Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tui̇k

Kapsül Haber Ajansı - Tui̇k haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tui̇k haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Enerji Verimliliği Yatırımları Rekabet Avantajına Dönüşüyor Haber

Enerji Verimliliği Yatırımları Rekabet Avantajına Dönüşüyor

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2024 yılı sera gazı emisyon istatistiklerine göre, endüstriyel işlemler ve ürün kullanımından kaynaklanan sera gazı emisyonları, Türkiye'nin toplam sera gazı emisyonlarının %12,9'unu oluşturuyor. Sanayi kaynaklı emisyonların azaltılması, hem Türkiye'nin net sıfır emisyon hedefleri hem de uluslararası pazarlardaki rekabet gücünün korunması açısından kritik önem taşıyor. Bu kapsamda yürürlüğe giren 7552 sayılı İklim Kanunu, 2026-2027 yıllarını kapsayan pilot uygulama dönemiyle sanayi kuruluşlarının karbon emisyonlarını daha etkin yönetmelerini sağlayan yeni bir dönemi başlattı. ETS, sanayinin uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırıyor Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), yalnızca Türkiye'nin iklim hedeflerine ulaşmasını destekleyen bir mekanizma olmanın ötesinde, Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile uyum sürecinde de stratejik bir rol üstleniyor. İşletmelere karbon emisyonlarını ölçme, izleme ve yönetme konusunda sistematik bir çerçeve sunan sistem, özellikle ihracatçı sanayi kuruluşlarının karbon maliyetlerini daha etkin yönetmelerine ve uluslararası pazarlarda rekabet güçlerini korumalarına katkı sağlıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çukurova Isı Yönetim Kurulu Üyesi Osman Ünlü, Emisyon Ticaret Sistemi'nin sanayide enerji verimliliği yatırımlarını hızlandıracağını belirterek şunları söyledi: "Küresel ticarette karbon emisyonlarının giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemde, işletmeler yalnızca üretim maliyetlerini değil, karbon maliyetlerini de yönetmek zorunda kalıyor. Bu kapsamda yürürlüğe giren Emisyon Ticaret Sistemi, özellikle Avrupa Birliği'ne ihracat yapan sanayi kuruluşlarının karbon yönetimini güçlendirmelerine ve uluslararası düzenlemelere uyum sağlamalarına katkı sunuyor. Bu sayede işletmeler, karbon kaynaklı maliyetlerini daha etkin yönetebilecekleri bir dönüşüm sürecine hazırlanıyor." "Yüzde 70 daha verimli ısıtma sağlıyoruz" Çukurova Isı olarak, sanayicilerin emisyon yükünü azaltmalarına katkı sağlayan teknolojiler geliştirdiklerini ifade eden Ünlü, şunları söyledi: "Avrupa Komisyonu'nun Ecodesign (ErP) Direktifi'ne uygun olarak geliştirdiğimiz Goldsun CPH seramik plakalı radyant ısıtıcı ürünümüzle geleneksel ısıtma sistemlerine göre %70 daha verimli ısıtma sağlıyoruz. İşletmeler bu sayede hem enerji maliyetlerini hem de ürünlerinin gömülü karbon emisyonlarını düşürebiliyor." Ünlü, karbon emisyonlarının azaltılmasının artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, aynı zamanda ihracat pazarlarında rekabetçiliğin temel unsurlarından biri haline geldiğini belirtti. Yüksek verimli teknolojilere yapılan yatırımların işletmelere hem ekonomik hem de çevresel açıdan önemli kazanımlar sağladığını da sözlerine ekledi. Çukurova Isı Hakkında Çukurova Isı, 1991 yılında ısıtılması zor olan büyük ve geniş hacimler için dizayn edilmiş radyant ısıtma sistemlerinin; ithalat, pazarlama, satış ve satış sonrası hizmetlerini yürütmek amacıyla kurulmuştur. Endüstriyel ısıtma alanında başlayan serüvenine, 2000’li yıllardan itibaren radyant ısıtıcı ve infrared ısıtıcıların üretim faaliyetlerini de ekleyen Çukurova Isı, kendi markası olan GOLDSUN ve SILVERSUN ile doğalgazlı radyant ve elektrikli infrared ısıtıcı pazarında fark yaratan çalışmalar yürütüyor. Türkiye’de radyant ısıtma pazarında %65 pazar payı ile lider olan Çukurova Isı’nın ürün portföyünde; “borulu radyant ısıtıcılar, sıcak hava üreticileri, seramik plakalı radyant ısıtıcılar, stadyum tribün ısıtıcıları, elektrikli halojen ısıtıcılar, doğalgazlı termo-konvektörler, hava perdeleri ve seyyar radyant ısıtıcılar” yer alıyor. Çukurova Isı; fabrika, depo, hangar, cafe, restoran, spor salonu, cami ve seralar için hem dayanıklı hem de ekonomik ve etkili ısıtma sistemleri sunuyor. Ayrıca 81 ili kapsayan geniş bayi ağı ile çözüm ortağı olduğu projelere ısıtma sistemleri konusunda keşiften projelendirmeye, satıştan, devreye alma süreçlerine kadar komple sistem çözümü sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Temmuz 2026 Enflasyonu Açıklandı: Kira Artış Oranı Belli Oldu Haber

