Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Veri Analitiği

Kapsül Haber Ajansı - Veri Analitiği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Veri Analitiği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Zoho Analytics, Yapay Zekâ Ajanlarıyla  Veri Analizinde Yeni Bir Dönem Başlatıyor Haber

Zoho Analytics, Yapay Zekâ Ajanlarıyla Veri Analizinde Yeni Bir Dönem Başlatıyor

Şirketlerin kendi iş süreçlerine, performans göstergelerine ve veri ilişkilerine uygun analizler gerçekleştirilmesini sağlayan yeni teknolojilerle genişletilen platforma, SAP, PayPal ve Adobe Commerce dahil 30'dan fazla yeni entegrasyon eklendi. Zoho Analytics, gelişmiş veri güvenliği ve yönetişim özellikleri sayesinde yapay zekâ ajanlarının faaliyetlerinin, veri erişimlerinin ve kullanım maliyetlerinin merkezi olarak izlenmesine de olanak tanıyor. Küresel teknoloji şirketi Zoho Corporation, iş zekâsı (Business Intelligence – BI) çözümü Zoho Analytics'e kazandırdığı yeni yapay zekâ özelliklerini duyurdu. Şirket, veri hazırlama, veri modelleri ve analizler oluşturma, sonuçları görselleştirme, kod yazma ve SQL sorguları oluşturma gibi farklı görevleri üstlenen altı özel yapay zekâ ajanıyla Zoho Analytics'i, yapay zekâ ajanlarının birlikte çalışabildiği yeni nesil bir veri analitiği platformuna dönüştürüyor. Yeni yapıda, Zoho'nun iş zekâsına yönelik yapay zekâ asistanı Ask Zia, farklı görevlerde uzmanlaşmış ajanların çalışmalarını koordine ediyor. Kullanıcılar, doğal dilde verdikleri komutlarla analiz süreçlerini başlatabiliyor. Ask Zia ise talebe uygun yapay zekâ ajanlarını belirleyerek elde edilen sonuçları bir araya getiriyor. Böylece işletmelerin karmaşık veri analizi süreçlerini daha kolay yönetebilmesi ve verilere dayalı karar alma süreçlerini hızlandırması hedefleniyor. Zoho Avrupa Genel Müdürü Sridhar Iyengar, veri analitiğinde yeni bir dönemin başlangıcında olduklarını belirterek şunları söyledi: "Veri analitiğinde bir sonraki büyük dönüşümün henüz başındayız. İş süreçlerinde yapay zekâ ajanlarının etkin biçimde kullanılabilmesi için güçlü bir veri altyapısı temel gereklilik. Ancak ajanların yalnızca verilere erişmesi yeterli değil; bu verileri doğru yorumlayabilmelerini sağlayacak güçlü bir bilgi ve anlamlandırma katmanına da ihtiyaç var. Zoho Analytics'e kazandırdığımız yenilikler tam olarak bu ihtiyaca yanıt veriyor. İşletmelerde kullanılan tüm yapay zekâ araçlarına gerekli iş bağlamını, ölçüm kriterlerini ve yönetişim mekanizmalarını sunan, açık ve geliştirilebilir, güvenilir bir altyapı oluşturuyoruz. Böylece kullanıcıların güvenebileceği sonuçlar elde edilmesini sağlıyoruz." Yapay zekâ analizleri şirketlerin iş süreçlerine göre şekillenecek Zoho Analytics'in öne çıkan yenilikleri arasında, işletmelerin verilerini kendi faaliyet alanları ve iş süreçleri doğrultusunda tanımlamalarını sağlayan semantik katman ve ontoloji modeli bulunuyor. Bu teknolojiler sayesinde şirketler, örneğin hangi işlemlerin gelir olarak kabul edileceğini, belirli performans göstergelerinin nasıl hesaplanacağını veya farklı veri kümeleri arasında nasıl bir ilişki kurulacağını tanımlayabiliyor. Yapay zekâ ajanları da analizlerini bu tanımlamalar üzerinden gerçekleştirerek her işletmenin kendine özgü iş yapısına uygun sonuçlar ve öneriler sunabiliyor. Doğrudan Zoho Analytics'e entegre edilen bu özelliklerin kullanımı için programlama bilgisine, ayrı bir veri platformuna veya bulut veri ambarına ihtiyaç duyulmuyor. İşletmeler farklı departmanları için kendi veri modellerini oluşturabiliyor. Ayrıca açık Apache Ossie standardı sayesinde bu modeller Zoho Analytics dışındaki uygulamalarda ve iş akışlarında da kullanılabiliyor. 30'dan fazla yeni entegrasyon ve gelişmiş yapay zekâ özellikleri Zoho Analytics, mevcut 500'ü aşkın entegrasyonuna 30'dan fazla yeni bağlantı seçeneği ekliyor. Zoho ERP, SAP, PayPal, Adobe Commerce, Twilio, Notion ve Intercom gibi uygulamalarla sağlanan entegrasyonlar, işletmelerin farklı kaynaklardaki verilerini tek bir analitik ortamda değerlendirmelerine olanak tanıyor. Platformun yapay zekâ asistanı Ask Zia, önceki görüşmelerin geçmişini koruyarak kullanıcıların her yeni sorguda işlemlere baştan başlaması ihtiyacını ortadan kaldırıyor. İşletmeler, Zoho'nun kendi dil modelini veya harici bir yapay zekâ modelini tercih edebiliyor. Ayrıca kendi yapay zekâ ajanlarını geliştirerek bu ajanların hangi görevleri bağımsız olarak gerçekleştirebileceğini belirleyebiliyor. Model Context Protocol (MCP) desteği sayesinde harici yapay zekâ uygulamaları da Zoho Analytics'in yeteneklerinden yararlanabiliyor. İşletmeler, geliştirdikleri özel yapay zekâ ajanlarını farklı uygulamalara ve müşteri portallarına entegre edebiliyor. Veri güvenliği, yönetişim ve maliyet kontrolü bir arada Zoho Analytics'in yeni özellikleri, yapay zekâ ajanlarının kullanımında veri güvenliği, şeffaflık ve maliyet kontrolüne de odaklanıyor. Merkezi veri kataloğu sayesinde işletmeler, verilerin hangi kaynaklardan geldiğini ve gerçekleştirilen analizlerde nasıl kullanıldığını takip edebiliyor. Güvenlik ve yönetişim araçları ise verilere erişim yetkilerinin düzenlenmesini ve yapay zekâ ajanlarının faaliyetlerinin izlenmesini sağlıyor. Sistem yöneticileri, yapay zekâ ajanlarını kimlerin kullandığını, hangi verilere erişildiğini, ne tür yanıtlar üretildiğini ve farklı ekiplerin kullanımından kaynaklanan maliyetleri görüntüleyebiliyor. Ayrıca yeni geliştirilen yapay zekâ ajanları ve analizler, gerçek iş ortamında kullanıma alınmadan önce test edilebiliyor. Gerektiğinde önceki sürümlere geri dönülebiliyor. Ajanların farklı uygulamalara entegre edilmesi durumunda da mevcut erişim yetkileri ve güvenlik politikaları korunuyor. Araştırma şirketi IDC'nin Analitik ve Yapay Zekâdan Sorumlu Araştırma Başkan Yardımcısı Megha Kumar, Zoho Analytics'in yeni özelliklerini şöyle değerlendirdi: "Zoho, bu güncellemeyle ölçeklenebilir ve etkin biçimde yönetilebilen yapay zekâ destekli analitik için gerekli birçok unsuru bir araya getiriyor. Platforma entegre semantik ve ontoloji katmanları, yönetişim ve izleme özellikleri ile yapay zekâ ajanlarının uygulamalara entegre edilerek veya MCP üzerinden bağımsız bir arayüze ihtiyaç duymadan kullanılabilmesi bu yaklaşımın önemli parçalarını oluşturuyor. Şirketin açıklık ve farklı sistemlerle birlikte çalışabilirlik konusundaki yaklaşımı, işletmelerin kendi iş bağlamlarına dayanan analizlerden daha fazla yararlanmasına katkı sağlayacaktır. 50'den fazla yeni özellik kullanıma sunuluyor Zoho Analytics'e eklenen 50'den fazla yeni özellik arasında farklı grafik türleri, özelleştirilebilir raporlar, tahminleme araçları ve gelişmiş veri yönetimi çözümleri bulunuyor. Platformun yapay zekâ faaliyetlerini izleme ve yeni uygulamaları devreye alma yetenekleri de genişletiliyor. Yeni Data Science Studio özelliği, Jupyter Notebook'ları ve PMML modellerini destekleyerek veri bilimi çalışmalarının platform üzerinden yürütülmesine olanak tanıyor. Zoho, ilerleyen dönemde analizlerin yalnızca mevcut verilere değil, iş verilerindeki değişimlere ve yapay zekâ ajanlarının gerçekleştirdiği işlemlerin sonuçlarına da dayanmasını hedefliyor. Uzun vadede ise Zoho Analytics'in, veri gölü ve veri ambarı özelliklerini birleştiren data lakehouse yeteneklerine sahip bütünleşik bir veri platformunun temelini oluşturması planlanıyor. Dünya genelinde 100 bin işletmenin günlük olarak kullandığı Zoho Analytics; bulut, şirket içi sunucu ve hibrit ortamlarda hizmet veriyor. Platformun bulut sürümüne yönelik güncellemeler kullanıma sunulurken, gelişmiş sayfa düzenine sahip raporlama, ontoloji katmanı ve semantik model özelliklerinin ön izleme sürümleri önümüzdeki dört ila sekiz hafta içerisinde dünya genelinde erişime açılacak. Şirket içi sunucularda kullanılan sürüme yönelik güncellemeler ise 2027'nin ilk çeyreğinde sunulacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

