Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tsrs

Kapsül Haber Ajansı - Tsrs haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tsrs haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çimko’dan Sürdürülebilir Gelecek İçin 37 Milyon TL’lik Yatırım Haber

Çimko’dan Sürdürülebilir Gelecek İçin 37 Milyon TL’lik Yatırım

SANKO Holding’in çimento ve hazır beton sektöründeki lider şirketi Çimko, çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarındaki performansını, stratejik önceliklerini ve hedeflerini kamuoyuyla paylaştığı “Bizimle güçlenir” temalı 2025 Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) dikkate alınarak ve Küresel Raporlama Girişimi (GRI) Standartları’na uygun olarak hazırlanan raporda, Çimko’nun karbon yönetimi, enerji dönüşümü, dijital üretim teknolojileri, sosyal sorumluluk projeleri, iş sağlığı ve güvenliği gibi başlıklarda yürüttüğü somut uygulamalara, performans göstergelerine ve gelecek hedeflerine yer verildi. “Sürdürülebilirliği, rekabet gücümüzü artıran stratejik bir unsur olarak konumlandırıyoruz” Çimento sektörünün yüksek enerji ihtiyacı ve karbon yoğun üretim yapısına dikkat çeken Çimko CEO’su Dr. Önder Kırca, “2025 yılı, sürdürülebilirlik alanında attığımız adımları daha sistematik, ölçülebilir ve entegre bir yapıya kavuşturduğumuz bir dönem oldu. Hayata geçirdiğimiz uygulamalarla üretim süreçlerimizde fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltırken alternatif yakıt kullanımını artırdık. Atık ısı geri kazanım sistemlerimiz sayesinde üretimden açığa çıkan enerjinin yeniden değerlendirilmesine katkı sağladık. Küresel ölçekte değişen regülasyonlar ve özellikle sınırda karbon düzenlemeleri doğrultusunda, iş modelimizi değişen gerekliliklere uyumlu hale getirmeye yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu kapsamda sürdürülebilirliği, rekabet gücümüzü ve operasyonel dayanıklılığımızı destekleyen stratejik bir unsur olarak değerlendiriyoruz” dedi. Alternatif yakıt ısıl ikame oranı 5 yılda %63 arttı Üretim süreçlerinde kaynak verimliliğini artırmak ve karbon emisyonlarını azaltmak amacıyla alternatif hammadde ve yakıt kullanımını geliştirmeye yönelik çalışmaların sonuçlarını almaya devam eden Çimko, 2025 itibarıyla 130 bin tona yakın alternatif yakıt ve 70 bin tona yakın alternatif hammadde kullandı. Alternatif yakıt tedarikinde biyokütle içeriğine sahip atıklarla birlikte yüksek kalorifik değere sahip atıkları öncelikli olarak tercih eden Çimko’nun, 2025 yılında fabrikalara ait ağırlıklı ortalama alternatif yakıt ısıl ikame oranı yüzde 17,2 seviyesine ulaşırken, bu oran 2020 baz yılına kıyasla yaklaşık yüzde 63 artış gösterdi. Aynı dönemde biyokütleye dayalı ısıl ikame oranında ise 2020 baz yılına kıyasla yaklaşık yüzde 174 artış kaydedildi. Enerji dönüşümü tarafındaki yatırımlarına hız veren Çimko, toplam 49 MW kurulu güce sahip güneş enerjisi kapasitesi ve yenilenebilir enerji projeleriyle portföyünü güçlendirdi. Tesislerde kurulu olan Atık Isı Geri Kazanım Sistemleri (WHR) ile yıllık 69 bin MWh enerji tasarrufu sağlayan Çimko, toplam elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 25’ini yenilenebilir enerji yatırımları ile karşıladı ve bu sayede 65 bin ton CO2 emisyonunun önüne geçildi.” Hazır beton tesislerinde kullanılan suyun %63’ü geri kazanıldı 2021 yılından bu yana su ayak izini düzenli olarak hesaplayan Çimko, üretim süreçlerinde oluşan atık suyun geri kazanımına yönelik projeleri hayata geçirirken, 2025 yılında çimento fabrikalarında yaklaşık 190 bin m3 su geri kazanarak üretim süreçlerinde yeniden kullanıma kazandırdı. Bu miktar, fabrikalarda kullanılan toplam suyun yaklaşık %14’üne karşılık geliyor. Hazır beton tesislerinde ise kullanılan suyun %63’ü geri kazanılarak yeniden değerlendirildi. Çimko raporlanan uygulama ve performans sonuçları doğrultusunda, ilk raporlama yılında CDP İklim Değişikliği ve Su Güvenliği Programlarında A Listesi’nde yer aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı Toplumsal yatırımlara 37 milyon TL kaynak ayrıldı Çimko, sürdürülebilirlik yaklaşımını yalnızca çevresel performansla sınırlamayıp, insan ve toplum boyutunu da kapsayan bütüncül bir yaklaşımla ele alıyor. Bu kapsamda Çimko, 2025 yılında toplumsal yatırım alanına 37 milyon TL kaynak ayırarak faaliyet gösterdiği bölgelerde sosyal fayda odaklı projelere destek verdi. Bu yaklaşımın en önemli unsurlarından birini, uluslararası iş birlikleriyle hayata geçirilen eğitim projeleri oluşturdu. Çimko’nun UNICEF ile birlikte yürüttüğü MakerUp programı, çocukların ve gençlerin 21. yüzyıl becerilerinin geliştirilmesine katkı sağlayan çalışmalar arasında yer aldı. Program kapsamında katılımcıların yaratıcı düşünme, problem çözme, dijital okuryazarlık ve üretim odaklı becerileri geliştirilirken, aynı zamanda uygulamalı öğrenme modeliyle çocukların potansiyellerini keşfetmeleri desteklendi. MakerUp programı, Gaziantep ve Adıyaman’da açılan merkezler aracılığıyla eğitime erişim ve beceri gelişimine katkı sunmayı hedefleyen uygulamalar kapsamında Çimko’nun toplumsal etki yaklaşımının önemli bir parçası oldu. Eğitim alanındaki bir diğer önemli çalışma ise SosyalBen Vakfı iş birliğiyle Hatay ve Adıyaman’da hayata geçirilen Beceri ve Yetenek Merkezleri (BEYEM) oldu. Bu merkezler aracılığıyla 2.800 öğrenciye ulaşılırken, çocukların bilim, teknoloji ve üretim odaklı becerilerini geliştirmeye yönelik uygulamalı eğitimler desteklendi. Çimko, bu projelerle çocukların ve gençlerin gelişimine katkı sağlamayı ve faaliyet gösterdiği bölgelerde sosyal gelişimi desteklemeyi amaçlıyor. Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UN Global Compact) imzacılığıyla ise sosyal ve yönetişim alanındaki taahhütlerini uluslararası ilkeler doğrultusunda desteklemeyi sürdürdü.

İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak Haber

İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak

Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi. Türkiye 9-26 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek BM İklim Zirvesi COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve çevresel sorumluluk alanında dünyada önemli gelişmelere de imza atılıyor. İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik, kurumsal ve sosyal alanda artık kritik bir noktaya ulaşmış durumda. Araştırmalar da söz konusu risklerin çok ciddi bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Swiss Re verilerine göre doğal afet kaynaklı sigortalı kayıplar 2024’te 137 milyar dolar oldu; 2025 için ise bu kayıpların 145 milyar dolara yaklaşabileceği öngörülüyor. Bu tablo, iklim riskinin artık istisnai değil, düzenli yönetilmesi gereken bir finansal risk olduğunu gösteriyor. Türkiye’de de Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) ile sürdürülebilirlik raporlamasının yasal zemine oturması, şirketleri iklim risklerini ölçmeye ve daha şeffaf yönetmeye yönlendiriyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; bu süreç sigorta talebini de dönüştürecek. Artık şirketler yalnızca varlıklarını değil; karbon hedeflerini, enerji verimliliği yatırımlarını, tedarik zincirlerini ve itibar risklerini de güvence altına almak isteyecek. Tarım, enerji, turizm ve altyapı yatırımlarında önemli Murat Çiftçi, “Türkiye’de sürdürülebilirlik odaklı sigortaların yaygınlaşmasını hızlandıracak en kritik başlık, risklerin daha görünür ve ölçülebilir hale gelmesi olacak. İklim kaynaklı afetler, enerji dönüşümü, karbon düzenlemeleri ve tedarik zinciri baskıları şirketlerin risk algısını değiştiriyor. İklim risklerinin artmasıyla birlikte üç ürün kategorisinin öne çıkacağını düşünüyoruz: parametrik sigortalar, iklim kaynaklı iş durması teminatları ve çevresel sorumluluk çözümleri. Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi. Şirketler de bütüncül çözümlere odaklanıyor Munich Re, 2024’te doğal afetlerin sigorta piyasası için ağır bir yıl olduğunu ve sigortalı kayıpların 140 milyar dolar seviyesine ulaştığını belirtiyor. Rapora göre hava olayları, özellikle fırtına, sel ve yangınlar hasarlarda belirleyici hale geldi. Kurumsal şirketlerin de artık sürdürülebilirliği yalnızca sosyal sorumluluk başlığı olarak görmediğini belirten Murat Çiftçi, “Bu konu finansmana erişim, yatırımcı ilişkileri, tedarik zinciri yönetimi ve marka itibarıyla doğrudan bağlantılı hale geldi. Bu nedenle sigorta talepleri de değişiyor. Şirketler artık yalnızca fabrika, makine, bina veya araçlarını sigortalamak istemiyor; enerji verimliliği yatırımlarını, yenilenebilir enerji projelerini, karbon azaltım hedeflerini, iklim kaynaklı iş kesintilerini ve çevresel sorumluluklarını da kapsayan daha bütüncül çözümler arıyor. IBS olarak bu dönüşüme klasik poliçe mantığıyla değil, risk danışmanlığı yaklaşımıyla yanıt veriyoruz. Önce şirketin faaliyet alanını, iklim hassasiyetini, tedarik zincirini, enerji kullanımını ve regülasyon yükümlülüklerini analiz ediyoruz. Ardından buna uygun sigorta ve reasürans kapasitesini yapılandırıyoruz” diye konuştu. Enerji verimliliğine yönelik ürünler öne çıkacak Murat Çiftçi, yeşil enerji, döngüsel ekonomi ve karbon nötr hedeflerine yönelik çözümler için de şunları söyledi: “Yeşil enerji yatırımları büyüdükçe güneş, rüzgâr, batarya depolama, hidrojen, biyokütle ve enerji verimliliği projelerine özel sigorta çözümleri daha fazla gündeme gelecek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın güncel verilerine göre Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 2026 itibarıyla 125.000 MW seviyesini aşarken, bunun yaklaşık %62’si yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Güneş ve rüzgâr enerjisinin toplam kurulu güç içindeki payı ise %33 seviyesinin üzerine çıkarak 40.000 MW’ı aşmış durumda. Yalnızca 2025 yılında devreye alınan yaklaşık 8.200 MW’lık yeni kapasite, bu dönüşümün hızını net biçimde ortaya koyuyor. Bu büyüme sigorta tarafında yeni bir uzmanlık alanı ve daha gelişmiş risk yönetimi yaklaşımını zorunlu hale getiriyor. Bu alanda öne çıkacak ürünler arasında yenilenebilir enerji santrali performans teminatları, üretim kaybı sigortaları, batarya yangın riskine özel çözümler, karbon kredisi risklerine yönelik teminatlar ve çevresel sorumluluk poliçeleri bulunuyor. Döngüsel ekonomi tarafında ise geri dönüşüm tesisleri, atık yönetimi, yeniden kullanım ve kaynak verimliliği projeleri için hem yangın hem çevresel sorumluluk hem de iş durması teminatlarının daha özel kurgulanması gerekecek.” İstisnai olaylar yaygın riskler olarak değerlendiriliyor İklim kaynaklı afetlerin maliyeti arttıkça reasürans piyasasının da daha seçici, daha veri odaklı ve daha disiplinli bir fiyatlama yaklaşımına geçtiğinin altını çizen Murat Çiftçi, “Eskiden bazı iklim olayları istisnai kabul edilebiliyordu. Bugün ise sel, dolu, fırtına, kuraklık ve yangın gibi riskler birçok bölgede düzenli hasar üreten başlıklar haline geldi. Swiss Re, doğal afet kaynaklı sigortalı kayıpların son yıllarda reel olarak yıllık %5–7 bandında büyüdüğünü belirtiyor. Bu, reasürörlerin risk seçimi, kapasite kullanımı ve fiyatlama disiplinini doğrudan etkiliyor. Bu değişim yeni ürünleri de şekillendiriyor. Reasürans kapasitesine erişmek isteyen şirketlerin artık daha iyi veri sunması, tesis bazlı risk analizlerini güçlendirmesi, önleyici tedbirlerini belgeleyebilmesi ve iklim senaryolarını daha net ortaya koyması gerekiyor. Sigorta piyasasında iyi risk ile zayıf risk arasındaki fiyat farkı daha belirgin hale gelecek” dedi. Elektrikli araç sigortalarında basitlik ve anlaşılırlık önemli Murat Çiftçi, bireysel tarafta sürdürülebilirlik temelli sigortalar yaygınlaşması için üç unsurun önemli olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Bunlar ürünün anlaşılır olması, fiyat avantajı sunması ve günlük hayatla doğrudan bağlantı kurması. Elektrikli araç sigortaları bu açıdan iyi bir örnek. Türkiye’de elektrikli otomobil satışları hızla büyüyor. ODMD’nin 2025 verilerine göre elektrikli otomobil satışları 166.665 adede ulaşarak otomobil pazarından %17,8 pay aldı. Bu büyüme yalnızca kasko ürünlerini değil; batarya teminatı, şarj ekipmanı, ev tipi şarj ünitesi, yolda enerji desteği ve ikinci el batarya değerleme gibi yeni ihtiyaçları da gündeme getiriyor. Benzer şekilde yeşil konut sigortaları, enerji verimli bina teminatları, güneş paneli sigortaları ve düşük karbonlu yaşamı teşvik eden ürünler de önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulacak. Burada kritik