Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tügi̇s

Kapsül Haber Ajansı - Tügi̇s haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tügi̇s haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gıda Sektörünün Nabzı  12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde Atacak Haber

Gıda Sektörünün Nabzı 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde Atacak

TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar ve Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi ve Sürdürülebilir Gıda Platformu Başkanı Semra Sevinç, ortak demeçlerinde gelecek kuşakların üretim ve beslenme koşullarını güvence altına almak için sektör genelinde güçlü bir iş birliği gerektiğini vurguladılar. İklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki baskı ve tedarik zincirlerindeki belirsizlikler, gıda sektöründe üretimin sürekliliğini ve kaynakların verimli kullanımını giderek daha önemli hale getiriyor. TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası) ile Sürdürülebilirlik Akademisi’nin bu yıl 12’ncisini düzenlediği Sürdürülebilir Gıda Zirvesi, bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini sektörün ortak gündemine taşıyacak. Zirve; iklim, su ve doğanın korunmasından rejeneratif tarıma, dayanıklı tedarik zincirlerinden döngüsel üretime, sağlıklı ve erişilebilir beslenmeden inovasyon ve teknolojiye uzanan kapsamıyla sektörel dönüşüme odaklanacak. İş dünyası liderleri, akademisyenler ve uzmanların katkılarıyla küresel gelişmeleri Türkiye gıda sektörünün ihtiyaçlarıyla buluşturmayı hedefleyen Sürdürülebilir Gıda Zirvesi; uygulanabilir çözümlerin paylaşılmasına, yeni iş birliklerinin geliştirilmesine ve daha dayanıklı, adil ve sürdürülebilir bir gıda sistemi için ortak adımların güçlendirilmesine zemin oluşturacak. “Bugünün kararları gelecek kuşakların beslenme koşullarını belirliyor” Zirveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, gıda sektörünün geleceğini güvence altına almak için üretim, teknoloji ve kamu politikaları arasında güçlü bir bağ kurulması gerektiğini belirtti. Sidar, “Gıdada sürdürülebilirliği konuşurken üretimin hangi koşullarda devam edeceğini, suyumuzu ve toprağımızı nasıl koruyacağımızı, toplumun güvenilir gıdaya erişimini nasıl sağlayacağımızı birlikte ele almamız gerekiyor. Bugün aldığımız kararlar, gelecek kuşakların üretim imkanlarını ve beslenme koşullarını da belirliyor. Üzerimizdeki bu sorumluluk, kısa vadeli ihtiyaçlarla uzun vadeli hedefler arasında tutarlı bir ilişki kurmayı gerektiriyor. Bir üreticinin karşılaştığı güçlüğü, sanayinin ya da tüketicinin gündeminden ayrı düşünemeyiz. Bu nedenle sektörün her halkasının birbirini dinlemesine, anlamasına ve birlikte çalışmasına ihtiyaç duyuyoruz. Bilimsel bilginin üretimde karşılık bulması, teknolojinin yaygınlaşması ve kamu politikalarının bu dönüşümü desteklemesi, aramızdaki iş birliğinin niteliğine bağlı” dedi. “COP31’in çıktılarını gıda sektörü açısından değerlendireceğiz” 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nin ülkemizin ev sahipliği yapacağı COP31’in çıktılarını gıda sektörü açısından değerlendirmek için önemli bir zemin sunacağını kaydeden Sidar, “Küresel iklim gündeminde alınan kararların tarım ve gıda üretimine nasıl yansıyacağını, sektörümüzün bu süreçte atması gereken adımları ve önündeki fırsatları birlikte ele alacağız. Gıdanın geleceği için sorumluluk üstlenen tüm paydaşlarımızı 24 Aralık’ta Swissôtel The Bosphorus İstanbul’daki bu buluşmaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. “Kalıcı dönüşüm için tüm paydaşlar birlikte hareket etmeli” Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi ve Sürdürülebilir Gıda Platformu Başkanı Semra Sevinç ise zirveye ilişkin olarak şunları söyledi: “Gıdanın geleceğini güvence altına almak, bu sektörde nasıl değer yarattığımızı yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Sürdürülebilirlik; tarımsal üretimin devamlılığından gıda sanayinin rekabet gücüne, tedarik zincirlerinin dayanıklılığından tüketicinin güvenilir ve erişilebilir gıdaya ulaşmasına kadar sektörün geleceğini belirleyen stratejik bir konu. Bu dönüşümün kalıcı olması için üreticiden sanayiciye, perakendeden ev dışı tüketime kadar tüm paydaşların birlikte hareket etmesi gerekiyor. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde, tarımdan sanayiye, perakendeden ev dışı tüketime kadar tüm paydaşları buluşturarak dönüşümü hızlandıracak çözümleri ve somut adımları gündeme taşıyoruz. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gıda Sektörü 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde Buluşacak Haber