Temmuz 2026 Enflasyonu Açıklandı: Kira Artış Oranı Belli Oldu

Türkiye İstatistik Kurumu, Temmuz 2026 enflasyon verilerini açıkladı. Tüketici fiyatları aylık yüzde 1,78 artarken yıllık enflasyon yüzde 31,75 olarak hesaplandı. Ağustos ayında yenilenecek konut ve iş yeri kiralarında uygulanabilecek tavan artış oranı ise yüzde 31,90 oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), milyonlarca çalışanın, emeklinin, kiracının ve yatırımcının merakla beklediği Temmuz 2026 Tüketici Fiyat Endeksi sonuçlarını yayımladı. TÜİK verilerine göre tüketici fiyatları temmuz ayında bir önceki aya kıyasla yüzde 1,78 yükseldi. Yıllık enflasyon ise yüzde 31,75 olarak kaydedildi. Böylece yıllık TÜFE, haziran ayında görülen yüzde 32,11 seviyesinden sınırlı şekilde geriledi. Buna karşın aylık fiyat artışının hazirandaki yüzde 0,99’dan temmuzda yüzde 1,78’e çıkması, aylık enflasyonda yeniden hızlanmaya işaret etti. Resmî sonuçlar TÜİK tarafından duyuruldu. Temmuz 2026 enflasyon oranları TÜFE’deki değişim temmuz itibarıyla şöyle gerçekleşti: Karşılaştırma dönemi TÜFE değişimi Aylık enflasyon %1,78 2025 Aralık ayına göre %19,86 Yıllık enflasyon %31,75 12 aylık ortalamalara göre %31,90 Yılın ilk yedi ayında tüketici fiyatlarındaki birikimli artış yüzde 19,86’ya ulaştı. On iki aylık ortalamalara göre hesaplanan enflasyon ise yüzde 31,90 olarak kayıtlara geçti. Ağustos 2026 kira artış oranı yüzde 31,90 TÜİK’in açıkladığı verilerle birlikte Ağustos 2026 kira artış oranı da belli oldu. Türk Borçlar Kanunu kapsamında yenilenecek konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde artış sınırı, on iki aylık TÜFE ortalamasına göre belirleniyor. Buna göre ağustos ayında yenilenecek kira sözleşmelerinde uygulanabilecek yasal tavan oran yüzde 31,90 oldu. Bu oran üst sınırı ifade ediyor; taraflar daha düşük bir artış üzerinde anlaşabiliyor. Örneğin mevcut kirası 20 bin TL olan bir konutta tavan oran üzerinden yapılacak artış 6 bin 380 TL’ye karşılık geliyor. Böyle bir hesaplamada yeni kira bedeli 26 bin 380 TL oluyor. Mevcut kira En yüksek artış Yeni kira 15.000 TL 4.785 TL 19.785 TL 20.000 TL 6.380 TL 26.380 TL 25.000 TL 7.975 TL 32.975 TL 30.000 TL 9.570 TL 39.570 TL Bu hesaplamalar yüzde 31,90’lık tavan oran esas alınarak hazırlanmıştır. Sözleşmenin niteliği, beş yılı aşan kira ilişkileri veya devam eden hukuki süreçler farklı değerlendirmeler doğurabilir. Konut grubunda yıllık artış yüzde 40’ı aştı Temmuz ayında en yüksek ağırlığa sahip ana harcama gruplarından gıda ve alkolsüz içeceklerin fiyatları yıllık yüzde 37,53 arttı. Ulaştırma grubundaki yıllık yükseliş yüzde 30,83 olurken konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlardaki artış yüzde 40,32’ye ulaştı. Bu üç grubun yıllık enflasyona katkıları şöyle hesaplandı: Gıda ve alkolsüz içecekler: 8,94 puanUlaştırma: 5,22 puanKonut ve enerji: 5,21 puan Aylık verilere bakıldığında gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 1,61, ulaştırmada yüzde 2,59, konut grubunda ise yüzde 2,25 oranında fiyat artışı görüldü. Ulaştırma, 0,44 puanla aylık enflasyona en güçlü katkıyı veren üç büyük grup arasında ilk sırada yer aldı. 117 ürün grubunda fiyatlar yükseldi TÜİK’in takip ettiği 174 alt sınıfın 117’sinde fiyatlar temmuz ayında arttı. Elli alt sınıfta fiyat düşüşü görülürken yedi alt sınıfın endeksinde değişiklik olmadı. İşlenmemiş gıda, enerji, alkollü içecekler, tütün ve altın hariç tutularak hesaplanan B göstergesi, temmuzda aylık yüzde 1,66 ve yıllık yüzde 30,98 yükseldi. Çekirdek göstergedeki yıllık artışın manşet enflasyonun altında kalması dikkat çekti. Üretici enflasyonu yüzde 27,83 oldu TÜİK’in aynı gün açıkladığı Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi’ne göre üretici fiyatları temmuz ayında yüzde 1,52 arttı. Yıllık üretici enflasyonu ise yüzde 27,83 olarak gerçekleşti. Tüketici enflasyonu ile üretici enflasyonu arasındaki fark yaklaşık 3,9 puan olarak hesaplandı. Üretim maliyetlerinin tüketici fiyatlarına ne ölçüde yansıyacağı, önümüzdeki aylardaki enflasyon görünümü açısından takip edilecek başlıklardan biri olacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yalnız Yaşayanların Sayısı 10 Yılda Yüzde 66,5 Arttı  Haber

