Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Üsküdar Üniversitesi

Kapsül Haber Ajansı - Üsküdar Üniversitesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Üsküdar Üniversitesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Üsküdar Üniversitesi SHMYO'da 3+1 Dönemi Başlıyor! Haber

Üsküdar Üniversitesi SHMYO'da 3+1 Dönemi Başlıyor!

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı tarafından ön lisans programları için hayata geçirilen 3+1 İşletmede Mesleki Eğitim (İME) Modeli, 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nda 8 programda uygulanmaya başlanıyor. Eğitim ile sektör arasındaki köprü güçleniyor Sağlık alanında nitelikli ara insan gücü yetiştirmeyi hedefleyen Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, yeni eğitim modeliyle öğrencilerini yalnızca akademik bilgiyle değil, aynı zamanda güçlü bir saha deneyimiyle mezun etmeyi amaçlıyor. Yeni model kapsamında öğrenciler, ilk üç dönem boyunca üniversitede teorik bilgi ve uygulamalı eğitim alacak, son dönemlerini ise tam zamanlı olarak sektörün içinde geçirerek gerçek çalışma ortamlarında mesleki deneyim kazanacak. Böylece öğrenciler, mezun olmadan önce iş hayatını yakından tanıyacak, bilgi ve becerilerini uygulamaya dönüştürecek ve kariyerlerine önemli bir avantajla başlayacak. Mezun olmadan deneyim kazanacaklar 3+1 İşletmede Mesleki Eğitim (İME) Modeli kapsamında öğrenciler, ilk 3 dönem boyunca üniversitede teorik bilgi ve uygulamalı mesleki eğitimlerini alırken, son dönemlerini ise tam zamanlı olarak sektörün içinde, gerçek çalışma ortamlarında geçirerek mesleki deneyim kazanacak. Model sayesinde öğrenciler, mezun olmadan önce çalışma hayatını deneyimleme fırsatı bulacak; bilgi ve becerilerini gerçek iş ortamında geliştirerek mesleki yetkinliklerini artıracak ve kariyerlerine güçlü bir başlangıç yapacak. Aynı zamanda üniversite-sektör iş birliği güçlenecek, mezunlarımızın istihdam edilebilirliği önemli ölçüde artacak. 8 programda uygulanacak 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nda 3+1 İşletmede Mesleki Eğitim Modeli uygulanacak programlar şunlar; “Biyomedikal Cihaz Teknolojisi, Eczane Hizmetleri, Gıda Teknolojisi, Laboratuvar Teknolojisi, Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği, Optisyenlik, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler ve Yaşlı Bakımı.” "İş hayatına hazır mezun" hedefi 3+1 İşletmede Mesleki Eğitim Modeli ile öğrenciler, ilk üç dönemde üniversitede aldıkları teorik ve uygulamalı eğitimi son dönemde iş yaşamında pekiştirecek. Böylece mezun olduklarında yalnızca diplomaya değil, aynı zamanda gerçek iş deneyimine de sahip olacak. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, bu uygulamayla öğrencilerini sektörün ihtiyaç duyduğu bilgi, beceri ve deneyime sahip sağlık profesyonelleri olarak yetiştirmeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ Meslekleri Değil, Kullanmayanları Geride Bırakacak! Haber

Yapay Zekâ Meslekleri Değil, Kullanmayanları Geride Bırakacak!

