Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Veri Analizi

Kapsül Haber Ajansı - Veri Analizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Veri Analizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

So CHIC, Lab Diamond ile Büyüme Stratejisini Güçlendiriyor Haber

So CHIC, Lab Diamond ile Büyüme Stratejisini Güçlendiriyor

Türkiye genelinde 38'i franchise olmak üzere toplam 99 mağazasıyla faaliyet gösteren So CHIC, sürdürülebilir büyüme stratejisi doğrultusunda mağaza yatırımlarını, dijital dönüşüm çalışmalarını ve ürün gamını güçlendirmeye devam ediyor. Yıl sonuna kadar mağaza sayısını 110'a çıkarmayı hedefleyen marka, erişilebilir lüks anlayışıyla farklı tüketici segmentlerine hitap ederken, laboratuvar üretimi pırlanta kategorisini de gelecekteki büyümesinin önemli itici güçlerinden biri olarak konumlandırıyor. SO CHIC Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sezgin toplantıda; “2025 yılını hedeflerimize paralel güçlü bir performansla tamamladık. Değişen tüketici beklentilerini doğru analiz eden ürün stratejimiz, mağaza yatırımlarımız ve dijital dönüşüm çalışmalarımız sayesinde istikrarlı büyümemizi sürdürdük. Bu yıl için de önceliğimiz yalnızca ciro artışı değil; sürdürülebilir ve kârlı büyüme, operasyonel verimlilik ve müşteri deneyimini daha ileri taşımak olacak. Doğru lokasyonlarda büyümeye, dijital kanallarımızı güçlendirmeye ve teknolojiyi iş süreçlerimize daha fazla entegre etmeye devam edeceğiz." Dedi. Dijital Satışların Payı Artıyor Fiziksel mağazaların yanı sıra dijital kanallara yaptığı yatırımları da artıran So CHIC'te online satışlar toplam cironun yaklaşık %20'sini oluşturuyor. Şirket; yapay zekâ destekli veri analizi, talep tahmini, müşteri davranışlarının analiz edilmesi ve kişiselleştirilmiş alışveriş deneyimi gibi alanlara yatırım yaparak omni-channel yapısını daha da güçlendirmeyi hedefliyor. Lab Diamond Büyümenin Yeni Lokomotifi Basın toplantısında laboratuvar üretimi pırlanta kategorisinin markanın uzun vadeli büyüme stratejisindeki yerine de dikkat çekildi. Hakan Sezgin; “Laboratuvar üretimi pırlanta, bizim için yalnızca yeni bir koleksiyon değil, gelecekteki büyüme stratejimizin önemli yapı taşlarından biri. Dünyada tüketici eğilimleri bu yönde hızla değişiyor. Biz de bu dönüşümü yakından takip eden değil, yön veren markasıyız. Aynı kimyasal, fiziksel ve optik özelliklere sahip pırlantayı çok daha ulaşılabilir fiyatlarla sunarak daha geniş kitlelerin pırlantayla buluşmasını sağlıyoruz.” dedi. So CHIC bugün laboratuvar üretimi pırlanta koleksiyonlarını mağazalarının yaklaşık %60'ında müşterileriyle buluştururken, yıl sonuna kadar da tamamında buluşturacak. Tüketicilerin bu kategoriye erişimini kolaylaştırmayı hedefleyen So CHIC, 14 ayar altınla tasarlanan Lab Diamond koleksiyonunu 3 taksite varan ödeme seçenekleriyle sunuyor. Marka ayrıca, Lab Diamond ürünlerine özel olarak uyguladığı geri alım politikası kapsamında, iade edilen ürünlerde satın alma bedelinin yüzde 75'ini müşterilerine geri ödeme imkânı sağlayarak bu koleksiyonu daha geniş kitlelerle buluşturmayı amaçlıyor. Bünyesinde görev yapan dört kişilik tasarım ekibi ise global mücevher trendlerini yakından takip ederek bu kategoriye özel yeni koleksiyonlar geliştiriyor. So CHIC, 2026 yılı sonunda Lab Diamond satışlarında %20 büyüme hedefliyor ve bu kategoriyi önümüzdeki dönemin en önemli büyüme alanlarından biri olarak konumlandırıyor. Ulaşılabilir Lüks Anlayışı Güçleniyor Altın fiyatlarında yaşanan yükselişin tüketici tercihlerini yeniden şekillendirdiğine dikkat çeken So CHIC, farklı fiyat segmentlerinde geliştirdiği koleksiyonlarla değişen talebe cevap veriyor. Gümüş, altın, natürel pırlanta ve laboratuvar üretimi pırlanta kategorilerinde dengeli bir ürün gamı sunan marka, özellikle fiyat-performans odaklı tüketici davranışlarının güçlenmesiyle birlikte alternatif kategorilere olan ilginin arttığını belirtiyor. So CHIC, önümüzdeki dönemde mağazalaşma, dijitalleşme, yapay zekâ yatırımları ve yeni nesil mücevher kategorilerine yaptığı yatırımlarla büyümesini sürdürmeyi hedefliyor. Dünyada Pazarında Lab Diamond Lab Diamond pırlantaların 2026’da küresel nişan yüzüğü pazarından aldığı pay yüzde 40’ın üzerine çıktı. Pazar büyüklüğü ise 2025’te yaklaşık 28 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2026 yılında ise 34 milyar dolara yaklaşması ön görülüyor. Pazarın 2035 yılında kadar 90 milyar dolar büyüklüğe ulaşabileceği öngörülüyor. Günümüzde 1 karatlık bir Lab Diamond Pırlanta 700 doların altında bulunabilirken eşdeğer kalitede doğal taş hala 5000 doların üzerinde fiyatla işlem görüyor. Bir başka değişle laboratuvar taşı doğal pırlantadan ortalama yüzde 80 daha uygun. Tüketici davranışlarındaki kırılma da 2019’da ABD’de satılan nişan yüzüklerinin yalnızca yüzde 6’sında Lab Diamond pırlanta yer alırken bu oran 2026’da yüzde 40’ın üzerinde arttı. Z kuşağı bu oranda daha da yüksek bir paya sahip. Endüstri analistleri piyasanın giderek iki belirgin kola ayrıldığını öngörüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

