof. Dr. Oğuz Polat, “Kıl payı kaçırılan her oyundan sonra kişide ‘aslında kazanırdım’ düşüncesi oluşuyor. Bu duygu aşılamadığında ‘bir sonrakinde kesin olacak’ inancı devreye giriyor. Bu inanç, oynama süresini uzatıyor, harcanan parayı artırıyor ve bağımlılığı giderek derinleştiriyor” diyor. Aileler Dağılıyor, Hayatlar Çöküyor Uzmanlara göre sanal kumar bağımlılığı belirli evrelerden oluşuyor. İlk aşamada kazanma duygusu hâkim oluyor ve kişi kendini kontrol altında hissediyor. Ardından kayıpların arttığına ve kişinin kaybettiklerini telafi etmeye çalıştığına dikkat çeken Prof. Dr. Oğuz Polat, “Süreç ilerledikçe umutsuzluk ve çaresizlik duyguları yoğunlaşıyor. Son aşamada ise tükenmişlik ve çöküş yaşanıyor. Bu noktada bireyin yalnızca maddi durumu değil, psikolojik sağlığı, aile ilişkileri ve iş yaşamı da ciddi biçimde zarar görüyor” diyor… Prof. Dr. Oğuz Polat’a göre bağımlılık ilerledikçe bireysel iflaslar yaşanıyor, borçlar artıyor, aile içi çatışmalar derinleşiyor, boşanmalar artıyor, çocuklar ihmal ediliyor. Kumar bağımlılığı, hırsızlık, dolandırıcılık ve şiddet gibi suçlara da zemin hazırlıyor. Bazı vakalarda sürecin, intiharla bile sonuçlandığına dikkat çeken Prof. Dr. Oğuz Polat, “Kumar bağımlılığı aslında bir irade sorunu değil, bir ‘başa çıkma’ sorunu” diyor. Erken Müdahale Hayat Kurtarıyor Uzmanlara göre sanal kumar bağımlılığı önlenebilir, hatta tedavi edilebilir bir sorun. Erken farkındalık ise, bu noktada kritik bir rol oynuyor. Burada özellikle ailelere büyük sorumluluk düşüyor. Ailelerin, çocuklarının dijital dünyadaki davranışlarını yakından takip etmesi, yargılayıcı olmayan bir iletişim dili kurması ve sağlıklı baş etme yollarını desteklemesi büyük önem taşıyor. Psikolojik destek, profesyonel tedavi yaklaşımları ve toplumsal farkındalık çalışmaları da bu bağımlılıkla mücadelede kilit rol oynuyor. Prof. Dr. Murat Kurt, sanal kumar bağımlılığıyla mücadelenin bireysel çabalarla sınırlı kalmaması gerektiğini; ailelerden eğitim kurumlarına, medyadan kamu otoritelerine kadar herkesin bu konuda sorumluluk alması gerektiğini vurguluyor. Çünkü sanal kumar, görmezden gelindikçe büyüyor; fark edildikçe ve doğru müdahalelerle ele alındıkça kontrol altına alınabiliyor.

Bu Koro Kulakların Pasını Sildi Haber

Bu Koro Kulakların Pasını Sildi

Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Anne Şehir Merkezi Defne’de Türk Halk Müziği Korosu derslerine katılan kadınlar, uzun süredir sürdürdükleri çalışmaların karşılığını sahne performanslarıyla aldı. Koro, Anne Şehir Merkezi Defne’de bulunan Kılavuz Gençlik Merkezi Konferans Salonu’nda kulakların pasını silen bir konsere imza attı. Programa Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Nagehan Malkoç ile Kadın ve Aile Hizmetleri Şube Müdürü Tuğba Yılmaz da katıldı. “SAHNEDE DAYANIŞMA, CESARET VE HAYALLERİ İZLEDİK” Programda bir selamlama konuşması yapan Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanı Nagehan Malkoç, “Müzik dinlemek için bir araya geldik ama bugün gerçekleştirilen etkinlik sadece bir dinleti olmayacak. Bugün sahnede dayanışmayı, cesareti, hayallerin gerçeğe ulaşmasını izlemek için toplandık. İçimizde kalan bir hikâyeyi tamamlamak için bir aradayız. Biz her zaman kadınlarımıza birbirimize ilham olalım diyoruz. Bugün kadınlar yalnız değil. Eşler, çocuklar, abiler, kardeşler herkes burada. Bugün en büyük alkışı sizler hak ediyorsunuz. Kadınları yalnız bırakmadınız” ifadesini kullandı. 10 PARÇA SESLENDİRİLDİ Türk Halk Müziği Korosu derslerine katılan 14 kadının yer aldığı koro Tolga Yıldırım şefliğinde sahne aldı. Anadolu’nun farklı yörelerinden derlenen Türk halk müziğinin seçkin eserlerinden oluşan 10 parça seslendiren koro, izleyicilere duygu dolu ve keyifli anlar yaşattı. Gecenin sonunda ise bir potpori eser seslendirildi. Kadınların sanatsal üretim yoluyla toplumsal yaşamda daha görünür olmasına katkı sunan etkinlik, izleyicilerden büyük beğeni topladı. Program sonunda seslendirilen potpori seyirciler tarafından tekrarlanması istendi. Koro, seyircinin isteğini kırmadı. Gece sonunda sahne alan koro üyeleri uzun süre ayakta alkışlandı. ANNE ŞEHİR’DEN AYLAR SÜREN EMEK Programda kadınların kültür ve sanat aracılığıyla kendilerini ifade etmelerinin önemine dikkat çekilirken, bu tür etkinliklerin aile yapısının güçlendirilmesine ve toplumsal dayanışmanın artmasına katkı sağladığı vurgulandı. Kadınların sosyal hayata aktif katılımını destekleyen Anne Şehir Merkezleri’nin bireysel gelişim ve toplumsal farkındalık açısından önemli bir misyon üstlendiği kanıtlanmış oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

