Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Üsküdar Üniversitesi

Kapsül Haber Ajansı - Üsküdar Üniversitesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Üsküdar Üniversitesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ek Yerleştirmede Sağlık Teknolojileri Gençlere Yeni Kariyer Kapıları Açıyor! Haber

Ek Yerleştirmede Sağlık Teknolojileri Gençlere Yeni Kariyer Kapıları Açıyor!

Patoloji Laboratuvar Teknikleri ve Radyoterapi programları, sağlık alanında teknolojiyle iç içe bir kariyer hedefleyen gençler için seçenekler arasında öne çıkıyor. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri MYO Patoloji Laboratuvar Teknikleri Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Eda Yetimoğlu, patoloji laboratuvarlarının başta kanser olmak üzere çok sayıda hastalığın tanısında kritik bir rol üstlendiğini anlattı. Hastadan alınan biyopsi, cerrahi materyal ve sitolojik materyallerin doğru şekilde hazırlanmasının tanının önemli aşamalarından biri olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, şöyle konuştu: “Patoloji laboratuvarları, hastalıkların tanı sürecinin temel yapı taşlarından biridir. Özellikle kanser tanısında, hastadan alınan biyopsi, cerrahi materyal ve sitolojik materyallerin uygun şekilde hazırlanması ve mikroskop altında incelenebilir hale getirilmesi gerekmektedir. Patoloji laboratuvarında gerçekleştirilen bir dizi işlem sonucunda patolog tarafından mikroskobik değerlendirmeye uygun preparatlar hazırlanır ve bu süreç hastanın doğru tanı ve verilen tanıya bağlı olarak tedavi planının oluşturulmasına katkı sağlar.” “Doğru tanının konulabilmesi için laboratuvar sürecinin en önemli profesyonellerindensiniz” Patoloji laboratuvar teknikerinin materyalin laboratuvara ulaşmasından itibaren birçok kritik işlemde görev aldığına işaret eden Yetimoğlu, mesleğin yalnızca teknik cihaz kullanımından ibaret olmadığını vurguladı. Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, “Patoloji laboratuvar teknikeri; materyal kabul, makroskobi, doku takibi, doku gömme, mikrotomda kesit alma, boyama, sitolojik materyal hazırlama, özel boya çalışmaları ve immühistokimyasal boyama süreçlerinde görev alır. Ayrıca laboratuvarın kullandığı cihazların doğru ve güvenli şekilde kullanılması, kalite ve biyogüvenlik kurallarına uyulması ve materyallerin uygun şekilde arşivlenmesi de bu mesleğin önemli parçalarıdır.” dedi. Öğrencilerine mesleğin sorumluluğunu anlatırken özellikle bir noktayı hatırlattığını ifade eden Yetimoğlu, “Siz tanıyı koyan kişi değilsiniz; ancak doğru tanının konulabilmesi için gereken laboratuvar sürecinin en önemli profesyonellerinden birisiniz.” ifadelerini kullandı. Yapay zekâ patoloji teknikerini ortadan kaldırmayacak, rolünü dönüştürecek Dijital patoloji ve yapay zekâ teknolojilerinin mesleğin geleceğini de değiştirdiğini kaydeden Yetimoğlu, yapay zekânın görüntü tarama, belirli yapıların işaretlenmesi, hücrelerin sayılması ve şüpheli alanların önceliklendirilmesi gibi işlemlerde destek sağlayabileceğini söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, “Bu nedenle teknikerin rolü ortadan kalkmaktan ziyade dönüşecektir. Geleceğin teknikerinin yalnızca mikrotom, boyama cihazı veya doku takip cihazını kullanmayı değil; aynı zamanda dijital görüntüleme sistemlerini, laboratuvar bilgi sistemlerini, kalite kontrol süreçlerini ve yapay zekâ destekli teknolojilerin kullanılma süreçlerinde de aktif rol alması beklenmektedir.” dedi. Patoloji Laboratuvar Teknikleri mezunlarının devlet, üniversite ve özel hastanelerin patoloji ve sitoloji laboratuvarlarından Adli Tıp Kurumu'na, tıp ve veterinerlik fakültelerinin histoloji laboratuvarlarından sektöre malzeme sağlayan firmalara kadar farklı alanlarda çalışabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Yetimoğlu, gelecekte moleküler tanı, dijital patoloji, görüntü analizi, laboratuvar kalite yönetimi ve ileri patoloji tekniklerinin daha fazla önem kazanmasının beklendiğini ifade etti. Radyoterapide teknoloji arttıkça yetişmiş personele ihtiyaç da önem kazanıyor Üsküdar Üniversitesi SHMYO Radyoterapi Program Başkanı Öğr. Gör. Selen Ener Boran da kanser tedavisindeki teknolojik gelişmelerin radyoterapi teknikerlerinin görevlerini daha hassas ve kapsamlı hale getirdiğini söyledi. Günümüz radyoterapisinin görüntüleme, yazılım, doz hesaplama ve hareket yönetimi sistemlerinin birlikte kullanıldığı ileri teknoloji yoğun bir tedavi yöntemi olduğuna dikkat çeken Öğr. Gör. Selen Ener Boran, şunları söyledi: “Günümüzde radyoterapi; görüntüleme, yazılım, doz hesaplama ve hareket yönetimi sistemlerinin birlikte kullanıldığı, tümörün milimetrik doğrulukla hedeflenmesini, sağlıklı dokuların mümkün olduğunca korunmasını ve hasta pozisyonunun her seansta aynı şekilde yeniden oluşturulmasını gerektiren, yoğun ileri teknoloji kullanan bir tedavi yöntemidir. Bazı tedaviler daha az sayıda seansta tamamlanabilse de her seansın hazırlık, görüntüleme ve doğrulama aşamaları daha kapsamlı hâle gelmiştir.” Kanser hastalarının yaklaşık yüzde 50-70'inin tedavi sürecinin bir aşamasında radyoterapiye ihtiyaç duyduğunu ifade eden Boran, tahminlere göre Türkiye'de yılda yaklaşık 236 bin yeni kanser vakası görülmesinin de yetişmiş sağlık personeline duyulan ihtiyacı ortaya koyduğunu belirtti. “Tekniker yalnızca cihazı kullanan sağlık çalışanı olmaktan çıkıyor” Yeni nesil radyoterapi sistemlerinin hastanın anatomisini tedavi öncesinde ve sırasında görüntüleyebildiğini, solunum hareketlerini takip edebildiğini ve bazı sistemlerde günlük anatomik değişikliklere göre tedavinin uyarlanmasına olanak sağladığını belirten Boran, dönüşümün teknikerlerin görev tanımlarına da yansıdığını ifade etti. Boran, “Görüntü rehberliğinde radyoterapi, stereotaktik tedaviler, solunum kontrollü uygulamalar, yüzey takip sistemleri ve MR eşliğinde adaptif radyoterapi bu dönüşümün başlıca örnekleridir. Bu gelişmeler radyoterapi teknikerini yalnızca cihazı kullanan bir sağlık çalışanı olmaktan çıkararak; görüntüleme, hasta hareketlerinin yönetimi, dijital kayıt sistemleri, tedavi doğrulaması ve güvenlik süreçlerinde daha fazla sorumluluk alan bir meslek mensubu hâline getiriyor.” diye konuştu. Yapay zekâ ve otomasyonun bazı işlemleri hızlandırabileceğini ancak insan faktörünün önemini koruduğunu dile getiren Boran, “Elde edilen sonuçların kontrol edilmesi ve güvenli biçimde klinik sürece aktarılması için yetişmiş personele ihtiyaç devam ediyor.” dedi. Radyoterapide cihaz, yazılım ve mesleki İngilizce avantaj sağlayabilir Radyoterapinin sağlık, fizik, anatomi, görüntüleme ve ileri teknolojiyi bir araya getiren bir meslek olduğunu belirten Boran, dikkat, ekip çalışması, hasta iletişimi ve sürekli öğrenmeye açık olmanın önemli olduğunu kaydetti. İstihdam olanaklarına da değinen Boran, radyoterapinin uzmanlaşmış bir sağlık alanı olduğunu ve mezunların radyasyon onkolojisi merkezi bulunan Sağlık Bakanlığı hastaneleri, üniversite hastaneleri, özel hastaneler ve yetkilendirilmiş onkoloji kuruluşlarında görev yapabildiğini aktardı. Kamu alımlarının KPSS ve açılan kadrolara bağlı olduğuna dikkat çeken Boran, “İyi bir klinik uygulama eğitimi alan, cihaz ve yazılım bilgisi güçlü, mesleki İngilizcesini geliştiren ve farklı şehirlerde çalışma konusunda esnek olan mezunların özel sektörde ve açılacak kamu kadrolarında daha avantajlı olması beklenebilir.” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Diş Hekimliğinde 'Vaka Çeşitliliği' ve 'Yapay Zekâ' Dönemi! Haber

Diş Hekimliğinde 'Vaka Çeşitliliği' ve 'Yapay Zekâ' Dönemi!