nokta, sürdürülebilirlik kavramını karmaşık bir çerçeveden çıkarıp tüketicinin hayatına dokunan somut faydalara dönüştürmek.” Yapay zeka ile doğru ve önceden tahmin edilebilirliğe katkı “Sürdürülebilirlik sigortalarının geleceği veriyle şekillenecek” diyen Murat Çiftçi, şöyle devam etti: “Çünkü iklim riski artık geçmiş hasar verisine bakılarak tek başına fiyatlanabilecek bir risk değil. Geleceğe dönük iklim senaryoları, coğrafi konum, tesis yapısı, enerji kullanımı, tedarik zinciri ve operasyonel dayanıklılık birlikte analiz edilmeli. Yapay zekâ ve iklim modellemeleri burada sigorta sektörüne üç alanda katkı sağlayacak: Birincisi, riskin daha doğru ölçülmesi. İkincisi, kişiye veya kuruma özel fiyatlama yapılabilmesi. Üçüncüsü, hasar oluşmadan önce önleyici uyarı mekanizmalarının kurulması. Örneğin sel riski yüksek bir bölgede bulunan tesis için yalnızca poliçe fiyatı değil; drenaj altyapısı, erken uyarı sistemi, stok konumlandırması ve acil durum planı da değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, sigortayı pasif bir güvence olmaktan çıkarıp aktif bir dayanıklılık ve risk yönetimi aracına dönüştürür.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim ve Doğa Liderleri Sahneye Çıktı Haber

İklim ve Doğa Liderleri Sahneye Çıktı

Türkiye operasyonlarını Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu çatısı altında yürüten, dünyanın en büyük çevre raporlama platformu CDP, Türkiye’deki şirketlerin 2025 yılı iklim değişikliği ve doğa raporlaması kapsamındaki performansını CDP Türkiye 16. İklim Değişikliği ve Doğa Konferansı’nda paylaştı. Garanti BBVA’nın ana sponsorluğunda Türkiye faaliyetlerini gerçekleştiren CDP Türkiye, 2025 yılına ait analiz ve bulguları içeren “CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu”nun sonuçlarını ve CDP’nin Global Derecelendirme Metodolojisine göre belirlenen CDP Liderleri’ni, 15 Mayıs’ta gerçekleştirilen 16. Türkiye konferansında açıkladı. Bu yıl, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesi çevresel verinin kalitesi, karşılaştırılabilirliği ve karar alma süreçlerine entegrasyonu iş dünyasının dönüşümünde belirleyici bir rol oynuyor. Bu noktada CDP, yalnızca bir raporlama platformu olmanın ötesinde, şirketlerin uygulama kapasitesini görünür kılabilecek ve hesap verebilirliği güçlendirebilecek önemli bir araç olarak öne çıkıyor. “CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu”, Türkiye’deki şirketlerin çevresel raporlamayı rekabet gücüne dönüştürebilme kapasitesini ortaya koyuyor. Rapor, COP31 öncesinde şirketlerin raporlamadan uygulamaya geçişteki hazırlık seviyesini ortaya koyan güçlü bir çerçeve sunuyor. Türkiye çevresel raporlamada güçlü bir konuma ulaştı CDP aracılığıyla 2025 yılında 22.100’den fazla şirket, çevresel verilerini raporlarken bu sürece 1.000’den fazla şehir ve bölge de eklendi. 2025 yılında, neredeyse 900 şirket CDP’nin en yüksek derecelendirme seviyesi olan Küresel A Listesi’ne girdi. Türkiye’den ise toplam 45 şirket en az bir Küresel A Listesi’nde yer aldı. İklim, su ve ormansızlaşma kategorilerinin üçünde birden en yüksek liderlik seviyesi olan “Triple A” listesine giren dünyadaki 27 şirketten 5’i ise Türkiye’den. Diğer 17 şirket şirket ise iki ayrı kategoride liderlik sergileyerek “Double A” statüsü elde etti. Türkiye bu başarısıyla, CDP ekosisteminde çevresel raporlama ve performans alanında küresel ölçekteki en güçlü pazarlardan biri haline geldi. Türkiye’nin liderlik performansı ortalamaların üzerinde CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu’na göre, Türkiye’den raporlama yapan şirketler Avrupa ve küresel ortalamaların üzerinde performans göstererek “Yönetim” ve “Liderlik” seviyelerinde iklim değişikliğinde %82, su güvenliğinde %87 ve ormansızlaşma temasında %70’e ulaştı. Bu tablo, çevresel yönetimin artık yalnızca öncü şirketlere özgü bir alan olmadığını, giderek daha geniş bir şirket grubunun kurumsal sistemlerine entegre edildiğini gösteriyor. Çevresel liderlik ile finansal performans arasındaki ilişki giderek güçleniyor Bu yılki raporun bir kısmı, A ve A– notu alan lider şirketlerin çevresel risk ve fırsatları finansal açıdan nasıl yönettiğini, daha düşük derecelendirme notlarına sahip şirketlerle karşılaştırmalı olarak analiz ediyor. Bu fark özellikle fırsatlar tarafında daha net görülüyor. Lider şirketler, çevresel girişimler kapsamında yaptıkları her 1 dolarlık yatırımın yaklaşık 4 dolar finansal değer yaratma potansiyeli olduğunu raporlarken, daha düşük performans gösteren şirketlerde bu değer yaklaşık 0,07 dolar seviyesinde. Bu durum, fırsatların belirlenmesi ve finansal değere dönüştürülmesi konusunda ciddi bir verimlilik farkına işaret ediyor. Benzer bir ayrışma risk yönetiminde de görülüyor. Lider şirketlerde maliyet-risk oranına bakıldığında, maliyeti 1 dolar olan bir riski yönetmek için yaklaşık 0,43 dolar harcamanın yeterli olacağı görülüyor. Buna karşılık, daha düşük performans gösteren şirketlerde aynı riski yönetmek için yaklaşık 5,9 dolar harcamak gerektiği görülmekte. Bu durum, lider şirketlerin finansal açıdan önemli riskleri görece daha düşük maliyetle yönetebildiğini ve potansiyel olarak daha hedefli bir risk yönetimi yaklaşımına sahip olduğunu gösteriyor. Raporlamaların derinlik ve uygulama düzeyi artırılmalı Temel iklim raporlama göstergeleri açısından bakıldığında, Türkiye’deki şirketler yüksek ve tutarlı bir olgunluk düzeyi sergiliyor. Ancak taahhütlerin derinliği ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş araçlarının uygulanma düzeyi incelendiğinde daha farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Şirketlerin %70’i 1,5°C ile uyumlu bir iklim geçiş planı raporlarken, yalnızca %33’ü fosil yakıtlardan çıkışa yönelik açık bir taahhütte bulunuyor. Net-sıfır hedefleri yaygın olmakla birlikte (%62), bunların yalnızca %12’si Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi) tarafından doğrulanmış vaziyette. Bu durum, hedef koyma ile bilim temelli uyum arasında önemli bir fark olduğunu gösteriyor. Benzer şekilde, dahili karbon fiyatlandırması giderek yaygınlaşsa da uygulama kapsamı halen sınırlı; çoğu zaman tüm karar süreçlerini kapsayan zorunlu bir mekanizma olarak kullanılmıyor. Yenilenebilir enerji kullanımı önemli ölçüde artmış olsa da toplam enerji tüketimi içinde yenilenemeyen kaynaklar hala baskın durumda. Genel olarak bu tablo, iklim yönetimi için gerekli temel yapıların kurulduğunu; ancak bu yapıların karar alma süreçlerine tutarlı, kapsamlı ve bağlayıcı şekilde yansıtılması için daha fazla ilerlemeye ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. İklim teması şirket