'Menopoz Dostu Kurum' Yaklaşımı İş Dünyasında Dönüşüm Başlatıyor  Haber

'Menopoz Dostu Kurum' Yaklaşımı İş Dünyasında Dönüşüm Başlatıyor 

Astellas’ın öncülüğünde Golden Pulse Health Summit’te düzenlenen oturumda, iş hayatında en verimli dönemini menopoz sürecinde geçiren kadınların kurumsal politikalarla desteklenmesi gerektiğinin altı çizildi. Bilim ve teknolojinin sağlık alanındaki dönüştürücü etkisini odağına alan Golden Pulse Health Summit kapsamında Astellas İlaç tarafından düzenlenen ‘Menopoz: Sessiz Bir Süreç mi, Stratejik Bir Gündem mi?’ başlıklı oturumda, ülkemizde tabu olarak görülen ancak kadınların iş hayatındaki en verimli dönemlerine denk gelen menopoz sürecine ilişkin ön yargılar ve toplumsal farkındalık ihtiyacı ele alındı. Yazar ve eğitmen Ayşe Tolga’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda, Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Başkanı ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu ile Astellas Türkiye Genel Müdürü Nilay Tarr bir araya geldi. Kadınlar ömrünün 3’te birini menopoz döneminde geçiriyor.4 Menopozun kadının tek başına yönetmesi gereken bir süreç olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Başkanı ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu, “Bu süreç; yalnızca kadınların değil, toplumun tüm kesimlerinin hassasiyet göstermesini gerektiriyor. Kadınların doktora eşleriyle birlikte başvurması, sürecin birlikte yönetilmesi açısından önemli. Kadınların yaşamlarının 3’te birini kapsayan bu dönemde, iş hayatındaki varlıklarını verimli bir şekilde sürdürebilmeleri ve sağlıklarını koruyabilmeleri için çalışma ortamlarında destekleyici düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekiyor” dedi.4 Menopozla ilgili pek çok yanlış inanış ve bilginin bulunduğunu belirten Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu, “Menopoz çoğu zaman kadınlar için bir son, bir utanç ya da bir hastalık olarak algılanıyor. Bu yaklaşım, menopozla ilgili doktorların da işini zorlaştıran bir etken. Oysa ki ilk adet ne kadar doğalsa son adet de o kadar doğaldır. Menopoz kelime anlamı olarak son adet olarak tanımlansa da doğru olan, üreme sonrası dönem olarak adlandırılmasıdır. Yani menopoz; üreme çağı sonrası kadın sağlığı yönetimidir” dedi. Gece sıcak basmaları kırmızı alarm olarak görülmeli! Türk kadınlarını menopoz döneminde en çok adet düzensizliklerinin korkuttuğunu ifade eden Prof. Dr. Fatih Durmuşoğlu, “Ama asıl korkulması gereken bu dönemdeki sıcak basmalarıdır. Sıcak basmaları ve gece terlemelerinin kırmızı alarm olarak kabul edilmesi, bu belirtilerin üzerinde daha fazla durulması gerekiyor” dedi. Sıcak basması olarak nitelendirilen vazomotor semptomların (VMS) hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Durmuşoğlu, şöyle konuştu: “Araştırmalar, menopoz döneminde sık yaşanan gece sıcak basmaları ve uyku bölünmesinin, ileri yaşlarda Alzheimer ve demans risk artışı ile ilişkili olabileceğini göstermektedir.5-6 Sıcak basmaları nedeniyle hipertansiyon, kalp krizi gibi kardiyovasküler hastalıklar tetiklenebiliyor.7 Bu nedenle sıcak basmalarının kontrol altına alınması gerektiği konusunda uyarıyoruz.” Kadın sağlığı ve menopoz sürecine odaklandık 18 Ekim Dünya Menopoz Günü’nde, Menopoz Dostu Kurum manifestosunu açıklayarak iş dünyasında bir dönüşümü başlatan Astellas Türkiye Genel Müdürü Nilay Tarr ise “Astellas olarak 20 yılı aşkın süredir yaklaşık 70 ülkede faaliyet gösteriyoruz. Bu yıl odağımıza kadın sağlığını da yerleştirdik. Bu konuyu bütünsel bir bakış açısıyla ele alıyoruz. Mevcut nüfus verileri ve epidemiyolojik projeksiyonlar doğrultusunda, Türkiye’de sıcak basması, gece terlemesi gibi vazomotor semptomlar (VMS) yaşayan kadın sayısının yaklaşık 6 milyon civarında olduğu; ancak bu kadınların yalnızca yaklaşık 1,5 milyonunun tedavi aldığı düşünülmektedir.1-3 Kadınların