Gıda Sektörü 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde Buluşacak

İklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki baskı ve tedarik zincirlerindeki belirsizlikler, gıda sektöründe üretimin sürekliliğini ve kaynakların verimli kullanımını giderek daha önemli hale getiriyor. TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası) ile Sürdürülebilirlik Akademisi’nin bu yıl 12’ncisini düzenlediği Sürdürülebilir Gıda Zirvesi, bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini sektörün ortak gündemine taşıyacak. Zirve; iklim, su ve doğanın korunmasından rejeneratif tarıma, dayanıklı tedarik zincirlerinden döngüsel üretime, sağlıklı ve erişilebilir beslenmeden inovasyon ve teknolojiye uzanan kapsamıyla sektörel dönüşüme odaklanacak. İş dünyası liderleri, akademisyenler ve uzmanların katkılarıyla küresel gelişmeleri Türkiye gıda sektörünün ihtiyaçlarıyla buluşturmayı hedefleyen Sürdürülebilir Gıda Zirvesi; uygulanabilir çözümlerin paylaşılmasına, yeni iş birliklerinin geliştirilmesine ve daha dayanıklı, adil ve sürdürülebilir bir gıda sistemi için ortak adımların güçlendirilmesine zemin oluşturacak. “Bugünün kararları gelecek kuşakların beslenme koşullarını belirliyor” Zirveye ilişkin değerlendirmelerde bulunan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, gıda sektörünün geleceğini güvence altına almak için üretim, teknoloji ve kamu politikaları arasında güçlü bir bağ kurulması gerektiğini belirtti. Sidar, “Gıdada sürdürülebilirliği konuşurken üretimin hangi koşullarda devam edeceğini, suyumuzu ve toprağımızı nasıl koruyacağımızı, toplumun güvenilir gıdaya erişimini nasıl sağlayacağımızı birlikte ele almamız gerekiyor. Bugün aldığımız kararlar, gelecek kuşakların üretim imkanlarını ve beslenme koşullarını da belirliyor. Üzerimizdeki bu sorumluluk, kısa vadeli ihtiyaçlarla uzun vadeli hedefler arasında tutarlı bir ilişki kurmayı gerektiriyor. Bir üreticinin karşılaştığı güçlüğü, sanayinin ya da tüketicinin gündeminden ayrı düşünemeyiz. Bu nedenle sektörün her halkasının birbirini dinlemesine, anlamasına ve birlikte çalışmasına ihtiyaç duyuyoruz. Bilimsel bilginin üretimde karşılık bulması, teknolojinin yaygınlaşması ve kamu politikalarının bu dönüşümü desteklemesi, aramızdaki iş birliğinin niteliğine bağlı” dedi. “COP31’in çıktılarını gıda sektörü açısından değerlendireceğiz” 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nin ülkemizin ev sahipliği yapacağı COP31’in çıktılarını gıda sektörü açısından değerlendirmek için önemli bir zemin sunacağını kaydeden Sidar, “Küresel iklim gündeminde alınan kararların tarım ve gıda üretimine nasıl yansıyacağını, sektörümüzün bu süreçte atması gereken adımları ve önündeki fırsatları birlikte ele alacağız. Gıdanın geleceği için sorumluluk üstlenen tüm paydaşlarımızı 24 Aralık’ta Swissôtel The Bosphorus İstanbul’daki bu buluşmaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı. “Kalıcı dönüşüm için tüm paydaşlar birlikte hareket etmeli” Sürdürülebilirlik Akademisi Yönetim Kurulu Üyesi ve Sürdürülebilir Gıda Platformu Başkanı Semra Sevinç ise zirveye ilişkin olarak şunları söyledi: “Gıdanın geleceğini güvence altına almak, bu sektörde nasıl değer yarattığımızı yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Sürdürülebilirlik; tarımsal üretimin devamlılığından gıda sanayinin rekabet gücüne, tedarik zincirlerinin dayanıklılığından tüketicinin güvenilir ve erişilebilir gıdaya ulaşmasına kadar sektörün geleceğini belirleyen stratejik bir konu. Bu dönüşümün kalıcı olması için üreticiden sanayiciye, perakendeden ev dışı tüketime kadar tüm paydaşların birlikte hareket etmesi gerekiyor. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde, tarımdan sanayiye, perakendeden ev dışı tüketime kadar tüm paydaşları buluşturarak dönüşümü hızlandıracak çözümleri ve somut adımları gündeme taşıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

