Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Toplumsal Fayda

Kapsül Haber Ajansı - Toplumsal Fayda haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Toplumsal Fayda haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

SANKO Holding TEKNOFEST 2026’da Fayda Odaklı Teknolojileri Destekliyor Haber

SANKO Holding TEKNOFEST 2026’da Fayda Odaklı Teknolojileri Destekliyor

Türkiye’nin lider sanayi kuruluşlarından SANKO Holding, bu yıl yedinci kez dünyanın en büyük Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali TEKNOFEST’in ana paydaşları arasında yer alacağını duyurdu. SANKO Holding, TEKNOFEST 2026’da yürütücülüğünü üstlendiği İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması ile öğrencileri bilim ve teknoloji alanında yenilikçi fikirler geliştirmeye ve toplumsal ihtiyaçlara yönelik teknoloji tabanlı çözümler üretmeye teşvik ediyor. Yarışma kapsamında, insan hayatını doğrudan etkileyen farklı alanlarda uygulanabilir ve sürdürülebilir çözümler geliştirilmesi hedeflenirken; yararlılık, toplumsal fayda ve hayatı kolaylaştırma temel öncelikler olarak öne çıkıyor. Yarışma kapsamında geliştirilecek projelerin; öğrencilerin kişisel gelişimini desteklemesi, yaşadıkları çevreye ve topluma duyarlılık kazandırması ve dünyanın sürdürülebilirliğine katkı sunabilecek nitelikte olması bekleniyor. Ön değerlendirmeler sonucunda finale kalan takımlar geliştirdikleri projeleri 16-18 Eylül 2026 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi 15 Temmuz Kültür ve Kongre Merkezi’nde jüriye sunacak. Kazanan takımlar TEKNOFEST Güneydoğu kapsamında 30 Eylül- 4 Ekim 2026 tarihleri arasında Şanlıurfa GAP Havalimanı’nda düzenlenecek törende ödüllerini alacak. SANKO Holding’in yürütücülüğünde düzenlenecek İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması – Ortaokul Seviyesi kapsamında; “Astronomi ve Uzay Teknolojileri”, “Doğa Bilimleri ve Çevresel Farkındalık”, “Eğitim Teknolojileri” ile “Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri” olmak üzere dört alt kategoride toplam 189 bin 701 takım başvuru gerçekleştirirken, 101 takım ise finalde yarışma hakkı elde etti. SANKO, TÜRKİYE’NİN MİLLİ TEKNOLOJİ HAMLESİNE KATKI SUNUYOR İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması ile öğrencilerin yaratıcı ve yenilikçi fikirler geliştirmeleri, bu fikirleri teknolojiyle buluşturarak insanlık yararına çözümlere dönüştürmeleri hedefleniyor. SANKO Holding, toplumun tamamında teknoloji ve bilim konusunda farkındalık oluşturmayı, Türkiye’nin bilim ve mühendislik alanlarında yetişmiş insan kaynağını artırmayı hedefleyen TEKNOFEST’in bu yıl yedinci kez ana paydaşları arasında yer alarak Türkiye’nin Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğunda geleceğin teknolojilerini üretecek gençleri desteklemeyi sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerjisa’nın Enerji Verimliliği Projesi Hatay’da Çocuklara Ulaştı Haber

Enerjisa’nın Enerji Verimliliği Projesi Hatay’da Çocuklara Ulaştı

‘Herkes İçin Daha İyi Bir Gelecek’ vizyonuyla Türkiye’nin enerji dönüşümüne öncülük eden Enerjisa Enerji, geleceğin mimarları olan çocukların enerji bilinçliliğine değer katarak toplumsal fayda odaklı çalışmalarına yeni bir heyecan katmak için önemli bir çalışmaya imza attı. 16 yıldır 400 bine yakın çocuğa ulaşarak enerji tasarrufu ve verimlilik farkındalığı oluşturan Enerjimi Koruyorum Sosyal Sorumluluk Projesi, günümüz ihtiyaçlarına göre pedagoglar eşliğinde yeniden kaleme alınan senaryosuyla bu kez Hatay’da çocuklarla buluştu. Hatay’da 5 ilçede 3 binden fazla çocuk tiyatroyla buluştu Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin tiyatro tırı desteğiyle 24-28 Ağustos tarihleri arasında hayata geçen yaz turnesi boyunca kentin İskenderun, Arsuz, Yayladağ, Samandağ ve Defne ilçeleri olmak üzere toplam 5 ilçede tiyatronun birleştirici ve öğretici gücü bölgeye taşındı. 5 gün boyunca farklı ilçelerde sahnelenen oyunlarla 3 binden fazla çocuğa ulaşılırken, enerji verimliliği ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları eğlenceli bir hikaye üzerinden keşfedildi. Dijitalleşen dünyada çocukluğun değişen dinamiklerini sahneye taşıyan yeni metin; sadece kaynakları verimli kullanmayı ve yenilenebilir enerjinin gücünü anlatmakla kalmıyor, ekran başında geçirilen uzun saatler yerine sokakta, akranlarla oyun oynamanın kıymetini de vurguluyor. Hatay’da 5 farklı noktada sahnelenen gösterimlerle çocukların hem kendi yaşam enerjilerini korumaları hem de arkadaşlarıyla birlikte keyifli, eğitici bir deneyim paylaşmaları amaçlandı. Enerjimi Koruyorum’da her 1 TL yatırım 3,17 TL sosyal değer yaratıyor Enerjisa Enerji, sosyal sorumluluk projelerinin oluşturduğu değeri bilimsel yöntemlerle ölçmeye devam ediyor. Bu kapsamda gerçekleştirilen Sosyal Getiri Yatırım (SROI) analizine göre Enerjimi Koruyorum Sosyal Sorumluluk Projesine yapılan her 1 TL'lik yatırımın, 3,17 TL sosyal değer oluşturduğu hesaplandı. Ebru Taşcıoğlu: Çocukların tebessümü en büyük enerji kaynağımız Tiyatro turnesinin önemine değinen Enerjisa Enerji Sürdürülebilirlik ve Kurumsal Yetkinlikler Bölüm Başkanı Ebru Taşcıoğlu, Hatay’da yoğun ilgi gören yaz turnesine ilişkin şu sözlerle değerlendirmede bulundu: “Enerimi Koruyorum ile 16 yıldır çocukların enerji ve çevre konusunda erken yaşta farkındalık kazanmalarına katkı sağlıyoruz. Çünkü daha iyi bir geleceğin, çocuklara bugün kazandırdığımız bilinç ve alışkanlıklarla şekilleneceğine inanıyoruz. Bu yıl oyunumuzu pedagogların katkısıyla yenilerken çocukların değişen dünyasını da dikkate aldık. Enerji verimliliği ve sürdürülebilir yaşamın yanında arkadaşlığın, birlikte vakit geçirmenin ve çocuk olmanın değerine odaklandık. Sanatın birleştirici ve iyileştirici gücüyle çocuklara hem düşündüren hem de yüzlerini güldüren bir deneyim yaşatmak istedik. Yenilenen oyunumuzu Hatay’da çocuklarla buluşturmak da bu nedenle bizim için çok değerliydi. Beş gün boyunca onların heyecanına, merakına ve mutluluğuna ortak olduk. Çocukların yüzlerindeki tebessümün en büyük enerji kaynağımız. Bu nedenle Enerjimi Koruyorum projemizi 16 yıldır sürdürüyor, çocukların hayatında güzel bir iz bırakmak ve onlarla birlikte daha iyi bir geleceğe katkı sunmak için çalışıyoruz.” Enerjisa Enerji Hakkında ‘Daha iyi bir gelecek’ vizyonuyla sürdürülebilirlik ve teknolojinin çarpan etkisini kullanarak Türkiye’nin enerji dönüşümüne öncülük eden Enerjisa Enerji, ana iş kolları olan elektrik dağıtım ve perakende satış alanlarında Türkiye’nin yüzde 25’ine hizmet sunuyor. Sektörün en büyük oyuncusu olan Enerjisa Enerji, 14 ilde 11 milyon müşteriye ulaşarak 22,3 milyonu aşkın kullanıcıya elektrik dağıtım hizmeti sağlıyor. Enerjisa Enerji, İşimin Enerjisi markasıyla müşterilerine, yenilenebilir enerji ve verimlilik çözümleri sunarken; hisselerinin tamamına sahip olduğu Eşarj ile Türkiye’nin ilk şarj istasyonu ağını işletiyor. Ana sermayedarları Sabancı Holding ve E. ON olan Enerjisa Enerji’nin yüzde 20 hissesi halka açık olup Borsa İstanbul’da işlem görüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hyundai 2026 IDEA Ödülleri’nde Geleceğin Mobilitesi ve Marka Tasarımı Alanlarında 10 Ödül Kazandı Haber

