Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türkiye

Kapsül Haber Ajansı - Türkiye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Küresel Özel Sermaye İstanbul'da Buluştu Haber

Küresel Özel Sermaye İstanbul'da Buluştu

Globalturk Capital'in, Global Private Capital Association (GPCA) stratejik ortaklığında ve Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi'nin değerli katkıları ile düzenlediği 8. Yıllık Uluslararası Özel Sermaye Konferansı, 8 Ekim 2026 tarihinde İstanbul'da gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın mesajı, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu'nun açılış konuşması ve değerli paylaşımları ile katıldıkları Konferansta, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek kapanış konuşmasını yaptı. Uluslararası özel sermaye ve girişim sermayesi fonları, kalkınma finansmanı kuruluşları, kurumsal yatırımcılar, teknoloji yatırımcıları, Türkiye'nin önde gelen şirketlerini ve kamuyu 2015'ten beri istikrarlı bir şekilde her yıl Istanbul ve Londra'da aynı platformda buluşturan konferansa 60'tan fazla yatırımcı konuşmacı ve panelist ile 400'ü aşkın üst düzey katılımcı katıldı. Konferansta küresel sermayenin değişen yatırım tercihleri, Türkiye'nin yatırım ortamı, özel sermaye ve girişim sermayesi fonlarının yeni dönem stratejileri, Türk şirketlerinin uluslararası büyümesi, bölgesel yatırım fırsatları ile likidite ve yatırımlardan çıkış ortamı ele alındı. Barış Öney: "Türkiye artık yalnızca bir gelişen pazar hikâyesi değil" Konferansın açılışını Globalturk Capital Kurucu ve Yönetici Ortağı, GPCA Orta ve Doğu Avrupa Liderlik Konseyi Üyesi ve Türkiye Temsilcisi Barış Öney gerçekleştirdi. Öney, küresel sermayenin giderek daha seçici hale geldiğine dikkat çekerek yatırımcıların artık yalnızca getiriye değil; dayanıklılığa, farklılaşmaya ve yatırımlardan çıkış görünürlüğüne de odaklandığını vurguladı. "Küresel sermaye giderek daha seçici hale geliyor. Türkiye'nin en önemli avantajlarından biri, özellikle bugünün belirsizlik ortamında, güçlü insan sermayesi ve iş dünyasının farklı koşullarda faaliyet gösterme kabiliyeti. Türkiye, son 25 yıllık özel sermaye yolculuğunda, bu dönem zarfında yaşanan türlü zorluklara rağmen hem yatırım yapılabilir hem de yatırımlardan çıkış yapılabilir bir pazar olduğunu defalarca kanıtladı." Öney, Türkiye'nin değişen küresel yatırım ortamındaki konumuna ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: "Türkiye artık yalnızca bir gelişen pazar büyüme hikâyesi değil. Avrupa, Bağımsız Devletler Topluluğu, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve ötesi için yatırım yapılabilir bir sanayi, teknoloji ve altyapı platformuna dönüşüyor. Küresel özel sermaye, Türkiye'nin yapısal olarak güçlü olduğu sektörlere doğru hareket ediyor. Geçtiğimiz yıldan itibaren artarak devam eden ve bu yıl sonuna kadar 1 milyar ABD dolarını aşması beklenen bu yatırımlar, küresel özel sermaye yatırımcılarının önümüzdeki dönemde giderek daha fazla Türkiye'ye doğru yönleneceğinin bir işareti. " Türkiye'nin yatırım görünümü uluslararası yatırımcılarla değerlendirildi Açılış programında Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu, Türkiye'nin doğrudan yabancı yatırım görünümüne, stratejilerine ve son dönemde hazırlanan teşvik programlarına ilişkin değerlendirmelerini paylaştı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise konferansa özel mesajını ileterek katılımcılara hitap etti. Gün boyunca Türkiye'nin uluslararası özel sermaye açısından konumu, dünyanın önde gelen kalkınma ve yatırım finansmanı kuruluşlarının üst düzey yöneticileri tarafından da değerlendirildi. Fon temsilcileri; sermayenin yeni yatırım yönlerini, Türkiye odaklı fonları ve bölgesel yatırım fırsatlarını ele aldı. Türkiye'nin yanısıra ABD, Batı, Orta ve Doğu Avrupa, Bağımsız Devletler Topluluğu, Orta Doğu, Kuzey Afrika'dan katılan özel sermaye yatırımcılarıyla gerçekleştirilen oturumlarda, yatırımcılar Türkiye'nin sadece bölgesi için değil, giderek küresel sermaye hareketleri için önemini vurguladılar. Türk şirketlerinin küresel büyümesi ve yeni yatırım modelleri gündemdeydi Konferansta Türkiye'den uluslararası pazarlara açılan şirketlerin büyüme stratejileri, sınır ötesi yatırımlar, veri merkezleri, enerji, dijitalleşme, yapay zekâ, ihracat odaklı nitelikli üretim ve hizmet sektörü, yetenek yönetimi ve yeni yatırım koridorları da değerlendirildi. Barış Öney ayrıca, Türkiye'de özel sermaye ekosisteminin son yıllarda çeşitlendiğine ve yerel ve uluslararası yatırımcıların birlikte hareket ettiği eş yatırım modellerinin giderek daha önemli hale geldiğine dikkat çekti. Globalturk Capital'in GSYF kurmak suretiyle kurgulamış olduğu özel sermaye eş yatırım fonunun da Türkiye ve çevre ülkelerde büyüyen şirketleri uluslararası finansal ve stratejik ortaklarla buluşturmayı hedeflediğini belirtti. Konferansın kapanışını Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek gerçekleştirdi Globalturk Capital'in 8. Yıllık Uluslararası Özel Sermaye Konferansı, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in kapanış konuşmasıyla tamamlandı. Bakan Şimşek, yerli ve uluslararası yatırımcılara hitap ederek Türkiye ekonomisi, yatırım ortamı, teşvikler ve sermaye piyasalarına ilişkin önemli değerlendirme ve mesajlarını paylaştı. Böylece gün boyunca özel sermaye, küresel yatırım eğilimleri ve Türkiye'nin yatırım potansiyeli etrafında yürütülen görüşmeler, ekonomi yönetiminin perspektifiyle tamamlandı. Teknolojide kadınlara yönelik eğitim programına destek Globalturk Capital'in bu etkinlik kapsamında Teknolojide Kadın Derneği ile birlikte hayata geçirdiği sosyal sorumluluk girişimi, STEM alanlarında eğitim gören genç kadınların teknoloji alanında uzmanlık eğitimleri almasını destekliyor. Bunun anısına Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkanı Ahmet Burak Dağlıoğlu ve konferansın tüm konuşmacılarına sertifika takdim edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Geleceğin Biyoteknoloji Üslerini İnşa Ediyoruz Haber