197 Ülkede Gıdanın Geleceği Mercek Altına Alındı Haber

197 Ülkede Gıdanın Geleceği Mercek Altına Alındı

Araştırmaya göre pestisit kullanımından sera gazı emisyonlarına kadar pek çok alanda kapsamlı adımlar atılması gerekiyor. TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, ilerlemenin hızlanması halinde 2050’ye kadar hedeflere ulaşılabileceğini belirtti. Küresel hedeflere en çok yaklaşan ülkeler arasında ise Japonya ve Kanada yer aldı. İklim krizi, artan maliyetler ve doğal kaynakların tahribi; güvenilir, besleyici ve erişilebilir gıdaya ulaşmayı dünyanın en kritik sorunlarından biri haline getiriyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Johns Hopkins Üniversitesi, Cornell Üniversitesi ve Küresel Beslenmeyi İyileştirme İttifakı (GAIN) tarafından ortaklaşa yürütülen Gıda Sistemleri Geri Sayım Girişimi (FSCI) araştırması, dünya genelinde gıdanın üretimden tüketime uzanan yapısının 2030 hedeflerinin önemli ölçüde gerisinde kaldığını gösterdi. Gıda kaynaklı emisyonlar “sıfır” hedefine çok uzak Nature Food dergisinde yayınlanan araştırmada 197 ülke, beslenme ve sağlık, çevre ve doğal kaynaklar, geçim kaynakları, yoksulluk ve eşitlik, yönetim ve dayanıklılık olmak üzere beş ana alanda ve 44 gösterge üzerinden değerlendirildi. Bu kapsamda 22 göstergede küresel ortalama bakımından ilerleme kaydedildiği, 15 göstergede belirgin bir değişiklik yaşanmadığı, 7 göstergede ise tablonun kötüleştiği tespit edildi. Suya güvenli erişim, bilgiye erişim, kamu yönetiminin etkinliği ve tarımsal verimlilik olumlu gelişme kaydedilen alanlar arasında yer aldı. Sivil toplumun karar süreçlerine katılımı, kamu yönetiminde hesap verebilirlik, sağlıklı beslenmenin maliyeti, gıda güvencesizliği, pestisit kullanımı, ultra işlenmiş gıda satışları ve sera gazı emisyonları ise olumsuz yönde ilerledi. Araştırmada özellikle gıda kaynaklı sera gazı emisyonlarında bugünkü eğilimlerin devam etmesi durumunda hiçbir ülkenin ‘sıfır emisyon’ hedefine ulaşamayacağına dikkat çekildi. Japonya, İzlanda ve Kanada küresel gıda hedeflerinde öne çıktı Ülkelerin küresel hedeflere ne ölçüde yaklaştığı dünyanın farklı coğrafyaları açısından da değerlendirildi. Yeni Zelanda 14 göstergede Okyanusya’da, Tunus 16 göstergede Afrika’da, İzlanda 21 göstergede Avrupa’da, Kanada 17 göstergede Kuzey ve Güney Amerika’da, Japonya ise 16 kriterde Asya kıtasında hedeflenene en yakın sonuçları kaydetti. Hedeflere ulaşmak için gereken ilerleme hızı da coğrafyalara göre belirgin biçimde değişiyor. Afrika’nın gıda güvencesizliği, tarımsal su kullanımı, kamu idaresi ve çocuk işçiliğinin de aralarında bulunduğu 16 kriterde küresel ölçütleri yakalayabilmesi için her yıl yüzde 20’nin üzerinde iyileşme sağlaması gerekiyor. Avrupa’da ihtiyaç duyulan iyileşme oranları ise diğer bölgelere kıyasla daha düşük seviyede. “Hedeflere 2050’ye kadar ulaşmak mümkün” Araştırmayı değerlendiren TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası) Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, artan nüfusun, iklim değişikliğinin ve doğal kaynaklardaki tahribatın gıda ekosistemi üzerindeki yükü her geçen gün artırdığını belirterek şunları söyledi: “Gıda alanındaki başarıyı üretim miktarı tek başına belirlemiyor. Üretilen gıdanın güvenilir ve besleyici olması, tüketicinin bu gıdaya erişebilmesi, üretimde kullanılan suyun, enerjinin ve hammaddenin verimli yönetilmesi de büyük önem taşıyor. Araştırma, bütün bu konuların bir arada ele alınması gerektiğini ve bugüne kadar kaydedilen ilerlemenin 2030 hedefleri için yeterli olmadığını gösteriyor. Bugünden itibaren daha hızlı hareket edilirse hedeflerin büyük bölümüne 2050’ye kadar ulaşmak mümkün. Bunun için üretim ve tüketimi geleceğin ihtiyaçları doğrultusunda vakit kaybetmeden yeniden şekillendirmeliyiz.” Türkiye’nin tarımsal üretim kapasitesi ve gıda sanayisindeki uzmanlığının önemli bir avantaj sağladığını belirten Sidar, “Güçlü bir üretim altyapısına ve uzun yıllara dayanan sektör deneyimine sahibiz. Bu potansiyeli uzun vadeli politikalarla desteklediğimizde Türk gıda sanayisini iklim, tedarik ve fiyat dalgalanmalarına karşı daha dayanıklı hâle getirebiliriz” dedi. Gıda sektörünün paydaşları 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde buluşuyor Sidar, araştırmanın gündeme taşıdığı konuların TÜGİS ve Sürdürülebilirlik Akademisi iş birliğiyle düzenlenecek 12. Sürdürülebilir Gıda Zirvesi’nde sektörün farklı paydaşlarıyla birlikte değerlendirileceğini söyledi. “Gıdanın Geleceği için Dönüşüm” temasıyla 24 Aralık’ta Swissôtel The Bosphorus’ta gerçekleştirilecek zirvenin programında iklim krizi, gıda israfı, sürdürülebilir üretim, gıda ekonomisi, rejeneratif tarım ve tedarik zincirindeki dönüşüm gibi başlıklar yer alıyor. İş dünyası, kamu, akademi ve sivil toplum temsilcilerini buluşturacak zirvede, gıdanın geleceğine ilişkin çözüm önerileri ve yeni iş birliği imkanları paylaşılacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gıdada Kritik Süre Bir Saate İniyor! Haber