COP31’de İklim Hedeflerini Teknoloji ve Yatırıma Dönüştürme Dönemi Haber

COP31’de İklim Hedeflerini Teknoloji ve Yatırıma Dönüştürme Dönemi

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31’inci Taraflar Konferansı’nın (COP31) 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya EXPO Center’da Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olmasını ve konferansın teknoloji, sanayi, finansman ve uygulama boyutlarını değerlendirdi. Türkiye’nin ev sahibi ülke olarak konferans başkanlığını üstleneceği COP31’de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum COP31 Başkanı, Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ise müzakerelerden sorumlu başkan olarak görev yapacak. Dünya Liderler Zirvesi de 11–12 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Vatansever, COP31’in yalnız Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı büyük bir uluslararası organizasyon değil, enerji, sanayi, teknoloji ve finans politikalarının kesiştiği küresel bir platform olduğunu söyledi. “COP31’in anahtar kelimesi uygulama” COP31 Türkiye Başkanlığı ile müzakerelerden sorumlu Avustralya’nın hazırlık sürecinde konferansı bir “Uygulama COP’u” olarak tanımlamasını önemli bulduklarını belirten Vatansever, iklim diplomasisinde ölçülebilir sonuçların giderek daha belirleyici hâle geldiğini ifade etti. Vatansever şöyle konuştu: “Dünyanın yalnız iklim hedefi sıkıntısı yok, uygulama sıkıntısı da var. Emisyon azaltımını, enerji dönüşümünü, iklim finansmanını ve uyumu uzun süredir konuşuyoruz. Bundan sonraki kritik soru, verilen taahhütlerin ne kadarının sahada çalışan projelere ve gerçek yatırıma dönüştüğü olacak.” COP31 Eylem Gündemi’nin de yeni başlıklar üretmekten çok daha önce alınmış kararların hayata geçirilmesine, başarılı uygulamaların ölçeklenmesine ve finansmanın sahaya ulaşmasına odaklanmasını değerli bulduklarını kaydetti. 2035 için somut ve ölçülebilir hedefler COP31 Türkiye Başkanlığı, Eylem Gündemi kapsamında 2035 perspektifinde bir dizi ölçülebilir küresel hedef ortaya koydu. Bu hedefler arasında nihai enerji talebinin elektrikle karşılanan bölümünün bugün yüzde 20’nin biraz üzerindeki seviyesinden 2035’te yüzde 35’e çıkarılması, küresel atık miktarındaki artışın yarıya indirilmesi ve binalarda enerji tüketim yoğunluğunun en az yüzde 25 azaltılması bulunuyor. Üretim ve imalat sektöründe ise küresel döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15’e çıkarılması hedefleniyor. Vatansever, hedeflerin ölçülebilir şekilde tanımlanmasını önemli bulduklarını belirterek şunları söyledi: “Yüzde 35 elektrifikasyon hedefi, enerji dönüşümünün ne kadar büyük bir teknoloji ve altyapı ihtiyacı yaratacağını gösteriyor. Sanayiden ulaşıma, binalardan ısıtmaya kadar çok sayıda süreç daha fazla elektrik kullanacak. Bunun arkasında yenilenebilir enerji, güçlü şebekeler, enerji depolama sistemleri, yazılım ve çok büyük yatırım ihtiyacı bulunuyor.” “İklim dönüşümü aynı zamanda teknoloji dönüşümüdür” COP31 Küresel İklim Eylem Gündemi’nin altı ana ekseninden birinin finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme gibi hızlandırıcıları kapsamasına dikkat çeken Vatansever, iklim politikalarının teknoloji dünyasından bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi. “Net sıfır dönüşümü yalnız daha fazla güneş paneli ve rüzgâr türbini kurmak değildir. Akıllı şebekeler, batarya ve enerji depolama sistemleri, güç elektroniği, yapay zekâ, sensörler, nesnelerin interneti, dijital ikizler, veri analitiği ve yazılım bu dönüşümün tamamlayıcı teknolojileridir” dedi. Vatansever, yenilenebilir enerji üretiminin değişken yapısı nedeniyle dijitalleşmenin elektrik sistemlerinde giderek daha kritik hâle geldiğini, üretim ve talebin doğru tahmin edilmesinin enerji sistemlerinin verimliliğini artırabileceğini ifade etti. COP31’de yapay zekâ ve dijital teknolojilere özel gündem COP31 kapsamında 16 Kasım’ın Bilim, Sanayi ve Teknoloji tematik günü olarak planlanmasını BİDER açısından özellikle önemli bulduklarını belirten Vatansever, aynı gün yapay zekâ, dijital kamu altyapısı ve dijital teknolojilerin iklim eylemindeki rolünün ayrı bir oturumda tartışılacağına dikkat çekti. Aynı programda iklim inovasyonu ve girişimcilik, küçük ve mikro işletmeler, biyoteknoloji, yeşil sanayileşme ve iklim hedeflerini dikkate alan kamu alımları da gündemde olacak. Vatansever şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zekâ enerji talebini tahmin etmekten elektrik şebekelerini yönetmeye, fabrikalarda enerji kullanımını optimize etmekten binaların tüketimini azaltmaya, tarımsal sulamadan afet risk analizine kadar çok geniş bir alanda iklim çözümünün parçası olabilir.” Ancak dijital dönüşümün kendi enerji tüketiminin de yönetilmesi gerektiğini belirten Vatansever, yapay zekâ ve veri merkezlerinin hızla artan enerji ihtiyacının bilişim sektöründe verimlilik ve düşük karbonlu enerji kullanımını daha önemli hâle getireceğini söyledi. “Teknolojiyi iklim çözümünün parçası yaparken teknolojinin kendi enerji ayak izini de yönetmek zorundayız. Yeşil veri merkezleri, daha verimli işlem altyapıları ve temiz enerji kullanımı bilişim sektörünün rekabet kriterlerinden biri hâline gelecek.” “İklim hedeflerini yatırım yapılabilir projelere dönüştürmek gerekiyor” COP31 Türkiye Başkanlığı tarafından açıklanan İklim Uygulama Köprüsü yaklaşımının, ülkelerin Ulusal Katkı Beyanlarında yer alan hedefleri yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmelerine yardımcı olmayı amaçladığını hatırlatan Vatansever, iklim finansmanında temel sorunlardan birinin hedef ile yatırım arasındaki boşluk olduğunu söyledi. “Bir ülkenin NDC belgesinde enerji dönüşümü hedefinin bulunması tek başına yatırım oluşturmuyor. Projenin teknik fizibilitesi, finansman modeli, izinleri, gelir modeli ve uygulayacak kapasitesi bulunmalı. Hedefleri bankaların ve yatırımcıların finansman sağlayabileceği projelere dönüştürmek iklim eyleminin en kritik aşamalarından biri” dedi. Vatansever, bu yaklaşımın COP31’in “uygulama” karakterini en iyi anlatan başlıklardan biri olduğunu ifade etti. İklim finansmanında 300 milyar ve 1,3 trilyon dolarlık çerçeve COP31’in iklim finansmanı tartışmalarını sıfırdan başlatmadığını, önceki konferanslarda alınan kararların uygulanmasının Antalya gündeminin önemli bir bölümünü oluşturacağını belirten Vatansever, özellikle COP29’da kabul edilen yeni küresel finansman hedefini hatırlattı. COP29 kararında gelişmekte olan ülkelere yönelik iklim finansmanının gelişmiş ülkelerin öncülüğünde 2035’e kadar yıllık en az 300 milyar dolara çıkarılması kararlaştırılmıştı. Aynı karar bütün kamu ve özel kaynaklardan gelişmekte olan ülkeler için iklim finansmanının 2035’e kadar yıllık en az 1,3 trilyon dolara ölçeklenmesi için tüm aktörlerin birlikte çalışmasını öngörüyor. Vatansever, bu rakamların COP31’in yeni hedefleri gibi sunulmaması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Antalya’da önemli mesele yeni bir finansman rakamı açıklamaktan çok, daha önce üzerinde uzlaşılan finansman hedeflerine nasıl ulaşılacağını ve paranın uygulanabilir projelerle nasıl buluşturulacağını tartışmak olacak.” “Finansman ile teknoloji transferi birlikte ilerlemeli” İklim dönüşümünde gelişmekte olan ülkelerin yalnız sermayeye değil teknoloji ve uygulama kapasitesine de ihtiyaç duyduğunu belirten Vatansever, teknoloji transferinin uluslararası iklim rejiminin önemli unsurlarından