Hyundai 2026 IDEA Ödülleri’nde Geleceğin Mobilitesi ve Marka Tasarımı Alanlarında 10 Ödül Kazandı

Hyundai; konsept tasarımı, markalaşma, hizmet tasarımı, mekân tasarımı ve robotik kategorilerinde iki Altın, iki Bronz ve altı Finalist ödülü elde etti. Bu başarı, şirketin yalnızca otomotiv üretimindeki değil, marka tasarımı ve pazarlama alanlarındaki yetkinliğini de bir kez daha ortaya koydu. Geleceğin Mobilitesi Konsept Tasarımı Ödülleri Altın Ödül E3W ve E4W Elektrikli Mikro Mobilite Konseptleri – Konsept ve Spekülatif Tasarım Finalist Mobile Nap – Konsept ve Spekülatif TasarımFurnished Lounge / Hyundai Add Gear – Mobilya ve AydınlatmaMobED (Mobile Eccentric Droid) – Ticari ve Endüstriyel Tasarım Markalaşma, Hizmet Tasarımı ve Aksesuar Ödülleri Altın Ödül Na Oh Korean Restaurant Book – Markalaşma Bronz Ödüller Hyundai Heritage: RETRACE Magazine (STELLAR ve SONATA) – MarkalaşmaHyundai Hope on Wheels – Markalaşma Finalist Na Oh Korean Restaurant Branding – MarkalaşmaHyundai Customizable MagSafe ID Card Case – Ofis ve AksesuarUX Studio Seoul – Hizmet Tasarımı ve Mekân Tasarımı IDEA Ödülleri’nin Tasarım Dünyasındaki Önemi Dünyanın en prestijli tasarım yarışmalarından biri olan IDEA (International Design Excellence Awards – Uluslararası Tasarım Mükemmelliği Ödülleri), başvuruları beş temel kriter üzerinden ve katılımcıların kimliklerinin gizli tutulduğu kör değerlendirme yöntemiyle inceliyor. Değerlendirme kriterleri şu başlıklardan oluşuyor: Tasarımda yenilikçilik ve problem çözmeSon kullanıcılara sağlanan somut faydaMüşteri marka açısından yaratılan ticari etkiTopluma ve sürdürülebilirliğe katkıTasarım estetiğinin işlevle uyumu Değerlendirme boyunca katılımcıların kimliklerinin gizli tutulması, yenilikçi fikirlerin marka bilinirliğinden bağımsız ve yalnızca kendi nitelikleri üzerinden değerlendirilmesini sağlıyor. Hyundai; şehir içi erişilebilirlik, iklim koşullarına dayanıklılık, iyi yaşam ve kişiselleştirilmiş yaşam tarzı gibi gerçek kullanıcı ihtiyaçlarına yönelik geliştirdiği çözümlerle ödüle layık görüldü. Bu yaklaşım, tasarımı yalnızca biçimsel ve estetik bir unsur olarak değil, insan hayatına somut değer katan bir araç olarak ele alıyor. E3W ve E4W ile Son Kilometre Ulaşımına Yeni Bir Yaklaşım E3W ve E4W, Hindistan’ın geleneksel motorlu çekçeklerini yoğun şehir yaşamı ve günlük çalışma koşulları için temiz, kapsayıcı ve uyarlanabilir bir platform olarak yeniden yorumlayan elektrikli mikro mobilite konseptleri olarak öne çıkıyor. Modeller; erişilebilirlik, iklim koşullarına dayanıklılık ve modüler kullanım esnekliğini bütüncül bir tasarımda buluşturuyor. Konseptlerin öne çıkan özellikleri arasında şunlar yer alıyor: Basamaksız erişim ve tekerlekli sandalye kullanımına olanak sağlayan tamamen düz ve engelsiz zeminYolcu ve yük taşımacılığı arasında hızlı geçiş sağlayan katlanabilir ve zemine gizlenebilir koltuklarMuson mevsiminde su altında kalan veya engebeli yollarda hareket kabiliyetini koruyan ayarlanabilir sürüş yüksekliğiYoğun şehir trafiğinde çevikliği ve sürücü görüş açısını artıran kompakt boyutlar ve açılı ön camFarklı araçlara ihtiyaç duyulmadan yolcu taşımacılığı, lojistik ve acil durum görevlerine uyarlanabilen modüler mimari E3W ve E4W; sıfır egzoz emisyonu, trafik güvenliği, engelli bireyler için erişilebilirlik ve dezavantajlı toplulukların iklim koşullarına karşı dayanıklılığı gibi birbiriyle bağlantılı şehir sorunlarına çözüm sunuyor. Kapsayıcılığı ve sel koşullarına dayanıklılığı tasarımın merkezine yerleştiren konseptler, son kilometre ulaşımını uyarlanabilir bir kent mobilitesi ekosistemine dönüştürüyor. Mobile Nap ile Araçlarda Dinlenme Deneyimi Mobile Nap, araç iç mekânını sakin ve dinlenme odaklı kişisel bir alana dönüştürerek uykuyu tasarlanmış bir mobilite deneyimi olarak ele alıyor. Kavram kanıtlama ve çevik test platformu olarak geliştirilen proje; yoğun zihinsel tempoda çalışan ofis çalışanlarından yöneticilere, uzun yol sürücülerinden vardiyalı çalışanlara ve bakım veren kişilere kadar geniş bir kullanıcı kitlesinin gün içinde kaliteli biçimde dinlenebilme ihtiyacına yanıt veriyor. Geleneksel araçlarda koltuğu geriye yatırarak dinlenmenin ötesine geçen Mobile Nap; araca geliş, dinlenmeye geçiş, uyku ve yeniden günlük aktivitelere dönüş aşamalarının tamamını şu özelliklerle destekliyor: Kaliteli dinlenmeyi destekleyen özel oturma pozisyonu ve mekânsal tasarımSes, sıcaklık, nem ve hava kalitesini birlikte yöneten yazılım tabanlı uyku hizmetiKamusal alan ile kişisel zaman arasında belirgin sınırlar oluşturarak sağlanan psikolojik konforBireysel araçlara, paylaşımlı mobilite hizmetlerine ve geleceğin otonom ulaşım ortamlarına uyarlanabilir yapı Mobile Nap, kullanılmayan zamanı dinlenme ve yenilenme süresine dönüştürüyor. Yoğun çalışanların toplantılar arasında zihinsel olarak toparlanmasına yardımcı olurken uzun yol sürücülerinde yorgunluğa bağlı sürüş risklerini azaltmayı, vardiyalı çalışanlara ve bakım veren kişilere ise uygun dinlenme olanakları sunmayı amaçlıyor. Aynı zamanda bir Ar-Ge doğrulama platformu olarak seri üretim öncesinde dinlenme kalitesini gerçekten artıran unsurların belirlenmesine katkıda bulunuyor. Furnished Lounge ve Hyundai Add Gear ile Kişiselleştirilebilir Araç İç Mekânları Furnished Lounge, araç iç mekânını mekanik bir kabin yerine kişiselleştirilebilen bir yaşam alanı olarak yeniden yorumluyor. Doğal ve rahat oturma pozisyonlarını destekleyen salon tipi koltukları, günlük ihtiyaçların kolayca erişilebilir bir konumda tutulmasını sağlayan sezgisel mekân tasarımıyla bir araya getiriyor. Birleşik bir montaj sistemi olan Hyundai Add Gear ise kullanıcıların kişisel eşyalarını farklı araçlara kolayca