CFO’ların Yeni Gündemi Yapay Zekâ ve Değer Yaratmak Haber

CFO’ların Yeni Gündemi Yapay Zekâ ve Değer Yaratmak

Araştırma, şirketlerin giderek daha karmaşık hale gelen bir ortamda değer oluşturma ve değeri ölçme konusunda karşılaştıkları zorluklar doğrultusunda CFO rolünün nasıl evrildiğini ele alıyor. Katılımcı CFO'ların %60'ı CFO'nun şirkete uzun vadeli değer oluşturmada liderlik etmek istediğini belirtirken, araştırma yalnızca %25'inin kritik yatırım kararlarına liderlik ettiğini ve %26'sının değer yaratımına ilişkin tartışmalara öncülük ettiğini ortaya koyuyor. CFO’ların %68’i mevcut performans göstergelerinin yeniden tanımlanması gerektiğini ifade ediyor Araştırma bulgularına göre; CFO’ların potansiyellerini tam anlamıyla ortaya koymalarının önündeki temel engellerden biri, değerin ölçülmesi konusundaki zorluklar olarak öne çıkıyor. CFO’ların %49’u, geleneksel metriklerin teknoloji, veri, yeni roller ve hatta uzun vadeli yatırımların getirdiği değeri yeterince yansıtmadığını düşünüyor. %50’si ise yatırım getirisinin (ROI) önceden tanımlanmasındaki güçlüğün önemli bir engel olduğunu belirtiyor. CFO’ların %68’i ise mevcut performans göstergelerinin yeniden tanımlanması gerektiğini ifade ediyor. Yapay zekâ büyüme tahminlemesinde önemli bir rol oynayabilir CFO’lar, dönüşüm çabalarında ekipleri genelinde yeni teknolojilere ilişkin yetkinlik ve bakış açısı eksikliği nedeniyle de zorluklarla karşılaşıyor. CFO’ların sadece %21’i, finans fonksiyonlarının yapay zekâya hazırlık seviyesini diğer şirketlerle kıyaslandığında lider veya ileri düzey olarak değerlendiriyor. Ayrıca %15’ten daha azı, ekiplerinin yapay zekâ da dahil olmak üzere yeni teknolojileri kullanma konusunda yüksek düzeyde uyum sağlayabildiğine veya kendine güvendiğine inanıyor. Araştırma, CFO’ların %49’u yapay zekânın veri analizi, %45’i büyüme tahminlemesi ve %41’i dinamik fiyatlandırma gibi alanlarda güçlü bir potansiyele sahip olduğunu düşündüğünü ortaya koyuyor. Yapay zekâya tamamen hazır olduklarını belirten CFO’ların %71’i yapay zekânın büyüme tahminlemesinde önemli bir rol oynayabileceğine inanıyor. Diğer yandan, katılımcıların %61’i veri kalitesiyle ilgili sorunları öne çıkarırken, %51’i yapay zekânın sağlayacağı faydaları net bir şekilde açıklamakta zorlandığını ifade ediyor. CFO’ların %50’si ise bu teknolojiden tam anlamıyla yararlanabilmek için gerekli yetkinliklere veya kapasiteye ekipleri genelinde sahip olmadıklarını belirtiyor. Araştırma sonuçları, CFO rolünün dönüşen gereklilikleri doğrultusunda liderlik yetkinliklerinin daha da güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. CFO’ların %38’i, finans fonksiyonunun daha hızlı dönüşüm geçirdiğini belirtirken, %68’i, etkinliklerini sürdürebilmek için yeni beceriler ve farklı liderlik yaklaşımları geliştirmeleri gerektiğine inanıyor. %50’si ise görev devri risklerini önlemek amacıyla liderlik gelişimi programlarının tüm finans ekibine yaygınlaştırılmasını istiyor. EY Türkiye Finansal Muhasebe ve Danışmanlık Hizmetleri Şirket Ortağı Ozan Özarıkça araştırma sonuçlarıyla ilgili olarak şunları söyledi: “EY CFO’nun DNA’sı araştırmamız, CFO rolünün küresel ölçekte köklü bir dönüşüm geçirdiğini ortaya koyuyor. CFO’lar artık yalnızca raporlama ve kontrol fonksiyonlarını yerine getiren yöneticiler değil, şirketlerin nasıl değer sunduğunu şekillendiren stratejik liderler olarak konumlanıyor. Finans fonksiyonu stratejik ortak olma yolunda ilerlerken, CFO’lar da organizasyon içindeki stratejik rolünü büyütüyor. CFO’lardan artık; teknoloji, yetenek ve liderliği bir araya getirerek şirket değerini aktif biçimde yönlendirmeleri bekleniyor. Ancak stratejik karar alma noktasında bu beklenti nispeten geride kalıyor. Şirketlerin büyük bölümünde finans ekipleri, değer oluşturmaktan çok kontrol ve operasyon odaklı birim olarak konumlandırılıyor. Günümüz CFO’larının işletmeler için stratejik iş ortakları olarak konumlanan, dayanıklı ve yenilikçi finans fonksiyonları oluşturmaları gerekiyor. Somut çıktılar üretmek, kısa ve uzun vadeli yatırım kararlarına liderlik etmek isteyen CFO’ların değer ölçümüne yönelik yaklaşımlarını yeniden tasarlaması ve kritik yatırım kararlarının sahipliğini üstlenmesi gerekiyor. Yine güçlü veri temelleri ve yetkinlik yatırımlarıyla yapay zekâya hazırlık seviyesini artırması, insan ve kurum kültürünü temel öncelikleri arasına alması, yeni teknolojiler karşısında uyum yeteneğini, iş birliğini ve güveni güçlendirmesi gerekiyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nu Teknoloji'den Operasyonel Kararlar Alabilen Yapay Zekâ Platformu Haber

Nu Teknoloji'den Operasyonel Kararlar Alabilen Yapay Zekâ Platformu

Yapay zekâ bugüne kadar ağırlıklı olarak veri analizi yapan ve karar vericilere öneriler sunan bir araç olarak kullanıldı. Nu Teknoloji'nin geliştirdiği Nu AI Agent ise bu yaklaşımı bir adım ileri taşıyor. Platform; enerji yönetiminden kestirimci bakıma, bina otomasyonundan saha operasyonlarına kadar birçok süreci belirlenen kurallar doğrultusunda yöneterek işletmelerin daha hızlı ve veriye dayalı kararlar almasına katkı sağlıyor. Nu AI Agent, analiz sonuçlarına göre iş emri oluşturma, bakım süreçlerini başlatma, enerji optimizasyon senaryolarını devreye alma, ilgili ekipleri bilgilendirme veya otomasyon sistemlerine komut gönderme gibi aksiyonları şirketlerin tercihine göre otomatik olarak gerçekleştirebiliyor. Kritik operasyonlarda ise insan onayıyla ilerleyebiliyor veya belirlenen kurallar çerçevesinde tamamen otonom çalışabiliyor. Büyük dil modelleri (LLM), makine öğrenmesi ve kestirimci analiz teknolojilerini bir araya getiren Nu AI Agent; ERP, SCADA, MES, bina yönetim sistemleri (BMS) ve enerji yönetim platformları gibi mevcut kurumsal altyapılarla entegre çalışabiliyor. MQTT, Modbus, BACnet ve OPC-UA gibi yaygın endüstriyel haberleşme protokollerini destekleyen platform, şirketlerin mevcut sistemlerine ek bir altyapı yatırımı gerektirmeden kolayca uyum sağlayabiliyor. Farklı sektörlere özel kullanım senaryoları Nu AI Agent, enerji, üretim, akıllı bina ve konut teknolojileri gibi farklı alanların ihtiyaçlarına göre özelleştirilebiliyor. Akıllı sayaçlardan gelen verileri analiz ederek olağan dışı enerji tüketimini tespit edebiliyor, olası arızaları önceden belirleyerek işletmelere enerji tasarrufu sağlayacak aksiyon önerileri sunabiliyor. Güneş enerji santrallerinde üretim verileri, hava tahminleri ve ekipman performansını birlikte değerlendirerek bakım ekiplerinin saha planlamasını optimize ediyor ve olası üretim kayıplarını öngörebiliyor. Akıllı bina uygulamalarında HVAC, aydınlatma, iç ortam hava kalitesi ve enerji sistemlerini bütüncül olarak yöneterek kullanıcı konforunu artırırken işletme maliyetlerini düşürüyor. Akıllı evlerde ise kullanıcı alışkanlıklarını öğrenerek aydınlatma, iklimlendirme ve enerji tüketimini otomatik olarak yönetebiliyor. "Yapay zekâ artık sadece analiz yapan bir asistan değil, operasyon yöneten dijital bir iş arkadaşına dönüşüyor" Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Nu Teknoloji’nin İş Geliştirmeden Sorumlu Kurucu Ortağı Ayşe Nur Koroğlu, şunları söyledi: " Yapay zekâ bugüne kadar genellikle analiz yapan ve öneriler sunan bir araç olarak konumlandı. Biz ise yapay zekâyı operasyonların aktif bir parçası olarak kurguladık. Nu AI Agent, yalnızca verileri analiz eden değil; belirlenen hedefler doğrultusunda operasyonları yöneten, sonuçları takip eden ve gerektiğinde aksiyon alabilen dijital yapay zekâ ajanlarından oluşan bir platform sunuyor. Şirketler ister öneri modunda çalışabiliyor ister belirlenen kurallar çerçevesinde operasyonlarını otonom şekilde yönetebiliyor. Hedefimiz, yapay zekâyı operasyonların merkezine taşıyarak işletmelerin daha hızlı, verimli ve sürdürülebilir kararlar almasına katkı sağlamak. Yapay zekânın önümüzdeki dönemde şirketlerin dijital ekip arkadaşı haline geleceğine inanıyoruz. Çünkü gelecekte rekabet avantajı, yalnızca veriye sahip olmaktan değil; o veriyi doğru zamanda doğru karara dönüştürebilmekten geçecek." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sektörel İçerik Planlama Rehberi Haber