Gıdada Kritik Süre Bir Saate İniyor!

Hava sıcaklıklarının yükselmesi, özellikle et ve süt ürünleri, yumurta, deniz ürünleri, pişmiş yemekler ve soğuk mezelerde mikroorganizmaların çoğalması için uygun koşullar oluşturuyor. Yaz aylarında market alışverişinden eve teslimata, piknik sofralarından açık büfelere kadar uzanan süreçte soğuk zincirin korunması, gıda kaynaklı enfeksiyonların önlenmesinde büyük önem taşıyor. “Soğuk zincirin son halkası tüketicinin mutfağı” Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası) Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, gıda güvenliğinin üretimden tüketime uzanan kapsamlı bir sorumluluk alanı olduğunu ve soğuk zincirin son halkasını tüketicinin mutfağının oluşturduğunu belirterek şunları söyledi: “Gıda sanayisi, üretim tesislerinden depolama ve dağıtım süreçlerine kadar her aşamada hijyen, izlenebilirlik ve kalite standartlarını gözeten kapsamlı bir sistem içinde faaliyet gösteriyor. Ancak ürünün güvenli yolculuğu satış noktasıyla sona ermiyor. Marketten eve taşıma, buzdolabında saklama, hazırlama ve servis koşulları da bu zincirin korunmasında belirleyici rol oynuyor” Sidar, TÜGİS’in bu alandaki çalışmalarına da değinerek, “Alanındaki bilimsel gelişmeleri yakından izleyen, sahip olduğu uzmanlıkla sektörümüze ve kamuoyuna yol gösteren TÜGİS Bilim Kurulu’nun katkılarıyla gıda güvenliğine ilişkin doğru ve güvenilir bilgileri toplumun geniş kesimlerine ulaştırmayı sürdürüyoruz” ifadelerini kullandı. 32 derecenin üzerinde kritik süre bir saate iniyor Hava sıcaklığının 32 dereceyi aştığı otomobil, piknik alanı, plaj ve açık hava ortamlarında ise bu süre bir saate kadar düşüyor. TÜGİS Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nevzat Artık, sıcak havalarda gıdanın görünümünde ya da kokusunda herhangi bir değişiklik oluşmadan da mikroorganizmaların çoğalabileceğine dikkat çekti. Yaz aylarında yalnızca hangi gıdanın tüketildiğine odaklanmanın yeterli olmadığını kaydeden Artık, “Gıdanın ne kadar süre ve hangi sıcaklıkta beklediği de belirleyici rol oynar. Özellikle et, tavuk, balık, yumurta, süt ürünleri, pişmiş yemekler ve kesilmiş meyveler sıcak ortamda uzun süre tutulmamalıdır. Hava sıcaklığının 32 derecenin üzerine çıktığı koşullarda bir saat, gıda güvenliği açısından kritik sınır olarak kabul edilmelidir. Bu sürenin aşıldığı kolay bozulan gıdalar yeniden soğutulmamalı ve tüketilmemelidir” dedi. Araçta geçen süre riski artırıyor Sıcak havalarda soğuk zincirin marketten çıktıktan sonra da korunması gerekiyor. Yaz aylarında araçların kısa süre içinde gıdalar açısından elverişsiz bir ortama dönüşebildiğini belirten Artık, “Soğuk ürünlerin araçta bekletilmesi, özellikle alışveriş sonrasında başka işlerin yapılması veya ürünlerin uzun süre bagajda bırakılması soğuk zinciri kesintiye uğratabilir.” dedi. Paket servisle gelen yemeklerin de teslim alındıktan sonra uzun süre oda sıcaklığında bırakılmaması gerektiğini ifade eden Artık, hemen tüketilmeyecek ürünlerin kısa sürede soğutulmasını ve buzdolabında muhafaza edilmesini önerdi. Gıdanın kötü kokmaması güvenli olduğu anlamına gelmiyor Salmonella, Listeria ve E. Coli gibi hastalık yapıcı bakterilerin bulunduğu gıdaların her zaman kötü koku, renk değişikliği veya farklı bir görünümle kendini belli göstermediğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Artık, görünüşü normal olan bir gıdada da hastalık yapıcı mikroorganizmaların bulunabileceğini vurguladı. Pişen yemeklerin büyük tencere içinde uzun süre soğumaya bırakılmaması gerektiğini belirten Artık, “Artan yemekler için küçük ve sığ kaplara bölünerek kısa sürede buzdolabına kaldırılmalıdır. Yeniden tüketilecek yemeklerin yalnızca yüzeyi ısıtılmamalı, tamamının yeterli sıcaklığa ulaşması sağlanmalıdır. Güvenli saklama süresi konusunda tereddüt yaratan gıdalar tadına bakılarak kontrol edilmemelidir” ifadelerini kullandı. Çocuklar, yaşlılar, hamileler ve bağışıklık sistemi zayıf bireylerin gıda kaynaklı enfeksiyonlardan daha ağır etkilenebildiğini hatırlatan Artık, ishal, ateş, kusma, şiddetli karın ağrısı veya sıvı kaybı belirtilerinin görülmesi hâlinde sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiğini söyledi. TÜGİS hakkında: Ülkemizin ilk işveren sendikalarından TÜGİS, aynı zamanda Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) kurucu üyesidir. Üyeleri arasında ülkemizin önde gelen üreticilerinin yer aldığı TÜGİS, yarım asrı aşkın süredir Türk gıda sanayiinin gelişmesi ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün artırılması adına öncü çalışmalara imza atmaktadır. TÜGİS, faaliyetlerine başladığı 1961 yılından bu yana sosyal diyaloğa, çalışma barışına ve gıda sanayiinin gelişimine kesintisiz katkıda bulunan yenilikçi bir sivil toplum örgütüdür. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kooperatifler Gıda Sanayisinin Tedarik Gücünü Artırabilir Haber