takmasına ve düzenlemesine imkân tanıyor. Sabit otomobil aksesuarlarından farklı olarak Add Gear, üçüncü taraf iş ortaklarının uyumlu yaşam tarzı ürünleri geliştirebilmesine olanak veren açık kaynaklı bir ekosistem yapısı sunuyor. Böylece Hyundai’yi kapalı bir sistem yerine gelişime açık bir platform markası olarak konumlandırıyor. Sistemin sunduğu başlıca avantajlar şöyle sıralanıyor: Add Gear ürünlerinin farklı Hyundai modellerinde kullanılabilmesi sayesinde ev ve araç ortamları arasında devamlılıkYeniden kullanılabilen aksesuarlarla sürdürülebilir mobilite alışkanlıklarının desteklenmesi ve tüketimin azaltılmasıEsnek ve kişiselleştirilmiş iç mekânlarla uzun vadeli marka bağlılığının güçlendirilmesiAçık iş birliği modeliyle mobilite ekosisteminde inovasyonun teşvik edilmesi Furnished Lounge ve Hyundai Add Gear, biçim odaklı tasarımdan deneyim odaklı mekân tasarımına geçişi temsil ederek estetiğin yanı sıra konforu, seçim özgürlüğünü ve sürdürülebilirliği ön plana çıkarıyor. MobED ile Robotik ve Endüstriyel Uygulamalarda Yeni Olanaklar MobED, birbirinden bağımsız olarak kontrol edilen dört tekerleği ve Hyundai Motor Grubu’na özgü hareket mekanizmasıyla eğimli yollar, kaldırımlar ve bozuk zeminlerde dengeli biçimde hareket edebilen yeni nesil bir mobil robot platformu olarak geliştirildi. MobED’in öne çıkan yetenekleri arasında şunlar bulunuyor: Sürüş, yönlendirme, süspansiyon ve yükseklik ayarını birbirinden bağımsız biçimde kontrol eden Drive & Lift (DnL) teknolojisi sayesinde titreşim ve eğimin en aza indirilmesi, üst modülün dengede tutulmasıİç ve dış mekânlarda güvenli kullanımı destekleyen otonom sürüş ve engellerden kaçınma özellikleriEvrensel montaj rayı ve açık API altyapısıyla lojistik, denetim, araştırma, hizmet ve çekim gibi farklı uygulamalara uyarlanabilen modüler platform MobED’in ölçeklenebilir yapısı ve operasyonel verimliliği, geleceğin robotik ve mobilite ekosistemleri için yeni olanaklar sunuyor. Platform, Hyundai Motor Grubu’nun tasarım alanındaki yetkinliğini binek otomobillerin ötesine taşıyarak endüstriyel ve ticari uygulamalara genişletiyor. Marka Mirası ve Toplumsal Fayda Tasarımla Buluşuyor Hyundai, konsept tasarımının yanı sıra markalaşma, hizmet tasarımı ve günlük kullanıma yönelik ürün tasarımı alanlarında da Altın, Bronz ve Finalist ödülleri kazanarak üretim, marka tasarımı ve pazarlama alanlarındaki gücünü ortaya koydu. Markalaşma kategorisinde Altın Ödül kazanan Na Oh Korean Restaurant Book, Hyundai Motor Group Innovation Center Singapore (HMGICS) bünyesindeki Kore restoranı Na Oh’un marka vizyonunu ve oluşturulma hikâyesini belgeleyen bir arşiv kitabı niteliği taşıyor. Michelin üç yıldızlı şef Corey Lee ve Koreli zanaatkârlarla yapılan iş birlikleri sonucunda hazırlanan kitap, gelenek ile inovasyonu bir araya getiren “Seed-to-Table” yaklaşımını yansıtıyor. İki Bronz Ödül ise Hyundai’nin marka mirasını ve toplumsal fayda yaklaşımını etkileyici tasarımlara dönüştürme becerisini gösteriyor: RETRACE Magazine (STELLAR ve SONATA): Hyundai’nin marka mirasına odaklanan dergi, ikonik modeller üzerinden markanın geçmişini incelerken elektrifikasyon ve geleceğin mobilitesi çağındaki yönünü de ele alıyor. STELLAR ve SONATA sayısı; aile anıları, hafta sonu yolculukları ve 1988 Seul Olimpiyat Oyunları gibi kültürel dönüm noktaları üzerinden otomobillerin günlük yaşamın ve toplumsal hafızanın nasıl bir parçası hâline geldiğini aktarıyor.Hyundai Hope on Wheels: Çocukluk çağı kanserine yönelik farkındalık programı, global ölçekte büyümesini desteklemek amacıyla yenilenen bir marka kimliğine kavuştu. Finalist Projelerle Genişleyen Tasarım Yaklaşımı Altı Finalist ödülünden üçü, Hyundai’nin markalaşma, aksesuar ve hizmet deneyimi alanlarındaki tasarım gücünü gözler önüne seriyor: Na Oh Korean Restaurant Branding: HMGICS bünyesindeki Kore restoranının felsefesini ve kimliğini yansıtan alan, Kore geleneklerini ve kültürünü çağdaş bir bakış açısıyla yeniden yorumluyor. Şef Corey Lee ile birlikte geliştirilen proje, Singapur’daki ziyaretçilere Kore kültürünü doğrudan deneyimleyebilecekleri bir ortam sunuyor.Hyundai Customizable MagSafe ID Card Case: MagSafe özelliği ve modüler makara tutucusu bulunan yeni çalışan kimlik kartı kılıfı, boyun askısıyla taşınabiliyor veya akıllı telefona takılabiliyor. İnce, dayanıklı ve parçaları değiştirilebilir modüler tasarımı sayesinde kullanım zorluklarını, hasarı ve gereksiz ürün değişimini azaltırken kullanıcı deneyimini iyileştiriyor.UX Studio Seoul: Global otomotiv sektörünün halka açık ilk kullanıcı deneyimi araştırma alanlarından biri olan UX Studio Seoul, hem Hizmet Tasarımı hem de Mekân Tasarımı kategorilerinde ödüle layık görüldü. “Kullanıcı Deneyimi Araştırmalarını Deneyim Yoluyla Paylaşmak” yaklaşımı üzerine kurulan merkez, ziyaretçileri içeriklerle doğrudan etkileşime giren ve geri bildirimleriyle araştırma sürecine katkıda bulunan aktif katılımcılara dönüştürüyor. İnsan Odaklı Tasarım Anlayışına Global Ödül Ödül kazanan 10 proje, Hyundai’nin gerçek kullanıcı ihtiyaçlarından hareket eden insan odaklı inovasyon ve marka mükemmelliği yaklaşımını yansıtıyor. Her bir çalışma, “İnsanlık için İlerleme” vizyonunu erişilebilirlik, sağlık, sürdürülebilirlik ve yaşam kalitesi alanlarında somut çözümlere dönüştürüyor. IDEA Ödülleri’nde elde edilen bu başarı, Hyundai’nin tasarım alanındaki yönünü desteklerken markanın global ölçekteki olumlu algısını da güçlendiriyor. Aynı zamanda mobilite sektörünün daha düşünceli, adil ve sürdürülebilir bir geleceğe ilerlemesine katkı sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sinangil ve Kalben Derneği, Çocukları Pastacılık Atölyesi’nde Buluşturdu Haber

