Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Üroloji

Kapsül Haber Ajansı - Üroloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Üroloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Erkeklerde Cinsel İşlev Bozuklukları Hangi Yaşta Başlar? Haber

Erkeklerde Cinsel İşlev Bozuklukları Hangi Yaşta Başlar?

Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Berkan Reşorlu'nun uzmanlık alanı kapsamında değerlendirilen erkek cinsel sağlığı sorunlarında, yaşın tek başına belirleyici olmadığı ve altta yatan fiziksel veya psikolojik nedenlerin araştırılması gerektiği önem taşıyor. Erkek cinsel sağlığı, hormonal denge, damar fonksiyonları, sinir sistemi, psikolojik durum ve yaşam tarzı alışkanlıklarının birlikte etkilediği karmaşık bir süreçtir. Cinsel işlevlerde meydana gelen değişiklikler, farklı yaş gruplarında farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Genç erkeklerde performans kaygısı, stres, ilişki sorunları ve psikolojik faktörler cinsel fonksiyonları etkileyebilirken, orta ve ileri yaşlarda diyabet, yüksek tansiyon, damar hastalıkları ve hormonal değişiklikler daha fazla önem kazanabilir. Bununla birlikte genç erkeklerde de organik nedenlere bağlı cinsel fonksiyon bozuklukları gelişebilir. Avrupa Üroloji Derneği'nin (EAU) cinsel ve üreme sağlığı kılavuzlarında, sertleşme bozukluğu sıklığının yaşla birlikte arttığı ancak genç erkeklerde de görülebildiği belirtilmektedir. Bu nedenle cinsel işlev bozukluklarının yalnızca belirli bir yaş grubuna özgü olduğu düşüncesi doğru değildir. Erkeklerde Cinsel İşlev Bozuklukları Kaç Yaşında Başlar? Erkeklerde cinsel işlev bozukluklarının başladığı kesin bir yaş sınırı bulunmamaktadır. Sertleşme bozukluğu, erken boşalma ve cinsel isteksizlik gibi sorunlar 20'li yaşlardan itibaren görülebileceği gibi, ilk kez 40, 50 veya 60 yaşından sonra da ortaya çıkabilir. Cinsel fonksiyon bozukluklarının görülme sıklığı, problemin türüne göre farklılık gösterir. Sertleşme bozukluğu yaş ilerledikçe daha yaygın hale gelirken, erken boşalma genç erkeklerde de görülebilen bir sorundur. Özellikle sertleşme fonksiyonunun damar sağlığıyla yakından ilişkili olması, yaş ilerledikçe ortaya çıkan metabolik ve kardiyovasküler hastalıkların cinsel performans üzerinde etkili olmasına neden olabilir. Ancak yaşın ilerlemesi, her erkeğin mutlaka cinsel işlev bozukluğu yaşayacağı anlamına gelmez. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarına sahip, kronik hastalıkları kontrol altında olan erkekler ileri yaşlarda da tatmin edici bir cinsel yaşam sürdürebilir. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Berkan Reşorlu'nun uzmanlık alanına giren cinsel işlev bozukluklarında, şikâyetin başladığı yaştan çok, sorunun nedeninin ve kişinin yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi önem taşır. 20'li Yaşlarda Sertleşme Bozukluğu Görülür mü? Sertleşme bozukluğu, genç erkeklerde de görülebilen bir cinsel sağlık problemidir. Özellikle 20'li yaşlarda ortaya çıkan sertleşme sorunlarının yalnızca psikolojik nedenlerden kaynaklandığı düşünülse de bu yaklaşım her hasta için doğru değildir. Genç erkeklerde performans kaygısı, yoğun stres, depresyon, ilişki sorunları ve uyku düzensizlikleri sertleşme fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir. Ancak hormonal bozukluklar, bazı ilaçların yan etkileri, sigara kullanımı ve metabolik hastalıklar da sertleşme sorunlarına neden olabilir. Avrupa Üroloji Derneği tarafından değerlendirilen araştırmalarda, yeni başlayan sertleşme bozukluğu nedeniyle ilk kez tıbbi yardım arayan erkeklerin bir bölümünün 40 yaşın altında olduğu bildirilmektedir. Bu bulgu, sorunun yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkmadığını göstermektedir. Genç yaşlarda zaman zaman sertleşme güçlüğü yaşanması, mutlaka kalıcı bir cinsel fonksiyon bozukluğu bulunduğu anlamına gelmez. Ancak şikâyetlerin tekrarlaması veya uzun süre devam etmesi durumunda ürolojik değerlendirme yapılması gerekir. 30'lu Yaşlarda Cinsel Performans Sorunları Neden Ortaya Çıkar? 30'lu yaşlar, erkeklerde iş hayatı, aile sorumlulukları ve günlük yaşam stresinin yoğunlaşabildiği bir dönemdir. Bu süreçte psikolojik yükün artması, uyku düzeninin bozulması ve fiziksel aktivitenin azalması cinsel fonksiyonları etkileyebilir. Özellikle düzensiz uyku, fazla kilo, sigara kullanımı ve hareketsiz yaşam tarzı damar sağlığını olumsuz etkileyerek sertleşme kalitesinde değişikliklere neden olabilir. Bazı erkeklerde ise 30'lu yaşlarda ilk kez hipertansiyon, insülin direnci veya diyabet gibi metabolik sorunlar ortaya çıkabilir. Bu rahatsızlıklar ilerleyen dönemde cinsel işlev bozuklukları açısından risk oluşturabilir. Cinsel istekte azalma yaşayan erkeklerde psikolojik faktörlerin yanı sıra hormonal bozuklukların da değerlendirilmesi gerekebilir. Ancak yalnızca yaşa veya cinsel isteksizlik şikâyetine bakılarak testosteron eksikliği tanısı konulamaz. Bu dönemde ortaya çıkan cinsel fonksiyon değişikliklerinin erken değerlendirilmesi, olası sağlık problemlerinin belirlenmesine yardımcı olabilir. 