yüzde 36’sı menopoz sürecinde olumsuz etkileniyor ve menopoz semptomlarına bağlı iş gücü kayıpları yılda milyarlarca doları buluyor.8 Bu tablo, önemli bir karşılanmamış ihtiyaca işaret ediyor. Astellas olarak bu ihtiyaca yalnızca tıbbi çözümlerle değil, aynı zamanda iş hayatında kadınların bu süreci tek başına yönetmek zorunda kalmalarına “dur” diyen bir yaklaşımla da yanıt vermek istedik.” Nilay Tarr, sözlerine şöyle devam etti: “Menopoz dönemindeki kadınların yaşamlarının en verimli evrelerinden birinde olduğu yadsınamaz bir gerçek. Ancak iş yaşamında menopoz, çoğu zaman çalışmaya ara vermek ya da tamamen bırakmakla ilişkilendiriliyor. Hâlâ tabu olarak görülen bu süreç, kadın çalışanları sessizliğe itiyor. Oysa menopoz yalnızca bireysel değil, kurumsal düzeyde de ele alınması gereken bir konu. Menopoz Dostu Kurum yaklaşımıyla, kadın çalışanlarımızın bu süreçte kendilerini yalnız hissetmeden destek alabilmesini önceliğimiz olarak görüyoruz. Çünkü menopoz belirtileri geçici; çalışanlarımızın kurumlarımızdaki varlığı ise kalıcı ve son derece değerli.” Tüm kurumları bu dönüşüme ortak olmaya davet ediyoruz. Menopozu konuşmanın, anlamanın ve desteklemenin tüm iş dünyasının ortak sorumluluğu olduğuna dikkat çeken Tarr, “Bu konuda öncü olmanın gururunu yaşıyor ve bu sesin çoğalarak iş dünyasında yankılanmasını istiyoruz. Tüm kurumları Menopoz Dostu Kurum felsefesini sahiplenmeye ve bu farkındalık hareketinin bir parçası olmaya davet ediyoruz. Çünkü kadınlarımızın sesini daha güçlü duyurmak, bu yolculukta onlarla birlikte omuz omuza ilerlemek ve menopozu konuşulur kılmak adına gücümüzü birleştirerek daha sağlam adımlar atmayı hedefliyoruz” dedi. Astellas’ta hayata geçirilecek örnek uygulamalar Nilay Tarr, Astellas’ın Menopoz Dostu Kurum Manifestosu doğrultusunda hayata geçirilecek uygulamaları hakkında da şu bilgileri verdi: “Manifestomuz doğrultusunda 40 yaş ve üzeri tüm kadın çalışanlarımız için, özel sağlık sigortası paketimiz kapsamında jinekoloji muayenesi ve meme kanseri taramalarını yüzde 100 kapsayıcılıkla sunuyoruz. İnsan kaynakları politikalarımızı bu farkındalıkla güncelliyor, eğitim ve farkındalık programları ile yöneticilerimize yönelik menopoz belirtilerini tanıyabilmeleri, empatik bir yaklaşımla destek olabilmeleri ve daha sağlıklı bir menopoz sürecini yaratabilmeleri için özel eğitimler planlıyoruz. Bu yaklaşımın kalıcı bir kurum kültürüne dönüşmesi amacıyla Menopoz Farkındalık Lideri atamaya hazırlanıyoruz. Kadınların ihtiyaçlarına uygun yeni izin politikamız ile menopoz dönemindeki çalışanlarımıza ek izin imkanı sunuyoruz. Ayrıca kadın çalışanlarımızın fiziksel ve zihinsel iyilik halini güçlendirecek spor, yoga gibi aktiviteleri hayatlarının bir parçası yapabilmeleri için çalışıyoruz.” İş hayatında kadınları destekleyen yaklaşımlar artmalı Ayşe Tolga, menopozun kadın yaşam döngüsünün doğal bir evresi olduğunu; doğru, bilimsel ve güvenilir bilgiyle desteklendiğinde hem fiziksel hem de duygusal açıdan güçlü bir dönüşüm sürecine işaret ettiğini belirtti. Tolga, bu dönemde kadınların bedenlerini dinlemelerinin; bedensel, zihinsel ve duygusal iyilik hâlini destekleyen beslenme, uyku düzeni, düzenli hareket, stres yönetimi ve öz bakım yaklaşımlarının yaşam kalitesini anlamlı ölçüde artırabileceğine dikkat çekti. Tolga ayrıca, Astellas’ın öncülüğünde hayata geçirilen Menopoz Dostu Kurum gibi, iş hayatındaki kadınları destekleyen yaklaşımların yaygınlaşmasının; kadınların menopoz sürecini yalnızca tıbbi değil, psikososyal boyutlarıyla da sağlıklı biçimde yönetebilmeleri açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. Uzun yıllar tabu olarak görülen menopozun tüm yönleriyle görünür kılınmasının; farkındalık ve destek kültürünü güçlendirerek daha kapsayıcı kurumlar ve daha güçlü bir toplum için ortak bir sorumluluk olduğunun altını çizdi.