Geleceğin Biyoteknoloji Üslerini İnşa Ediyoruz

Kişiselleştirilmiş tıp ve kanser araştırmalarında dünya çapında bir devrim yaratan metabolomik laboratuvarları, biyobankalar ve CAR-T hücre tedavi merkezleri, tıp dünyasını olduğu kadar inşaat ve mimari sektörünü de kökten dönüştürüyor. İnşa ettiği sağlık yapılarıyla dikkatleri üzerine çeken Vivin İnşaat, yüksek mühendislik ve milimetrik hassasiyet gerektiren bu niş alanlarda da öne çıkıyor. Vivin İnşaat, halen devam eden üç ayrı projesinde sağlık mimarisinin en üst segmenti kabul edilen “biyo güvenlikli teknoloji üsleri”nin inşasında küresel standartları Türkiye’ye taşıyor. Geleneksel hastane yapılarından tamamen farklı olarak; sıfır partikül prensibiyle çalışan GMP standartlarında temiz odalar, yer kabuğundaki en ufak sarsıntıyı absorbe eden anti-vibrasyon döşemeleri ve -196°C’ye varan kriojenik gibi pek çok altyapı gerektiren bu merkezler, inşaat sektöründe mimari dehanın ve kusursuz işçiliğin sınırlarını zorluyor. Vivin İnşaat Kurucusu Mimar Sevcan Bora, disiplinler arası uzmanlığı, kalifiye iş gücü ve uluslararası sertifikasyon kabiliyeti gerektiren bu zorlu projeleri anahtar teslim hayata geçirebilen sayılı firmalardan biri olduklarını belirtiyor. MİMARİNİN MİKRO CERRAHİSİ Geleceğin sağlık yapılarını inşa etmenin sadece beton ve çelikten ibaret olmadığını vurgulayan Vivin İnşaat Kurucusu Mimar Sevcan Bora, bu özel mimarinin önemini şu sözlerle aktarıyor: “Metabolomik, biyobanka ve CAR-T merkezleri gibi yaşayan, yüksek teknolojiye sahip yapıları inşa etmeyi, sağlık mimarisinin ‘mikro-cerrahisi’ olarak tanımlıyoruz. Tıpkı bir cerrahın hücre düzeyindeki hassasiyeti gibi, biz de mimari projelerimizde milimetrik ve sızdırmaz bir mühendislikle çalışıyoruz. Hücrelerin havadan tek bir bakteri kapmaması gereken GMP alanlarında akıllı iklimlendirme (HVAC) lojistiğini kusursuz kurgulamak, hassas cihazlar için binayı sismik izolatörlerle titreşimden arındırmak zorundasınız. Vivin İnşaat olarak, tıbbın geleceğine yön veren bu merkezleri, uluslararası regülasyonlara ve en katı biyogüvenlik protokollerine tam uyumlu şekilde inşa ederek hem ülkemizin sağlık altyapısına değer katıyor hem de inşaat sektöründe ulaşılabilecek en yüksek mühendislik vizyonunu temsil ediyoruz. Bu yatırımların hastalar açısından temel değeriyse, hastalıkların daha iyi anlaşılmasını ve uygun hastalar için kişiye özel tedavi seçeneklerinin geliştirilmesini desteklemesidir.” SAĞLIK MİMARİSİNİN GELECEĞİ Vivin İnşaat, antimikrobiyal zemin teknolojilerinden tek yönlü lojistik akış mimarisine kadar en karmaşık parametreleri tek bir çatı altında birleştirerek, “Sağlık mimarisinin geleceğini” inşa ediyor. Metabolomik, biyobanka ve CAR-T hücre tedavilerinin; modern tıp dünyasında kişiselleştirilmiş (hassas) tıp ve kanser araştırmalarının en güçlü sacayaklarını oluşturduğunu belirten Mimar Sevcan Bora, “Bu üç unsur, hastalıkların önceden tespit edilmesinden tedavi Ar-Ge süreçlerine ve hastaya özel nokta atışı tedavilerin uygulanmasına kadar olan tüm sağlık zincirini kökten dönüştürmektedir. Biyobankalarda korunan örnekler, gelecekte geliştirilecek tanı ve tedaviler için araştırma kaynağı oluştururken; metabolomik çalışmalar, hastaların biyolojik farklılıklarını ve tedaviye yanıtlarını anlamaya yardımcı olabilir. Klinik olarak doğrulanan bulgular, hastaya daha uygun sağlık kararlarını destekleyebilir. CAR-T ise belirli kan kanserlerinde, özellikle diğer tedavilerden yeterli yarar göremeyen uygun hastalar için yeni bir tedavi seçeneği sunabilir. Eğer bu alanlardaki inşaat ve mühendislikteki hassas yapısına vurgu yapmak istersek bu imalatları ‘inşaatın mikro cerrahisi’ olarak tanımlayabiliriz. Çünkü tıpkı bir cerrahın dokuyu milimetrik işlemesi gibi, inşaat sektörü de bu tesisleri santimetrik ve sızdırmaz bir hassasiyetle inşa etmek zorundadır” dedi. “ÜLKEMİZİ KÜRESEL SAĞLIK LİGİNDE YUKARI TAŞIYOR” Mimar Sevcan Bora, bu üç sistemi ve Türkiye için önemini de şöyle özetliyor; “Bu sistemleri şöyle tanımlayabiliriz; Biyobanka kütüphaneyi oluşturur, metabolomik o kütüphanedeki şifreleri okur, CAR-T ise bu bilgiler doğrultusunda ölümcül hastalıkları doğrudan yok eden biyolojik silahı üretir. Bu üç teknoloji, sağlık sektörünü ‘hastalık oluştuktan sonra tedavi etme’ çizgisinden ‘hastalığı hücre düzeyinde yakalayıp kişiye özel yöntemlerle yok etme’ çağına taşımaktadır. Sağlık sektöründeki bu dönüşüm, hem ekonomik olarak büyük bir maliyet avantajı vaat etmekte hem de Türkiye'deki somut adımlarla hayata geçmektedir. Bu vizyon aynı zamanda ülkemizi küresel sağlık üssü liginde yukarı taşımaktadır. Türkiye’de, dışa bağımlılığı azaltmak ve bu teknolojileri yerlileştirmek adına son dönemde çok kritik adımlar atılmıştır. Gerekli izinler ve uzman ekiplerle oluşturulacak yerel hizmet kapasitesi, hastaların ileri tedavilere erişimini kolaylaştırabilir; şehir veya ülke dışına yönlendirme ihtiyacını ve ailelerin seyahat yükünü azaltabilir. Hedef, bilimsel gelişmeleri hastaların yaşamına dokunan faydalara dönüştürmektir. Bu kazanımların gerçekleşmesi, klinik uygunluğa ve merkezin sunacağı hizmetlere bağlıdır. Bu hamleyle Türkiye, dünyada sayılı ülkeler arasına girme başarısı göstermiştir. Amaç sadece bugünkü hastaları tedavi etmek değil; geleceğin hastalıklarını daha erken tanıyabilecek, kişiye özel tedavi geliştirebilecek ve yeni bilimsel bilgiler üretebilecek bir sağlık ekosistemi oluşturmaktır. Bu nedenle bu yatırımlar yalnızca bir laboratuvar yatırımı değil; insana, bilime, geleceğe ve ülkemizin sağlık sistemine yapılan stratejik hamlelerdir. Biz de bu sürecin bir parçası olacağımız için çok mutluyuz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya Likit Gaz Üreticileri İstanbul’da Buluşuyor Haber