40 Yaşından Sonra Sertleşme Sorunları Artıyor mu? 40 yaşından sonra erkeklerde sertleşme bozukluğu görülme sıklığında artış gözlenebilir. Bu durum, yaşla birlikte damar fonksiyonlarında meydana gelebilen değişiklikler ve kronik hastalıkların daha yaygın hale gelmesiyle ilişkilidir. Massachusetts Male Aging Study adlı araştırmada, 40–70 yaş arasındaki erkeklerde farklı derecelerde sertleşme bozukluğu görülme oranı yaklaşık yüzde 52 olarak bildirilmiştir. Ancak bu oran, belirli bir araştırma grubunda hafif, orta ve ağır düzeydeki sorunların toplamını göstermekte olup bütün erkek toplumları için aynı sıklığın geçerli olduğu anlamına gelmez. Özellikle yüksek tansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği, obezite ve sigara kullanımı sertleşme bozukluğu açısından önemli risk faktörleri arasında bulunmaktadır. Penisin sertleşmesi için gerekli olan kan akışının yeterli düzeyde sağlanamaması, damarsal kaynaklı sertleşme bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle 40 yaşından sonra yeni başlayan sertleşme sorunlarında yalnızca cinsel fonksiyonların değil, kalp ve damar sağlığının da değerlendirilmesi önemlidir. 50 Yaşından Sonra Cinsel İsteksizlik Normal mi? 50 yaşından sonra erkeklerde hormonal düzeylerde ve cinsel fonksiyonlarda bazı değişiklikler meydana gelebilir. Ancak cinsel isteğin azalması, yaşlanmanın her erkekte ortaya çıkan kaçınılmaz bir sonucu değildir. Testosteron düzeyleri bazı erkeklerde yaşla birlikte azalabilir. Bununla birlikte cinsel isteksizlik, yalnızca testosteron eksikliğiyle ilişkili değildir. Depresyon, stres, uyku bozuklukları, kronik hastalıklar, kullanılan ilaçlar ve partner ilişkileri de cinsel isteği etkileyebilir. Testosteron eksikliğinden şüphelenilen kişilerde tanı, yalnızca laboratuvar sonucuna göre değil, klinik belirtilerle birlikte değerlendirilerek konulmalıdır. Gerekli durumlarda sabah saatlerinde yapılan testosteron ölçümlerinin tekrarlanması gerekebilir. Testosteron tedavisi ise yalnızca uygun tanı kriterlerini karşılayan hastalarda, olası yarar ve riskler değerlendirilerek planlanmalıdır. Özellikle çocuk sahibi olmayı planlayan erkeklerde dışarıdan testosteron kullanımının sperm üretimini baskılayabileceği unutulmamalıdır. 60 Yaşından Sonra Cinsel Yaşam Devam Edebilir mi? İleri yaş, cinsel yaşamın sona ermesi gerektiği anlamına gelmez. Erkeklerde yaşlanmayla birlikte sertleşmenin oluşma süresi, sertleşme kalitesi ve boşalma sonrasındaki toparlanma süresi değişebilir. Ancak bu fizyolojik değişikliklerin tamamı cinsel işlev bozukluğu olarak değerlendirilmez. 60 yaşından sonra cinsel fonksiyonları etkileyen başlıca faktörler arasında diyabet, kalp ve damar hastalıkları, nörolojik rahatsızlıklar, hormonal değişiklikler ve bazı ilaçların yan etkileri yer alabilir. Özellikle kronik hastalıkların kontrol altında tutulması, düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları cinsel fonksiyonların korunmasına katkı sağlayabilir. Cinsel işlev bozukluğu yaşayan ileri yaştaki erkeklerde de uygun tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Tedavi yaklaşımı kişinin genel sağlık durumu, kullandığı ilaçlar ve cinsel fonksiyon beklentilerine göre belirlenir. Bu nedenle ileri yaşlarda ortaya çıkan sertleşme bozukluklarının yalnızca yaşlanmaya bağlanması ve değerlendirme yapılmadan kabul edilmesi doğru değildir. Erken Boşalma Hangi Yaşlarda Daha Sık Görülür? Erken boşalma, erkeklerde farklı yaş gruplarında görülebilen ve boşalma kontrolünün yeterli düzeyde sağlanamamasıyla karakterize olan bir cinsel fonksiyon sorunudur. Yaşam boyu devam eden erken boşalma, kişinin ilk cinsel deneyimlerinden itibaren mevcut olabilir. Sonradan gelişen erken boşalma ise daha önce normal boşalma kontrolü bulunan kişilerde farklı yaşlarda ortaya çıkabilir. Genç erkeklerde cinsel deneyim eksikliği ve performans kaygısı gibi faktörler boşalma kontrolünü etkileyebilir. Bununla birlikte her erken boşalma şikâyetinin psikolojik nedenlerden kaynaklandığı söylenemez. Sonradan gelişen erken boşalmada sertleşme bozukluğu, bazı ürogenital hastalıklar, tiroit fonksiyon bozuklukları ve psikolojik faktörler değerlendirilmesi gereken nedenler arasındadır. Uluslararası Cinsel Tıp Derneği tarafından yapılan sınıflandırmalarda, yaşam boyu devam eden ve sonradan gelişen erken boşalma türleri birbirinden ayrılmaktadır. Bu ayrım, doğru tanı ve tedavi yaklaşımının belirlenmesinde önem taşır. Genç Erkeklerde Cinsel İşlev Bozukluklarının Nedenleri Nelerdir? Genç erkeklerde cinsel işlev bozuklukları çok sayıda fiziksel ve psikolojik faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkabilir. Performans kaygısı, başarısızlık korkusu, depresyon, stres ve ilişki problemleri cinsel işlevler üzerinde etkili olabilir. Ancak psikolojik faktörlerin bulunması, eşlik eden fiziksel bir sağlık sorunu olmadığı anlamına gelmez. Özellikle sigara kullanımı, obezite, hareketsiz yaşam tarzı, bazı ilaçlar ve madde kullanımı sertleşme fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir. Bunun yanında diyabet, hormonal bozukluklar ve nörolojik hastalıklar genç yaşlarda da cinsel fonksiyon sorunlarına neden olabilir. Cinsel işlev bozukluğunun nedeni belirlenirken şikâyetlerin başlangıç zamanı, sıklığı, sabah sertleşmelerinin durumu, mevcut hastalıklar ve kullanılan ilaçlar birlikte değerlendirilir. Genç erkeklerde ortaya çıkan ve tekrarlayan cinsel sağlık sorunlarının yalnızca geçici stres kaynaklı olduğu varsayılmamalıdır. Erkeklerde Testosteron Azalması Kaç Yaşında Başlar? Testosteron, erkeklerde cinsel istek, kas ve kemik sağlığı ile çeşitli fizyolojik fonksiyonların düzenlenmesinde rol oynayan önemli bir hormondur. Testosteron düzeyleri yetişkinlik boyunca değişkenlik gösterebilir. Bazı erkeklerde yaşla birlikte kademeli azalma görülse de bu süreç her bireyde aynı hızda