Sinangil ve Kalben Derneği, Çocukları Pastacılık Atölyesi’nde Buluşturdu

Yıllardır sofraların vazgeçilmezi olan Sinangil, çocukların daha mutlu, sağlıklı ve umut dolu bir geleceğe sahip olması için toplumsal fayda odaklı projelere katkı sunmaya devam ediyor. Bu kapsamda Sinangil, koruma altında yetişen çocuklara yönelik çalışmalar yürüten Kalben Derneği’yle özel bir projeye imza attı. Bu yıl ikincisi gerçekleştirilen çalışma kapsamında, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın destekleriyle yürütülen Kalben Çocuk Köyü Projesi’nde çocuklara özel bir pastacılık atölyesi düzenlendi. Balıkesir’deki Ekinlik Adası’nda yaz tatili programına katılan 7–12 yaş grubundaki çocuklar, pasta şefleriyle mutfağa girerek pasta yapmayı öğrendi. Aynı zamanda turta yapmayı da öğrenen çocuklar, etkinlik boyunca hem eğlendi hem de mutfakta üretim deneyimi kazandı. “Çocukların yaşamına değer katan projelerde sorumluluk üstleniyoruz” İş birliğine ilişkin değerlendirmede bulunan Eksun Gıda Grubu Başkanı ve CEO’su Hasan Abdullah Özkan şunları söyledi: “Çocukların potansiyellerini keşfetmelerine alan açan her çalışmayı toplumumuzun geleceğine yapılan değerli bir yatırım olarak görüyoruz. Bu nedenle Kalben Derneği’nin büyük bir özveriyle yürüttüğü çalışmalara katkı sunmak, kurumsal sorumluluk anlayışımızda önemli bir yere sahip. Bir çocuğun merakını, özgüvenini ve geleceğe dair umudunu güçlendirebilmek, bu iş birliğinin bizim için en kıymetli karşılığını oluşturuyor. Eksun Gıda olarak Sinangil markamızla çocukların yaşamına değer katan projelerde sorumluluk üstlenmeyi sürdüreceğiz.” Yaz tatilinde öğrenme ve eğlenme keyfi Yaklaşık on yıldır devlet koruması altındaki çocuklara yönelik çalışmalar yürüten Kalben Derneği, Ekinlik Adası’nda hayata geçirdiği Çocuk Köyü Projesi’yle çocuklara güvenli bir ortamda tatil yapma ve farklı deneyimler kazanma imkanı sunuyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı iş birliğiyle her hafta onlarca çocuğun ağırlandığı köyde, bir haftalık konaklama süresince sosyal, kültürel ve eğitsel faaliyetler gerçekleştiriliyor. Atölyeler ve çeşitli etkinliklerle çocukların birlikte öğrenmeleri, yeni arkadaşlıklar kurmaları ve tatillerini keyifle geçirmeleri hedefleniyor. Sinangil ve Kalben Derneği tarafından düzenlenen pastacılık atölyesinin ardından çocuklara, köyde geçirdikleri zamanı yaratıcı etkinliklerle değerlendirmeleri ve doğayla iç içe eğlenmeleri için Doğa Dostu Etkinlik Kiti ve uçurtma hediye edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor Haber

