Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tui̇k

Kapsül Haber Ajansı - Tui̇k haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tui̇k haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Termo Teknik Çorlu Üretim Tesisinde Enerji Tüketimini 881 bin kWh Azalttı Haber

Termo Teknik Çorlu Üretim Tesisinde Enerji Tüketimini 881 bin kWh Azalttı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, 2023 yılında toplam enerji kullanımında en büyük payı yüzde 41,2 ile imalat sanayi alıyor. Fabrikaların üretim süreçlerinde yoğun enerji tüketmeleri, enerji verimliliği yatırımlarını hem ekonomik hem de çevresel açıdan kritik hale getiriyor. Özellikle iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir üretim hedefleri doğrultusunda hayata geçirilen uygulamalar, sanayinin geleceğinde belirleyici rol oynuyor. 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Termo Teknik Genel Müdürü Ali Oraloğlu, sürdürülebilir üretim hedefleri doğrultusunda Çorlu’daki fabrikalarında çevresel etkileri azaltmaya yönelik yatırımlarını kararlılıkla sürdürdüklerini söyledi. 2025’te 881 bin kWh tasarruf sağlandı Oraloğlu, “Çorlu’daki fabrikamızda yer alan 8 panel radyatör üretim hattımız ile dünyanın en büyük panel radyatör üretim tesisine sahibiz. Üretim kapasitemizi artırırken çevresel etkileri azaltmaya yönelik yatırımlarımızı da kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu kapsamda fabrikamızda kullanılan Bina Yönetim Sistemi (BMS) sayesinde tüm mekanik ve elektriksel sistemleri merkezi olarak izliyor, maksimum verimlilikle yönetiyoruz. Hayata geçirdiğimiz enerji verimliliği projeleriyle 2025 yılında 881 bin 268 kWh’nin üzerinde enerji tasarrufu sağladık. Bu kazanım, yıllık 6 bin 822 litre petrol eşdeğeri tasarruf anlamına geliyor.” 2026 için tasarruf hedefi 907 bin kWh 2026 yılı hedeflerine ilişkin de bilgi veren Oraloğlu, “2026 yılında yıllık en az 907 bin 706 kWh enerji tasarrufu sağlamayı hedefliyoruz. Ayrıca geri dönüşüm faaliyetlerimiz sayesinde aylık ortalama 4 bin 251 kilogram sera gazı oluşumunu önlemeyi amaçlıyoruz” dedi. Termo Teknik Hakkında 1966 yılında İstanbul’da kurulan Termo Teknik, radyatör üreticisi olarak ısıtma sektörüne giriş yapmıştır. Türkiye ve Avrupa’nın en büyük ısı sistemleri tedarikçisi olan Termo Teknik, 1999 yılında ısıtma alanında dünyanın en büyük şirketlerinden Stelrad Radiators Group (SRG) bünyesine katılarak, iç ve dış pazarlardaki gücünü artırmaya devam etmiştir. İstanbul İstinye’deki fabrikasını 1991 yılında Çorlu’daki yeni modern tesisine taşıyan Termo Teknik, 2016 yılında tamamlanan yeni yatırımı ile yıllık 5 milyon metre üretim kapasitesine ulaşarak, dünyanın en büyük panel radyatör fabrikası haline gelmiştir. 84.000 metrekare arazi üzerine kurulu tesisinde yatırımlarına devam eden Termo Teknik, 2019 yılında 7. hattını, 2022 yılında ise 8. hattını kurmuştur. 2023 yılına gelindiğinde 100.000 metrekare açık, 57.063 metrekare kapalı alana ulaşan modern tesiste, yılda 5,5 milyon adeti aşan panel radyatör üretim kapasitesine ulaşılmıştır. Türkiye’deki yatırımı 120 milyon doların üzerinde olan Termo Teknik, yıllardır ISO 500 listesinde en büyük sanayi şirketleri arasında yer almaktadır. Yarım asrı aşkın süredir titizlikle ürettiği radyatör ürün gruplarını 7 kıtada, 50’nin üzerinde ülkeye ihraç eden Termo Teknik, ihracat şampiyonu olarak da sayısız ödüle layık görülmüştür. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Otomotiv Yan Sanayisinde Türkiye-Polonya Hattı Güçleniyor Haber

