Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Uluslararası Ilişkiler

Kapsül Haber Ajansı - Uluslararası Ilişkiler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Uluslararası Ilişkiler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

NATO Zirvesi'nde Diplomasi Masada Değil, Sofrada da Kuruldu! Haber

NATO Zirvesi'nde Diplomasi Masada Değil, Sofrada da Kuruldu!

Doğru kurgulanmış bir menünün kalıcı bir etki bırakabileceğini, sofrada sunulan her ürünün, ev sahibi ülkenin kültürel hafızasını, değerlerini ve misafirlerine verdiği önemi temsil ettiğini kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Bazen diplomasi bir cümlede, bazen de aynı sofrayı paylaşmanın oluşturduğu ortak deneyimde hayat bulur.” diye konuştu. Türkiye, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne 22 yıl sonra yeniden ev sahipliği yaparken, zirvenin diplomatik gündemi kadar liderlere sunulan resmi akşam yemeği de uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, uluslararası ilişkilerde gastronominin üstlendiği rolü değerlendirdi. “Sofra diplomasisi” uluslararası ilişkilerin sessiz ama güçlü araçlarından biri Uluslararası ilişkiler literatüründe "table diplomacy" ya da "sofra diplomasisi" kavramının giderek daha fazla önem kazandığını ifade eden Prof. Dr. Müge Arslan, şöyle devam etti: “Uluslarası zirvede diplomasi, yalnızca toplantı salonlarında yürütülmez, bazen sofrada da şekillenir. Örneğin; 4-17 Eylül 1978 – Camp David Anlaşmaları; Jimmy Carter, Enver Sedat ve Menahem Begin, ABD’deki Camp David Başkanlık Kampı’nda 13 gün boyunca birlikte yemekler yedi ve gayri resmi sohbetler gerçekleştirdi. Bu samimi ortam, 17 Eylül 1978’de imzalanan anlaşmaların ve sonrasında 1979 Mısır-İsrail Barış Antlaşması’nın temelini oluşturdu. 28-29 Haziran 2019 – G20 Osaka Zirvesi Liderlerin çalışma yemekleri sırasında Donald Trump ile Şi Cinping arasındaki temaslar, ABD-Çin ticaret savaşında geçici yumuşamaya katkı sağladı. Bu tarz yemekler oldukça önemli olup, Uluslararası ilişkilerdeki ‘sofra diplomasisi’ (table diplomacy) açısından oldukça önem taşır.” Menü seçimi yalnızca yemek belirlemek değildir Prof. Dr. Arslan, diplomatik sofralarda hazırlanan menülerin tesadüfi tercihlerden oluşmadığına işaret ederek, “Bu tarz sofralarda yapılan menü seçimleri de oldukça önemlidir. Sofra diplomasisinde menü seçimi yalnızca ikram edilecek yemeklerin belirlenmesi değildir; ev sahibi ülkenin kültürünü, değerlerini ve misafirlerine verdiği önemi yansıtan stratejik bir unsurdur. Bunun önemli olmasının başlıca nedenleri şunlardır: Kültürel kimliği temsil eder, misafire verilen değeri gösterir, samimi bir iletişim ortamı oluşturur, ülke imajına katkı sağlar ve sembolik mesajlar içerir.” diye konuştu. 2026 NATO Zirvesi menüsü Türkiye'nin gastronomik haritasını dünyaya sundu Prof. Dr. Müge Arslan, NATO Zirvesi'nde tercih edilen menünün Türkiye'nin farklı bölgelerini aynı sofrada buluşturan özel bir kurgu taşıdığına dikkat çekerek, şöyle devam etti: “2026 NATO Zirvesi’nde konuklara sunulan menü, Türk mutfağının zenginliğini ve kültürel mirasını dünyaya tanıtan önemli bir unsur oldu. Liderlere sunulan her lezzet, yalnızca bir yemek değil; aynı zamanda Türkiye’nin misafirperverliğini, gastronomi kültürünü ve yerel değerlerini yansıtan bir diplomasi aracı niteliği taşıdı. Çünkü doğru seçilmiş bir menü, ülkelerin hafızasında kalan en güçlü ayrıntılardan biridir. 2026 NATO Zirvesi’nin resmi akşam yemeği için açıklanan menüde, Türkiye’nin farklı bölgelerinden seçilen ürün ve yemeklerin yer aldı. Menüde; Taş fırın pide, Kayseri mantısı, deniz levreği veya dana kaburga, sütlü Nuriye, Maraş dondurması, Trabzon tereyağı, Hizan karakovan balı, Urla sakız enginarı, Tokat yaprağı ve firik pilavı gibi lezzetler tercih edildi.” Tek bir bölge değil, bütün Anadolu aynı sofrada buluştu Prof. Dr. Arslan, bu tercihin bilinçli bir gastronomi stratejisi olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Çok ince düşünülerek hazırlanan bu menü; Gastronomi şölenin yanı sıra siyaset diplomasisinde verilen önemki sembolik mesajlar içeriyordu. Bu durumu bir nevi ‘Gastronomi Diplomasisi’ olarak da değerlendirebiliriz. Gastronomi diplomasisinde verilen bu mesajlar şöyle; Türkiye’nin kültürel çeşitliliği: Menü tek bir bölgeyi değil; Karadeniz, İç Anadolu, Ege, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’dan ürünleri bir araya getirerek Türkiye’nin zengin gastronomik mirasını temsil ediyor. Yerel üretim ve coğrafi kimlik: Trabzon tereyağı, Hizan karakovan balı, Urla sakız enginarı ve Tokat yaprağı gibi yöresel ürünlerin seçilmesi, yerel üretime ve Anadolu’nun tarımsal çeşitliliğine vurgu yapıyor. Gelenek modern sunumla buluşturuldu Gelenek ile modernliğin buluşması: Kayseri mantısı ve Sütlü Nuriye gibi geleneksel yemekler, modern sunum teknikleriyle servis edilerek Türk mutfağının hem köklü hem de çağdaş yönü öne çıkarıldı. Misafir odaklı yaklaşım: Ana yemekte hem balık hem de kırmızı et alternatifi sunulması, farklı damak zevkleri ve beslenme tercihlerine saygıyı gösteren diplomatik bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Gastrodiplomasi ülkelerin yumuşak gücünü artırıyor Gastronominin günümüzde ülkelerin kamu diplomasisinin önemli unsurlarından biri hâline geldiğini belirten Prof. Dr. Müge Arslan, “Yumuşak güç (soft power): Zirve öncesinde Türkiye, Türk mutfağını bir kamu diplomasisi aracı olarak tanıtan ‘gastrodiplomasi’ etkinlikleri düzenledi. Yetkililer, ortak sofraların resmî belgelerin bazen sağlayamadığı karşılıklı anlayışı geliştirebildiğini vurguladı. Bu da menünün yalnızca ikram değil, Türkiye’nin kültürel kimliğini ve misafirperverliğini anlatan bir iletişim aracı olarak kurgulandığını gösteriyor. Bazen diplomasi bir cümlede, bazen de aynı sofrayı paylaşmanın oluşturduğu ortak deneyimde hayat bulur.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Gönül Elçisi: TİKA Başkanı Abdullah Eren ve Küresel Başarı Hikayesi Haber