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, yapay zekânın dönüştürdüğü yeni dünyada üniversitelerin rolünü değerlendirdi. "Üniversiteler artık küresel rekabet ekosisteminin bir parçası" Tercih maratonunun devam ettiği bu günlerde "Geleceğin Meslekleri ve Yapay Zekâ Devrimi" konusunu değerlendiren Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, "Üniversite bir ekosistemdir. Bu ekosistemin akademisyenleri, öğrencileri ve üniversite-sanayi iş birlikleri gibi birçok bileşeni vardır. Birinci nesil üniversiteler bilgi aktarmaya odaklıydı. İkinci nesil üniversiteler Ar-Ge odaklı hale geldi. Üçüncü nesil üniversiteler ise üretilen bilginin ürüne dönüşmesini hedefleyen girişimcilik odaklı kurumlara dönüştü. Bugün ise dördüncü nesil üniversiteler girişimciliğin küresel ağlar içerisinde rekabet edebilmesini destekleyen yapılara dönüştü." dedi. Bu dönüşümün öğrencilerin eğitim anlayışını da değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bu dönüşen ekosistemin içerisinde öğrencilerimizin akademisyenlerle, sanayiyle ve diğer paydaşlarla doğru ilişki kurmasını sağlamak zorundayız. Çünkü artık mezuniyet sadece diploma almak anlamına gelmiyor." diye konuştu. "İyi proje yazabilmek geleceğin en önemli yetkinliklerinden biri" Projelerin geleceğin mesleklerinde belirleyici rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, "Bir projenin dört temel özelliği vardır. Özgün olması gerekir. Bilimsel yöntemlere dayanması gerekir. Yaygınlaştırılabilir olması gerekir. Elde edilen sonuçların da tekrar üretilebilir olması gerekir. Öğrencilerimizin bu yetkinlikleri kazanması için birinci sınıftan itibaren sistematik şekilde ilerleyen bir eğitim modeli uyguluyoruz." ifadesinde bulundu. "Proje kültürü birinci sınıfta başlıyor" Üsküdar Üniversitesi'nde proje temelli eğitimin öğrencilerin ilk yılından itibaren başladığını anlatan Prof. Dr. Ergüzel, "İlk olarak Üniversite Kültürü dersini veriyoruz. Üniversite nedir, öğrenciden beklenti nedir, üniversitenin hayata katacağı değerler nelerdir; bunları konuşuyoruz. Ardından Girişimcilik ve Proje Kültürü dersimiz geliyor. Üçüncü sınıfta projeli seçmeli derslerimiz var. Son sınıfta ise öğrencilerimiz mezuniyet projelerini hazırlıyor. Böylece dört yıl boyunca adım adım gelişen bir proje kültürü oluşturuyoruz." şeklinde konuştu. "BrainPark'tan öğrenci kulüplerine kadar güçlü bir ekosistem kurduk" Üniversite bünyesinde yalnızca derslerle değil, farklı platformlarla da öğrencilerin desteklendiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Üniversitemizin içerisinde bir kuluçka merkezimiz var. BrainPark'ımız var. Ar-Ge çalışma gruplarımız var. Öğrenci kulüplerimiz var. Dolayısıyla öğrencilerimiz ilgi alanlarına göre hem akademik hem girişimcilik hem de araştırma açısından çok geniş destek mekanizmalarından yararlanabiliyor." dedi. "İş bulma kaygısı son derece doğal" Üniversite adaylarının en büyük endişelerinden birinin mezuniyet sonrası istihdam olduğunu belirten Prof. Dr. Ergüzel, "İş bulabilme kaygısının öncelikli olması son derece doğal. Çünkü üniversite sonrasında bir iş hayatı, aile hayatı ve kariyer planı var. Bizler de öğrencilik dönemimizde aynı kaygıları yaşadık. Üniversitenin görevi bu süreçte öğrenciye doğru rehberlik etmektir." diye konuştu. "Bilgiyi ürüne dönüştürebilen öğrenciler öne çıkıyor" Sadece teorik bilgiye sahip olmanın artık yeterli olmadığını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, "İş hayatında yalnızca bilgi ölçülmüyor. Bilgiyi ürüne dönüştürebilme, uygulamaya geçirebilme becerileri de değerlendiriliyor. Bu nedenle öğrencilerimizin bu deneyimi mezun olduktan sonra değil, üniversite yıllarında kazanmasını hedefliyoruz." şeklinde konuştu. Bilim Fikir Festivali öğrencileri geleceğe hazırlıyor Üniversitede düzenlenen Bilim Fikir Festivali ve Hackathon organizasyonlarının öğrencilerin gelişimine önemli katkılar sağladığını belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bilim Fikir Festivali ve Hackathon gibi rekabetçi uygulamalar öğrencilerimize çok önemli deneyimler kazandırıyor. Özellikle Hackathon'larda önemli başarılar elde eden öğrencilerimizin mesleki gelişimlerine büyük katkılar sağlandığını görüyoruz." ifadesinde bulundu. "Proje kültürü lise yıllarında başlamalı" Bilim Fikir Festivali'nin yalnızca üniversite öğrencilerine değil lise öğrencilerine de hitap ettiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bu süreci sadece üniversite yıllarıyla sınırlamıyoruz. Bilim Fikir Festivali'ni lise öğrencilerine taşımamızın temel nedeni; proje yazma kültürünü erken yaşlarda kazandırmak. Bir problemle karşılaşıldığında bunu sistematik biçimde çözebilme yaklaşımını lise döneminde kazanan öğrenciler üniversiteye çok daha hazırlıklı geliyor." dedi. "TÜBİTAK ve TÜSEB destekli öğrenci projelerimiz var" Üsküdar Üniversitesi öğrencilerinin ulusal ve uluslararası fonlardan destek alan çok sayıda projeye imza attığını belirten Prof. Dr. Ergüzel, şöyle devam etti: "Üniversitemizin TÜBİTAK, TÜSEB gibi ulusal kuruluşların yanı sıra uluslararası fon sağlayıcılar tarafından desteklenen çok sayıda öğrenci projesi bulunuyor. İyi bir bölümde okumak tek başına yeterli değil. Eğer bunu güçlü projelerle ve uluslararası iş birlikleriyle desteklerseniz mezuniyet sonrasında çok önemli avantajlar elde ediyorsunuz. Proje yazmak sadece bilimsel çalışma yapmak değildir. Aynı zamanda proje içerisindeki ekip arkadaşlarınızla, ortaklarınızla ve paydaşlarınızla iletişimi yönetmeyi de öğrenirsiniz. Bu nedenle proje deneyimi öğrencilerin iletişim becerilerini geliştiren çok önemli bir eğitim sürecidir." "Yapay zekâ her mesleği dönüştürüyor" Yapay zekânın bazı mesleklerde doğrudan, bazılarında ise destekleyici rol üstlendiğini belirten Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, "Yapay zekâyı yoğun kullanan meslekler olduğu gibi onu destekleyici araç olarak kullanan meslekler de var. Burada ayırt edici unsur ister sağlık bilimleri, ister mühendislik, ister sosyal bilimler olsun, o alana özgü yetkinliklerin güçlü şekilde kazandırılmasıdır. Üniversitelerin temel görevi de tam olarak budur." diye konuştu. "Üniversite sadece bilgi veren kurum değil, değer inşa eden bir ekosistem" Üsküdar Üniversitesi'nde öğrencilerin eğitim yolculuğunun planlı ve aşamalı biçimde kurgulandığını anlatan Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, şöyle konuştu: "Üniversite Kültürü ile başlıyoruz, Girişimcilik ve Proje Kültürü ile olgunlaştırıyoruz, Projeye Dayalı Seçmeli Ders ve mezuniyet projesiyle tamamlıyoruz. Bunun yanında üniversitemizin değer odaklı ayağında 24 Altın Değer yaklaşımı bulunuyor. Üniversitenin temel misyonu eğitim vermek olmakla birlikte aslında siz adayı iş hayatına, topluma ve dünyaya hazırlıyorsunuz. Çok iyi bir mühendis yetiştirmek kıymetlidir ama değerleri olan bir mühendis yetiştirdiğiniz zaman geliştirdiği yazılımla, yaptığı uygulamayla topluma katkı sağlayan bir birey haline gelir. Önceliğimiz sadece iyi bir mühendis ya da iyi bir sağlık bilimci yetiştirmek değil; değer odaklı bireyler yetiştirmektir." "Yapay zekâ bir tehdit değil, güçlü bir iş ortağı" Yapay zekânın bazı alanlarda istihdamı dönüştüreceğini ancak asıl farkı teknolojiyi etkin kullananların oluşturacağını söyleyen Prof. Dr. Ergüzel, şöyle devam etti: "Yapay zekânın bazı mesleklerdeki istihdam alanını daraltacağı muhakkak. Ancak endişe edilmesi gereken şey yapay zekâ mesleği alacak mı sorusu değil. Yapay zekâyı doğru kullananlar, hiç kullanmayan veya zayıf kullanan meslektaşlarının önüne geçecekler. Eğer yapay zekâ araçlarını iyi kullanabiliyorsanız istihdam anlamında avantajlı olacaksınız. Mutlak surette birkaç yıl içerisinde yapay zekâ araçlarına hâkim olmayan, bunu bir iş ortağı olarak kullanmayan herhangi bir meslek alanı kalmayacak. Dolayısıyla yapay zekâ bir tehdit değil, zaman kazandıran, analiz gücü sağlayan, işleri kolaylaştıran güçlü bir iş ortağıdır. Yapay zekâyı tehdit olarak görmek yerine fırsat olarak görmek ve bu aracı sağlıklı kullanmak gerekiyor." "Klasik CV dönemi sona eriyor" İş dünyasının artık klasik öz geçmişlerden çok dijital portfolyolara önem verdiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Artık adaylardan beklentimiz klasik öz geçmişlerden ziyade dijital öz geçmişlerini hazırlamaları. Öğrenci üniversite hayatında hangi projelerde yer aldı, neler öğrendi; bunları CV formatına sığdırmak mümkün olmayabiliyor. Dijital öz geçmişlerinde yaptıkları projelerin videolarını koyabilir, kendilerini anlatabilirler. Öz geçmiş dediğiniz şey sadece metinden ibaret olmamalı. Videolar da olmalı. Lise döneminden itibaren yaptığı projeleri, aldığı ödülleri, nasıl geliştirdiğini anlatan bir dijital portfolyo mezuniyet sonrasında istihdam açısından önemli avantaj sağlayacaktır." dedi. "Üniversite seçerken ayırt edici özelliği sorgulayın" Tercih dönemindeki adaylara da seslenen Prof. Dr. Ergüzel, "Aday öğrenciler öncelikle bir üniversitenin ayırt edici özelliğinin ne olduğunu sorgulamalı. Sonrasında bölüm özelindeki farklılıkları değerlendirmeli. Bunun en doğru yolu üniversiteye gelmek, akademisyenleri ve öğrencileri dinlemektir." ifadesinde bulundu. "Üniversite geleceğe yapılan en önemli yatırımdır" Üniversite tercihinin hayatın en kritik yatırımlarından biri olduğunu belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Üniversite geleceğe yapılan bir yatırımdır. Geleceğinize yatırım yaparken doğru yatırım danışmanı, doğru akademisyen ve doğru üniversiteyle bu süreci yürütmek gerekir. Bir üniversitenin öğrenciye kazandırması gereken üç temel özellik vardır; öz güven, liderlik becerisi ve iletişim. Her öğrencimizin farklı meziyetleri var. Bunların ortaya çıkmasını sağlayan proje geliştirme ortamları, öğrenci kulüpleri, sosyal etkinlikler ve hackathonlar üniversitede mutlaka bulunmalıdır. Amaç her öğrencinin kendine özgü becerisini ortaya çıkarmaktır." şeklinde konuştu. "Hayatın zorluklarına hazırlayan üniversiteler fark oluşturacak" Diploma almanın mücadelenin sonu olmadığını belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bir bölümü kazanmak mücadelenin bittiği anlamına gelmiyor. Hayat beklenmedik zorluklar çıkaracak. Üniversitenin temel misyonlarından biri öğrenciyi bu güçlüklerle baş edebilecek şekilde yetiştirmektir. Sadece mesleğe değil, hayata hazırlayan üniversiteler gerçek farkı oluşturacaktır." şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin İlk TWAS Mükemmeliyet Merkezi Üsküdar Üniversitesi, Bilime Yön Vermeyi Sürdürüyor Haber

Türkiye’nin İlk TWAS Mükemmeliyet Merkezi Üsküdar Üniversitesi, Bilime Yön Vermeyi Sürdürüyor