Otomotiv Yan Sanayisinde Türkiye-Polonya Hattı Güçleniyor

Otomotiv sektörü, artan üretim maliyetleri ve elektrikli araç dönüşümünün etkisiyle yeniden şekilleniyor. Bu süreçte Avrupalı üreticilerin tedarik zincirini çeşitlendirme arayışı, Türkiye’nin otomotiv yedek parça ihracatını artırıyor. TÜİK verilerine göre yılın ilk 4 ayında Türkiye’nin “Motorlu taşıtların aksam ve parçaları ile şase ve karoserleri” ihracatı, 2 milyar 933 milyon dolarla rekor seviyeye çıktı. AB’nin otomotiv endüstrisinde üretim üssü haline gelen Polonya’ya ihracat da 148,8 milyon dolarla rekor kırarak, Türkiye’nin bu pazardaki gücünü ortaya koydu. İki ülke arasında artan ticaret hacmi, lojistik sektörü açısından da olumlu karşılanıyor. Lojistik sektöründe bir asra yaklaşan tecrübesiyle Avrupa’nın en büyük şirketlerinden biri olan Raben Group, hem Polonya’daki güçlü altyapısı hem de Avrupa’daki yaygın ağı sayesinde, Türkiye’nin otomotiv aksam ve parça ihracatçılarına da hızlı ve güvenilir çözümler sağlıyor. Türkiye’den Polonya’ya, Polonya’dan tüm Avrupa’ya Raben Türkiye Genel Müdürü Selman Çoban, son dönemde Avrupa’da yaşanan sorunlardan etkilense de Polonya otomotiv sektörünün Türkiye'deki ihracatçılar için fırsatlar barındırdığını belirtti. Polonya’da otomotivin ülke ekonomisi için en önemli sektörlerin başında geldiğini anlatan Çoban, “Çok sayıda otomotiv markasının Polonya’da üretim tesisi açması, Türkiye'deki ihracatçılar için bu pazarı cazip hale getirdi. Bursa, Kocaeli ve İstanbul gibi otomotiv üretim merkezlerinden Polonya’ya uzanan bir otomotiv lojistik hattı kurduk. Polonya’dan da Almanya başta olmak üzere diğer AB ülkelerine operasyonlar gerçekleştiriyor, bu alandaki uzmanlığımızla ihracatçımıza güçlü bir destek sağlıyoruz.” bilgilerini paylaştı. Shuttle seferleriyle tam zamanında teslimat Çoban, otomotiv sektöründe üretim hatlarının kesintisiz çalışması için tam zamanında teslimatın büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, şunları da kaydetti: “İstanbul ve Bursa’daki ofis ve depolarımızla büyük ölçekli üreticilerin yanı sıra ihracatçı KOBİ’lere de hizmet veriyoruz. Avrupa genelinde kurduğumuz düzenli shuttle hatlarıyla çalışan parsiyel taşımacılık ağımız sayesinde, müşterilerimize sabit çıkış günleri ve öngörülebilir transit süreleri sunuyoruz. Bu yapı, özellikle siparişe dayalı üretim yapan şirketlerin operasyonel planlamasında önemli avantaj sağlıyor.” Raben Group, yapay zekâ ve robotik otomasyona dayalı teknolojik altyapısı, 170 deposu, günlük 11 bin taşıma operasyonu ve 13 bin profesyonel çalışanıyla hizmet veriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Elektrikli Araç Şarj İstasyonunda Üçay Mühendislik’ten Ücretsiz Kurulum Desteği    Haber

Elektrikli Araç Şarj İstasyonunda Üçay Mühendislik’ten Ücretsiz Kurulum Desteği   

Çevresel endişeler ve yüksek akaryakıt fiyatları nedeniyle ülkemizde elektrikli araç kullanımı yaygınlaşırken, şarj çözümlerine olan talep de her geçen gün artıyor. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) Ocak 2026 verilerine göre, Türkiye'de toplam elektrikli araç şarj soketi sayısı 40 bine dayanırken, Üçay Mühendislik şirketinin bağlı ortaklığı Elaris de ücretsiz olarak sunduğu elektrikli araç şarj istasyonu kurulumu ve şarj ağı işletmeciliği hizmeti ile Türkiye’nin sürdürülebilir geleceğine katkıda bulunuyor. Yılın ilk ayında halka arz sürecini başarıyla tamamlayan ve sermaye piyasalarından aldıkları destekle enerji verimliliğine yönelik yeni projelere odaklanan Üçay Mühendislik, elektrikli araç sektörüne yaptığı yatırımlarla da sektörün önde gelen oyuncuları arasında yer alıyor. Elektrikli araç şarj ağı işletmeciliği (operatörlüğü) ve elektrikli araç şarj istasyonu satışı alanlarında faaliyet gösteren iştiraki Elaris aracılığı ile çevre dostu ulaşımı teşvik eden şirket, düşük karbon ekonomisine de katkıda bulunuyor. “7/24 çağrı merkezi ile müşterilerimizin yanındayız” Elaris Direktörü Volkan Demir, siteler, belediyeler, oteller ve ticari işletmelerin bulunduğu lokasyonlarda, Elaris Şarj Ağı olarak elektrikli araç şarj istasyonu kurulumu ve şarj ağı işletmeciliği hizmetini ücretsiz olarak sunduklarını vurgulayarak, sürecin işleyişine ilişkin şu bilgileri aktardı: “Şarj istasyonu kurulumu öncesinde gelen talepleri değerlendirip gerekli kriterlerin sağlanması halinde önce sahada keşif yapıp mevcut elektrik altyapısını inceliyoruz. Daha sonra ihtiyaçlara uygun güç ve istasyon tipi belirlenip projelendirme çalışmalarına başlıyoruz. Ayrıca gerekli resmi izin ve başvuru süreçlerini yöneterek istasyonların kurulumunu tamamlayıp kullanıma açıyoruz. Kurulum sonrasında, 7/24 hizmet veren çağrı merkezimizle müşterilerimizin ihtiyaç ve sorunlarına kesintisiz destek sağlıyoruz. Çevre dostu ulaşımı teşvik ederek Türkiye’nin sürdürülebilir geleceğine katkıda bulunmayı hedefliyoruz.” “Petrol fiyatlarındaki tırmanışla elektrikli araç talebi artacak” Halihazırda Elaris Şarj Ağı olarak toplam 17 site, 6 otel, 5 akaryakıt istasyonu, 3 belediye, 2 restoran ve 6 farklı ticari işletme otopark alanında hizmet sunduklarını belirten Volkan Demir, elektrikli araç şarj istasyonu alanındaki hedeflerini şöyle aktardı: “Dünyada son yıllarda yenilenebilir enerji trendine paralel olarak e-mobilite devrimi yaşanıyor. E-mobilitenin merkezinde ise elektrikli araçlar yer alıyor. Birçok büyük otomobil üreticisi, yeni ürün hatları geliştirip mevcut üretim kapasitesini dönüştürerek, tamamen elektrikli bir geleceğe geçiş yolunda yatırımlar yapıyor. Ülkemizde de elektrikli araç pazarı hızla büyüyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Şubat 2026 itibarıyla Türkiye'de trafiğe kayıtlı otomobil sayısı, 17 milyon 523 bin 423 olarak belirlenirken, elektrikli otomobil sayısı geçen yıla göre yüzde 92 artışla 395 bin 697'ye yükseldi. Çevresel endişelerin yanı sıra son dönemde İran savaşı nedeniyle petrol fiyatlarındaki tırmanış nedeniyle, gelecek dönemde elektrikli araçlara olan ilginin daha da artacağını tahmin ediyoruz. Elektrikli araç kullanımının yaygınlaşması, şarj istasyonlarına olan talebi de önemli ölçüde artıracak. Elaris olarak biz de gelecek dönemde elektrikli şarj istasyonları yatırımlarımızı büyütmeyi planlıyoruz. Özellikle siteler, oteller ve belediyeler gibi lokasyonlarda hem ek hizmet sunup hem de mevcut elektrikli araçların enerji ihtiyacını karşılayarak ek gelir elde etmeyi hedefliyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Otokar, 17. Kez Üst Üste Türkiye Otobüs Pazarının Lideri Oldu ​​​​​​​ Haber