Kooperatifler Gıda Sanayisinin Tedarik Gücünü Artırabilir

TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası), gıda sektörünün güncel başlıklarını alanında uzman isimlerle ele aldığı Webinar Serisi’nin 10. yayınında kooperatifçiliği gündeme taşıdı. “İnsan Odaklı Bir Yol: Kooperatifçilik” başlığıyla gerçekleştirilen yayının konuğu, Hasat Türk Genel Yayın Yönetmeni ve AB Kooperatifçilik Uzmanı Erdem Ak oldu. Kooperatiflerin gıda sistemi içindeki konumunu üretim, tüketim, sürdürülebilirlik, gıda güvenliği, ölçek, pazarlama ve yönetim başlıkları üzerinden değerlendiren Ak, Türkiye’de kooperatifçiliğin geniş bir ortaklık ve faaliyet ağına sahip olduğuna dikkat çekti. Kooperatifleri ‘sosyal temelli ekonomik işletmeler’ olarak tanımlayan Ak, bu yapıların sosyal amaçlarının yanı sıra üretim, finans, pazarlama ve insan kaynağı gibi bütün işletme süreçlerini yönetmekle yükümlü olduğunu vurguladı. “Kooperatifler gıda sanayisinin doğal tedarik ortaklarıdır” Gıda üretiminin temel hammaddesinin bağdan, bahçeden, tarladan ve hayvancılık işletmelerinden geldiğine işaret eden Ak, tarım alanında faaliyet gösteren kooperatiflerin gıda sanayisiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Kooperatiflerin çok sayıda küçük üreticiyi ortak standartlar çevresinde buluşturduğunu belirten Ak, şu değerlendirmelerde bulundu: “Kooperatifler, gıda sanayisine hammadde sağlayan doğal tedarik ortaklarıdır. Ölçeğini ve kurumsal kapasitesini geliştiren kooperatifler ise üretim, pazarlama, ticaret ve ihracat süreçlerinde doğrudan sanayinin oyuncusu haline gelebiliyor. Bugün ülkemizde ve dünya pazarlarında öne çıkan örnekler, kooperatiflerin ürünü işleyerek markaya ve katma değere dönüştürebildiğini gösteriyor.” Gıda sanayicilerinin güvenilir ve kaynağı bilinen hammaddeye erişiminde kooperatiflerin önemli bir imkân sunduğunu kaydeden Ak, “Tek bir üreticiye bağlı yapılarda tedariğin kesintiye uğrama riski daha yüksek olabilir. Kooperatifler ise çok sayıda üreticiyi bir araya getirdikleri için daha sürdürülebilir bir yapı sunar” dedi. “Gıda güvenliği üretimden önce başlıyor” Kooperatiflerin gıda güvenliğindeki rolünü üretim öncesi, üretim süreci ve üretim sonrası olmak üzere üç aşamada ele alan Ak, gıda güvenliğinin uygun girdilerin seçilmesiyle başladığını söyledi. Yem, tohum ve gübre gibi girdilerin belirli standartlara uygun biçimde temin edilmesinin kooperatiflerin temel sorumlulukları arasında bulunduğunu belirten Ak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kooperatif, üreticiye girdiyi toplu biçimde sağlarken insan, hayvan, toplum ve çevre sağlığı açısından da sorumluluk üstlenir. Üretim aşamasında ise ortak bir kalite ve denetim sistemi kurar. Özellikle süt gibi çok sayıda küçük aile işletmesinden toplanan ürünlerde kaynağında kontrol büyük önem taşır.” Üretim sonrasında ambalajlama, muhafaza, depolama ve pazarlama süreçlerinin de gıda güvenliğinin parçası olduğunu belirten Ak, “Kooperatifler üretim öncesinden ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar birbirini tamamlayan sorumluluklar üstlenebilir. Bu da sanayici açısından standardı belirli, izlenebilir ve güvenilir hammadde anlamına gelir” dedi. “Kooperatifler gıda sisteminin sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor” Gıdada sürdürülebilirliğin bütüncül bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini belirten Ak, kooperatiflerin üreticilerin ekonomik varlığını sürdürmesine, yerel üretim kapasitesinin korunmasına ve üretim ekosisteminin gelişmesine katkı sunduğunu söyledi. Kooperatifçiliğin