Yalnız Yaşayanların Sayısı 10 Yılda Yüzde 66,5 Arttı 

Son 10 yılda yalnız yaşayanların sayısı yüzde 66,5 artarken, ortalama hanehalkı büyüklüğü 3,08 kişiye geriledi. Değişen demografik yapı, konut sektöründe yeni ihtiyaçları da beraberinde getiriyor… Türkiye'de değişen aile yapısı ve yaşam alışkanlıkları, konut sektörünün dinamiklerini yeniden şekillendiriyor. TÜİK verilerine göre, toplam hane halkı sayısı 26 milyon 977 bin 795'e ulaşırken, tek kişilik hanelerin sayısı 5,5 milyonu aştı. Özellikle son yıllarda hız kazanan bu artış, konut tercihlerinde daha kompakt, fonksiyonel ve bireysel yaşamı destekleyen projelere olan talebin arttığını ortaya koyuyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hane Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yusuf Keklik, "Türkiye'de konut ihtiyacını artık yalnızca nüfus artışı üzerinden değerlendirmek doğru değil. Hane sayısındaki artış, yaşam biçimlerindeki değişim ve bireyselleşmenin etkisiyle konut talebi farklı bir boyuta taşınıyor. Özellikle tek kişilik yaşayan bireylerin ve küçük ailelerin artması, daha fonksiyonel, ulaşılabilir ve yaşam kalitesini artıran konut projelerine olan ihtiyacı güçlendiriyor." ifadelerinde bulundu. Keklik, "Geleceğin konut projeleri yalnızca metrekare üzerinden değil; kullanıcı deneyimi, sürdürülebilirlik ve erişilebilirlik ekseninde şekillenecek. Hane Yapı olarak biz de değişen yaşam alışkanlıklarını yakından takip ederek yeni nesil yaşam alanları geliştiriyoruz." dedi. Kentleşme ve bireysel yaşamın yaygınlaşmasının sektör için önemli bir dönüşüm oluşturduğunu belirten Keklik, "Gayrimenkul sektöründe artık önemli olan yalnızca daha fazla konut üretmek değil; değişen yaşam biçimlerine uygun, kullanıcı odaklı ve uzun vadeli değer sunan projeler geliştirmektir." ifadelerinde bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Turizm Rekoru Gıda Lojistiğini Hareketlendirdi Haber