Otokar, 17. Kez Üst Üste Türkiye Otobüs Pazarının Lideri Oldu ​​​​​​​

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye'de satılan her 3 otobüsten 1'i Otokar markalı olurken, şirket alternatif yakıtlı araç yatırımları ve küresel stratejik iş birlikleriyle Avrupa'da büyümeye devam etti. Türkiye'de 60 yılı aşkın süredir otomotiv sektörünün öncü ismi olan Otokar, 2025 yılında Türkiye otobüs pazarında 17. kez liderliği elde ederken Avrupa'da otonom teknoloji ve stratejik üretim iş birlikleriyle küresel konumunu güçlendirdi. 6 metreden 21 metreye uzanan geniş ürün gamı, alternatif yakıt teknolojileri ve güçlü Ar-Ge altyapısıyla şirket, sürdürülebilir ulaşım dönüşümünde öncü rol üstlenmeye devam etti. KÜRESEL ÜRETİM GÜCÜNDE STRATEJİK ORTAKLIK Otokar, 2025 yılında Avrupa'nın önde gelen otobüs üreticilerinden Daimler Buses ile stratejik bir üretim anlaşması imzaladı. Anlaşma kapsamında Mercedes-Benz Conecto model otobüsleri Otokar'ın Sakarya fabrikasında üretilmeye başlayacak. Bu iş birliğiyle Otokar, kendisinin de aralarında olduğu Avrupa'nın en büyük beş otobüs üreticisinden ikisine daha üretim yapar hale gelerek küresel otomotiv değer zincirindeki konumunu pekiştirdi. AVRUPA’DAKİ AÇILIMINI SÜRDÜRÜYOR Sakarya'dan 60'tan fazla ülkeye gerçekleştirdiği ihracatla Türk mühendisliğini dünyaya taşıyan Otokar, 2025 yılında küresel ayak izini genişletmeye devam etti. Fransa, İtalya ve Almanya gibi ana pazarlarındaki konumunu korurken, İsveç'e gerçekleştirdiği ilk ihracat ve Jersey Adası'nda hizmete giren sağdan direksiyonlu otobüsleriyle yeni pazarlarda yerini aldı. Busworld Ödülleri kapsamında e-Territo modeliyle "Ekoloji Ödülü"nü kazanan şirket, çevre dostu ulaşım çözümlerindeki yetkinliğini uluslararası otoriteler nezdinde tescilledi. Otokar, İtalya'da hizmete başlayan 60'a yakın alternatif yakıtlı otobüsü ve Fransa'da e-Territo'nun ilk satışıyla düşük ve sıfır emisyonlu araçlardaki başarılı performansını sürdürdü. OTONOM TEKNOLOJİDE TÜRK MÜHENDİSLİĞİ İMZASI Otonom sürüş yetkinliklerini bir üst seviyeye taşıyan Otokar, tamamen kendi mühendislik ve yazılım kaynaklarıyla geliştirdiği Otonom e-Centro ile Avrupa'da bir ilki gerçekleştirdi. Macaristan'da TÜV Rheinland tarafından 30 gün boyunca 148 farklı senaryoda 600'ün üzerinde teste tabi tutulan araç, bu kapsamlı süreci başarıyla tamamlayan ilk Türk otonom aracı unvanını kazandı. Test başarısının ardından İspanya'nın Madrid şehrindeki Mercamadrid akıllı kentsel alanında yolcu taşımaya başlayan Otonom e-Centro, Otokar'ın gelecek nesil mobilite çözümlerindeki iddialı konumunu simgeliyor. “MÜHENDİSLİK BİRİKİMİMİZİ KÜRESEL BAŞARIYA DÖNÜŞTÜRÜYORUZ” Şirketin 2025 yılı performansıyla ilgili değerlendirmede bulunan Otokar Ticari Araçlardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Kerem Erman; “17 yıldır aralıksız sürdürdüğümüz liderlik, müşterilerimizin Otokar'a duyduğu güvenin en somut göstergesi. Uzun yıllardır lider oluşumuz bize her zaman daha iyisini yapma yönünde sorumluluk yüklüyor ve motive ediyor. Türkiye otobüs pazarının büyüme sergilediği 2025 yılında, toplu taşımadaki artan ihtiyaç sebebiyle özellikle belediye/halk otobüsü segmentinde büyüme gerçekleşti. Otokar olarak biz de bu alanda önemli teslimatlara imza atmamızın yanı sıra turizm ve servis alanında da Sultan aracımızla uzun süredir devam eden satış başarımızı pekiştirdik” dedi. Daimler Buses ile gerçekleştirilen stratejik üretim iş birliğine değinen Erman: "Otokar’ın da aralarında olduğu Avrupa'nın en büyük otobüs üreticilerinden ikisine daha üretim yapacak olmamız, mühendislik yetkinliğimizin ve üretim kalitemizin dünya çapında takdir gördüğünü gösteriyor" açıklamasını yaptı. Otonom teknoloji ve sürdürülebilirlik yatırımlarını da değerlendiren Kerem Erman şunları söyledi: "Otonom e-Centro projemiz, Türk mühendisliğinin teknoloji ihracatında ulaştığı noktayı kanıtlıyor. TÜV Rheinland tarafından test edilen ilk Türk otonom aracı olması ve ardından İspanya’da toplu taşımada kullanılmaya başlaması bizim için büyük bir gurur kaynağı. Bu araç sadece bir otobüs değil; yazılım ve otonom teknolojilerde Türkiye'nin küresel sahneye çıkışının sembolü. 2050 yılına kadar karbon nötr olma hedefiyle ilerleyen Koç Holding Karbon Dönüşüm Programı’nın aktif bir parçası olarak elektrikli ve alternatif yakıtlı araç portföyümüzü genişletmeye devam ediyoruz. e-Territo ile kazandığımız Busworld Ekoloji Ödülü bu alandaki kararlılığımızın bir yansıması. 2026 yılında Avrupa'daki varlığımızı yeni nesil elektrikli araç ailesiyle genişleterek sürdürülebilir mobilite alanındaki öncü rolümüzü güçlendireceğiz." TİCARİ ARAÇLARDA DİĞER GELİŞMELER Ar-Ge ve mühendislik gücüyle geçen yıl ürün çeşitliliğini artıran Otokar, hafif kamyon pazarında 7-15 ton segmentinde adet bazında satışlarını 2024 yılına oranla yüzde 21 artırdı. Kendi satış ağıyla Avrupa'ya resmi olarak ihracat yapabilen tek hafif kamyon üreticisi olan şirket, yurt dışındaki distribütörleriyle ihracat faaliyetlerine devam etti. Pick-up pazarına ise 2024'ün son çeyreğinde Foton Tunland modeliyle giriş yapan Otokar, 2025 yılında bu segmentte başarılı bir performans sergiledi. Hibrit motor seçeneği, yüksek konfor seviyesi ve gelişmiş teknolojik donanımıyla öne çıkan Foton Tunland V9'un satışlarıyla ürün gamını genişleten şirket, yıl sonunda 4x2 versiyonunu da ürün ailesine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gayrimenkulde Kısa Vadeli Kazanç Yerini Değere Bırakıyor Haber