Dünya Likit Gaz Üreticileri İstanbul’da Buluşuyor

Dünya Likit Gaz Birliği (WLGA) tarafından her yıl farklı bir ülkede gerçekleştirilen ve likit gaz sektörünün en önemli uluslararası buluşması olan Likit Gaz Haftası, 12-16 Ekim tarihlerinde ilk kez Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek. “Resilience in a Changing World – Değişen Dünyada Dayanıklılık” temasıyla İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek etkinlikte; küresel belirsizliklerin arttığı, enerji politikalarının ve piyasaların hızla değiştiği, iklim değişikliğiyle mücadelenin enerji gündemini yeniden şekillendirdiği bir dönemde likit gaz sektörünün geleceği ele alınacak. Enerji güvenliği ve erişilebilirliğin yanı sıra düşük karbonlu enerji çözümleri, yenilikçi teknolojiler ve sektörün dönüşüm kapasitesi haftanın temel gündem başlıkları arasında yer alacak. Etkinlik kapsamında gerçekleşecek fuarda katılımcılar ve ziyaretçiler likit gaz sektöründeki en yeni ürün ve hizmetleri yakından inceleme fırsatı bulacak. 110’dan fazla ülkeden 2 bini aşkın katılımcı Beş gün sürecek Likit Gaz Haftası 2026, küresel likit gaz değer zincirinin farklı halkalarını aynı platformda buluşturacak. Üç günlük konferans programının yanı sıra yan etkinlikler ve iş toplantılarının gerçekleştirileceği organizasyonda 110’dan fazla ülkeden 2 bini aşkın sektör lideri ve karar verici, 150’den fazla katılımcı şirket ve yaklaşık 80 konuşmacı yer alacak. Etkinliğin ana konferans programı ve uluslararası sergisi İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Genel oturumlar, yan etkinlikler ve iş toplantılarına da ev sahipliği yapacak İstanbul Kongre Merkezi, hafta boyunca delegelerin ana buluşma noktası olacak. Likit Gaz Haftası kapsamındaki Küresel Bilim Konferansı ise Hilton Istanbul Bosphorus’ta düzenlenecek. Likit Gaz Haftası 2026’nın açılış konuşmacılarından Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) İcra Direktörü Dr. Fatih Birol yapacağı açılış konuşmasında enerji güvenliği ve piyasa istikrarına dair küresel bir bakış açısı sunacak. Birol’un katılımıyla başlayacak programda değişen dünyada enerji güvenliği, erişilebilir enerji ihtiyacı ile LPG ve diğer likit gazların bu denklemde üstlenebileceği rol uluslararası sektör temsilcilerinin katılımıyla değerlendirilecek. Dünyanın önemli likit gaz pazarlarından biri olan Türkiye, küresel sektöre ev sahipliği yapacak Likit Gaz Haftası’nın ilk kez Türkiye’de gerçekleştirilmesi, ülkenin küresel likit gaz sektöründeki konumu açısından da önem taşıyor. Gelişmiş dağıtım altyapısı, yaygın otogaz kullanımı ve uzun yıllara dayanan sektör deneyimiyle Türkiye, dünyanın önemli likit gaz pazarları arasında yer alıyor. İstanbul’un Avrupa ile Asya arasındaki stratejik konumu ise Likit Gaz Haftası 2026’yı Türkiye’nin yanı sıra Avrupa, Orta Doğu, Orta Asya ve çevre pazarlardaki sektör paydaşları açısından önemli bir buluşma noktası haline getiriyor. Melih Poyraz: “Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yapması sektörümüz açısından önemli bir dönüm noktası” Dünya Likit Gaz Birliği (WLGA) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Poyraz, Likit Gaz Haftası’nın Türkiye’de ilk kez düzenlenmesine ilişkin şunları söyledi: “Dünya likit gaz sektörünün en önemli küresel buluşmalarından biri olan Likit Gaz Haftası’na Türkiye olarak ilk kez ev sahipliği yapmaktan büyük gurur duyuyoruz. Türkiye; pazar büyüklüğü, gelişmiş altyapısı, güçlü dağıtım ağı ve uzun yıllara dayanan sektör deneyimiyle likit gazlar açısından son derece önemli bir ekosisteme sahip. Tüm dünyadan sektör temsilcilerini İstanbul’da ağırlayacak olmamız, Türkiye’nin bu alandaki deneyimini küresel sektörle paylaşmamız açısından da değerli bir fırsat sunuyor. Enerji dünyası bugün bir taraftan iklim değişikliğiyle mücadele ederken diğer taraftan enerji arz güvenliği ve erişilebilirlik gibi kritik başlıklara çözüm üretmek zorunda. Böyle bir dönemde enerji geleceğinin tek bir kaynak ya da teknoloji üzerinden değil, birbirini tamamlayan çözümlerle şekilleneceğine inanıyoruz. Likit Gaz Haftası boyunca sektörümüzün bu dönüşümde nasıl daha etkin rol üstlenebileceğini, yenilikçi ve düşük karbonlu çözümleri ve geleceğin teknolojilerini dünyanın dört bir yanından gelen iş ortaklarımızla değerlendireceğiz. Üstelik bu önemli buluşmayı, Türkiye’nin Antalya’da COP31’e ev sahipliği yapmasına yalnızca birkaç hafta kala gerçekleştiriyoruz. Bu nedenle İstanbul’daki buluşmamızın COP31 öncesindeki küresel enerji ve iklim tartışmalarına da anlamlı bir katkı sağlayacağına inanıyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Doğal Gaz Ağı Dünya’nın Çevresini 6,5 Kez Dolaşıyor Haber

Türkiye’nin Doğal Gaz Ağı Dünya’nın Çevresini 6,5 Kez Dolaşıyor

2026 Ağustos itibarıyla Türkiye’nin doğal gaz iletim hattı uzunluğu 21 bin 30 kilometre, dağıtım hattı uzunluğu da 236 bin 492 kilometre oldu. Toplam doğal gaz iletim ve dağıtım şebekesi 257 bin 522 kilometreye ulaştı. Yüzde 85’e Çıktı Doğal gaz şebekesinin ülke genelinde yaygınlaştırılmasıyla birlikte erişim imkânı sunulan nüfus önemli ölçüde arttı. 2026 Ekim verilerine göre 73 milyon kişinin doğal gaza erişimi sağlanırken doğal gaza ulaşabilen nüfusun toplam nüfusa oranı yüzde 85’e ulaştı. 23 Milyon Abone Bu yükseliş, abone sayılarına da yansıdı. 2026 Temmuz itibarıyla konutlardaki doğal gaz abone sayısı 22 milyon 329 bin 878, toplam doğal gaz abone sayısı ise 23 milyon 183 bin 623 olarak kayıtlara geçti. Giriş Kapasitesi ve Depolama Doğal gaza yönelik yapılan yatırımlar bunlarla da sınırlı kalmadı. Özellikle tüketimin yükseldiği kış dönemlerinde talebin karşılanması, sistem esnekliğinin artırılması ve enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesi için doğal gaz giriş kapasitesi ve yer altı doğal gaz depolama kapasitesi arttırıldı. Türkiye’nin günlük doğal gaz giriş kapasitesi 495 milyon metreküpe ulaşırken yer altı doğal gaz depolama kapasitesi de 6,3 milyar metreküp seviyesine çıktı. Sosyal Medyadan Paylaştı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar sosyal medya hesabından yaptığı videolu paylaşımda, Türkiye’nin doğal gaz altyapısında 2002’den bu yana gerçekleştirilen dönüşüme ve 2026 hedeflerine dikkat çekti. Güvenli ve Kesintisiz Türkiye’nin doğal gaz altyapısında son 24 yılda çok büyük bir dönüşüme imza attıklarını kaydeden Bakan Bayraktar, “2002’de yalnızca 5 ilde kullanılan doğal gazı bugün 81 ile, 995 yerleşim yerine ulaştırdık. 73 milyon vatandaşımıza doğal gaza erişim imkânı sunduk. Şimdi yeni bir eşiğe ilerliyoruz. Bu yıl içerisinde doğal gaza erişimi sağlanan yerleşim yeri sayısı bine çıkacak. 257 bin kilometreyi aşan iletim ve dağıtım ağımızın yanı sıra, güçlü giriş kapasitesi ve depolama altyapımızla doğal gazı ülkemizin dört bir yanına güvenli ve kesintisiz biçimde ulaştırmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

MICHELIN Rehberi'nin Türkiye Genelini Kapsayan İlk Seçkisi 3 Aralık 2026'da Açıklanacak  Haber

MICHELIN Rehberi'nin Türkiye Genelini Kapsayan İlk Seçkisi 3 Aralık 2026'da Açıklanacak 