ilerlemez. Fazla kilo, kronik hastalıklar, uyku bozuklukları ve bazı ilaçlar testosteron düzeylerini etkileyebilir. Testosteron eksikliği bulunan erkeklerde cinsel istekte azalma, sabah sertleşmelerinde azalma, enerji düşüklüğü ve bazı fiziksel değişiklikler görülebilir. Ancak bu belirtiler başka sağlık problemlerinde de ortaya çıkabilir. Bu nedenle belirli bir yaşa ulaşan bütün erkeklerde testosteron eksikliği gelişeceği düşünülmemelidir. Hormonal değerlendirme, klinik belirtiler ve bireysel risk faktörleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Testosteron tedavisi ise yalnızca uygun tanı konulan bireylerde değerlendirilmelidir. Cinsel İşlev Bozukluğu Kalp Hastalıklarının İlk Belirtisi Olabilir mi? Özellikle sertleşme bozukluğu, bazı erkeklerde kalp ve damar sağlığıyla ilişkili sorunların erken göstergelerinden biri olabilir. Sertleşmenin gerçekleşebilmesi için penis damarlarının yeterli kan akışını sağlayabilmesi gerekir. Damar yapısında veya fonksiyonlarında bozulma meydana geldiğinde sertleşme kalitesi etkilenebilir. Diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol ve sigara kullanımı hem kalp ve damar hastalıkları hem de sertleşme bozukluğu açısından ortak risk faktörleri arasında yer alır. Damarsal nedenlere bağlı sertleşme bozukluğu bulunan bazı erkeklerde, belirgin kardiyovasküler belirtiler ortaya çıkmadan önce cinsel fonksiyon sorunları gelişebilir. Ancak her sertleşme bozukluğu doğrudan kalp hastalığının göstergesi değildir. Psikolojik, hormonal, nörolojik ve ilaçlarla ilişkili nedenler de değerlendirilmelidir. Özellikle orta yaş ve üzerindeki erkeklerde yeni başlayan sertleşme bozukluğunun kapsamlı şekilde değerlendirilmesi, eşlik edebilecek kardiyovasküler risk faktörlerinin belirlenmesine yardımcı olabilir. Cinsel İşlev Bozukluklarında Hangi Tedaviler Uygulanabilir? Erkeklerde cinsel işlev bozukluklarının tedavisi, mevcut problemin türüne ve altta yatan nedenlere göre planlanır. Sertleşme bozukluğunda yaşam tarzı değişiklikleri, uygun ilaç tedavileri, vakum cihazları veya belirli hastalarda cerrahi yöntemler değerlendirilebilir. Erken boşalma tedavisinde ise davranışsal yaklaşımlar, psikoseksüel destek ve uygun ilaç tedavilerinden yararlanılabilir. Hormonal eksikliklerin bulunduğu hastalarda tedavi, ayrıntılı değerlendirme sonrasında bireysel olarak planlanır. Peyronie hastalığı gibi penis eğriliğine neden olan durumlarda ise hastalığın evresine ve eğriliğin derecesine göre takip, traksiyon uygulamaları veya uygun hastalarda cerrahi tedavi gündeme gelebilir. Her cinsel fonksiyon sorununun aynı tedaviye yanıt vermesi beklenmez. Bu nedenle doğru tanının konulması ve uygulanacak yöntemin kişiye özel olarak belirlenmesi önemlidir. Cinsel İşlev Bozukluklarını Önlemek İçin Neler Yapılabilir? Erkek cinsel sağlığının korunmasında yaşam tarzı alışkanlıkları önemli rol oynar. Özellikle damar sağlığını destekleyen davranışlar sertleşme fonksiyonlarının korunmasına katkı sağlayabilir. Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, sağlıklı vücut ağırlığının korunması ve sigaranın bırakılması, cinsel fonksiyonları etkileyebilen metabolik risk faktörlerinin azaltılmasına yardımcı olabilir. Yeterli uyku ve stres yönetimi de cinsel istek ve performans üzerinde olumlu etkiler sağlayabilir. Bunun yanında diyabet, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği gibi kronik hastalıkların düzenli takip edilmesi önemlidir. İnternet üzerinden satılan ve içeriği doğrulanmamış cinsel performans ürünlerinin bilinçsiz kullanılması ise sağlık açısından risk oluşturabilir. Özellikle kalp hastalığı nedeniyle nitrat içeren ilaç kullanan bireylerde bazı sertleşme bozukluğu ilaçlarının ciddi tansiyon düşüklüğüne neden olabileceği unutulmamalıdır. Cinsel sağlık sorunlarına yönelik ilaç veya takviye kullanımı öncesinde uzman değerlendirmesi yapılması gerekir. Erkeklerde Cinsel İşlev Bozukluklarında Erken Tanı Önem Taşıyor Cinsel işlev bozuklukları farklı yaş gruplarında ortaya çıkabilen ve bireyin yaşam kalitesini etkileyebilen sağlık sorunlarıdır. Özellikle sertleşme bozukluğu, erken boşalma ve cinsel isteksizlik gibi problemlerin tekrarlaması veya uzun süre devam etmesi durumunda altta yatan nedenlerin araştırılması önemlidir. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Berkan Reşorlu'nun uzmanlık alanı kapsamında değerlendirilen erkek cinsel sağlığı hastalıklarında, tedavinin yalnızca yaşa göre değil, hastanın mevcut şikâyetleri, genel sağlık durumu ve eşlik eden hastalıkları dikkate alınarak planlanması gerekir. Genç erkeklerde cinsel fonksiyon sorunlarının yalnızca psikolojik nedenlerden kaynaklandığı, ileri yaştaki erkeklerde ise bu problemlerin kaçınılmaz olduğu düşüncesi doğru değildir. Her yaş grubunda farklı nedenlere bağlı cinsel işlev bozuklukları ortaya çıkabilir ve uygun değerlendirmeyle tedavi seçenekleri belirlenebilir. Erkeklerde cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkması için belirli bir yaş sınırı bulunmamaktadır. Bununla birlikte sertleşme bozukluğunun görülme sıklığı yaş ilerledikçe artmaktadır. Cinsel fonksiyonlarda kalıcı değişikliklerin fark edilmesi, gerekli durumlarda üroloji uzmanına başvurulması ve altta yatan sağlık sorunlarının erken dönemde değerlendirilmesi, hem cinsel sağlığın hem de genel yaşam kalitesinin korunmasında önemli bir rol oynamaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Testis Kanseri Hangi Yaşlarda Görülür? Haber