Gayrimenkulde Kısa Vadeli Kazanç Yerini Değere Bırakıyor

Ancak yükselen inşaat ve arsa maliyetleri, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve değişen kullanıcı beklentileri, konutun yatırım aracı olarak geleceğini yeniden tartışmaya açıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ipotekli konut satışlarının toplam satışlar içindeki payı son yıllarda yüzde 15’in altına gerilerken, bu durum yatırımcı tercihlerinde de bir dönüşüme işaret ediyor. Uzmanlara göre bugün konut piyasasında yalnızca kısa vadeli fiyat artışına odaklanan yaklaşımlar değil, bulunduğu lokasyonla, kullanım ömrüyle ve yaşam kalitesiyle uzun vadeli değer üreten projeler ön plana çıkıyor… Gayrimenkul sektöründeki bu dönüşüm, konut üretiminde planlama, nitelik ve sürdürülebilirlik başlıklarını daha görünür hale getirirken; SOA Holding, konutu yalnızca bugünün değil, geleceğin yatırım aracı olarak ele alan yaklaşımıyla sektörde ayrışan modeller arasında yer alıyor. YATIRIMCI DAVRANIŞI DEĞİŞİYOR, KONUTTA NİTELİK ÖNE ÇIKIYOR Gayrimenkul sektöründe yatırımcı davranışlarının değiştiğine dikkat çeken SOA Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Artukoğlu, konutun artık yalnızca alım-satım kazancı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. “Konut uzun yıllar boyunca Türkiye’de en güvenli yatırım araçlarından biri olarak görüldü. Ancak bugün geldiğimiz noktada, plansız üretim, artan maliyetler ve kısa vadeli kazanç beklentisi, konutun gerçek değerini gölgeleyebiliyor. Asıl güvenli yatırım; bulunduğu lokasyonla, kullanım ömrüyle, yaşam kalitesiyle ve sürdürülebilirliğiyle değerini koruyabilen projelerdir. Hızlı satılan değil, yıllar boyunca değerini koruyan yapılar üretmek gerekiyor. Bugün yatırımcılar da kullanıcılar da daha bilinçli. Konutun güvenli bir yatırım olup olmadığı sorusunun cevabı, nasıl ve ne amaçla üretildiğinde yatıyor” ifadelerinde bulundu. Uluslararası araştırmalar da bu dönüşümü destekliyor. Avrupa genelinde yapılan çalışmalara göre yatırımcıların yaklaşık yüzde 65’i, konut projelerinde artık yalnızca fiyat artışını değil, uzun vadeli kira getirisi, bakım maliyetleri ve yapının kullanım ömrünü de karar kriteri olarak değerlendiriyor. Türkiye’de de benzer bir eğilimin güçlendiğine işaret ediliyor.

