Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Uzay Biyolojisi

Kapsül Haber Ajansı - Uzay Biyolojisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Uzay Biyolojisi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İklim Krizi Çocukların Gelişimini De Tehdit Ediyor! Haber

İklim Krizi Çocukların Gelişimini De Tehdit Ediyor!

Üsküdar Üniversitesi tarafından kurulan COP31 Koordinatörlüğü; bilimsel bilgi üretimi, proje geliştirme, toplumsal farkındalık ve disiplinlerarası çözüm üretimi vizyonuyla tüm akademik ve idari birikimini küresel iklim eylemi ile bütünleştirmek amacıyla sürdürüyor. Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31), küresel iklim müzakereleri ile saha çözümlerini buluşturan en kritik platformlardan biri olurken, Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri de alandaki çalışmalarını yoğunlaştırdı. Koordinatörlük bu kapsamda bilimsel etkinliklerle konuyu farklı disiplinlerden ele alıyor, farkındalık oluşturuyor. COP31 faaliyetleri kapsamında “İklim Eyleminde Disiplinlerarası Yaklaşımlar” başlıklı çevrim içi etkinlik düzenlendi. İklim krizinin çocukların fiziksel ve zihinsel gelişiminden insan sağlığına, genetik mühendisliğinden yeşil bilişime kadar geniş bir çerçevede değerlendirildi. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) Müdür Yardımcısı, Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller moderatörlüğündeki programa, Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, Üsküdar Üniversitesi Transgenik Hücre Teknolojileri ve Epigenetik Uygulama ve Araştırma Merkezi (TRGENMER) Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan ve İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Gülcan Ayral konuşmacı olarak katıldı. Etkinlikte iklim krizine genetik mühendisliği, biyoteknoloji, yeşil bilişim ve çocuk gelişimi eksenlerinde disiplinlerarası bir bakış sunuldu. Prof. Dr. Hikmet Koçak: “Bugünkü toplantı bir başlangıç oldu” Etkinlik kapsamında değerlendirmelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi COP31 Koordinatörü Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hikmet Koçak, toplantının iklim değişikliği konusunda farkındalık oluşturması açısından önemli bir başlangıç olduğunu belirterek çocukların geleceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Koçak; “Çocuk gelişiminin hamilelikle başlayıp adölesan çağına kadar devam eden süreci en önemli noktalardan biri. Biz çocukları iyi yetiştirir ve hayata hazırlarsak bu hem insanlığın hem de ülkelerin geleceği açısından büyük önem taşıyor. COP31 kapsamında Antalya’daki sunumların yanı sıra farkındalık oluşturacak diğer toplantılarımızın da verimli geçmesini diliyorum. Bugünkü toplantı bir başlangıç oldu. Bundan sonra da seminerlerimiz devam edecek.” şeklinde konuştu. Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller: “İklim krizi sadece atmosferik bilimlerin çözebileceği bir sorun değil” Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, programda yaptığı açılış konuşmasında iklim krizinin artık tek bir disiplinin çözebileceği bir sorun olmaktan çıktığını vurguladı. Adiller; “COP31 sürecine doğru ilerlerken çok net bir gerçekle karşı karşıyayız aslında. İklim krizi artık sadece atmosferik bilimlerin tek başına çözebileceği bir sorun değil. Çünkü iklim değişikliğini geri almanın yanında iklim değişikliğine uyum süreci içerisindeyiz. O yüzden de iklim değişikliği sağlık, bilişim, genetik, ekonomi, sosyoloji ve eğitim gibi yaşamın tüm katmanlarını doğrudan etkileyen en büyük multidisipliner krizlerden biri. Bu anlayışla Üsküdar Üniversitesi olarak iklim eylemini tek taraflı bir mücadele olarak değil farklı disiplinlerin ortak akılla ürettiği bütüncül ve çözüm arayışı olarak ele alıyoruz.