Üniversiteli olma yolunda yeni bir süreç başladı. Yükseköğretim Kurumları Sınavı ek yerleştirme tercihleri 17 Eylül itibariyle başladı. Tercih işlemleri 21 Eylül'e kadar devam edecek. Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergün Yücel, öğrencilerin klinik deneyim, dijital teknoloji, yapay zekâ ve bilimsel çalışmalarla desteklenerek geleceğin diş hekimliğine nasıl hazırlandığı hakkında açıklamalarda bulundu. Teorik bilgi, gerçek vakalarla buluşuyor… Diş hekimliği eğitiminin yalnızca dersliklerde öğrenilebilecek bir alan olmadığını dile getiren Prof. Dr. Ergün Yücel, “Öğrencinin teorik bilgisini gerçek vakalarla buluşturması mesleki gelişimin en önemli aşamalarından biri.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde uygulamalı eğitime büyük önem verdiklerini aktaran Prof. Dr. Yücel, “Alanında deneyimli akademisyenlerimiz sayesinde öğrencilerimiz yalnızca teorik bilgi almıyor; gerçek hasta deneyimiyle mesleklerini öğreniyorlar. Öğrencinin klinik ortamı tanıması, farklı vakalarla karşılaşması ve akademisyenlerinin gözetiminde klinik karar süreçlerini deneyimlemesi, mezuniyet sonrasına çok daha donanımlı hazırlanmasını sağlıyor.” diye konuştu. Fazla vaka, mesleğe güçlü başlangıç… Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesinin eğitim sürecindeki en önemli avantajlardan biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yücel, özellikle SGK anlaşmasının hasta ve vaka çeşitliliği açısından öğrencilere önemli bir klinik deneyim sunduğunu kaydetti. Prof. Dr. Yücel, “SGK anlaşmamız sayesinde hasta sayımız süreklilik gösteriyor. Öğrencilerimiz çok farklı yaş gruplarından ve farklı hastalıklardan oluşan geniş bir vaka çeşitliliğini görme fırsatı yakalıyor. Diş hekimliği uygulamaya dayalı bir meslek. Mezun olmadan önce ne kadar fazla vaka görürlerse mesleğe o kadar güçlü başlıyorlar.” ifadelerini kullandı. “Öğrenciler teori ile pratiği aynı gün içerisinde kolaylıkla bir araya getirebiliyor” Fakültenin fiziksel yapılanmasının teori ve uygulamanın bir arada yürütülmesini kolaylaştırdığını aktaran Prof. Dr. Yücel, Diş Hastanesi, uygulama klinikleri, preklinik laboratuvarları ve dersliklerin aynı bina içerisinde bulunmasının öğrenciler açısından önemli bir avantaj olduğunu söyledi. Prof. Dr. Yücel, “Kliniklerimiz, Diş Hastanemiz, dersliklerimiz ve preklinik laboratuvarlarımız aynı bina içerisinde bulunuyor. Böylece öğrencilerimiz teori ile pratiği aynı gün içerisinde kolaylıkla bir araya getirebiliyor. Bu entegre yapı eğitim kalitesine önemli katkı sağlıyor.” şeklinde konuştu. “Preklinik laboratuvarları öğrencinin klinik döneme hazırlanmasında kritik bir rol üstleniyor” Diş hekimliği eğitiminde el becerisi ve uygulama yetkinliğinin aşamalı olarak geliştirilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Yücel, preklinik laboratuvarlarının öğrencinin klinik döneme hazırlanmasında kritik bir rol üstlendiğini kaydetti. Öğrencilerin teorik bilgilerini uygulamayla pekiştirerek klinik aşamaya hazırlandığını ifade eden Prof. Dr. Yücel, böylece gerçek hastayla karşılaşmadan önce mesleki becerilerini geliştirme imkânı bulduklarını dile getirdi. “Gelecek 10 yılda sadece el becerisi yeterli olmayacak” Diş hekimliğinde yaşanan teknolojik dönüşümün eğitim modelini de değiştirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Yücel, geleceğin diş hekimlerinin geleneksel klinik becerilerinin yanı sıra dijital sistemlere de hâkim olması gerektiğini söyledi. “Diş hekimliği çok hızlı değişen bir meslek alanı.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Gelecek 10 yıla baktığımızda artık sadece el becerisi yeterli olmayacak. Bunun yanında teknolojiyle iç içe olmak, dijital sistemleri kullanabilmek, hatta yapay zekâyı anlayabilmek çok daha önemli hâle geliyor. Biz öğrencilerimizi yalnızca bugünün değil, geleceğin diş hekimliği dünyasına hazırlıyoruz.” dedi. Öğrenciler dijital sistemleri görerek ve deneyimleyerek mezun oluyor! Dijital teknolojilerin teşhis ve tedavi süreçlerini daha hızlı ve etkin hâle getirdiğini belirten Prof. Dr. Yücel, öğrencilerin eğitim sırasında bu sistemlerle tanışmasının mezuniyet sonrası mesleki adaptasyon açısından önem taşıdığını ifade etti ve şunları söyledi: “Dijital sistemlerin gelişmesiyle tedavi planlamaları daha hızlı ve daha doğru hâle geliyor. Öğrencilerimiz eğitim süreçlerinde dijital görüntüler üzerinde çalışıyor, analiz yapmayı öğreniyor ve klinik kararlarını daha bilinçli şekilde oluşturuyor. Dijital sistemleri görerek ve deneyimleyerek mezun oluyorlar.” “Yapay zekâ, hekimin karar süreçlerini destekleyen bir araç olarak değerlendirilmeli” Yapay zekâ destekli sistemlerin de modern diş hekimliğinin önemli araçlarından biri hâline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Yücel, bu teknolojilerin hekimin yerini alan değil, hekimin karar süreçlerini destekleyen araçlar olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. “Bugün yaşamın birçok alanında olduğu gibi diş hekimliğinde de yapay zekâ hem klinik uygulamalarda hem de öğrenci eğitiminde giderek daha fazla yer alıyor.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Özellikle erken teşhis konusunda yapay zekâ destekli sistemler hekime ikinci bir göz gibi yardımcı oluyor. Böylece gözden kaçabilecek bazı bulguların atlanmasının önüne geçilebiliyor.” ifadelerini kullandı. “Mezunlarımızın araştıran, sağlık teknolojileriyle ilgilenen ve bilime katkı sunabilen diş hekimleri olmalarını amaçlıyoruz” “Öğrencilerimizin yalnızca bilgi tüketen değil, bilgi üreten bireyler olmalarını önemsiyoruz.” diyen Prof. Dr. Yücel, “Proje temelli öğrenci kongreleri düzenliyor, öğrencilerimizi ulusal ve uluslararası kongrelere katılmaları için teşvik ediyor ve bilimsel çalışmalarda aktif görev almalarını destekliyoruz. Mezunlarımızın araştıran, sağlık teknolojileriyle ilgilenen ve bilime katkı sunabilen diş hekimleri olmalarını amaçlıyoruz.” dedi. DUS kontenjanlarının açılmış olması önemli bir avantaj! Mezuniyet sonrasındaki uzmanlaşma sürecine de dikkat çeken Prof. Dr. Yücel, “Fakültemizde DUS kontenjanlarının açılmış olması önemli bir avantaj. Bunun yanında öğrencilerimizin uzmanlık sınavına hazırlık süreçlerini de destekliyoruz. Akademik kariyer hedefleyen öğrencilerimize güçlü bir altyapı sunuyoruz.” diye konuştu. “Geleceğin diş hekimlerinin klinik deneyim, teknoloji bilgisi ve insani becerileri bir arada taşıması gerekiyor” Geleceğin diş hekiminin klinik deneyim, teknoloji bilgisi ve insani becerileri bir arada taşıması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ergün Yücel, sözlerini şöyle tamamladı: “Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin diş hekimliğinin merkezinde insan var. Hastayla kurulan iletişim, güven ve empati insan odaklı mesleğimizin en önemli unsurları. Öğrencilerimizin güçlü klinik deneyime sahip, dijital teknolojileri kullanabilen, bilimsel gelişmeleri takip eden ama aynı zamanda hastasını anlayan hekimler olarak mezun olmalarını önemsiyoruz. Öğrencilerimiz sadece tedavi yapmayı değil, hastayla doğru şekilde iletişim kurmayı da öğreniyorlar. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kopya İntiharlara Dikkat! Haber

Kopya İntiharlara Dikkat!

Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharı önlemede risk gruplarının ve kök nedenlerin bilimsel olarak analiz edilmesi gerektiğini vurgularken, “İnsanlarda umutsuzluk duygusu, ‘Çıkış yolu yok’ düşüncesi ve anlam karmaşası intihar riskini artırabiliyor. Siber zorbalık da özellikle ergenlerde önemli.” dedi. Tarhan, kopya intiharlara da dikkat çekti. İnsanın duygu ve çatışmalarını yönetebilmesinin yaşamın anlamını güçlendirebileceğini belirten Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, “İnsanın kendi ruh durumunu, kendi krizlerini, kendi iç ve dış çatışmalarını daha kolay yönetebilmesi; var olmayı ve varlığını sürdürmeyi daha anlamlı bulabilmesi anlamına geliyor.” dedi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi tarafından, intihar konusunda toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla “İntihar Olgusuna Çok Disiplinli Bakış ve Farkındalık” başlıklı çevrim içi seminer düzenlendi. Programın açılış konuşmalarını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak gerçekleştirdi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz” Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, intiharı önlemede yalnızca farkındalık çalışmalarının yeterli olmadığını, risk gruplarının ve vakaların bilimsel olarak analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’de intiharın önlenmesine ilişkin sistematik çalışmalar yürütülmesi gerektiğini ifade eden Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar, yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor; vakaların analizleriyle öğreniliyor.” diye konuştu. İntiharın nedenlerinin sosyolojik çalışmalarla da araştırılması gerektiğini dile getiren Tarhan, “Toplum içerisinde intihar risk gruplarının belirlenmesi ve istatistiklerin risk gruplarına göre değerlendirilerek müdahale planlarının yapılması gerekiyor. Problemin teşhisini yaparsak ancak bunu çözebiliriz.” dedi. Kopya intiharlara dikkat! Türkiye’deki vakaların yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını kaydeden Prof. Dr. Tarhan; ruhsal hastalıklar, alkol ve madde kullanımı, kumar ve bahis, yalnızlık, ilişki kayıpları, şiddet, zorbalık ve umutsuzluk gibi farklı faktörlerin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Türkiye’de bunun kök nedenlerinin analizinin yapılması gerekiyor. Neden kaynaklanıyor bu? Bazıları sadece ekonomik nedene bağlıyor ama çok daha farklı nedenler var. Sosyalleşmenin, medyanın ve kopya intiharların etkisini de göz ardı etmemek gerekiyor.” ifadelerini kullandı. “Umutsuzluk ve çıkış yolu görememe önemli” Yalnızlık, ilişki kaybı, şiddet ve zorbalığın da risk faktörleri arasında bulunduğunu dile getiren Tarhan, “İnsanlarda umutsuzluk duygusu, ‘Çıkış yolu yok’ düşüncesi ve anlam karmaşası intihar riskini artırabiliyor. Siber zorbalık da özellikle ergenlerde önemli.” dedi. Dijitalleşmenin gençler üzerindeki etkilerine de değinen Tarhan, sosyal medyada başkalarının yaşamlarını sürekli takip etmenin yetersizlik duygusunu besleyebildiğini ve “gelişmeleri kaçırma korkusu” olarak tanımlanan FOMO’nun da bu açıdan dikkate alınması gereken olgulardan biri olduğunu ifade etti. “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz” İntiharı önlemenin yalnızca bilgilendirme toplantılarıyla mümkün olmayacağını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Gerçeklerle yüzleşmezsek kendimizi düzeltemeyiz. Güzel sözler söyleyerek intiharı önleyemeyiz. İntihar yalnızca halkı bilinçlendirme çalışmalarıyla önlenmiyor, vakaların analizleriyle öğreniliyor.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın ‘ölmek istiyorum’ demesi tek başına yetmiyor. İntihar isteği, intihar niyeti, intihar planı ve girişim ayrı ayrı değerlendiriliyor. Kişinin ölüm düşüncesi ayrı, intihar düşüncesi ayrı.” ifadelerini kullandı. “Antidepresan tek başına yetmez, terapiyle birlikte yürütülmeli” Depresyon ve intihar riski arasındaki ilişkiye de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Antidepresan ilaçlar ciddi şekilde farmakolojik iyileşme yapıyor ama tek başına yetmez. Muhakkak terapi ile yapılması gerekiyor.” diye konuştu. Prof. Dr. Nazife Güngör: “Büyük dönüşümler toplumlarda kaotik ortam oluşturabiliyor” Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör de intihar olgusunun insanlık tarihi boyunca var olduğuna dikkat çekerek, özellikle büyük toplumsal dönüşüm dönemlerinde bireyin varlığını ve yaşamın anlamını daha fazla sorgulayabildiğini söyledi. Prof. Dr. Güngör, “Ne zaman makro düzeyde büyük dönüşümler yaşansa toplumlarda bir şekilde kaos oluşuyor, krizler oluyor. Kaotik ortamların en önemli göstergelerinden biri de toplum içerisinde yaşayan bireylerin dünyadaki, yaşamdaki varlıklarını tekrar sorgulamaları.” dedi. “İnsan varlık ve anlam sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor” Bireyin krizlerle karşı karşıya kaldığında yaşamın anlamını sorgulayabildiğini dile getiren Prof. Dr. Güngör, “Sıkıntı çektikçe, acıları yaşadıkça ya da yeni gelişmelere ve dönüşümlere uyum sağlamakta zorlandıkça varlık sorgulamasını tekrar tekrar yapıyor. Kendi kendine sorduğu sorulara yanıt bulamadığı ya da sorunlara çözüm bulmakta zorlandığı zaman karşısına birtakım alternatifler geliyor.” ifadesinde bulundu. İnsanın duygu ve çatışmalarını yönetebilmesinin yaşamın anlamını güçlendirebileceğini belirten Prof. Dr. Güngör, “İnsanın kendi ruh durumunu, kendi krizlerini, kendi iç ve dış çatışmalarını daha kolay yönetebilmesi; var olmayı ve varlığını sürdürmeyi daha anlamlı bulabilmesi anlamına geliyor.” dedi. Prof. Dr. Kaynak: “Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada” İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak ise intihar olgusuna farklı disiplinlerden bakmanın önemine işaret etti. Üniversitelerin sahip oldukları akademik bilgiyi toplumla paylaşmalarının önemini vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, dijitalleşmeyle birlikte ortaya çıkan yalnızlaşmaya dikkat çekti. Prof. Dr. Kaynak, “Dünya üzerinde sonsuz sayıda bağlantı kurabilme imkânımızın olduğu ama neredeyse hiç bağımızın kalmadığı bir yeni ortama girmiş durumdayız. Bağlantı bolluğu ve bağsızlık bir arada, insanları çok zor durumda bırakıyor.” ifadelerini kullandı. İntihar olgusuna ilişkin rakamların tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Kaynak, toplumsal ve psikolojik değişimlerin de dikkate alınması gerektiğini söyledi. Barış Erdoğan: “İntihar son derece bireysel görünse de toplumsal bir sorun” “Toplumsal Bir Olgu Olarak İntihar” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, intiharın yalnızca psikoloji ve psikiyatrinin konusu olmadığını söyledi. İntihar olgusunun tarih, felsefe ve sosyoloji gibi farklı disiplinler tarafından da tartışılmasının önemine işaret eden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” dedi. “İntiharı sadece psikolojik ya da ekonomik bir olgu olarak görürsek yanılırız” Prof. Dr. Erdoğan, “İntiharı sadece psikolojik bir olgu olarak görmeye çalışırsak ya da sadece ekonomik sorunlardan kaynaklanan bir vaka olduğunu düşünürsek yanılırız.” ifadelerini kullandı. İntihar oranlarının toplumdan topluma ve dönemden döneme değişmesinin, olgunun toplumsal boyutunu ortaya koyduğunu ifade eden Erdoğan, “İnsan biyolojisi dünyanın her tarafında aşağı yukarı aynı. Neden bir ülkede insanların intihar eğilimi artarken başka bir ülkede düşüyor diye sorarsak, o zaman resmin başka bir tarafına bakmamız gerekiyor.” dedi. “Bağlarımız koptukça bizi yaşama bağlayan unsurlar da azalıyor” Toplumsal bütünleşmenin koruyucu rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Erdoğan, aile, sosyal çevre ve toplumsal gruplarla kurulan bağların insanın hayata tutunmasında önemli olduğuna işaret etti. İntiharın ilk bakışta bireysel bir eylem olarak algılandığını kaydeden Erdoğan, “İntihar dediğimiz olgu, bir yanıyla baktığımızda son derece bireysel. Peki bu kadar bireysel bir konu nasıl bir toplumsal sorun haline geldi? İşte tam da bu noktada sosyoloji intihar olgusunu ele alıyor.” ifadelerini kullandı. “Toplumsal değişimlere karşı dirençli bireyler yetiştirilmeli” Hızlı toplumsal değişimlerin bireylerde yarattığı etkilerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Erdoğan, yalnızca bireysel psikolojik müdahalelerle yetinilmemesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Erdoğan, “Toplumsal değişimlere karşı sosyal olarak dirençli bireyler yetiştirecek ve oluşturacak politikalar üretirsek bu intihar konusunda önemli bir mesafe alabileceğimizi düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Hadiye Yılmaz intihar olgusunu tarihsel vakalarla ele aldı Üsküdar Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hadiye Yılmaz, “Tarih Boyunca İntihar Olgusu: Tarihsel Örnek Vakalar ve Türkiye Gerçeği” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Yılmaz, Osmanlı’nın son döneminde kamuoyunda geniş yankı uyandıran Sultan Abdülaziz’in ölümü ile Beşir Fuad’ın intiharı üzerinden konunun tarihsel görünümünü değerlendirdi. “Sultan Abdülaziz için bugün bile net konuşamıyoruz” Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden beş gün sonra Feriye Sarayı’nda bilekleri kesilmiş halde bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Yılmaz, olayın intihar mı yoksa cinayet mi olduğuna ilişkin tartışmaların günümüzde de sürdüğünü söyledi. Beşir Fuad vakasına dikkat çekti Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı düşünce tarihinde materyalist düşüncenin erken temsilcilerinden Beşir Fuad’ın intiharının ise tarihsel belgeler açısından daha açık bir vaka olduğunu söyledi. Beşir Fuad’ın yaşamına son verirken yaşadıklarını kaydetmeye çalışmasının olayın zaman içerisinde bazı çevrelerde idealize edilmesine yol açtığını dile getiren Yılmaz, bunun yanıltıcı bir yaklaşım olabileceğine dikkat çekti. “Osmanlı’da intihar daha azdı demek kolay değil” Tarihsel verilerin değerlendirilmesinde kayıt sistemlerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı döneminde intiharın daha az görüldüğü şeklinde kesin bir yargıya varmanın bilimsel açıdan mümkün olmadığını ifade etti. Modernleşme, kentleşme ve bireyselleşme etkisi… İntihar olgusunun tarihsel değişiminde modernleşme sürecine de dikkat çeken Yılmaz; yoğun sanayileşme, kentleşme, bireyselleşme, sekülerleşme ile ekonomik ve toplumsal istikrarsızlıkların araştırmacıların üzerinde durduğu faktörler arasında bulunduğunu söyledi. Avrupa’da kayıt sistemine daha erken geçilmesinin istatistiklerdeki görünürlüğü de artırmış olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, Osmanlı toplumunda dini ve cemaat temelli normların daha güçlü olmasının da farklı bir toplumsal yapı oluşturduğunu kaydetti. Tarihsel sürecin önemli bir noktayı ortaya koyduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, “İntiharın sadece bireysel bir eylem olmadığını görüyoruz. İkincisi, modernleşme ve intihar olgusu arasında bir tarihsel ilişki olduğunu görüyoruz. Ama imtina ediyorum; modernleşme intiharı artırmıştır demiyorum, arasında bir ilişki olduğunu söylüyoruz.” dedi. “Yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz” Geleneksel toplumdan modern topluma geçişin bireyin sosyal çevresiyle ilişkisini de değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, “Geleneksel toplum yapısından moderne geçerken evvelden aile, mahalle, cemaat vesaire her şeyde yanımızda olan insanlar daha az. Dolayısıyla yalnızlaşıyoruz ve toplumsal desteği kaybediyoruz.” ifadelerini kullandı. Tayfun Doğan: “Elimizdeki en güçlü şey sosyal destek” “Hayata Tutunmak İçin Nedenler: Umut Psikolojisi” başlıklı sunumunu gerçekleştiren Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, intihar olgusunun psikolojik boyutunu ve umudun koruyucu rolünü değerlendirdi. İnsanların bazen yaşamla yeniden bağ kurabilmeleri için küçük bir destek noktasına ihtiyaç duyabildiğini söyleyen Doğan, “Bazen küçücük bağlanabileceği bir yer olursa, tutunabileceği bir yer olursa insanlar intihardan vazgeçebiliyor. O yüzden elimizdeki en güçlü şey aslında intihar vakalarında sosyal destek.” dedi. “Depresyonda umutsuzluk çok önemli” Ruh sağlığı sorunlarının göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Doğan, özellikle depresyon ile umutsuzluk arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, “Ruh sağlığı sorunlarını göz ardı etmememiz gerekiyor. Çünkü burada özellikle umudun azalması, yaşamak için bir neden bulamama çok önemli bir etken.” ifadelerini kullandı. “Umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmektir” Umutsuzluğun yalnızca kötü hissetmekten ibaret olmadığını ifade eden Doğan, “Gerçek anlamda umutsuzluk, sizi yaşama bağlayan her şeye inancınızı yitirmiş olmanız demektir. Bu aileniz olabilir, inancınız olabilir, kariyeriniz, idealleriniz olabilir. Sizi yaşama bağlayan her şeye karşı inancınızı yitirmiş olmak demektir.” dedi. Umutsuz kişinin içinde bulunduğu olumsuz koşulların hiç değişmeyeceğini düşünme eğiliminde olduğunu belirten Doğan, “Umutsuzluk anı mutlaklaştırmak anlamına geliyor. Takvimi durdurmak, saati durdurmak; içinde bulunduğumuz koşullar hiç değişmeyecekmiş gibi düşünmek, geleceğe ipotek koymak aslında umutsuzluk dediğimiz şey.” dedi. “Umut öğrenilebilir ve geliştirilebilir” Umut kavramının yalnızca bir duygu olmadığını, aynı zamanda zihinsel bir beceri olarak değerlendirilebileceğini söyleyen Prof. Dr. Doğan, bunun geliştirilebilir olmasının önemli olduğunu dile getirerek, “Ben büyük oranda umudu mental bir beceri olarak görüyorum. Umut, içinde bulunduğumuz koşullardan çok zihinsel tutumla, olaylara yaklaşım biçimimizle alakalıdır. Umudun öğrenilebilir, geliştirilebilir bir şey olması bizim için en umut verici tarafı. Bir şeyi beceri olarak nitelendiriyorsak bu, öğrenilebilir, öğretilebilir, geliştirilebilir ve artırılabilir anlamına geliyor.” dedi. “Umutlu insan tek bir seçeneğe odaklanmıyor” Umutlu insanların geleceğin daha iyi olabileceğine inandığını, bunun için kendi çabalarının önemli olduğunu düşündüğünü ve hedeflerine ulaşmak için alternatif yollar geliştirebildiğini belirten Doğan, “Umutlu insanlar ‘Amaçlarıma ulaşabilmem için birçok yol vardır’ diye düşünüyorlar. Bu inanılmaz güçlü bir cümle. Hayatta seçeneklerin olduğunu bilmek, tek bir kapıya odaklanmamak çok önemli.” şeklinde konuştu. Felsefe Bölümü Araştırma Görevlisi Arş. Gör. Dr. Merve Arlı Özekes de “Felsefi Bir Soruşturma Olarak İntihar” başlıklı sunumuyla konuyu felsefi açıdan ele aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mezuna Kalmak Yerine Üniversite Yolculuğuna Başlayın! Haber