Sektörel İçerik Planlama Rehberi

Bir sektörde görünür olmak ile o sektörde referans kabul edilmek aynı şey değildir. Aradaki farkı çoğu zaman içerik disiplini belirler. Bu nedenle sektörel içerik planlama rehberi, yalnızca pazarlama ekipleri için değil, kurumsal iletişim birimleri, dijital yayıncılar, sektör dernekleri ve büyüme odaklı markalar için de stratejik bir çalışma alanıdır. Sektörel içerik üretimi, genel içerik takviminden daha fazla uzmanlık ister. Çünkü burada amaç sadece yayın yapmak değil, doğru zamanda doğru profesyonel kitleye iş değeri taşıyan bilgi sunmaktır. Enerji, savunma, lojistik, tarım, yapay zeka veya sürdürülebilirlik gibi alanlarda okur, yüzeysel metni hızla ayırt eder. İçeriğin güvenilir kaynaklara, sektörel dile ve güncel gelişmelere dayanması gerekir. Sektörel içerik planlama rehberi neden farklı bir yaklaşım ister? Sektörel yayıncılıkta içerik, marka görünürlüğünün ötesinde karar destek aracı haline gelir. Bir yatırımcı regülasyon sinyallerini izler, bir iletişim yöneticisi kurumunu doğru başlıklarla konumlandırmak ister, bir yayıncı ise düzenli ve yeniden kullanılabilir haber akışı arar. Bu nedenle içerik planı, yalnızca yaratıcı fikirlerden değil, sektör dinamiklerinden beslenmelidir. Buradaki temel hata, her sektöre aynı içerik şablonunu uygulamaktır. Oysa savunma sanayii ile perakende, enerji ile yazılım, tarım ile lojistik aynı yayın refleksine sahip değildir. Bazı sektörlerde mevzuat belirleyicidir, bazılarında ise teknoloji yatırımları veya ihracat verileri öne çıkar. İçerik planı bu ritme göre kurulmadığında yayın takvimi dolu görünür ama etkisi sınırlı kalır. Hedef kitleyi değil, karar mekanizmasını tanımlayın Kurumsal içerik planlamasında en sık karşılaşılan sorun, hedef kitlenin fazla genel tanımlanmasıdır. “Beyaz yaka profesyoneller” veya “iş dünyası” gibi çerçeveler yön tayin etmek için yeterli değildir. Asıl soru şudur: Bu içeriği kim, hangi amaçla, hangi bağlamda okuyacak? Bir sanayi şirketinin CEO’su ile aynı şirketin kurumsal iletişim yöneticisi aynı haberi farklı gözle okur. Yatırımcı finansal sinyal arar, sektör editörü haber değeri arar, satın alma yöneticisi tedarik etkisini ölçer. Bu yüzden içerik planında persona değil, karar anı daha işlevsel bir çerçeve sunar. İçeriği planlarken şu ayrımı netleştirmek gerekir: görünürlük amaçlı içerik, itibar amaçlı içerik ve talep oluşturma amaçlı içerik birbirinin yerine geçmez. Hepsini tek metinle çözmeye çalışmak, mesajı zayıflatır. Her sektör için aynı konu haritası işlemez Konu planlaması yapılırken birçok ekip önce formatı seçer, sonra içeriği doldurmaya çalışır. Daha verimli olan yöntem bunun tersidir. Önce sektörün bilgi akışını haritalamak gerekir. Hangi gelişmeler düzenli olarak takip ediliyor, hangi dönemlerde veri yoğunlaşıyor, hangi başlıklarda uzman görüşü değer kazanıyor? Örneğin enerji tarafında kapasite artışı, regülasyon, yatırım ve dönüşüm teknolojileri sürekli gündem üretir. Tarımda mevsimsellik, üretim verisi, iklim etkisi ve destek mekanizmaları belirleyicidir. Yapay zekada ise ürün lansmanları, mevzuat, etik tartışmalar ve kurumsal uygulama örnekleri ön plana çıkar. Başarılı planlama, sektörel nabzı içerik sütunlarına dönüştürebilen planlamadır. İçerik sütunlarını kurun, haber refleksini kaybetmeyin İyi bir sektörel plan, birbirini tamamlayan birkaç ana sütun üzerine kurulur. Bunlar genellikle güncel gelişmeler, veri odaklı analizler, yönetici görüşleri, saha örnekleri ve gelecek projeksiyonlarından oluşur. Ancak burada kritik nokta, bu sütunların sabit başlıklar olarak kalmamasıdır. Sektör değiştikçe ağırlıkları da değişmelidir. Yalnızca güncel haber akışına yaslanan yayınlar hızlı görünür ama kısa ömürlü olabilir. Sadece analiz üreten yapılar ise değerli içerik sunsa da ritim kaybedebilir. Denge burada belirleyicidir. Güncel haber, analize kapı açmalı; analiz de okuru yeni gelişmeleri takip etmeye yönlendirmelidir. Bu nedenle aylık veya çeyreklik planlama yapılırken iki ayrı akış kurulması yararlıdır. Birincisi öngörülebilir içerik hattıdır. Etkinlik takvimi, finansal sonuç dönemleri, kamu açıklamaları, fuarlar, ihracat verileri gibi önceden bilinen başlıkları kapsar. İkincisi ise hızlı müdahale hattıdır. Sektörel kırılmalar, ani yatırım haberleri, yeni ortaklıklar veya mevzuat değişiklikleri bu hatta girer. Kaynak kalitesi, içerik kalitesini doğrudan belirler Sektörel içerikte en güçlü farklardan biri kaynak yönetimidir. Genel internette dolaşan ikinci el bilgilerle hazırlanan bir metin, profesyonel okur nezdinde hızla değer kaybeder. Bunun yerine kurum açıklamaları, düzenleyici otoritelerin verileri, sektör birlikleri, saha aktörleri ve uzman röportajları ile beslenen bir yapı kurulmalıdır. Ancak burada da bir denge vardır. Kurum kaynakları güvenilir olabilir ama her zaman yeterince eleştirel çerçeve sunmaz. Bağımsız veri kaynakları ise daha analitik bir zemin sağlar fakat sektörün operasyonel detaylarını eksik bırakabilir. Güçlü içerik planı, bu iki tarafı birlikte kullanır. Editoryal ekipler açısından kaynak matrisi oluşturmak bu yüzden önemlidir. Hangi başlıkta kim referans alınacak, hangi veri periyotlarında güncellenecek, hangi alanlarda uzman görüşü gerekecek? Bu soruların baştan yanıtlanması, yayın anında hız kazandırır. Format seçimi konunun doğasına göre yapılmalı Her başlığın haber metni olması gerekmez. Bazı konular için kısa ve hızlı haber dili uygundur. Bazılarında soru-cevap röportaj, görüş yazısı, veri analizi ya da dosya haber daha etkili olur. Sektörel içerik planlama rehberi hazırlanırken en çok gözden kaçan noktalardan biri budur. Örneğin bir şirketin yeni tesis yatırımı haber formatında değerlidir. Ancak bu yatırımın tedarik zinciri etkisi, istihdam boyutu veya bölgesel sanayiye katkısı daha analitik bir içerik gerektirir. Aynı veriyi farklı formatlarda işleyebilmek, tek kaynaktan daha fazla editoryal değer üretir. Kurumsal yayıncılar ve dijital gazeteler için yeniden kullanılabilir formatlar ayrıca önem taşır. Başlık, spot, kısa özet, detay metin, görsel destek ve gerekiyorsa çok dilli kullanım gibi unsurlar planın parçası olmalıdır. Bu yaklaşım hem hız sağlar hem de dağıtım kapasitesini artırır. Yayın ritmi, görünürlük kadar güven de üretir Sektörel içerik planlamasında süreklilik çoğu zaman yaratıcılıktan daha değerlidir. Çünkü iş dünyası okuru, tesadüfi üretime değil, düzenli referans akışına güvenir. Ayda bir güçlü dosya hazırlamak faydalıdır ama haftalarca sessiz kalmak editoryal hafızayı zayıflatır. Burada ideal ritim, kurumun kaynaklarına ve sektörün hızına bağlıdır. Hızlı değişen teknoloji veya enerji başlıklarında daha sık yayın gerekir. Daha dar uzmanlık alanlarında ise daha seçici ama derinlikli içerik tercih edilebilir. Önemli olan, ritmin sürdürülebilir olmasıdır. Bir başka kritik konu da mevsimsellik ve takvim etkisidir. Bütçe dönemleri, yatırım sezonları, fuar takvimleri, kamu ihaleleri, hasat dönemi veya yıl sonu değerlendirmeleri içerik performansını doğrudan etkiler. Planlama masa başında değil, sektörün gerçek takvimi üzerinde yapılmalıdır. Ölçümleme sadece trafikle yapılmaz Sektörel içerikte başarıyı yalnızca sayfa görüntüleme ile okumak eksik kalır. Çünkü bu yayınların etkisi çoğu zaman daha nitelikli alanlarda ortaya çıkar. İçerik kaç kurum tarafından referans alındı, hangi başlıklar tekrar kullanım gördü, hangi içerikler karar verici profillerde etkileşim üretti, hangi konular yeni iş ilişkilerine kapı açtı? Bu nedenle performans takibi çok katmanlı olmalıdır. Trafik ve erişim temel göstergelerdir ama tek başına yeterli değildir. Okuma süresi, geri dönüş oranı, sektörel dağılım, editoryal tekrar kullanımı ve marka itibarı etkisi birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle telifsiz ve yeniden yayınlanabilir içerik modelinde, bir metnin kaç farklı mecrada yaşayabildiği başlı başına değer göstergesidir. Kapsül Haber Ajansı gibi yayın odaklı yapılarda bu bakış açısı, içerik üretimini yalnızca sayfa performansından çıkarıp ekosistem etkisine taşır. İyi planın ortak özelliği esnek olmasıdır En detaylı içerik takvimi bile sektörel gerçekliğin yerine geçmez. Piyasada ani yön değişimleri olur, regülasyonlar güncellenir, krizler ve fırsatlar aynı hafta içinde ortaya çıkabilir. Bu nedenle iyi plan katı değil, yönlendiricidir. Stratejik çerçeve sabit kalırken günlük uygulama esneyebilmelidir. Ana konu kümeleri, hedef kitle öncelikleri ve yayın standartları korunur. Fakat hangi başlığın ne zaman öne alınacağına ilişkin karar editoryal refleksle verilir. İçerik planlamasını güçlü yapan şey de tam olarak budur: disiplin ile çevikliğin birlikte çalışması. Sektörel içerik, doğru kurgulandığında yalnızca bilgi vermez; kurumları görünür kılar, yayınları besler, sektör hafızası oluşturur ve güven üretir. Bu yüzden planlama sürecine içerik takvimi hazırlama işi olarak değil, kurumsal etki mimarisi olarak bakmak gerekir. Önce hangi değeri üreteceğinizi netleştirin, ardından o değeri düzenli biçimde taşıyacak editoryal yapıyı kurun. Gerisi daha hızlı ilerler.