Türk Ytong, Enerji Verimliliğinde Öncü Rolünü Sürdürüyor Haber

Türk Ytong, Enerji Verimliliğinde Öncü Rolünü Sürdürüyor

TÜİK verilerine göre nüfusun yüzde 31,3'ü, sızdıran çatı ve nemli duvarlar ile ilgili problemler yaşarken yüzde 30,2'si konutunda izolasyondan dolayı ısınma sorunu ile karşı karşıya. Bu tablo hem ekonomiye hem de yaşam konforuna zarar veriyor. Türkiye’nin enerji maliyetlerini aşağı çekmesi için konutlarda etkili ısı yalıtımı yapılması gerekiyor. Türkiye’de 1 Nisan 2025 itibarıyla yürürlüğe giren “Binalarda Isı Yalıtımı Kuralları Standardı” -TS 825:2024- enerji verimliliği yolculuğunda tarihi bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın öncülüğünde ve Türk Standartları Enstitüsü’nün (TSE) katkılarıyla hazırlanan standart, binalarda enerji kayıplarının azaltılmasına, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılmasına önemli katkı sağlayacak. Türk Ytong Yönetim Kurulu Başkan Vekili Fethi Hinginar yaptığı açıklamada “Türk Ytong olarak, ülkemizin dört bir yanında inşa edilen yapılara sunduğumuz düşük ısıl iletkenlik hesap değerine sahip gazbeton bloklarımız ve yüksek performanslı ısı yalıtım levhalarımız ile sektörün öncülerinden biri olmaktan gurur duyuyoruz” dedi. Binalarda ısı kayıplarının önemli bir bölümü dış duvarlardan kaynaklanıyor. Bu noktada yapı malzemelerinin niteliği kritik önem taşıyor. Ytong bloklar, duvar malzemesi olarak yüksek ısı yalıtımı sağlayarak TS 825 2024’ün getirdiği yeni standartlara uyumlu çözümler sunuyor. Multipor, sektörün düşük lambda değerlerine sahip ısı yalıtım ürünlerinden biri olarak, sergilediği üstün performans ile enerji kayıplarını en aza indiriyor. Türk Ytong bu ürünleri sayesinde, yalnızca yeni binalarda standartların karşılanmasını değil, aynı zamanda mevcut binaların iyileştirilmesinde de yüksek verimli çözümler sunuyor. Yeni TS 825:2024 standardı ile neler değişiyor? Yürürlüğe giren “Binalarda Isı Yalıtım Kuralları Standardı” ile binalarda enerji verimliliğinin önemli oranda iyileşmesi öngörülüyor. Türkiye’nin enerji ithalatına olan bağımlılığının azalması ve hane halkı bütçelerinde ciddi tasarruf sağlanması hedefleniyor. TS 825:2024 standardı ile başlıca öne çıkan değişiklikler; Isıtma enerjisi hesaplamalarının yanı sıra artık soğutma enerjisi hesaplamaları da zorunlu hale getirildi.Duvarların, döşemelerin, çatıların ve pencerelerin U değerleri düşürüldü.Derece gün bölgeleri 4’ten 6’ya çıkarıldı. Güneş ışınımı, ısı köprüleri, aylık hesaplama metodu, bina türüne göre hava değişim katsayısı, yaz-kış tasarım sıcaklığı, iç ortam bağıl nem ve ısı kazancı değerlerinde güncellemeler yapıldı. Bina türlerine göre ısıtma ve soğutmaya yönelik birim metrekaredeki yıllık enerji tüketim değerleri revize edildi. Ekonomiye ve sürdürülebilirliğe katkı sağlanacak Fethi Hinginar Türkiye’de toplam enerji tüketiminin yaklaşık üçte birinin binalardan kaynaklandığının altını çizerek yeni TS 825:2024 standardının hayata geçmesiyle daha az enerji harcayan, daha konforlu yaşam alanları oluşacağını söyledi. Bu sayede enerji ithalatının azalacağını vurgulayan Hinginar karbon salımının da düşerek net sıfır hedeflerine önemli katkı sağlanacağını paylaştı. Fethi Hinginar sözlerine şöyle devam etti: “Yeni standardın başarılı şekilde uygulanabilmesi için tüm paydaşlara sorumluluklar düşüyor. Üreticiler, uygulayıcılar, denetçiler ve bina sahipleri olarak hepimizin doğru malzeme seçimi, doğru uygulama ve bilinçlendirme konularında ortak hareket etmesi lazım. Türk Ytong olarak üyesi olduğumuz Türkiye Gazbeton Üreticileri Birliği TS825 hesaplamalarını yapabilen web tabanlı bir program da geliştirdi (https://tgubts825.com.tr/ ). Tüm paydaşlara açık olan bu dijital platform sayesinde, yeni standardın getirdiği karmaşık hesaplamalar hızlı, doğru ve erişilebilir şekilde yapılabiliyor. Mimarlar, mühendisler, denetim kurumları ve uygulamacılar için tasarım ve uygulama süreçleri kolaylaşıyor; doğru malzeme seçimi ve enerji verimliliği hedeflerine uyum güvence altına alınıyor.”