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 1977 Tunceli doğumluyum. Kalabalık bir ailede büyüdüm. Zorluklarının yanında bana kattıkları da değerli.10 kişi aynı tencereden yemek yerseniz, paylaşmayı öğrenirsiniz. Öyle bir yoksulluk vardı ki, bir kaşığı ya da bardağı iki kardeş sırasıyla kullanırdık. Bir yudum o alırdı, bir yudum ben. Bu imkansız gelebilir, ama böyleydi. Böyle olunca başkasının hakkına saygı duymayı öğreniyorsunuz. Ya da hakkı yenilen, buna karşı bir direnç gösteriyor. Bu da esasen bir mücadele ruhu veriyor ???? Babam, bütün bu imkânsızlıklara rağmen eğitime çok önem veren biriydi. Şartlarımız kolay değildi, ama çocuklarını okutmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi, başardı da. Çoğumuz okuduk. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? Hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri kesinlikle gazeteciliğe başladığım gündür. Aslında oraya gelene kadar da kolay bir yolculuğum olmadı. Ailemin bizi okutacak maddi imkânı yoktu. Bu nedenle hem çalıştım hem okudum. Gazeteciliğe başlangıcım da biraz böyle oldu. Düşünün; 1988 yılında televizyonla tanıştım, 1996 yılında kalkıp gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Üstelik beni oraya gönderen, aracı olan ya da referans veren hiç kimse de yok. Bir gün kendi başıma, çat kapı gazeteye gittim ve “Ben köşe yazarlığı ya da muhabirlik için başvurmak istiyorum” dedim. Tabii hemen, “Dur bakalım, köşe yazarlığı için ciddi bir birikim gerekir. Sen önce muhabirlikten başla” dediler. İşin ilginç tarafı, o gün muhabirlik yapabilecek birikime de sahip değilim. Ama öyle bir cesaret ve özgüven var. Biraz da öğrenciliğin verdiği rahatlık var. Çünkü bir şekilde anketörlük yaparak bile hayatımı idame ettiriyorum. Daha sonra haber müdürümüz bana, “Bugüne kadar buraya kendi başına gelip bu şekilde başvuran ilk kişisin” demişti. Sanırım benim o cesaretim onun da hoşuna gitmişti ve böylece gazetecilik serüvenim başladı. Gazetecilik benim için sadece bir meslek olmadı, adeta ikinci bir okul oldu. Çok farklı insanları, kurumları ve sektörleri tanıma fırsatı buldum. Araştırmayı, soru sormayı, gözlemlemeyi ve en önemlisi insanı anlamayı orada öğrendim. Bugün iş hayatında aldığım kararlarda, insanlarla kurduğum ilişkilerde ve yöneticilik anlayışımda gazeteciliğin bana kazandırdığı o bakış açısının çok büyük payı olduğunu düşünüyorum. Sizin için 'başarı'yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Aslında hayat bir koşudur. Burada başarı da esasında başladığın ile geldiğin nokta arasındaki mesafedir. Dikkat edilecek esas şudur: Kimisi hazır bir yolda ilerlerken, kimi bir yol bulmaya ya da bir yol açmaya çalışıyor. Emin olun, inanırsanız başarırsınız. Sadece hazır bir yolda ilerleyene karşı, bir yol bulmanız gerekiyorsa, ona göre biraz daha fazla çalışacaksınız. Zorlukla karşılaştığınız her an Hannibal’e atfedilen şu sözü hatırlayın: Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? Size şartlardan şikâyet etmek yerine, o şartlardan bir fikir, bir fırsat çıkarmanın güzel bir hikayesini anlatacağım: Gazetecilikten sonra bir kafe açmaya karar vermiştik. Bir miktar paramız vardı ama hayal ettiğimiz kafeyi kurmaya yetecek kadar değildi. Bütçeyi yaptığımızda en büyük maliyetlerden birinin oturma grupları olduğunu gördük. O zaman kendi kendimize, “Madem yeni mobilya alacak paramız yok, bunu neden dezavantaj olarak görelim?” dedik. Kafenin adını “Eskici” koymaya karar verdik. Evlerimizdeki eski koltukları, sandalyeleri topladık, getirdik. Artık eski koltuklar fakirlikten değil, konseptten oradaydı. İnsanlar da yadırgamadı; tam tersine mekânın ruhunun bir parçası olarak gördüler. Fakat başka bir problemimiz daha vardı. Kafe ara sokaktaydı. İnsanların bizi bulması kolay olmayacaktı. Gazeteci refleksi ile bunun için de küçük bir fikir geliştirdik. Gelen müşterilerimizin siyah-beyaz fotoğraflarını çekiyor ve onlara hediye ediyorduk. Bir hafta sonra gelip alabiliyorlardı. Gelince de genellikle farklı kişilerle geliyorlar. Tekrar çekiyoruz, tekrar geliyorlar. Bu şekilde müşteri bağlanmış oldu. Ekonomik durumu iyi olmayan müşterilerimiz için de “askıda fiş” uygulamamız vardı. Parası olmayan biri gelip askıdan fişi alıyor, hesap öder gibi kasaya gidip fişi veriyor. Bu da insanların hoşuna gidiyor. Bir yıl sonra Eskici Kafe adres tariflerinde kullanılıyordu. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Başkasının yolunu bire bir takip etmeye çalışmayın. İlham alın ama kendi yolunuzu yapın. Başkasıyla aynı işi yaparsanız sadece mevcut pastadan pay alırsınız, ki bu kolay değil. Başarmak için ya yeni bir iş yapacaksınız ya da herkesin yaptığı bir işe fark katacaksınız. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Esasında lider, timini iyi kuran bir komutandır. Bu komutan, ekibini doğru kişilerden seçmişse başarılı olma şansı yüksektir. Dolaysıyla ben liderliği her şeyi bilen, her işe müdahale eden kişi olmak olarak görmüyorum. Bana göre liderin en önemli görevi doğru insanları bir araya getirmek ve doğru işe doğru kişiyi vermektir. Liderin işi de bu yapının doğru çalışmasını sağlamaktır. İki şey çok önemserim ahlak ve şeffaflık. Bu insanların size güvenmesini sağlayacaktır. Güvenin olmadığı yerde, ekibi uzun süre bir arada tutmanız mümkün değildir. Ekibe sürekli ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine onlara güvenmeli ve sorumluluk vermelisiniz. Başarıyı takdir etmeli, ödüllendirmeli ve kutlamalısınız. Bu motivasyonu arttırdığı gibi ekibe aidiyet duygusu da kazandırır. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? Esasında temel faaliyet alanımız inşaat. Dijital medya alanında bir şirketimiz var. Çok aktif değil. İnşaat tarafında hedefimiz sadece daha fazla proje yapmak değil. Daha nitelikli, teknolojiyi kullanan, çevreye ve insana karşı sorumluluğunu bilen işler ortaya koymak istiyoruz. Kendi enerji ve su ihtiyacının önemli bölümünü karşılayan deprem dayanıklılığı yüksek binalar yapmak istiyoruz. Maalesef ki mevzuat, kamu ve yerel yönetimler bu alanlarda çok geriden geliyor. Dijital medya tarafında ise dünya çok hızlı değişiyor. Özellikle yapay zekâ ile birlikte önümüzde bambaşka bir dönem açılıyor. Biz bu değişimi uzaktan izleyen değil, mümkün olduğunca erken anlayan ve işine adapte eden tarafta olmak istiyoruz. İçerik üretiminden iletişime, marka yönetiminden yeni dijital projelere kadar bu alanda ciddi bir büyüme potansiyeli görüyoruz. Tezyapı İnşaat olarak hangi alanlarda faaliyet gösteriyorsunuz? Hayata geçirdiğiniz projelerden, çalışma modelinizden ve sizi sektörde farklılaştıran yaklaşımınızdan bahseder misiniz? Tezyapı İnşaat olarak sektördeki faaliyetlerimizin iki temel ayağı var. Birincisi nitelikli tadilat ve renovasyon projeleri, ikincisi ise konut üretimi. Nitelikli tadilat tarafında Türkiye’nin iyi firmalarıyla iş ortaklığımız var. Anahtar teslim üstlendiğimiz taahhütlü işlerde, mimari, inşaat, elektrik ve mekanik süreçleri bir bütün olarak yönetiyoruz. İnşaat sektöründe işi yapacak insan bulabilirsiniz; fakat işi doğru planlayacak, farklı ekipleri aynı hedef doğrultusunda yönetecek, sahada ortaya çıkan sorunlara hızlı çözüm üretecek ve başladığı işi aynı kalite standardıyla teslim edecek profesyonel bir organizasyon bulmak o kadar kolay değil. Biz yıllar içerisinde bu açığı fark ettik ve tam olarak bunu oluşturmaya çalıştık. Bugün en büyük gücümüzün profesyonel ekiplerimiz, iş disiplinimiz ve oluşturduğumuz çalışma ahlak ve kültürü olduğunu düşünüyorum. Ekiplerimiz işini yaparken, “kendi işini yapıyormuş gibi” empati kurarak hareket ediyor. Yıllardır bu kültürü oluşturmaya çalıştık. Öte yandan kaliteyi ucuza satmıyoruz. Kalitenin bir bedeli varsa, bu işi yaptıran tarafından ödenmelidir. Zira, fiyatı aşağı çekmek istediğinizde, mutlaka bir yerden fedakârlık etmek zorundasınız. Malzemeden, işçilikten, zamandan, iş güvenliğinden ya da çalışanların çalışma koşullarından... Şunu biliyoruz: Bir yerde olağanüstü ucuz bir fiyat varsa, çoğu zaman görünmeyen bir bedel de vardır. O bedeli bazen kalitesiz malzemeyle yapı öder, bazen birkaç yıl sonra yeniden tadilat yaptırmak zorunda kalan işveren öder, bazen de emeğinin karşılığını alamayan çalışan öder. Biz Tezyapı olarak bu anlayışın dışında durmaya çalışıyoruz ve o bedeli başkasına ödetmek istemiyoruz. Nitelikli insanlarla çalışmanın, doğru malzeme kullanmanın, çalışanlarınıza insani çalışma koşulları sağlamanın, iş güvenliğinden taviz vermemenin ve işinizi zamanında teslim etmenin bir maliyeti var. Bunun da yapılan işin fiyatında bir karşılığı olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle anahtar teslim projelerden en küçük tadilat işlerine kadar aynı anlayışla çalışıyoruz. Profesyonel ekiplerle, doğru malzemeyle, şeffaf teklif ve ihale süreçleriyle ilerliyoruz. Çalışanlarımızın insani koşullarda çalışmasını ve emeğinin karşılığını almasını da yaptığımız