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Nurper Ülküer: “1 milyara yakın çocuk susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya” Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, iklim değişikliğinin çocukların gelişimi ve sağlığı üzerindeki etkilerini anlattı. Prof. Dr. Ülküer; “Aşırı sıcaklık aslında beyin gelişimine etki ediyor. Beyin aşırı sıcaklığı kendi iyilik haline bir tehdit olarak görüyor ve buna karşı da stres tepkisi sistemi geliştiriyor. Hamilelik ve erken çocukluk döneminde stres sisteminin aşırı harekete geçmesi çocuğun duygu düzenleme bağlantılarını olumsuz şekilde etkiliyor. İklim değişikliğinin çocuklar üzerinde başka etkileri de var. 1 milyara yakın çocuk susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya, 470 milyon çocuk ise kuraklıkla karşı karşıya. Orman yangınları, dumanından biyolojik ortamın kaybolmasına kadar her alanda çocukların gelişimini, çocuk sağlığını ve insan sağlığını etkiliyor. Bütün bunlar çocukların gelişimini ve aileleriyle olan bağlarını etkileyecek. Bunlar için çok acil tedbirler alınması ve çocuklarla ilgili her türlü iklim projesinin ve programının ortaya konulması gerekiyor.” ifadelerini kullandı. “İklim değişikliği her çocuğu aynı şekilde etkilemiyor” İklim değişikliğinin çocuklar arasındaki mevcut eşitsizlikleri de derinleştirdiğini ifade eden Prof. Dr. Ülküer; “İklim değişikliği her çocuğu aynı şekilde etkilemiyor. Sosyoekonomik açıdan daha şanslı olan çocukların iklimin bu olumsuz etkilerinden daha az etkilendiğini ve daha çabuk da bu ortamdan kurtulduğunu görüyoruz ama kırılgan grupların, sosyoekonomik açıdan daha şanssız ortamlarda ve daha zor koşullarda olan çocukların iklim koşullarından daha fazla etkilendiğini ve böylelikle de var olan eşitsizliğin sosyal, ekonomik ve kültürel eşitsizliğin giderek daha da arttığını görüyoruz. 0-6 yaş döneminde çocukların beyin gelişimi, bağışıklık sistemi, enfeksiyonlara karşı duyarlılık ve akciğer gelişimi gibi alanlar çevresel problemlerden etkileniyor. Adölesan dönemi de gelişim açısından önemli bir risk zamanı. Bu nedenle UNICEF ve çocuk hakları konusunu savunanlar iklim krizinin aslında bir çocuk hakları krizi olduğunu söylüyorlar.” şeklinde konuştu. “Daha etkin çalışmalara ihtiyacımız var” Prof. Dr. Ülküer, Türkiye’de çocukların iklim değişikliğinden nasıl korunabileceğine yönelik araştırmaların artırılması gerektiğini dile getirerek, “Çocuğun gelişimiyle ilgili iklim çalışmalarına baktığımız zaman araştırmaların büyük bir kısmının Amerika'da ve Çin'de olduğunu görüyoruz. Türkiye'de ise büyük bir kısımda hala çocuğun gelişimine yönelik araştırmalar yok. Araştırmaların büyük odağı sağlıkla ilgili çalışmalar. Çocukların iklim değişikliğinin etkilerinin nasıl azaltılması gerektiğiyle ilgili çalışmalar daha az, ama ne tür etkileri olduğu ile ilgili çalışmalar daha fazla. Bizim biraz daha iklim değişikliklerinin çocuğun doğum öncesinden başlayarak adölesan dönemine kadar hangi alanlarda nasıl etkilediği ve bunların azaltılması, önlenmesi için neler yapılması gerektiğiyle ilgili daha etkin, aktif çalışmalara ihtiyacımız var.