Turizm Rekoru Gıda Lojistiğini Hareketlendirdi

Akca Lojistik, turizm bölgelerine yönelik sevkiyatlarının geçen yıla göre yüzde 10 arttığını açıklarken, sıcak hava nedeniyle soğuk zincir yönetiminin gıda kayıplarını önlemede kritik rol oynadığına dikkat çekiyor. Türkiye'nin yaz sezonuna girmesiyle birlikte turizm hareketliliği, gıda tedarik zincirinde de yoğunluğu artırdı. TÜİK verilerine göre geçen yıl Türkiye'yi ziyaret eden yaklaşık 64 milyon turistin 23,6 milyonu yalnızca Temmuz-Eylül döneminde ülkeye gelirken, oteller, restoranlar ve turizm bölgelerindeki perakende satış noktalarında artan gıda talebi lojistik operasyonlarını hızlandırdı. Akca Lojistik'in verilerine göre şirketin turizm bölgelerine yönelik sevkiyat hacmi 2025 yılında yüzde 10 artış gösterdi. Yaz aylarında özellikle yaş meyve-sebze, süt ürünleri ve sıcaklık kontrollü taşınması gereken gıdalarda operasyon yoğunluğu yükselirken, depolama, dağıtım ve soğuk zincir yönetimi sektörün en kritik başlıkları arasında yer alıyor. Akca Lojistik Genel Müdürü Enes Akça, Türkiye'nin turizmde ulaştığı büyüklüğün lojistik sektörünü doğrudan etkilediğini belirterek şunları söyledi: "Turizm hareketliliğinin etkisini ilk hisseden sektörlerden biri lojistik oluyor. Turizm bölgelerine hizmet veren satış noktalarının gıda talebi ciddi şekilde artıyor. Biz de bu hareketliliği depolama, mikro dağıtım ve nakliye operasyonlarımızda doğrudan görüyoruz.” Yazın En Büyük Riski: Gıda Kaybı Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton, Türkiye'de ise 23-26 milyon ton gıda israf ediliyor. Kişi başına düşen yıllık gıda israfı 102 kilogram seviyesinde seyrediyor. Verilere göre bu israfın yüzde 60'ı hanelerde, yüzde 28'i hizmet sektöründe, yüzde 12'si ise perakende sektöründe meydana geliyor. Uzmanlara göre yaz aylarında yükselen sıcaklıklar ve artan tüketim, uygun koşullarda taşınmayan ürünlerde kayıp riskini daha da artırıyor. Lojistik süreçlerin gıda israfının azaltılmasında kritik bir sorumluluk üstlendiğini belirten Akça, şunları söyledi: "Bir gıda ürünü tüketiciye ulaşıncaya kadar ömrünün önemli bölümünü lojistik operasyonlarının içinde geçiriyor. Gıda, hata toleransının en düşük olduğu ürün gruplarından biri. Bir gıda ürünü bozulduğunda bunu geri döndürmek mümkün olmuyor ve ürün zayi oluyor. Bu nedenle ürünün doğru koşullarda depolanması, taşınması ve zamanında teslim edilmesi çok önemli. Yapılan hesaplamalar, Türkiye'de gıda israfının yüzde 10 azaltılmasıyla yaklaşık 50 milyar TL tasarruf sağlanabileceğini ortaya koyuyor. Lojistik süreçleri ne kadar doğru planlar ve etkin yönetebilirsek, ürün kayıplarını o ölçüde azaltır, ülke ekonomisine de o kadar fazla katkı sağlayabiliriz.” İzlenebilirlik Gıda Güvenliğini Destekliyor Teknolojinin gıda lojistiğinde verimliliğin yanında ürün güvenliği açısından da önemli katkılar sağladığını belirten Enes Akça; "Bugün lojistikte en önemli konulardan biri izlenebilirlik. Operasyonu ne kadar iyi takip ederseniz, olası risklere o kadar hızlı müdahale edebilirsiniz. Biz de bu anlayışla dijital altyapılarımız sayesinde depolarımızı, araçlarımızı ve ürün hareketlerimizi anlık olarak izliyoruz. Sıcaklık değişimlerini veya herhangi bir sapmayı anında tespit ederek gerekli aksiyonları alabiliyoruz. Süreçlerin dijital olarak yönetilmesi operasyonel verimlilik ve gıda güvenliği açısından çok önemli” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Konut Tercihleri Değişiyor: Büyük Evlerin Yerini 1+1 ve 2+1'ler Alıyor Haber