İzmir’de Veri Temelli Dayanışma Modeli Haber

İzmir’de Veri Temelli Dayanışma Modeli

Avrupa Birliği destekli Çocuklar için Hesap Verebilirlik ve Hak Savunuculuğu (ACAR) projesi kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi, UNICEF ve İhtiyaç Haritası iş birliği ile hayata geçirilen “UNICEF-İzmir Büyükşehir Belediyesi Çocuk Haritası” girişimi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde Swissotel Büyük Efes’te düzenlenen toplantıyla tanıtıldı. Tanıtım programına İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, İhtiyaç Haritası Kurucu Ortakları Mert Fırat, Dr. Ali Ercan Özgür, UNICEF Türkiye Sosyal Politikalar Sorumlusu Dr. Görkem Güner, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. İhtiyaç haritası tanıtıldı Çocukların ihtiyaçlarının belirlendiği dijital platform olan İhtiyaç Haritası’nın (https://ihtiyacharitasi.org/) tanıtıldığı toplantıda, Türkiye genelinde gerçekleştirilen çocuk ihtiyaç analizlerinin sonuçları da paylaşıldı. Etkinlikte ayrıca özel sektörün çocukların ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik katkı alanları ele alınırken, farklı paydaşlar arasında geliştirilebilecek yeni iş birliği fırsatları değerlendirildi. Proje kapsamında her pilot belediyede görev yapacak 30’ar gönüllü ihtiyaç elçisinin desteklenmesi amacıyla gençlerin veri analizi, saha çalışmaları ve çocuk hakları alanındaki farkındalık çalışmalarına aktif katılımı teşvik edildi. “Anlamlı çalışma” Toplantıda konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, yürütülen çalışmanın önemine dikkat çekerek, “İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak projeye farklı alanlarda katkı sunmaya çalışıyor, bu katkıyı giderek artırmayı hedefliyoruz. Farklı toplumlar çocuklara farklı bakış açılarıyla yaklaşabilir. İzmir, Ankara ve Gaziantep’te yapılan değerlendirmelerin, bu farklılıklar göz önünde bulundurularak ele alınması ve verilerin buna göre yorumlanması gerekiyor. Yapılan tüm çalışmaların sonuçlarını düzenli olarak izlemek ve takip etmek büyük önem taşıyor” diye konuştu. Hedef, en az 10 bin çocuğun ihtiyacına yanıt vermek UNICEF Türkiye Sosyal Politika Sorumlusu Dr. Görkem Güner, dijital bir platform tanıtımının ötesinde çocuk hakları alanında yerelde önceliklerin nasıl belirlendiğini ve çözümlerin nasıl geliştirildiğini yeniden şekillendiren önemli bir adım attıklarını söyledi. Çocukların ihtiyaçlarının çoğu zaman görünmez kaldığını ve sistematik biçimde ortaya konulamadığını belirten Güner, UNICEF Çocuk Haritası girişiminin bu soruna çözüm sunduğunu ifade etti. Girişimin, çocukların ihtiyaçlarını veriyle görünür kılarak kanıta dayalı karar alma süreçlerini desteklediğini ve yerel düzeyde çocuk odaklı politika ile hizmetlerin güçlendirilmesine katkı sağladığını vurguladı. Güner, haritanın veriye dayalı hizmetler ve güçlü iş birlikleriyle en az 10 bin çocuğun ihtiyacına yanıt verilmesini hedeflediğini kaydederek, “Avrupa Birliği’nin stratejik desteği; İzmir, Ankara ve Gaziantep Büyükşehir belediyelerinin yerel sahiplenme ve uygulamadaki liderliği, sivil toplum kuruluşları ve özel sektörün çözüm üretme süreçlerinde sunduğu katkılar bu başarının temelini oluşturacak.” “Projenin İzmir’den başlaması çok değerli” İhtiyaç Haritası kurucu ortaklarından oyuncu Mert Fırat, projenin İzmir’den başlamasının kendileri için çok değerli olduğunu belirterek, Çocuk İhtiyaç Haritası’nın aslında uzun süredir bir hayal olduğunu söyledi. İhtiyaçların iller bazında şeffaf biçimde görülebilmesinin projenin çıkış noktası olduğunu ifade eden Fırat, destekçilerin harita üzerinden Türkiye’deki ihtiyaçları hızlı şekilde okuyabilmesinin önemine dikkat çekti. İzmir’in bu konudaki hassasiyeti ve geri dönüş hızının da süreci güçlendirdiğini belirten Fırat, İzmir’e, UNICEF’e ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti. “Belediyenin çok güzel bir yardım sistemi ve müthiş bir ekibi var” İhtiyaç Haritası kurucu ortaklarından Dr. Ali Ercan Özgür ise “İhtiyaç sahipleriyle destekçileri bir dijital sistemde buluşturma amacıyla 12 yıl önce bir hayalle yola çıktık. Hesap verebilirlik ve şeffaflık kapsamında ihtiyaçların görünür kılınmasını amaçladık. Bu yolculuk, yoksulluk haritası, afet haritası gibi bizi yaklaşık 30 harita üretmeye sevk etti ve bir anlamda sosyal teknoloji kurumuna dönüştük. Kendimizi bir anda birçok projenin içinde bulduk” dedi. İzmir’de yapılan toplantıdaki katılım yoğunluğuna değinen Özgür, “İzmir’in çocuğa duyduğu güven, verdiği katkı çok güzel. İzmir’den başlayan bir çocuk ihtiyaçları haritamız var, belediyemizin çok güzel yardım sistemi ve müthiş bir ekibi var. Bunun yanı sıra bu masanın etrafında özel sektör, sivil toplum kuruluşları, vakıflar gibi birçok katkı sağlayıcı var. Çocuklarımız için bu masayı birlikte canlı kılmak için elimizden geleni yapacağız” sözlerine yer verdi. 