Ocak 2026’da Enflasyon Yüksek Gelirse Faiz İndirim Kararları Pas Geçilebilir Haber

Ocak 2026’da Enflasyon Yüksek Gelirse Faiz İndirim Kararları Pas Geçilebilir

İstinye Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Caner Özdurak, 2026 yılının ekonomik görünümünü değerlendirdi. Özdurak’a göre, faiz politikalarının tek başına enflasyonu kalıcı biçimde düşürme gücü zayıflarken, Türkiye ekonomisi düşük katma değerli büyüme ve fiyat yapışkanlığı sorunlarıyla karşı karşıya. Hizmet sektöründeki kontrolsüz artışlar, kur baskısı ve küresel sermaye koşulları enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor. İstinye Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Caner Özdurak, yeni yılın ekonomik görünümünü değerlendirdi. Doç. Dr. Özdurak’a göre, 2026’ya girerken asıl ihtiyaç, para politikasının ötesine geçen nitelikli bir ekonomik dönüşüm. “Kontrolsüz fiyat artışları enflasyonla mücadeleye darbe vuruyor” Enflasyonla mücadelede mevcut faiz politikasının etkisinin zayıfladığını belirten Doç. Dr. Caner Özdurak, şöyle devam etti: “Eğer 2026 yılında da enflasyonla mücadele sadece faiz kararları gibi para politikası araçlarıyla yürütülmeye devam ederse, enflasyonun yüzde 20'nin altına inmesi pek mümkün görünmüyor. Bu durum, ekonomi yönetiminin hedefine ulaşmasının zor olacağını gösteriyor. Burada, kalıcı bir başarı için ekonominin kurgusunun, sanayi politikalarının ve makro ekonomik stratejilerin değişmesi gerektiğini vurgulamak isterim. Türkiye ekonomisinin giderek düşük katma değerli hizmet sektörüne yaslandığı dikkat çekiyor. Özellikle hizmet sektöründeki kontrolsüz fiyat artışları enflasyonda bir yapışkanlık yaratıyor ve mücadeleye darbe vuruyor. Konut ve eğitim harcamalarında da acil reform ihtiyacı bulunuyor. Bu olumsuz etkenlere rağmen, temkinli de olsa faiz indirimlerinin devam edebileceğini, ancak 2026 Ocak ayında beklenenin çok üzerinde bir enflasyon gelmesi durumunda indirim kararlarının pas geçilebileceğini öngörüyorum.” “Düşük nitelikli büyüme modeli kur istikrarını tehdit ediyor” Düşük nitelikli büyüme modelinin sürdürülebilir döviz girişi yaratma potansiyelini ve kur istikrarını tehdit ettiğini belirten Doç. Dr. Özdurak, “Yüksek enflasyonun devam etme beklentisi ve faiz indirimlerinin sürme ihtimali, reel faizin cazibesini azaltarak kur üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşturuyor. Türkiye ekonomisinin 3. çeyrek büyüme verilerini yorumlarken en büyük sorunu şöyle açıklayabiliriz: Büyümenin lokomotiflerinin inşaat ve finans gibi düşük verimli, düşük katma değerli alanlar olması, kaynakların inovasyona değil, spekülatif kazançlara yönlendirildiğini gösteriyor. Bu yapı, topluma sadece ‘karnını doyurup barınabildiğine şükreden’ bir durumu empoze ediyor. Bu düşük nitelikli büyüme modeli, güçlü ve sürdürülebilir döviz girişi yaratma potansiyelini düşürüyor ve kur istikrarını tehdit ediyor” dedi. “Fed üyelerinin faiz beklentileri, küresel sermaye akışını etkiliyor” Doç. Dr. Özdurak, “ABD Merkez Bankası (Fed) üyelerinin faiz beklentileri (FOMC), küresel sermaye akışını etkiliyor” diyerek sözlerine şöyle sürdürdü: “FOMC beklentilerine göre, faiz indirim döngüsü yaklaşıyor olsa da ABD faizleri 2025 boyunca yüksek kalacaktır (2025 medyan beklenti yüzde 3.6). Bu durum, küresel sermayenin ABD gibi güvenli limanlara akışını sürdüreceği anlamına gelir ki, bu da Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı baskısını korur. Orta vadede faizlerin yüzde 3 civarındaki nötr seviyeye inmesi beklenirken, bu durum küresel likiditeyi artırsa bile, yabancı yatırımcının Türkiye'ye gelmesi büyük ölçüde ülkenin kendi iç dinamiklerine ve makroekonomik stratejisine bağlı olacaktır.” “2026'dan beklenti nitelikli bir mücadelenin başlatılması” 2026'dan temel beklentinin mevcut duruma karşı nitelikli bir mücadelenin başlatılması olduğunu belirten Doç. Dr. Özdurak, “Öte yandan, TÜİK’in Ocak 2026’dan itibaren AB standartlarına uyum amacıyla yapacağı metodolojik değişiklikler (Ulusal Hesaplar verisiyle ağırlık yapısının belirlenmesi gibi) teknik olarak uluslararası uyumu sağlasa da Türkiye'deki gelir dağılımı bozukluğu ve konut/kira gibi temel ihtiyaçlardaki fahiş artışlar nedeniyle hissedilen enflasyon ile resmi enflasyon arasındaki makası açabilir ve veriye olan güveni azaltabilir. Sonuç olarak, Türkiye ekonomisinin temel sorunu, sadece para politikasıyla çözülemeyecek kadar derin olan, katma değeri düşük bir büyüme modeli ve enflasyondaki yapısal yapışkanlıktır. 2026'dan temel beklenti, bu duruma karşı nitelikli bir mücadelenin başlatılmasıdır” diyerek sözlerini tamamladı.