Konut Tercihleri Değişiyor: Büyük Evlerin Yerini 1+1 ve 2+1'ler Alıyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye'de ortalama hane halkı büyüklüğü 2008 yılında 4 kişi seviyesindeyken, 2025 itibarıyla 3,08 kişiye kadar geriledi. Aynı dönemde tek kişilik hanelerin oranı yüzde 20,5'e yükselirken, çekirdek ailelerin oranı artmaya devam etti. Demografik yapıdaki bu değişim, konut talebinin niteliğini de doğrudan etkiliyor. DEĞİŞEN YAŞAM ALIŞKANLIKLARI KONUT TERCİHLERİNİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRİYOR Değişen yaşam biçimleri de bu dönüşümü destekleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor. Gençlerin daha geç evlenmesi, tek başına yaşamayı tercih eden profesyonellerin artması, boşanma oranlarındaki yükseliş ve üniversite ile iş nedeniyle büyük şehirlere yönelen nüfus, küçük metrekareli konutlara olan ihtiyacı artırıyor. Bunun yanında ekonomik nedenler de tüketici tercihlerini değiştiriyor. Konut fiyatlarındaki artış, yüksek kredi maliyetleri, aidat ve enerji giderlerinin yükselmesi, daha ulaşılabilir fiyatlı ve işletme maliyetleri düşük konutlara olan ilgiyi güçlendiriyor. Özellikle yatırımcılar açısından değerlendirildiğinde ise 1+1 ve 2+1 daireler; daha düşük yatırım maliyeti, daha hızlı kiralanabilmesi ve geniş kiracı kitlesine hitap etmesi nedeniyle öne çıkıyor. Türkiye'de yeni üretilen konutların ortalama büyüklüğünün de son yıllarda küçülmesi, sektörün bu talebe uyum sağladığını gösteriyor. Uzmanlar, önümüzdeki dönemde özellikle büyükşehirlerde geliştirilecek projelerde fonksiyonel planlanan küçük metrekareli konutların ağırlığının artacağını öngörüyor. KONUT ÜRETİMİNİ ARTIK SADECE EKONOMİ DEĞİL, TOPLUMUN DEĞİŞEN YAPISI BELİRLİYOR Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Medar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Konuralp Yılmaz, konut sektörünün yeni dönemde demografik değişimi çok iyi okumak zorunda olduğunu söyledi. "Eskiden aileler daha kalabalıktı ve konut projeleri buna göre planlanıyordu. Bugün ise tek yaşayan bireylerin, yeni evli çiftlerin ve küçük ailelerin sayısı her geçen yıl artıyor. Dolayısıyla konut üretiminde de doğal olarak daha kompakt yaşam alanlarına yönelim görüyoruz. Bu değişimi yalnızca ekonomik şartlarla açıklamak eksik olur. Asıl belirleyici unsur, toplumun yaşam biçimindeki dönüşümdür. Konut geliştiricileri artık sadece bugünün talebini değil, geleceğin demografik yapısını da dikkate alıyor. İnsanlar kullanılmayan büyük alanlar yerine fonksiyonel, merkezi konumda ve yaşam maliyetleri daha düşük evleri tercih ediyor. Özellikle büyük şehirlerde zamanın büyük bölümünü dışarıda geçiren yeni nesil için evin büyüklüğünden çok kullanım verimliliği önem kazanıyor. 1+1 ve 2+1 daireler hem satın alma maliyetinin daha ulaşılabilir olması hem de kiralama sürecinde daha geniş bir hedef kitleye hitap etmesi nedeniyle yatırımcı açısından da öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde şehir merkezlerinde geliştirilecek projelerde küçük metrekareli ancak iyi planlanmış konutların payının artacağını düşünüyoruz. Çünkü artık konut sektörünü yalnızca ekonomik göstergeler değil, sosyolojik dönüşüm de yönlendiriyor” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Continental Elektrikli Araçlarda da Güvenlik ve Performans Standartlarını Belirliyor Haber