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan: “Çevresel stres altında üretimi korumak bizim için çok önemli” Üsküdar Üniversitesi Transgenik Hücre Teknolojileri ve Epigenetik Uygulama ve Araştırma Merkezi (TRGENMER) Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Cihan Taştan, iklim eyleminde genetik mühendisliği ve biyoteknolojinin rolüne değinerek insan sağlığı, tarım ve uzay biyolojisi alanlarında yürütülen çalışmaları anlattı. Dr. Taştan; “İklim eylemine sadece çevre odaklı değil, aslında insan sağlığına etki edebilecek tüm odakları bir araya getirmek suretiyle bakmak istedik. Çünkü uyum konusunda özellikle çevresel stres altında sağlığı ve üretimi korumak bizim için çok önemli. Ortak çalışmamız burada ‘Biyolojik dayanıklılık nasıl olmalı?’ sorusu üzerine şekilleniyor. Biz bunu insan sağlığı, tarım ve uzay biyolojisi kapsamında ele almaya çalışıyoruz.” dedi. “Kişiye özel tedavi insan sağlığını doğru anlayıp kontrol edebilmemize imkân sağlıyor” Dr. Taştan, genetik mühendisliği teknolojilerinin insan sağlığı ve iklim değişikliği arasındaki ilişkinin anlaşılmasına katkı sunduğunu belirterek, kişiye özel tedavi ve yeni nesil tedavi yöntemlerinin önemine dikkat çekti. Dr. Taştan; “Gelişen CRISPR gibi genetik mühendislik yaklaşımlarıyla vücudumuzda gerçekleşen hastalıkların temelinde yatan nedenleri yeni hastalık modelleriyle anlayabiliyoruz. Daha az maliyetle ve daha hızlı bir şekilde insan sağlığını ve kalitesini artırabilecek yeni ilaçlar ve tedavi yöntemleri geliştirmeye başlıyoruz. Özellikle aşırı sıcaklığın ve hava kirliliğinin üzerimizde oluşturduğu yan etkiler, gıda, su ve enfeksiyon riskleri iklim değişikliğiyle birlikte insan sağlığını beraber ele almamız gereken konular. Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalıklara sahip bireyler için kişiye özel tedavi ve kişiye özel tanı yöntemlerini kullanmak, iklim değişikliğiyle beraber insan sağlığını da doğru şekilde anlayıp kontrol edebilmemize imkân sağlıyor.” şeklinde konuştu. “İklimlendirme odası ve laboratuvar kurduk” Tarım alanındaki çalışmalarına da değinen Dr. Taştan, iklim koşullarına dayanıklı üretim modellerinin geliştirilmesine yönelik araştırmalar yürüttüklerini ifade etti. Dr. Taştan; “Türkiye'nin en büyük tarımsal faaliyetlerinden biri pamuk üretimi. Türkiye'nin sadece Urfa değil Hatay, Adana, Aydın gibi birçok farklı yerinde özellikle lif kalitesi ve stres altında pamuk üretimiyle ilgili birçok farklı sorun ve şikâyet var. Biz de bunun için büyük bir iklimlendirme odası ve laboratuvar kurarak, özellikle Üsküdar Üniversitesi içerisinde biyolojik dayanıklılığı tarım alanında yeni nesil genetik mühendisliği teknolojileri kullanarak nasıl yapabileceğimizi araştırıyoruz.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Gülcan Ayral: “İklim eylemi değişen koşullara hazırlanmayı gerektiriyor” Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Gülcan Ayral, iklim değişikliğinin şirketler açısından yalnızca çevresel değil, aynı zamanda yönetsel bir mesele olduğunu belirterek, yeşil bilgi sistemleri üzerine gerçekleştirdiği araştırmanın bulgularını paylaştı. Seminerler devam ediyor 14 Ekim'de gerçekleştirilen ikinci webinarda ise Prof. Dr. İbrahim Özdemir, “İklim Eyleminde Disiplinlerarası Yaklaşımların Anlamı ve Önemi” başlıklı konuşmasında konuyu Üsküdar Üniversitesi örneği üzerinden ele aldı. Bu kapsamda 21 Ekim 2026 Çarşamba günü de Doç. Dr. Feride Kulalı Özdek tarafından “Nükleerden Hidrojene: Üretim Teknolojileri ve Gelecek Perspektifi” başlıklı seminer gerçekleştirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Uzay Biyolojisi Araştırmalarında Türkiye İmzası! Haber

Uzay Biyolojisi Araştırmalarında Türkiye İmzası!

Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” devam ediyor. Bu kapsamda Üsküdar Üniversitesi TRGENMER Müdürü / Proje Yürütücüsü Dr. Cihan Taştan, bilim meraklılarıyla buluştu. “Proje Serüvenim ve Uzay Biyolojisi” başlıklı seminerde konuşan Dr. Cihan Taştan, uzayın insan sağlığı üzerindeki etkilerine dair dikkat çekici veriler aktarıldı. Dr. Taştan, toplumda bilim farkındalığını artırmayı hedefleyen etkinlikte, uzayın artık Türkiye için yeni bir araştırma alanı haline geldiğini ve uzay çalışmalarının yalnızca bilimsel değil; kanser biyolojisi, nörodejeneratif hastalıklar, logevity (uzun yaşam) ve sağlıklı yaşamanın uzay şartlarındaki biyolojisini açıklamanın yanında ekonomik açıdan da yüksek katma değer ürettiğine dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi’ne 2020 yılında katılan Dr. Cihan Taştan, 2021’de Transgenik Hücre Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi (TRGENMER)’ni, Kurucu Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın desteğiyle hayata geçirdiklerini belirtti. Dr. Taştan, yurt dışında özellikle New York University ve akabinde Jackson Laboratory Genomic Medicine’daki deneyimlerinden edindiği bilgi ve teknolojik altyapıyı TRGENMER bünyesine taşıdıklarını ifade ederek, böylece daha önce NASA’ya doktora sonrası araştırmalar için yönelttiği bilimsel soruları şimdi Türkiye’de, Türkiye Uzay Ajansı (TUA) ve Tübitak Uzay destekleriyle; Üsküdar Üniversitesi çatısı altında çalışma imkânı bulduğunu vurguladı. Uzayda Yerçekimsiz ortam insan gen ifadesini değiştiriyor Uzayda “mikrogravite” yani yerçekimsiz ortamın insan biyolojisi üzerindeki etkileri konusuna dikkat çeken Dr. Taştan, laboratuvar ortamında mikrogravite koşullarını simüle ederek başlayan çalışmaların, gerçek uzay görevleriyle ileri bir aşamaya taşındığını belirtti. Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonu kapsamında seçilen 13 projeden biri olan “Message (Microgravity Associated Genetics)” projesiyle, astronotların genetik ifadesindeki değişimlerin incelendiğini anlatan Dr. Cihan Taştan, çalışmada, uzayda alınan kan örnekleri ile dünyadaki örnekler karşılaştırılarak mikrogravitenin gen ifadesi üzerindeki etkilerinin analiz edildiğini kaydetti. Astronotlarla birebir eğitim ve deney süreci “Proje sürecinde lisans ve lisansüstü düzeyde birçok öğrenci aktif rol alırken, Türkiye’nin ilk uzay araştırmaları kaynaklı yüksek lisans tezleri de bu çalışmalarla ortaya çıktı. Halen çok sayıda tez ve araştırma devam ediyor. Deneylerin uzayda uygulanabilmesi için Türk astronotlar Alper Gezeravcı ve Tuva Cihangir Atasever, üniversite laboratuvarlarında kapsamlı eğitimlerden geçti. Tüm deney protokolleri önceden hazırlanarak uzayda uygulanacak şekilde planlandı.” diyen Dr. Taştan, Gezeravcı’nın gerçekleştirdiği görev ve ardından Atasever’in yörünge altı uçuşuyla birlikte genetik ifade analiz çalışmalarının başlatıldığını söyledi. İki farklı uzay göreviyle kritik karşılaştırma Araştırmanın en önemli yönlerinden birinin iki farklı uzay görevinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi olduğunu söyleyen Dr. Cihan Taştan, ilk görevde astronotlar yaklaşık 440 kilometre yüksekliğe çıkarken, ikinci görevde Atasever’in 100 