Üsküdar Üniversitesi, UNESCO bünyesinde faaliyet gösteren Dünya Bilimler Akademisi (TWAS) tarafından 2018 yılında Türkiye’nin ilk “Mükemmeliyet Merkezi” (Center of Excellence) olarak, aradan geçen 8 yılda gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından genç araştırmacıları bilimsel çalışmaları için ağırlamaya devam ediyor. Nörobiyoloji, bilişsel tıp ve beyin araştırmaları alanındaki çalışmalarıyla bu prestijli unvana layık görülen Üsküdar Üniversitesi, sahip olduğu ileri araştırma altyapısı ve uluslararası iş birlikleriyle Türkiye’nin önemli bilim merkezlerinden biri haline geldi. Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Muhsin Konuk, TWAS Mükemmeliyet Merkezi unvanına uzanan süreci, bu başarının Türkiye bilim ekosistemine katkılarını ve merkezin bugün ulaştığı uluslararası konumu değerlendirdi. Türkiye’nin ilk TWAS Mükemmeliyet Merkezi Üsküdar Üniversitesi’nin 2018 yılında UNESCO bünyesinde faaliyet gösteren Dünya Bilimler Akademisi (TWAS) tarafından Türkiye’nin ilk “Mükemmeliyet Merkezi” (Center of Excellence) olarak seçilmesinin yalnızca üniversite adına değil, Türkiye’nin bilimsel araştırma altyapısı açısından da önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, bu unvanın uluslararası araştırmacılar için Türkiye’yi daha görünür hale getirdiğini ifade etti. Uluslararası iş birliğiyle başlayan süreç Prof. Dr. Muhsin Konuk, sürecin başlangıcına ilişkin yaptığı değerlendirmede, o dönemde TWAS Türkiye üyesi olan ve bugün İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Rektörü olarak görev yapan Prof. Dr. Yusuf Baran’ın girişimiyle, TWAS Güney Kanadı Koordinatörü Dr. Max Paoli’nin Üsküdar Üniversitesi’ni ziyaret ettiğini ve bu ziyaret sırasında üniversitenin ileri araştırma altyapısı ile laboratuvar olanaklarının uluslararası düzeyde dikkat çektiğini söyledi. Dr. Max Paoli’nin biyokimya ve protein mühendisliği alanındaki uzmanlığı doğrultusunda laboratuvarları ayrıntılı olarak incelediğini belirten Prof. Dr. Konuk, deney hayvanları ünitesi ile farmakogenetik, moleküler biyoloji, genetik, nörobilim ve nöroteknoloji laboratuvarlarının büyük ilgi gördüğünü ifade etti. Konuk, “Üsküdar Üniversitesi’nin yalnızca davranış bilimlerinden ibaret olmadığını; sağlık, davranış ve mühendislik bilimlerini bir araya getiren Türkiye’nin ilk tematik üniversitesi olduğunu aktardık. Güçlü araştırma altyapımız ve multidisipliner yaklaşımımız, TWAS tarafından Türkiye’nin ilk Mükemmeliyet Merkezi olarak seçilmemizde önemli rol oynadı.” dedi. Türkiye’de önemli bir destek mekanizmasının oluşmasına katkı sağladı Prof. Dr. Muhsin Konuk, TWAS sürecinin ardından araştırmacıların uzun süreli Türkiye’de çalışabilmesini sağlayacak finansman modelinin oluşturulması için TÜBİTAK ile önemli bir çalışma yürütüldüğünü belirterek, “TWAS kuralları gereği ülkemize gelecek araştırmacıların üç aydan üç yıla kadar olan barınma ve iaşe giderlerinin desteklenmesi gerekiyordu. Bu ihtiyaç doğrultusunda TÜBİTAK Bilim İnsanı Destek Programları Başkanlığı (BİDEB) bünyesindeki destek programlarında gerekli düzenlemeler yapıldı ve destek süresi 36 aya kadar çıkarıldı. Böylece yalnızca Üsküdar Üniversitesi değil, Türkiye’deki tüm üniversiteler uluslararası araştırmacıları daha güçlü şekilde destekleyebilecek bir yapıya kavuştu.” dedi. Diğer üniversitelere de örnek oldu Üsküdar Üniversitesi’nin öncülüğünde başlayan bu sürecin kısa sürede diğer üniversitelere de örnek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Konuk, şunları söyledi: “Bu girişimin ardından farklı üniversitelerimiz de TWAS Mükemmeliyet Merkezi statüsü almaya başladı. Aynı zamanda TÜBİTAK ile TWAS arasında ortak uluslararası burs ve araştırma çağrıları açıldı. Bu gelişmeler, ülkemizin bilimsel görünürlüğünü ve uluslararası araştırma kapasitesini artıran önemli adımlar oldu.” Dünyanın genç bilim insanları Üsküdar Üniversitesi’nde araştırma yapıyor TWAS Mükemmeliyet Merkezi unvanıyla Üsküdar Üniversitesi’nin bugün dünyanın farklı ülkelerinden gelen genç araştırmacılar için önemli bir araştırma üssüne dönüştüğünü belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, TÜBİTAK desteğiyle üniversiteye gelen doktora öğrencileri ve araştırmacıların akademisyenlerin danışmanlığında ileri düzey laboratuvar altyapısından yararlanarak çalışmalarını yürüttüklerini söyledi. Konuk, “Üsküdar Üniversitesi bugün tam anlamıyla Türkiye’nin beyin üssü konumundadır. Gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere dünyanın dört bir yanından araştırmacılar, TWAS programı ve TÜBİTAK destekleriyle üniversitemize gelerek özellikle nörobilim alanındaki çalışmalarını laboratuvarlarımızda yürütüyor. Burada kazandıkları araştırma deneyimini, bilimsel yaklaşımı ve metodolojiyi kendi ülkelerine taşıyarak yeni araştırma merkezlerinin kurulmasına ve yeni bilim insanlarının yetişmesine katkı sağlıyorlar.” diye konuştu. Türkiye’nin ilk ve tek Moleküler Nörobilim Doktora Programı Üniversitenin lisansüstü eğitim altyapısına da dikkat çeken Prof. Dr. Muhsin Konuk, Üsküdar Üniversitesi’nde Türkçe ve İngilizce Nörobilim Yüksek Lisans programları, Nörobilim Doktora Programı ile Türkiye’nin ilk ve tek Moleküler Nörobilim Doktora Programı’nın eğitim verdiğini belirtti. Konuk, “Güçlü akademik kadromuz, ileri teknoloji laboratuvarlarımız ve uluslararası araştırma ağlarımızla dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanlarını ağırlamaya, ortak araştırmalar geliştirmeye ve onların kendi ülkelerinde yeni araştırma merkezleri kurmalarına katkı sunmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı. TWAS Nedir? TWAS (The World Academy of Sciences / Dünya Bilimler Akademisi), UNESCO’nun desteğiyle 1983 yılında gelişmekte olan ülkelerde bilimsel kapasiteyi güçlendirmek amacıyla kurulmuş uluslararası bir bilim akademisidir. Merkezi İtalya’nın Trieste kentinde bulunan TWAS; bilimsel araştırmaları desteklemek, genç araştırmacıları teşvik etmek, uluslararası bilimsel iş birliklerini geliştirmek ve gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir bilim ekosistemlerinin oluşmasına katkı sağlamak amacıyla faaliyet göstermektedir. TWAS tarafından verilen “Center of Excellence (Mükemmeliyet Merkezi)” unvanı ise belirli bilim alanlarında uluslararası düzeyde araştırma altyapısına, nitelikli akademik kadroya ve bilimsel üretim kapasitesine sahip seçkin araştırma kurumlarına verilmektedir. Bu merkezler, özellikle gelişmekte olan ülkelerden gelen genç bilim insanlarının ileri düzey araştırmalar yapmalarına olanak sağlayan uluslararası araştırma üsleri olarak görev üstlenmektedir. Üsküdar Üniversitesi, 2018 yılında nörobiyoloji, bilişsel tıp ve beyin araştırmaları alanındaki çalışmalarıyla Türkiye’de bu unvana layık görülen ilk üniversite olmuş ve o tarihten bu yana dünyanın farklı ülkelerinden genç araştırmacıları laboratuvarlarında ağırlamayı sürdürmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