Uludağ Enerji Sürdürülebilirlik Raporu Yayınlandı Haber

Uludağ Enerji Sürdürülebilirlik Raporu Yayınlandı

“Dönüşümün Enerjisi” mottosuyla hazırlanan rapor, şirketin yönetişimsel uygulamalarını, topluma ve doğaya duyarlı projelerini, iklim değişikliği ve karbon yönetimi programını ve dijital dönüşüm yatırımlarını bir arada sunuyor. Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova illerinde 5 milyonu aşkın nüfusa hizmet veren Uludağ Enerji, 2024 yılı sürdürülebilirlik raporunu yayınlayarak çevresel, ekonomik ve sosyal performans sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Şirketin sürdürülebilirlik stratejisi; iklim değişikliğiyle mücadele, dijitalleşme, müşteri memnuniyeti ve toplumsal etki başlıkları üzerine inşa edilirken, finansal sürdürülebilirlik de kurumsal sorumluluğun ayrılmaz bir unsuru olarak ele alınıyor. Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UNGC), Küresel Raporlama Girişimi (GRI) ve Sürdürülebilirlik Muhasebe Standartları Kurulu (SASB) standartlarına uygun olarak hazırlanan bu ilk grup raporu, dağıtım ve perakende şirketleri dahil olmak üzere tüm grup şirketlerinin performansını bütüncül bir yaklaşımla ele alıyor. Özvatan: “Sürdürülebilirlik hedeflerimizde yol haritamız hazır” Sürdürülebilirlik çalışmalarını değerlendiren Uludağ Enerji Grup Sürdürülebilirlik Direktörü Funda Özvatan, “Sürdürülebilirlik çalışmalarımızı, yönetişim ilkeleriyle uyumlu, güçlü bir organizasyonel yapı içinde yürütüyoruz. Çevresel ve sosyal alanlardaki risklerimizi yönetim kurulu düzeyinde ele alarak, dağıtım ve perakende faaliyetlerimizin daha dayanıklı, esnek ve güçlü bir strateji ile devamını sağlıyoruz. Enerjiye erişimde fırsat eşitliği, çevresel etkilerin azaltılması, iklime dayanıklı şebeke dönüşümü, karbonsuzlaşma çalışmalarımız ve dijital dönüşümle güçlenen altyapımız ülkemizin 2053 net sıfır hedefine katkı sunan stratejimizin de temel taşlarını oluşturuyor. Grup genelinde entegre bir yaklaşımla ilerlerken, teknolojiyi insan ve çevre yararına dönüştürmeyi önceliğimiz haline getiriyoruz. Yenilikçi ürün ve uygulamalar ile müşterilerimizin memnuniyetini sürekli geliştirmeyi, toplumsal yatırım programımız ile hizmet verdiğimiz bölgeye kalıcı fayda sunmayı hedefliyoruz. Finans kurumlarının çevresel ve sosyal performans standartlarını rehber edinerek, performansımızı sürekli geliştirmeye kararlıyız” açıklamasında bulundu. Toplumsal Gelişime Güçlü Destek Uludağ Enerji, hizmet verdiği toplumda kalıcı fayda oluşturmayı stratejisinin merkezine alarak çok çeşitli sorumluluk projeleri yürütüyor. Yaşam destek cihazı kullanan müşteriler başta olmak üzere özel tüketici gruplarının kesintisiz enerjiye erişimini güvence altına alıyor. Toplumsal farkındalık ve eğitim projeleri “Enerjini Geleceğe Taşı” ve “Enerji Danışmanım” ile çocuklara ve kadınlara enerji tasarrufu ve elektrik güvenliği eğitimi verirken, Karagöz Gölge Oyunu, boyama kitapları ve VR uygulamalarıyla enerjiyi eğlenceli öğrenme deneyimine dönüştürüyor. Arama kurtarma ekibi, afet ve acil durumlarda sahada aktif görev alırken, “Trafolar Konuşuyor” ve “Sosyal Faturalar” projeleriyle toplumsal farkındalık yaratılıyor. Ayrıca, “Hatay Yaşam ve Gelişim Kampüsü” ile Hatay bölgesinde deprem sonrası sosyal uyum desteği sağlandı. “Pembe Lambalar” ile sağlık, “Yeşil Dönüşüm Ormanları” ile çevre bilinci artırılıyor. Kırsal bölgelerde “Kardeşim Üşümesin” projesiyle ihtiyaç sahibi çocuklara destek sağlanırken, “Şehrin Işıkları” fotoğraf yarışmasıyla sanatı topluma ulaştırıyor. Bu çalışmalar, enerji hizmetlerinin ötesinde, toplumun her kesimine değer katan kapsamlı bir sosyal sorumluluk yaklaşımını ortaya koyarak şirketin sürdürülebilirlik stratejisine de güçlü katkı sunuyor.