Continental Elektrikli Araçlarda da Güvenlik ve Performans Standartlarını Belirliyor

Dünya genelinde elektrikli araç kullanımı her geçen gün artıyor. Benchmark Mineral Intelligence verilerine göre, 2025 yılında küresel elektrikli araç satışları yüzde 20 büyüyerek 20,7 milyon adede ulaştı. Avrupa pazarı geçtiğimiz yıl yüzde 33'lük büyümeyle sektörün en hızlı gelişen bölgelerinden biri olurken; Türkiye, yaklaşık 190 bin adetlik elektrikli otomobil satışıyla Avrupa’nın en büyük dördüncü pazarı konumuna yükseldi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, ülkedeki toplam elektrikli araç sayısı ise 2026 yılının Nisan ayı itibarıyla 427.486 adet olarak kaydedildi. Küresel ve yerel ölçekteki bu hızlı dönüşüme önceden hazır olan premium lastik üreticisi ve teknoloji şirketi Continental, geniş ürün portföyünün tamamını elektrikli araçlarla uyumlu hale getirerek pazarda fark yaratıyor. Küresel ve yerel pazardaki bu hızlı dönüşümü değerlendiren Continental Türkiye Genel Müdürü Ali Okan Tamer, "Elektrikli araç pazarı hem dünyada hem de Türkiye'de benzersiz bir ivmeyle büyüyor. Continental olarak, bu dönüşümü sadece takip etmekle kalmıyor, geliştirdiğimiz yenilikçi teknolojilerle geleceğe yön veriyoruz. Geniş ürün portföyümüzün tamamını elektrikli araçların yüksek tork, ağırlık ve menzil gibi spesifik ihtiyaçlarına tam uyumlu hale getirerek sürücülere en güvenli ve en verimli sürüş deneyimini sunuyoruz." dedi. Güvenlik, Performans ve Menzil: Farklı İhtiyaçlara Özel EV Teknolojileri Continental farklı segmentlerdeki elektrikli araçların ihtiyaçlarına yönelik olarak güvenlik, performans, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik odaklı geliştirilen ürünleriyle, gerçek yol koşullarında gösterdiği performansla dikkat çekiyor. Elektrikli araçların yüksek tork ve ağırlık gibi yapısal gereksinimlerine göre optimize edilen geniş ürün gamında çok sayıda öne çıkan model yer alıyor. Yeni nesil ürün portföyü EV uyumlu olan Continental’in SportContact 7 modeli, elektrikli spor otomobillerin ani ve yüksek tork gücünü yola kayıpsız aktarabilen tasarımıyla öne çıkıyor ve sürücüsüne üstün bir yol tutuş yeteneği ve en zorlu anlarda bile güven veren ultra kısa bir fren mesafesi sunuyor. Elektrikli araçlarında hem yüksek sürüş konforunu hem de ıslak ve kuru yollarda hassas yol tutuşu performansını ödün vermeden bir arada deneyimlemek isteyen sürücüler için ise PremiumContact 7 ve PremiumContact 6 modelleri, gelişmiş mühendislik yapılarıyla segmentinin en ideal dengesini kuruyor. Elektrikli araçların yüksek verimlilik beklentilerine dört mevsim boyunca eşlik edebilecek bir alternatif olarak geliştirilen AllSeasonContact 2, yılın her günü güvenli yol tutuş sunarken düşük yuvarlanma direnci sayesinde batarya optimizasyonuna da destek oluyor. Doğrudan batarya menzilini maksimum seviyeye çıkarmak ve enerji tüketimini en aza indirmek için aerodinamik ve malzeme teknolojisiyle harmanlanan EcoContact 7, elektrikli araçların en kritik ihtiyacı olan menzil optimizasyonunda standartları yeniden belirliyor. Continental'in sürdürülebilirlik vizyonunun ve geleceğin mühendisliğinin en somut yansıması olan UltraContact NXT ise üst düzey güvenlik ve yüksek performans kriterlerinden asla taviz vermeden, barındırdığı en yüksek oranda çevre dostu ve geri dönüştürülmüş malzeme kullanımıyla fark yaratıyor. Continental'in 2050 Hedefi: Yüzde 100 Sürdürülebilir Lastik Geliştirdiği teknolojilerde sürdürülebilirliği merkeze alan Continental, lastik üretiminde yenilenebilir ve geri dönüştürülmüş hammaddelerin payını 2030 yılına kadar yüzde 40’ın üzerine çıkarmayı hedefliyor. Şirket, en geç 2050 yılına kadar lastiklerinde yüzde 100 sürdürülebilir malzeme kullanımına ulaşmak için çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor. Sürdürülebilir mobiliteye öncülük eden lider lastik üreticisi, PET şişelerden yemeklik atık yağa, pirinç kabuğu külünden geri dönüştürülmüş çeliğe kadar pek çok farklı kaynağı yüksek performanslı lastik bileşenlerine dönüştürüyor. Geri dönüşümün yanı sıra kaynakların verimli kullanımını da ön planda tutan Continental, 2020–2025 yılları arasında tüm üretim tesislerinde ürün başına su tüketimini yüzde 10’dan fazla azaltarak toplam 197 milyon litre su tasarrufu sağladı. 79 olimpik yüzme havuzunu doldurmaya yetecek bu hacme ise suyun daha verimli kullanımı, arıtılması ve geri kazanımı sayesinde ulaştı. Orijinal Ekipmanda Küresel Üreticilerin İlk Tercihi Elektrikli araçlara yönelik ürün geliştirme çalışmalarını uzun yıllardır sürdüren Continental, bugün elektrikli mobilite alanında dünyanın önde gelen lastik tedarikçileri arasında yer alıyor. Orijinal ekipman (OEM) pazarında Avrupa, Orta Doğu ve Afrika (EMEA) bölgesindeki en yüksek satış hacmine sahip 10 elektrikli araç üreticisinin tamamı fabrikasyon çıkışı olarak Continental mühendisliğini tercih ediyor. Dünya genelinde ise en büyük 20 otomotiv üreticisinden 17'si Continental teknolojileriyle çalışıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'de Her 10 KOBİ'den 7’si Sigortasız Haber