46 Yaşında Okul Birincisi Oldu, Ayakta Alkışlandı Haber

46 Yaşında Okul Birincisi Oldu, Ayakta Alkışlandı

Üsküdar Üniversitesi 2025-2026 Akademik Yılı mezuniyet töreni, bu yıl yalnızca diplomaların verildiği bir organizasyon değil; birbirinden etkileyici yaşam öykülerinin, umut veren başarıların ve toplumsal sorumluluk mesajlarının paylaşıldığı anlamlı bir buluşmaya dönüştü. Üsküdar Üniversitesi 2025-2026 Akademik Yılı mezuniyet törenleri kapsamında Diş Hekimliği Fakültesi 1. dönem ile Tıp Fakültesi 2. dönem mezunları düzenlenen törenle diplomalarını alarak meslek hayatına uğurlandı. Ön lisans ve lisans programlarından mezun olan diğer fakülteler ile Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencileri ise Haliç Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen 13. Dönem Mezuniyet Töreni'nde diplomalarına kavuştu. Her iki törende de dereceye giren öğrencilerin konuşmaları zaman zaman duygu dolu anlar yaşattı, zaman zaman ise uzun süre alkışlandı. "Bu başarı annemin gözyaşlarının da başarısı" 2025-2026 Akademik Yılı üniversite birincilerinden Adli Bilimler Bölümü mezunu İlayda Usta'nın konuşması törenin en duygusal anlarından biri oldu. Üniversite birinciliğinin yalnızca bir derece olmadığını söyleyen Usta, başarısının arkasında yıllarca süren emek, sabır ve vazgeçmeyen bir irade bulunduğunu ifade etti. Ancak konuşmasının en dikkat çeken bölümü annesine ayırdığı sözlerdi. "Bugün burada durabiliyorsam bunun en önemli sebeplerinden biri annemdir. Yorulduğumda beni ayağa kaldıran, vazgeçmek istediğimde yeniden başlamam için bana güç veren tek kişi oydu. Bu başarının arkasında benim kadar onun da emeği, sabrı ve gözyaşı var. Üniversite birinciliğimi bana inanmaktan hiç vazgeçmeyen anneme armağan ediyorum." sözleri salondan büyük alkış aldı. Hem eğitim hayatını hem de iş yaşamını birlikte yürüttüğünü anlatan Usta, çalışma arkadaşlarına teşekkür ederken konuşmasını Atatürk'ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir." sözüyle tamamladı. Arapça yaptığı konuşmada "Ortak hayallerimizi kutluyoruz" dedi Üniversite birincilerinden Yazılım Mühendisliği mezunu Salman Anwar Ghasan Al-Quhali ise Arapça yaptığı konuşmada mezuniyetin yalnızca eğitimin sonu olmadığını vurguladı. "Biz bugün sadece akademik bir aşamanın sonunu kutlamıyoruz. Paylaştığımız hayalleri, uykusuz geceleri ve bizi bugünlere taşıyan mücadeleyi kutluyoruz." diyen Al-Quhali, ailesine ve akademisyenlerine teşekkür ederek mezunlara yaşam boyu öğrenmeyi bırakmamaları çağrısında bulundu. "En küçük çabanın bile kıymetli olduğunu unutmayacağız" 3 kişinin birinciliği paylaştığı üniversite dönem birincilerinden Psikoloji Bölümü mezunu Esra Nur Kutlar ise konuşmasını yalnızca kendi başarısı üzerine kurmadı. Savaşlar nedeniyle yaşam hakkı elinden alınan çocukları, eğitim alamayan öğrencileri ve dünyanın farklı coğrafyalarında zulüm gören insanları hatırlatan Kutlar, mezuniyetin kendileri için daha büyük sorumluluklar anlamına geldiğini söyledi. Kutlar’ın "Bu mezuniyet sadece bir diploma değil; artık daha çok çalışmanın, üretmenin ve insanlık için sorumluluk almanın başlangıcı. En küçük çabanın bile kıymetli olduğunu unutmayacağız." sözleri salondaki davetliler tarafından uzun süre alkışlandı. "Yeni bir sayfa açılıyor" Çizgi Film ve Animasyon Bölümü mezunu, fakülte birincisi ve üniversite dönem lisans ikincisi Nida Nefise Öztunç ise mezuniyetin yalnızca bir diploma değil, aynı zamanda yeni hikâyelerin başlangıcı olduğunu vurguladı. Üniversitede teknik bilginin yanı sıra entelektüel ve sanatsal bir bakış açısı kazandıklarını belirten Öztunç, "İlk gün bu kapıdan adım attığımızda önümüzde nasıl bir yol olduğunu bilmiyorduk. Bugün ise buradan anlatacak güçlü hikâyeleri ve ortaya koyacak vizyonları olan bireyler olarak ayrılıyoruz. Her son yeni bir başlangıçtır. Fakülte duvarlarının dışındaki dünya bizi bekliyor. Yolumuz açık, yaratıcılığımız ve ilhamımız bol olsun." dedi. "Bugün bir sayfa kapanırken her birimiz için yepyeni bir dönem başlıyor” Tıbbi Görüntüleme Teknikerliği Programı birincisi Sema Nur As, sağlık alanının büyük fedakârlık ve sorumluluk gerektirdiğine dikkat çekerek, iki yıllık eğitim sürecinde yalnızca mesleki bilgi değil, birlikte mücadele etmeyi ve sorumluluk almayı da öğrendiklerini söyledi. Başarısında en büyük payın ailesine ait olduğunu vurgulayan As, "Bugün bir sayfa kapanırken her birimiz için yepyeni bir dönem başlıyor. Üniversitemizde edindiğimiz bilgi ve etik değerleri meslek hayatımız boyunca en iyi şekilde taşıyacağımıza inanıyorum." dedi. 46 yaşında yeniden öğrenci oldu, ayakta alkışlandı Törenin belki de en etkileyici konuşmasını İlk ve Acil Yardım Programı birincisi Demet Erçetin yaptı. Konuşmasına "Yapay zekâdan destek almayı denedim ama çok sıkıcı bir metin hazırladı." diyerek başlayan Erçetin, hayatını değiştiren süreci anlattı. Eşinin sağlık sorunları nedeniyle yaşamlarının bir günde değiştiğini söyleyen Erçetin, yaşadığı zorlu dönemin ardından yeniden üniversite sıralarına dönme kararı aldığını belirtti. "Bu bir trajedinin başarıya ve umuda evrilme hikâyesidir. Bu, 46 yaşında kendini yeniden keşfeden bir kadının hikâyesidir. Bu, hiçbir zaman hiçbir şey için geç olmadığının hikâyesidir." diyen Erçetin, "Hiçbir zaman yeteneklerinizi ve hayallerinizi küçümsemeyin. Her tökezlemede ayağa kalkın." mesajını verdi. "Artık yalnızca hekim değil, insanların hayatına dokunan kişiler olacağız" Diş Hekimliği Fakültesi birincisi Selin Güvenç ise hekimliğin yalnızca teknik bilgiyle yapılabilecek bir meslek olmadığını söyledi. "İnsanların yalnızca dişlerine değil, gülüşlerine de dokunacağız." diyen Güvenç, diplomanın aynı zamanda büyük bir sorumluluk belgesi olduğunu ifade etti. Konuşmasının sonunda vefat eden babasını anarken duygu dolu anlar yaşadı. Doğu Türkistan'dan Türkiye'ye uzanan başarı öyküsü Tıp Fakültesi dönem birincisi Beyza Bıçakcılar ise kişisel hikâyesiyle dikkat çekti. Doğu Türkistan'dan göç eden Kazak Türklerinin torunu olduğunu anlatan Bıçakcılar, bugün aldığı diplomanın yalnızca kendisine ait olmadığını söyledi. "Bu diplomayı yalnızca kendim için değil, büyük fedakârlıklarla bugünlere ulaşmamızı sağlayan atalarım adına da taşıyorum." diyen genç hekim, konuşmasında Filistin, Doğu Türkistan ve dünyanın farklı bölgelerinde savaşın gölgesinde yaşayan çocukları da unutmadı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kekemeliği Olan Çocuklar Dünyadaki Akranlarıyla Buluştu! Haber

Kekemeliği Olan Çocuklar Dünyadaki Akranlarıyla Buluştu!