2027 MICHELIN Rehberi Türkiye Seçkisi, İstanbul'daki Divan Kuruçeşme'de düzenlenecek Michelin Rehberi Töreni kapsamında açıklanacak.MICHELIN Rehberi Türkiye seçkisi, ilk kez ülkenin gastronomi sahnesini ulusal ölçekte kapsayacak.MICHELIN Rehberi müfettişleri, Türkiye genelindeki keşiflerini sürdürerek hem köklü gastronomi adreslerini hem de yükselen yeme içme noktalarını belirlemeye devam ediyor. Michelin, 2027 MICHELIN Rehberi Türkiye Ulusal Seçkisi'nin 3 Aralık 2026 Perşembe günü, İstanbul'daki Divan Kuruçeşme'de düzenlenecek Tören ile açıklanacağını duyurdu. Michelin Rehberi'nin Türkiye genelinde adım adım genişleyen yolculuğunun bir sonraki aşamasını simgeleyen tören, Michelin Rehberi Türkiye'nin ilk kez ülke çapında hazırlanan seçkisinde yer alma başarısı gösteren restoranları kutlayacak. Etkinlik sırasında, konukseverlik alanındaki seçkin profesyonelleri ve gastronomi dünyasının yeteneklerini takdir eden çeşitli Özel Ödüller de takdim edilecek. Michelin Rehberi'nin 2022 yılında İstanbul'da başlayan ve daha sonra İzmir, Muğla ile Kapadokya'ya uzanan yolculuğu boyunca, Rehber'in müfettişleri Türkiye'nin gastronomik kimliğine ilişkin bilgi ve birikimlerini derinleştirmeyi sürdürdü. Yakında açıklanacak ülke çapındaki seçki, Michelin Rehberi adına önemli bir kilometre taşını işaret ederken, Türkiye'nin dört bir yanında sunulan gastronomik deneyimlerin zenginliğini, çeşitliliğini ve dinamizmini gözler önüne serecek. Michelin Rehberi Uluslararası Direktörü Gwendal Poullennec konula ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Türkiye'deki ilk adımlarımızdan bu yana, ülkenin sunduğu olağanüstü gastronomik zenginliğe duyduğumuz hayranlık giderek arttı. Köklü yöresel geleneklerden gastronominin çağdaş yorumlarına uzanan yapısıyla Türkiye, dikkat çekici bir çeşitlilik ve yaratıcılık sunuyor. Müfettişlerimiz ülke genelindeki keşiflerini sürdürürken, yeni ve dikkat çekici restoranları ve mutfak dünyasının yeteneklerini ortaya çıkarmaya yönelik heyecanlarını da koruyor. MICHELIN Rehberi Türkiye'nin ilk kez ülke çapında hazırlanan seçkisi, bu çeşitliliği daha kapsamlı bir şekilde yansıtmamıza ve gezginlere Türkiye'yi dünyanın önde gelen gastronomi destinasyonlarından biri olarak daha geniş bir perspektiften tanıtmamıza olanak sağlayacak.” 2027 MICHELIN Rehberi Türkiye Ulusal Seçkisi'ne ilk kez giren restoranların şefleri ile Michelin Yıldızı alan restoranların şefleri, başarılarını kutlamak üzere Tören'de bir araya gelecek. Törenin hemen ardından, MICHELIN Rehberi Türkiye 2027 seçkisinin tamamı MICHELIN Rehberi'nin internet sitesi ve mobil uygulamasında yayımlanacak. MICHELIN Rehberi’nin Metodolojisi Hakkında MICHELIN Rehberi, seyahat eden sürücülere rehberlik etmek ve otomobille yolculuk kültürünü teşvik etmek amacıyla 1900 yılında Michelin tarafından oluşturuldu. Kurulduğu günden bu yana, gezginleri en iyi restoranlarla buluşturma, dikkat çekici gastronomi destinasyonlarını ön plana çıkarma ve dünya genelinde seyahat kültürünü destekleme misyonunu sürdürmektedir. Mutfağın kalitesi, yalnızca evrensel olarak uygulanan beş kriter doğrultusunda değerlendirilir: Malzemelerin kalitesiPişirme tekniklerindeki ustalıkLezzetlerin uyumuŞefin mutfağına yansıyan kişiliğiMenünün tamamında ve zaman içinde gösterilen tutarlılık MICHELIN Rehberi seçkisi, Michelin’in anonim müfettişlerinin bağımsız değerlendirmeleri ve dünya genelinde uygulanan metodolojisi doğrultusunda, yalnızca mutfak kalitesine göre seçilen restoranları öne çıkarır. MICHELIN Rehberi, restoran seçkisinin yanı sıra Türkiye'de ve dünyanın dört bir yanında özenle hazırlanmış bir otel seçkisine de yer veriyor. Michelin Anahtarları, bu seçki içerisinde yer alan en seçkin konaklama adreslerini ödüllendiriyor. Restoranlara verilen Michelin Yıldızları ile aynı anlayış doğrultusunda takdim edilen bu dereceler; tasarımları, mimarileri, hizmet kaliteleri ve kendilerine özgü karakterleriyle olağanüstü konaklama deneyimleri sunan otelleri öne çıkarıyor. Seçkide yer alan tüm otellere, doğrudan MICHELIN Rehberi'nin internet sitesi ve mobil uygulaması üzerinden rezervasyon yapılabiliyor. Michelin Hakkında: Michelin, yaşamı dönüştüren kompozit malzemeler ve deneyimler alanında dünya lideri bir üretici olma vizyonuyla faaliyet göstermektedir. Mühendislik ürünü malzemeler alanında 130 yılı aşkın süredir öncü olan Michelin, insanlığın ilerlemesine ve daha sürdürülebilir bir dünyanın inşasına önemli katkılarda bulunmak için benzersiz bir konuma sahiptir. Polimer kompozitler konusundaki derin uzmanlığından güç alan Michelin; mobilite, inşaat, havacılık, düşük karbonlu enerji çözümleri ve sağlık gibi yüksek performans gerektiren alanlar için yüksek kaliteli lastikler ve bileşenler geliştirmeye yönelik inovasyon çalışmalarını aralıksız sürdürmektedir. Michelin, ürünlerine gösterdiği özen ve müşterilerine ilişkin kapsamlı bilgi birikiminden aldığı ilhamla, en üst düzey deneyimleri sunmayı hedeflemektedir. Bu yaklaşım, profesyonel filolar için veri ve yapay zekâ destekli bağlantılı çözümler sunmaktan, MICHELIN Rehberi tarafından önerilen seçkin restoran ve otelleri tavsiye etmeye kadar uzanmaktadır. Merkezi Fransa'nın Clermont-Ferrand kentinde bulunan Michelin, 175 ülkede faaliyet göstermekte ve 129.800 kişiye istihdam sağlamaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hisense, Türkiye Pazarına Özel bir Lansman ile Giriş Yaptı Haber