Mezuna Kalmak Yerine Üniversite Yolculuğuna Başlayın!

Üniversitede okurken yeniden YKS’ye hazırlanmanın mümkün olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Güngör, “Aldıkları puan her ne olursa olsun açıkta kalmamayı denesinler. Bir programa başlasınlar, üniversite eğitimlerine devam ederken hedeflerine de yeniden hazırlanabilirler. Mezuna kalmak yerine bir yola girsinler; o yolda ilerlerken yeni hedeflerle geleceklerini yeniden şekillendirsinler.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, adayların tercih döneminde mevcut olanakları mutlaka gözden geçirmelerini önerdi. Bugün verecekleri karar bütün hayatlarını etkileyebilir Gençlerin çok özel ve kritik bir karar döneminden geçtiğini dile getiren Prof. Dr. Nazife Güngör, “Bir karar verecekler şu sıralarda ve o karar onların bütün hayatını etkileyecek. Dolayısıyla heyecanları da çok haklı, tedirginlikleri de çok haklı, kaygıları da çok haklı. Ama benim onlara önerim, bütün bu kaygıyı, tedirginliği, heyecanı ve gelecek kaygısını muhteşem bir gelecek stratejisine dönüştürmeleri. Çünkü bugün verecekleri bir karar bütün hayat boyu onları etkileyecek; bundan sonraki yaşam tarzlarını, yaşam pratiklerini ve vizyonlarını belirleyecek.” dedi. “Düşük puan, yüksek puan” diye bakmıyoruz Sınava giren bütün gençleri gösterdikleri emek nedeniyle kutladığını ifade eden Prof. Dr. Güngör, “Düşük puan alanları da yüksek puan alanları da kutluyorum. Çünkü bunu düşük ve yüksek puan ya da başarı ve başarısızlık olarak nitelemiyoruz. Sonuçta her bir genç arkadaşımız bir puan aldı. Şunu bilsinler ki aldıkları puanla girebilecekleri mutlaka bir yer vardır. Bir programa, bir bölüme, bir üniversitenin programına girebilirler.” diye konuştu. Aldığınız puan ne olursa olsun açıkta kalmamayı deneyin İstediği bölüm için yeterli puanı alamayan adayların ilk seçenek olarak “mezuna kalmayı” düşünmesinin doğru olmayabileceğini belirten Prof. Dr. Güngör, şöyle devam etti: “Bazen tatmin edici bir puan alamıyorlar ya da bir hedef koyuyorlar, sonra o hedefle örtüşen bir puan alamadıkları zaman ‘mezuna kalmak’ gibi bir kavram kullanıyorlar. Ama ben onlara diyorum ki kısa vadede bu aldıkları puanla bir yere girmeyi denesinler. Eğer istiyorlarsa tekrar üniversite sınavının yolu açıktır; bir üniversitede okurken de üniversite sınavına girebilirler. Bir yandan üniversite eğitimlerine başlasınlar, öte yandan hedeflerine yine baksınlar.” Mezuna kalmak değil, bir yola girmek önemli Üniversiteye başlayan bir öğrencinin hedeflerini değiştirmesinin veya yükseltmesinin önünde bir engel olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Güngör, üniversite eğitiminin tek yönlü ve değiştirilemez bir yol olarak görülmemesi gerektiğine işaret etti. “Mezuna kalmayın; bir bölüme girin, herhangi bir programa başlayın. Ondan sonra da gelecek planınızı o program odaklı ileriye doğru tekrar yeni hedeflerle besleyebilirsiniz, hiçbir problem yok.” diyen Prof. Dr. Güngör, öğrencilerin kendi yeteneklerini, yeterliliklerini, becerilerini ve hayata ilişkin motivasyonlarını iyi tanımalarının doğru strateji kurmak açısından önemli olduğunu kaydetti. Üniversitede okurken yeniden YKS’ye hazırlanmanın mümkün olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Güngör, “Aldıkları puan her ne olursa olsun açıkta kalmamayı denesinler. Bir programa başlasınlar, üniversite eğitimlerine devam ederken hedeflerine de yeniden hazırlanabilirler. Mezuna kalmak yerine bir yola girsinler; o yolda ilerlerken yeni hedeflerle geleceklerini yeniden şekillendirsinler.” dedi. Hedefinizden vazgeçmek zorunda değilsiniz Bir programa yerleşmenin asıl hedeften vazgeçmek anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Güngör, “Genç arkadaşlarımızdan biri tıp fakültesi istiyordu diyelim. Öyle bir puan geldi ki tıp fakültesine girme şansı yok ama iki yıllık ön lisans programlarından birine girebilecek düzeyde. İdealler, hedefler büyük kurulmuştur ama sınavda bir terslik olmuştur, o gün odaklanamamıştır, beklediğinin altında bir puan almıştır. Üzülmesin. Hedef tıp olabilir ama ön lisanstan başlar; bir yandan bir program okur, öte yandan çalışmaya ve üniversite sınavına hazırlanmaya devam eder, sonraki yıl tekrar girer.” ifadelerini kullandı. Alternatif eğitim yollarının da araştırılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Güngör, “Örneğin sağlık hizmetleriyle ilgili iki yıllık bir programa girebilir, onu başarılı şekilde bitirip dikey geçiş olanaklarını değerlendirebilir ve sağlık bilimleri içerisinde kendisine yeni bir yol oluşturabilir. Burada başarıyı yalnızca puanlarla ölçmekten çok hedefleri doğru koymak gerekiyor.” dedi. Bir yıl beklemek kararsızlığı da sürdürebiliyor Mezuna kalan adaylarla bir sonraki yıl sınava girecek yeni adayların aynı sınav havuzunda buluştuğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Güngör, “Arkadaşlarımız ‘Bu sene yeterli puan alamadık’ diye mezuna bırakıyor. Sonraki yıl mezuna bırakılanlarla alttan gelenler tekrar birikiyor, sayı daha da katlanıyor.” diye konuştu. Bekleme sürecinin gençlerdeki belirsizliği uzatabileceğini ifade eden Prof. Dr. Güngör, “O bekleme devam ediyor; o kararsızlık, hedefe giden yoldaki muğlaklık, sis perdesi devam ediyor. Onun için bir an önce yollarını açsınlar, bir yola girsinler. O yolda bir yandan da hedeflerine doğru yeni stratejiler belirlesinler.” ifadelerini kullandı. Gençlerin yalnızca puan ve sıralamaya bakarak karar vermemeleri gerektiğini de vurgulayan Prof. Dr. Güngör, üniversitelerin akademik kadrolarını, bölümlerini ve sundukları olanakları yakından tanımalarını önerdi. Üniversite tercihinde önce insan Üniversite eğitiminin yalnızca meslek ve kariyer edinmekten ibaret olmadığına işaret eden Prof. Dr. Güngör, “İnsanlar hayatta istedikleri başarıya ulaşabilirler, hedeflerine ulaşabilirler, istedikleri kadar para kazanabilirler, prestijli konumlara yükselebilirler ancak hepsinden önemlisi iyi bir insan olmak.” diye konuştu. Teknolojinin ve yapay zekânın hızla geliştiği bir çağda üniversite öğrencilerinin teknolojiden uzak durmak yerine onu yönetebilecek donanıma sahip olması gerektiğini belirten Güngör, “Her şeyi bilin, teknolojiyi takip edin, teknolojinin içinde olun, teknolojiyi yönetin ama insan olduğunuzu unutmadan.” mesajını verdi. Hayatın önünüze çıkardığı fırsatı değerlendirin Gençlere tercih sürecinde tek bir sınav sonucunun bütün geleceklerini belirlediği düşüncesine kapılmamaları çağrısında bulunan Prof. Dr. Nazife Güngör, önemli olanın harekete geçmek, eğitim hayatının içine girmek ve hedefleri süreç içerisinde yeniden şekillendirmek olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Güngör, “Bir yola girsinler, o yolda bir yandan da hedeflerine doğru yeni stratejiler belirlesinler. Hayat onlara şu anda hangi fırsatı getirdiyse o fırsatı en iyi şekilde değerlendirsinler.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İletişim Mezunlarının Çalışma Alanları Genişliyor! Haber