Türkiye’de bir ilk olan ve beş gün süren programda çocuklar iletişim, öz savunuculuk ve psikolojik dayanıklılık becerilerini geliştirirken Hollanda, Malta, Almanya, Pakistan ve Portekiz'deki akranlarıyla çevrim içi ortamda buluştu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, “Düşle-Konuş-Yaşa Kampında çocuklara nasıl konuşmaları gerektiğini öğretmeye çalışmıyoruz. Onların kendi iletişim güçlerini keşfedebilecekleri bir ortam oluşturuyoruz. Çünkü asıl mesele ne kadar akıcı konuştuğumuz değil ne kadar güçlü iletişim kurabildiğimizdir.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü ve Üsküdar Üniversitesi Konuşma Bozuklukları Araştırma ve Uygulama Merkezi (ÜSESKOM) ile Texas Üniversitesi Arthur M. Blank Kekemelik Merkezi iş birliğinde düzenlenen Düşle-Konuş-Yaşa Kampı (CDSL) Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi çok amaçlı salonda gerçekleştirildi. Okul çağındaki kekeleyen çocuklara yönelik düzenlenen ve bu yıl ikinci kez gerçekleştirilen kamp, Üsküdar Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Konrot ile Doç. Dr. Ayşe Aydın Uysal koordinatörlüğünde yürütüldü. Türkiye’de bir ilk olan ve Türkiye’nin farklı üniversitelerinin Dil ve Konuşma Terapisi bölümlerinden akademisyenler ile gönüllü öğrencilerin katıldığı kampa Kekemeler Derneği de destek verdi. Prof. Dr. Ahmet Konrot: “Asıl mesele ne kadar akıcı konuştuğumuz değil ne kadar güçlü iletişim kurabildiğimiz” Kampın temel yaklaşımına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Konrot, kekemeliğe yalnızca konuşma akıcılığı üzerinden yaklaşmanın çocukların iletişim deneyimini anlamak açısından yeterli olmadığını vurguladı. Kekeleyen bir çocuğun öncelikli ihtiyacının her zaman daha akıcı konuşmak olmadığını belirten Konrot; “Çocuğun kendisini ifade edebilmesi, söz almaktan kaçınmaması, iletişimde kalması ve söyleyeceklerinin değerli olduğunu bilmesi çok önemli. Düşle-Konuş-Yaşa Kampında çocuklara nasıl konuşmaları gerektiğini öğretmeye çalışmıyoruz. Onların kendi iletişim güçlerini keşfedebilecekleri bir ortam oluşturuyoruz. Çünkü asıl mesele ne kadar akıcı konuştuğumuz değil ne kadar güçlü iletişim kurabildiğimizdir.” dedi. “Farklı ülkelerden kekeleyen akranlarıyla bir araya gelmeleri önemli bir deneyim” Kampa katılan çocukların kekeleyen yetişkinlerle ve dünyanın farklı ülkelerindeki kekeleyen akranlarıyla bir araya gelmelerinin önemli bir deneyim olduğuna dikkat çeken Konrot; “Bir çocuk için ‘Benim gibi konuşan başka insanlar da var ve onlar hayatın her alanında var olabiliyorlar.’ deneyimi son derece değerlidir. Çocukların kekemeliği yalnızca bireysel bir güçlük olarak değil, dünyanın farklı toplumlarında ve kültürlerinde karşılaşılan bir insanlık deneyimi olarak görmeleri, kendilerine ve iletişime bakışlarını değiştirebilir.” ifadelerini kullandı. Çocuklar iletişim becerilerini deneyimleyerek geliştirdi Aralarında dil ve konuşma terapisti olarak mesleğini sürdüren kekeleyen yetişkinlerin de bulunduğu kamp ekibi, çocuklara gerçek yaşamla bağlantılı, katılımcı ve deneyim temelli bir öğrenme ortamı sundu. Grup temelli etkinliklerle çocukların etkili iletişim, öz savunuculuk, kekemelik hakkında güncel ve doğru bilgi edinme ve psikolojik dayanıklılık alanlarında bilgi ve beceriler kazanmaları desteklendi. Kamp boyunca öğrendiklerini uygulamaya dönüştüren çocuklar, edindikleri becerileri günlük yaşamlarına nasıl aktarabileceklerini ve farklı iletişim ortamlarında nasıl kullanabileceklerini deneyimleme fırsatı buldu. Doç. Dr. Ayşe Aydın Uysal: “Öğrendiklerini gerçek yaşamda kullanabilmeleri en önemli hedeflerimizden biri” Kampın koordinatörlerinden Dil ve Konuşma Terapisi öğretim görevlisi Doç. Dr. Ayşe Aydın Uysal, programın çocukların yalnızca bilgi edinmelerine değil, öğrendiklerini deneyimlemelerine ve günlük yaşamlarına aktarabilmelerine odaklandığını söyledi. Uysal; “Kamp boyunca çocuklarımızla iletişim, öz savunuculuk, kekemelik hakkında güncel bilgiler ve dayanıklılık gibi birçok alanda çalıştık. Ancak bizim için önemli olan bu bilgilerin yalnızca kamp ortamında kalmaması. Çocukların öğrendiklerini uygulamaları, kendi deneyimleriyle ilişkilendirmeleri ve günlük yaşamlarında nasıl kullanabileceklerini keşfetmeleri programın en önemli hedeflerinden biri.” şeklinde konuştu. “Grup ortamı çocuklara yalnız olmadıklarını gösteriyor” Kampın grup temelli yapısının çocuklara önemli bir paylaşım alanı sunduğunu ifade eden Uysal; “Grup ortamı çocuklara yalnız olmadıklarını görme, birbirlerinin deneyimlerinden öğrenme ve güvenli bir ortamda yeni iletişim yollarını deneme fırsatı sunuyor. Çocukların beş günün sonunda edindikleri becerileri aileleri ve katılımcılar önünde sergilemeleri, kamp boyunca yaşanan gelişimin en anlamlı göstergelerinden biriydi.” dedi. Beş ülkedeki kekeleyen akranlarıyla çevrim içi buluştular Kampın dikkat çeken etkinliklerinden biri de uluslararası çevrim içi buluşmalar oldu. Kampa katılan çocuklar; Hollanda, Malta, Almanya, Pakistan ve Portekiz’de aynı programa katılan okul çağındaki kekeleyen akranlarıyla çevrim içi platformlarda bir araya geldi. Farklı dilleri konuşan ve farklı kültürlerde yaşayan akranlarıyla tanışan çocuklar, kekemeliğin dünyanın farklı toplumlarında ve kültürlerinde görülebilen bir durum olduğunu doğrudan deneyimledi. Gerçekleştirilen buluşmalarla çocuklar, iletişimde önemli olanın yalnızca akıcı konuşmak değil kendini ifade etmek, paylaşmak ve birbirini anlamak olduğunu yaşayarak öğrenme fırsatı buldu. Kekeleyen yetişkinler deneyimlerini çocuklar ve aileleriyle paylaştı Kapanış oturumunda kampa katılan kekeleyen yetişkinler de kendi yaşam deneyimlerini paylaşarak çocuklara ve ailelerine duygu ve düşüncelerini aktardı. Kekemeler Derneği adına söz alan Dr. Erkan Erener ise hem kekeleyen bir akademisyen olarak kendi deneyimlerini hem de Kekemeler Derneğinin amaç ve faaliyetlerini anlattı. Kekeleyen yetişkinlerin yaşam deneyimlerini çocuklarla paylaşmaları, kampın kuşaklar arası etkileşim boyutunu da güçlendirdi. Çocuklar, kendileri gibi kekeleyen yetişkinlerin akademik ve mesleki yaşamda aktif biçimde yer aldıklarını doğrudan görme ve onların deneyimlerini dinleme fırsatı buldu. Çocuklar iletişim güçlerini keşfetti Düşle-Konuş-Yaşa Kampı, çocukların yalnızca kekemelik hakkında bilgi edindikleri bir etkinliğin ötesine geçti. Kamp; çocukların kendilerini ifade ettikleri, deneyimlerini paylaştıkları, iletişim güçlerini keşfettikleri ve dünyanın farklı ülkelerindeki akranlarıyla ortak bir deneyimde buluştukları güçlü bir sosyal öğrenme ortamı sundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İnsan Davranışlarının Bilişsel ve Fizyolojik Temelleri İleri Teknolojiyle İncelenecek Haber

İnsan Davranışlarının Bilişsel ve Fizyolojik Temelleri İleri Teknolojiyle İncelenecek