gıda sisteminin geleceği açısından stratejik değer taşıdığını ifade eden Ak, “Sürdürülebilirlik, tek bir işletmenin faaliyetini sürdürmesinin ötesinde sosyal, ekonomik ve çevresel koşulların birlikte gözetilmesini gerektiriyor. Kooperatifler de bu dengenin sağlanmasında önemli bir rol üstleniyor” dedi. Tarım kooperatiflerinde havza ölçeği önerisi Türkiye’deki tarım ve gıda kooperatiflerinin temel sorunlarından birinin ölçek olduğunu belirten Ak, küçük coğrafi alanlarla sınırlı kalan yapıların günümüz rekabet koşullarında yeterli üretim ve pazarlama gücüne ulaşmakta zorlandığını ifade etti. Benzer ürünlerin yetiştirildiği köylerdeki üreticilerin ilçe veya havza ölçeğinde bir araya gelmesinin daha doğru bir model oluşturacağını belirten Ak, şunları söyledi: “Bir köydeki 20, 30 ya da 50 üreticinin kuracağı süt veya tarımsal kalkınma kooperatifinin güçlü bir ekonomik karşılık oluşturması zor. Mümkünse köyler bütünü, ilçe veya aynı ürün deseninin bulunduğu havza ölçeğinde yapılanmak gerekiyor. Mevcut küçük kooperatiflerin ortak bir çatı altında toplanması da üretim miktarının artmasını, kalite standardının kurulmasını ve pazarlama sorunlarının aşılmasını sağlayabilir.” Ölçek ekonomisinin girdi temininde de önemli olduğunu vurgulayan Ak, yüzlerce üreticinin bir araya gelmesiyle yem, tohum ve gübre gibi girdilerin daha uygun koşullarda satın alınabileceğini söyledi. Ak, “Ölçek büyüdükçe kooperatifin hem satın alma gücü hem de pazara düzenli ürün sunma kapasitesi artar” ifadelerini kullandı. “Hibe can suyu olabilir ancak kalıcı başarı planlamayla gelir” Kooperatiflerin sosyal amaçları bulunsa da ekonomik faaliyet yürüten birer işletme olduğunu hatırlatan Ak, iyi niyetin tek başına sürdürülebilir bir yapı kurmaya yetmediğini dile getirdi. Üretim miktarı, maliyet, insan kaynağı, satış kanalları ve risklerin faaliyete başlanmadan belirlenmesi gerektiğini kaydeden Ak, şöyle konuştu: “Kooperatifin ne üreteceğini, ne kadar üreteceğini, hangi kaynakla çalışacağını ve ürününü kime satacağını bilmesi gerekir. Günlük, haftalık ve aylık giderler, ihtiyaç duyulan sermaye, üretim standardı ve satış kanalları planlanmalıdır. Bu sorular cevaplanmadan işe başlandığında bir süre sonra dışarıdan destek beklentisi ortaya çıkıyor.” Hibe ve bağışların da kuruluş aşamasında katkı sağlayabileceğini ifade eden Ak, kooperatiflerin uzun vadede kendi ekonomik faaliyetleriyle ayakta kalması gerektiğinin altını çizdi: “Hibe başlangıçta can suyu olabilir. Ancak ticari faaliyet yalnızca hibe ve bağışlarla sürdürülemez. Kooperatifin özerk ve bağımsız kalabilmesi için düzenli gelir üretmesi, planlama yapması ve işletme disipliniyle hareket etmesi gerekir.” “Gıda sanayicisi kooperatiflerle daha fazla iş birliği yapmalı” Kooperatiflerin sosyal adalet, gelir dağılımı, gıdaya erişim, gıda güvenliği ve gıda güvencesi gibi alanlarda önemli işlevler üstlenebildiğini belirten Erdem Ak, gıda sanayisinin kooperatiflerle kuracağı ilişkinin bütün gıda sistemine katkı sağlayacağını söyledi. Ak, “Birincil tarımsal üretimi yapanlarla bu ürünleri gıdaya dönüştüren sanayiciler aynı sistemin içindedir. Gıda sanayicisinin kooperatiflerle daha yakın temas kurması, gerektiğinde onlara öncülük etmesi, paydaşlık kurması ve ortak projeler geliştirmesi gerekiyor. Tedarik, alım-satım, çözüm ve proje ortaklığı üzerinden kurulacak yakınlaşmanın hem taraflara hem de ülkemize katkı sağlayacaktır” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜGİS ve Marmara Üniversitesi’nden Gıda Sanayisinde Ar-Ge İş Birliği Haber