Türkiye'de Her 10 KOBİ'den 7’si Sigortasız

Birleşmiş Milletler tarafından KOBİ'lerin ekonomik kalkınma ve sürdürülebilir büyümedeki kritik rolüne dikkat çekmek amacıyla ilan edilen 27 Haziran KOBİ (Mikro, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler) Günü, Türkiye ekonomisinin temel yapı taşlarını oluşturan işletmelerin karşı karşıya olduğu riskleri de yeniden gündeme taşıyor. TÜİK'in 2024 yılına ilişkin yayımladığı son verilere göre Türkiye'de faaliyet gösteren 3 milyon 928 bin KOBİ, toplam girişimlerin %99,6'sını oluştururken, istihdamın %68,5'ini ve ekonomide yaratılan katma değerin %41,2'sini sağlıyor. Kadınlar, gençler ve dezavantajlı gruplar için önemli bir istihdam ve gelir kaynağı olan KOBİ'ler, aynı zamanda yerel kalkınmanın da en önemli aktörleri arasında yer alıyor. Ancak günümüzde işletmeler ekonomik dalgalanmaların yanı sıra iklim krizinden siber saldırılara, tedarik zinciri kesintilerinden artan maliyetlere kadar çok daha karmaşık ve birbirini tetikleyen risklerle karşı karşıya kalıyor. KOBİ'ler büyüme, dijitalleşme ve ihracat hedeflerine odaklanırken, karşı karşıya oldukları riskler de giderek çeşitleniyor. Allianz Risk Barometresi 2026 sonuçlarına göre Türkiye'de iş dünyasının en önemli riskleri arasında makroekonomik gelişmelerin ardından siber olaylar ikinci, doğal afetler ise dördüncü sırada yer alıyor. Yapay zekâ ise bu yıl ilk kez Türkiye'nin risk gündemindeki ilk 10 risk arasında yer alarak yedinci sıradan listeye girmiş durumda. KOBİ'lerin yaklaşık yüzde 68'i sigorta güvencesine sahip değil Artan ve karmaşıklaşan risklere rağmen Allianz Türkiye'nin değerlendirmelerine göre Türkiye'deki KOBİ'lerin yaklaşık %68'i sigorta güvencesi olmadan faaliyet gösteriyor. Oysa artan doğal afetler, yangınlar, sel ve fırtına gibi iklim kaynaklı olaylar ile siber tehditler, işletmelerin faaliyetlerini kesintiye uğratabilecek ciddi riskler oluşturuyor. Bu ortamda risk yönetimi ve finansal dayanıklılık da işletmelerin sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıyor. "Risk yönetimi artık KOBİ'ler için rekabet avantajının bir parçası" Allianz Türkiye Ticari Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Öktem Örkün, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: "KOBİ'ler ülkemiz ekonomisinin omurgasını oluşturuyor. Ancak günümüzün belirsizliklerle dolu iş ortamında işletmeler yalnızca geleneksel risklerle değil; siber saldırılar, iklim kaynaklı afetler, tedarik zinciri sorunları ve faaliyet kesintileri gibi yeni nesil risklerle de karşı karşıya. Allianz Risk Barometresi 2026 sonuçları da işletmelerin risk gündeminin hızla değiştiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle işletmeler için sigorta koruması kadar riskleri önceden tespit etmek ve dayanıklılıklarını artırmak da kritik önem taşıyor. Bu noktada risk yönetimini yalnızca bir maliyet unsuru olarak değil, işletmenin sürdürülebilirliğini ve rekabet gücünü destekleyen stratejik bir unsur olarak görmek gerekiyor. Özellikle son yıllarda yaşadığımız deprem, sel, yangın ve aşırı hava olayları, risklere hazırlıklı olmanın önemini bir kez daha ortaya koydu. İşletmelerin faaliyetlerini kesintisiz sürdürebilmeleri için koruma mekanizmalarını güçlendirmeleri artık hayati önem sahip”. Riskleri gerçekleşmeden yönetmek mümkün Artan afet riski ve iklim değişikliğinin etkileri, sigortacılıkta teknik uzmanlığı ve bilimsel yaklaşımı her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Allianz Grubu desteğiyle 2019 yılında hayata geçirilen Allianz Teknik, bugün Türkiye'nin uluslararası akreditasyon standartlarına uygun ilk ve tek akredite deprem laboratuvarı olarak faaliyet gösteriyor. Aynı zamanda Yangın Test & Eğitim Merkezi olan kurum, afet ve çevresel risklerle mücadelede öncü bir rol üstleniyor. Yapı güvenliğini artırmaya yönelik sunduğu testler, mühendislik hizmetleri, eğitim programları ve danışmanlık çalışmalarıyla bireysel ve kurumsal farkındalığı artırmayı hedefleyen Allianz Teknik, farklı sektör ve ölçeklerden işletmelerin maruz kalabileceği risklerin analiz edilmesine, dayanıklılıklarının artırılmasına ve olası kayıpların azaltılmasına katkı sağlıyor. KOBİ'lere özel koruma çözümleri Allianz Türkiye’nin KOBİ’lere özel geliştirdiği İşyerim Sigortası ile yangın, deprem, sel, hırsızlık, elektronik cihaz arızaları, makine kırılması ve sorumluluk gibi birçok risk tek bir poliçe kapsamında güvence altına alınıyor. İşletmeler ayrı ayrı poliçeler almak yerine, kapsayıcı, faaliyetlerine ve ihtiyaçlarına uygun ekonomik paketlerle güvence sağlayabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Yaş Meyve Sebze İhracatını 22 Yılda Üçe Katladı    Haber