Testis Kanseri Hangi Yaşlarda Görülür?

Pek çok kanser türünün görülme sıklığı ileri yaşlarda artarken testis kanseri özellikle ergenlik sonrasında ve genç yetişkinlik döneminde ortaya çıkabilmektedir. Hastalığın erken dönemde fark edilmesi ve doğru tedavi yöntemlerinin uygulanması, yüksek tedavi başarısı elde edilebilmesi açısından önem taşır. Prof. Dr. Yılören Tanıdır, testis kanserinin yalnızca ileri yaştaki erkekleri ilgilendiren bir hastalık olmadığını, genç erkeklerin de testis sağlığındaki değişiklikler konusunda bilinçli olmaları gerektiğini vurgulayan değerlendirmelerde bulunuyor. Testisler, erkek üreme sisteminde sperm ve testosteron hormonu üretiminden sorumlu organlardır. Testis kanseri, testis dokusunda bulunan hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucunda gelişir. Erişkinlerde görülen testis kanserlerinin büyük bir bölümü germ hücreli tümörlerden oluşur. Bu tümörler seminomatöz ve nonseminomatöz olmak üzere farklı gruplara ayrılabilir. Tümörün hücresel özellikleri, hastalığın evresi ve yaygınlığı tedavi planlamasında önemli rol oynar. Testis Kanseri En Sık Hangi Yaş Aralığında Görülür? Testis kanseri özellikle 15–35 yaş arasındaki erkeklerde dikkat çeken kanser türlerinden biridir. Bununla birlikte hastalık 15–44 yaş aralığındaki erkeklerde de önemli bir sağlık sorunu olarak değerlendirilmektedir. Testis kanserinin görülme sıklığı tümörün histolojik tipine göre farklı yaş dönemlerinde değişebilir. Nonseminomatöz germ hücreli tümörler genellikle daha genç yaşlarda görülme eğilimindedir. Seminomatöz tümörler ise nispeten daha ileri erişkin yaşlarda da ortaya çıkabilir. Bu nedenle testis kanserinin tek bir yaş grubuyla sınırlandırılması doğru değildir. Çocukluk döneminde testis tümörleri görülebilmekle birlikte bunların biyolojik özellikleri erişkinlerdeki germ hücreli tümörlerden farklı olabilir. İleri yaşlarda da testiste kitle gelişebilir ancak bu dönemde testis lenfoması gibi farklı hastalıkların değerlendirilmesi önem kazanır. Genç erkeklerde testis kanserinin önemi, hastalığın eğitim, çalışma hayatı, aile planlaması ve üreme sağlığı gibi yaşamın önemli dönemlerinde ortaya çıkabilmesidir. Bu nedenle yalnızca kanser tedavisi değil, uzun dönem yaşam kalitesi ve doğurganlık üzerindeki etkiler de dikkate alınmalıdır. Testis kanseri tanısı alan hastaların önemli bir bölümünde etkili tedavi seçenekleri bulunmaktadır. Ancak bu durum hastalığın hafife alınabileceği anlamına gelmez. Erken başvuru ve doğru evreleme, tedavi planının uygun biçimde oluşturulması açısından önemlidir. Testis Kanserinin İlk Belirtileri Nelerdir? Testis kanserinde en sık karşılaşılan ilk belirtilerden biri testiste ağrısız şişlik veya sertlik hissedilmesidir. Bazı hastalar testislerinden birinin diğerine göre büyüdüğünü veya şeklinde değişiklik oluştuğunu fark edebilir. Testiste ele gelen sert bir kitle, normal dokudan farklı bir alan veya zaman içerisinde belirginleşen büyüme değerlendirilmesi gereken bulgulardır. Bununla birlikte testiste saptanan her sertlik ya da şişliğin kanser anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Epididim kistleri, hidrosel, varikosel, enfeksiyonlar ve farklı iyi huylu durumlar da testis bölgesinde değişikliklere neden olabilir. Kesin ayrımın yapılabilmesi için ürolojik muayene ve gerekli görüntüleme yöntemleri önemlidir. Bazı hastalarda testiste ağırlık hissi, hafif ağrı veya kasık bölgesinde rahatsızlık görülebilir. Testis kanseri çoğunlukla ağrısız biçimde ortaya çıksa da ağrı bulunması hastalığı dışlamaz. Ani başlayan şiddetli testis ağrısı ise testis torsiyonu gibi acil müdahale gerektiren bir durumun belirtisi olabilir. Bu nedenle şiddetli ve ani ağrı yaşayan kişilerin gecikmeden acil sağlık değerlendirmesi alması gerekir. İleri evrede bazı hastalarda bel ağrısı, karın bölgesinde şişlik, öksürük veya nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Ancak bu tür yakınmaların gelişmesini beklemek doğru değildir. Testiste yeni fark edilen bir değişiklik erken dönemde araştırılmalıdır. Testis Kanseri Riskini Artıran Faktörler Nelerdir? Testis kanseri açısından en önemli bilinen risk faktörlerinden biri inmemiş testis öyküsüdür. Kriptorşidizm adı verilen bu durumda testislerden biri veya her ikisi doğum sonrasında torbaya normal biçimde inmemiş olabilir. İnmemiş testis nedeniyle çocukluk döneminde cerrahi tedavi uygulanması testisin değerlendirilmesini