biri olduğunu söyledi. “Bir ülkeye temiz enerji tesisi finansmanı sağlamak önemli, ancak teknolojiyi kullanacak mühendisin, işletme kabiliyetinin, bakım altyapısının ve yerel tedarik zincirinin de gelişmesi gerekiyor. Kalıcı dönüşüm, yalnız ekipmanın ithal edildiği değil bilginin ve yetkinliğin de ekonomide oluştuğu modeldir” dedi. “Yeşil sanayileşme yeni rekabet alanı” COP31’in 16 Kasım programında yeşil sanayileşmenin öncelikli başlıklar arasında yer almasını değerlendiren Vatansever, iklim politikasının sanayi ve dış ticaret politikalarından giderek daha az ayrılabildiğini söyledi. “Bir ürünün fiyatı ve kalitesinin yanında üretim sürecindeki enerji tüketimi ve karbon yoğunluğu da rekabet kriterine dönüşüyor. Bu nedenle yeşil dönüşüm artık yalnız çevre yatırımı değil, sanayi rekabetçiliği yatırımıdır” dedi. Firmaların enerji ve karbon verilerini güvenilir şekilde ölçebilmesinin de yeni dönemde önemli bir dijital altyapı ihtiyacı oluşturacağını belirten Vatansever, teknoloji şirketleri açısından yeni bir pazar doğduğunu söyledi. “Karbon yönetimi veri yönetimidir. Ölçemediğiniz emisyonu azaltamaz, doğrulayamadığınız veriyi de piyasa mekanizmasının içine güvenilir biçimde sokamazsınız.” Türkiye’nin 2035 iklim hedefi Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e sunduğu ikinci Ulusal Katkı Beyanı kapsamında 2035 yılında sera gazı emisyonlarını referans senaryoya göre 466 milyon ton karbondioksit eşdeğeri azaltarak 643 milyon ton CO₂e seviyesinde sınırlandırmayı hedeflediğini hatırlatan Vatansever, COP31 ev sahipliğinin Türkiye’nin kendi dönüşüm politikalarının uluslararası görünürlüğünü de artıracağını söyledi. “Türkiye Antalya’da yalnız konferansın ev sahibi olmayacak. Kendi enerji, sanayi, şehircilik ve iklim dönüşümü de uluslararası paydaşların yakından izleyeceği başlıklardan biri olacak” dedi. Vatansever, bu nedenle ev sahipliğinin Türkiye açısından teknoloji ortaklıklarını, proje geliştirme kapasitesini ve uluslararası finansmana erişimi güçlendirmek için değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. İklim Kanunu ve Türkiye’de Emisyon Ticaret Sistemi Türkiye’de 2025 yılında yürürlüğe giren 7552 sayılı İklim Kanunu’nun, yeşil büyüme ve net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda ulusal iklim politikasına yasal zemin oluşturduğunu belirten Vatansever, kanunun Emisyon Ticaret Sistemi’nin kurulmasını açıkça düzenlediğine dikkat çekti. Kanuna göre İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından ETS kurulacak, ulusal tahsisat planlaması hazırlanacak ve tahsisatların dağıtımı yapılacak. Tam uygulama öncesinde ise bir pilot dönem gerçekleştirilecek. Vatansever şu ifadeleri kullandı: “Emisyon Ticaret Sistemi’nin sağlıklı çalışması için şirketlerin emisyonlarını doğru ölçmesi, raporlaması ve doğrulaması gerekiyor. Bunun arkasında sensörlerden kurumsal yazılımlara, veri güvenliğinden denetim sistemlerine kadar ciddi bir dijital altyapı var.” Karbon piyasasının güvenilirliğinin büyük ölçüde veri kalitesine bağlı olacağını ifade etti. “KOBİ’ler yeşil ve dijital dönüşümü birlikte yönetmeli” İklim dönüşümünün yalnız büyük sanayi şirketlerini ilgilendirmediğini belirten Vatansever, tedarik zincirleri üzerinden küçük ve orta ölçekli işletmelerin de giderek daha fazla enerji, emisyon ve sürdürülebilirlik verisiyle çalışmak zorunda kalacağını söyledi. “Bir KOBİ doğrudan bir karbon düzenlemesine tabi olmasa bile ürün verdiği büyük şirket kendisinden enerji tüketimi veya ürün karbon ayak izi bilgisi isteyebilir. Yeşil dönüşüm tedarik zincirinin tamamına yayılacak” dedi. Vatansever, KOBİ’lerin enerji verimliliği, karbon ölçümü, dijitalleşme ve finansmana erişim konusunda desteklenmesinin Türkiye’nin sanayi ve ihracat rekabetçiliği açısından önemli olduğunu ifade etti. İklim teknolojileri girişimcilik için yeni pazarlar oluşturuyor COP31’in Bilim, Sanayi ve Teknoloji gününde iklim inovasyonu, girişimcilik ve küçük işletmelere ayrı oturum ayrılmasını da değerlendiren Vatansever, “climate-tech” ekosisteminin çok daha geniş bir alanı kapsadığını söyledi. “İklim teknolojileri yalnız güneş paneli ve rüzgâr türbini değildir. Enerji depolama, batarya yazılımları, enerji yönetimi, karbon ölçümü, akıllı tarım, su teknolojileri, atık yönetimi, döngüsel ekonomi, yeşil lojistik, yeni malzemeler ve yapay zekâ çok büyük bir inovasyon alanı oluşturuyor” dedi. Türkiye’nin mühendislik, üretim ve yazılım gücünü bu alanlarda küresel ürünlere dönüştürmesinin yeni ihracat fırsatları yaratabileceğini ifade etti. Döngüsel ekonomi teknolojiyle ölçeklenecek COP31 Başkanlığı’nın küresel atık artışını 2035’e kadar yarıya indirme ve üretimde küresel döngüsel malzeme kullanım oranını en az yüzde 15’e çıkarma hedeflerini değerlendiren Vatansever, döngüsel ekonominin de güçlü bir teknoloji ve veri altyapısına ihtiyaç duyduğunu söyledi. “Akıllı toplama sistemleri, sensörler, görüntü işleme ile atık ayrıştırma, malzeme izlenebilirliği ve dijital ürün bilgileri döngüsel ekonominin ölçeklenmesini sağlayabilecek teknolojiler arasında. Atığı azaltmanın yanında kullanılan malzemeyi sistem içinde tekrar dolaşıma sokabilmek gerekiyor” dedi. Binalarda yüzde 25 hedefi yeni teknoloji pazarı yaratabilir COP31’in 2035’e kadar binalarda enerji tüketim yoğunluğunu en az yüzde 25 azaltma hedefini değerlendiren Vatansever, bunun bina otomasyonu, sensörler, enerji yönetim sistemleri, yalıtım ve akıllı şebeke teknolojileri açısından önemli bir dönüşüm alanı oluşturduğunu söyledi. “Bir binayı daha verimli hâle getirmek yalnız fiziksel yalıtım yatırımı değildir. Isıtma, soğutma ve aydınlatmanın sensörler ve yazılımla ihtiyaca göre yönetilmesi de önemli tasarruf sağlayabilir. Bina teknolojileri ile bilişim sektörü giderek daha fazla iç içe geçiyor” dedi. “COP31 Türkiye için teknoloji diplomasisi fırsatıdır” COP31’in Türkiye’de düzenlenmesini yalnız diplomatik ve organizasyonel bir başarı olarak değerlendirmemek gerektiğini belirten Vatansever, Antalya’nın teknoloji, finansman ve yatırım ortaklıkları açısından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. COP31 Green Zone’un ev sahibi Türkiye tarafından yönetileceğini ve iklim çözümleri ile inovasyonun sergileneceği halka açık bir alan olacağını hatırlatan Vatansever, Türk teknoloji ve sanayi şirketlerinin küresel aktörlere erişimi açısından bunun önemli bir vitrin oluşturabileceğini ifade etti. Vatansever değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “COP31’de dünyanın hükümetleri, enerji şirketleri, teknoloji sağlayıcıları, finans kuruluşları, yatırımcıları, şehirleri, girişimcileri ve sivil toplumu Antalya’da bir araya gelecek. Türkiye’nin burada yalnız iyi bir ev sahibi olarak değil, teknoloji geliştiren, üretim yapan, yatırım yapılabilir projeler ortaya koyan ve çözüm ihraç edebilen bir ülke olarak görünmesi çok daha değerli. COP31’in en önemli mesajı hedefleri çoğaltmak değil, mevcut hedefleri uygulamaya dönüştürmek. Biz de bu dönüşümü yalnız bir çevre yükümlülüğü olarak değil; teknoloji, sanayi, enerji, finansman ve rekabet gücü dönüşümü olarak okumalıyız. İklim politikalarını teknolojiye, yatırıma, istihdama, ihracata ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürebildiğimiz ölçüde COP31 Türkiye açısından kalıcı ekonomik ve teknolojik değer oluşturabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka Çağında Rekabetin Yeni Ölçütü: Dijital Olgunluk Haber