İletişim Mezunlarının Çalışma Alanları Genişliyor!

Gelecekte iletişim mezunlarının yalnızca içerik üreten değil; yapay zekâyı yöneten, veriyi hikâyeye dönüştüren, dezenformasyonu tespit eden ve dijital güveni yöneten profesyoneller olarak öne çıkacağını belirten Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Geleceğin iletişim mezunları algoritmaları yöneten, yapay zekâyı anlamlandıran ve dijital güven inşa eden profesyoneller olacak. Meslekler değişiyor ama iyi iletişim kurabilme becerisi her zamankinden daha değerli hâle geliyor.” dedi. Yapay zekâ içerik stratejistliği, dijital itibar yöneticiliği, dezenformasyon analistliği, veri hikâyeleştiriciliği ve insan-yapay zekâ etkileşimi tasarımcılığı gibi yeni çalışma alanlarına dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, “Öğrencilerimizi teknolojiden korkan değil, teknolojiyi yöneten ve ona entelektüel derinlik katan profesyoneller olarak yetiştiriyoruz.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, yapay zekâ çağında iletişim sektörünün değişen istihdam yapısını, geleceğin iletişim mesleklerini ve öğrencilerin yeni çalışma hayatına hangi yetkinliklerle hazırlanması gerektiğini değerlendirdi. İletişim mezunlarının çalışma alanları genişliyor Teknolojik gelişmelerin iletişime duyulan ihtiyacı azaltmak yerine artırdığına işaret eden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dijitalleşmeyle birlikte iletişim profesyonellerinin rolünün de değiştiğini söyledi. “Bugün tam anlamıyla bir iletişim çağında yaşıyoruz.” Diyen Prof. Dr. Atalay, “İletişim elbette her zaman önemliydi ancak bugün akıllı telefonlar, sosyal ağlar ve dijital platformlar sayesinde herkesin her an ulaşılabilir olduğu hiper bağlantılı bir dünyadayız. Teknoloji iletişim kurmayı kolaylaştırırken anlam yaratmayı, güven oluşturmayı ve ortak bir zeminde buluşmayı zorlaştırıyor. Bu nedenle iletişim becerileri konusunda eğitimli olmak profesyonel yaşamda giderek daha büyük bir fark yaratıyor.” dedi. İletişimcinin işi içerik üretmekten ibaret olmayacak Yapay zekânın özellikle rutin içerik üretim süreçlerini hızla otomatikleştirdiğini ifade eden Atalay, bunun iletişim mesleklerinin ortadan kalkacağı anlamına gelmediğini, aksine iletişimcinin rolünün daha stratejik bir noktaya taşınacağını vurguladı. Prof. Dr. Atalay, “Eskiden iyi bir reklam fikri bulmak, o fikri görsele dökmek ve metnini yazmak günler, hatta haftalar alabiliyordu. Bugün yapay zekâ araçlarına doğru komutlar verdiğinizde saniyeler içinde çok sayıda alternatif elde edebiliyorsunuz. Ancak o alternatiflerden hangisinin insanın kalbine dokunacağını, hangisinin toplumsal bir karşılığı olduğunu veya hangisinin insanı gerçekten güldüreceğini algoritmalar tek başına belirleyemiyor. Yapay zekâ insan davranışını analiz edebilir ama insan gibi hissedemez.” diye konuştu. Bu nedenle gelecekte iletişim mezunlarının değerini yalnızca “üretme” becerisinin değil; seçme, doğrulama, anlamlandırma, yorumlama ve strateji geliştirme yetkinliklerinin belirleyeceğini kaydeden Prof. Dr. Atalay, insan yaratıcılığı ile yapay zekâ yeteneklerini birlikte kullanabilen profesyonellerin iş dünyasında avantaj sağlayacağını dile getirdi. Gazeteci yazandan çok doğrulayan ve anlamlandıran kişi olacak Gazeteciliğin yapay zekâdan en fazla etkilenen alanlardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Atalay, rutin haberlerin otomatik olarak üretilebildiği bir dönemde gazetecinin mesleki değerinin araştırmacılık, doğrulama ve yorumlama kapasitesinde yoğunlaşacağını söyledi. Prof. Dr. Atalay, “Haber yazan gazeteciden doğrulayan ve anlamlandıran gazeteciye doğru bir dönüşüm gerçekleşiyor. Rutin ajans haberlerini artık yapay zekâ yazabiliyor. Gazetecinin yeni rolü dezenformasyonu filtrelemek, derinlemesine araştırma yapmak, veri gazeteciliği yapmak ve ham verinin arkasındaki insan hikâyesini yakalamak olacak.” ifadelerini kullandı. Reklamcının yeni işi yapay zekâyı yaratıcı stratejiyle yönetmek Reklamcılıkta da benzer bir dönüşüm yaşandığını ifade eden Atalay, yapay zekânın saniyeler içinde çok sayıda reklam metni, görseli ve kampanya alternatifi üretebildiğine dikkat çekti. “Reklamcının işi artık yalnızca sıfırdan üretmek olmayacak.” diyen Atalay, “Yapay zekânın oluşturduğu alternatifler arasından markanın ruhuna, hedef kitlenin psikolojisine ve toplumsal bağlama en uygun olanı seçmek; doğru promptları oluşturmak ve yaratıcı stratejiyi kurmak daha önemli hâle gelecek.” dedi. Halkla ilişkilerde yeni istihdam alanı; dijital güven Deepfake, dezenformasyon ve yapay zekâ destekli manipülasyonların yaygınlaşmasının halkla ilişkiler ve kurumsal iletişim alanında da yeni uzmanlıklara ihtiyaç doğurduğunu kaydeden Prof. Dr. Atalay, geleceğin en önemli iletişim alanlarından birinin dijital güven ve itibar yönetimi olacağını söyledi. Atalay, “Bülten dağıtımı ve medya takibi gibi geleneksel görevler giderek otomatikleşirken, bilişsel kriz yönetimi ve güven mimarlığı daha fazla önem kazanıyor. Deepfake ve manipülasyonun bu kadar kolaylaştığı bir çağda PR profesyonelleri yapay zekâ hızında yayılan itibar krizlerini yönetmek ve toplumla kurumlar arasında sahici bağlar kurmak zorunda.” şeklinde konuştu. Deepfake çağının iletişimcisi doğrulama uzmanı da olacak Geleceğin iletişim profesyonellerinin veri ve algoritma okuryazarlığına sahip olması gerektiğini vurgulayan Atalay, deepfake ve dezenformasyonla mücadele becerilerinin istihdam açısından giderek daha önemli hâle geleceğini belirtti. İletişim öğrencileri yapay zekâyla birlikte çalışmayı öğreniyor Bu dönüşüm nedeniyle iletişim eğitiminin de yeniden tasarlanması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinde yapay zekâyı iletişim eğitiminin farklı alanlarına entegre ettiklerini söyledi. “Öğrencilerimize her şeyden önce ‘Yapay zekâ iletişimcinin rakibi değil, onun akıllı asistanıdır.’ diyoruz.” ifadesini kullanan Atalay, şöyle devam etti: “İyi bir iletişimci olmak artık yalnızca güçlü yazma becerisine veya iyi bir görsel bakış açısına sahip olmakla sınırlı değil. Bunlara bilişsel esneklik ve yapay zekâyla doğru iletişim kurabilme becerisi de eklendi. Öğrenci yalnızca teoriyi öğrenmiyor; uygulamalı derslerde bir yapay zekâ modeline nasıl doğru komut vereceğini, çıkan sonucu nasıl değerlendireceğini ve filtreleyeceğini deneyimliyor. Yapay zekânın ürettiği bilginin doğruluğunu teyit etmek, bilişsel önyargıları fark etmek ve algoritmik manipülasyonları deşifre etmek eğitimimizin merkezinde. Sahicilik ve etik ise ana omurgamızı oluşturuyor.” Her bölümde yapay zekâ odaklı zorunlu dersler bulunuyor Fakültenin farklı bölümlerinde öğrencilerin kendi meslek alanlarıyla yapay zekâyı buluşturan zorunlu dersler aldığını belirten Prof. Dr. Atalay, “Çizgi Film ve Animasyon bölümümüzde Yapay Zekâ Destekli Konsept Geliştirme, Görsel İletişim Tasarımı bölümümüzde Görsel İletişim Tasarımında Üretken Yapay Zekâ, Gazetecilik bölümümüzde Gazetecilikte Yapay Zekâ, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümümüzde Halkla İlişkiler ve Yapay Zekâ Uygulamaları, Radyo Televizyon ve Sinema bölümümüzde Yapay Zekâ Destekli Film Yapım ve Yönetimi, Reklamcılık bölümümüzde Dijital Reklamcılık ve Yapay Zekâ Uygulamaları, Yeni Medya ve İletişim bölümümüzde ise Yapay Zekâ derslerimiz zorunlu. Ayrıca seçmeli ders havuzumuzda da yapay zekâ temelli dersler bulunuyor.” dedi. 2-4 yıl sonra iletişim mezunlarını nasıl bir istihdam tablosu bekliyor? İletişim alanında önümüzdeki birkaç yıl içinde özellikle dijital içerik, veri, yapay zekâ, doğrulama, itibar ve kriz yönetiminin kesiştiği işlerin daha görünür hâle geleceğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, mezunların medya kuruluşlarından reklam ajanslarına, kurumsal iletişim departmanlarından dijital platformlara, yapım şirketlerinden sosyal medya ve içerik ajanslarına kadar geniş bir alanda çalışabileceğine dikkat çekti. İletişim mezunlarının klasik mesleklerin yanı sıra teknolojiyle birlikte doğan yeni uzmanlık alanlarına da yönelebileceğini kaydeden Atalay, “Önümüzdeki 10-15 yılda en hızlı büyümesi beklenen alanların önemli bir kısmı teknik bilgi ile iletişim becerisini birlikte gerektirecek.” dedi. Yeni meslekler iletişim mezunlarını bekliyor Yapay zekânın iletişim fakültesi mezunlarının önüne yepyeni kariyer seçenekleri çıkaracağını dile getiren Atalay, geleceğin çalışma alanlarını şöyle sıraladı: “Yapay zekâ içerik stratejistliği, dijital itibar yöneticiliği, dezenformasyon analistliği, veri hikâyeleştiriciliği, insan-yapay zekâ etkileşimi tasarımcılığı, dijital doğrulama uzmanlığı, yapay zekâ destekli yaratıcı strateji, algoritmik içerik yönetimi ve dijital kriz iletişimi.” “Geleceğin iletişim mezunları algoritmaları yönetecek” İletişim alanını tercih edecek gençlerin yapay zekâ nedeniyle mesleklerin ortadan kalkacağı düşüncesiyle hareket etmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Gül Esra Atalay, sözlerini şöyle tamamladı: “Geleceğin iletişim mezunları algoritmaları yöneten, yapay zekâyı anlamlandıran ve dijital güven inşa eden profesyoneller olacak. Meslekler değişiyor ama iyi iletişim kurabilme becerisi her zamankinden daha değerli hâle geliyor. Yapay zekâyı doğru ve dozunda kullanabilen, eleştirel düşünebilen, insan psikolojisini anlayan, etik sınırları gözeten ve özgün fikir üretebilen iletişimciler iş dünyasında öne çıkacak. Aklını ve yaratıcılığını tamamen yapay zekâya devredenler değil, yapay zekâyı kendi yaratıcılığını güçlendiren bir araç olarak kullananlar geleceğin iletişim dünyasında yerlerini alacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2 Milyona Yakın Aday Bu Testi Çözdü Haber