Türkiye’nin Gönül Elçisi: TİKA Başkanı Abdullah Eren ve Küresel Başarı Hikayesi

Türkiye'nin dünyadaki "iyilik eli" olan TİKA’nın başında yer alan Abdullah Eren, sadece bir bürokrat değil; aynı zamanda Türkiye'nin dış politika vizyonunu sahadaki projelerle birleştiren genç ve dinamik bir lider olarak tanınıyor. 1984 doğumlu olan Eren, devletin üst düzey yönetiminde yer alan "yeni nesil vizyoner yöneticiler" kuşağının en somut temsilcilerinden biri. Balkan Köklerinden Boğaziçi’ne: Akademik Temeller Abdullah Eren, aslen Batı Trakya (Gümülcine) köklü bir ailenin ferdi olarak İstanbul’da doğdu. Bu köken, onun ileride Balkanlar ve Türk dünyasına yönelik hassasiyetinin de temelini oluşturdu. Lisans Eğitimi: Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü gibi Türkiye’nin en saygın kürsülerinden birinden mezun oldu. Yüksek Lisans: İngiltere'de, University of Westminster’da "Uluslararası İlişkiler" alanında yüksek lisansını tamamlayarak küresel siyaseti yerinde analiz etme fırsatı buldu. Kariyer Basamakları: YTB’den TİKA Başkanlığına Eren'in kariyeri, stratejik kurumlarda aldığı sorumluluklarla şekillendi. Genç yaşına rağmen devleti temsil etme kabiliyetiyle kısa sürede ön plana çıktı: Cumhurbaşkanlığı Danışmanlığı: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olarak görev yaptığı dönemde, özellikle gençlik politikaları ve uluslararası organizasyonlarda aktif rol aldı. YTB Başkanlığı: 2018 yılında Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar (YTB) Başkanı olarak atandı. Burada "Türkiye Bursları" programının dünyaya yayılmasında ve yurt dışındaki vatandaşlarımızın haklarının savunulmasında büyük başarılara imza attı. TİKA Başkanlığı: 2018'den bu yana TİKA Başkanı olarak görev yapan Eren, kurumun 60'tan fazla ülkedeki 62 program koordinasyon ofisi aracılığıyla yılda yaklaşık 2.000 projeyi hayata geçirmesine liderlik ediyor. TİKA’da Abdullah Eren Dönemi: Restorasyondan Teknolojiye Eren yönetimindeki TİKA, sadece sosyal yardımlarla değil, "Sürdürülebilir Kalkınma" odaklı projelerle de adından söz ettiriyor: Tarihi Mirasın İhyası: Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar Osmanlı ve Selçuklu eserlerinin restorasyonu (Gül Baba Türbesi, TİKA’nın prestij projelerindendir). Eğitim ve Sağlık: Afrika ve Latin Amerika’da kurulan modern hastaneler ve okullar. Teknoloji Transferi: Gelişmekte olan ülkelerdeki gençlere yönelik kurulan teknoloji laboratuvarları ve mesleki eğitim merkezleri. Abdullah Eren Hakkında Merak Edilenler (Kısa Notlar) Vizyonu: "Sadece yardım eden değil, tecrübe paylaşan bir Türkiye." Odak Noktası: Balkanlar, Orta Asya, Afrika ve gönül coğrafyamızın her köşesi. İletişim Gücü: Sosyal medyayı ve dijital diplomasiyi etkin kullanan, gençlerle doğrudan iletişim kuran bir portre çiziyor.