Yapay Zeka Çağında Rekabetin Yeni Ölçütü: Dijital Olgunluk

Bir yapay zeka aracını kullanmaya başlamak ile bu teknolojiyi şirketin işleyişine yerleştirerek kalıcı değer üretmek arasında önemli bir fark var. Bireysel kullanımlar ve sınırlı denemeler hızla yaygınlaşsa da bunları kurum geneline taşımak; güvenilir veri, dijitalleşmiş süreçler ve birbiriyle uyumlu çalışan sistemler gerektiriyor. Şirketlerin yapay zekadan elde edeceği sonuç da büyük ölçüde bu hazırlık düzeyine bağlı bulunuyor. McKinsey’nin 105 ülkeden 1.993 katılımcıyla gerçekleştirdiği State of AI araştırması, kullanım ile değer üretme arasındaki farkı gözler önüne seriyor. Araştırmaya göre kurumların yüzde 88’i yapay zekayı en az bir işlevde düzenli olarak kullanıyor. Buna karşın yapay zekayı şirket genelinde ölçeklendirmeye başlayanların oranı yaklaşık üçte bir düzeyinde kalıyor. Bu teknolojiden yüksek değer üreten kuruluşların iş akışlarını temelden yeniden tasarlama konusunda diğerlerinden yaklaşık üç kat önde olması da kurumsal hazırlığın önemini gösteriyor. Kurumsal kaynak planlama ve iş teknolojileri alanında şirketlerin veri ile süreçlerini bütünleştirmeye odaklanan IAS’a göre bu tablo, yapay zekadan alınacak sonuç üzerinde kurumsal hazırlığın belirleyici olduğunu gösteriyor. IAS CTO’su Bahtiyar Tan, şirketlerin öncelikle mevcut işleyişlerinin ne ölçüde dijital, izlenebilir ve ölçülebilir olduğuna bakması gerektiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Şirketlerin görünen sorusu ‘Yapay zekayla ne yapmalıyız?’ Ancak verilecek yanıt, mevcut çalışma biçiminden bağımsız değil. Veriler farklı sistemlere dağılmışsa, süreçler yeterince dijitalleşmemişse ve kararlar ağırlıklı olarak kişisel deneyime dayanıyorsa en gelişmiş modellerin katkısı bile sınırlı kalır. Yapay zeka çağına hazırlık, şirketin kendi işleyişini görünür, ölçülebilir ve yönetilebilir hâle getirmesiyle başlıyor.” Yapay zeka mevcut dijital birikimden beslenecek Şirketlerin uzun yıllardır yatırım yaptığı kurumsal kaynak planlama (ERP), otomasyon, bulut, veri analitiği ve entegrasyon sistemleri; bilginin ortak bir zeminde toplanmasını, süreçler arasında kesintisiz akmasını ve karar mekanizmalarında kullanılmasını sağlıyor. Yapay zekanın üreteceği katkı da büyük ölçüde bu dijital temelin niteliğine bağlı bulunuyor. ERP sistemlerinin rolünün artık kayıt altına alma ve süreç standardizasyonunun ötesine geçerek veriyi anlamlandırma, öngörü üretme ve kararları destekleme aşamasına ilerlediğini belirten Tan, şöyle konuştu: “ERP sistemleri veriyi kayda geçirmenin ötesinde süreçler arasında ortak bir dil kuruyor. Otomasyon, bulut, analitik ve entegrasyon çözümleri de bilginin akışını ve kullanılabilirliğini güçlendiriyor. Yapay zeka bu zeminde veriyi anlamlandırma, öngörü üretme ve kararları destekleme kapasitesini ileri taşıyabilir. Teknolojiden alınacak sonuç, onu besleyen verinin güvenilirliğine ve süreçlerin birbiriyle ne kadar uyumlu çalıştığına bağlı.” Model erişimi yaygınlaştıkça dijital olgunluk ayrıştıracak Gelişmiş modellere erişimin kolaylaşması ve benzer araçların daha fazla şirket tarafından kullanılabilmesi, teknoloji seçiminin tek başına kalıcı bir rekabet avantajı sağlamasını güçleştiriyor. Tan’a göre yapay zeka çağında rekabet için şirketlerin kendi verisini, süreç bilgisini ve kurumsal hafızasını nasıl değerlendirdiği giderek daha belirleyici hâle gelecek: “Önümüzdeki birkaç yıl içinde modellerin daha erişilebilir hâle gelmesini, maliyetlerin düşmesini ve belirli yeteneklerin standartlaşmasını bekliyoruz. Bu yakın gelecekte benzer araçlara ulaşabilen şirketleri birbirinden ayıracak unsur ise kimin kendi verisini ne kadar anlamlı kullanabildiği olacak. Süreçlerini ölçebilen, kurumsal bilgisini karar mekanizmalarına taşıyabilen ve dijital yatırımlarını birlikte çalıştırabilenler daha büyük bir avantaj elde edecek.” Yapay zeka yönetim anlayışını da dönüştürecek Dijital olgunluğun teknik kapasiteyle sınırlı kalmadığını vurgulayan Tan; bilginin kurum içinde nasıl üretildiği, paylaşıldığı ve karara dönüştürüldüğünün de bu kapsama girdiğini ifade etti. Yapay zekanın şirketlerin bugüne kadarki dijital dönüşümünün derinliğini görünür kılacağını belirten Tan, sözlerini şöyle tamamladı: “Yapay zeka, bugüne kadar gerçekleştirilen dijital dönüşümün ne kadar derine indiğini gösterecek ve aynı zamanda kurumlara kendi iş yapma biçimlerini yeniden düşünme fırsatı verecek. Önümüzdeki dönemde yapabileceklerimizi teknolojinin yetenekleri kadar, onun yönetim anlayışımızı ve çalışma biçimlerimizi ne ölçüde dönüştürebildiği belirleyecek. Kalıcı değer de bu karşılıklı dönüşümden doğacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KOBİ’lerin Sanal POS’ta  İlk Aklına Gelen ve En Çok Tercih Edilen Marka: PayTR Haber

KOBİ’lerin Sanal POS’ta İlk Aklına Gelen ve En Çok Tercih Edilen Marka: PayTR

Ödeme teknolojileri alanında 17 yıllık deneyime sahip PayTR, KOBİ’lerin Sanal POS kullanım alışkanlıklarını, beklentilerini ve marka algısını inceleyen Sanal POS Bilinirlik ve Kullanım Araştırması’nın* sonuçlarını açıkladı. 2024 yılında gerçekleştirilen ilk araştırmada* KOBİ’lerin “ilk aklına gelen ve en çok tercih ettiği online ödeme çözümü olan PayTR Sanal POS, 2026 yılında benzer metodolojiyle, 300 KOBİ ile yüz yüze yürütülen araştırmada da kategorisinde “ilk akla gelen ve en çok tercih edilen” ödeme kuruluşu oldu. Sanal POS seçiminde güven belirleyici Araştırma sonuçlarına göre komisyon oranı, KOBİ’lerin sanal POS seçiminde belirleyici parametrelerin başında yer alırken, marka tercihinde güven öne çıkıyor. PayTR’ı seçen üye iş yerleri, marka tercih nedenleri arasında ilk sırada “güvendiğim bir marka” yanıtını veriyor. Tavsiye ile tek bir POS entegrasyonu üzerinden farklı banka kartlarına taksit sunabilme olanağı da sanal POS seçiminde dikkat çeken unsurlar arasında yer alıyor. İşletmeler, ödeme altyapısını değerlendirirken işlemlerin güvenli ve kesintisiz biçimde tamamlanmasına, teknolojik altyapının gücüne ve ihtiyaç duyduklarında destek alabilmeye önem veriyor. Anlaşılır bir kullanıcı arayüzü ise ödeme süreçlerinin daha kolay yönetilmesini sağlayan başlıca beklentilerden biri olarak öne çıkıyor. “İlk akla gelen marka olmak, işletmelerle kurduğumuz güven ilişkisinin güçlü bir göstergesi” PayTR CEO’su Merve Tezel, araştırma sonuçlarını şöyle değerlendiriyor: “İki yıl arayla gerçekleştirilen araştırmalarda Sanal POS kategorisinde yeniden ilk akla gelen ödeme kuruluşu olmak bizim için çok değerli. Bu sonucu, 17 yıllık ödeme teknolojileri uzmanlığımızın, sürekli geliştirdiğimiz teknolojik altyapımızın ve işletmelerin ihtiyaçlarına göre şekillendirdiğimiz ödeme deneyiminin güçlü bir karşılığı olarak görüyoruz. PayTR olarak yalnızca sektörün gelişimini takip eden değil, yenilikçi ürün ve teknolojileriyle ödeme ekosisteminin dönüşümüne yön veren oyun kuruculardan biri olmayı hedefliyoruz. KOBİ’lerle kurduğumuz uzun soluklu ilişki ve onların değişen ihtiyaçlarını yakından takip etmemiz de bu yaklaşımın temelini oluşturuyor. Ödeme teknolojilerinde güven, işlemin her zaman hızlı ve güvenli biçimde tamamlanmasının ötesinde, işletmenin nakit akışını öngörebilmesi, ihtiyaç duyduğu anda destek alabilmesi ve tüm süreçlerini şeffaf biçimde yönetebilmesi anlamına geliyor. KOBİ’ler için doğru ödeme altyapısı artık yalnızca operasyonel bir tercih değil, iş sürekliliğini ve büyüme kapasitesini doğrudan etkileyen stratejik bir karar. Fintekler de artık finansal sistemin alternatif oyuncuları değil, ticaretin gelişimini destekleyen temel aktörleri arasında yer alıyor. Ödeme çözümleri yalnızca ödeme işlemi alan altyapılar olmaktan çıkarak işletmelerin müşterilerini daha iyi anlamasına, operasyonlarını verimli yönetmesine ve daha sağlıklı büyüme kararları almasına yardımcı olan veri odaklı sistemlere dönüşüyor. Geçtiğimiz yıl Ar-Ge tescilimizi alarak yapay zeka ve veri analitiği tabanlı projelere odaklandığımız bu yıl, risk yönetimi, raporlama, müşteri deneyimi ve operasyonel verimlilik alanlarında ekosistemin de yararlanabileceği yeni çözümler üzerinde çalışmalarımız tüm hızıyla sürüyor. Amacımız, teknolojimizi işletmeler için somut bir değere dönüştürmek. Ödeme süreçlerindeki karmaşıklığı azaltarak online ve fiziki platformlarda çok kanallı bir deneyim sunmak. Her ölçekte 200 binden fazla işletmeden oluşan üye işyerlerimizden aldığımız güçle, işletmelerin yalnızca bugünkü ihtiyaçlarına yanıt veren değil, geleceğe alan açan bir teknoloji çözüm ortağı olmayı sürdüreceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