kolaylaştırabilir ve bazı sağlık risklerini azaltabilir. Bununla birlikte testisin cerrahi olarak normal yerine indirilmesi, kanser riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Daha önce bir testisinde kanser gelişmiş kişilerde diğer testiste yeni bir tümör ortaya çıkma riski genel topluma göre daha yüksek olabilir. Bu nedenle tedavi sonrasında düzenli takip önemlidir. Birinci derece akrabalarda testis kanseri öyküsü bulunması da risk artışıyla ilişkilidir. Özellikle baba veya erkek kardeşte testis kanseri bulunması, bireysel risk değerlendirmesinde dikkate alınmalıdır. Bazı testis gelişim bozuklukları ve belirli genetik özellikler de riskle ilişkili olabilir. Ancak testis kanseri tanısı alan kişilerin önemli bir bölümünde belirgin bir aile öyküsü veya tanımlanmış risk faktörü bulunmayabilir. Cep telefonu kullanımı, dar iç çamaşırı giyilmesi veya günlük yaşamda karşılaşılan birçok alışkanlığın testis kanserine kesin olarak neden olduğu yönünde güvenilir kanıt bulunmamaktadır. Bu nedenle risk değerlendirmesinin bilimsel olarak kabul edilen faktörlere dayanması önemlidir. Genç Erkekler Testis Sağlığını Nasıl Takip Etmeli? Testis kanseri için genel toplumda herkese önerilen standart bir tarama programı bulunmamaktadır. Bununla birlikte erkeklerin testislerinin normal görünümünü ve yapısını tanıması, ortaya çıkan değişikliklerin fark edilmesine yardımcı olabilir. Testislerden birinin diğerinden biraz farklı büyüklükte veya farklı seviyede bulunması normal olabilir. Ancak yeni ortaya çıkan sertlik, büyüme, şekil değişikliği veya açıklanamayan rahatsızlık hissi değerlendirilmelidir. Kişinin testislerinde fark ettiği değişiklikleri uzun süre izleyerek kendi kendine tanı koymaya çalışması uygun değildir. Özellikle sert bir kitle hissedilmesi durumunda üroloji uzmanına başvurulmalıdır. Testis muayenesinde testisin büyüklüğü, kıvamı ve yüzey özellikleri değerlendirilir. Şüpheli durumlarda skrotal ultrasonografi uygulanır. Ultrasonografi testis içindeki solid kitlelerle sıvı içerikli oluşumların ayırt edilmesine yardımcı olabilir. Testis kanserinden şüphelenilen hastalarda alfa-fetoprotein, beta-hCG ve LDH gibi kan belirteçleri değerlendirilebilir. Ancak bu belirteçlerin normal olması testis kanserini tamamen dışlamaz. Tanı sürecinde hastalığın yaygınlığının belirlenmesi için gerektiğinde bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanılabilir. Tedavi planı tümörün özellikleri ve evresine göre oluşturulur. Testis Kanserinde Tedavi ve Üreme Sağlığının Önemi Testis kanserinde ilk tedavi aşamalarından biri çoğu hastada kasıktan yapılan cerrahiyle kanserli testisin çıkarılmasıdır. Radikal inguinal orşiektomi olarak adlandırılan bu işlem, hem tedavi hem de kesin patolojik tanı açısından önemli bir yere sahiptir. Şüpheli testis tümörlerinde skrotum üzerinden biyopsi yapılması genellikle tercih edilmez. Cerrahi yaklaşım tümörün yayılım riskleri ve onkolojik prensipler dikkate alınarak planlanır. Ameliyat sonrasında tümörün tipine ve evresine göre aktif takip, kemoterapi, radyoterapi veya belirli hastalarda ek cerrahi işlemler gündeme gelebilir. Testis kanseri, uygun tedavi uygulandığında yüksek iyileşme oranlarına sahip kanser türleri arasında bulunmaktadır. Tedavinin seçimi yalnızca hastalığın ortadan kaldırılmasını değil, uzun dönem yan etkilerin azaltılmasını da hedefler. Özellikle genç hastalarda doğurganlık önemli bir konudur. Testis kanseri tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar sperm üretimini etkileyebilir. Bu nedenle çocuk sahibi olmayı planlayan hastalarda tedavi öncesinde sperm dondurma seçeneklerinin değerlendirilmesi önemlidir. Tek testisin çıkarılması, diğer testisin sağlıklı olduğu durumlarda çoğu zaman testosteron üretiminin ve doğurganlığın devam etmesine engel olmaz. Ancak her hastanın hormonal ve üreme sağlığı durumu farklı olabilir. Testis kanseri her yaşta görülebilmekle birlikte özellikle genç erkeklerde önem taşıyan bir hastalıktır. Testiste yeni gelişen kitle, sertlik veya şekil değişikliğinin ihmal edilmemesi, erken değerlendirme açısından gereklidir. Genç erkeklerin testis sağlığı konusunda bilinçli olması, belirtileri tanıması ve şüpheli durumlarda zamanında ürolojik değerlendirme alması, doğru tedaviye ulaşma sürecini destekleyebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Azerbaycan'ın En Büyük İlaç Fabrikası Türk Yatırımıyla Faaliyete Geçti Haber