işin kalitesinden ayrı görmüyoruz. Faaliyetlerimizin ikinci ayağı olan konut üretiminde de aynı hassasiyeti gösteriyoruz… Ürettiğimiz konutlarda, özellikle statik anlamda, her zaman yerel yönetim standartlarının üzerinde durmaya çalıştık. Projede öngörülenin üzerinde, donatı ve beton kullandık, kullanıyoruz… Bunun yanında bir hayalimiz daha var: Kendi elektriğinin ve su ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilen, enerjiyi verimli kullanan akıllı yapılar üretmek. Bugün güneş enerjisinden yağmur suyunun geri kazanımına kadar bunun teknolojisi var. Bence burada yalnızca müteahhitlere değil, genel ve yerel yönetimlere de önemli bir sorumluluk düşüyor. Bazı standartların tercihe bırakılmaması, zaman içerisinde yapı mevzuatının doğal bir parçası haline getirilmesi gerekiyor. Öte yandan özellikle denetim süreçlerinde mevzuatın güncellenip saha gerçekleriyle uyumlu hale getirilmesi lazım. Aslında kağıt üzerinde baktığınızda, mevzuatın öngördüğü sistem doğru ve eksiksiz çalışsa, bir müteahhidin standartların dışında bir yapı üretmesi son derece zordur. Çünkü yapı ruhsatını belediye veriyor, projeler onaylanıyor, şantiye şefi atanıyor, yapı denetim kuruluşu sürece dahil oluyor. İnşaatın çeşitli aşamalarında kontroller yapılıyor, beton ve donatıyla ilgili test ve numune süreçleri yürütülüyor. Yapı tamamlandığında da gerekli şartları sağlaması halinde yapı kullanma izin belgesi veriliyor. Dolayısıyla aslında müteahhidin bu süreçlerde hiçbir dahli yok. O halde soru şu: Bütün bu mekanizmalara rağmen standart dışı yapılar nasıl ortaya çıkabiliyor? İşte gerçekte durum böyle değil. Şöyle ki paydaşları dahil edilmeden hazırlanan mevzuat sahanın gerçekleri pek uyuşmuyor. İstanbul'dan basit bir örnek vereyim. Şantiye Avcılar'da, o şantiyeyi denetlemesi gereken yapı denetim kuruluşu şehrin diğer ucunda, Tuzla'da olabiliyor. İstanbul trafiğini bilen herkes bunun pratikte ne anlama geldiğini bilir. Bu durumda, sahada denetim yapmayan yapı denetim elamanı, müteahhidi arıyor: “Abi, birkaç fotoğraf çekip gönder.” Bu durumda iş sadece müteahhidin insafına kalıyor…. Bir yapının güvenliği hiçbir zaman bu cümleye teslim edilmemeli Maraş depreminden sonra denetimler biraz daha sıkılaştırıldı, sistem daha sağlıklı hale geldi. Ama hala alınması gereken çok yol var. Örneğin şantiye şefi ataması: Bir şantiye şefi mühendis ya da mimar aynı zamanda beş şantiyede görevlendirme alabiliyor. İşin garip tarafı, bu şantiye şefi aynı zamanda tam zamanlı olarak bir firmada çalışabiliyor. Tam zamanlı bir firmada çalışan bir mimar ya da mühendisin, şefliğini yaptığı şantiyeyi denetleme şansı var mı? Bence kamunun artık kâğıt üzerinde doğru görünen sistemlerden çok, sahada uygulanabilir sistemler kurmaya odaklanması gerekiyor. Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz? Ekonomik belirsizlik, krizler aslında bizim gibi ülkelerde iş dünyasının yabancı olduğu bir durum değil. Yıllardır değişen ekonomik koşulların içerisinde iş yapmayı, gerektiğinde hızlı karar almayı ve şartlara uyum sağlamayı öğrendik. Belirsizlik dönemlerinde en büyük hatanın paniğe kapılmak olduğunu düşünüyorum. Böyle dönemlerde daha dikkatli olacaksınız ama hareket kabiliyetinizi de kaybetmeyeceksiniz. Krizler aslında bir tsunami ya da fırtına gibidir. Bu dönemde kendinizi korumaya alıp tehlikenin geçmesini beklemeniz gerekir. Rekabette fark yaratmanın sadece fiyatla mümkün olduğuna da inanmıyorum. Her zaman sizden daha düşük fiyat veren biri çıkabilir. Ama güven, kalite ve verdiğiniz sözün arkasında durmak kolay taklit edilebilen şeyler değil. Biz özellikle bu noktada farklılaşmak istiyoruz. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? İş dünyasının bu konudaki sorumluluğunu nasıl görüyorsunuz? Ben sürdürülebilirliği sadece çevreyle ilgili bir kavram olarak görmüyorum. Elbette ki faaliyetlerimizde doğaya karşı olan sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Ama bana göre sürdürülebilirliğin bir de insani ve toplumsal tarafı var. Belki kendi hayat hikâyem nedeniyle bu konuya biraz daha hassas bakıyorum. İmkânları sınırlı bir aileden geldim. Hem çalışıp hem okumak zorunda kaldım. Dolayısıyla bazen bir insanın hayatının, karşısına çıkan küçücük bir fırsatla bile değişebileceğini biliyorum. Kafe işlettiğimiz yıllarda yaptığımız “askıda fiş” uygulaması aslında bunun çok küçük bir örneğiydi. Parası olmayan bir öğrenci gelip o fişle bir şey yiyip içebiliyordu. O zaman bunun adına sosyal sorumluluk demiyorduk. Sadece yapılması gereken doğru şeyin bu olduğunu düşünüyorduk. Bugün de bakışım çok değişmiş değil. Bir şirket para kazanacak, büyüyecek, istihdam yaratacak; bunlar zaten iş dünyasının doğasında var. Ama faaliyet gösterdiğiniz toplumdan kazanıyorsanız, o topluma karşı da bir sorumluluğunuz olduğunu düşünüyorum. Özellikle eğitim ve gençler konusunda iş dünyasının daha fazla sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum. Çünkü her yetenekli genç hayata aynı imkânlarla başlamıyor. Bazen ihtiyacı olan şey para bile olmayabilir; bir eğitim fırsatı, bir staj, doğru bir insanla tanışmak ya da kendisine “Sen bunu yapabilirsin” denilmesidir. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Bu değişime adapte olmak için nasıl bir yol izliyorsunuz? Dün çarık giyen babam, bugün görüntülü telefon ile konuşuyor. Bu bir yüzyıl içinde, inanılmaz bir dönüşüm. Bunu durdurmanız mümkün değil. O zaman adapte olmanız gerekir. Direnirseniz, yok olursunuz. Dolayısıyla mesele yapay zekânın hayatımıza girip girmeyeceği değil; bizim onu ne kadar doğru anlayıp kullanabileceğimiz. Esasında yapay zeka, malzeme kullanımından ihale süreçlerine kadar inanılmaz bir kolaylık sağlıyor. Ama doğru kullanmak ve insan tecrübesiyle birleştirmek şartıyla. Doğru kullanılmadığı zaman ciddi tehlikeleri olan da bir alan. Beni en fazla düşündüren konulardan biri, özellikle genç kuşakların düşünme ve üretme yeteneği üzerindeki etkisi. Gençler artık CV’sini bile yapay zekaya hazırlatıyor. Danimarka Eğitim Bakanlığı, bu konuda tedbirler aldı. Çünkü yanlış kullanıldığında, yapay zekanın, nesli ciddi şekilde tembelleştiren ve düşünme yetisini kaybetmesine yol açabilecek riskleri de var. Ben bunu navigasyona benzetiyorum. Navigasyon hayatımıza girmeden önce gittiğimiz yolları, sokakları, yönleri öğrenirdik. Bugün navigasyon olmadan yıllardır yaşadığı şehirde yolunu bulmakta zorlanan insanlar var. Çünkü kullanmadığımız bir yeteneğimizi zaman içerisinde kaybetmeye başlıyoruz. Yapay zekâda bunun çok daha büyük ölçekte yaşanma ihtimali var. Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor. Bu Bir Yüzyıl İçinde, İnanılmaz Bir Dönüşüm Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere, kariyerlerini sağlam temeller üzerine inşa etmeleri için hangi kritik tavsiyeleri verirsiniz? Başarısız olmaktan korkmayın. Hiçbir şey yapmayan insanın başarılı ya da başarısız olma şansı yok. Başarısızlık, bir şeyler deneyen insanların karşılaştığı bir sonuçtur. Deneyin, kaybedebilirsiniz. Tekrar deneyin, yine kaybedebilirsiniz. Ama her denemede bir şey öğrenirsiniz. Bazen ne yapmanız gerektiğini, bazen de neyi bir daha asla yapmamanız gerektiğini öğrenirsiniz. O tecrübe zamanla sizin en büyük sermayeniz haline gelir. Bir gün bir yerde bir şey okumuştum: Deneyin batabilirsiniz, tekrar deneyin, biraz daha batabilirsiniz, tekrar deneyin. Biraz daha batabilirsiniz. En son dipten destek alıp yüzeye fırlayacaksınız. Esasında bütün özet bu. Hayatta bazen şartları seçemiyorsunuz ama o şartlar karşısında ne yapacağınızı seçebiliyorsunuz. Bir insan kaynakları eğitiminde, eğitmenin anlattığı ve esasında bakış açısını anlatan bir hikayeyi hatırladığım kadarıyla, sizinle paylaşmak isterim: İki satıcı, bir ada kabilesine ayakkabı satmaya gidiyor. Bakıyorlar ki kimse ayakkabı giymiyor. Satıcının biri geri bildirim yapıyor: Üretimi durdurun, burada kimsenin ayakkabıya ihtiyacı yok. Diğeri de “Üretimi arttırın. Burada herkesin ayakkabıya ihtiyacı var” diye bildiriyor. İşte iki farklı bakış açısı. Elinizde olmayanlara bakarak hayatınızı ertelemeyin. Elinizde olanlarla ne yapabileceğinize bakın. Paranız olmayabilir, çevreniz olmayabilir, ilk denemenizde yeterli bilginiz de olmayabilir. Öğrenebilirsiniz. Ama merakınız, çalışma isteğiniz ve bir kapıyı çalma cesaretiniz yoksa, en büyük imkânlara sahip olmanız bile sizi bir yere taşımayabilir. Bugünün gençlerinin bizim kuşağımızdan çok daha güçlü teknolojik imkânları var. Yapay zekâ bunların başında geliyor. Mutlaka kullansınlar, öğrensinler, hatta bizden çok daha iyi kullansınlar. Ama düşünme işini yapay zekâya bırakmasınlar. Öte yandan çok okusunlar, araştırsınlar, sorgulasınlar. Özellikle felsefe ve sosyoloji hayatlarının bir parçası olsun. Bu şekilde hem sorgulamayı öğrenir, hem de yaşadıkları toplumun temel davranış nedenlerini kavrayabilir ve stratejilerinizi ona göre geliştirebilirler.