CW Enerji’den Yenilenebilir Enerjinin Geleceğine Akademik Katkı Haber

CW Enerji’den Yenilenebilir Enerjinin Geleceğine Akademik Katkı

Türkiye ve Avrupa’nın önde gelen enerji şirketlerinden CW Enerji, üniversitelerle gerçekleştirdiği iş birlikleriyle AR-GE, inovasyon ve teknoloji geliştirme çalışmalarını güçlendirmeyi hedefliyor. Bu doğrultuda CW Enerji ile Alanya Üniversitesi, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi ve Süleyman Demirel Üniversitesi arasında yenilenebilir enerji teknolojileri, mühendislik, AR-GE, inovasyon ve teknoloji geliştirme alanlarında iş birliğini güçlendirmek amacıyla protokol imzalandı. İmzalanan protokoller ile üniversitelerin akademik bilgi birikimi ve bilimsel altyapısının sanayinin teknik bilgi ve deneyimiyle buluşturulması amaçlanıyor. Bu doğrultuda yenilikçi teknolojilerin geliştirilmesi, ortak projelerin hayata geçirilmesi ve bilimsel çalışmaların uygulamaya dönüştürülmesi hedefleniyor. Yenilenebilir enerji ve teknoloji alanında ortak projeler geliştirilecek CW Enerji, yurt dışında yürüttüğü uluslararası teknoloji ve AR-GE çalışmalarının yanı sıra, Türkiye’deki üniversitelerle gerçekleştirdiği iş birlikleriyle de teknoloji geliştirme çalışmalarını güçlendiriyor. İş birlikleri kapsamında yenilenebilir enerji teknolojileri başta olmak üzere enerji depolama sistemleri, akıllı enerji yönetimi, nesnelerin interneti, gömülü sistemler, veri analitiği ve dijital dönüşüm uygulamaları üzerine ortak çalışmalar gerçekleştirilecek. Protokoller ile AR-GE ve inovasyon alanındaki ortak çalışmaların artırılması, enerji verimliliğini ve sürdürülebilirliği destekleyen yenilikçi çözümlerin hayata geçirilmesi amaçlanıyor. Ayrıca ulusal ve uluslararası destek programlarına yönelik hazırlanacak ortak projelerle üniversitelerin akademik birikimi ile CW Enerji’nin AR-GE kapasitesinin bir araya getirilmesi planlanıyor. İmzalanan protokollerin akademik çalışmaların sanayi uygulamalarıyla bütünleştirilmesine, yenilenebilir enerji alanında teknolojik gelişimin desteklenmesine ve üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesine katkı sağlaması bekleniyor. Protokoller kapsamında ortak ürün tasarımı, prototip geliştirme, test ve doğrulama süreçleri ile pilot uygulamalara yönelik çalışmalar yürütülmesi planlanıyor. Üniversite bünyesinde geliştirilen teknolojilerin sanayiye kazandırılması, patent, faydalı model ve lisanslama süreçlerinin desteklenmesi de iş birliğinin öncelikli hedefleri arasında bulunuyor. İş birliği çerçevesinde güneş paneli ve güneş hücresi teknolojilerinin geliştirilmesi, ürün verimliliklerinin artırılması, üretim süreçlerinin optimize edilmesi, maliyetlerin azaltılması ve yeni nesil güneş enerjisi teknolojilerine yönelik ortak Ar-Ge projelerinin geliştirilmesi üzerinde durulacak. Tarık Sarvan: Bilgi birikiminin katma değerli ürün ve teknolojilere dönüşmesini amaçlıyoruz Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan, yenilenebilir enerji sektöründe sürdürülebilir büyümenin temelinde teknoloji, inovasyon ve güçlü AR-GE çalışmalarının yer aldığını belirterek, bu düşünceyle üniversite-sanayi iş birliklerine büyük önem verdiklerini söyledi. Sarvan, “Enerji sektörü teknolojinin hızla geliştiği ve sürekli yenilik gerektiren stratejik alanların başında geliyor. Biz de CW Enerji olarak üretim gücümüzü, mühendislik kabiliyetlerimizi ve AR-GE altyapımızı sürekli geliştirerek bu dönüşümün önemli bir parçası olmayı hedefliyoruz. Üniversitelerimizin sahip olduğu akademik bilgi birikimini sanayideki deneyimimizle bir araya getirmenin, yenilikçi teknolojilerin geliştirilmesi açısından son derece kıymetli olduğuna inanıyoruz. İmzaladığımız bu protokollerle bilimsel çalışmaların sanayiye aktarılmasını, ortak projelerin geliştirilmesini ve ortaya çıkan bilgi birikiminin katma değerli ürün ve teknolojilere dönüşmesini amaçlıyoruz” dedi. Nitelikli insan kaynağına ve yerli teknolojiye katkı sağlayacak Yerli ve milli enerji teknolojilerinin geliştirilmesini öncelikleri arasında gördüklerini vurgulayan Sarvan, üniversitelerle gerçekleştirilen iş birliklerinin hem sektörün gelişimine hem de nitelikli insan kaynağının yetişmesine katkı sağlayacağını dile getirdi. Sarvan, “Güneş enerjisi teknolojilerinden enerji depolama sistemlerine, akıllı enerji yönetiminden dijital dönüşüm uygulamalarına kadar geniş bir alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu süreçte üniversitelerimizle kurduğumuz güçlü bağların AR-GE ve inovasyon kapasitemizi destekleyeceğine inanıyoruz. Amacımız ülkemizin enerji teknolojilerindeki yetkinliğini artırmak, dışa bağımlılığın azaltılmasına katkı sağlamak ve uluslararası pazarlarda rekabet gücümüzü destekleyecek yenilikçi çözümler geliştirmek. Aynı zamanda gençlerimizin bilimsel araştırmalara, uygulamalı projelere ve teknoloji geliştirme süreçlerine daha fazla dahil olmasını önemsiyoruz. CW Enerji olarak üniversite-sanayi iş birliklerini güçlendirmeye, bilgi ve teknolojiyi üretimle buluşturmaya ve ülkemizin sürdürülebilir enerji geleceğine katkı sunmaya devam edeceğiz” diye konuştu. CW Enerji Hakkında CW Enerji, Türkiye ve Avrupa’nın önde gelen fotovoltaik güneş paneli ve hücre üreticilerinden biridir. Yüksek teknolojiye sahip üretim tesislerinde geliştirdiği TOPCon High Efficiency yüksek verimli güneş hücreleriyle enerji sektörüne yön veren firma, GES proje geliştirme, sistem tasarımı, mühendislik, anahtar teslim kurulum, işletme, bakım/onarım ve teknik danışmanlık hizmetleriyle güneş enerjisinin en verimli şekilde kullanılmasını sağlar. Akıllı ev ve enerji depolama sistemleriyle yenilenebilir enerji çözümlerini geleceğin yaşam alanlarına entegre eden CW Enerji; konut ve endüstriyel tip lityum enerji depolama çözümleri, On Grid, Off Grid ve hibrit sistemleri, elektrikli araç şarj istasyonları, golf arabaları, forkliftler, transpaletler, scooter ve elektrikli bisikletler için lityum batarya çözümleri, esnek güneş panelleri, ev tipi ve havuz tipi ısı pompaları gibi yenilikçi ürünlerle hem evsel hem endüstriyel enerji ihtiyaçlarına sürdürülebilir çözümler sunar. Kendi alüminyum üretim ve solar hücre tesisleriyle entegre üretim gücünü artıran şirket, yüksek teknolojiye dayalı üretim altyapısı ve uluslararası pazarlardaki faaliyetleriyle Türkiye’nin ilk 500 sanayi kuruluşu arasında yer almaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Yapay Zeka Girişimi Sayısı 504’e Yükseldi Haber