yönetim sistemlerine entegre edilirken doğa ile ilgili konularda ilerleme sınırlı kaldı Rapor genelinde ortaya çıkan en önemli yapısal bulgulardan biri, iklim değişikliği konusundaki olgunluk ile diğer doğa temelli konular arasındaki belirgin fark. İklim değişikliği için riskleri belirleme ve yönetmeye yönelik yaklaşımlar tüm şirketlerde (%100) yerleşmiş durumdayken, bu oran su yönetimi alanında %78’e, biyoçeşitlilikte %36’ya, plastiklerde %24’e ve ormansızlaşmada %11’e kadar düştü. Benzer bir ayrışma değer zinciri etkileşiminde de görüldü. Bu oran iklimde %98 iken, plastiklerde %18 ve ormansızlaşmada %10 seviyesinde kaldı. Bu tablo, iklim konularının şirket sistemlerine derinlemesine entegre edildiğini, buna karşılık doğa ile ilgili konuların halen sınırlı bir kapsamda ele alındığını gösterdi. Genel olarak doğa temelli raporlamalar farkındalık aşamasından daha yapılandırılmış bir yönetime doğru ilerliyor. İklim ve su alanlarında görülen olgunluk seviyesine ulaşabilmek için özellikle veri altyapısının güçlendirilmesi, hedef belirleme yaklaşımlarının geliştirilmesi ve doğa ile ilgili konuların stratejik karar alma süreçlerine daha fazla entegre edilmesi gerekiyor. Türkiye’deki şirketlerin zorunlu raporlama çerçeveleriyle uyumu giderek artıyor Türkiye’de CDP kapsamında yapılan raporlamalar, zorunlu sürdürülebilirlik çerçeveleriyle yüksek ve artan bir uyuma işaret ediyor. 2025 itibarıyla Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları (TSRS) ile uyum %83’e, Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları (ESRS) ile uyum ise %71’e ulaştı. Zorunlu raporlama çerçevelerine hazırlık açısından Türkiye iyi bir konumda, ancak şirketlerin önünde üç temel gelişim alanı bulunuyor: üretilen bilgiyi finansal sistemlerle ilişkilendirmek, karar alma süreçlerine dahil etmek ve geçiş planlarıyla bağlantılı hale getirmek. Bu aşamalar raporlamadan uygulamaya geçiş için kritik önem taşıyor. CDP verileri COP31 öncesinde güçlü bir referans Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’e yaklaşırken, kurumsal çevresel raporlamaların önemi daha da artıyor. CDP verileri, şirketlerin uygulama kapasitesini değerlendirmek için güçlü ve güvenilir bir referans sunuyor. Enerji dönüşümü, su, doğa, döngüsel ekonomi, geçiş planlaması ve iklim finansmanı gibi CDP raporlamasında öne çıkan başlıklar, COP31 eylem gündeminin temel öncelikleriyle doğrudan örtüşüyor. Bulgular, Türkiye’den raporlama yapan şirketlerin yalnızca raporlama ölçeğini büyütmekle kalmayıp, bunu istikrarlı biçimde güçlü bir performansa dönüştürdüğünü ortaya koyuyor. Bu çerçevede CDP verileri, şirketlerin uygulamaya ne ölçüde hazır olduğunu değerlendirmek, ulusal ve küresel iklim hedefleriyle uyum düzeyini analiz etmek açısından somut ve pratik bir referans niteliği taşıyor. Ana konuşmacılar ve Rapor Sunumu “COP31’e Doğru: Raporlama İvmesini Küresel Rekabet Avantajına Dönüştürmek” temasıyla düzenlenen konferansın açılışında konuşan Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Cemal Onaran “Garanti BBVA’da sürdürülebilirlik, iş modelimizin ayrılmaz bir parçası. 2025 CDP değerlendirmesinde iklim değişikliği, su güvenliği ve ormansızlaşma alanlarının tamamında A notu alarak Triple A seviyesine ulaşmamız bu yaklaşımın bir sonucu. İklim, su ve doğa artık ekonomik dayanıklılığın belirleyicisi. Bu doğrultuda finansman gücümüzle dönüşümü desteklemeyi sürdürüyoruz.” dedi. COP30 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Dan Ioschpe konferansa video mesajla katıldı. Ioschpe mesajında “25 yıl önce niş olan çevresel raporlama, bugün iş dünyası için küresel bir standart ve temel gereklilik haline gelmiş; veri, şeffaflık ve raporlama sürdürülebilir kalkınmayı ve etkili karar almayı mümkün kılmıştır. Bu yapı sayesinde, bugün CDP tarafından ödüllendirilen kuruluşlar yalnızca bir standardı karşılamıyor, aynı zamanda uygulamanın nasıl hayata geçtiğini gösteren öncüler olarak öne çıkıyor.” ifadelerini kullandı. Deloitte Global Sürdürülebilir Finans Lideri Hans-Juergen Walter konuya küresel bir perspektiften bakarak “Şirketler yalnızca mevzuata uyumla sınırlı kalmamalı. Raporlamayı bir zorunluluk olarak değil, rekabet avantajı yaratmanın bir aracı olarak görmeliler. Nitelikli çevresel raporlama; sermayeyi cezbeden, pazardaki konumu güçlendiren ve hızla dönüşen küresel ortamda gerçekten dayanıklı, geleceğe hazır iş modelleri inşa etmeyi mümkün kılan stratejik bir kaldıraçtır.” dedi. CDP Politika ve Büyüme Direktörü Pietro Bertazzi ise, “Yaklaşan COP31’in uygulama odağıyla birlikte, Türkiye’deki şirketlerin CDP aracılığıyla yaptığı raporlamalar, lider şirketlerin çevresel performans konusunda yüksek bir standart belirlerken aynı zamanda ticari kazanımlar da elde ettiğini gösteriyor. Hızla değişen küresel ekonomide geleceğe en güçlü şekilde hazırlanan şirketler; şeffaflığı somut aksiyona dönüştürebilen, çevresel verileri stratejik karar alma süreçlerine entegre eden ve dünyamız için olumlu büyümeyi yönlendiren şirketler olacak.” dedi. CDP Türkiye 2025 İklim ve Doğa Raporu’nun sonuçlarını paylaşan CDP Türkiye Ülke Yöneticisi Mirhan Köroğlu Göğüş şu değerlendirmede bulundu: “Raporun sonuçlarına baktığımızda, Türkiye’de çevresel yönetim yapılarının güçlü bir kurumsal temele oturduğu açıkça görülmekte, fakat bu yapının tüm çevresel temalar ve şirketler genelinde henüz dengeli ve bütüncül bir şekilde yaygınlaşmadığı görülüyor. Önümüzdeki dönemde şirketlerin önceliği, mevcut raporlama altyapısını daha derin entegrasyon, daha geniş çevresel kapsama ve daha tutarlı uygulama çıktılarıyla güçlendirmek olmalı.” 2026 Triple A Liderler Paneli Konferans kapsamında Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Türkiye Direktörü Ozan Duygulu moderatörlüğünde “2026 Triple A Liderler Paneli” düzenlendi. Panele, Garanti BBVA Yönetim Kurulu Üyesi Mevhibe Canan Özsoy, Akbank CFO’su Türker Tunalı ve CarrefourSA CEO’su Kutay Kartallıoğlu katıldı. Sürdürülebilir finansman ve sürdürülebilirliğin stratejik yönetimi konularının ele alındığı panelde Mevhibe Canan Özsoy, iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun değil; fiziksel, finansal ve itibara yönelik riskler barındıran küresel bir dönüşüm meselesi olduğunu belirtti. Türker Tunalı, düşük karbonlu ekonomiye geçişte finans sektörü, reel sektör ve teknoloji ekosisteminin birlikte hareket etmesinin kritik önem taşıdığını söyledi. Kutay Kartallıoğlu ise konuşmasında gıda perakendesinin iklim değişikliğinden kaynaklanan risklerden doğrudan etkilendiğine dikkat çekerek Türkiye’nin Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle gıda güvenliği ve tedarik zincirleri açısından önemli çevresel risklerle karşı karşıya olduğunu vurguladı. CDP Türkiye 2026 Ödül Töreni Programın sonunda gerçekleştirilen CDP Türkiye 2026 Ödül Töreni’nde CDP Global A listelerine girmeyi başaran 45 şirket ödüllerini aldı. Ödül töreninde TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Fatih Kemal Ebiçlioğlu, ve Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’ndan Başkan Yardımcısı Murat Yünlü birer konuşma gerçekleştirdi ve şirketlere ödüllerini takdim etti. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Fatih Kemal Ebiçlioğlu konuşmasında “Jeopolitik gelişmelerin yoğunlaştığı bu dönemde iklim krizinin bilimsel bir gerçek olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Önümüzdeki COP31 sürecini Paris Anlaşması kapsamında gündeme getirilen başlıkların yeniden canlandırılması açısından kıymetli görüyoruz. Bu süreçte, iş dünyasının sürdürülebilirlik raporlamalarına güçlü biçimde eğilmesini ve odağına almasını kritik önemde görüyoruz. Bugün bu önemli gelişmelere tanıklık etmemizi sağlayan CDP Türkiye’ye ülkemizde sürdürülebilirlik raporlaması konusunda bilinçlendirme ve iş dünyasının dönüşümü alanında sağladığı katkılar için teşekkür ediyorum” dedi. Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’ndan Başkan Yardımcısı Murat Yünlü ise "Sürdürülebilirlik raporlaması, finansal raporlama ile sürdürülebilirlik yönetimi disiplinlerinin entegrasyonu sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu entegrasyonun temelinde, çevresel ve sosyal faktörlerin operasyonel riskler ve finansal fırsatlar üzerindeki belirleyici rolü yatmaktadır. Bu perspektifle hazırlanan raporlar, yatırımcıların sermaye tahsisi kararlarında kullandığı 'önemlilik' arz eden bilgilere odaklanmaktadır." dedi. Triple A ödülleri (5 şirket) Double A ödülleri (17 şirket) Global A ödülleri (23 şirket) CDP Şehirler A Liderleri ödülleri Konferans kapsamında ayrıca “CDP Cities A List”e girmeyi başaran iki belediyeye de ödülleri takdim edildi. Ödüllerini almak üzere törene, Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Serhat Taşkınsu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler katıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünyanın En Büyük Çevre Raporlama Platformu CDP’nin 2025 Türkiye Sonuçları ve Lider Şirketler Açıklandı Haber

Dünyanın En Büyük Çevre Raporlama Platformu CDP’nin 2025 Türkiye Sonuçları ve Lider Şirketler Açıklandı

Garanti BBVA’nın ana sponsorluğunda Türkiye faaliyetlerini gerçekleştiren CDP Türkiye, 2025 yılına ait analiz ve bulguları içeren “CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu”nun sonuçlarını ve CDP’nin Global Derecelendirme Metodolojisine göre belirlenen CDP Liderleri’ni, 15 Mayıs’ta gerçekleştirilen 16. Türkiye konferansında açıkladı. Bu yıl, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesi çevresel verinin kalitesi, karşılaştırılabilirliği ve karar alma süreçlerine entegrasyonu iş dünyasının dönüşümünde belirleyici bir rol oynuyor. Bu noktada CDP, yalnızca bir raporlama platformu olmanın ötesinde, şirketlerin uygulama kapasitesini görünür kılabilecek ve hesap verebilirliği güçlendirebilecek önemli bir araç olarak öne çıkıyor. “CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu”, Türkiye’deki şirketlerin çevresel raporlamayı rekabet gücüne dönüştürebilme kapasitesini ortaya koyuyor. Rapor, COP31 öncesinde şirketlerin raporlamadan uygulamaya geçişteki hazırlık seviyesini ortaya koyan güçlü bir çerçeve sunuyor. Türkiye çevresel raporlamada güçlü bir konuma ulaştı CDP aracılığıyla 2025 yılında 22.100’den fazla şirket, çevresel verilerini raporlarken bu sürece 1.000’den fazla şehir ve bölge de eklendi. 2025 yılında, neredeyse 900 şirket CDP’nin en yüksek derecelendirme seviyesi olan Küresel A Listesi’ne girdi. Türkiye’den ise toplam 45 şirket en az bir Küresel A Listesi’nde yer aldı. İklim, su ve ormansızlaşma kategorilerinin üçünde birden en yüksek liderlik seviyesi olan “Triple A” listesine giren dünyadaki 27 şirketten 5’i ise Türkiye’den. Diğer 17 şirket şirket ise iki ayrı kategoride liderlik sergileyerek “Double A” statüsü elde etti. Türkiye bu başarısıyla, CDP ekosisteminde çevresel raporlama ve performans alanında küresel ölçekteki en güçlü pazarlardan biri haline geldi. Türkiye’nin liderlik performansı ortalamaların üzerinde CDP Türkiye 2025 İklim Değişikliği ve Doğa Raporu’na göre, Türkiye’den raporlama yapan şirketler Avrupa ve küresel ortalamaların üzerinde performans göstererek “Yönetim” ve “Liderlik” seviyelerinde iklim değişikliğinde %82, su güvenliğinde %87 ve ormansızlaşma temasında %70’e ulaştı. Bu tablo, çevresel yönetimin artık yalnızca öncü şirketlere özgü bir alan olmadığını, giderek daha geniş bir şirket grubunun kurumsal sistemlerine entegre edildiğini gösteriyor. Çevresel liderlik ile finansal performans arasındaki ilişki giderek güçleniyor Bu yılki raporun bir kısmı, A ve A– notu alan lider şirketlerin çevresel risk ve fırsatları finansal açıdan nasıl yönettiğini, daha düşük derecelendirme notlarına sahip şirketlerle karşılaştırmalı olarak analiz ediyor. Bu fark özellikle fırsatlar tarafında daha net görülüyor. Lider şirketler, çevresel girişimler kapsamında yaptıkları her 1 dolarlık yatırımın yaklaşık 4 dolar finansal değer yaratma potansiyeli olduğunu raporlarken, daha düşük performans gösteren şirketlerde bu değer yaklaşık 0,07 dolar seviyesinde. Bu durum, fırsatların belirlenmesi ve finansal değere dönüştürülmesi konusunda ciddi bir verimlilik farkına işaret ediyor. Benzer bir ayrışma risk yönetiminde de görülüyor. Lider şirketlerde maliyet-risk oranına bakıldığında, maliyeti 1 dolar olan bir riski yönetmek için yaklaşık 0,43 dolar harcamanın yeterli olacağı görülüyor. Buna karşılık, daha düşük performans gösteren şirketlerde aynı riski yönetmek için yaklaşık 5,9 dolar harcamak gerektiği görülmekte. Bu durum, lider şirketlerin finansal açıdan önemli riskleri görece daha düşük maliyetle yönetebildiğini ve potansiyel olarak daha hedefli bir risk yönetimi yaklaşımına sahip olduğunu gösteriyor. Raporlamaların derinlik ve uygulama düzeyi artırılmalı Temel iklim raporlama göstergeleri açısından bakıldığında, Türkiye’deki şirketler yüksek ve tutarlı bir olgunluk düzeyi sergiliyor. Ancak taahhütlerin derinliği ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş araçlarının uygulanma düzeyi incelendiğinde daha farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Şirketlerin %70’i 1,5°C ile uyumlu bir iklim geçiş planı raporlarken, yalnızca %33’ü fosil yakıtlardan çıkışa yönelik açık bir taahhütte bulunuyor. Net-sıfır hedefleri yaygın olmakla birlikte (%62), bunların yalnızca %12’si Bilim Temelli Hedefler Girişimi (SBTi) tarafından doğrulanmış vaziyette. Bu durum, hedef koyma ile bilim temelli uyum arasında önemli bir fark olduğunu gösteriyor. Benzer şekilde, dahili karbon fiyatlandırması giderek yaygınlaşsa da uygulama kapsamı halen sınırlı; çoğu zaman tüm karar süreçlerini kapsayan zorunlu bir mekanizma olarak kullanılmıyor. Yenilenebilir enerji kullanımı önemli ölçüde artmış olsa da toplam enerji tüketimi içinde yenilenemeyen kaynaklar hala baskın durumda. Genel olarak bu tablo, iklim yönetimi için gerekli temel yapıların kurulduğunu; ancak bu yapıların karar alma süreçlerine tutarlı, kapsamlı ve bağlayıcı şekilde yansıtılması için daha fazla ilerlemeye ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor. İklim teması şirket yönetim sistemlerine entegre edilirken doğa ile ilgili konularda ilerleme sınırlı kaldı Rapor genelinde ortaya çıkan en önemli yapısal bulgulardan biri, iklim değişikliği konusundaki olgunluk ile diğer doğa temelli konular arasındaki belirgin fark. İklim değişikliği için riskleri belirleme ve yönetmeye yönelik yaklaşımlar tüm şirketlerde (%100) yerleşmiş durumdayken, bu oran su yönetimi alanında %78’e, biyoçeşitlilikte %36’ya, plastiklerde %24’e ve ormansızlaşmada %11’e kadar düştü. Benzer bir ayrışma değer zinciri etkileşiminde de görüldü. Bu oran iklimde %98 iken, plastiklerde %18 ve ormansızlaşmada %10 seviyesinde kaldı. Bu tablo, iklim konularının şirket sistemlerine derinlemesine entegre edildiğini, buna karşılık doğa ile ilgili konuların halen sınırlı bir kapsamda ele alındığını gösterdi. Genel olarak doğa temelli raporlamalar farkındalık aşamasından daha yapılandırılmış bir yönetime doğru ilerliyor. İklim ve su alanlarında görülen olgunluk seviyesine ulaşabilmek için özellikle veri altyapısının güçlendirilmesi, hedef belirleme yaklaşımlarının geliştirilmesi ve doğa ile ilgili konuların stratejik karar alma süreçlerine daha fazla entegre edilmesi gerekiyor. Türkiye’deki şirketlerin zorunlu raporlama çerçeveleriyle uyumu giderek artıyor Türkiye’de CDP kapsamında yapılan raporlamalar, zorunlu sürdürülebilirlik çerçeveleriyle yüksek ve artan bir uyuma işaret ediyor. 2025 itibarıyla Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları (TSRS) ile uyum %83’e, Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlaması Standartları (ESRS) ile uyum ise %71’e ulaştı. Zorunlu raporlama çerçevelerine hazırlık açısından Türkiye iyi bir konumda, ancak şirketlerin önünde üç temel gelişim alanı bulunuyor: üretilen bilgiyi finansal sistemlerle ilişkilendirmek, karar alma süreçlerine dahil etmek ve geçiş planlarıyla bağlantılı hale getirmek. Bu aşamalar raporlamadan uygulamaya geçiş için kritik önem taşıyor. CDP verileri COP31 öncesinde güçlü bir referans Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’e yaklaşırken, kurumsal çevresel raporlamaların önemi daha da artıyor. CDP verileri, şirketlerin uygulama kapasitesini değerlendirmek için güçlü ve güvenilir bir referans sunuyor. Enerji dönüşümü, su, doğa, döngüsel ekonomi, geçiş planlaması ve iklim finansmanı gibi CDP raporlamasında öne çıkan başlıklar, COP31 eylem gündeminin temel öncelikleriyle doğrudan örtüşüyor. Bulgular, Türkiye’den raporlama yapan şirketlerin yalnızca raporlama ölçeğini büyütmekle kalmayıp, bunu istikrarlı biçimde güçlü bir performansa dönüştürdüğünü ortaya koyuyor. Bu çerçevede CDP verileri, şirketlerin uygulamaya ne ölçüde hazır olduğunu değerlendirmek, ulusal ve küresel iklim hedefleriyle uyum düzeyini analiz etmek açısından somut ve pratik bir referans niteliği taşıyor. Ana konuşmacılar ve Rapor Sunumu “COP31’e Doğru: Raporlama İvmesini Küresel Rekabet Avantajına Dönüştürmek” temasıyla düzenlenen konferansın açılışında konuşan Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Cemal Onaran “Garanti BBVA’da sürdürülebilirlik, iş modelimizin ayrılmaz bir parçası. 2025 CDP değerlendirmesinde iklim değişikliği, su güvenliği ve ormansızlaşma alanlarının tamamında A notu alarak Triple A seviyesine ulaşmamız bu yaklaşımın bir sonucu. İklim, su ve doğa artık ekonomik dayanıklılığın belirleyicisi. Bu doğrultuda finansman gücümüzle dönüşümü desteklemeyi sürdürüyoruz.” dedi. COP30 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Dan Ioschpe konferansa video mesajla katıldı. Ioschpe mesajında “25 yıl önce niş olan çevresel raporlama, bugün iş dünyası için küresel bir standart ve temel gereklilik haline gelmiş; veri, şeffaflık ve raporlama sürdürülebilir kalkınmayı ve etkili karar almayı mümkün kılmıştır. Bu yapı sayesinde, bugün CDP tarafından ödüllendirilen kuruluşlar yalnızca bir standardı karşılamıyor, aynı zamanda uygulamanın nasıl hayata geçtiğini gösteren öncüler olarak öne çıkıyor.” ifadelerini kullandı. Deloitte Global Sürdürülebilir Finans Lideri Hans-Juergen Walter konuya küresel bir perspektiften bakarak “Şirketler yalnızca mevzuata uyumla sınırlı kalmamalı. Raporlamayı bir zorunluluk olarak değil, rekabet avantajı yaratmanın bir aracı olarak görmeliler. Nitelikli çevresel raporlama; sermayeyi cezbeden, pazardaki konumu güçlendiren ve hızla dönüşen küresel ortamda gerçekten dayanıklı, geleceğe hazır iş modelleri inşa etmeyi mümkün kılan stratejik bir kaldıraçtır.” dedi. CDP Politika ve Büyüme Direktörü Pietro Bertazzi ise, “Yaklaşan COP31’in uygulama odağıyla birlikte, Türkiye’deki şirketlerin CDP aracılığıyla yaptığı raporlamalar, lider şirketlerin çevresel performans konusunda yüksek bir standart belirlerken aynı zamanda ticari kazanımlar da elde ettiğini gösteriyor. Hızla değişen küresel ekonomide geleceğe en güçlü şekilde hazırlanan şirketler; şeffaflığı somut aksiyona dönüştürebilen, çevresel verileri stratejik karar alma süreçlerine entegre eden ve dünyamız için olumlu büyümeyi yönlendiren şirketler olacak.” dedi. CDP Türkiye 2025 İklim ve Doğa Raporu’nun sonuçlarını paylaşan CDP Türkiye Ülke Yöneticisi Mirhan Köroğlu Göğüş şu değerlendirmede bulundu: “Raporun sonuçlarına baktığımızda, Türkiye’de çevresel yönetim yapılarının güçlü bir kurumsal temele oturduğu açıkça görülmekte, fakat bu yapının tüm çevresel temalar ve şirketler genelinde henüz dengeli ve bütüncül bir şekilde yaygınlaşmadığı görülüyor. Önümüzdeki dönemde şirketlerin önceliği, mevcut raporlama altyapısını daha derin entegrasyon, daha geniş çevresel kapsama ve daha tutarlı uygulama çıktılarıyla güçlendirmek olmalı.” 