10 bin çocuğa ulaşılacak Çocuk Haritası girişimi; çocukların eğitim, sağlık ve koruma alanlarındaki ihtiyaçlarını veri temelli bir yaklaşımla belirlemeyi ve bu ihtiyaçlara yönelik çözümler geliştirmeyi amaçlıyor. Girişim aynı zamanda yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesini hedefliyor. Ankara, Gaziantep ve İzmir’in pilot il olarak yer aldığı proje kapsamında en az 10 bin çocuğa ulaşılması planlanıyor. Neler yapıldı? 29 Ağustos-15 Eylül 2025 tarihleri arasında toplam bin 24 hanede 2 bin 48 görüşme yapıldı. Süreç içinde paydaşlarla çocuk danışma kurulları gerçekleştirildi. Çocukların en belirgin ihtiyaçları arasında “Güvenli alan ve katılım”, “Eğitimde fırsat eşitliği” ve “Katılım hakkı” başlıkları öne çıktı. Dijital erişim, dijital okuryazarlık, dijital platformlarda güvenlik, kaliteli eğitim materyallerine ve öğrenme araçlarına erişim, akademik destek, okullarda güvenli, sağlıklı, kapsayıcı koşullar, yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenme imkânı, temel ve koruyucu sağlık hizmetleri, engelli ve kronik hastalığı bulunan çocuklar için sağlık ve rehabilitasyon hizmetleri, oyun, spor ve güvenli oyun alanları, temel yaşam standartları ve ekonomik güvenlik gibi alanlar önemli ihtiyaçlar arasında yer aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kalp Cerrahisinin Yeni Gücü: Yapay Zekâ Haber

Kalp Cerrahisinin Yeni Gücü: Yapay Zekâ

En belirgin değişimlerden biri, daha az travmatik cerrahi yaklaşımların yaygınlaşması olacak. Çok küçük kesilerin uygulanacağı teknikler, robotik cerrahi ve hibrit prosedürler giderek standart hale gelecek. Önümüzdeki yıllarda ayrıca kateter bazlı çözümler de artacak ve cerrahi ile girişimsel kardiyoloji arasındaki sınırlar giderek daha fazla bulanıklaşacak. Bu nedenle kalp cerrahlarının hibrit ameliyathanelerde çalışan multidisipliner ekiplerin liderlerinden biri olması kaçınılmaz görünüyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Civelek, robotik platformların daha kompakt, daha ekonomik ve daha erişilebilir hale geleceğine dikkat çekiyor. Bu sayede koroner bypass cerrahisi, mitral kapak onarımı ve bazı doğumsal kalp ameliyatlarının önemli bir kısmı robotik destekli yapılabilecek. Bu gelişme aynı zamanda cerrahların eğitim süreçlerini de değiştirecek. Simülasyon tabanlı eğitim, sanal gerçeklik ve dijital cerrahi platformlar cerrahi öğrenmenin önemli bileşenleri haline gelecek. Cerrahide Yapa Zekâ Kullanımı Artacak Yapay zekâ, kalp ve damar cerrahisinin birçok aşamasında karar destek sistemi olarak kullanılacak. Ameliyat öncesinde gelişmiş görüntüleme teknikleri ve yapay zekâ algoritmaları, cerrahlara hastaya özgü üç boyutlu anatomik modeller sunabilecek. Bu modeller sayesinde cerrahlar ameliyatı operasyon öncesinde sanal ortamda planlayarak farklı stratejileri değerlendirebilecek. Bu yaklaşım özellikle kompleks aort cerrahisi, doğumsal kalp hastalıkları ve kapak onarımları için önemli bir avantaj. Ameliyat sonrası dönemde de yapay zekâ ile yoğun bakım yönetimi daha optimize hale gelecek. Böylece, komplikasyonların erken saptanması mümkün olacak. Giyilebilir sağlık teknolojileri ve uzaktan hasta izleme sistemleri sayesinde hastaların kalp ritmi, kan basıncı ve fiziksel aktivite düzeyleri kesintisiz takip edilebilecek. Bu teknolojiler sayesinde komplikasyonların erken saptanması mümkün olurken, hastaların hastaneye yeniden yatış oranları da azalabilecek. Yakın geleceğin en heyecan verici gelişmelerinden biri de biyomühendislik alanında bekleniyor. Doku mühendisliği ve biyobaskı teknolojileri sayesinde biyolojik olarak uyumlu damar greftleri ve kapak dokuları geliştiriliyor. Benzer şekilde, büyüyebilen biyolojik kalp kapakları özellikle çocuk hastalarda tekrar ameliyat gereksinimini azaltabilecek bir potansiyele sahip. Genetik ve moleküler biyolojideki ilerlemeler sayesinde ayrıca kalp ve damar hastalıklarının tedavisi giderek daha fazla kişiselleştirilecek. Yarının Kalp Cerrahı Nasıl Olacak? Geleceğin kalp cerrahı yalnızca teknik olarak yetkin bir operatör değil; aynı zamanda teknolojiyi etkin kullanan, veri analizi yapabilen ve multidisipliner ekipleri yöneten bir klinisyen olacak. Elbette kalp cerrahisinin temelinde olan, insan hayatını koruma ve hastalara daha kaliteli bir yaşam sunma amacı yerini korumaya devam edecek. Cerrahlar artık girişimsel kardiyologlar, biyomühendisler, veri bilimcileri ve görüntüleme uzmanlarıyla daha yakın çalışacak. Bu nedenle eğitim programlarının da bu yeni gerçekliğe uygun biçimde güncellenmesi en önemli başlıklardan biri. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Medya ve İletişim Sektöründe Yapay Zekâ Raporu Açıklandı Haber