TİKAV, 2025 Boyunca Eğitimden Güvenli Yaşama Binlerce Kişiye Ulaştı Haber

TİKAV, 2025 Boyunca Eğitimden Güvenli Yaşama Binlerce Kişiye Ulaştı

Türkiye İnsan Kaynakları Eğitim ve Sağlık Vakfı (TİKAV), eğitim, kişisel gelişim ve toplumsal farkındalık alanlarında hayata geçirdiği projelerle 2025 yılı boyunca Türkiye’nin farklı noktalarında binlerce kişiye dokunmaya devam etti. Vakıf, bugüne kadar yürüttüğü çalışmalarla toplam 84 bin kişiye doğrudan ulaşmayı başardı. Eğitimde fırsat eşitliğini desteklemeyi temel öncelikleri arasında konumlandıran TİKAV, 2025 yılı boyunca 1.217 öğrenciye düzenli burs desteği sağladı. Bunun yanı sıra, afet ve acil durumlara karşı toplumsal farkındalığı artırmayı hedefleyen “Önlem Al, Güvende Kal” projesiyle Türkiye genelinde 28 farklı lokasyonda yaklaşık 3.000 kişiye ulaşıldı. 2025’TE ÖNE ÇIKAN ETKİNLİK VE PROJELER TİKAV, 2025 yılında 47. İstanbul Maratonu’nda ‘Geleceğin Liderleri’ kampanyasıyla bağış topladı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde eğitim ve kişisel gelişim olanaklarına erişimde zorluk yaşayan 64 üniversite öğrencisinin eğitim programlarına katılımını desteklemek, teknolojik ekipman ihtiyaçlarını karşılamak, kültür ve sanat faaliyetleriyle ufuklarını genişletmek, yurt içi ve yurt dışı deneyim fırsatları sunmak ve maddi burs desteği sağlamak amacıyla 47. İstanbul Maratonu’nda yer aldı. Maraton aracılığıyla toplanan bağışlar, Bireysel Gelişim Programı kapsamında daha fazla öğrencinin bu imkânlardan yararlanmasına katkı sundu. Ayrıca TİKAV’ın 2024 yılında gerçekleşen 46. İstanbul Maratonu’nda “Eğitimde Eşitlik” kampanyası aracılığıyla topladığı bağışlar ile 2025 eğitim-öğretim yılında Bireysel Gelişim Programı kapsamında 40 bursiyerin eğitim bursu karşılandı. TİKAV, “Önlem Al, Güvende Kal” projesiyle 2025 yılı boyunca Akfen Yenilenebilir Enerji santrallerinin bulunduğu lokasyonlarda yaşayan kadınlar ve ailelerine yönelik afetler, afet öncesi gerekli önlemlerin alınması, afet anı yaşanabilecek durumlar ve afet sonrasında koordineli olarak yapılması gerekenlere yönelik farkındalık ve eğitim programlarını başarıyla tamamladı. Dijital dünyada bilinçli ve güvenli bireyler yetiştirilmesini hedefleyen proje kapsamında 28 farklı lokasyonda doğrudan yaklaşık 1895 kadın, 928 çocuk ve 24 muhtar, dolaylı olarak 10 binden fazla kişiye ulaşıldı ve eğitim programını tamamlayan katılımcılara eğitim sonu sertifikaları verildi. Vakıf projeleri, bu çalışmaların ardından ulusal ölçekte de takdir görmeye devam etti. 2024 yılında hayata geçirilen “Dijitaldeki Ayak İzimiz” projesi, 2025 yılında Kadın Dostu Markalar Farkındalık Ödülü’ne layık görüldü. Ayrıca TİKAV Yönetim Kurulu Başkanı Hülya Kırçuval, Fortune Türkiye tarafından düzenlenen “Sürdürülebilirlik Liderleri 50 Zirvesi” kapsamında ‘Türkiye’nin İlk 50 sürdürülebilirlik Lideri’ arasında yer alarak ödül aldı. Dünyada 130’dan fazla ülkede 13 milyonu aşkın öğrenciye ulaşan, Türkiye’de ise Türkiye İnsan Kaynakları Eğitim ve Sağlık Vakfı (TİKAV) koordinasyonunda faaliyetlerini sürdüren Uluslararası Gençlik Ödülü Programı kapsamında, 2025 yılı içerisinde altı Ödül Lideri Eğitimi, iki Supervisor Eğitimi, iki Assessor Güncelleme Eğitimi, bir Gümüş ve Altın Macera ve Keşif Yolculuğu Assessor Eğitimi ve bir Değerlendirici Eğitimi gerçekleştirildi. Eğitimler aracılığıyla gönüllüler bir araya gelirken, program süresince Ödül Programı’nın yapısı, temel ilkeleri ve uygulama adımları detaylı biçimde ele alındı. Bu eğitimlerle gönüllüler, gençlerin bireysel gelişim yolculuklarına rehberlik edecek bilgi ve donanımla sahaya hazırlanarak gençlere doğrudan destek sunacak yetkinliğe ulaştı. Uluslararası Gençlik Ödül Programı kapsamında 136 gencin katılım sağladığı SERÇEV Bronz Ödül Töreni ve XXV. Gümüş & VI. Bağımsız Bronz ve Gümüş Ulusal Ödül Töreni gerçekleştirildi. Törenin en ilham verici anlarından biri, ilk kez SERÇEV’den katılan Serebral Palsili gençlerin ilk kez ödüllerini alması oldu. Törende Bronz ve Gümüş kategorisini tamamlayan katılımcılar ödüllerini alırken Serebral Palsili gençlere de ödülleri takdim edilerek engelli bireylerin de eşit fırsatlarla başarıya ulaşabileceği bir kez daha gözler önüne serildi. Toplamda farklı illerden gelen 136 katılımcı, sertifikalarını ve rozetlerini alarak programı başarıyla tamamladı. Uluslararası Gençlik Ödülü-Türkiye Programı kapsamında SERÇEV ile birlikte düzenlenen toplumsal uyum projesi “CP Elçisi olduk; Cihaz Değil, Bağ Kurduk” projesi ile Programı uygulayan gençler farkındalık kazanarak Serebral Palsi hakkında bilgi sahibi olmuşlardır ve özel gereksinimli bireyler için hazırlanan cihazın teslimi görevlerini gerçekleştirdiler. TİKAV, gençlerin çok yönlü gelişimini destekleyen uluslararası çalışmalara katkı sunmaya devam ederek, Ataşehir Golf Kulübü Golf Sahası’nda Uluslararası Gençlik Ödülü Programı için düzenlenen yıllık uluslararası golf etkinliği The Duke of Edinburgh Cup’ı 2025 yılında da başarıyla gerçekleştirdi. Dünyanın En Prestijli Golf Turnuvalarından Edinburgh Dükü Kupası’nın Türkiye Ayağı’nı gerçekleştiren TİKAV, turnuva programından elde edilecek gelir ile 14-24 yaş aralığındaki gençlere yönelik gönüllü bireysel gelişim programı olan Uluslararası Gençlik Ödül Programı’na öğrenci kazandırılması çalışmalarına da kaynak olmayı amaçlamaktadır.