kilometrelik yörünge altı uçuşunun analiz edildiğini ifade etti. Bu sayede yalnızca yerçekimsiz ortamın etkilerinin, kozmik radyasyon ve stres gibi diğer faktörlerden ayrıştırılarak değerlendirilebildiğini dile getiren Dr. Taştan, mikrogravitenin (yerçekimsiz ortamın) uzayın biyolojik etkilerini anlamada önemli bir “biyo-belirteç” olarak değerlendirildiğini belirterek, bu sayede daha önce tanımlanmamış ve karakterize edilmemiş birçok genin keşfedilmesine yönelik veriler elde ettiklerini ifade etti. Kan örnekleri -80 derecede saklandı “Çalışmalar kapsamında yalnızca gen düzeyinde değil, aynı zamanda uzun yaşamla ilişkili telomer yapısı ve longevity genlerinin ifade değişimleri gibi kritik biyolojik mekanizmalar da mikrogravite koşullarında incelendi.” diyen Dr. Taştan, araştırma sürecinde, Dragon kapsülüyle Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) gönderilen üç astronottan — Türk ve uluslararası ekip üyelerinden — uzaya çıkmadan önce kan örnekleri alındığını, bu örneklerin özel koşullarda -80°C’de saklandığını aktardı. ISS’e ulaşıldıktan sonra astronotlardan 4., 7. ve 10. günlerde, belirlenen protokoller çerçevesinde ve belirli fizyolojik hazırlık süreçlerinin ardından (egzersiz ve kontrollü beslenme düzeni gibi) tekrar kan örnekleri alındığını ifade eden Dr. Taştan, toplanan örneklerin, ISS’e özel olarak tasarlanmış -80°C MELFI buzdolaplarında muhafaza edilerek Dünya’ya ulaştırıldığını belirtti. Dr. Cihan Taştan, Houston üzerinden İstanbul’a, Üsküdar Üniversitesi laboratuvarlarına getirilen bu biyolojik materyallerle birlikte uzayda yerçekimsiz ortamın insan genetik ifadesi üzerindeki etkilerinin detaylı biçimde analiz edilmeye başlandığını söyledi. Yerçekimsiz ortamdan etkilenen genleri ayırt edebildik Dr. Cihan Taştan, uzay biyolojisi çalışmalarında yalnızca mikrogravitenin etkisini ortaya koyabilmek için diğer tüm değişkenleri ayrıştırmak zorunda olduklarını belirterek süreci şöyle anlattı: “Kozmik radyasyon, uçuş sırasında maruz kalınan yüksek G kuvveti, stres ve korku hormonları gibi birçok faktörü elememiz gerekiyordu. Bu problemi, ikinci astronotumuz Tuva Cihangir Atasever’in, Virgin Galactic 07 misyonuyla yaklaşık 100 kilometre yüksekliğe çıkmasıyla aştık. Kısa süreli bu uçuş sayesinde, uçuş öncesi ve sonrası genetik verileri karşılaştırarak yalnızca yerçekimsiz ortamdan etkilenen genleri ayırt edebildik.” 60 bin mRNA’yı analiz ettik Uzayda yürütülen çalışmaların yüksek teknoloji gerektirdiğini vurgulayan Dr. Taştan, analiz sürecinin kapsamına dikkat çekti ve “İnsan vücudunda yaklaşık 25 bin gen bulunuyor ve bu genler 120 bine yakın mRNA üretimiyle ifade ediliyor. Biz özellikle kan ve lenfosit hücrelerinden yaklaşık 60 bin mRNA’yı analiz ettik. Milyonlarca veri kopyası üzerinde çalıştık, günler süren analizler yaptık ve gigabaytlarca veri işledik.” dedi. Türk bilim insanları tarafından isimlendirilecek ilk genler var Elde edilen verilerin üç farklı zaman diliminde incelendiğini belirten Dr. Taştan, dikkat çekici bir keşfe imza attıklarını söyledi ve “Henüz isimlendirilmemiş, fonksiyonu bilinmeyen LOC genleri üzerinde çalıştık. Dünya koşullarında neredeyse hiç ifade edilmeyen bazı genlerin, uzayda günler geçtikçe