İGA İstanbul Havalimanı’nın Zafer Yolu Projesi 6. Yılında Haber

İGA İstanbul Havalimanı’nın Zafer Yolu Projesi 6. Yılında

Türkiye’nin ‘zafer anıtı’ İGA İstanbul Havalimanı, tarihe duyduğu saygıyı ve geleceğe olan inancını “Zafer Yolu” projesiyle yaşatmaya devam ediyor. Millî Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen proje kapsamında, Türk milletinin birlik ve direnişinin en önemli sembollerinden biri olan Büyük Taarruz’un güzergâhındaki köy okullarına çeşitli destekler sağlanıyor. Bu yıl proje kapsamında Eskişehir’deki Şehit Mustafa Özdemir Ortaokulu’nda öğrencilerin teknolojiye erişimini kolaylaştırmak ve dijital becerilerini desteklemek amacıyla bilişim teknolojileri sınıfı oluşturuldu. Eskişehir Nurettin Topçu İlkokulu’nda ise fiziksel gelişimi, takım çalışmasını ve sosyalleşmeyi destekleyecek çok amaçlı spor sahası tamamlandı. Tarih bilincinin yaşatılmasının yanı sıra toplumsal fayda yaratmayı da amaçlayan “Zafer Yolu” projesi; Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak, Eskişehir, Balıkesir, Aydın, Manisa, İzmir, Bursa, Bandırma ve Erdek’i kapsıyor. 2021 yılında Afyon’un Garipçe Köyü’nden başlayan proje, Afyon Sinanpaşa’daki Kınık Köy Okulu ve Karacaören İlkokulu ile sürdü. Kütahya’daki Fuat Paşa Ortaokulu’nda Bilişim Teknolojileri sınıfı kuruldu ve 3 bin kitaplık kütüphane oluşturuldu. Geçen yıl ise Uşak’taki Bozkuş İlkokulu ve Bozkuş Ortaokulu’nun eğitim altyapısını güçlendiren İGA, okullarda bilişim sınıfı ve kütüphane kurdu. İGA Sosyal Dayanışma Kulübü de öğrencilere kırtasiye, kitap ve oyuncak desteğinde bulundu. İGA’da 30 Ağustos Zafer Bayramı’na özel kutlama İGA İstanbul Havalimanı, bayramların taşıdığı ortak değerleri misafirleriyle birlikte yaşatmayı sürdürüyor. 30 Ağustos Zafer Bayramı kapsamında bu yıl da Terminal’de özel kutlamalar yapılacak. İstanbul Havalimanı, Türk bayrağının renkleri olan kırmızı ve beyazla süslenecek; bando ve kortej ekipleri de yolcuları bayram coşkusuna ortak edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Henkel’in İz Bırak Projesi, 444 Çocuğa Ulaşarak Sürdürülebilirlik Bilinci Aşıladı Haber

Türk Henkel’in İz Bırak Projesi, 444 Çocuğa Ulaşarak Sürdürülebilirlik Bilinci Aşıladı