2 Milyona Yakın Aday Bu Testi Çözdü

Bu kritik dönemde Üsküdar Üniversitesi tarafından geliştirilen ve bilimsel temellere dayanan Kariyer Testi, bugüne kadar yaklaşık 2 milyona yakın gencin geleceğine ışık tuttu ve sadece bu tercih döneminde yaklaşık 10 bin kararsız adayın kendi potansiyelini keşfetmesini sağladı. Bugüne kadar milyonlarca gencin meslek seçimine ışık tutan Üsküdar Üniversitesi Kariyer Testi, yalnızca puana ve sıralamaya göre değil; ilgi alanları, kişilik özellikleri ve bireysel yetenekleri merkeze alan yaklaşımıyla adayların daha bilinçli tercih yapmasına katkı sağlıyor. Özellikle tercihlerin son günlerinde kararsız kalan öğrenciler, birkaç dakika içinde elde ettikleri analizlerle hangi mesleklerin kendilerine daha uygun olduğunu görebiliyor. 2015'ten bu yana milyonlarca adaya rehberlik eden ve bilimsel bir altyapıya dayanan Üsküdar Üniversitesi Kariyer Testi bugüne kadar 1 milyon 738 bin 285 kişinin geleceğine ışık tuttu ve sadece bu tercih döneminde 9 bin 182 kararsız adayın kendi potansiyelini keşfetmesini sağladı. Bilimsel altyapısıyla öne çıkıyor Üsküdar Üniversitesi Kariyer Testi, dünyada uzun yıllardır kullanılan Holland Mesleki Tercih Envanteri (RIASEC) modelini esas alıyor. Yaklaşık 10 dakikada tamamlanan 90 soruluk testte adaylar, çeşitli etkinlikler için "Hoşlanırım" veya "Hoşlanmam" seçeneklerini işaretliyor. Test sonunda ise kişinin ilgi alanları ve baskın kişilik özellikleri analiz edilerek hangi meslek gruplarında daha başarılı ve mutlu olabileceğine ilişkin ayrıntılı bir profil oluşturuluyor. Bu yönüyle test, adayların yalnızca "hangi bölümü yazmalıyım?" sorusuna değil, "nasıl bir çalışma hayatı bana uygun?" sorusuna da yanıt veriyor. Altı farklı kişilik tipi, yüzlerce farklı kariyer seçeneği Holland Mesleki Tercih Envanterine dayanan 90 soruluk test, size basit ama etkili sorular sorarak kişilik profilini analiz ediyor ve adayı 6 ana tipten birine yönlendiriyor: Gerçekçi: Elleriyle çalışmayı seven, pratik insanlar. (Mühendislik, Tarım vb.) Araştırıcı: Gözlem yapmayı, araştırmayı ve problem çözmeyi sevenler. (Bilim insanı, Doktor vb.) Artistik: Yaratıcı, sanatsal ve özgün bireyler. (Mimar, Tasarımcı, Müzisyen vb.) Sosyal: İnsanlara yardım etmeyi, öğretmeyi sevenler. (Öğretmen, Psikolog, Sosyal Hizmet Uzmanı vb.) Girişimci: İkna etmeyi, yönetmeyi ve liderlik etmeyi sevenler. (Yönetici, Avukat, Pazarlamacı vb.) Geleneksel: Düzenli, kurallara uygun ve detaycı çalışanlar. (Muhasebeci, Bankacı vb.) Sadece meslek önermiyor, kişiyi tanımaya yardımcı oluyor Uzmanlara göre testin en önemli farkı, adaylara doğrudan "şu bölümü seç" demek yerine, önce kişinin kendisini tanımasını sağlaması. Birçok öğrenci, test sonucunda daha önce hiç düşünmediği alanların aslında kendi kişilik özellikleriyle büyük ölçüde örtüştüğünü fark ediyor. Kararını vermiş adaylar ise seçmeyi düşündükleri bölümün kişilik yapılarıyla ne kadar uyumlu olduğunu görebiliyor. Bu yönüyle Kariyer Testi, tercih listesini oluşturmadan önce yapılan önemli bir öz değerlendirme aracı olarak dikkat çekiyor. Dijital test, uzman danışmanlıkla destekleniyor Üsküdar Üniversitesi, test sonucunu tek başına bırakmıyor. Sonuçlarını değerlendirmek isteyen adaylar, üniversitenin uzman tercih danışmanlarıyla birebir ya da çevrim içi görüşmeler gerçekleştirerek test sonuçlarını başarı sıralamaları, puanları ve kariyer hedefleriyle birlikte değerlendirebiliyor. Böylece adaylar yalnızca test sonucuna göre değil; akademik başarıları, ilgi alanları, gelecek hedefleri ve iş dünyasının beklentileri birlikte analiz edilerek daha sağlıklı bir tercih listesi oluşturabiliyor. Doğru tercih, doğru kariyerin ilk adımı Uzmanlar, üniversite tercihini yalnızca bir yerleştirme işlemi olarak değil, yaşam boyu sürecek kariyer yolculuğunun başlangıcı olarak değerlendiriyor. Meslek seçiminin başarı kadar mutluluğu da belirlediğine dikkat çeken uzmanlar, tercih döneminin son günlerinde acele karar vermek yerine, bilimsel kariyer analizlerinden ve uzman danışmanlığından yararlanmanın gençlerin geleceği açısından önemli avantaj sağlayacağını vurguluyor. YKS tercih sürecinin son saatleri yaklaşırken Üsküdar Üniversitesi Kariyer Testi de binlerce adayın kendi potansiyelini keşfetmesine yardımcı olarak, yalnızca üniversite değil, yaşam tercihi yapmalarına rehberlik etmeyi sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hacamat Herkese Uygun Bir Tedavi Değil! Haber