Hisense, Türkiye Pazarına Özel bir Lansman ile Giriş Yaptı

Küresel tüketici elektroniği ve ev teknolojilerinin liderler markalarından Hisense, Türkiye operasyonlarını özel bir lansmanla başlattı. “İçindeki Işığı Hisset” temasıyla düzenlenen ve Hisense’in yüksek teknolojili ürünlerinin deneyimlendiği lansman; iş ortakları, sektör temsilcileri ve teknoloji sektörünün yoğun katılımıyla gerçekleşti. Kullanıcı odaklı inovasyon anlayışı ve küresel mühendislik birikimini paylaşma hedefiyle sektöre adım atan Hisense, ilk aşamada yaşam alanlarına sinematik konfor sunan yüksek teknoloji ürünü televizyonları ve üstün iklimlendirme performansı sağlayan akıllı klima modelleriyle Türkiye’deki tüketicilerle buluştu. Hisense Teknoloji Ekosistemi İlk Kez Bir Arada Deneyimlendi Lansmanın öne çıkan ürünlerinden biri, Hisense’in RGB MiniLED teknolojisini 116 inç dev ekranla buluşturan 116UXQ modeli oldu. Davetliler, RGB MiniLED ailesinin UR8 ve UR9 modellerinin yanı sıra Türkiye’de satışta bulunan ULED MiniLED ve Hi-QLED serilerini de yakından inceleme fırsatı buldu. 65 inçten 116 inçe uzanan farklı ekran boyutlarındaki Hisense televizyonlar; görüntü kalitesi, renk performansı, ekran büyüklüğü ve akıcı görüntü deneyimiyle etkinlik boyunca ziyaretçilerin deneyimine sunuldu. Televizyonların yanı sıra Hisense’in Türkiye’deki Hi-Smart, Max Comfort ve Energy Pro X klima serileri ile Air Master modeli de lansmanda sergilendi. Marka, mevcut ürün gamının ötesindeki global ürün ekosistemini ise “Hisense ile Geleceğin Evi” konseptiyle ziyaretçilere tanıttı. Henüz Türkiye’de satışa sunulmayan beyaz eşya ve küçük ev aletlerinin de yer aldığı deneyim alanı, Hisense’in akıllı yaşam vizyonunu ve gelecekte Türkiye’ye taşımayı planladığı daha geniş ürün dünyasını bir arada görme imkanı sundu. “Türkiye’ye Uzun Vadeli Bir Vizyonla Geldik” Lansmanda Türkiye pazarının stratejik önemine vurgu yapan Hisense Europe CEO’su Hanson Han şu değerlendirmelerde bulundu: " Hisense olarak yarım asrı aşan teknoloji ve inovasyon deneyimimizin merkezinde çok temel bir vizyon var: Biz teknolojinin insanlara hizmet etmesi ve günlük hayatı daha iyi hale getirmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu anlayış global yolculuğumuza yön verdiği gibi, Türkiye’de kuracağımız geleceğe de pusula görevi görüyor.. Türkiye pazarının yüksek potansiyeline inanıyoruz. Bu nedenle bu pazara uzun vadeli bir vizyonla giriş yaptık. Türkiye’deki hikayemiz daha yeni başlıyor ve önümüzdeki yıllarda birlikte inşa edeceğimiz yolculuk için büyük bir heyecan duyuyoruz.” “Spor, Teknoloji ve Tüketici Deneyimini Bir Araya Getiriyoruz” Lansmanda spor sponsorlukları üzerine bir sunum gerçekleştiren Hisense Avrupa Pazarlama Direktörü ve Hisense Avrupa Yönetim Komitesi Üyesi Alenka Potočnik Anžič ise şunları kaydetti: “Hisense’in global büyümesinde yalnızca teknolojiye değil, insanlarla güçlü ve uzun vadeli bağlar kurmaya da yatırım yapıyoruz. Spor da bu yaklaşımın en önemli platformlarından biri. 2016’dan bu yana sürdürdüğümüz FIFA ve UEFA iş birlikleriyle marka görünürlüğünün ötesine geçerek teknolojiyi, futbolu ve taraftar deneyimini bir araya getiriyoruz. Bu uzun vadeli yaklaşım, Hisense’in global bilinirliğini ve tüketici güvenini güçlendirirken perakende iş ortaklarımız için de yeni fırsatlar yaratıyor. Türkiye’de de global marka gücümüzü yerel tüketici deneyimleriyle buluşturarak Hisense’i insanların hayatının doğal bir parçası haline getirmeyi hedefliyoruz.” “Hisense’in Işığını Türkiye’de İş Ortaklarımızla Birlikte Yayacağız” Hisense Doğu Avrupa Satış Direktörü ve Türkiye Genel Müdürü Boštjan Vodeb, “Türkiye, Hisense için uzun vadeli potansiyeline inandığımız önemli bir pazar. Bu nedenle önceliğimiz yalnızca ürünlerimizi satışa sunmak değil, yerel ekibimiz, güçlü satış ve dağıtım iş ortaklarımız ve güvenilir satış sonrası hizmet ağımızla doğru temelleri oluşturmak oldu. TV ve klima ile başlayan yolculuğumuzu 2027’den itibaren yeni ürün kategorileriyle kademeli olarak büyütmeyi planlıyoruz. Bu yolculuğun merkezinde ‘Ulaşılabilir Lüks’ yaklaşımımız var. İleri teknolojinin, güçlü tasarımın ve üstün deneyimin yalnızca belirli bir kesime değil, çok daha fazla insana ulaşması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’deki hikayemizi de tek başımıza değil, iş ortaklarımız ve tüketicilerimizle birlikte yazmak istiyoruz. Global hikayemiz 1969’da başladı, bugün ise Türkiye’de yeni bir bölüm açıyoruz. Gelin, Hisense’in ışığını Türkiye’de birlikte yayalım.” dedi. “Teknolojiyi Hayatın Önünde Değil, Hayatın İçinde Konumlandırıyoruz” Hisense Türkiye Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Ticari Direktörü Ekin Doğan Çomak ise “Hisense olarak inovasyonu yalnızca daha yeni, daha hızlı veya daha gelişmiş teknoloji üretmek olarak görmüyoruz. Asıl değer, teknolojinin insanların hayatına dokunduğunda neyi değiştirdiği, neyi kolaylaştırdığı ve insana ne hissettirdiğiyle ortaya çıkıyor. Biz teknolojiyi hayatın önünde değil, hayatın içinde konumlandırıyoruz. İleri teknolojiyi, kaliteli tasarımı ve premium deneyimi daha fazla insan için erişilebilir kılarken Türkiye’de uzun vadeli ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Tüketicinin Hisense ile ilk karşılaşmasından ürün deneyimine ve satış sonrası hizmetlere kadar her noktada aynı kaliteyi ve güveni sunmak istiyoruz.” diye konuştu. Hisense, ilk aşamada satışa sunduğu 55, 65 ve 75 inç boyutlarında Hi-QLED ve ULED MiniLED TV serisinin yanı sıra küresel pazar liderliğini elinde bulundurduğu 100 inç ve üzeri TV serilerini 2027 itibariyle Türkiye’ye taşıyacak. Ayrıca giriş segmentinden premium segmente uzanan geniş bir yelpazede Hi Smart, Max Comfort, Energy Pro X klima serileriyle farklı ihtiyaç ve beklentilere yanıt veriyor. Futbol Heyecanı Hisense Ekranlarına Taşındı Lansman, basın toplantısının ardından, teknoloji ve futbolu bir araya getiren özel bir deneyimle devam etti. Eski milli futbolcular Volkan Demirel ve Caner Erkin, Hisense RGB MiniLED ekranlarında konsol üzerinden karşı karşıya geldi. Keyifli rekabete sahne olan aktivite, davetlilere Hisense televizyonların geniş ekran deneyimini, görüntü kalitesini ve hareketli sahnelerdeki akıcılığını doğrudan deneyimleme fırsatı sundu. “İçindeki Işığı Hisset” teması etrafında teknoloji, spor ve eğlenceyi bir araya getiren gece, ürün deneyimlerinin ardından Ezgi Alaş’ın sahne performansıyla devam etti. Davetlilerin Hisense’in farklı teknoloji ve yaşam kategorilerini yakından keşfettiği lansman, müzik performansıyla sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nippon Paint Group, AkzoNobel’in Güneydoğu Asya Operasyonlarını Satın Almak Üzere Anlaşma İmzaladı Haber

Nippon Paint Group, AkzoNobel’in Güneydoğu Asya Operasyonlarını Satın Almak Üzere Anlaşma İmzaladı