aktifleştiğini gördük. Yaklaşık 60’tan fazla LOC genini inceledik ve bunlardan 6 tanesinin doğrudan mikrogravite ile ilişkili olduğunu ortaya koyduk. Bu genler, Türk bilim insanları tarafından isimlendirilecek ilk genler arasında olacak.” diye konuştu. Uzay ortamının yaşlanma ve uzun yaşam üzerindeki etkileri de incelendi Uzay ortamının yaşlanma ve uzun yaşam üzerindeki etkilerine de değinen Dr. Taştan, çarpıcı sonuçları şu sözlerle aktardı: “Hücresel yaşlanma ile ilişkili AP2A1 gen ailesinin uzayda anlamlı şekilde baskılandığını gördük. Buna karşılık uzun yaşamla ilişkili genlerin ifadesi artıyor ya da stabil kalıyor. Bu durum, hücrelerin mikrogravite koşullarında kendini hayatta kalmaya ve uzun yaşamaya adapte ettiğini gösteriyor.” Araştırmaların yalnızca yaşlanma değil, nörolojik hastalıklar açısından da önemli veriler sunduğunu ifade eden Dr. Taştan, şunları kaydetti: “Alzheimer ve Parkinson ile ilişkili birçok genin astronotlarda baskılandığını tespit ettik. Bu da gelecekte bu hastalıklar için yeni ilaç hedefleri geliştirme potansiyeli sunuyor. Aynı şekilde depresyon, şizofreni ve obsesif kompulsif bozuklukla ilişkili genlerde de değişimler gözlemledik.” Uzayda uzun süre kalmanın psikolojik etkilerine de değinen Dr. Taştan, özellikle davranışsal genlere dikkat çekti ve “MAOA geni gibi bazı genlerdeki değişimler, uzun süreli uzay görevlerinde stres ve davranışsal eğilimler açısından önemli biyobelirteçler sunabilir. Bu veriler, gelecekte astronot seçiminde genetik analizlerin kullanılmasının önünü açabilir.” dedi. Yaklaşık 250 genin önemli bir kısmında anlamlı değişimler tespit edildi Bilişsel süreçler üzerine yapılan analizlerin de dikkat çekici olduğunu belirten Dr. Taştan, öğrenme kapasitesine ilişkin bulguları şöyle özetledi ve “Nöroplastisite ile ilişkili yaklaşık 250 genin önemli bir kısmında anlamlı değişimler tespit ettik. Bu da uzayın, öğrenme ve bilişsel süreçler üzerinde etkili olabileceğini gösteriyor.” ifadesinde bulundu. Elde edilen bulguların yalnızca uzay araştırmalarıyla sınırlı kalmayacağını vurgulayan Dr. Taştan, “Keşfettiğimiz biyobelirteçleri kullanarak, insanları uzaya göndermeden telomer uzunluğunu artırabilecek, hücresel yaşlanmayı yavaşlatabilecek ve uzun yaşamı destekleyebilecek yeni tedavi yaklaşımları geliştirmeyi hedefliyoruz. CRISPR gibi gen mühendisliği teknolojileriyle bu verileri pratiğe dönüştürmek mümkün.” diye konuştu. Çalışmaların uluslararası platformda paylaşılacağını belirten Dr. Taştan, elde edilen sonuçların hem bilim dünyasına hem de geleceğin uzay misyonlarına yön verecek nitelikte olduğunu söyledi. Dr. Cihan Taştan, yürüttükleri uzay biyolojisi çalışmalarının yalnızca mevcut projelerle sınırlı kalmayacağını, Türkiye’nin gelecekteki uzay misyonlarında da aktif rol almayı hedeflediklerini açıkladı. Dr. Taştan, projenin devam ettiğini vurgulayarak, şunları söyledi: “Üsküdar Üniversitesi TRGENMER Araştırma ve Geliştirme Sorumlumuz Beyza Aydın ve oluşturduğumuz uzay çalışma ekiplerimizle birlikte uzay projemizi halen sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde ‘MESSAGE’ bilim misyonu kapsamında yeni uzay görevlerine de katkı sağlamayı planlıyoruz. 