Üsküdar Üniversitesi, bilimsel araştırma altyapısına Türkiye’de bir ilki daha kazandırdı. Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı bünyesinde kurulan Türkiye’nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, düzenlenen törenle hizmete açıldı. İleri teknoloji cihazlarla donatılan laboratuvar, insan davranışlarını bilişsel ve fizyolojik boyutlarıyla inceleyen araştırmalara ev sahipliği yaparak psikoloji, nörobilim, nöropazarlama, sağlık bilimleri, mühendislik ve davranış bilimleri alanlarında yürütülecek disiplinlerarası çalışmalara önemli katkılar sunacak. Laboratuvarın açılış törenine Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ile akademisyenler katıldı. Kurdele kesimiyle açıldı Açılışta laboratuvarın kuruluş amacı, araştırma altyapısı ve bilimsel hedefleri hakkında katılımcılara bilgi verildi. Konuşmaların ardından laboratuvarın açılışı kurdele kesimiyle gerçekleştirildi. Kurdele kesiminin ardından katılımcılar laboratuvarı gezerek araştırma altyapısını yerinde inceledi. Laboratuvarda bulunan ileri teknoloji cihazlar tanıtılırken yürütülecek araştırmalar, uygulama alanları ve eğitim süreçlerine sağlayacağı katkılar hakkında bilgi paylaşıldı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Bilimsel araştırma altyapımız güçlenmeye devam ediyor” Açılışta konuşan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, güçlü araştırma laboratuvarlarının üniversitelerin bilimsel üretim kapasitesini artıran en önemli unsurlardan biri olduğunu belirtti. Tarhan; “Bilimsel araştırma altyapımız güçlenmeye devam ediyor.” dedi. Tarhan, Türkiye'nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının öğrenciler, akademisyenler ve araştırmacılar için önemli bir araştırma ortamı sunacağını ifade ederek laboratuvarın insan davranışını bilimsel yöntemlerle inceleyen çalışmalara değerli katkılar sağlamasını temenni etti. Tarhan, laboratuvarın kurulmasında emeği geçenlere teşekkür etti. Prof. Dr. Nazife Güngör: “Bilgi üreten üniversite anlayışını güçlendirecek” Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör ise Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının farklı disiplinlerden araştırmacıları aynı çatı altında buluşturacak güçlü bir araştırma altyapısı sunduğunu ifade etti. Güngör; “Bu laboratuvar sayesinde bilgi üreten üniversite anlayışımız güçlenecek.” şeklinde konuştu. Güngör, laboratuvarda yürütülecek bilimsel çalışmaların ulusal ve uluslararası araştırmalara önemli katkılar sağlamasını diledi. Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker: “Uygulamalı araştırmalar güçlenecek” Sosyal Bilimler Enstitüsü Nöropazarlama Anabilim Dalı Başkanı ve Laboratuvar Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Selami Varol Ülker ise Türkiye'de ilk ve tek olma özelliği taşıyan Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarının bilimsel araştırmalara önemli katkılar sunacağını belirterek, laboratuvarın özellikle lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerinde uygulamalı araştırmaları güçlendireceğini, farklı disiplinlerden araştırmacıları ortak projelerde buluşturarak ulusal ve uluslararası bilimsel çalışmalara değer katacağını ifade etti. Bilişsel ve davranışsal süreçler ileri teknolojiyle analiz edilecek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, bireylerin bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçlerini objektif fizyolojik ölçümlerle incelemek amacıyla kuruldu. Laboratuvarda katılımcıların farklı uyaranlara verdikleri bilişsel ve fizyolojik tepkiler; Eye Tracking (Göz İzleme Sistemi), Elektroensefalografi (EEG), Shimmer Biyofizyolojik Ölçüm Sistemi ve Sanal Gerçeklik (VR) teknolojileri kullanılarak değerlendirilecek. Bu sistemler sayesinde göz hareketleri, beyin aktivitesi, kalp atım hızı, deri iletkenliği ve diğer fizyolojik veriler yüksek doğrulukla kaydedilecek, elde edilen veriler gelişmiş analiz yöntemleriyle bilimsel araştırmalarda kullanılacak. Türkiye’nin ilk ve tek laboratuvarı araştırmalara yön verecek Laboratuvar altyapısında iki adet EEG sistemi (Epoc Emotiv), iki adet Sanal Gerçeklik (VR) sistemi, bir adet Eye Tracking sistemi ve bir adet Shimmer biyofizyolojik veri toplama sistemi bulunuyor. Bu cihazlar tek başına veya eş zamanlı olarak kullanılabiliyor. Böylece dikkat, algı, duygu, karar verme, öğrenme, stres, insan-bilgisayar etkileşimi, nöropazarlama ve klinik araştırmalar başta olmak üzere birçok alanda disiplinlerarası bilimsel çalışmalar yürütülebiliyor. Türkiye’nin ilk ve tek Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı olma özelliğini taşıyan merkez, sahip olduğu entegre araştırma altyapısıyla bilişsel süreçlerin fizyolojik ölçümlerle değerlendirilebildiği özgün bir araştırma ortamı sunuyor. Laboratuvarın, disiplinlerarası bilimsel çalışmaları destekleyerek başta nöropazarlama olmak üzere birçok alanda yenilikçi araştırmaların yürütülmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Eğitimden uluslararası projelere geniş katkı Nöropsikofizyoloji Araştırma Laboratuvarı, lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerine uygulamalı destek sunmanın yanı sıra ulusal ve uluslararası araştırma projelerine de ev sahipliği yapacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027 İstanbul'da Düzenlenecek! Haber

Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027 İstanbul'da Düzenlenecek!

Dünyanın dört bir yanından araştırmacıları, akademisyenleri, ruh sağlığı profesyonellerini, eğitimcileri, politika yapıcıları ve uygulayıcıları İstanbul'da buluşturacak kongre, "Where Cultures Meet, Humanity Flourishes" (Kültürlerin Buluştuğu Yerde İnsanlık Gelişir) temasıyla gerçekleştirilecek. Davranış bilimleri ve sağlık alanında ülkemizin ilk tematik üniversitesi olan ve kurulduğu günden beri pozitif psikoloji alanında önemli çalışmalar yürüten, bu yıl düzenlediği 8. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresiyle de uluslararası arenadan önemli isimleri Türkiye’de buluşturan Üsküdar Üniversitesi, şimdi 10. Dünya Pozitif Psikoloji Kongresine ev sahipliği için hazırlanıyor. Pozitif psikoloji alanının dünyanın en saygın bilimsel organizasyonlarından biri olan 10. Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi (10th World Congress on Positive Psychology), 7-10 Temmuz 2027 tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirilecek. Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği (IPPA) tarafından düzenlenen kongreye Üsküdar Üniversitesi öncelikli sponsor ve ev sahibi kurum olarak destek verecek. Dünyanın dört bir yanından araştırmacıları, akademisyenleri, ruh sağlığı profesyonellerini, eğitimcileri, politika yapıcıları ve uygulayıcıları İstanbul'da buluşturacak kongre, Hilton İstanbul Bomonti Hotel & Conference Center'da gerçekleştirilecek. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Yönetim Üst Kurulu Başkanı, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ise kongrede yalnızca ev sahibi üniversitenin temsilcisi olarak değil, aynı zamanda IPPA tarafından oluşturulan Organizasyon Komitesi Eş Başkanı (Co-Chair of the Organizing Committee) olarak da görev alacak. Böylece Türkiye, pozitif psikoloji alanının en önemli uluslararası organizasyonlarından birine akademik ve bilimsel düzeyde liderlik eden ülkelerden biri olacak. Dünya pozitif psikolojisinin kalbi İstanbul'da atacak Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği (IPPA) tarafından iki yılda bir düzenlenen Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi'nin 10'uncusu, "Where Cultures Meet, Humanity Flourishes" (Kültürlerin Buluştuğu Yerde İnsanlık Gelişir) temasıyla gerçekleştirilecek. Kongre boyunca; pozitif psikolojideki en güncel bilimsel araştırmalar, ruh sağlığı ve psikolojik iyi oluş, eğitim, sağlık, iş yaşamı, teknoloji, kamu politikaları, anlam ve amaç, bilgelik, kültürlerarası psikoloji, insan ilişkileri ve güçlü yönler temelli yaklaşımlar gibi birçok başlık, dünyanın önde gelen uzmanları tarafından ele alınacak. Üsküdar Üniversitesi uluslararası vizyonunu bir kez daha ortaya koyuyor Türkiye'de pozitif psikolojinin akademik gelişimine öncülük eden Üsküdar Üniversitesi, kuruluşundan bu yana bu alanda çok sayıda uluslararası kongre, bilimsel yayın ve eğitim programına imza attı. Üniversite, 2016 yılından itibaren düzenlediği Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongreleriyle alanın gelişimine önemli katkılar sağlarken, pozitif psikolojiyi lisans ve lisansüstü eğitim süreçlerine taşıyan öncü yükseköğretim kurumlarından biri olarak öne çıktı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan organizasyon komitesinin eş başkanı olacak Kongrenin hazırlık sürecinde Üsküdar Üniversitesi aktif rol üstlenirken, Prof. Dr. Nevzat Tarhan da Organizasyon Komitesi Eş Başkanı olarak bilimsel ve organizasyonel çalışmalara katkı sağlayacak. Prof. Dr. Tarhan daha önce Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongrelerinin de başkanlığını yürüttü. IPPA'nın 20'nci yılı İstanbul'da kutlanacak Kongre; Uluslararası Pozitif Psikoloji Birliği'nin (IPPA) kuruluşunun 20'nci yılına denk geliyor. Bu yönüyle İstanbul, pozitif psikolojinin küresel gelişiminde tarihi bir buluşmaya ev sahipliği yapacak. IPPA Kongre Başkanı ve Başkan Adayı Dr. Tayyab Rashid, kongrenin temasının İstanbul'un tarihsel kimliğiyle güçlü bir bağ kurduğunu belirterek, yüzyıllardır kıtaları, kültürleri ve medeniyetleri birbirine bağlayan İstanbul'un, insanın gelişimini ve refahını merkeze alan böyle bir organizasyon için en anlamlı şehirlerden biri olduğunu ifade ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Üsküdar Üniversitesi “3. Al-İ Beyt Sempozyumu” Düzenleniyor! Haber

Üsküdar Üniversitesi “3. Al-İ Beyt Sempozyumu” Düzenleniyor!