2026 Triple A Liderler Paneli Konferans kapsamında Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu Türkiye Direktörü Ozan Duygulu moderatörlüğünde “2026 Triple A Liderler Paneli” düzenlendi. Panele, Garanti BBVA Yönetim Kurulu Üyesi Mevhibe Canan Özsoy, Akbank CFO’su Türker Tunalı ve CarrefourSA CEO’su Kutay Kartallıoğlu katıldı. Sürdürülebilir finansman ve sürdürülebilirliğin stratejik yönetimi konularının ele alındığı panelde Mevhibe Canan Özsoy, iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun değil; fiziksel, finansal ve itibara yönelik riskler barındıran küresel bir dönüşüm meselesi olduğunu belirtti. Türker Tunalı, düşük karbonlu ekonomiye geçişte finans sektörü, reel sektör ve teknoloji ekosisteminin birlikte hareket etmesinin kritik önem taşıdığını söyledi. Kutay Kartallıoğlu ise konuşmasında gıda perakendesinin iklim değişikliğinden kaynaklanan risklerden doğrudan etkilendiğine dikkat çekerek Türkiye’nin Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle gıda güvenliği ve tedarik zincirleri açısından önemli çevresel risklerle karşı karşıya olduğunu vurguladı. CDP Türkiye 2026 Ödül Töreni Programın sonunda gerçekleştirilen CDP Türkiye 2026 Ödül Töreni’nde CDP Global A listelerine girmeyi başaran 45 şirket ödüllerini aldı. Ödül töreninde TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Fatih Kemal Ebiçlioğlu, ve Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’ndan Başkan Yardımcısı Murat Yünlü birer konuşma gerçekleştirdi ve şirketlere ödüllerini takdim etti. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Fatih Kemal Ebiçlioğlu konuşmasında “Jeopolitik gelişmelerin yoğunlaştığı bu dönemde iklim krizinin bilimsel bir gerçek olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Önümüzdeki COP31 sürecini Paris Anlaşması kapsamında gündeme getirilen başlıkların yeniden canlandırılması açısından kıymetli görüyoruz. Bu süreçte, iş dünyasının sürdürülebilirlik raporlamalarına güçlü biçimde eğilmesini ve odağına almasını kritik önemde görüyoruz. Bugün bu önemli gelişmelere tanıklık etmemizi sağlayan CDP Türkiye’ye ülkemizde sürdürülebilirlik raporlaması konusunda bilinçlendirme ve iş dünyasının dönüşümü alanında sağladığı katkılar için teşekkür ediyorum” dedi. Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’ndan Başkan Yardımcısı Murat Yünlü ise "Sürdürülebilirlik raporlaması, finansal raporlama ile sürdürülebilirlik yönetimi disiplinlerinin entegrasyonu sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu entegrasyonun temelinde, çevresel ve sosyal faktörlerin operasyonel riskler ve finansal fırsatlar üzerindeki belirleyici rolü yatmaktadır. Bu perspektifle hazırlanan raporlar, yatırımcıların sermaye tahsisi kararlarında kullandığı 'önemlilik' arz eden bilgilere odaklanmaktadır." dedi. Triple A ödülleri (5 şirket) Double A ödülleri (17 şirket) Global A ödülleri (23 şirket) CDP Şehirler A Liderleri ödülleri Konferans kapsamında ayrıca “CDP Cities A List”e girmeyi başaran iki belediyeye de ödülleri takdim edildi. Ödüllerini almak üzere törene, Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Serhat Taşkınsu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler katıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Artan İklim Riskleri Şehirleri ve Sanayiyi ‘Uyum’ Stratejilerine Yönlendiriyor Haber

Artan İklim Riskleri Şehirleri ve Sanayiyi ‘Uyum’ Stratejilerine Yönlendiriyor

İklim dirençliliğinin temelinde kapsamlı bir analizin yattığının altını çizen Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak, “Kentlerin ve sanayi altyapısının geleceği, iklim risklerinin ne kadar erken tespit edilebildiğine bağlıdır” diyerek stratejik uyumun önemine dikkat çekiyor. Dünya genelinde sıklığı artan aşırı sıcaklık, kuraklık ve su stresi gibi iklim olayları; ekonomik istikrar, üretim sürekliliği ve toplumsal refah üzerinde doğrudan bir risk unsuru oluşturuyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak, iklim değişikliğine uyum politikalarının artık yalnızca merkezi stratejilerle değil; yerel yönetimler, özel sektör ve toplumun tüm kesimlerinin dahil olduğu çok paydaşlı yönetişim modelleriyle etkinlik kazandığına dikkat çekiyor. Günümüzde iklim eylemi; sera gazı emisyonlarını düşürmeyi hedefleyen 'azaltım' ve mevcut etkilere karşı dayanıklılığı odağına alan 'uyum' çalışmaları olmak üzere iki ana eksende ilerliyor. Escarus, bu süreçte kurumların iklim risklerini sistematik bir yaklaşımla analiz etmelerini sağlıyor ve veri temelli karar alma kapasitelerini güçlendiriyor. Şirket, sunduğu çözümlerle kurumların hem risk yönetim süreçlerini iyileştiriyor hem de operasyonel olarak daha dirençli yapılar oluşturmalarına katkı sunuyor. “Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak: Özel sektör kritik rol üstleniyor” Üretim altyapılarının işletimi ve tedarik zincirlerinin koordinasyonunda özel sektörün ana aktör olduğunu hatırlatan Dr. Kubilay Kavak, iklim risklerinin kurumsal yönetim süreçlerine entegre edilmesinin önemine işaret ediyor. Dr. Kavak, “Politika tartışmaları gösteriyor ki, yerel dinamikleri ve özel sektörün operasyonel gücünü dışarıda bırakan bir uyum süreci eksik kalacaktır. Özellikle şirketlerin, üretim tesislerinin bulunduğu bölgelerdeki fiziksel riskleri analiz etmesi ve operasyonlarını bu etkilere karşı dayanıklı hale getirmesi artık bir tercih değil, yaşamsal zorunluluk” dedi. İklim dirençliliğinin temelinde kapsamlı bir analizin yattığını belirten Dr. Kavak, kentlerin ve sanayi altyapısının kalıcılığı ile iklim risklerinin erken tespit edilmesi arasında yakın bir ilişki bulunduğuna dikkat çekti. Bölgesel projeksiyonların ve altyapı kırılganlıklarının analiz edilmesinin karar alma süreçlerine rehberlik ettiğini söyleyen Dr. Kavak, sözlerine şöyle devam etti: “Kamu tarafında veri üretimi ve yerel iklim eylem planları ne kadar kritikse, özel sektörün de bu riskleri performans göstergeleri üzerinden izlemesi o denli hayati. Escarus olarak 2011’den bu yana, şirketlerin bu riskleri stratejik planlarına dahil etmelerine ve operasyonel dayanıklılıklarını artırmalarına rehberlik ediyoruz.” “Kurumların küresel değer zincirlerine entegrasyonunu güçlendiriyoruz” Dr. Kubilay Kavak, sürdürülebilirlik bağlantılı finansman araçlarının ve TSRS (Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları) kapsamındaki değerlendirmelerin kurumların finansmana erişimini doğrudan etkilediğini belirtti. Escarus’un ikinci taraf görüş hizmetleri ve stratejik yol haritalarıyla bu süreci desteklediğini dile getiren Dr. Kavak, ihracatçı firmalar için kritik öneme sahip olan Yeşil Mutabakat uyum çalışmalarına ve devlet teşvikleri kapsamında Responsible® Programı’na da değinerek, “Faz 1 Akredite Danışmanlık Kuruluşu olarak, ihracatçılarımızın çevresel ve sosyal olgunluk analizlerini gerçekleştiriyoruz. Amacımız, oluşturduğumuz stratejik yol haritalarıyla kurumların küresel değer zincirlerine entegrasyonunu güçlendirirken, onları ticari geçiş risklerine karşı en üst seviyede dayanıklı kılmak” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Geleceğin İş Dünyası İçin Sürdürülebilirlik Liderleri Yetişiyor Haber