Azerbaycan'ın En Büyük İlaç Fabrikası Türk Yatırımıyla Faaliyete Geçti

Türk ilaç şirketi GEN İlaç öncülüğünde Azerbaycan'da hayata geçirilen Gen Pharma Caucasus Manufacturing Operations ilaç üretim tesisi faaliyete geçti. Azerbaycan'ın en büyük ilaç üretim tesisi olan fabrikanın açılışı, 5 Ekim 2026 tarihinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in katılımıyla gerçekleştirildi. Bakü yakınlarındaki Pirallahı Sanayi Parkı'nda 5,2 hektarlık alanda kurulan tesis, yıllık 60 milyon kutu ilaç ile yaklaşık 2,5 milyar tablet ve kapsül üretim kapasitesine sahip. İki yıldan kısa sürede tamamlanan tesisin, Azerbaycan'ın ilaçta yerel üretim kapasitesinin güçlendirilmesine ve ülkenin stratejik sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasına önemli katkı sağlaması hedefleniyor. Gen Pharma Caucasus Manufacturing Operations'ın ortaklık yapısında GEN İlaç yüzde 66 ile ana yatırımcı olarak yer alırken, Azerbaycan Ekonomi Bakanlığı'na bağlı Azerbaycan İş Geliştirme Fonu yüzde 29, SIA Pharmaceuticals ise yüzde 5 paya sahip. Toplam proje değeri 113,9 milyon manat olan yatırım, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ekonomik ve stratejik iş birliğinin sağlık sektöründeki önemli örneklerinden birini oluşturuyor. "Yatırım yapmaya, sağlık için üretmeye ve büyümeye devam ediyoruz" GEN Yönetim Kurulu Başkanı Abidin Gülmüş, yatırımla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: "Dünyada ve bölgemizde yaşanan zorlu gelişmelere rağmen GEN olarak yatırım yapmaya, sağlık için üretmeye ve sürdürülebilir şekilde büyümeye devam ediyoruz. Azerbaycan'da hayata geçirdiğimiz bu tesis, yalnızca yeni bir üretim yatırımı değil; Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü iş birliğinin sağlık alanındaki somut bir yansıması ve GEN'in uluslararası büyüme yolculuğunda önemli bir kilometre taşıdır. Önceliğimiz, Azerbaycan sağlık sisteminin ihtiyaç duyduğu, hayati öneme sahip ilaçların yerel üretimini gerçekleştirmek. Bununla birlikte buradaki üretim gücünü zaman içerisinde bölge ülkelerine de taşıyarak daha geniş bir coğrafyada hastaların ilaca erişimine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bilim, üretim ve güçlü iş birliklerinden aldığımız güçle global ölçekte faaliyet gösteren bir ilaç şirketi olma hedefimize emin adımlarla ilerliyoruz." İlk hedef 2027'de 50 ilaç Tesiste öncelikli olarak Azerbaycan sağlık sisteminin ihtiyaç duyduğu ilaçların yerel olarak üretilmesi planlanıyor. Kardiyoloji, nöroloji, üroloji, diyabetoloji ve gastroenteroloji başta olmak üzere farklı tedavi alanlarında kullanılan ilaçların yanı sıra ağrı kesici ve antibiyotiklerin de üretimi gerçekleştirilecek. Tesis için belirlenen ilk önemli hedef, 2027 yılı içerisinde 50 ilacın üretime alınması. Orta vadeli planda ise üretim kapasitesinin ve ürün çeşitliliğinin hızla artırılarak beş yıl içerisinde 500'ün üzerinde ilacın üretiminin yerelleştirilmesi hedefleniyor. Azerbaycan'dan bölge ülkelerine ihracat hedefi Gen Pharma Caucasus Manufacturing Operations yalnızca Azerbaycan pazarına yönelik bir üretim tesisi olarak değil, bölgesel bir ilaç üretim ve ihracat üssü olarak konumlandırılıyor. Tesiste üretilecek ilaçların Azerbaycan iç pazarının yanı sıra Özbekistan, Kazakistan, Gürcistan ve diğer ülkelere ihraç edilmesi planlanıyor. Böylece tesisin Azerbaycan'ın ilaç üretim kapasitesinin geliştirilmesinin yanında ülkenin bölgesel ilaç tedarik zincirindeki rolünün güçlendirilmesine de katkıda bulunması amaçlanıyor. Yıllık 60 milyon kutu üretim kapasitesi Yüksek teknolojiyle donatılan tesiste ABD, Japonya, Almanya, İsviçre, Çin, Danimarka, İsveç ve Türkiye'nin önde gelen üreticilerine ait ekipmanlar kullanılıyor. 5,2 hektarlık alan üzerine kurulan fabrikanın yıllık üretim kapasitesi 60 milyon kutuya, tablet ve kapsül bazında ise yaklaşık 2,5 milyar adede ulaşıyor. Tesiste 178 kişiye sürekli istihdam sağlanması öngörülüyor. Üretimin yanı sıra bilimsel gelişim ve nitelikli insan kaynağının desteklenmesi de yatırımın önemli bileşenleri arasında yer alıyor. Tesis bünyesinde Karabağ Üniversitesi ve Azerbaycan Tıp Üniversitesi için resmi eğitim üsleri oluşturularak eğitim ve bilimsel iş birliklerinin geliştirilmesi hedefleniyor. Türkiye-Azerbaycan iş birliğinde yeni bir stratejik adım GEN'in Azerbaycan yatırımı, şirketin uluslararası büyüme yolculuğunda önemli bir üretim adımı olurken, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü ekonomik ilişkilerin sağlık ve ilaç sanayisindeki yansımasını da ortaya koyuyor. Hayati öneme sahip ilaçların yerel üretiminin artırılması, ürün portföyünün hızla genişletilmesi ve Azerbaycan'dan çevre ülkelere ihracat yapılması hedefleri doğrultusunda tesisin, önümüzdeki dönemde bölgenin önemli ilaç üretim merkezlerinden biri haline gelmesi amaçlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Astellas T-MEA Etik ve Uyum İş Ortağı Yelda Yeşiltepe Oldu Haber

Astellas T-MEA Etik ve Uyum İş Ortağı Yelda Yeşiltepe Oldu

Dünya genelinde 150 milyondan fazla hastaya ulaşan Tokyo merkezli ilaç şirketi Astellas'ın üst düzey yönetim kadrosuna deneyimli bir isim katıldı. İlaç sektöründe 20 yılı aşkın tecrübesi bulunan Yelda Yeşiltepe, Astellas T-MEA Bölgesine (Türkiye, Orta Doğu ve Afrika) Etik ve Uyum İş Ortağı olarak atandı. 14 Eylül 2026 itibarıyla yeni görevine resmi olarak başlayan Yeşiltepe, Astellas bünyesinde kritik bir sorumluluk üstlenecek. Yeni rolü kapsamında T-MEA Liderlik Ekibi'nde de yer alacak olan Yelda Yeşiltepe, bölge genelindeki tüm ülkelerin etik ve uyum süreçlerinin yönetiminden ve stratejilerinden sorumlu olacak. İlaç sektöründeki köklü kariyeri boyunca çok sayıda başarılı çalışmaya imza atan Yeşiltepe'nin, Astellas'ın küresel standartlarını ve etik ilkelerini T-MEA bölgesinde daha da güçlendirmesi hedefleniyor. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu Yeşiltepe, kariyeri boyunca etik ve uyumun yanı sıra araştırma ve geliştirme ve farmakovijilans alanlarında da farklı sorumluluklar üstlendi. İlaç sektöründe 20 yılı aşkın deneyime sahip olan Yeşiltepe, kariyerinin son 14 yılını bir AbbVie şirketi olan Allergan Aesthetics'te geçirdi. Ayrıca Avrupa ve Kanada Bölgesi bünyesinde Türkiye, İtalya, Yunanistan, İspanya ve Portekiz'den sorumlu Güney Bölgesi Uyum Direktör Yardımcısı olarak görev yaptı. Astellas Hakkında: Astellas, hastalar için değer yaratmayı hedefleyen; kendini yenilikçi bilimi dönüştürmeye adamış, küresel bir yaşam bilim şirketidir. Şirket, onkoloji, oftalmoloji, üroloji, immünoloji ve kadın sağlığı alanlarında dönüştürücü tedaviler sunmaktadır. Ar-Ge programları aracılığıyla Astellas, karşılanmamış tıbbi ihtiyaçların yüksek olduğu hastalıklara yönelik yeni sağlık hizmetleri çözümlerine öncülük etmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Böbrek Sağlığı Korumak için 8 Altın Kural Haber