Medya ve İletişim Sektöründe Yapay Zekâ Raporu Açıklandı

İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve İstanbul Ticaret Üniversitesi iş birliğiyle hazırlanan “Medya ve İletişim Sektöründe Yapay Zekâ: Fırsatlar ve Tehditler Ekseninde Bir Alan Araştırması” başlıklı raporun lansmanı gerçekleştirildi. Ahî Çelebi Kampüsü Eminönü Konferans Salonu’nda düzenlenen lansmana İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Münir Üstün, İTO Bilgi, İletişim ve Medya Meslek Komitesi Başkanı Emel Rima Erdemir Gürgen, İstanbul Ticaret Üniversitesi Genel Sekreteri Erdal Cesar, üniversite akademisyenleri ve İTO meslek komitesi üyeleri katıldı. Sektörde yapay zekâ kullanımının mevcut durumunu, fırsatlarını ve risklerini çok boyutlu olarak ortaya koyan rapor, medya ve iletişim alanında yaşanan dönüşümün kapsamını verilerle analiz ederek, geleceğe yönelik önemli projeksiyonlar da sundu. “YAPAY ZEKÂ MEDYA EKOSİSTEMİNİ KÖKLÜ ŞEKİLDE DÖNÜŞTÜRÜYOR” İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Münir Üstün, açılış konuşmasında yapay zekânın medya ve iletişim sektöründe içerik üretiminden dağıtıma, reklamcılıktan veri analizine kadar tüm süreçleri doğrudan etkileyen bir unsur haline geldiğini vurguladı. Üstün, hazırlanan araştırmanın sektörde önemli bir boşluğu doldurduğunu belirterek, elde edilen bulguların sektör profesyonelleri ve karar vericiler için yol gösterici nitelik taşıdığını ifade etti. “SEKTÖRDE ETİK VE YETKİNLİK DÖNÜŞÜMÜ ŞART” İTO Bilgi, İletişim ve Medya Meslek Komite Başkanı Emel Rima Erdemir Gürgen ise konuşmasında araştırmanın sektör temsilcilerinin katkılarıyla hayata geçirildiğini belirtti. Yapay zekânın medya sektöründe hızla yaygınlaştığını ifade eden Gürgen, özellikle etik değerlerin korunmasının kritik önem taşıdığına dikkat çekti. Araştırma bulgularına göre sektör çalışanlarının büyük çoğunluğunun yapay zekâ araçlarını aktif olarak kullandığını belirten Gürgen, bu dönüşüm sürecinde çalışanların kendilerini geliştirmesi ve yeni beceriler kazanmasının kaçınılmaz olduğunu vurguladı. RAPOR AKADEMİK KADRO TARAFINDAN HAZIRLANDI Araştırma, İstanbul Ticaret Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi’nin koordinasyonuyla İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Rıdvan Şentürk, Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Gözde Sunal, Öğretim Üyesi Doç. Dr. Dilge Kodak ve Öğretim Görevlisi Alp Eren Erbay tarafından hazırlandı. Yapay zekânın medya ve iletişim sektöründeki etkilerini bilimsel yöntemlerle ele alan rapor, sektörel dönüşümü veri temelli analizlerle ortaya koymaktadır. KARMA YÖNTEMLE KAPSAMLI ANALİZ Raporun sunumunu gerçekleştiren Doç. Dr. Dilge Kodak, araştırmanın karma yöntem yaklaşımıyla hazırlandığını belirtti. Nicel aşamada 163 sektör çalışanı ile gerçekleştirilen anket çalışmasıyla sektörün genel görünümü ortaya konulurken, nitel aşamada yönetici düzeyindeki 23 profesyonelle yapılan derinlemesine görüşmelerle yapay zekânın iş süreçlerine etkisi analiz edildi. Bu yöntem sayesinde hem operasyonel düzeydeki kullanım pratikleri hem de stratejik bakış açıları birlikte değerlendirildi. YAPAY ZEKÂ EN ÇOK İÇERİK ÜRETİMİNDE KULLANILIYOR Araştırma bulgularına göre medya ve iletişim sektöründe yapay zekâ en yoğun olarak içerik üretimi, veri analizi, raporlama ve sosyal medya yönetimi alanlarında kullanılıyor. Katılımcıların büyük bir bölümü yapay zekâ araçlarını aktif şekilde kullandıklarını ifade ederken, yapay zekânın günlük iş akışlarının ayrılmaz bir parçası haline geldiği görülüyor. Bununla birlikte kurumların önemli bir kısmının yapay zekâ yatırımlarını henüz net bir stratejiye oturtamadığı dikkat çekiyor. VERİMLİLİK ARTIYOR, BELİRSİZLİK DE DERİNLEŞİYOR Rapor, yapay zekânın sağladığı en önemli avantajların başında verimlilik artışı, hız ve maliyet avantajı geldiğini ortaya koyuyor. Ancak aynı zamanda iş gücü yapısında dönüşüm, bilgi güvenliği riskleri, etik ihlaller ve kontrol kaybı gibi önemli tehditler de öne çıkıyor. Katılımcıların önemli bir bölümü, yapay zekânın üretim süreçlerinde insan etkisini azaltabileceğine ve iş gücü yapısında belirsizlik yaratabileceğine dikkat çekiyor. YENİ MESLEKLER VE HİBRİT YETKİNLİKLER ÖNE ÇIKIYOR Araştırma, yapay zekâ ile birlikte sektörde yeni mesleklerin ve hibrit yetkinliklerin ortaya çıktığını gösteriyor. Mevcut mesleklerin dönüşüme uğradığı bu süreçte, çalışanların teknik becerilerini geliştirmesi, veri okuryazarlığı kazanması ve yapay zekâ araçlarını etkin kullanabilmesi büyük önem taşıyor. Özellikle “prompt” yazma becerisi ve yapay zekâ ile üretim süreçlerini yönetebilme yetkinliği, geleceğin kritik becerileri arasında yer alıyor. MEDYA SEKTÖRÜNDE DÖNÜŞÜM KAÇINILMAZ Rapor, yapay zekânın medya ve iletişim sektöründe yalnızca teknolojik bir yenilik değil, aynı zamanda iş yapış biçimlerini, üretim süreçlerini ve mesleki rolleri yeniden tanımlayan bir dönüşüm aracı olduğunu ortaya koyuyor. Bu dönüşüm sürecinde kurumsal stratejilerin geliştirilmesi, insan kaynağına yatırım yapılması ve etik temelli bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği ifade ediliyor. Araştırma sonuçları, yapay zekânın doğru yönetildiğinde sektör için güçlü bir fırsat alanı oluşturabileceğini, ancak bu sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için eğitim, strateji ve etik ilkelerin birlikte ele alınmasının zorunlu olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmanın ortaya koyduğu bazı veriler ise şöyle; Medya ve İletişim sektöründe adaptasyon hızı ve AI araçları kullanım hızı çok yüksek: Sektör çalışanlarının %85,2'si ChatGPT, %53,5'i Gemini gibi araçları aktif olarak kullanıyor. Kullanım alanı olarak %69,9 ile "içerik oluşturma" ilk sırada yer alıyor. İyimser Beklentimiz Daha Yüksek: Katılımcıların %62'si, yapay zekânın önümüzdeki 5 yıl içinde sektörü olumlu yönde etkileyeceğini öngörüyor. Yetenek Dönüşümü Zorunlu: Çalışanların %58,3'ü, bu yeni dönemde