Uludağ Enerji, Çocuklara Enerji Tasarrufunu Deneyimleterek Öğretiyor Haber

Uludağ Enerji, Çocuklara Enerji Tasarrufunu Deneyimleterek Öğretiyor

Bursa İl Milli Eğitim Müdürü Gürhan Çokgezer’in katılımıyla Sakarya Ortaokulu ile Hürriyet Ticaret ve Sanayi Odası İlkokulu’nda düzenlenen etkinliklerle çocuklar hem eğlendi hem öğrendi. Proje bugüne kadar 520 okulda 41 binin üzerinde öğrenciye doğrudan ulaşarak güçlü bir toplumsal farkındalık oluşturdu. Ülkemizin dört bir yanında enerjiyi güvenle ulaştıran, geleceği teknoloji ve verimlilikle şekillendiren Uludağ Enerji, 2018 yılından bu yana yürüttüğü “Enerjini Geleceğe Taşı” projesiyle çocuklara erken yaşta enerji tasarrufu bilinci kazandırmayı sürdürüyor. Bu kapsamda Sakarya Ortaokulu ile Bursa Hürriyet Ticaret ve Sanayi Odası İlkokulu’nda düzenlenen son uygulama; Bursa İl Milli Eğitim Müdürü Gürhan Çokgezer ve Uludağ Enerji Grubu CEO’su Sinan Öktem’in katılımıyla gerçekleşti. Öğrenciler Karagöz Gölge Oyunu aracılığıyla enerjinin doğru kullanımını eğlenceli hikayeler üzerinden öğrenirken, VR gözlüklerle 100 yıl sonrasına yapılan sanal yolculukta bilinçli ve bilinçsiz enerji kullanımının geleceğe etkilerini birebir deneyimledi. Sinan Öktem: “Proje şimdiye kadar 41 binden fazla öğrenciye ulaştı” 2018 yılından bu yana devam eden projenin detaylarına ilişkin açıklamalarda bulunan Uludağ Enerji Grubu CEO'su Sinan Öktem, 'Başladığımız günden bugüne kadar 520 okulda 41 binin üzerinde öğrencimize eriştik. Projenin temel amacı öğrencilere enerji tasarruf ve güvenliğini geleneksel ve modern yöntemlerle aktarmak. Karagöz Gölge Oyunu ile geleneksel yöntemler kullanılırken, VR Teknolojisi ile ise enerji tasarruflu ve tasarruf yapılmayan bir dünya senaryoları sanal gerçeklikle gösteriliyor. Ayrıca Uludağ Üniversitesi ile de proje partnerliği yapıyoruz. Üniversite öğrencileri gün boyunca çocuklarla sıcak bir bağ kurarak animasyon karakterleri, yüz boyama ve çeşitli etkinliklerle keyifli anlar yaşattılar. Grup olarak enerjiyi verimli kullanan ve çevreye duyarlı nesiller yetişmesine katkı sağlayarak; daha temiz, daha yaşanabilir ve sürdürülebilir bir gelecek için kalıcı fayda üretmeyi hedefliyoruz. Protokol kapsamında Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile iş birliği yapıyoruz, kendilerine destekleri için teşekkür ederiz' diye konuştu. İş birliğinin ev sahipliği konuşmasını yapan Bursa İl Milli Eğitim Müdürü Gürhan Çokgezer ise, 'Bizler için en kıymetli olan; öğrencilerimizin doğru bilgiyle, doğru alışkanlıklarla, doğru yönlendirmelerle yetişmesidir. Enerji tasarrufu bilinci, enerji güvenliği farkındalığı ve sürdürülebilir yaşam kültürü, artık yalnızca belirli alanlara yönelik değil; tüm toplumun ortak sorumluluğu hâline gelmiştir. Uludağ Enerji tarafından yürütülen Enerjini Geleceğe Taşı projesi, VR gözlük ortamında sunulan enerji tasarrufu ve güvenliği eğitimleri, yine çocuklarımızı hem eğlendiren hem bilinçlendiren Karagöz Gölge Oyunu, sanatla öğrenmeyi buluşturan resim yarışmaları, ortaokul öğrencileri için hazırlanan Enerji Timi sunumları; 16 okulda uygulanmış ve kısa sürede çok güçlü bir etki oluşturmuştur. Bu çalışmaların bugün burada daha geniş bir planlama ve iş birliği anlayışıyla devam edecek olması bizi ayrıca sevindirmektedir. Geleceğimizin mimarı olan çocuklarımız için daha güçlü, daha nitelikli, daha bilinçli yaşam ortamlarını birlikte inşa etmenin kararlılığını ortaya koyduğumuz bu iş birliğinin Bursa eğitimine, öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve tüm paydaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum' ifadelerini kullandı. Enerjini Geleceğe Taşı Projesi Uludağ Enerji’nin Bursa, Balıkesir, Çanakkale ve Yalova’da yürüttüğü Enerjini Geleceğe Taşı Projesi; VR tabanlı senaryolar, geleneksel Karagöz Gölge Oyunu, interaktif atölyeler ve enerji temalı eğitim kitaplarıyla bütüncül bir öğrenme deneyimi sunuyor. VR gözlüklerle öğrenciler, tasarruf yapılan ve yapılmayan iki farklı geleceği karşılaştırarak enerjinin sorumlu kullanımının etkilerini somut biçimde görüyor. Gölge oyunu bölümü ise çocuklara ev içinde uygulayabilecekleri küçük ama etkili tasarruf davranışlarını eğlenceyle öğretiyor. Program sonunda dağıtılan Enerjik Tatil Boyama ve Etkinlik ile Geleceğin Enerjisi kitapları, yenilenebilir enerji kaynaklarını oyun, görsel uygulama ve basit deneylerle anlatıyor; böylece projenin etkisi sınıf ortamından eve taşarak kalıcı bir farkındalığa dönüştürüyor.

Tohum Otizm Vakfı, Otizmli Çocuklar İçin İyiliği Festivale Dönüştürüyor Haber

Tohum Otizm Vakfı, Otizmli Çocuklar İçin İyiliği Festivale Dönüştürüyor

Tohum Otizm Vakı’nın geleneksel hale gelen Yılbaşı Alışveriş Festivali, bu yıl da “İyilikten Festival Doğar” temasıyla16-17 Aralık 2025 tarihlerinde The Grand Tarabya’da gerçekleşecek. Otizmli bireylerin eğitimine katkıda bulunmak ve toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla düzenlenen festival, iki gün boyunca ziyaretçilerini birbirinden özel markalar ve sürprizlerle buluşturacak. Tohum Otizm Vakfı, otizmli bireylerin erken tanı ve eğitimle topluma kazandırılması yönünde yürüttüğü çalışmaları desteklemek amacıyla hayata geçirdiği Yılbaşı Alışveriş Festivali’nde, bu yıl da iki bine yakın ziyaretçiyi“iyiliğin bir parçası olmaya” davet ediyor. Ziyaretçiler, yeni yıl öncesinde sevdikleri için hediye alırken aynı zamanda otizmli çocukların eğitimine katkıda bulunma fırsatı bulacak. Birbirinden özel markalar, sürpriz çekilişler ve hediye sepetleri… Takıdan giyime, ev tekstilinden dekorasyona, mücevherden kozmetiğe kadar bir çok farklı sector ve kategoride markanın yer alacağı festival, 16-17 Aralık’ta The Grand Tarabya’da 11.00-21.00 saatleri arasında ziyarete açık olacak. Ziyaretçileri, iş dünyasının değerli temsilcilerinin, kurumların, çağdaş sanatçıların ve seçkin markaların bağışladığı özel hediyelerle dolu çekilişler ve sürpriz etkinlikler bekliyor. Ayrıca, Tohum Otizm Vakfı kurucularının ve iş dünyasından önemli isimlerinin hazırladığı özel tasarım yılbaşı hediye sepetleri, otizmli çocuklar yararına bağışa dönüşerek festival anlam katacak. Festivali ziyaret edin, otizmli çocukların eğitimine siz de destek olun! Geçtiğimiz yıl 1 günde 1000’i aşkın ziyaretçiyi ağırlayan ve 100’e yakın markayı bir araya getiren festivalin, bu yıl da geniş katılımla gerçekleşmesi hedefleniyor. Yurt genelinde yürüttüğüprojelerlebugüne kadar 2.8 milyon otizmli çocuk, aile, öğretmen ve sağlık çalışanına ulaşanTohum Otizm Vakfı, herkesi 16 - 17 Aralık tarihlerinde The Grand Tarabya’da düzenlenecek Yılbaşı Alışveriş Festivali’ne katılmaya ve otizmli çocukların eğitimine destek vermeye davet ediyor.