TSKB Sürdürülebilirlik Atölyesi’ne 13. Yılında 9 Üniversite Katıldı Haber

TSKB Sürdürülebilirlik Atölyesi’ne 13. Yılında 9 Üniversite Katıldı

9 üniversiteden, 7 farklı bölüm öğrencilerinin katıldığı organizasyonda, öğrenciler özel sektör uzmanlarıyla buluştu. Atölyede, özel olarak geliştirilmiş vaka çalışmalarıyla sürdürülebilirlik kavramı farklı perspektiflerle ele alındı. TSKB (Türkiye Sınai Kalkınma Bankası), geleceğin karar vericileri olan üniversite öğrencilerinin sürdürülebilirlik alanındaki farkındalığını artırmaya devam ediyor. Banka, bu kapsamda düzenlediği 13. Sürdürülebilirlik Atölyesi’nde 9 üniversitenin çevre mühendisliği, iktisat, işletme, endüstri mühendisliği, kimya, kimya mühendisliği, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümlerinden 21 öğrenciyi İstanbul’da bulunan genel merkezinde ağırladı. Atölye kapsamında gerçekleştirilen vaka çalışmasıyla öğrenciler kredi komitesi simülasyonu deneyimi yaşadı. Bu simülasyonda projeler; çevresel, sosyal ve finansal performans, iklim risklerine karşı dirençlilik, regülasyonlara uyum ve bankanın stratejik hedeflerine katkı gibi çok boyutlu kriterler üzerinden incelendi. Öğrenciler, komite jürisini ikna etmek amacıyla farklı bakış açılarını tartışarak projelerini savundu. Böylece öğrencilerin yalnızca risk temelli bir bakış açısı geliştirmelerinin ötesine geçerek, kredi değerlendirme süreçlerinde bütüncül bir yaklaşım benimsemeleri hedeflendi. Atölyede TSKB İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik Yönetimi Müdürü Çağla Eker Altınkulp, Kıdemli Danışman Ersin Türkmen ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erdem Görgün jüri üyesi olarak yer aldı. Atölye boyunca, TSKB yöneticileri uzmanlıklarını öğrencilerle paylaşırken; öğrenciler de ele aldıkları konuları çevresel ve sosyal başlıkları içerecek şekilde bütünsel bir bakış açısıyla inceleme fırsatı buldular. Etkinlik kapsamında öğrenciler ayrıca TSKB’nin “Geleceğe Ortak Ol” isimli dijital eğitim ve gelişim platformunda yer alan “Sürdürülebilirlik Gelişim Yolculuğu” sertifika programına katıldı. Eğitim programını tamamlayan katılımcılar adına ormanlaşmaya ve biyoçeşitliliğe katkı için ulaşılması zor arazilere tohum topu atışı yapıldı. TSKB Genel Müdür Yardımcısı Özlem Bağdatlı, “Türkiye’de sürdürülebilirlik alanında öğrenciler için geliştirilen ilk okuryazarlık programı olan TSKB Sürdürülebilirlik Atölyemizin bu yıl 13’üncüsünü düzenlemenin mutluluğunu yaşıyoruz. Her geçen gün farklı alanlarda karşımıza çıkmaya başlayan iklim kaynaklı risklerin azaltımı için çalışmanın tüm dünya vatandaşlarının ortak sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz. Bu bilinci ne kadar erken yaşta kazanabilirsek dünyamız için o kadar çok şey yapabiliriz. Bu anlayışla hayata geçirdiğimiz atölyemizle öğrencilere temel bilgilerin yanı sıra iş dünyasından örneklerle yaratılabilecekleri somut etkiyi göstermeye çalışıyoruz. Sürdürülebilirliği çevresel ve ekonomik taraflarının yanında sosyal boyutuyla da ele aldığımız bu programın gençlere çok yönlü bir bakış kazandırdığına inanıyorum. Atölyemize katılan tüm öğrencilere eğitim ve kariyer hayatlarında başarılar diliyorum” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.