Sempozyumda, Hz. Peygamber’in evrensel mesajı, Ehl-i Beyt’in İslam medeniyetindeki yeri ve nebevî mirasın günümüz dünyasına sunduğu çözüm önerileri disiplinler arası bir yaklaşımla ele alınacak. Yurtiçinden ve yurt dışından çok sayıda önemli akademisyen, araştırmacı ve düşünürün katılımıyla gerçekleştirilecek sempozyumun sonunda “Âl-i Beyt Manifestosu” kamuoyuyla paylaşılacak. Âlemlere Rahmet Allah Resul’ünün 1500. Yılı Nebevî Mevlid anısına Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olan “3. Al-İ Beyt Sempozyumu”, 26-27 Haziran 2026 tarihlerinde çok sayıda akademisyen, araştırmacı ve kanaat önderini bir araya getirecek. “Nebevî Mirasın Işığında İslam Medeniyeti” temasıyla düzenlenecek sempozyumda, Hz. Peygamber’in evrensel mesajı, Ehl-i Beyt’in İslam medeniyetindeki yeri ve nebevî mirasın günümüz dünyasına sunduğu çözüm önerileri disiplinler arası bir yaklaşımla ele alınacak. Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumunda gerçekleştirilecek sempozyum, Hafız İbrahim Yağız’ın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayacak. Açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Amman-Mearic İslami Araştırmalar Enstitüsü Müdürü Şeyh Avn el-Kaddûmî, Şeyh Abdülkadir Geylani Türbesi Baş Türbedarı ve Külliyesi Mütevellisi Seyyid Afif El-Ceylani, Afroasya Üniversiteler Birliği İcra Direktörü Prof. Dr. Ashraf Abdul Rafi Al-Darfaili ve Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zelka gerçekleştirecek. Nebevî miras ve medeniyet tasavvuru farklı boyutlarıyla ele alınacak İki gün sürecek sempozyum kapsamında gerçekleştirilecek oturumlarda Hz. Muhammed’in (sav) bıraktığı medeniyet mirası, Ehl-i Beyt’in İslam düşüncesindeki yeri, aile, ahlak, eğitim, tasavvuf, hukuk, iletişim, sosyal hayat ve çağdaş sorunlar gibi birçok konu uzman isimler tarafından değerlendirilecek. Sempozyumun birinci oturumu, Risale-i Nur Araştırmaları Platformu (RİNAP) Üyesi Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç’in başkanlığında gerçekleştirilecek. Oturumda ilk olarak Prof. Dr. İbrahim Özdemir, çevrim içi olarak "Rahmet Medeniyeti: Hz. Peygamber'in Evrensel Mirası ve Medeniyet İnşasındaki Kurucu Rolü" başlıklı sunumunu yapacak. Ardından Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Niyazi Beki, Hz. Muhammed’in (sav) akılları, ruhları, kalpleri ve nefisleri fetih ve teshir etmesini ele alacak. Dr. İhsan Ünlü ise "Tarih Boyunca Ehl-i Beyt’in Ümmete Rol Model Aile Olması" konulu sunumuyla oturumda yer alacak. Öğle arasının ardından gerçekleştirilecek ikinci oturuma Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç başkanlık edecek. Oturumda Prof. Dr. Gülgün Uyar, "İslam Tarihinde Ehl-i Beyt: Alî-Fatıma Evlâdı" başlıklı sunumunu gerçekleştirecek. Dr. Kerim Güç, Anadolu Halvetîliğinde Ehl-i Beyt sevgisi ve İmâm Alî’nin manevî otoritesinin inşasını değerlendirecek. Dr. İlahe Memmedova Kurşun, sûfîlerin Ehl-i Beyt tasavvurunu "Vâris-i Muhammedî Olarak Ehl-i Beyt-i Mustafâ" başlığı altında ele alırken, Doç. Dr. Gencal Şenyayla ise Ehl-i Beyt kavramının tarihsel süreçte geçirdiği anlam ve kapsam dönüşümünü anlatacak. Oturum, başkanın değerlendirmesiyle sona erecek. Dijital çağdan ahlak krizine kadar güncel meseleler tartışılacak Sempozyumun ilerleyen oturumlarında nebevî mirasın günümüz dünyasındaki yansımaları da ele alınacak. Fuzûlî’nin Hadîkatü’s-Süedâ’sında Kerbelâ hakikati ve Ehl-i Beyt sevgisi, fıkhın ahlak ve medeniyet inşasındaki rolü ile dijital çağın anlam krizine karşı nebevî hikmet anlayışı gibi konular akademisyenler tarafından değerlendirilecek. Ayrıca vakıf medeniyeti, şifahaneler, bağımlılık olgusu ve Kur’an’daki embriyolojik kavramlar gibi farklı alanlarda gerçekleştirilecek sunumlarla nebevî mirasın bilimsel, sosyal ve kültürel boyutları ele alınacak. Eş zamanlı oturumlarda aile, eğitim ve Ehl-i Beyt sevgisi konuşulacak Sempozyum kapsamında Z-21 Salonu’nda gerçekleştirilecek eş zamanlı oturumlarda da nebevî mirasın farklı yönleri tartışılacak. Bu kapsamda Hz. Muhammed’in (sav) aile hayatının çağdaş aile krizlerine sunduğu örneklik, nübüvvet perspektifinden din eğitiminin yeniden inşası, yetim çocuklara yönelik yaklaşımın toplumsal dönüşümdeki rolü ve ideal aile modeli gibi konular ele alınacak. Osmanlı düşünce ve edebiyatında Ehl-i Beyt sevgisi, adil yönetici anlayışı, nübüvvet ve ahlak ilişkisi gibi başlıkların yanı sıra Mekke, Medine ve Kudüs’ün nübüvvet perspektifinden değerlendirilmesi, Hicret sonrası Medine’deki sosyo-politik dönüşüm ve erken İslam literatüründe bilgi-bilgelik anlayışı da uzman isimler tarafından incelenecek. Uluslararası katılımcılar da sempozyumda yer alacak Sempozyumun İngilizce ve çevrim içi gerçekleştirilecek uluslararası oturumlarında farklı ülkelerden akademisyenler nebevî mirasın evrensel boyutlarını ele alacak. Hz. Muhammed’in (sav) hayatının İslam eğitimindeki yeri, Hz. Hatice’nin İslam medeniyetinin kuruluş sürecindeki rolü ve Kur’an ile sünnet çerçevesinde örnekliğin insan ilişkilerindeki önemi gibi konular uluslararası katılımcılar tarafından değerlendirilecek. İkinci günün gündeminde medeniyet, epistemoloji ve yapay zekâ var Sempozyumun ikinci gününde ise Hz. Muhammed’in (sav) medeniyet tasavvuru, nübüvvetin sosyo-kültürel boyutu, çağdaş epistemolojik krizler, vahiy-akıl-kalp birlikteliği, Ehl-i Beyt’in tarihsel rolü ve günümüz ahlaki sorunları farklı perspektiflerden ele alınacak. Program kapsamında ayrıca modern İslam toplumlarında bilgi ve ahlak krizi, Risale-i Nur perspektifinde Âl-i Beyt, yapay zekâ sistemlerinde ahlaki sorumluluk, çevre etiği, savaş ahlakı, dijital oyunlarda insan onuru ve iletişim etiği gibi güncel konular da tartışmaya açılacak. Âl-i Beyt Manifestosu okunacak Ulusal ve uluslararası çok sayıda akademisyen, araştırmacı ve düşünürün katılımıyla iki gün sürecek sempozyum“Âl-i Beyt Manifestosu”nun kamuoyuyla paylaşılmasıyla sona erecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İletişimin Yüzde 70’i Artık Görsel Olarak Gerçekleşiyor! Haber

İletişimin Yüzde 70’i Artık Görsel Olarak Gerçekleşiyor!