ayakta kalabilmek için "yeni beceriler kazanmak zorunda olduğunu" açıkça ifade ediyor. Kritik Riskler ve Engeller Mevcut: Verimlilik artışı bir fırsat olarak görülse de, katılımcıların %62'si üretkenliğin mekanikleşmesinden endişe ediyor. Ayrıca, yatırımların önündeki en büyük engel olarak %51,9 ile "kurumsal önceliklerin farklılığı" ve bütçe kısıtları öne çıkıyor. YAPAY ZEKAYA YATIRIM YAPMA PLANI YÜZDE 42,9 Araştırmada katılımcıların önümüzdeki 12 ay içerisinde yapay zekâ teknolojilerine yatırım yapma niyetlerine ilişkin dağılım incelendiğinde, sektörde belirgin bir ilgi olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %42,9’u yapay zekâya yatırım yapmayı planladığını belirtirken %40,5’i bu konuda henüz net bir karar vermemiştir. Yatırım yapmayı düşünmediğini ifade edenlerin oranı ise %16,6’dır. Bu bulgular, sektörde yapay zekâ yatırımlarına yönelik motivasyonun genel olarak pozitif olduğunu ancak kararsızlık oranının da yüksek olduğunu göstermektedir. Kararsızlık oranı, kurumların stratejik planlama süreçlerinde yapay zekâ yatırımlarını henüz tam olarak konumlandıramadığına işaret etmekte EN YÜKSEK RİSK ÜRETKENLİĞİN AZALMASI Katılımcıların yapay zekâ teknolojilerine ilişkin risk algıları, sektördeki dönüşümün yalnızca teknik değil aynı zamanda etik ve üretici boyutlarda da güçlü tartışmalara yol açtığını göstermektedir. En yüksek orana sahip risk, üretkenliğin azalmasıdır (%62). Bu bulgu, medya ve iletişim sektöründe insan üretkenliğinin hâlen temel bir değer olarak görüldüğünü ve yapay zekânın üretken süreçleri mekanikleştirme potansiyeline yönelik bir endişe bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bunu sırasıyla bilgi güvenliği riskleri (%51,5) ve insan etkisinin süreçten dışlanması (%37,4) takip etmektedir. Bu iki bulgu, yapay zekâ kullanımının veri mahremiyeti, içerik güvenilirliği ve insan-makina iş bölümünün geleceğine ilişkin soru işaretlerini öne çıkardığını göstermektedir. Telif problemleri (%36,8) ve yanlı/ön yargılı algoritmalar (%30,7) da algılanan önemli riskler arasındadır. Bu riskler, yapay zekâ tabanlı üretimlerin hukukî, etik ve toplumsal etkilerinin hâlen yeterince regüle edilmediğine ilişkin genel bir sektör farkındalığını yansıtmaktadır. İş kaybı (%27) ise daha düşük bir orana sahip olmakla birlikte teknoloji kaynaklı dönüşümün iş gücü üzerindeki baskısına ilişkin somut bir kaygı alanı oluşturmaktadır. Katılımcıların yalnızca %1,8’i herhangi bir risk görmediğini belirtmiştir FIRSATLAR VE RİSKLER Fırsat algıları değerlendirildiğinde sektörde yapay zekânın potansiyeline ilişkin güçlü bir iyimserlik olduğu görülmektedir. Katılımcılar yapay zekânın sunduğu en önemli fırsatları verimlilik artışı (%54,6) ve maliyet düşüşü (%51,5) olarak tanımlamaktadır. Bu iki bulgu, sektördeki kurumsal karar vericilerin yapay zekâyı özellikle operasyonel optimizasyon ve üretim maliyetlerini azaltma kapasitesi üzerinden değerlendirdiğini göstermektedir. Bunu üretken süreçleri destekleme (%46), hedef kitleye hızlı erişim (%33,7) ve veri odaklı karar alma imkânı (%33,1) gibi avantajlar takip etmektedir. Bu fırsatlar, yapay zekânın yalnızca maliyet-etkin değil aynı zamanda içerik stratejisi, planlama ve performans ölçümleme gibi alanlarda da stratejik değer ürettiğini ortaya koymaktadır. Katılımcıların %31,9’u yeni iş modelleri oluşturma potansiyelini bir fırsat olarak görmektedir. Herhangi bir fırsat görmediğini belirtenlerin oranı ise yalnızca %1,8’dir. Genel çerçevede bu bulgular, yapay zekânın sektörde hem güçlü fırsatlar hem de dikkat edilmesi gereken kritik riskler sunduğunu göstermektedir. Üretkenliğin azalmasına ve bilgi güvenliği sorunlarına yönelik endişeler, teknolojinin etik ve hukukî boyutlarının stratejik düzeyde ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Buna karşılık verimlilik artışı ve maliyet avantajı gibi fırsatlar, yapay zekâyı sektör için vazgeçilmez bir dönüşüm aracı hâline getirmektedir. Sonuç olarak sektörün yapay zekâ uygulamalarında dengeli, sürdürülebilir ve etik çerçevelerle desteklenmiş bir entegrasyon stratejisine ihtiyaç duyduğu ortaya çıkmaktadır. HUKUKİ VE ETİK ÇERÇEVELER BELİRLENMELİ Araştırma kapsamında medya ve iletişim sektörünün üst düzey yöneticileriyle gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler, yapay zekânın sektördeki konumuna dair çarpıcı bir tabloyu ortaya koydu. Katılımcılar, bu teknolojiyi geçici bir popülerlikten ziyade, sektörü kökten değiştirecek uzun vadeli bir yapısal dönüşüm unsuru olarak tanımlıyor. Sektör liderlerinin üzerinde birleştiği en kritik nokta, yapay zekânın teknik bir imkân olmanın ötesinde artık bir yönetişim meselesi haline gelmiş olmasıdır. Mevcut düzenlemelerin yetersizliği ve beraberinde getirdiği belirsizlik, sektördeki risk algısını körükleyen temel bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, yapay zekâ kullanımının acilen net hukuki ve etik çerçevelerle sınırlandırılması gerektiğine dair güçlü bir ortak farkındalık gözlemlenmektedir. MEDYA VE İLETİŞİM EKOSİSTEMİN KAPSAYAN ARAŞTIRMA Araştırma sonuçları, medya ve iletişim sektörünün geniş ve çok katmanlı yapısını net biçimde ortaya koydu. Katılımcıların %28,8’ini film, reklam ve dizi üretimini kapsayan yapım sektörü temsil ederken, reklam sektörü %26,4, televizyon sektörü ise %20,9’luk oranla araştırmada öne çıkan alanlar arasında yer aldı. Dijitalleşmenin etkisiyle büyüyen yeni nesil alanlar da güçlü şekilde temsil edildi. Dijital medya platformları %14,7, post prodüksiyon %14,1 ve dijital pazarlama %11’lik oranlarla dikkat çekerken; dijital medya planlama ve medya satın alma %9,2, yapay zekâ teknolojileri ise %8,6 ile araştırmanın dönüşüm odaklı boyutunu güçlendirdi. Geleneksel medya tarafında ise gazete ve dergi %6,1, radyo %2,5 ve kitap yayıncılığı %0,6 oranında yer aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tarım sektöründe kadın girişimciler ne değiştiriyor? Haber