Türkiye boya pazarının öncüsü olan Filli Boya markasının sahibi Betek’i 2019 yılında bünyesine katarak uluslararası vizyonunu ve etki alanını güçlendiren Nippon Paint Group, global büyüme yolculuğunda kritik bir dönüm noktasına daha imza attı. Küresel arenada yükselişini sürdüren grup bu kez AkzoNobel'in Vietnam, Endonezya, Malezya, Singapur, Tayland, Avustralya ve Papua Yeni Gine’deki dekoratif boya iş kolunu satın almak üzere anlaşma imzaladı. İşlemin, gerekli düzenleyici onayların alınması ve kapanış koşullarının yerine getirilmesinin ardından tamamlanması öngörülüyor. Nippon Paint Group’un bu stratejik hamlelerinin temeli, yıllar içinde atılan güçlü adımlara dayanıyor. 2019 yılında Filli Boya’nın da sahibi olan Betek’i bünyesine katarak coğrafi etki alanını genişleten Nippon Paint, Türkiye’yi üretim, inovasyon ve Ar-Ge alanında bölgesel bir üs olarak konumlandırdı. Türkiye’yi Kazakistan, Mısır ve çevre coğrafyaların stratejik merkezi haline getiren bu yapı, şirketin bölgedeki varlığını güçlendirirken operasyonel yetkinliğini yukarı taşıdı. Hedef, kilit pazarlarda operasyonel verimliliği artırmak Bugün bu köklü birikim ve küresel vizyonla hareket eden Nippon Paint Group, yeni satın almalarla büyüme yolculuğunu kararlılıkla sürdürüyor. Gerçekleştirilecek stratejik birleşmelerle birlikte grup; güçlü markaları, köklü müşteri ilişkilerini, yaygın bayi ve perakende ağlarını, üstün üretim kabiliyetlerini ve yetenekli insan kaynağını genişletmeyi hedefliyor. İş hacmine ve insan kaynağına duyduğu güvenle Nippon Paint Group, küresel boya sektöründeki konumunu her geçen gün daha da sağlamlaştırıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı Haber