Böbrek Sağlığı Korumak için 8 Altın Kural

Buna rağmen böbrek hastalıkları dünyada giderek artan bir halk sağlığı sorunudur. Kronik böbrek hastalığı, dünya nüfusunun yaklaşık %10’unu etkileyen yaygın bir hastalık olup, çoğu zaman erken dönemde belirti vermez. Diyabet ve hipertansiyon ise son dönem böbrek yetmezliğinin en sık nedenleri arasında yer almaktadır. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Op. Dr. Adil Güçal Güçlü,‘’12 Mart Dünya Böbrek Günü’’ nedeniyle böbrek sağlığının korunması için önemli önerilerde bulundu. Böbrek sağlığının korunması için günlük yaşamda bazı önlemler alınmalıdır. Bunlar şöyle özetlenebilir: Yeterli Su Tüketimi: Böbrekler, vücuttaki atık maddeleri, idrar yoluyla uzaklaştırmak için suya ihtiyaç duyar. Günde ortalama 2-3 litre su içmek, toksinlerin atılmasını hızlandırır ve böbrek taşı oluşumunu mekanik olarak engeller. Böbrek Hastalığı Belirtilerini Bilmek: İdrarda gözle görülür kanama, şiddetli ve kıvrandırıcı yan ağrısı veya sık tekrarlayan idrar yolu iltihapları varsa acilen bir üroloji bölümüne başvurulmalıdır. Düzenli Taramalar: Özellikle 50 yaş üstü erkekler, idrar yapma zorluğu hissetmeseler bile böbrek ve prostat sağlığının kontrolü için yılda bir kez üroloji muayenesi ve ultrasonografi yaptırmalıdır. Kan Şekeri Kontrolü: Diyabet (şeker hastalığı), dünyada son dönem böbrek yetmezliğinin bir numaralı nedenidir. Kanda sürekli yüksek seyreden şeker, böbreğin süzgeç görevi gören ince damar yumaklarına zarar verir. Şeker hastaları kan şekerini katı şekilde kontrol altında tutmalıdır. Tansiyon Kontrolü ve Tuz Kısıtlaması: Yüksek tansiyon (hipertansiyon), böbrek yetmezliğinin ikinci en sık nedenidir. Basıncı artmış kan akımı böbrek damarlarını yırtar ve daraltır. Günlük tuz tüketimi 5 gramın (1 çay kaşığı) altında tutulmalıdır. Bilinçsiz İlaç Kullanımından Kaçınmak: Reçetesiz satılan ve toplumda sık kullanılan ağrı kesiciler (romatizma ilaçları, NSAİİ grubu), uzun süreli veya yüksek dozda kullanıldığında doğrudan böbrek hücrelerini öldüren zehirli etki gösterir. İlaçlar hekim onayı olmadan kullanılmamalıdır. Sigara ve Tütün Ürünlerinden Uzak Durmak: Sigara, böbreklere giden kan damarlarını daraltarak böbreğin oksijensiz kalmasına neden olur. Aynı zamanda böbrek hücrelerinin DNA yapısını bozarak böbrek kanserine doğrudan zemin hazırlar. Düzenli Egzersiz ve Kilo Kontrolü: Obezite, böbreklerin vücudu temizleyebilmek için normalden fazla çalışmasına neden olur. Bu aşırı çalışma hali zamanla böbreği yorar ve tüketir. Düzenli fiziksel aktivite hem kilo kontrolü sağlar hem de tansiyon ve diyabet riskini düşürür. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir Haber