10-14 günlük görevlerin ötesine geçerek 90 gün ve üzeri uzun süreli uzay misyonlarında da Türkiye olarak yer almak istiyoruz. Bu yönde görüşmelerimiz devam ediyor.” Yeni projeler arasında Ay misyonu var Yeni projeler arasında Ay misyonu ve veri taşımaya yönelik yenilikçi çalışmaların da bulunduğunu belirten Dr. Taştan, “Dünyadaki bilgilerin uzaya aktarılması için ‘DNA Ark’ yani DNA gemisi projesi üzerinde çalışıyoruz. Amaç, tüm verileri DNA üzerinde kopyalayarak uzun uzay yolculuklarında insanlığın bilgisini koruyabilmek. Bu konu ile ilgili Araştırma ve Geliştirme Sorumlumuz Beyza Aydın ile yazdığımız makalenin öncük raporunu yayınladık.” şeklinde konuştu. Elde edilen bilimsel sonuçların uluslararası platformlarda paylaşıldığını ifade eden Dr. Taştan, çalışmaların bilim dünyasında karşılık bulduğunu dile getirdi ve “2024’te İtalya’da, 2025’te AR-GE Sorumlumuz Beyza Aydın ile birlikte, Avustralya Sidney’de Uluslararası Astronomi Kongresi’nde bulgularımızı sunduk. Bu yıl ise 77’ncisi Antalya’da düzenlenecek kongrede 10 bildiri ile başvuru yaptık ve bunlardan 6 tanesinde sözlü sunum yapacak şekilde yer alacağız. Çalışmalarımızın önemli bir kısmı yüksek etki faktörlü dergilerde yayın aşamasında. Uzayın insanlarda sağlıklı ve uzun yaşamla ilişkili genleri etkilediğini ortaya koyduğumuz çalışmamız Nature Yayın Grubu Aging dergisinde kabul aldı. Diğer çalışmalarımız da Nature Microgravity dergisinde değerlendirme sürecinde.” dedi. Uluslararası iş birliklerine de dikkat çeken Dr. Cihan Taştan, şu ifadeleri kullandı: “NASA ve Avrupa Uzay Ajansı bilim insanlarıyla iş birliği fırsatları yakaladık. Amerika’daki üniversitelerle ortak çalışmalar yürütme aşamasına geldik. Nature Yayın Grubu Aging dergisine kabul alan makalemizi NASA Ames Araştırma Merkezi’nde çalışan Prof. Dr. Fathi Karouia ile işbirliği halinde hazırladık. Tüm bu süreçte Türkiye’nin uzay alanındaki görünürlüğünü artırmaktan gurur duyuyoruz.” Türkiye’de ilk gen tedavilerinin geliştirilmesine yönelik araştırmalar sürüyor Dr. Cihan Taştan, yalnızca uzay biyolojisi değil, genetik mühendisliği ve gen tedavileri alanında da çalışmalar yürüttüklerini belirterek, Türkiye’de ilk gen tedavilerinin geliştirilmesine yönelik araştırmaların sürdüğünü kaydetti. Projelerde Türkiye Uzay Ajansı ve TÜBİTAK Uzay başta olmak üzere birçok kurumun destek verdiğini vurgulayan Dr. Taştan, geçmişte hedeflediği uluslararası deneyimi farklı bir şekilde gerçekleştirdiklerini söyledi ve “NASA’da çalışmayı hedeflemiştim. Bugün geldiğimiz noktada, bu projeler sayesinde hem biz hem de öğrencilerimiz NASA’dan eğitimler aldık. Öğrencilerimiz sertifikalı bilim insanları haline geldi. Çalışmalarımız NASA ve Axiom Space platformlarında resmi olarak yer aldı.” diye konuştu. Gençlere staj çağrısı Gençlere de çağrıda bulunan Dr. Taştan, özellikle biyomühendislik öğrencilerinin uzay alanına yönelmesi gerektiğini ifade ederek, “Türkiye Uzay Ajansı ve TÜBİTAK Uzay’ın proje çağrılarını takip edin. Biyosensör geliştirme, uzay ekipmanları üretimi gibi alanlarda kendinizi geliştirin. Staj ve araştırma fırsatlarını değerlendirin, farklı üniversitelerde yürütülen projelere ulaşarak aktif rol almaya çalışın.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.