14 Dernekten Kronik Hastalıklarda Önemli Mesaj: Ölüm Oranı %21 Azaltılabilir Haber

14 Dernekten Kronik Hastalıklarda Önemli Mesaj: Ölüm Oranı %21 Azaltılabilir

Bir vakıf tarafından yönetilen Servier Grubu’nun iştiraki olan Servier Türkiye’nin koşulsuz katkılarıyla hayata geçirilen “Türkiye 2030’da %50” projesi, hastaların tedaviye uyumunu artırarak hastalık kontrol oranlarını 2030 yılına kadar en az %50’ye yükseltmeyi amaçlıyor. 14 Dernekten Ortak Uyarı: Veriler Acil Eylem Gerekliliğini Gösteriyor! Proje kapsamında yer alan 14 dernek arasında; Ateroskleroz Derneği, Avrasya Kalp Yetersizliği Derneği, Dahiliye Uzmanları Derneği, İç Hastalıkları Uzmanlık Eğitim Araştırma Derneği, Kalp Damar Hastalıklarıyla Mücadele ve Farkındalık Derneği, Kardiyovasküler Akademi Derneği, Klinik Endokrinoloji ve Diyabet Derneği, Metabolik Sendrom Derneği, Türk Diyabet Cemiyeti, Türk Girişimsel Kardiyoloji Vakfı, Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği, Türkiye Diyabet Vakfı Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği yer alıyor. Dernek uzmanları, açıkladıkları ortak deklarasyonda şu mesajı vurguladı: “Bizler, Türkiye genelinde farklı uzmanlık alanlarında faaliyet gösteren 14 dernek olarak, ülkemizde başta hipertansiyon ve tip 2 diyabet olmak üzere kronik hastalıklarla mücadele eden bireylerin yaşam kalitesini artırmak, komplikasyon risklerini azaltmak ve toplum sağlığını geliştirmek amacıyla ortak bir irade ile hareket etmeye karar verdik. Ülkemizin gelecek nesillerinin sağlıklı ve refah içinde olabilmesi, sağlık sistemi üzerinde yaratılan yükün azaltılabilmesi için tüm sağlık meslek mensuplarının konu hakkında bilgilendirilmesi, ilgili kamu kurumları da dahil olmak üzere tüm sağlık kurum ve kuruluşlarının özellikle hipertansiyon, diyabet ve diğer kardiyovasküler hastalıklar, bu hastalıkların temelleri ve tedavi yöntemleri konusunda bilgilendirilmesi bir zorunluluktur.” Türkiye’de Kronik Hastalık Kontrolü Alarm Veriyor! Bilimsel araştırmalar, Türkiye’de hipertansiyon ve diyabet yönetiminin hedeflenen kontrol seviyelerinin oldukça gerisinde olduğunu gösteriyor: Hipertansiyon tedavisinde hedefe ulaşma oranı yalnızca %22,2’dir. (1)Tip 2 diyabette hedefe ulaşma oranı ise %36,7 seviyesindedir. (2) Bu veriler, hastaların tedaviye erişim imkânı olmasına rağmen kontrolün sağlanamadığını, bunun da komplikasyon oranlarını yükselttiğini açıkça göstermektedir. Ölüm Oranları %21 Azaltılabilir! Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kronik hastalıklarda tedaviye uyum, sağlık sonuçlarını belirleyen en kritik faktörlerden biridir. “Tedaviye Uyum”: Hastaların doktorları tarafından önerilen yaşam tarzı değişikliklerine uyması ve reçete edilen ilaçları önerildiği şekilde kullanması olarak tanımlanmaktadır. Yapılan global çalışmalar: Kronik hastalıklarda her 2 hastadan 1’inin tedaviye uyumsuz olduğunu göstermektedir. (3)Hipertansiyon ve diyabette düşük uyum oranlarının; kardiyovasküler hastalıklar, felç, böbrek yetmezliği ve erken ölüm riskini anlamlı biçimde arttırdığı kanıtlanmıştır. (4)OECD verileri, tedavi uyumunun artırılmasının uzun dönem ölüm oranlarını %21 azaltabileceğini göstermektedir. (5)Aynı rapora göre, Avrupa’da yüksek uyum ile yıllık 125 milyar € sağlık harcaması tasarrufu sağlanabilir. (6) Bu sonuçlar, tedaviye uyumun yalnızca bireysel sağlıkla sınırlı kalmadığını; ülke ekonomisi, sağlık harcamaları ve iş gücü üretkenliği açısından da milli bir önem taşıdığını ortaya koymaktadır. Türkiye’deki düşük uyum oranının sağlık sistemi üzerindeki yükü artırdığını belirten uzmanlara göre; *Türkiye’de hipertansiyon tedavisine başlayan hastaların %50’si ilk yıl içinde tedaviyi bırakıyor. (7) *Tedaviye uyumsuzluk, diyabet komplikasyonlarını tetikliyor. (8) *Uyum azaldıkça hastaneye yatışlar %20’ye kadar artış gösteriyor. (9) Bu tablo hem toplum sağlığını hem de sağlık sisteminin sürdürülebilirliğini tehdit eden bir yük oluşturmaktadır. “Türkiye 2030’da %50” Projesi Bu Kritik Tabloyu Değiştirmek İçin Yola Çıktı 14 derneğin oluşturduğu ortak irade doğrultusunda proje dört ana alanda ilerleyecek. 1.Hekim Eğitimleri ve Rehberlik Programları Bilimsel rehberlere dayalı eğitimlerE-learning modülleriWebinar serileriHekimlerin hasta iletişimini güçlendirmeye yönelik eğitimler 2. Hastalarda Tedaviye Uyumun Artırılması “Uyum elçileri” programıİlaç hatırlatma mobil uygulamaları Kişiye özel bilgilendirme materyalleriDijital takip çözümleri 3. Toplumsal Farkındalık Kampanyaları Dünya Tedaviye Uyum Günü (27 Mart 2026) kapsamında ulusal etkinliklerTV ve radyo kamu spotlarıInfluencer iş birlikleriHasta taramaları ve halk bilgilendirme çalışmaları 4. Sağlık Sisteminde Optimizasyon Kullanılmayan reçeteli ilaç oranlarının azaltılmasıİyi uygulama örneklerinin yaygınlaştırılması Projenin Toplum Sağlığına ve Ekonomiye Katkısı Yapılan bilimsel araştırmalar ve OECD analizleri ışığında değerlendirildiğinde, ‘Türkiye 2030’da %50’ projesinin başarılı olması durumunda şu katkılar sağlanacaktır: Hipertansiyon ve diyabet kontrol oranlarında milyonlarca bireyin yaşam kalitesi artacak,Kardiyovasküler olaylar, felç, böbrek yetmezliği gibi komplikasyonlarda belirgin düşüş sağlanacak,Ülke çapında erken ölüm oranlarında %20’nin üzerinde azalma potansiyeli oluşacak,Sağlık harcamalarında milyarlarca liralık tasarruf sağlanabilecek.