TÜGİS ve Marmara Üniversitesi’nden Gıda Sanayisinde Ar-Ge İş Birliği

Yeni nesil aktif işveren sendikacılığının ülkemizdeki temsilcisi TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası), üniversite-sanayi iş birliğini geliştirme hedefi doğrultusunda Marmara Üniversitesi ile protokol imzaladı. TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar ve Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Okur tarafından imzalanan protokol, gıda sanayisinin bilimsel araştırma altyapısı ve nitelikli insan kaynağıyla ilişkisini güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda TÜGİS ve Marmara Üniversitesi; Ar-Ge çalışmalarının yürütülmesi, eğitim programlarının geliştirilmesi ve gıda sektörünün akademiyle temasının artırılması için birlikte çalışacak. İş birliğiyle Marmara Üniversitesi akademisyenleri ile TÜGİS üyeleri arasında doğrudan iletişimin teşvik edilmesi, gıda sanayisinin ihtiyaç duyduğu araştırma başlıklarında eş güdümlü projelerin geliştirilmesi ve ulusal ya da uluslararası destek fonlarıyla hayata geçirilmesi hedefleniyor. Ortak çalışma zemini kurulacak Protokolün ana başlıkları arasında Ar-Ge faaliyetleri, öğrenciler için staj olanakları, iş dünyası gezileri ve TÜGİS üyelerine yönelik eğitimlerin yanı sıra ortak konferans ve seminer programlarının düzenlenmesi yer alıyor. Taraflar ayrıca gıda ve benzeri sektörlere katma değer sağlayacak analiz, ürün geliştirme ve veri paylaşımı süreçlerinde de iş birliği yapacak. Marmara Üniversitesi ile TÜGİS üyesi sanayi kuruluşları arasında laboratuvar ve ekipman kullanımına ilişkin detaylar da protokolün kapsamı içinde bulunuyor. Bu çerçevede proje, makale, patent ve ticari ürün geliştirilmesine yönelik çalışmaların desteklenmesi planlanıyor. TÜGİS üyeleriyle akademi arasında doğrudan temas güçlenecek Protokol doğrultusunda TÜGİS ve Marmara Üniversitesi temsilcilerinden oluşacak Ortak Bilim Komisyonu, yılda en az iki kez bir araya gelerek uygulanabilecek proje başlıklarını değerlendirecek. Üniversite bünyesinde açılan tezsiz yüksek lisans programlarında, başvuru koşullarını sağlayan TÜGİS üyeleri için kontenjan ayrılması da protokol başlıkları arasında yer alıyor. TÜGİS ise Marmara Üniversitesi bünyesindeki ders programlarının eğitim ve uygulama çalışmalarına eğitmen ve altyapı desteği sağlayabilecek. Akademik düzeyde eğitim verme yetkinliğine sahip TÜGİS üyeleri de ihtiyaç duyulması halinde ilgili alanlarda üniversite bünyesinde ders verebilecek. “Gıda sanayisinin geleceği bilimle kurulan güçlü bağdan geçiyor” Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, gıda sanayisinin dönüşümünde üniversite-sanayi iş birliklerinin stratejik önem taşıdığını belirtti. Sidar, “Sanayimiz, üretim kabiliyeti kadar bilgiye erişim, araştırma kapasitesi ve nitelikli insan kaynağıyla da güç kazanıyor. Marmara Üniversitesi ile imzaladığımız bu protokolü, sektörümüzün bilimsel altyapıyla daha yakın temas kurması bakımından değerli bir adım olarak görüyoruz. Ortak Ar-Ge çalışmaları, eğitim programları, staj olanakları ve uygulama alanlarında kurulacak iş birlikleriyle hem öğrencilerimizin sektörü daha yakından tanımasına hem de sanayicilerimizin akademik bilgi birikiminden daha etkin yararlanmasına katkı sunmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. Protokol beş yıl süreyle geçerli olacak TÜGİS ve Marmara Üniversitesi arasında imzalanan protokol, imza tarihinden itibaren beş yıl süreyle geçerli olacak. Tarafların mutabakatı halinde birer yıllık sürelerle uzatılması mümkün olacak. Protokol kapsamında yürütülecek alt projeler, eğitimler ve uygulama çalışmaları ise ilgili sözleşmeler ve tarafların ortak kararları doğrultusunda hayata geçirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kaan Sidar: “İş Güvenliği Gıdada Güvenli Üretimin Temelidir” Haber