İnşaat Sektöründe Kasım Ayı Durgun Geçti Haber

İnşaat Sektöründe Kasım Ayı Durgun Geçti

Tüm endeksler yılın büyük bölümünde eşik değerin altında dalgalı bir seyir izledikten sonra son aylarda eşik değere doğru sınırlı bir toparlanma göstermiştir.​ Rapor, inşaat sektörünün kasım ayında önceki yılın aynı dönemine kı yasla daha olumlu bir noktaya geldiğini ancak iyileşmenin düşük oranlı ve kırılgan bir nitelik taşıdığını ortaya koymaktadır. Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) her ay açıkladığı Hazır Beton Endeksi ile Türkiye'de inşaat sektörü ve bağlantılı imalat ve hizmet sektörlerindeki mevcut durumu ve beklenen gelişmeleri ortaya koymaktadır. İnşaat sektörünün en temel girdilerinden biri olan ve aynı zamanda üretiminden sonra kısa bir süre içerisinde stoklanmadan inşaatlarda kullanılan hazır betonla ilgili bu Endeks, inşaat sektörünün büyüme hızını ortaya koyan öncü bir göstergedir. Hazır Beton Endeksi 2025 Ekim Ayı Raporu'na göre, tüm endeksler yılın büyük bölümünde eşik değerin altında dalgalı bir seyir izledikten sonra son aylarda eşik değere doğru sınırlı bir toparlanma göstermiştir. Kasım ayında endeks değerleri, bir önceki aya göre çok belirgin bir değişim göstermemiş, sevi yeler birbirine oldukça yakın gerçekleşmiştir. Güven Endeksi, yıl içinde gösterdiği düşük seviyelerden toparlanmış olsa bile hâlâ diğer alt endekslerin gerisinde kalmıştır. Faaliyet Endeksi yaz aylarında belirgin bir yükseliş kaydettikten sonra son aylarda eşik değerin hemen altında dengelenmiş durumdadır. Beklenti Endeksi ise yıl boyunca görece daha istikrarlı seyretmiş, son aylarda sınırlı bir artışla eşik değere yakınlaşmıştır. Tüm bunlara bakıldığında Hazır Beton Endeksi, alt endekslerdeki bu sınırlı toparlanmaya paralel olarak yataya yakın bir görünüm sergilemiş, kritik eşik seviyesine yaklaşmış ancak üzerine çıkamamıştır. Geride bıraktığımız kasım ayında Güven Endeksi hariç endekslerin tamamı, bir önceki aya kıyasla sınırlı da olsa artış göstermiştir, Faaliyet Endeksi yüzde 0,6 ile en güçlü artışı kaydederken, Hazır Beton Endeksi ile Beklenti Endeksi yüzde 0,3 oranında yü kselmiştir. Güven Endeksi ise diğerlerinden ayrışarak yüzde 0,1 oranında gerilemiş ve tek negatif endeks olmuştur. Tüm endekslerin hareketi, aktivitede ve beklentilerde temkinli bir iyileşmeye işaret ederken, özellikle Güven Endeksi'nde hafif bozulma sektörün temkinli duruşunun sürdüğünü göstermektedir. Bu tablo, inşaat sektörünün kasım ayında önceki yılın aynı dönemine kıyasla daha olumlu bir noktaya geldiğini ancak iyileşmenin düşük oranlı ve kırılgan bir nitelik taşıdığını ortaya koymaktadır. Raporun sonuçlarını değerlendiren Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, "Hazır Beton Endeksi, alt endekslerdeki bu sınırlı toparlanmaya paralel olarak yataya yakın bir görünüm sergilemiş, kritik eşik seviyesine yaklaşmış ancak üzerine çıkamamıştır. Rapor inşaat sektörünün kasım ayında önceki yılın aynı dönemine kıyasla daha olumlu bir noktaya geldiğini anc ak iyileşmenin düşük oranlı ve kırılgan bir nitelik taşıdığını ortaya koymaktadır." dedi. Ekonomik gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulunan THBB Başkanı Yavuz Işık, "TÜİK tarafından verilen kasım ayı Güven Endeksi sonuçları inşaat sektörüne ilişkin önemli ipuçları içermektedir. Kasım 2025'te inşaat sektörü Güven Endeksi 84,9'a yükselmiş olmakla birlikte hâlâ negatif sınırın altında kalarak görece zayıf bir güven seviyesine işaret etmektedir. Aynı ayda ekonomik Güven Endeksi 99,5'e, hizmet sektörü 111,8'e ve perakende ticaret sektörü 114,2'ye ulaşarak inşaata kıyasla çok daha yüksek güven düzeyleri sergilemiştir. Tüm sektör paydaşları içerisinde en düşük güven seviyesine sahip olan sektör inşaattır. Konut satış rakamları da bu durumu teyit etmektedir. TÜİK'in Konut Satış İstatistikleri bültenine göre Türkiye'de ekim 2025'te 164 bin 306 konut satılmıştır ve b u rakam 2025 yılının en yüksek aylık satışına işaret etmektedir. Kasım ayında konut satışlarının 141 bin 100 adetle geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7,8 gerilemesi, satış ivmesinin yavaşladığını göstermektedir. Yıllık bazda bu hafif gerileme, hâlâ yüksek faiz haddi ve artan maliyetler nedeniyle talebin bir miktar baskılandığını, bundan sonraki dönemde satışların kredi koşulları ve gelir beklentilerindeki değişime duyarlı olacağını işaret etmektedir." dedi.