Türkiye’de Yapay Zeka Girişimi Sayısı 504’e Yükseldi

Haritaya 43 yeni girişim eklenirken faaliyetini ve web varlığını sonlandıran 21 girişim kapsamdan çıkarıldı. Böylece nisanda 482 olan girişim sayısı 504’e ulaşarak ilk kez 500 sınırını geçti. Yeni eklenen girişimlerde Agentic AI 10 girişimle ilk sırada yer alırken hukuk teknolojileri, insan kaynakları ve yapay zeka altyapısı gibi uzmanlık alanları da dikkat çekti. Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI), 2017’den bu yana sürdürdüğü Girişim Haritası çalışmasının Ekim 2026 sonuçlarını açıkladı. Girişim ekosisteminin güncel ve güvenilir bir görünümünü sunmak amacıyla yapılan değerlendirmede, yeni kurulan şirketler haritaya alınırken faaliyetini sonlandırdığı belirlenen girişimler listeden çıkarıldı. Nisan ayındaki 482 girişime kıyasla net 22 girişimlik artışla toplam 504’e yükseldi. Böylece harita, girişim sayısındaki büyümeyle birlikte ekosistemin güncelliğini izleyen bir referans niteliğini de güçlendirdi. Yeni eklenen girişimlerin kuruluş yılları ve konumları da ekosistemin gelişimine ilişkin önemli ipuçları sunuyor. Kuruluş yılı bilinen 41 girişimin 25’i 2025 veya 2026’da hayata geçti. İstanbul yeni girişimlerin önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürürken Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Samsun, Bolu ve Gebze’den girişimler de haritaya dahil edildi. Kurucuları arasında Türk girişimciler bulunan ve merkezleri New York, Dubai veya Amsterdam’da yer alan şirketler de güncellemede yer buldu. Agentic AI 10 yeni girişimle öne çıktı Ekim güncellemesinde en fazla yeni girişimin eklendiği kategori, 10 girişimle Agentic AI oldu. Nisan ayında bu kategoriye 5 girişim dahil edilmişti. Eğitim içeriği üretimi, güvenlik operasyonları, ürün stratejisi ve kurumsal dijital çalışanlar gibi alanlarda görevleri uçtan uca üstlenebilen ajan tabanlı çözümler, yeni ürünlerin belirgin odakları arasında yer aldı. Diyalogsal Yapay Zeka ve LegalTech kategorilerine 5’er; HR Tech ile Öngörü ve Veri Analitiği kategorilerine 4’er girişim eklendi. Akıllı Platformlar ile Altyapı ve Operasyonlar/Servis kategorilerinde 3’er; HealthTech ve RPA, AI Otomasyon kategorilerinde 2’şer yeni girişim yer aldı. Görüntü İşleme, Makine Öğrenmesi, Nesnelerin İnterneti, Otonom Sistemler ve Visual AI – Görsel Üretim kategorilerinin her birine ise birer girişim katıldı. Böylece 43 yeni girişim toplam 14 farklı kategoriye dağıldı. Hukuk ve insan kaynaklarında uzmanlaşma hız kazanıyor Dikey çözümlerdeki hareketlilik özellikle hukuk ve insan kaynakları teknolojilerinde belirginleşti. LegalTech kategorisine eklenen girişim sayısı nisandaki 2’den ekimde 5’e yükseldi. Bu alandaki çözümler, avukatların içtihat araştırmalarından inşaat sözleşmelerindeki risklerin analizine kadar Türk hukuk uygulamalarına odaklanıyor. Nisan güncellemesinde yeni girişim eklenmeyen HR Tech kategorisi ise bu kez 4 girişim kazandı. Yapay zeka destekli mülakatlar, işe alım süreçlerini uçtan uca yöneten platformlar ve kritik iş görüşmelerini simülasyonla değerlendiren araçlar öne çıktı. Yapay zekayı yönetmeye yönelik çözümler de haritada daha görünür hale geldi. Altyapı ve Operasyonlar/Servis kategorisindeki 3 yeni girişim, GPU altyapısının yanı sıra kurum içi yapay zeka kullanımını ve maliyetlerini izleyen, kayıt dışı yapay zeka kullanımını (shadow AI) görünür kılan yönetişim araçları geliştiriyor. Bu tablo, yapay zeka uygulamaları yaygınlaştıkça altyapı, kontrol ve maliyet yönetiminin de ayrı bir girişimcilik alanına dönüştüğüne işaret ediyor. “500 eşiği, girişimlerle kurumları buluşturmak için önemli bir fırsat” Ekim 2026 sonuçlarını değerlendiren TRAI Genel Müdürü Can Sinemli, şu açıklamalarda bulundu: “TRAI Girişim Haritası’nda 500 eşiğinin aşılması, Türkiye’nin yapay zeka alanındaki girişimcilik birikiminin geldiği noktayı gösteriyor. Sayısal büyümenin yanında, çözümlerin çeşitlenmesi ve belirli alanlarda uzmanlaşmanın derinleşmesi de dikkat çekiyor. Bu dönemde ajan tabanlı sistemlerin, hukuk ve insan kaynaklarına yönelik uygulamaların ve yapay zeka yönetimine odaklanan çözümlerin öne çıktığını görüyoruz. Haritamıza yeni girişimleri eklerken faaliyetini sonlandıranları da çıkararak ekosistemin güncel görünümünü yansıtmaya önem veriyoruz. Amacımız, kurumların, yatırımcıların ve girişimcilerin Türkiye’deki yapay zeka birikimini takip edebilmelerine ve iş birliği fırsatlarını değerlendirebilmelerine katkı sağlamak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Yapay Zeka Girişimi Sayısı 504’e Yükseldi Haber