Kaan Sidar: “İş Güvenliği Gıdada Güvenli Üretimin Temelidir”

Gıda sanayisi, hammadde kabulünden son ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar uzanan her aşamada yüksek hijyen, kalite ve çalışan güvenliği standartları gerektiriyor. Bu nedenle iş sağlığı ve güvenliği, sektörde üretim sürekliliğini tamamlayan temel unsurlar arasında yer alıyor. Son yıllarda artan teknoloji kullanımı, otomasyon yatırımları ve eğitim programları ise güvenli çalışma kültürünün üretim süreçlerinde daha etkin biçimde yerleşmesine katkı sağlıyor. “Güvenli çalışma kültürü her aşamada önem taşıyor” İş Sağlığı ve Güvenliği Haftası’nda açıklama yapan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, iş sağlığı ve güvenliğinin yasal bir gereklilik olmanın ötesinde kurumsal kültürün ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek şunları söyledi: “Gıda sektörü, yüksek standartlarla çalışan ve insan sağlığını merkeze alan bir üretim yapısına sahip. Dolayısıyla iş sağlığı ve güvenliği, sadece çalışanı korumakla kalmıyor; üretimin sürekliliğini ve kalitesini de doğrudan etkiliyor. Sanayimizde güçlü bir farkındalık oluşmuş durumda ancak bu alan sürekli gelişim gerektiriyor. Biz de TÜGİS olarak, üyelerimizin iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını mevzuat takibi ve bilgilendirme çalışmalarıyla destekliyoruz.” Basit önlemler büyük fark yaratıyor “İş güvenliğinde sonuç çoğu zaman sahada tekrar eden küçük ama doğru adımlarla alınıyor” diyen Kaan Sidar, “Üyelerimizden gelen örneklerde bunu açık biçimde görüyoruz. Bir paketleme hattında kayma riskinin alan düzenlemesiyle azaltılması, çalışanlara uygun tabanlı iş ayakkabılarının sağlanması ya da vardiya başlangıcında yapılan kısa hatırlatmalar, kazaların önüne geçmede büyük fark yaratabiliyor. Dijital izleme sistemleri, otomasyon ve sensör teknolojileri riskli temasları azaltırken; düzenli eğitimler de çalışanların sahada doğru refleksleri kazanmasını sağlıyor” ifadelerini kullandı. Sidar, ‘Sıfır kaza’ yaklaşımının her vardiyada yeniden hatırlanması ve uygulanması gereken ortak bir sorumluluk olduğunu sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Su Stresi Artıyor! Haber

Türkiye’nin Su Stresi Artıyor!

Son yıllarda sıcaklık artışı, düzensizleşen yağışlar ve kuraklık dalgaları tarımsal üretimde öngörülebilirliği zayıflatıyor. Üretim planı suya göre şekillenirken, suyun miktarı ve zamanı değiştikçe verim ve kalite üzerindeki baskı da artıyor. TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası), iklim değişikliğinin tarım ve su ekseninde ele alınmasının gıda arz güvenliği açısından kritik olduğunu vurgulayarak konuyu gündeme taşıdı. 2025’te yağışlar %29 azaldı “İklim değişikliğini konuşmak gıdanın geleceğini, üretimin sürekliliğini ve ülkemizin su güvenliğini konuşmak anlamına geliyor” diyen TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, “Ülkemiz 2024 yılında ortalama 15,6°C ile son yılların en sıcak dönemini yaşamıştı. 2025 su yılında da ne yazık ki yağışlar önceki yıla nazaran %29 oranında düştü. Bu durum tarladan sofraya uzanan zincirin en başında yani toprakta ve suda riskin arttığı anlamına geliyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verilerine göre ülkemizde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1.300 metreküp bandında. Bu seviye, uluslararası göstergelere göre ‘su stresi’ olarak tanımlanan aralığın içinde bulunuyor. Üstelik kullanılan suyun yaklaşık %77’si tarımsal sulamada değerlendiriliyor. Yani suyu tarımda daha verimli yönetmeden, gıda sisteminde kalıcı bir dayanıklılıktan söz edemeyiz” dedi. “Tarımsal sulamada modernizasyon hızlanmalı” Sidar, iklim riskine karşı atılacak adımların üç alanda yoğunlaşması gerektiğini dile getirdi: “Öncelikle tarımsal sulamada verimliliği artıracak modernizasyon hamlelerini hızlandırmalı, üretim planlarını su varlığıyla uyumlu kurmalıyız. Tedarik zincirinde üretici-sanayici hattında riski daha dengeli paylaşan, veriye dayalı ve kaybı en başta azaltan modelleri güçlendirmeliyiz. Sanayi tarafında da su ayak izi ve geri kazanım gibi başlıklarda düzenli ölçüm ve iyileştirmeye dayalı yatırımların artması önem taşıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.