Asgari Ücrette İş Dünyası’nın Beklentisi Yüzde 25-30’luk Artış Haber

Asgari Ücrette İş Dünyası’nın Beklentisi Yüzde 25-30’luk Artış

2026 yılı için asgari ücretin belirleneceği görüşmeler tartışmaların odağında başlıyor. İş dünyası temsilcileri artış oranının sadece büyüklüğünden değil, zamanlaması ve mali yapılar üzerindeki etkisinden de endişe ediyor. Kurumsal hizmet yönetimi sektöründe geniş bir iş gücünü yöneten Allservice’in Yönetim Kurulu Başkanı ve İK Yöneticisi Ebru Akyüz, asgari ücrete ilişkin değerlendirmelerinde hem büyüklük hem de süreç vurgusu yaptı. Kasım 2025 enflasyonu: yıllık %31,07 Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı Kasım 2025 TÜFE verilerine göre yıllık enflasyon %31,07, aylık artış %0,87 olarak gerçekleşti. Özel hesaplama yapan bağımsız enflasyon göstergeleri TÜİK verisinin üzerinde rakamlar verirken (ENAG gibi), resmi veri enflasyonun hâlâ yüksek seyrettiğini teyit ediyor. Bu enflasyon ortamı, hane halklarının reel gelirini baskılarken, şirketlerin ücret maliyetlerini de artırıyor; dolayısıyla asgari ücrette yapılacak düzenlemeler hem sosyal koruma hem de istihdam dinamikleri için belirleyici olacak. İŞVEREN DESTEK BEKLİYOR Hükümet ve ilgili kurumlarca açıklanan 2025 yılı için uygulanan asgari ücret tutarı brüt 26.005,50 TL, net 22.104,67 TL olarak kayıtlarda yer alıyor. İşverene maliyet hesaplamalarında ise sektör ve prim yüklerine göre farklılıklar olmakla birlikte PwC ve ilgili kurumların hesaplarına göre işverene toplam maliyet örnekleri yıllık bazda yaklaşık 30–31 bin TL civarında hesaplanıyor. Bu rakamlar, 2026 için planlanacak artışların işverene getireceği ilave yükün büyüklüğünü göstermesi açısından önem taşıyor. “2026 İÇİN RASYONEL ARTIŞ YÜZDE 25–30 BANDI” Asgari ücret artış oranı sorulduğunda Akyüz, üç temel kriterin—enflasyon, şirket maliyetleri ve çalışan yaşam koşulları—birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti: “2026 için en rasyonel artış yüzde 25–30 bandı. Bu oran çalışanı kısmen korur, işverenin maliyet yapısını bir anda bozmaz. Önemli olan tüm tarafların sürdürülebilir bir zeminde buluşması.” Akyüz’e göre bu bant, hem reel ücretleri toparlamaya yönelik bir adım anlamına gelecek hem de şirketlerin ani nakit baskısı ile karşılaşmasını sınırlayacak. İŞVERENLERİN ÖNCELİĞİ: ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK Akyüz, iş dünyasının sadece “yüzde” ile ilgilenmediğini; artışın önceden duyurulması, takvime bağlanması ve planlanabilir olması gerektiğini vurguladı: “Bugün işverenlerin en büyük beklentisi öngörülebilirlik. Şirketler ani ve yüksek artışlara hazırlanmakta zorlanıyor. Rakamdan çok sürecin planlanabilir olması önemli.” Geçmiş yıllarda tek seferlik büyük artışların KOBİ’ler üzerinde yarattığı baskı hatırlatılırken, orta yolun bulunmasının istihdamı koruyacağı belirtiliyor. YILDA İKİ ZAM TARTIŞMASI: UYGULANABİLİR AMA MEKANİZMA GEREKLİ Akyüz, enflasyonist dönemlerde yılda iki zammın çalışanları koruyabileceğini ancak bunun şeffaf, önceden belirlenmiş bir takvime bağlanması gerektiğini söyledi: “Yıl içinde güncelleme yapılabilir; ancak bunun mutlaka öngörülebilir bir mekanizmaya bağlanması gerekir. Belirsizliği azaltan her adım hem işçiyi hem işvereni rahatlatır.” Uzmanlar, geçmiş uygulamalardan hareketle çift zammın kısa vadede alım gücünü desteklediğini, ancak işletmelerin likidite planlamasında öngörülemeyen dalgalanmalar yaratabileceğini belirtiyor. DEVLETE İŞVEREN TALEPLERİ: SGK VE VERGİ YÜKÜNDE HAFİFLEME Akyüz, işverenlerin artışla birlikte toplam işçilik maliyetinin paylaşılmasına yönelik taleplerini şu sözlerle özetledi: “İşverenler, SGK primleri ve vergi yüklerinde bir miktar hafifleme talep ediyor. Bu sadece işverenin rahatlaması için değil; istihdamın korunması, kayıt dışılığın önlenmesi ve şirketlerin büyüme kapasitesinin devamı için de önemli.” Resmi veriler ve işletme hesaplamaları, işçiden ve işverenden kaynaklanan sosyal güvenlik maliyetlerinin toplam işçilik maliyetinde belirleyici olduğunu gösteriyor; bu nedenle kamu destek mekanizmalarının kapsamı tartışmanın merkezinde olacak. Akyüz şirket politikalarını anlatırken, ücret belirlerken yalnızca yasal asgari normların değil; motivasyon, verimlilik, sektör ortalamaları ve müşteri memnuniyetinin de göz önünde bulundurulduğunu ifade etti: “Doğru ücret politikası, çalışanın emeğinin karşılığını aldığı; işverenin de sürdürülebilir bir yapıyı koruyabildiği sistemdir. Bu denge sağlandığında hem hizmet kalitesi hem şirket performansı güçlenir.” 2026’DA BELİRLEYİCİ KRİTERLER — ENFLASYON, ÖNGÖRÜ VE KAMU DESTEĞİ Ekonomistler ve sektör temsilcileri, 2026 asgari ücret kararının enflasyonun seyri, kamu maliyesinin destek kapasitesi ve işverenlerin mali dayanıklılığı çerçevesinde alınacağını belirtiyor. Akyüz’ün vurguladığı gibi, izlenecek yol “denge” olacak: çalışan korunacak; ancak işverenlerin iflas, istihdam daralması veya kayıt dışına yönelme risklerine karşı korunması da benzer ölçüde değerlendirilecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.