Geleceğin İş Dünyası İçin Sürdürülebilirlik Liderleri Yetişiyor

İş dünyasında sürdürülebilirlik artık yalnızca bir uyum başlığı değil, stratejik bir yetkinlik alanı olarak öne çıkıyor. Küresel araştırmalar, yeşil dönüşümle birlikte “yeşil yaka” olarak tanımlanan kariyer hedeflerine odaklanan profesyonellere ve bu alandaki yeteneklere olan ihtiyacın hızla arttığını ortaya koyuyor. ESG alanında uzmanlık, finans ve hukuk kadar önem kazandı Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı 2025 İşlerin Geleceği Raporu da yeşil geçişin iş piyasasını şekillendiren önemli bir trend olduğunu doğruluyor. İklim değişikliği ve çevresel öncelikler sürdürülebilirlik odaklı yetkinliklere talebi artırırken, bu alanda uzmanlaşan iş gücü, işverenler için giderek kritik hale geliyor. Özellikle ESG, iklim ve raporlama konularında derin teknik bilgi ve uzmanlık, finans ve hukuk kadar önem kazanıyor. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) ile Özyeğin Üniversitesi’nin bu dönüşüm ihtiyacına yanıt vermek üzere hayata geçirdiği SustainHUB Academy, ikinci dönemine başlıyor. Program, iş dünyasının sürdürülebilir dönüşümüne liderlik edecek profesyonelleri yetiştirmeyi hedeflerken, katılımcılara yalnızca teorik bilgi değil, doğrudan sahada uygulanabilir bir sürdürülebilirlik ve ESG alanlarında derin uzmanlık kazandırmayı amaçlıyor. Güncel müfredat ve hibrit eğitim Şubat ayında başlayan ve altı modülden oluşan hibrit programda katılımcılar, sürdürülebilirlik yönetimi, yeşil pazarlama, karbon piyasalarının hukuki boyutu ve yapay zekânın sürdürülebilirlik hedeflerine entegrasyonu gibi kritik başlıklarda uzmanlaşma fırsatı buluyor. Eğitim içeriği, ESG standartları, TSRS ve GRI raporlama gibi iş dünyasının en güncel gündem maddelerini kapsarken, profesyonellerin kurum içi dönüşümü yönetecek liderlik yetkinliklerini de güçlendirmeyi hedefliyor. İş dünyasından gerçek vaka çalışmaları SustainHUB Academy’yi benzer programlardan ayıran en önemli unsur ise akademi ile iş dünyasını aynı öğrenme zeminde buluşturması. Özyeğin Üniversitesi’nin akademik birikimi, SKD Türkiye’nin özel sektör ağı ve saha deneyimiyle birleşerek katılımcılara çok boyutlu ve gerçek hayata temas eden bir öğrenme deneyimi sunuyor. Program kapsamında katılımcılar, sürdürülebilirlik alanında sektörlerine yön veren şirketlerin gerçek vaka çalışmaları üzerinden öğrenme fırsatı yakalayacak. Bu kapsamda Anadolu Efes, Brisa, Eczacıbaşı Topluluğu, KPMG Türkiye, Sayın Law ve Şişecam gibi sürdürülebilirlik uygulamalarıyla öne çıkan kurumlar, programda vaka sunumlarıyla yer alacak. Katılımcılar, bu şirketlerin ESG stratejilerini, karar alma süreçlerini ve sahada karşılaştıkları zorluklara geliştirdikleri çözüm yollarını birinci elden dinleme ve analiz etme imkânı bulacak. Programı başarıyla tamamlayan katılımcılar, SKD Türkiye üyesi şirketlerin deneyimli yöneticilerinden oluşan mentor havuzundan bir yıl boyunca bire bir mentorluk desteği alabilecek. Aynı zamanda SustainHUB Academy Alumni Network’e katılarak sürdürülebilirlik ekosistemi içinde sürekli gelişim ve yeni iş birliği fırsatlarına erişim sağlayacak. SustainHUB Academy’nin yeni dönemine ilişkin değerlendirmede bulunan SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Ediz Günsel, şunları söyledi: “Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapması, iş dünyası için önemli bir fırsat olduğu kadar ciddi bir sorumluluk da getiriyor. İklim Kanunu ve yeni regülasyonlarla birlikte şirketlerin, sürdürülebilirliği kurumlarının merkezine koyacak güçlü ve donanımlı kadrolara ihtiyacı var. Özyeğin Üniversitesi ile yürüttüğümüz SustainHUB Academy, profesyonellerin yalnızca bugünün gerekliliklerine değil, geleceğin sürdürülebilirlik liderliği ihtiyaçlarına da hazırlanmasını hedefliyor.” Özyeğin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Barış Tan ise programın yeni dönemine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Üniversitemizin kuruluşundan beri stratejik önceliklerinden olan sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik araştırmalarda öncü Enerji, Çevre ve Ekonomi Merkezi (EÇEM)’i 2009’da ve sürdürülebilir kampüs uygulamalarına öncülük eden Sürdürülebilirlik, Güvenli Yaşam ve Kalite Departmanını 2011’de hayata geçirdik. Times Higher Education’ın (THE), üniversitelerin topluma yaptıkları katkı açısından değerlendirildiği “THE Etki Sıralamaları”nda Türkiye’deki vakıf üniversiteleri arasında 6 yıl 1. sırada, 2025 sıralamasında ise ilk 3’te yer aldık. Üniversite kampüslerindeki sürdürülebilirlik çalışmalarının ve yeşil alan oranlarının değerlendirildiği uluslararası 2024 UI GreenMetric Dünya Üniversiteler Sıralaması’nda da; 2019’dan itibaren üst üste 6 kez vakıf üniversiteleri arasında 1.’liği elde ettik. 2018’de kurduğumuz Sürdürülebilirlik Platformu ile alandaki uygulamalarımızı paydaşlarımızla paylaşmayı, disiplinler arası araştırmaları teşvik etmeyi ve çok disiplinli bir eğitim ortamı oluşturmayı amaçladık. Kampüsümüzde faaliyete geçen sürdürülebilirlik politikalarını sürekli iyileştirirken; iş dünyası-kamuoyu-akademi iş birliklerini önemsiyoruz. SKD Türkiye ile hayata geçirdiğimiz SustainHUB Academy, iş dünyasının sürdürülebilir dönüşümüne yön verecek uzmanların yetişmesine katkı sağlayacaktır. Akademik bilgi ile sektör deneyimini bir araya getiren program, ülkemizin yeşil dönüşüm hedeflerine ulaşmasına destek olacak nitelikli profesyoneller yetiştirmek için kritik bir adımdır. Bu kıymetli iş birliği için SKD Türkiye’ye teşekkür ederim.” İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) Hakkında: İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye), 2005 yılında 13 özel sektör temsilcisinin öncülüğünde kurulmuş ve sadece kurumsal üyelik kabul eden bir iş dünyası derneğidir. Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin (WBCSD - World Business Council for Sustainable Development) Türkiye’deki bölgesel ağı ve iş ortağı olan SKD Türkiye, bu iş birliğinin beraberinde getirdiği sürdürülebilirlik birikimini de çalışma grupları faaliyetleri aracılığıyla üyeleriyle ve çeşitli platformlarda paydaşlarıyla paylaşır. Halihazırda, SKD Türkiye çatısı altında, Türkiye’nin GSYH’nin %25’ini temsil eden ve 1,4 milyon kişiye istihdam sağlayan 14 ana sektör 45 alt sektörden 192 üye şirket bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.