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı

Küresel ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği kritik bir dönemde uluslararası iş dünyasının güçlü temsilcilerini bir araya getiren ACE BPSC 2026 Zirvesi, Swissôtel The Bosphorus İstanbul’da devam etti. “İnovasyon, Yatırım, Teknoloji ve Ticaret için Girişimcilik: Daha Güçlü Bir Transatlantik Gelecek İnşa Etmek” başlığıyla düzenlenen zirvenin ikinci gününde de "NATO Zirvesi Sonrası Ticari ve Siyasi Gelişmeler" başlıklı panel gerçekleştirildi. TABA AmCHAM BAŞKAN YARDIMCISI DERİNKÖK: “GÜVENLİK POLİTİKALARI İLE EKONOMİ POLİTİKALARI BİRBİRİNDEN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ” 30 ülkeden 70 AmCham lideri ve Türkiye’den çok sayıda iş insanının katıldığı panelin açılış konuşmasını TABA-AmCham Başkan Yardımcısı H. Eren Derinkök yaptı. Derinkök, bugün artık güvenlik politikaları ile ekonomi politikalarını birbirinden bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığını ifade ederek, “Jeopolitik gelişmeler; ticaret yollarını, enerji güvenliğini, tedarik zincirlerini, teknoloji yatırımlarını, savunma sanayiini ve dolayısıyla doğrudan iş dünyasının kararlarını etkiliyor. NATO Zirvesi sonrasında ortaya çıkan gelişmeleri de bu geniş perspektiften değerlendirmek gerekiyor. Özellikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki transatlantik ilişkilerin geleceği, Avrupa'nın güvenlik ve savunma alanındaki öncelikleri, artan savunma yatırımları ve bunların üretim, teknoloji ve ticaret üzerindeki etkileri önümüzdeki dönemin önemli başlıkları arasında yer alıyor.” dedi. AMCHAMS IN EUROPE (ACE) BAŞKANI VODNIK: “İSTİKRAR OLMADAN EKONOMİK BÜYÜME MÜMKÜN DEĞİL” Amchams in Europe (ACE) Başkanı Ajša Vodnik de konuşmasında güvenliğin yalnızca hükümetlerin ve orduların yetki alanında olmadığını ifade ederek, “İş dünyası olarak bizler; istikrar olmadan ekonomik büyümenin, inovasyonun ve küresel ticaretin var olamayacağını kabul etmeliyiz. Savaş ve çatışmalar tedarik zincirlerini bozar, pazarları yok eder ve hayatları mahveder.” diye konuştu. CONGAR: TRANSATLANTİK İŞ BİRLİĞİNDE HUKUKİ GÜVENCELERİN ÖNEMİ TABA-AmCham İngiltere Temsilcisi Av. Cem Congar da güvenlik alanındaki tercihlerin, enerji erişimi, teknoloji paylaşımı, yatırım ve ticaret kararlarında karşılık bulduğunu belirterek, “NATO'nun Ankara zirvesinde öne çıkan Transatlantik iş birliği ve sanayi kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleri bu ilişkinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Önümüzdeki dönemde siyasi iradenin ekonomik hayata nasıl yansıyacağını ve bu dönüşümün hangi hukuki güvencelerle destekleneceğinin üzerine birlikte düşünmemiz gerekmekte” dedi. Açılış konuşmalarının ardında panele geçildi. T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat’ın moderatörlüğünde düzenlenen panelde, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, T.C. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel ve DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan yeni dönemdeki bölgesel ve küresel gelişmeleri iş dünyası perspektifinden değerlendirdi. TÜRKİYE’NİN UZUN VADELİ YATIRIM POTANSİYELİNE VURGU Panelin moderatörlüğünü üstlenen Bekir Polat, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar açısından sunduğu fırsatlara ve uzun vadeli yatırım perspektifinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye, son 20 yılda yıllık ortalama yüzde 5,3 büyüyerek geçen yıl itibarıyla 1,8 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklüğe ulaştı ve son 20 yılda yaklaşık 300 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım aldı. Genç, dinamik nüfusu ile yine jeostratejik konumunu güçlendiren son 25 yıldaki 300 milyar doları aşan altyapı ve üst yatırımlarıyla ve kuvvetli bir reform ajandasıyla hala büyümeye devam ediyor. Özellikle uluslararası ortaklıklardaki uzun vade perspektifini çok önemsiyoruz. Bununla ilgili vermiş olduğum her zaman çok somut bir örnek var. Çok büyük bir Alman firmasının bir genişleme yatırımı vardı yakın bir zamanda. Sağ olsunlar açılış için davet etmişlerdi ve gittiğimizde sordum Alman firmaya siz kaç yıllık bir firmasınız? Biz 160 yıllık bir firmayız. Peki Türkiye'de ne zamandan beri faaliyetindesiniz? 116 yıldır Türkiye'deyiz dedi. Cumhuriyetimizden daha önce gelmişler. Bu önemli bir gösterge. Ülkenin şu anki resmine bakarak karar vericiler çok daha geniş bakıyorlar. Biz de ülkenin 5-10-15 yıllık aslında büyük resimde ülkemizin sunmuş olduğu fırsatları anlatmaya çalışıyoruz.” DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI ÖZEL: “PARA GÜVENLİ BÖLGE ARAR” Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel de konuşmasında NATO Zirvesi’nin Türkiye’nin uluslararası konumuna etkilerini değerlendirdi. Özel, güvenlik ve yatırım arasındaki ilişkiye, çok taraflı iş birliklerine ve Türkiye’nin diplomatik kapasitesine vurgu yaparak şunları kaydetti: “Bazı siyasi gelişmeler ve söylemler sonrası NATO'ya bakışın da bazı noktalarda değiştiği bir dönemde bu zirvenin Türkiye'de yapılması hakikaten çok büyük bir ehemmiyet taşıyor. Bu zirve sonrası NATO biraz daha tek vücut haline geldi. NATO 3 olarak isimlendirilen bir söylemi vardı. Ve bu da sonuçlarını çok etkili kıldı. İşte bütün NATO üyesi ülkeleriyle birlikte NATO'nun gücü aslında biraz bu zirveyle beraber, söylemlerle ve uygulamalarla da upgrade olmuş oldu. NATO, 1950’li yıllarda Kore Harbi’nden sonra kurulmuş bir güvenlik organizasyonu. Peki iş adamlarının NATO ile ne ilişkisi var? Malum, para güvenli bölge arar. Güvensiz bölgelerden güvenli bölgelere para akışı geçer. 21. yüzyılda çatışmaların arttığı bir dönemde bu ilişki daha sık bir ilişki haline geldi. Bunu çok görüyoruz. Daha girift hale geldi. Bu bağlamda NATO zirvesi Ankara deklarasyonuyla beraber yapılan açıklamalar, 50 milyar dolarlık bir hedef konması, bunlar son derece önemli. Bu bakımdan ben öyle ümit ediyorum ki kısa ve orta vadede uzun vadedeki etkilerinin çok daha büyük olacağını düşünüyorum. Ülkemize siyasi, ticari, ekonomik ve diğer konular hatta kültürel açıdan çok büyük etkilerinin olacağını bekliyoruz. Biz hemen NATO zirvesi sonrasında yaptığımız ikili görüşmelerde bunun nasıl bir momentuma sahip olduğunu gerçekten açık ve net gördük. Onu ifade edeyim. Çünkü 32 tane NATO üyesi ülke var. Bir de bu ülkelerin birlikte çalıştığı dünyada başka ülkeler var. Yani bunların hepsini büyük resmi gördüğümüzde bir çarpan etkisi yapmak suretiyle katma değere dönüşeceğini umuyorum.” TİCARET BAKAN YARDIMCISI TUZCU: “TÜRKİYE’Yİ MERKEZE ALMAYAN HİÇBİR YAKLAŞIM GÜVENLİ BİR TİCARET ZEMİNİ OLUŞTURAMAYACAK” Küresel ticaretin değişen yapısına, tedarik zincirlerinin güvenliğine ve Türkiye’nin transatlantik ekonomik ilişkilerindeki rolüne değinen Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu da NATO Zirvesi sonrasında üretim ve savunma sanayisinde ortaya çıkan fırsatları şu sözlerle değerlendirdi: “Küresel ticarette aslında bir azalma yok. Ama coğrafya ve sektörlerde bir değişim var. Artık küresel ticaret daha Asya'ya, daha doğuya doğru gitmeye başladı. Burada şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki geçtiğimiz yıl küresel ticaret hacmi düşmedi. Peki değişen ne? Aslında küresel dünya daha da entegre haline geldi. Ama oyuncular ve sektörler değişti. Burada kendisini daha iyi konumlayanlar, daha düşük konumlayanlar ayrışmaya başladılar. Avrupa, bunun soru işaretlerini yaşıyor. Avrupa Birliği ülkeleri büyümelerinde, ihracatlardaki yükseltmede, verimlilikte kendileri ile ilgili olarak bir öz eleştiriye, sanayiyi tekrar toparlayacak yeni programlara, planlara girişmeye başladılar. Fakat son dönemde ıskalanan bir şey var. Bu da artık küresel ticaretin güvenlikle tam anlamıyla örtüşmesi. Bir ticaretteki varlığımız artık sadece tarifelerin düşürülmesi değil, sadece liberalizasyon değil, artık hem tedarik güvenliği, hangi ürünü kimden alacağımız, bu tedariğin güvenli olarak devam edip etmeyeceği, hem lojistik koridorların güvenli olarak devam edip etmeyeceği, verinin kendisi kimde kalacağı, bu verinin kimlerle paylaşılacağı, bunlar tekrar sorgulanmaya başladı. Bu sorgulamanın temelinde pandemi bir etkendi. Pandemiden sonra savaşlar, Rusya-Ukrayna ile başlayan savaş ve sonrasında devam eden savaşlar ve özellikle belli kritik hammaddelerin belli coğrafyalarda kalmış olması ülkelerin hem kritik hammaddelere hem veriye hem teknolojiye hem ticarete bakışını değiştirdi. Bugün Avrupa Birliği kritik hammaddeler yasasını çıkardı biliyorsunuz. 2030 yılına kadar Avrupa Birliği kritik hammaddelerin en az %10'unu kendisinden çıkarılmasının %35'inin de kendisine işlenmesini hedefliyor. Bununla beraber de bunu tek başına yapamayacak. Bunun da en büyük perspektifini bizlere veren NATO oldu. NATO aslında ortaya çıkardı ki bizim hem savunmada ama aynı zamanda üretimde bir araya gelip planlamalarımızı birlikte ve bir uyum içerisinde yapmamız gerekiyor. Türkiye burada çok kritik bir oyuncu. Ben G20 toplantısında şunu gördüm ki tüm ülkeler hem bağlantısallık için lojistik ve enerji koridorlarının sağlanması için Türkiye'ye çok ihtiyaçları var. Tüm koridorlar Türkiye üzerinden geçiyor. Enerji koridorları da lojistik koridorları da Türkiye ülkelerinin üzerinden geçiyor ve çok ihtiyaçları var. Ve G20 toplantılarında da ortaya çıktı ki Türkiye'yi bir merkeze almayan hiçbir yaklaşım güvenli bir ticaret ve sanayi zemini ortaya çıkartmayacak.” TÜRKİYE-ABD TİCARETİNDE 100 MİLYAR DOLARLIK HEDEF Tuzcu, ABD ve Türkiye arasındaki 100 milyar dolarlık ticaret vizyonunun gerçekleşmesinin önünde bir engel olup olmadığına ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı: “Bu soruya engel yok diyemeyeceğiz tabii ki. Bu engellerin bir kısmı Türkiye'nin karşı karşıya olduğu engeller. Bir kısmı da Amerika'nın ticaretteki yeni kural seti ile ilgili engeller. Ancak şunu ifade edeceğim. 100 milyar dolarlık hedefi çok gerçekçi bir hedef. Amerika yaklaşık 32 trilyon dolarlık bir gayrisafi yurt içi hasılası var. 3 trilyonluk bir ithalatı var. Çok büyük bir ithalat pazarı var ve bu pazar içerisinde aslında karşılıklı ticari 100 milyar dolar olması çok yönlendirilebilir. Fakat Amerika'nın 2018 sonrası ortaya koyduğu vizyon içerisinde korumacılık belirleyici ve Amerika içerisine yatırımı önceleyen bir değerlendirme var ve bu değerlendirmenin de iki tane temel sorunu ortaya çıkardığını görüyoruz. Bir tanesi tarifelere aşırı yüklenme ve vergileri özellikle belli sektörlerde çok fazla arttırma. Daha büyük bir maliyet oluşturacak bir sorun da öngörülemezlik. Yatırımla ilgili olarak hem bizim firmalarımızın Amerika'da yapacağı yatırımlarda hem Amerikan firmalarının Türkiye'de yapacağı yapımlarda da, bu öngörülmezlik sorunu bir son bulacak. Biz Amerikalı muhataplarımızla çok yakın bir içerisindeyiz.” ÇETİNDOĞAN: “İŞ DÜNYASI AÇISINDAN KARAR VERİRKEN SADECE SİYASİ HAVAYA BAKMAK YETELİ DEĞİL” DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan da Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde oluşan olumlu atmosferin kalıcı yatırımlara dönüşebilmesi için yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve doğru ortaklık modellerinin önemine işaret etti. Çetindoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Bugün Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde olumlu bir atmosfer var. Fakat iş dünyası açısından karar verirken sadece siyasi havaya bakmak yeterli değil. Örneğin gümrük tarifeleri, savunma sanayi üzerindeki kısıtlamalar, finansmana erişim, yatırım mevzuatı, yaptırımlar, ihracat kontrolleri mutlaka masada olması gerekiyor. Özellikle sınır ötesi ortaklıklarda teknoloji transferi ve ihracat izinleri de çok önem arz ediyor. Bir diğer konu da jeopolitik belirsizlik. Bugün Amerika-Çin ilişkilerinden Rusya-Ukrayna savaşına, enerji güvenliğinden bölgesel çatışmalara kadar birçok gelişen ticaretin birçok gelişme ticaretin yönünü değiştirebiliyor. Dolayısıyla şirketlerin yalnızca bugünkü tabloya değil farklı senaryolara da hazırlıklı olması gerekiyor. Türkiye'nin burada önemli bir avantajı var. Biz farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurulabilen bir ülkeyiz. Bu nedenle Türkiye'nin dengeli dış politika yaklaşımının İş dünyası açısından önemli bir güven unsuru olduğu da muhakkak. Şirketler açısından baktığımızda en önemli risklerden biri siyasi yakınlaşmayı otomatik olarak ticari fırsat olarak düşünmek. Bir ülke ile ilişkilerin iyi olması, her sektör için yatırım ortamının yatırım ortamının aynı ölçüde uygun olduğu anlamına gelmiyor. Her şirket kendi sektörünün risklerini, finansman maliyetini, kur riskini, gümrük koşullarını ve mevzuatı ayrı ayrı değerlendirmek zorunda. Ben bu nedenle şirketlerin büyük ve geri dönüşümü zor yatırımlardan önce daha esnek modellerle başlamasını doğru buluyorum. Bir yatırımın arkasında çok iyi bir finansal plan olabilir ama o planı hayata geçirecek doğru ekip yoksa sürdürebilirliği zor oluyor. Bu nedenle ben uluslararası ortaklıklarda bu konulara ehemmiyet veriyorum. Birincisi doğru ortak. Sadece finansal gücü değil, vizyonu ve iş yapma kültürü de birbirine yakın ortaklıklar seçilmeli. İkincisi yerel bilgi. Girdiğimiz pazarı gerçekten anlamadan sadece dışarıdan bakarak karar vermemek gerekiyor. Üçüncüsü uzun vadeli perspektif. Her yatırımın ilk sonuç vermesini beklememek gerekiyor. Dördüncüsü ise esneklik ki bu çok önemsediğim bir alan. Dünya çok hızlı değişiyor. Dolayısıyla yatırım modellerinin de değişen koşullara uyum sağlayacak şekilde tasarlanması gerekebiliyor. Benim için uluslararası iş birliğinin en değerli tarafı da aslında burada. Birlikte sadece sermaye koymak değil, birbiri deneyiminden, teknolojisinden ve pazar bilgisinden faydalanmak. Türkiye'nin bu anlamda sadece yatırım alan değil, yatırım yapan, ortaklık kuran ve bilgi üreten bir ülke konumunda olmasını ve bu şekliyle güçlenmesini arzu ediyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