Türkiye Yaş Meyve Sebze İhracatını 22 Yılda Üçe Katladı  

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği AR-GE biriminin TÜİK verilerinden yaptığı derlemeye göre, Patates, Kuru Soğan, Domates, Hıyar, Biber, Karpuz, Elma, Şeftali-Nektarin, Kayısı, Kiraz, Portakal, Mandalina, Limon, İncir, Kivi, Muz, Üzüm, Çilek ve Nar üretimi ve ihracatı mercek altına alındı. Türkiye’nin yaş meyve sebze üretiminin ana omurgasını oluşturan 20 üründe 2002 yılında 34 milyon 292 bin ton seviyesinde olan üretim, 2024 yılında yüzde 50’lik artışla 51 milyon 560 bin ton seviyesine ulaştı. 2025 yılında yaşanan iklim krizi nedeniyle bu ürünlerin üretiminde yüzde 14’lük kayıp yaşandı ve üretim 44 milyon 350 bin tona geriledi. Türk yaş meyve sebze sektörü 2002 yılında 1 milyon 337 bin tonluk ihracat performansı ortaya koyarken, 2024 yılı sonunda yüzde 175’lik rekor artışla 3 milyon 669 bin tona ulaştı. 2002 yılında üretimin yüzde 3,8’i ihraç edilirken, 2024 yılında yüzde 7,1’e yükseldi Yaş meyve sebze sektörü, 2002 yılında ürettiği ürünlerin yüzde 3,8’ini ihraç edebiliyorken, 2024 yılında toplam üretimin yüzde 7,1’ini ihraç etme başarısı gösterdi. Balık: “İhracat üretimden daha hızlı büyüdü” Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, sektörün son 22 yılda üretimden ihracata uzanan zincirde önemli bir dönüşüm yaşadığını belirterek, Türkiye'nin yaş meyve ve sebze üretimindeki gücünü uluslararası pazarlara daha etkin şekilde taşımayı başardığını söyledi. Yaş meyve ve sebze sektörünün üretim artışından çok daha yüksek bir ihracat performansı ortaya koyduğunu vurgulayan Cengiz Balık, şunları söyledi: "2002-2024 dönemine baktığımızda üretimimiz yaklaşık yüzde 50 artarken ihracatımız yüzde 175'in üzerinde büyüdü. Bu tablo, Türk yaş meyve sebze sektörünün sadece üretim yapan değil, aynı zamanda dünya pazarlarında güçlü bir şekilde rekabet eden bir yapıya kavuştuğunu gösteriyor. Üretimde elde ettiğimiz başarıyı ihracata dönüştürme kabiliyetimiz her geçen yıl güçleniyor. 2025 yılında yaş meyve sebze ihracatımız 3 milyar 704 milyon dolara ulaştı. 2026 yılında ihracatımızın 4,5 milyar doları aşmasını hedefliyoruz.” Mandalina yaş meyve sebze ihracatının lokomotifi oldu Yaş meyve sebze sektöründe ihracatta öne çıkan ürünler hakkında da bilgi veren Başkan Balık, özellikle mandalinanın son yılların ihracat yıldızı olduğunu söyledi. Balık; “Mandalina ihracatımız 2002 yılında 247 bin ton seviyesindeyken 2024 yılında 702 bin tona, 2025 yılında 1 milyon ton sınırına yaklaştı. Yaklaşık dört katlık bu artış, sektörümüzün uluslararası pazarlardaki başarısının en somut göstergelerinden biridir. Ürettiğimiz mandalinanın yüzde 45’ini ihraç ettik. 913 milyon dolarlık döviz geliri elde ettik.” Elma ihracatı yüzde 2110 arttı 2002 yılında 2 milyon 200 bin ton olan elma üretiminin 2024 yılında yüzde 101’lik artışla 4 milyon 420 bin tona çıktığının altını çizen Balık, elma ihracatının 2002 yılında 14 bin ton seviyesinde olan elma ihracatının 2024 yılında 315 bin tona fırladığını, elma ihracatının miktar bazında yüzde 2100 artış kaydettiğini, ortalama ihraç fiyatının da yüzde 43 arttığını ve 190 milyon dolar dövizi elma ihracatından kazandığımızı vurguladı. 2002 yılında incir, kivi, çilek ve muz ihracatı yokken günümüzde önemli ihraç kalemleri haline geldiğine dikkati çeken EYMSİB Başkanı Cengiz Balık, “İncirde 23 bin ton, çilekte 20 bin 854 ton, kivide 7 bin 230 ton ve muzda 4 bin 679 ton ihracat yapar konuma geldik. Bunun yanında limon, domates, kiraz, şeftali ve nektarin gibi ürünlerde de önemli ihracat başarıları elde ettik” ifadelerini kullandı. Katma değerli ihracatta önemli mesafe alındı Son 22 yılda yalnızca ihracat miktarlarının değil, ihracat birim fiyatlarının da önemli ölçüde yükseldiğine dikkat çeken Balık, Türk ürünlerinin dünya pazarlarında daha yüksek katma değer oluşturduğunu ifade etti. Balık sözlerini şöyle sürdürdü; “"Birçok üründe kilogram başına ihracat değerlerimiz birkaç kat arttı. 2002 yılında 0.58 USD/Kg olan ortalama ihraç fiyatımız 2024 yılı sonunda 1,28 USD/Kg’a yükseldi. Bu değişim, ürünlerimizin kalite, gıda güvenliği, sürdürülebilirlik ve uluslararası standartlara uyum açısından önemli bir seviyeye ulaştığını gösteriyor. Artık sadece daha fazla ürün satan değil, ürününü daha değerli satan bir sektör konumundayız." İklim değişikliğine karşı ortak mücadele çağrısı İklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerinin son yıllarda daha belirgin hale geldiğini ifade eden Cengiz Balık, sektörün sürdürülebilir büyümesi için üretim altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Balık; “Don, kuraklık, aşırı sıcaklıklar ve düzensiz yağışlar üretim süreçlerini doğrudan etkiliyor. Buna rağmen sektörümüz üretmeye, ihraç etmeye ve ülkemize döviz kazandırmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde su verimliliği, modern sulama sistemleri, tarımsal teknoloji yatırımları ve iklim dirençli üretim modelleri daha da önem kazanacak” ifadelerini kullandı. Hedef: Dünya pazarlarında daha güçlü bir Türkiye Türk yaş meyve ve sebze sektörünün güçlü üretim altyapısı, deneyimli üreticileri ve ihracatçılarıyla küresel pazarlardaki büyümesini sürdüreceğini vurgulayan Balık, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye, sahip olduğu iklim çeşitliliği, üretim kapasitesi ve lojistik avantajlarıyla dünyanın en önemli yaş meyve sebze tedarikçilerinden birisi konumunda. Önümüzdeki dönemde ürün çeşitliliğimizi artırarak, yeni pazarlara açılarak ve katma değerli ihracata odaklanarak ülkemizin yaş meyve sebze ihracatını daha da yukarı taşıyacağız.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.