İhtiyaç Haritası iş birliğiyle gerçekleştirilen proje, sürdürülebilirlik bilincini Türkiye'nin farklı şehirlerindeki çocuklarla buluşturma yolculuğunu bu yıl da sürdürdü. Daha önce Hatay'daki konteyner yaşam alanlarında hayatlarını sürdüren çocuklara ulaşan proje, bu kez de İzmir'de 30 bin hektarlık alanı etkileyen büyük orman yangınlarının ardından bölgede hayata geçirilerek çocukların doğayla yeniden bağ kurmalarına katkı sağladı. İz Bırak Projesi, 444 çocuğa ulaşarak sürdürülebilirlik bilinci aşıladı… Türk Henkel'in İz Bırak projesi, İzmir Konak Belediyesi Toros Sosyal Tesisi'nde gerçekleştirildi. Karabağlar, Seferihisar ve Menderes'te yangından etkilenen bölgelerden çocukların da dâhil olduğu proje kapsamında, alanında uzman eğitimciler tarafından düzenlenen atölye ve etkinliklere 8-12 yaş aralığındaki çocuklar katılım sağladı. Proje kapsamında hazırlanan tohum topları ve çocukların yaratıcı çalışmalarını destekleyen boya kalemi setleriyle farklı okullara da destek sağlandı. Atölye çalışmaları, uygulamalı etkinlikler ve okul destekleri sayesinde proje, doğrudan katılımcılarla sınırlı kalmayarak toplam 444 çocuğa ulaştı. Proje ile yangın sonrası bölgenin yeniden ormanlaştırma sürecine katkı sağlanması, çocukların doğayla bağlarının güçlendirilmesi ve sürdürülebilirlik bilincinin desteklenmesi amaçlandı. Çocuklar, Sürdürülebilirlik Bilincini Güçlendiren Atölyelere Katıldı… Proje kapsamında çocuklar, çevre duyarlılığı kazanmalarını ve doğayı koruma yollarını öğrenmelerini destekleyen ücretsiz atölyelere katıldı. Örneğin; “Sürdürülebilirlik Kahramanları” atölyesinde geri dönüşüm uygulamalarına ve atıklardan yeni ürün tasarımlarına yönelik çalışmalar yapılarak çocuklarda çevre bilinci ve yeniden kullanım farkındalığının geliştirilmesi hedeflendi. “Doğa Sevgisi Drama” atölyesinde hikâyeleştirme ve drama çalışmaları aracılığıyla çocukların doğayla empati kurmalarını desteklemek üzere uygulamalar gerçekleştirildi. “Doğa Koruyucuları Tasarım” atölyesi kapsamında poster ve maket çalışmaları yapıldı. “Tohum Topu Hazırlama” atölyesinde ise çocuklar yerel bitki tohumları, kil ve toprak kullanarak kendi tohum toplarını hazırladı. Böylece çocukların doğa koruma bilincini uygulamalı deneyimlerle pekiştirmelerine katkı sağlandı. Atölyelere ek olarak tüm çocukların katılımıyla “Benim Fidanım, Benim Geleceğim” isimli bir saha etkinliği de düzenlendi. Bu çerçevede çocuklar kendi fidanlarını dikti ve atölyelerde hazırladıkları tohum toplarını doğayla buluşturdu. “Çocukların gelişimine sunulan her katkı, aydınlık yarınlar için atılmış bir adım.” Türk Henkel Kurumsal İletişim Müdürü Öznur Çatı, projeyle ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Türk Henkel olarak, kurumsal vatandaşlık anlayışını, sahip olduğumuz sorumluluk hissinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Çocukların gelişimine sunulan her katkının, aydınlık yarınlar için atılmış anlamlı bir adım olduğuna inanıyoruz. Bu yıl İzmir’de hayata geçirdiğimiz İz Bırak projemizle de daha önce Hatay’da olduğu gibi çocuklarımıza hem sürdürülebilirlik bilinci kazandırmayı hem de onların kişisel gelişimlerini ve öğrenme süreçlerini desteklemeyi hedefledik. Bundan sonra da eğitim, çevre bilinci ve sürdürülebilirlik alanlarında toplumsal fayda yaratan projeler geliştirerek, çocukların ve gençlerin bilinçlenmesine katkıda bulunmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” dedi. İz Bırak Projesi, Geçtiğimiz Yıl Hatay’da Depremden Etkilenen Çocuklara Ulaşmıştı… Proje geçtiğimiz yıl da yine İhtiyaç Haritası iş birliğinde Hatay’da depremden etkilenen çocuklar için hayata geçirilmişti. İz Bırak projesi, eğitici ve öğretici temalardaki ücretsiz atölyeler aracılığıyla İhtiyaç Haritası konteyner yaşam alanında hayatlarını sürdüren yaklaşık 250 çocuğumuzun yaratıcı düşünme becerilerini geliştirmelerine, çevre bilinci kazanmalarına ve toplumsal farkındalık oluşturmalarına destek sağlamıştı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Eureko Sigorta'ya Bronz Stevie® Ödülü Haber

Eureko Sigorta'ya Bronz Stevie® Ödülü

Dünyanın önde gelen işveren ödül programları arasında yer alan organizasyonda Eureko Sigorta, "The Story of the Culture Behind the Numbers" başlıklı başvurusuyla ödüle layık görüldü. Eureko Sigorta, çalışan deneyimini güçlendirmeye yönelik uygulamalarıyla organizasyonel kültür alanındaki çalışmalarını uluslararası bir başarıyla taçlandırdı. 38 ülke ve bölgeden 1.000'in üzerinde başvurunun 160'tan fazla uluslararası uzman jüri üyesi tarafından değerlendirildiği programda Eureko Sigorta, Türkiye'den ödül alan üç şirketten biri oldu. Çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık yaklaşımı; öğrenme ve gelişim uygulamaları, çalışan bağlılığını destekleyen projeler ve bütüncül iyi oluş anlayışı şirketin başarısında öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. İnsan Odaklı Kurum Kültürü Uluslararası Platformda Takdir Gördü Eureko Sigorta’nın ödüle uzanan kurum kültürü yaklaşımının temelinde açık iletişim, kapsayıcılık ve psikolojik güven yer alıyor. Performans ve iş disiplinini gözeten çevik ve esnek çalışma modeliyle desteklenen bu yaklaşım, çalışanların görüş ve geri bildirimlerini paylaşabildiği, gelişim fırsatlarına erişebildiği bir çalışma ortamı sunuyor. Böylece çalışan deneyiminin güçlendirilmesi ve sürdürülebilir bir kurum kültürünün desteklenmesi hedefleniyor. Çalışan deneyimini düzenli olarak ölçen ve geri bildirimleri uygulamalarına yansıtan Eureko Sigorta, çalışan memnuniyet skorunu bir önceki yıla göre 10 üzerinden 8,6'dan 8,8'e yükseltti. Gelişim programları ve eğitim yatırımlarıyla öğrenme kültürünü destekleyen şirket, üst üste üçüncü kez "World Class Workplace" unvanını aldı. Kadınların toplam iş gücündeki oranının yüzde 57, orta ve üst düzey yönetimdeki oranının ise yüzde 51 olduğu Eureko Sigorta, 2025'te İş'te Eşit Kadın Sertifikası'nı daha yüksek bir skorla yeniledi. Ekipleri ve ailelerini kapsayan sağlık, esenlik ve iyi yaşam programları ile toplumsal fayda odaklı gönüllülük çalışmaları da şirketin insan odaklı kurum kültürünü destekleyen uygulamalar arasında yer alıyor. Eureko Sigorta İnsan ve Kültür Koordinatörü Zeren Cönger Uyar, ödüle ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Eureko Sigorta’da güçlü bir kurum kültürünün sürdürülebilir başarının temelini oluşturduğuna inanıyoruz. Bu ödülü, yıllar içinde birlikte geliştirdiğimiz çalışanlarımızı merkeze alan yaklaşımımızın ve birlikte geliştirdiğimiz kurum kültürünün uluslararası ölçekte gördüğü karşılığın önemli bir göstergesi olarak değerlendiriyoruz. Elde ettiğimiz bu başarı, bugün geldiğimiz noktayı ortaya koyarken kurum kültürümüzü daha ileriye taşımak için de bize önemli bir motivasyon sağlıyor. Achmea’nın ve yönetim ekibimizin insan odaklı liderlik anlayışı bu yaklaşımın sürekliliğini desteklerken, İnsan ve Kültür ekibi olarak geliştireceğimiz yeni uygulamalar için de güçlü bir zemin oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde de çalışan deneyimini geliştiren, kapsayıcılığı ve öğrenme kültürünü güçlendiren çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.