Sırt Ağrısı Mesane Kanseri Habercisi Olabilir

50 yaşın üzerindeki bireylerde görülme riski daha fazla olan mesane kanserinin en önemli sebepleri arasında sigara kullanımı geliyor. Ağrısız şekilde idrarda kan görülmesi ile kendisini belli eden ve erken tedavi edilmediği takdirde mesane duvarının tüm katmanlarını tutabilen mesane kanseri, hayati risk faktörünü artıran daha agresif bir tabloya dönüşebiliyor. Mesane kanserinin tedavisinde son yıllarda robotik cerrahi önemli bir seçenek olarak tercih ediliyor. Robotik sistektomi ve tamamen kapalı yöntemle gerçekleştirilen yapay mesane uygulamaları hasta konforunu artırabiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Eyüp Veli Küçük, mesane kanseri ve robotik cerrahi uygulamaları hakkında bilgi verdi. Bu belirtileri ciddiye alın! Mesane, böbreklerden gelen idrarın depolandığı kas yapısında bir organdır. Mesane kanseri ise bu organın iç yüzeyini döşeyen hücrelerin kontrolsüz çoğalmasıyla ortaya çıkar. Hastalığın en sık görülen belirtisi idrarda ağrısız kanamadır. Tanı, genellikle sistoskopi ve patoloji incelemesi ile konulur. Erken evrelerde tümör yalnızca mesanenin yüzeysel kısmında sınırlı olabilir; ancak ilerleyen dönemlerde mesane duvarının tüm katmanlarını tutarak çevre organlara yayılabilir. Bu durumda hastalığı tamamen kontrol altına almak için radikal sistektomi, yani mesanenin cerrahi olarak çıkarılması gerekebilir. Bu nedenle mesane kanseri yayılmadan bu belirtiler dikkate alınarak hızlı bir şekilde uzman bir doktora başvurulması gerekir; İdrarda kan Ayaklardaki şişlikSırt ağrısıKilo kaybı Robotik cerrahiyle tümör eksiksiz çıkarılır ve çevre dokular korunur Mesane kanserinin tedavisi günümüzde robotik cerrahi sistemlerinin gelişmesiyle küçük kesilerden, kapalı yöntemle yapılabilmektedir. Robotik sistektomi sırasında cerrah, hastanın vücuduna yerleştirilen robotik kolları bir konsoldan yönetir. Bu teknoloji cerraha üç boyutlu büyütülmüş görüntü, milimetrik hareket hassasiyeti, titremeyi filtreleyen yüksek stabilite sağladığı için hem tümörün eksiksiz çıkarılması hem de çevre dokuların korunması güvenli hale gelir. Robotik cerrahi, kan kaybının azalmasına, yara enfeksiyonu riskinin düşmesine ve hastanın çok daha hızlı iyileşmesine olanak tanır. Kapalı yöntemle yapay mesane oluşturuluyor Mesanenin çıkarılmasından sonra idrarın vücuttan doğal yolla atılabilmesi için yeni bir yol oluşturmak gerekir. Bağırsaktan yapay bir mesane (ortotopik neomezane) yapılması yaşam konforunu korumaktadır. Robotik cerrahi ile bu işlem tamamen kapalı yöntemle gerçekleştirilebilir. Kapalı olarak yapay mesane oluşturulmasına “intrakorporeal ortotopik mesane” adı verilir. İnce bağırsaktan kısa bir segment alınarak özel bir teknikle yeni bir mesaneye dönüştürülür ve üretra yani idrar kanalına bağlanır. Böylece hasta, ameliyat sonrası doğal yoldan idrar yapmaya devam edebilir. Bu işlemin intrakorporeal, yani organların dışarı çıkarılmadan tamamen vücut içinde şekillendirilerek yapılması, robotik cerrahinin ileri düzey uygulamalarından biri olarak kabul edilir. Her hastaya ve tümör özelliklerine göre özel bir cerrahi planlama yapılır Robotik sistektomi ve intrakorporeal ortotopik mesane oluşturulması özellikle kas tabakasına ilerlemiş ama uzak organlara yayılmamış mesane kanserlerinde, uygun böbrek fonksiyonlarına sahip hastalarda, genel sağlık durumu ameliyata elverişli kişilerde tercih edilebilen bir yöntemdir. Cerrahi planlama her hastanın tümör özelliklerine ve genel durumuna göre bireysel olarak yapılır. Mesane kanserinde robotik cerrahinin 6 avantajı Estetik avantaj: Cerrahi izler minimaldir.Az kan kaybı ve ağrı: Küçük kesiler nedeniyle doku hasarı en aza iner.Hızlı iyileşme: Hastalar genellikle birkaç gün içinde mobilize olur ve kısa sürede günlük yaşamlarına döner.Düşük enfeksiyon ve komplikasyon riski: Kesi, yara alanı daha küçüktür, böylelikle yara enfeksiyonu riski de düşer.Hassas operasyon: Yüksek çözünürlüklü görüntü ve titremeyi engelleyen robot kolları sayesinde sinir ve damar yapıları iyi korunabilir. Bu durum özellikle idrar kontrolü ve cinsel fonksiyon açısından önemlidir.Tamamen kapalı yapay mesane: Bağırsakların dışarı çıkarılmadan şekillendirilmesi, bağırsak fonksiyonlarının hızlı toparlanmasını sağlar.

Türk Ürologlar, Robotik Cerrahide Dünya Klasmanında Haber

Türk Ürologlar, Robotik Cerrahide Dünya Klasmanında

Uluslararası Üroloji Araştırmaları Derneği (IURES) Başkanı Prof. Dr. Fatih Atuğ, Uluslararası Üroloji Araştırmaları Derneği’nin (International UrologicResearchSociety-IURES) Hilton Dalaman Sarıgerme Muğla’da, 6-9 Kasım tarihlerindedüzenlediği 2025 Yıllık Kongre IURES 2025 KONGRESİ’nde alanlarında dünya lideri ulusal ve uluslararası bilim insanlarının yer alacağını söyledi. Kongrede, “Canlı Cerrahiler, Konuşmalar, Paneller, Video Oturumları, Sözlü ve Poster Sunumları ve Uygulamalı 3D ve Robotik Kurslar” ile yeni bilimsel çalışmaların yer alacağı bilgisini veren Atuğ, yapay zeka teknolojilerinin de bu alanda kullanıldığını aktardı. Kongre merkezinden robotik sistem kullanılarak operasyonun yapıldığı ameliyathaneye canlı bağlantı gerçekleştirileceğini belirten Atuğ, “Kongrede, dünya genelinde kullanılan tüm mevcut robotik cerrahi sistemleri bir arada sunulacaktır. Üroloji ameliyatlarında kullanılan robotlar, yakından incelenebilecek ve deneyimleme fırsatı sunulacaktır.” Dedi. Atuğ, “Türkiye ve Türk cerrahlar, artık robotik cerrahide yabancı meslektaşlarına başarılı operasyon örnekleriyle bu alanda tıbba ivme kazandırmakta ve öncü rol oynamaktadır.” Değerlendirmesinde bulundu. Uluslararası Üroloji Araştırmaları Derneği (IURES) Başkan Yardımcısı ve IURES 2025 Kongre Başkanı, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Emre Huri de kongreye toplamda yaklaşık 500 bilim insanının katıldığını aktararak, “Konuşmacılar dahil 475 yerli, yurt dışından ise 25 konuşmacı katılım sağlamaktadır.” dedi. Kongre süresince toplam 15 oturum ve 11 kurs düzenleneceğini dile getiren Huri, “Ayrıca iki gün boyunca uygulamalı (hands-on) eğitim programı gerçekleştirilecek. Bu eğitimlerde katılımcılar robotik cerrahi, endoürolojik teknikler ve lazer uygulamaları gibi konularda birebir deneyim kazanma fırsatı sağlanacaktır.” bilgisini paylaştı. Kongrede toplam 5 canlı cerrahi gerçekleştirileceğini de anlatan Huri, “Canlı cerrahiler sırasında, oturum moderatörleri aracılığıyla katılımcılardan gelen sorular anlık olarak iletilecek ve cerrahlar tarafından yanıtlanacak. Böylece eğitimsel içerik ve etkileşim eş zamanlı sürdürülecektir.” diye konuştu. Prof. Dr. Huri, bu alanda Türk hekimlerinin başarısına değinerek, “Türk hekimleri, artık robotik cerrahide yalnızca uygulayıcı değil, eğitici konumundadır.” değerlendirmesinde bulundu. Uluslararası Üroloji Araştırmaları Derneği (IURES) Genel Sekreteri ve IURES 2025 Kongre Başkanı Prof. Dr. Erdem Canda ise “Türk ürologlar, başta robotik renal transplantasyon, radikal prostatektomi, taş cerrahisi ve rekonstrüktif cerrahi olmak üzere birçok alanda dünya çapında deneyim sahibi olmuş, eğitim veren bir konuma ulaşmıştır.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.