Türkiye’de Yapay Zeka Girişimi Sayısı 504’e Yükseldi

Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI), 2017’den bu yana sürdürdüğü Girişim Haritası çalışmasının Ekim 2026 sonuçlarını açıkladı. Girişim ekosisteminin güncel ve güvenilir bir görünümünü sunmak amacıyla yapılan değerlendirmede, yeni kurulan şirketler haritaya alınırken faaliyetini sonlandırdığı belirlenen girişimler listeden çıkarıldı. Nisan ayındaki 482 girişime kıyasla net 22 girişimlik artışla toplam 504’e yükseldi. Böylece harita, girişim sayısındaki büyümeyle birlikte ekosistemin güncelliğini izleyen bir referans niteliğini de güçlendirdi. Yeni eklenen girişimlerin kuruluş yılları ve konumları da ekosistemin gelişimine ilişkin önemli ipuçları sunuyor. Kuruluş yılı bilinen 41 girişimin 25’i 2025 veya 2026’da hayata geçti. İstanbul yeni girişimlerin önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürürken Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Samsun, Bolu ve Gebze’den girişimler de haritaya dahil edildi. Kurucuları arasında Türk girişimciler bulunan ve merkezleri New York, Dubai veya Amsterdam’da yer alan şirketler de güncellemede yer buldu. Agentic AI 10 yeni girişimle öne çıktı Ekim güncellemesinde en fazla yeni girişimin eklendiği kategori, 10 girişimle Agentic AI oldu. Nisan ayında bu kategoriye 5 girişim dahil edilmişti. Eğitim içeriği üretimi, güvenlik operasyonları, ürün stratejisi ve kurumsal dijital çalışanlar gibi alanlarda görevleri uçtan uca üstlenebilen ajan tabanlı çözümler, yeni ürünlerin belirgin odakları arasında yer aldı. Diyalogsal Yapay Zeka ve LegalTech kategorilerine 5’er; HR Tech ile Öngörü ve Veri Analitiği kategorilerine 4’er girişim eklendi. Akıllı Platformlar ile Altyapı ve Operasyonlar/Servis kategorilerinde 3’er; HealthTech ve RPA, AI Otomasyon kategorilerinde 2’şer yeni girişim yer aldı. Görüntü İşleme, Makine Öğrenmesi, Nesnelerin İnterneti, Otonom Sistemler ve Visual AI – Görsel Üretim kategorilerinin her birine ise birer girişim katıldı. Böylece 43 yeni girişim toplam 14 farklı kategoriye dağıldı. Hukuk ve insan kaynaklarında uzmanlaşma hız kazanıyor Dikey çözümlerdeki hareketlilik özellikle hukuk ve insan kaynakları teknolojilerinde belirginleşti. LegalTech kategorisine eklenen girişim sayısı nisandaki 2’den ekimde 5’e yükseldi. Bu alandaki çözümler, avukatların içtihat araştırmalarından inşaat sözleşmelerindeki risklerin analizine kadar Türk hukuk uygulamalarına odaklanıyor. Nisan güncellemesinde yeni girişim eklenmeyen HR Tech kategorisi ise bu kez 4 girişim kazandı. Yapay zeka destekli mülakatlar, işe alım süreçlerini uçtan uca yöneten platformlar ve kritik iş görüşmelerini simülasyonla değerlendiren araçlar öne çıktı. Yapay zekayı yönetmeye yönelik çözümler de haritada daha görünür hale geldi. Altyapı ve Operasyonlar/Servis kategorisindeki 3 yeni girişim, GPU altyapısının yanı sıra kurum içi yapay zeka kullanımını ve maliyetlerini izleyen, kayıt dışı yapay zeka kullanımını (shadow AI) görünür kılan yönetişim araçları geliştiriyor. Bu tablo, yapay zeka uygulamaları yaygınlaştıkça altyapı, kontrol ve maliyet yönetiminin de ayrı bir girişimcilik alanına dönüştüğüne işaret ediyor. “500 eşiği, girişimlerle kurumları buluşturmak için önemli bir fırsat” Ekim 2026 sonuçlarını değerlendiren TRAI Genel Müdürü Can Sinemli, şu açıklamalarda bulundu: “TRAI Girişim Haritası’nda 500 eşiğinin aşılması, Türkiye’nin yapay zeka alanındaki girişimcilik birikiminin geldiği noktayı gösteriyor. Sayısal büyümenin yanında, çözümlerin çeşitlenmesi ve belirli alanlarda uzmanlaşmanın derinleşmesi de dikkat çekiyor. Bu dönemde ajan tabanlı sistemlerin, hukuk ve insan kaynaklarına yönelik uygulamaların ve yapay zeka yönetimine odaklanan çözümlerin öne çıktığını görüyoruz. Haritamıza yeni girişimleri eklerken faaliyetini sonlandıranları da çıkararak ekosistemin güncel görünümünü yansıtmaya önem veriyoruz. Amacımız, kurumların, yatırımcıların ve girişimcilerin Türkiye’deki yapay zeka birikimini takip edebilmelerine ve iş birliği fırsatlarını değerlendirebilmelerine katkı sağlamak.” Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI) Hakkında: Türkiye Yapay Zeka İnisiyatifi (TRAI), 2017’den bu yana yapay zeka alanında stratejik farkındalık yaratan ve Türkiye ekosistemini bütüncül bir yaklaşımla şekillendiren öncü bir platformdur. Kamu, özel sektör ve akademiyi ortak hedeflerde buluşturarak sürdürülebilir iş birliklerini teşvik eder. Geniş etkileşim ağı sayesinde bilgi paylaşımı, iş birliği ve uygulama alanları arasında köprü kurarak ekosistemi güçlendirir. Türkiye Yapay Zeka Zirvesi, TRAI Meet-Up’lar, yapay zeka seminerleri ve demo-day gibi yüzlerce etkinlik gerçekleştiren TRAI; kuruluşundan bu yana on binlerce kişiye doğrudan temas etmektedir. Danışmanlık hizmetleri, eğitim programları ve kurumsal üyelik modeli aracılığıyla kurumların yapay zeka odaklı dönüşüm yolculuklarına somut katkılar sunar. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Maysan Mando Ağır Ticaride Vites Yükseltti Haber

Maysan Mando Ağır Ticaride Vites Yükseltti

Türkiye ve Avrupa’da ağır ticari araç segmentindeki güçlü konumunu sürdüren Maysan Mando, yeni kataloğuyla farklı marka ve model gruplarındaki ürün kapsamını daha da genişletti. Güvenilir performans, sürüş konforu ve uzun ömürlü kullanım odağıyla geliştirilen yeni amortisörler; OEM ve çapraz referans kodlarıyla birlikte katalogda yerini aldı. Ağustos 2026 Ağır Ticari Yeni Ürün Kataloğu; DAF, IVECO, MAN, Mercedes-Benz, Renault Trucks, Scania ve Volvo gibi global ağır ticari araç üreticilerinin yanı sıra Gigant, SAF, Schmitz Cargobull, Steyr ve Trabosa uygulamalarına yönelik yeni amortisör referanslarını kapsıyor. Yeni ürünler arasında DAF 75 FAT ve LF 45; IVECO Eurocargo, Daily, Stralis ve Trakker; MAN TGA, TGS, TGX, TG Serisi, F90 ve M90; Mercedes-Benz Actros ve Actros MP2/MP3; Renault Trucks Midlum ve D serisi; Scania S730, R580 ve PGRT ile Volvo FH, FH12 ve farklı otobüs uygulamalarına yönelik çözümler bulunuyor. OEM standartları doğrultusunda geliştirilen ürünler, Maysan Mando’nun ağır ticari araçların farklı kullanım koşulları ve performans beklentilerine yanıt veren ürün portföyünü daha geniş bir araç parkına ulaştırıyor. Ağır Ticari Araçlarda Türkiye ve Avrupa’daki Gücünü Büyütüyor Ağır ticari araç segmentinde Türkiye ve Avrupa’nın önemli amortisör üreticileri arasında yer alan Maysan Mando, global ana sanayi üreticileriyle yürüttüğü iş birlikleriyle de dikkat çekiyor. Şirket, Almanya’da Schmitz, SAF-Holland ve BPW Grubu’nun ana tedarikçileri arasında bulunurken; Türkiye’de Daimler, Ford, Anadolu Isuzu, Otokar, BMC ve Karsan gibi ticari araç üreticilerine yönelik üretim gerçekleştiriyor. Hem doğrudan OEM üretim hatlarına hem de yurt içi ve yurt dışındaki bayi ağı üzerinden yenileme pazarına ürün sağlayan şirket, üretiminin yüzde 68’ini OEM müşterilerine, yüzde 32’sini ise aftermarket pazarına sunuyor. Yenilikçi ve katma değerli ürünlerini 75’ten fazla ülkeye ihraç eden Maysan Mando, rekabet avantajına sahip olduğu coğrafyalardaki varlığını güçlendirirken yeni pazarlara yönelik iş geliştirme çalışmalarını da sürdürüyor. Yeni Ürün Geliştirmede Ar-Ge ve İleri Valf Teknolojileri Öne Çıkıyor Maysan Mando’nun ürün gamındaki büyümenin arkasında şirketin Ar-Ge, mühendislik ve ürün doğrulama kabiliyetleri bulunuyor. Yeni ürünlerin tasarımından sanal doğrulamaya, statik ve dinamik dayanım testlerinden ömür testlerine kadar ürün geliştirme sürecinin önemli aşamalarını kendi bünyesinde gerçekleştiren şirket, bu yetkinliği sayesinde değişen pazar ihtiyaçlarına hızlı yanıt verebiliyor. Maysan Mando, gelecek nesil amortisör teknolojileri kapsamında araç performansını geliştirmeye yönelik yenilikçi valf teknolojileri üzerinde de çalışmalar yürütüyor. Araç seviyesinde test aşamasına taşınan bu teknolojilerin yanı sıra, otomotiv sektöründeki yeni eğilimlere paralel olarak ürün ağırlığını artırmadan sürüş konforunu ve yolcu güvenliğini geliştirecek amortisör sistemlerine yönelik Ar-Ge faaliyetleri devam ediyor. Şirket ayrıca tuning kamyonlarıyla araç test pistlerinde yerinde prototip geliştirme kabiliyetine sahip bulunuyor. Farklı valf kombinasyonlarının ve amortisör prototiplerinin gerçek araç koşullarında denenmesine imkân sağlayan bu yapı, ürün geliştirme süreçlerinin doğrudan saha verileriyle desteklenmesine katkı sağlıyor. İleri mühendislik ve Ar-Ge çalışmalarını dijital dönüşüm stratejisiyle destekliyor Maysan Mando, ileri mühendislik ve Ar-Ge çalışmalarını dijital dönüşüm stratejisiyle destekleyerek üretim süreçlerinde verimlilik, kalite ve rekabet gücünü artırmaya odaklanıyor. Endüstri 4.0 uygulamaları, veri odaklı üretim sistemleri ve akıllı üretim teknolojileri, şirketin dijital olgunluk seviyesini “akıllı şirket” düzeyine taşıma hedefinin önemli bileşenleri arasında yer alıyor. Bu doğrultuda üretimden ürün geliştirmeye kadar uzanan süreçlerde dijital teknolojilerin sunduğu imkânların daha etkin kullanılması amaçlanıyor. Otomotiv endüstrisinde giderek önem kazanan yapay zekâ ve ileri veri analitiği teknolojileri de Maysan Mando’nun dijital dönüşüm vizyonunda önemli bir potansiyel taşıyor. Özellikle üretim verilerinin analiz edilmesi, kalite kontrol süreçlerinin geliştirilmesi, olası üretim hatalarının önceden tespit edilmesi ve bakım ihtiyaçlarının öngörülmesi gibi alanlarda yapay zekâ destekli çözümler, daha esnek ve verimli bir üretim altyapısının oluşturulmasına katkı sağlayabilecek teknolojiler arasında değerlendiriliyor. Mühendislik yetkinliklerinin yeni nesil teknolojilerle desteklenmesi, ürün geliştirme süreçlerinin hızlandırılması ve değişen küresel pazar ihtiyaçlarına daha çevik yanıt verilmesi, şirketin uzun vadeli büyüme vizyonunun temel unsurları arasında bulunuyor. Yeni Ürün Referanslarıyla Aftermarket Pazarındaki Kapsama Alanı Genişliyor Maysan Mando, son dönemde hem binek ve hafif ticari hem de ağır ticari araçlar için yeni ürün geliştirme çalışmalarına hız verdi. Şirket, binek ve hafif ticari grubunda 90 farklı ürünü, ağır ticari grubunda ise 65 farklı yeni ürün referansını ürün gamına dahil etmiş durumda. Ağustos 2026 kataloğunda duyurulan 35 yeni ağır ticari ürün referansı da bu genişleme stratejisinin güncel adımlarından birini oluşturuyor. Ürün çeşitliliğindeki artış, Maysan Mando’nun farklı araç parklarına ve pazar ihtiyaçlarına daha geniş bir portföyle yanıt vermesini sağlarken, şirketin yenileme pazarındaki büyüme hedeflerini de destekliyor. Binek, hafif ticari ve ağır ticari araçlara yönelik geliştirilen amortisör teknolojilerinde dayanıklılık, güvenilir performans, sürüş güvenliği ve konfor temel geliştirme kriterleri arasında yer alıyor. ### Maysan Mando Hakkında 1969 yılında Maysan adı ile kurulmuş olan Maysan Mando, Türkiye’nin ilk ve en büyük amortisör üreticisi konumundadır. Maysan Mando, faaliyetlerini %60 HL Mando ve %40 Çukurova Holding ortaklığıyla sürdürmektedir. Maysan Mando’nun ürün gamında; binek ve hafif ticari araçlar, otobüsler ve kamyonların yanı sıra tarım ve askeri uygulamalar için geniş bir amortisör yelpazesi yer almaktadır. Hem doğrudan OEM hatlarına hem de yurt içi ve yurt dışı olmak üzere bayi ağı için aftermarkete yönelik üretim yapan Maysan Mando, dünyanın en büyük ana sanayii üreticilerinin hemen hepsiyle çalışmaktadır. Global markaların stratejik ortağı olarak; üretiminin %68’ini OEM devlerine, %32'sini ise yenileme pazarına sunan Maysan Mando, bugün itibariyle yenilikçi ve katma değerli ürünlerini 50’ye yakın ülkeye ihraç etmektedir. Maysan Mando, yenilikçi çalışmalarıyla sektörün gelişimine öncülük ederken, global ayak izini güçlendirmeye ve otomotiv sektörünün gelişimine katkı sağlamaya devam etmektedir. Şirket bünyesinde, karbon ayak izini azaltmak ve 2045 Karbon Nötr hedefine ulaşmak amacıyla, amortisör bileşenlerinde kullanılan malzemelerde çevre dostu, dönüştürülebilir ve bio bazlı alternatif malzeme teknolojilerine yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetleri de aralıksız sürdürülmektedir. ### Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sigortacılıkta Yeni Dönem Müşterinin İhtiyacını Anlamakla Başlıyor Haber