5 Milyar Euroluk Ticaret İçin İstanbul’da Geri Sayım Haber

5 Milyar Euroluk Ticaret İçin İstanbul’da Geri Sayım

14-17 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde 15’inci kez düzenlenecek IBAKTECH, katılımcı ve ziyaretçi ağıyla 150 ülkeden sektör paydaşını aynı çatı altında buluşturmaya hazırlanıyor. Fuar kapsamında 500’ün üzerinde katılımcı ve markanın yer alması, dört günde ise 5 milyar euroyu aşan iş hacmi oluşturulması hedefleniyor. Sayısal raporlamalar, fuara katılan her 10 ziyaretçiden birinin 100 bin euronun üzerinde yatırım planladığını ortaya koyuyor… Messe Stuttgart Turkey Fuarcılık tarafından iki yılda bir düzenlenen IBAKTECH; unlu mamuller, ekmek-pasta, çikolata, şekerleme ve dondurma üreticilerinden HORECA profesyonellerine, makine ve ekipman üreticilerinden sektörün tedarikçilerine kadar geniş bir profesyonel ağı İstanbul’da buluşturuyor. 2024 yılında 332 katılımcının yer aldığı fuarı, 10 bin 566’sı uluslararası olmak üzere 118 ülkeden 92 bin 482 kişi ziyaret ederek IBAKTECH’in kendi ziyaretçi rekorunu kırmasını sağladı. 2026’da ise katılımcı ve ziyaretçi ülkeler birlikte değerlendirildiğinde 150 ülkeden sektör paydaşının İstanbul’da bir araya gelmesi bekleniyor. HER 10 ZİYARETÇİDEN BİRİ 100 BİN EURO ÜZERİ YATIRIM PLANLIYOR IBAKTECH’in büyümesinde ziyaretçi sayısının yanı sıra yatırımcı profili de öne çıkıyor. Fuar verilerine göre her 10 profesyonel ziyaretçiden biri 100 bin Euro’nun üzerinde bütçeli yatırım planlıyor. Üreticilerden makine ve ekipman firmalarına, yatırımcılardan satın alma profesyonellerine kadar sektörün farklı alanlarından temsilciler; yeni yatırımlar, ihracat bağlantıları ve ticari iş birlikleri için İstanbul’da bir araya gelecek. IBAKTECH’in büyüme ivmesine dikkat çeken Messe Stuttgart Turkey Fuarcılık Genel Müdürü Ufuk Altıntop: “Küresel ticarette ve birçok sektörde daralmanın gündemde olduğu bir dönemde IBAKTECH’in büyümesini sürdürmesi, sektörümüzde yatırım ve ticaret iştahının devam ettiğini gösteriyor. 2024 yılında ziyaretçi rekorumuzu kırdık. Fuar sonrasında gerçekleştirdiğimiz araştırmada ziyaretçilerimizin yüzde 99’unun beklentilerinin karşılandığını belirtmesi, uluslararası ziyaretçilerimizin yüzde 93’ünün ise yatırım amacıyla fuarda bulunması, ulaştığımız büyüklüğün arkasındaki ticari potansiyeli de ortaya koyuyor. 2026’da gerek fuar alanımız gerek uluslararası erişimimiz açısından çıtayı daha da yukarı taşıyoruz. İstanbul’un stratejik coğrafi konumu ve Türkiye’nin birçok ülke açısından sunduğu vize kolaylığı da uluslararası talebi destekliyor. Katılımcı ve ziyaretçilerimizle birlikte 150 ülkeden sektör paydaşını aynı çatı altında buluşturmayı ve dört günde 5 milyar Euroyu aşan iş hacmine ulaşmayı hedefliyoruz” dedi. 80 BİN METREKARELİK ALANDA 7 SALON Artan uluslararası talep IBAKTECH’in fuar alanına da yansıyor. 2022 yılında 5, 2024 yılında 6 salonda gerçekleştirilen organizasyon, 2026’da 7 salon ve 80 bin metrekarelik alana yayılacak. Ekmek ve pasta makineleri, hamur makineleri, çikolata ve dondurma üretim teknolojileri, ambalaj makineleri, fırın ve pastane ekipmanları, profesyonel mutfak ekipmanları ve soğutma sistemleri başta olmak üzere sektörün geniş ürün ve teknoloji grupları fuarda yer alacak. ZİYARETÇİ MEMNUNİYETİ YÜZDE 99 IBAKTECH 2024’ün ardından gerçekleştirilen araştırmada ziyaretçilerin yüzde 99’u fuarın beklentilerini karşıladığını, yüzde 92’si IBAKTECH’i “çok iyi” veya “iyi” olarak değerlendirdiğini belirtti. Uluslararası ziyaretçilerin yüzde 93’ü fuarda yatırım amacıyla bulunduğunu ifade ederken, ziyaretçilerin yüzde 97’si bir sonraki IBAKTECH’e katılmayı planladığını bildirdi. T.C. Ticaret Bakanlığı tarafından “Prestijli Fuar” statüsünde desteklenen 15. IBAKTECH – Uluslararası Ekmek, Pasta Makineleri, Dondurma, Çikolata ve Teknolojileri Fuarı için geri sayım sürüyor. Organizasyon, 14-17 Ekim 2026 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.