Geniz Eti Büyümesi Son Yıllarda Hızla Yaygınlaşıyor Haber

Geniz Eti Büyümesi Son Yıllarda Hızla Yaygınlaşıyor

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay “Geniz eti büyümesi son yıllarda viral enfeksiyonlarda ve alerjideki artış nedeniyle, çocuklarda hızla yaygınlaşıyor. En sık 2-5 yaş aralığında çok sık görülen ve okul çağındaki çocukları tehdit eden geniz eti büyümesi tedavi edilmediğinde uyku apnesi gibi yaşam kaybına neden olabilen hastalığa da yol açabiliyor” diyor. Anne-babalara, çocuklarını dikkatli gözlemlemeleri önerisinde bulunan KBB Uzmanı Prof. Dr. Ertugay, hastalığın belirtilerini ve tehlikelerini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Son yıllarda çocuklarda geniz eti büyümesi hızla yaygınlaşıyor. Özellikle 2-5 yaşları arasında çok sık görülen ve okul çağındaki çocukları tehdit eden hastalık, yalnızca burun tıkanıklığıyla sınırlı kalmayıp, uyku kalitesinden yüz gelişimine dek pek çok soruna yol açıyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay “Geniz eti, burun boşluğunun arkasında yer alan ve üzüm salkımına benzeyen bir lenfoid dokudur. Sağlığımız açısından önemli görevler üstlenen geniz eti; vücuda giren bakterileri, virüsleri ve alerjenleri tanır ve onlarla savaşmaya yardımcı olan antikorları üretir. Buna karşın geniz eti büyüdüğünde birçok ciddi soruna yol açabilir. Ancak erken tanı ve uygun tedaviyle çocukların hem solunum hem de genel yaşam kalitelerini önemli ölçüde iyileştirmek mümkündür. Bu nedenle toplumsal farkındalık büyük önem taşımaktadır” diyor. Bu belirtilerle kendini gösteriyor Çocuklarda geniz eti böyümesinin çoğu zaman sinsi şekilde ilerlediğini belirten Prof. Dr. Ertugay şöyle konuşuyor: “Geniz eti büyümesi olan çocuklar genellikle burundan nefes almakta zorlanır. Bu nedenle ağızdan nefes alma alışkanlığı geliştirirler. Özellikle gece uykularında horlama, huzursuz uyuma, terleme ve sabah yorgun uyanma gibi belirtiler sıkça görülür. Aileler çoğu zaman bu durumu ‘çocuk uykuda çok hareketli’ diyerek geçiştiriyor ancak bu tablo aslında geniz etinin nefes yolunu daraltmasının bir sonucudur.” Tekrarlayan kulak enfeksiyonlarına yol açıyor Geniz etinin burnun arkasındaki bölgeye yerleştiği için, östaki borusunu tıkayabildiğini, bunun da sık sık orta kulak enfeksiyonuna ve işitme problemlerine yol açtığını söyleyen Prof. Dr. Çiğdem Kalaycık Ertugay sözlerine şöyle devam ediyor: “Çocuğun televizyonu yakından izlemesi, sık sık ‘ne dedin?’ diye sorması veya derslerde dalgın görünmesi, öğrenme sorunları yaşaması ve okul başarısının düşmesi aslında işitme azlığının bir göstergesi olabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde mutlaka kulak, burun ve boğaz muayenesi yapılmalıdır.” Yüz gelişimleri olumsuz etkileniyor Burundan nefes alamayan çocukların yüz gelişiminin de zamanla etkilenebildiğini, sürekli ağızdan nefes almanın, yüz kemiklerinde uzun ve dar bir görünüm oluşturabildiğini belirten Prof. Dr. Ertugay “Bu da hem estetik hem de fonksiyonel sorunlara yol açabilir. Yüz şekli bozulur (adenoid yüz) ve çocuğun psikolojinin de olumsuz etkilenmesine neden olur. Üstelik hipertansiyondan kalp problemlerine, insülin direncinden gelişme geriliğine ve uyku apnesi gibi bir başka tehlikeli hastalığa zemin hazırlayabilir. Bu nedenle en büyük görev öncelikle anne-babalara düşmektedir. Çocuklarını dikkatle gözlemleyerek, erken tanı ve uygun tedavi sayesinde sağlıklı gelişimlerini sağlayabilirler” diyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.