Sigortacılıkta Yeni Dönem Müşterinin İhtiyacını Anlamakla Başlıyor

2026 yılı, dijitalleşme, yapay zekâ, kişiselleştirilmiş çözümler ve müşteri deneyiminin sektör gündeminde daha fazla yer aldığı bir dönem oldu. Önümüzdeki dönemde ise sigortacılığın gelişimini yalnızca ürün çeşitliliği değil, müşterinin ihtiyacını doğru anlamak ve bu ihtiyaca uygun çözümü doğru zamanda ve doğru kanaldan sunabilmek belirleyecek. Sigortacılıkta geleceğin temel unsurlarından biri, müşteriye daha fazla ürün sunmaktan çok, ihtiyacına uygun çözümü daha doğru şekilde sunabilmek olacak. Veri analitiği ve yapay zekâ bu noktada önemli fırsatlar sunuyor. Müşterinin yaşam evresi, risk profili ve finansal hedefleri gibi farklı değişkenlerin birlikte değerlendirilebilmesi, sigorta çözümlerinin daha kişiselleştirilmiş bir yapıya kavuşmasını sağlayabilir. Böylece teknoloji, yalnızca operasyonel süreçleri hızlandıran bir araç olmaktan çıkarak müşteri ihtiyacını daha iyi anlamaya hizmet eden stratejik bir unsur haline geliyor. Dijitalleşme Satıştan Tüm Müşteri Yolculuğuna Yayılıyor Sigortacılıkta dijitalleşmeyi yalnızca ürün satın alma sürecini kolaylaştıran bir teknoloji yatırımı olarak değerlendirmemek gerekiyor. Asıl değer, müşterinin sigorta ile kurduğu ilişkinin tamamında ortaya çıkıyor. İhtiyacın belirlenmesinden ürün seçimine, satın alma ve poliçe yönetiminden bilgilendirmeye, hasar ve tazminat süreçlerinden sonrasındaki hizmetlere kadar uzanan bütünsel bir deneyim, yeni nesil sigortacılığın temel unsurlarından biri haline geliyor. BNP Paribas Cardif Türkiye olarak 'sigortayı daha erişilebilir hale getirme' misyonumuz çerçevesinde, e-Şube ve CepteCardif gibi dijital kanallarımızla müşterilerimizin BES ve Ailem Güvende ürünlerimize online erişimini sağlıyor, ürünlerimizdeki hasar süreçlerini de bu deneyimin bir parçası olarak ele alıyoruz. Buradaki temel yaklaşımımız, farklı temas noktalarının birbirinden bağımsız çalıştığı bir yapı yerine, müşterinin ihtiyacına göre kanallar arasında kesintisiz ilerleyebildiği bir deneyim oluşturmak. Dijitalleşmenin gerçek değerini yalnızca süreci hızlandırmakta değil, müşterinin sigorta ile kurduğu ilişkiyi kolaylaştırmakta ve güçlendirmekte görüyoruz. Teknolojinin müşteri deneyiminin merkezinde konumlanması, bu nedenle bir tercih olmanın ötesinde, sektörün geleceği açısından temel bir gereklilik haline geliyor. Yeni Nesil Ürünlerde Koruma ve Birikim Bir Arada Tüketicilerin finansal planlama ihtiyaçları da değişiyor. Sigortanın yalnızca risk gerçekleştiğinde devreye giren bir güvence mekanizması olarak değil, bireylerin daha uzun vadeli finansal planlamasının bir parçası olarak değerlendirilmesi giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu noktada koruma ve birikim çözümlerinin birbirini tamamlayan yapısı öne çıkıyor. Kredi bağlantılı hayat sigortalarının yanı sıra kredi bağlantısız hayat sigortaları, prim iadeli ürünler ve BES, farklı yaşam evrelerinde ortaya çıkan ihtiyaçlara yanıt verebilecek seçenekler sunuyor. Ekonomik belirsizliklerin arttığı dönemlerde bireylerin hem yaşam risklerine karşı korunma hem de geleceğe yönelik birikim yapma ihtiyacını birlikte değerlendirmesi, ürün geliştirme yaklaşımının da bu doğrultuda şekillenmesini gerektiriyor. Burada önemli olan daha fazla ürün üretmek değil, doğru ihtiyaca doğru çözümü sunabilmek. Ürün tasarımının merkezine müşterinin gerçek ihtiyacını koymak, sigortacılığın geleceğinde rekabetin de önemli unsurlarından biri olacak. Erişilebilirlik Ürüne Ulaşmaktan Fazlasını İfade Ediyor Sigortacılığın geleceğini konuşurken erişilebilirlik kavramını da daha geniş bir çerçevede ele almak gerekiyor. BNP Paribas Cardif olarak 2024 yılında 21 ülkede 21 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirdiğimiz "Protect & Project Oneself (Kendini Koruma ve Planlama)" araştırması bu açıdan dikkat çekici sonuçlar ortaya koyuyor. Araştırmamıza göre Türkiye'de tüketicilerin yüzde 80'den fazlası sigorta çözümlerine erişimde zorluk yaşarken, neredeyse yarısı bu zorluklar nedeniyle sigorta çözümü almaktan vazgeçiyor. Tüketicilerin sigorta çözümlerinin kapsamı, istisnaları ve sahip olma koşulları konusunda daha fazla netlik beklentisi de erişilebilirliğin yalnızca fiziksel veya dijital kanallara ulaşmakla sınırlı olmadığını gösteriyor. Bir sigorta çözümünün gerçekten erişilebilir olması; müşterinin ürünü kolayca anlayabilmesini, kendi ihtiyacıyla ilişkilendirebilmesini ve süreçleri mümkün olduğunca sade şekilde yönetebilmesini de kapsıyor. Bu nedenle sade ürün tasarımı, açık iletişim ve ihtiyaca yönelik yönlendirme, teknolojik yatırımlar kadar önemli. Sigortacılığın daha geniş kitlelere ulaşabilmesi için teknoloji ile sadeliğin, dijitalleşme ile güven ilişkisinin birlikte ele alınması gerekiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.