Hacamat Herkese Uygun Bir Tedavi Değil!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Asiye Gülsüm Kakı, hacamatın hangi durumlarda tercih edildiği, kimlere uygulanmaması gerektiği, işlem öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler ile uygulama bölgelerinin nasıl belirlendiği hakkında açıklamalarda bulundu. Hacamat en çok kas-iskelet sorunları, travma ve kas yorgunluklarında tercih ediliyor! Hacamatın bazı yararları olduğunu ifade eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “Kas spazmını azaltır, mikrodolaşımı artırır, fasya üzerinden mikro travmalar oluşturarak o bölgenin yenilenmesini artırır. Literatürdeki bazı bilgilere göre de vücutta inflamasyon durumunda salgılanan medyatörlerin savunma etkisini destekler.” dedi. Hangi durumlarda tercih edildiği konusuna değinen Dr. Kakı, “Literatürde en çok kas-iskelet sistemi hastalıklarında, travmalarda ve kas yorgunluklarında kullanıldığına ilişkin veriler mevcut.” diye konuştu. Hacamat tedavisinden önce hastanın sağlık durumu hekim tarafından değerlendirilmeli! Hacamat tedavisinin herkse uygun olmadığına dikkat çeken Dr. Kakı, “Kişide kanama bozukluğu varsa, yapılacak bölgede enfeksiyon ya da açık yara bulunuyorsa, hemodinamisi bozuk olan hastalarda, ciddi anemisi olan hastalarda, sepsis ya da mevcut klinik tablosu hacamat için uygun olmayan hastalarda ve vazovagal refleks nedeniyle ciddi hipotansiyonu olan hastalarda hacamat tedavisi uygulanmamalı.” uyarısında bulundu. Dr. Kakı, şunları söyledi: “Öncelikle hastanın mevcut durumunun uygun olup olmadığı hekim tarafından değerlendirilmeli ve uygun endikasyon verildikten sonra hacamat tedavisi uygulanmalı. Tedavi öncesinde hastanın ne çok aç ne de çok tok olmamasına dikkat edilmeli. Hastanın işlem öncesi yeteri kadar sıvı aldığından emin olunmalı. Ayrıca uygulama yapılacak bölgede enfeksiyon olup olmadığı, hastanın viral bir enfeksiyon geçirip geçirmediği, kanama bozukluğu bulunup bulunmadığı ve genel tıbbi durumu gözden geçirilmeli. Hasta kan sulandırıcı kullanıyorsa, mevcut durumu ilgili hekimle konsülte edildikten sonra, mevcut hastalığıyla ilgili hekim tarafından uygun görülmesi halinde kan sulandırıcı kesilerek işlem yapılmalı. Bu kararı hekim tek başına vermemeli, hastanın mevcut hastalığını takip eden hekimle birlikte konsülte ederek karar vermeli.” Hacamat sonrası ilk 24 saatte sauna, hamam ve banyodan uzak durulmalı! Hacamat sonrası da dikkat edilmesi gerekenler olduğuna işaret eden Dr. Asiye Gülsüm Kakı, “İlk 24 saat içerisinde hacamat bölgesinde kızarıklık ve ağrı olması normaldir.” dedi. Eğer akıntılı bir yara, ateş gibi şikâyetler varsa, kişinin ilgili hekime başvurması gerektiğine vurgu yapan Dr. Kakı, “İlk 24 saat içerisinde sauna, hamam ya da banyo gibi işlemlerden uzak durulmalı. Ayrıca yeteri kadar sıvı alınmalı ve metabolik olarak ağır işler yapılmaması önerilir.” açıklamasını yaptı. Hacamatın uygulanacağı bölge muayeneyle belirleniyor! Hacamatın sık yapıldığı bölgelerle ilgili belli bir standart olmadığını dile getiren Dr. Kakı, “Ancak genellikle baş, boyun, sırt, omuz, bel ve diz çevresi bölgelerine uygulanır.” dedi. Dr. Kakı sözlerini şöyle tamamladı: “Hastanın hangi bölgesine tedavi uygulayacağımıza karar verirken fizik muayenede spazm olan yerler, ağrılı bölgeler ya da hastanın şikâyetinin bulunduğu ve hastalığına uygun bölgeler dikkate alınarak hacamat uygulama bölgesi belirlenir. Kaç seansta yapılacağı ve seans aralıkları ise kişinin yara iyileşmesine, hastalığına ve mevcut durumuna göre hekim tarafından kişiye özel olarak belirlenir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Üsküdar Üniversitesi SHMYO'da 3+1 Dönemi Başlıyor! Haber

Üsküdar Üniversitesi SHMYO'da 3+1 Dönemi Başlıyor!

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı tarafından ön lisans programları için hayata geçirilen 3+1 İşletmede Mesleki Eğitim (İME) Modeli, 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nda 8 programda uygulanmaya başlanıyor. Eğitim ile sektör arasındaki köprü güçleniyor Sağlık alanında nitelikli ara insan gücü yetiştirmeyi hedefleyen Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, yeni eğitim modeliyle öğrencilerini yalnızca akademik bilgiyle değil, aynı zamanda güçlü bir saha deneyimiyle mezun etmeyi amaçlıyor. Yeni model kapsamında öğrenciler, ilk üç dönem boyunca üniversitede teorik bilgi ve uygulamalı eğitim alacak, son dönemlerini ise tam zamanlı olarak sektörün içinde geçirerek gerçek çalışma ortamlarında mesleki deneyim kazanacak. Böylece öğrenciler, mezun olmadan önce iş hayatını yakından tanıyacak, bilgi ve becerilerini uygulamaya dönüştürecek ve kariyerlerine önemli bir avantajla başlayacak. Mezun olmadan deneyim kazanacaklar 3+1 İşletmede Mesleki Eğitim (İME) Modeli kapsamında öğrenciler, ilk 3 dönem boyunca üniversitede teorik bilgi ve uygulamalı mesleki eğitimlerini alırken, son dönemlerini ise tam zamanlı olarak sektörün içinde, gerçek çalışma ortamlarında geçirerek mesleki deneyim kazanacak. Model sayesinde öğrenciler, mezun olmadan önce çalışma hayatını deneyimleme fırsatı bulacak; bilgi ve becerilerini gerçek iş ortamında geliştirerek mesleki yetkinliklerini artıracak ve kariyerlerine güçlü bir başlangıç yapacak. Aynı zamanda üniversite-sektör iş birliği güçlenecek, mezunlarımızın istihdam edilebilirliği önemli ölçüde artacak. 8 programda uygulanacak 2026-2027 Eğitim-Öğretim Yılı itibarıyla Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nda 3+1 İşletmede Mesleki Eğitim Modeli uygulanacak programlar şunlar; “Biyomedikal Cihaz Teknolojisi, Eczane Hizmetleri, Gıda Teknolojisi, Laboratuvar Teknolojisi, Nükleer Teknoloji ve Radyasyon Güvenliği, Optisyenlik, Tıbbi ve Aromatik Bitkiler ve Yaşlı Bakımı.” "İş hayatına hazır mezun" hedefi 3+1 İşletmede Mesleki Eğitim Modeli ile öğrenciler, ilk üç dönemde üniversitede aldıkları teorik ve uygulamalı eğitimi son dönemde iş yaşamında pekiştirecek. Böylece mezun olduklarında yalnızca diplomaya değil, aynı zamanda gerçek iş deneyimine de sahip olacak. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, bu uygulamayla öğrencilerini sektörün ihtiyaç duyduğu bilgi, beceri ve deneyime sahip sağlık profesyonelleri olarak yetiştirmeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ Meslekleri Değil, Kullanmayanları Geride Bırakacak! Haber

Yapay Zekâ Meslekleri Değil, Kullanmayanları Geride Bırakacak!

Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, yapay zekânın dönüştürdüğü yeni dünyada üniversitelerin rolünü değerlendirdi. "Üniversiteler artık küresel rekabet ekosisteminin bir parçası" Tercih maratonunun devam ettiği bu günlerde "Geleceğin Meslekleri ve Yapay Zekâ Devrimi" konusunu değerlendiren Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, "Üniversite bir ekosistemdir. Bu ekosistemin akademisyenleri, öğrencileri ve üniversite-sanayi iş birlikleri gibi birçok bileşeni vardır. Birinci nesil üniversiteler bilgi aktarmaya odaklıydı. İkinci nesil üniversiteler Ar-Ge odaklı hale geldi. Üçüncü nesil üniversiteler ise üretilen bilginin ürüne dönüşmesini hedefleyen girişimcilik odaklı kurumlara dönüştü. Bugün ise dördüncü nesil üniversiteler girişimciliğin küresel ağlar içerisinde rekabet edebilmesini destekleyen yapılara dönüştü." dedi. Bu dönüşümün öğrencilerin eğitim anlayışını da değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bu dönüşen ekosistemin içerisinde öğrencilerimizin akademisyenlerle, sanayiyle ve diğer paydaşlarla doğru ilişki kurmasını sağlamak zorundayız. Çünkü artık mezuniyet sadece diploma almak anlamına gelmiyor." diye konuştu. "İyi proje yazabilmek geleceğin en önemli yetkinliklerinden biri" Projelerin geleceğin mesleklerinde belirleyici rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, "Bir projenin dört temel özelliği vardır. Özgün olması gerekir. Bilimsel yöntemlere dayanması gerekir. Yaygınlaştırılabilir olması gerekir. Elde edilen sonuçların da tekrar üretilebilir olması gerekir. Öğrencilerimizin bu yetkinlikleri kazanması için birinci sınıftan itibaren sistematik şekilde ilerleyen bir eğitim modeli uyguluyoruz." ifadesinde bulundu. "Proje kültürü birinci sınıfta başlıyor" Üsküdar Üniversitesi'nde proje temelli eğitimin öğrencilerin ilk yılından itibaren başladığını anlatan Prof. Dr. Ergüzel, "İlk olarak Üniversite Kültürü dersini veriyoruz. Üniversite nedir, öğrenciden beklenti nedir, üniversitenin hayata katacağı değerler nelerdir; bunları konuşuyoruz. Ardından Girişimcilik ve Proje Kültürü dersimiz geliyor. Üçüncü sınıfta projeli seçmeli derslerimiz var. Son sınıfta ise öğrencilerimiz mezuniyet projelerini hazırlıyor. Böylece dört yıl boyunca adım adım gelişen bir proje kültürü oluşturuyoruz." şeklinde konuştu. "BrainPark'tan öğrenci kulüplerine kadar güçlü bir ekosistem kurduk" Üniversite bünyesinde yalnızca derslerle değil, farklı platformlarla da öğrencilerin desteklendiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Üniversitemizin içerisinde bir kuluçka merkezimiz var. BrainPark'ımız var. Ar-Ge çalışma gruplarımız var. Öğrenci kulüplerimiz var. Dolayısıyla öğrencilerimiz ilgi alanlarına göre hem akademik hem girişimcilik hem de araştırma açısından çok geniş destek mekanizmalarından yararlanabiliyor." dedi. "İş bulma kaygısı son derece doğal" Üniversite adaylarının en büyük endişelerinden birinin mezuniyet sonrası istihdam olduğunu belirten Prof. Dr. Ergüzel, "İş bulabilme kaygısının öncelikli olması son derece doğal. Çünkü üniversite sonrasında bir iş hayatı, aile hayatı ve kariyer planı var. Bizler de öğrencilik dönemimizde aynı kaygıları yaşadık. Üniversitenin görevi bu süreçte öğrenciye doğru rehberlik etmektir." diye konuştu. "Bilgiyi ürüne dönüştürebilen öğrenciler öne çıkıyor" Sadece teorik bilgiye sahip olmanın artık yeterli olmadığını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, "İş hayatında yalnızca bilgi ölçülmüyor. Bilgiyi ürüne dönüştürebilme, uygulamaya geçirebilme becerileri de değerlendiriliyor. Bu nedenle öğrencilerimizin bu deneyimi mezun olduktan sonra değil, üniversite yıllarında kazanmasını hedefliyoruz." şeklinde konuştu. Bilim Fikir Festivali öğrencileri geleceğe hazırlıyor Üniversitede düzenlenen Bilim Fikir Festivali ve Hackathon organizasyonlarının öğrencilerin gelişimine önemli katkılar sağladığını belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bilim Fikir Festivali ve Hackathon gibi rekabetçi uygulamalar öğrencilerimize çok önemli deneyimler kazandırıyor. Özellikle Hackathon'larda önemli başarılar elde eden öğrencilerimizin mesleki gelişimlerine büyük katkılar sağlandığını görüyoruz." ifadesinde bulundu. "Proje kültürü lise yıllarında başlamalı" Bilim Fikir Festivali'nin yalnızca üniversite öğrencilerine değil lise öğrencilerine de hitap ettiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bu süreci sadece üniversite yıllarıyla sınırlamıyoruz. Bilim Fikir Festivali'ni lise öğrencilerine taşımamızın temel nedeni; proje yazma kültürünü erken yaşlarda kazandırmak. Bir problemle karşılaşıldığında bunu sistematik biçimde çözebilme yaklaşımını lise döneminde kazanan öğrenciler üniversiteye çok daha hazırlıklı geliyor." dedi. "TÜBİTAK ve TÜSEB destekli öğrenci projelerimiz var" Üsküdar Üniversitesi öğrencilerinin ulusal ve uluslararası fonlardan destek alan çok sayıda projeye imza attığını belirten Prof. Dr. Ergüzel, şöyle devam etti: "Üniversitemizin TÜBİTAK, TÜSEB gibi ulusal kuruluşların yanı sıra uluslararası fon sağlayıcılar tarafından desteklenen çok sayıda öğrenci projesi bulunuyor. İyi bir bölümde okumak tek başına yeterli değil. Eğer bunu güçlü projelerle ve uluslararası iş birlikleriyle desteklerseniz mezuniyet sonrasında çok önemli avantajlar elde ediyorsunuz. Proje yazmak sadece bilimsel çalışma yapmak değildir. Aynı zamanda proje içerisindeki ekip arkadaşlarınızla, ortaklarınızla ve paydaşlarınızla iletişimi yönetmeyi de öğrenirsiniz. Bu nedenle proje deneyimi öğrencilerin iletişim becerilerini geliştiren çok önemli bir eğitim sürecidir." "Yapay zekâ her mesleği dönüştürüyor" Yapay zekânın bazı mesleklerde doğrudan, bazılarında ise destekleyici rol üstlendiğini belirten Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, "Yapay zekâyı yoğun kullanan meslekler olduğu gibi onu destekleyici araç olarak kullanan meslekler de var. Burada ayırt edici unsur ister sağlık bilimleri, ister mühendislik, ister sosyal bilimler olsun, o alana özgü yetkinliklerin güçlü şekilde kazandırılmasıdır. Üniversitelerin temel görevi de tam olarak budur." diye konuştu. "Üniversite sadece bilgi veren kurum değil, değer inşa eden bir ekosistem" Üsküdar Üniversitesi'nde öğrencilerin eğitim yolculuğunun planlı ve aşamalı biçimde kurgulandığını anlatan Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, şöyle konuştu: "Üniversite Kültürü ile başlıyoruz, Girişimcilik ve Proje Kültürü ile olgunlaştırıyoruz, Projeye Dayalı Seçmeli Ders ve mezuniyet projesiyle tamamlıyoruz. Bunun yanında üniversitemizin değer odaklı ayağında 24 Altın Değer yaklaşımı bulunuyor. Üniversitenin temel misyonu eğitim vermek olmakla birlikte aslında siz adayı iş hayatına, topluma ve dünyaya hazırlıyorsunuz. Çok iyi bir mühendis yetiştirmek kıymetlidir ama değerleri olan bir mühendis yetiştirdiğiniz zaman geliştirdiği yazılımla, yaptığı uygulamayla topluma katkı sağlayan bir birey haline gelir. Önceliğimiz sadece iyi bir mühendis ya da iyi bir sağlık bilimci yetiştirmek değil; değer odaklı bireyler yetiştirmektir." "Yapay zekâ bir tehdit değil, güçlü bir iş ortağı" Yapay zekânın bazı alanlarda istihdamı dönüştüreceğini ancak asıl farkı teknolojiyi etkin kullananların oluşturacağını söyleyen Prof. Dr. Ergüzel, şöyle devam etti: "Yapay zekânın bazı mesleklerdeki istihdam alanını daraltacağı muhakkak. Ancak endişe edilmesi gereken şey yapay zekâ mesleği alacak mı sorusu değil. Yapay zekâyı doğru kullananlar, hiç kullanmayan veya zayıf kullanan meslektaşlarının önüne geçecekler. Eğer yapay zekâ araçlarını iyi kullanabiliyorsanız istihdam anlamında avantajlı olacaksınız. Mutlak surette birkaç yıl içerisinde yapay zekâ araçlarına hâkim olmayan, bunu bir iş ortağı olarak kullanmayan herhangi bir meslek alanı kalmayacak. Dolayısıyla yapay zekâ bir tehdit değil, zaman kazandıran, analiz gücü sağlayan, işleri kolaylaştıran güçlü bir iş ortağıdır. Yapay zekâyı tehdit olarak görmek yerine fırsat olarak görmek ve bu aracı sağlıklı kullanmak gerekiyor." "Klasik CV dönemi sona eriyor" İş dünyasının artık klasik öz geçmişlerden çok dijital portfolyolara önem verdiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Artık adaylardan beklentimiz klasik öz geçmişlerden ziyade dijital öz geçmişlerini hazırlamaları. Öğrenci üniversite hayatında hangi projelerde yer aldı, neler öğrendi; bunları CV formatına sığdırmak mümkün olmayabiliyor. Dijital öz geçmişlerinde yaptıkları projelerin videolarını koyabilir, kendilerini anlatabilirler. Öz geçmiş dediğiniz şey sadece metinden ibaret olmamalı. Videolar da olmalı. Lise döneminden itibaren yaptığı projeleri, aldığı ödülleri, nasıl geliştirdiğini anlatan bir dijital portfolyo mezuniyet sonrasında istihdam açısından önemli avantaj sağlayacaktır." dedi. "Üniversite seçerken ayırt edici özelliği sorgulayın" Tercih dönemindeki adaylara da seslenen Prof. Dr. Ergüzel, "Aday öğrenciler öncelikle bir üniversitenin ayırt edici özelliğinin ne olduğunu sorgulamalı. Sonrasında bölüm özelindeki farklılıkları değerlendirmeli. Bunun en doğru yolu üniversiteye gelmek, akademisyenleri ve öğrencileri dinlemektir." ifadesinde bulundu. "Üniversite geleceğe yapılan en önemli yatırımdır" Üniversite tercihinin hayatın en kritik yatırımlarından biri olduğunu belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Üniversite geleceğe yapılan bir yatırımdır. Geleceğinize yatırım yaparken doğru yatırım danışmanı, doğru akademisyen ve doğru üniversiteyle bu süreci yürütmek gerekir. Bir üniversitenin öğrenciye kazandırması gereken üç temel özellik vardır; öz güven, liderlik becerisi ve iletişim. Her öğrencimizin farklı meziyetleri var. Bunların ortaya çıkmasını sağlayan proje geliştirme ortamları, öğrenci kulüpleri, sosyal etkinlikler ve hackathonlar üniversitede mutlaka bulunmalıdır. Amaç her öğrencinin kendine özgü becerisini ortaya çıkarmaktır." şeklinde konuştu. "Hayatın zorluklarına hazırlayan üniversiteler fark oluşturacak" Diploma almanın mücadelenin sonu olmadığını belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bir bölümü kazanmak mücadelenin bittiği anlamına gelmiyor. Hayat beklenmedik zorluklar çıkaracak. Üniversitenin temel misyonlarından biri öğrenciyi bu güçlüklerle baş edebilecek şekilde yetiştirmektir. Sadece mesleğe değil, hayata hazırlayan üniversiteler gerçek farkı oluşturacaktır." şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.