Seminerde konuşan Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. And Algül, günümüzde iletişimin büyük ölçüde görsel unsurlar üzerinden kurulduğunu ifade ederek, “Artık iletişimin yaklaşık yüzde 70’i görsel olarak gerçekleşiyor. Sosyal medya, reklam ve sivil toplum kampanyaları görsel iletişimin en yoğun kullanıldığı alanlar.” dedi. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından toplumsal katkı ve bilim iletişimi misyonuyla düzenlenen Toplum İçin İletişim Eğitim Seminerleri kapsamında gerçekleştirilen “Tasarım Okumaları: Görsel İletişim Alanında Vaka Analizleriyle Farkındalık Yaratmak” başlıklı çevrimiçi seminere yoğun katılım sağlandı. Seminerde konuşan Üsküdar Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Bölüm Başkanı Prof. Dr. And Algül oldu. Görsel iletişimin günümüz toplumsal yaşamındaki belirleyici rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Algül, görsellerin yalnızca estetik bir unsur değil, aynı zamanda güçlü bir anlam üretim aracı olduğunu vurguladı. İletişimin Yüzde 70’i görseller üzerinden kuruluyor… Prof. Dr. Algül, günümüzde iletişimin büyük ölçüde görsel unsurlar üzerinden kurulduğunu ifade ederek, “Artık iletişimin yaklaşık yüzde 70’i görsel olarak gerçekleşiyor. Sosyal medya, reklam ve sivil toplum kampanyaları görsel iletişimin en yoğun kullanıldığı alanlar. Bu nedenle bireylerin yalnızca okuryazar değil, aynı zamanda görsel okuryazar olmaları gerekiyor.” dedi. Kuram ve vaka analizi birlikte ele alındı Seminerde görsel iletişimi; Roland Barthes, Marshall McLuhan ve Stuart Hall’un kuramsal yaklaşımları üzerinden değerlendiren Prof. Dr. Algül, bu üç ismi seçme nedenini şöyle açıkladı: “Barthes ve Stuart Hall daha eleştirel bir perspektif sunarken, McLuhan daha geleneksel medya yaklaşımını temsil ediyor. Amacım, görsel anlam üretimini hem geleneksel hem de dijital medya açısından birlikte gösterebilmek.” Dijital medyada “görünmez reklam” Dijital platformlarda reklamların artık klasik biçimde sunulmadığını belirten Prof. Dr. Algül, “Bir sosyal medya platformunda örneğin paylaşılan bir içecek, reklam gibi görünmez. Gündelik hayatın doğal bir parçasıymış gibi sunulur.” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Algül, aynı içeriğin farklı mecralarda bambaşka anlamlar üretebildiğini ifade ederek, “Aynı içecek markasını televizyonda görmekle dijital platformlarda görmek aynı şey değildir. Televizyonda pasif izleyici ve tek yönlü iletişim varken, sosyal medyada etkileşim ve yeniden üretim vardır. Bu nedenle mesaj da dönüşür.” ifadesinde bulundu. Aynı görselin herkes tarafından aynı şekilde okunmadığını da dile getiren Prof. Dr. Algül, “İzleyici, mesajı kendi kültürel ve toplumsal konumuna göre çözümler.” dedi. UNICEF ve WWF örnekleriyle toplumsal farkındalık UNICEF ve WWF kampanyalarını görsel iletişim açısından değerlendiren Prof. Dr. Algül, minimalist tasarım, görsel metafor, boşluk kullanımı ve sınırlı renk paleti gibi unsurların toplumsal mesajı güçlendirdiği vurgulandı. WWF’in panda logosu üzerinden konuşan Prof. Dr. Algül, “Düz anlamda siyah-beyaz bir panda görürüz. Yan anlamda masumiyet ve korunmaya muhtaçlık vardır. Mit düzeyinde ise doğayı korumanın insani bir sorumluluk olduğu fikri üretilir.” dedi. Görsel iletişim yalnızca estetik bir tercih değil Prof. Dr. Algül, “Görsel iletişim yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda etik ve toplumsal bir sorumluluktur. Tasarım, süslemekten çok fark ettirmek için vardır.” diye konuştu. Görsellerde kullanılan imgelerin yalnızca görünen anlamla sınırlı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Algül, şu ifadeleri kullandı: “Eriyen hayvan silüetleri, insan vücuduna dönüşen doğa imgeleri, yok olan ormanlar… Bunlar sadece düz anlam taşımıyor; yan anlam ve mit de üretiyor. Düz anlamda doğa masumiyeti simgelerken, insan tahrip edici güç olarak karşımıza çıkıyor. Tasarımda bu karşıtlıklar çok önemlidir. Bu zıtlıklar izleyicide suçluluk, sorumluluk ve empati duygularını tetikleyerek farkındalık yaratır.” Çevre temalı afiş ve kampanyalarda üretilen görsel mitler ne anlatıyor? Çevre temalı afiş ve kampanyalarda üretilen görsel mitlere dikkat çeken Prof. Dr. Algül, “Görsel mitler aracılığıyla çevresel yıkım, doğal bir süreç olmaktan çıkarılıp insan eliyle yaratılan bir kriz olarak sunuluyor. Doğa, kendi kendine yok olan bir unsur değil; insan müdahalesiyle tahrip edilen bir varlık olarak kodlanıyor.” dedi. Kodlama–kod çözümleme modeli üzerinden yapılan değerlendirmelerde ise görsel mesajların tek bir anlam üretmediği vurgulayan Prof. Dr. Algül, “Üretici tarafından ‘Orman kesilirse yaşam biter’ şeklinde kodlanan mesaj, izleyici tarafından farklı biçimlerde çözümlenebiliyor. Kimisi bunu bir tehdit, kimisi bir çağrı, kimisi ise ahlaki bir sorumluluk olarak algılıyor.” ifadesinde bulundu. Prof. Dr. Algül, bazı izleyicilerin mesajı bireysel sorumluluk yerine kurumsal bir sorun olarak gördüğünü ya da görselleri “abartılı ve duygusal” bulabildiğini belirterek, “Farkındalık tek yönlü bir süreç değil. Anlam, izleyicinin toplumsal ve kültürel konumuna göre değişkenlik gösteriyor.” şeklinde konuştu. Kampanyalar yalnızca içerikleriyle değil, kullanılan mecralarla da anlam üretiyor Aynı çevresel mesajın farklı mecralarda farklı etkiler ürettiğini vurgulayan Prof. Dr. And Algül, “Mesajın afiş formunda verilmesi kamu alanında doğrudan görünürlük sağlıyor. Aynı mesaj sosyal medyada paylaşıldığında ise hızlı ve küresel bir farkındalık dalgasına dönüşüyor. Kampanyalar yalnızca içerikleriyle değil, kullanılan mecralarla da anlam üretiyor.” dedi. Earth Hour gibi küresel katılıma dayalı etkinlikleri örnek gösteren Prof. Dr. Algül, “Mesaj, medyanın doğasıyla bütünleşerek izleyicinin gündelik yaşamına doğrudan müdahale ediyor. Çevresel mesajın etkisi, içeriğin kendisinden çok iletişim aracının deneyimsel gücüyle artıyor.” diye konuştu. Görsel iletişim dönüştürücü bir güç Genel bir değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Algül, görsel iletişimin yalnızca estetik bir üretim alanı olarak görülmemesi gerektiğini söyledi ve “Görsel iletişim araçları, toplumsal sorunların anlaşılmasını, görünür kılınmasını ve bu sorunlara yönelik farkındalık oluşturulmasını sağlar. Vaka analizleriyle bireylerin eleştirel düşünme becerileri gelişir, toplumsal sorumluluk bilinci güçlenir.” dedi. Gelecekte artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik ve dijital aktivizmin farkındalık yaratmada daha büyük rol oynayacağını ifade eden Prof. Dr. Algül, “Görsel iletişim tasarımı; bilinçlendiren, dönüştüren ve etki yaratan güçlü bir iletişim aracıdır.” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.