Tarım sektöründe kadın girişimciler ne değiştiriyor?

Türkiye'de kırsalda üretim çoğu zaman kadın emeğiyle ayakta kalıyor, ancak karar masasında aynı ağırlık her zaman görülmüyor. Tam da bu nedenle tarım sektöründe kadın girişimciler yalnızca yeni işletmeler kuran bir profil değil, aynı zamanda üretim modeli, tedarik zinciri ve kırsal kalkınma yaklaşımını yeniden şekillendiren bir ekonomik aktör olarak öne çıkıyor. Konu sosyal etki başlığının ötesine geçmiş durumda. Bugün mesele, verimlilikten markalaşmaya, ihracattan gıda güvenliğine kadar uzanan net bir iş gündemi. Kadın girişimciliğinin tarımdaki yükselişi birkaç temel dinamikten besleniyor. Tüketici tarafında izlenebilir, yerel, sürdürülebilir ve katma değerli ürüne talep artıyor. Üretici tarafında ise küçük ölçekli işletmelerin tek başına fiyat rekabetiyle ayakta kalması zorlaşıyor. Bu sıkışmada farklılaşanlar öne çıkıyor. Kadın girişimciler de özellikle niş ürünler, doğrudan satış, kooperatifleşme, iyi tarım uygulamaları ve dijital pazarlama alanlarında dikkat çekici bir alan açıyor. Tarım sektöründe kadın girişimciler neden stratejik bir başlık? Bu sorunun yanıtı yalnızca temsilde eşitlik değil. Tarım, Türkiye için gıda arzı, istihdam, ihracat ve bölgesel kalkınma açısından stratejik bir sektör. Kadınların üretimde görünür olduğu ancak mülkiyet, finansman ve yönetim tarafında daha sınırlı yer aldığı bir yapıda, girişimcilik kapasitesinin tam kullanılamaması doğrudan ekonomik kayıp anlamına geliyor. Kadın girişimciler sahada çoğu zaman farklı bir iş modeli kuruyor. Sadece ham ürün satmak yerine işlenmiş ürün, coğrafi işaret potansiyeli, yerel marka, e-ticaret ve deneyim odaklı tarım turizmi gibi alanlara yöneliyorlar. Bu yaklaşım, tarımsal gelirin birim başına artmasını sağlayabiliyor. Özellikle zeytinyağı, tıbbi aromatik bitkiler, süt ürünleri, kurutulmuş gıda, fide üretimi, organik pazarlar ve yerel tohum girişimleri bu dönüşümün görüldüğü alanlar arasında. Burada kritik nokta şu: Tarımda kadın girişimciliği sadece sosyal sorumluluk projesi gibi ele alındığında etkisi sınırlı kalıyor. Oysa kurumsal alıcılar, perakende zincirleri, finans kuruluşları ve kamu politikaları bu başlığı bir verimlilik ve tedarik güvenliği meselesi olarak okuduğunda tablo değişiyor. Sahadaki dönüşüm: Üreticiden marka sahibine Klasik tarım yapısında kadın emeği çoğu zaman görünmeyen iş gücü olarak tanımlanır. Hasattan paketlemeye kadar pek çok aşamada aktif rol alınır, ancak işletmenin hukuki sahibi ya da ticari karar vericisi çoğu zaman başka biridir. Son yıllarda bu denklem kademeli olarak değişiyor. Yeni kuşak kadın girişimciler iki farklı kanaldan geliyor. Birinci grup, kırsalda üretimin içinden gelen ve mevcut aile işletmesini profesyonelleştiren girişimciler. İkinci grup ise şehirde eğitim ve kariyer geçmişi olan, sonrasında tarım teknolojisi, iyi tarım, dikey üretim, agro-gıda markası ya da kırsal yatırım alanına yönelen kurucular. İki profilin ortak noktası, tarımı yalnızca ekim-dikim faaliyeti olarak değil, veri, marka, lojistik ve müşteri deneyimiyle birlikte ele almaları. Bu yaklaşımın sahadaki yansıması oldukça somut. Ürünün paketlenmesi, depolanması, hikayeleştirilmesi, sosyal medya üzerinden pazarlanması ve doğrudan tüketiciye satılması artık girişimin toplam değerini belirliyor. Kadın girişimciler bu zincirde özellikle müşteri odaklılık ve ürün farklılaştırma alanlarında güçlü sonuçlar üretebiliyor. Ancak her örneği romantize etmek doğru olmaz. Başarı hikayeleri kadar, ölçeklenemeyen ve finansman duvarına çarpan çok sayıda girişim de bulunuyor. Hangi alanlarda daha hızlı büyüme görülüyor? Katma değerli gıda üretimi öne çıkıyor. Reçel, sirke, peynir, erişte, kurutulmuş meyve-sebze gibi geleneksel ürünlerin modern ambalaj, standart kalite ve düzenli dağıtım ile birleştiği modeller daha hızlı ticarileşiyor. Bunun yanında seracılık, fidecilik, mantar üretimi, arıcılık ve aromatik bitki yetiştiriciliği de düşükten orta ölçeğe geçişte daha erişilebilir alanlar sunuyor. Teknoloji tabanlı girişimler de dikkat çekiyor. Akıllı sulama, sensör destekli izleme, tarımsal veri analizi, dijital pazar yerleri ve üretici ağlarını bir araya getiren platformlar, tarım sektöründe geleneksel profilin dışına çıkan kadın kurucular için yeni fırsatlar yaratıyor. Bu segment henüz sınırlı ama büyüme potansiyeli yüksek. En kritik eşik: Finansmana erişim Tarımda girişimcilik konuşulurken en fazla atlanan başlık sermaye yapısı oluyor. Araziye erişim, ekipman yatırımı, sulama altyapısı, soğuk zincir, sertifikasyon ve işletme sermayesi bir araya geldiğinde maliyet tablosu hızla büyüyor. Kadın girişimciler için bu tablo daha da zorlaşabiliyor; çünkü teminat yapısı, mülkiyet ilişkileri ve kredi geçmişi gibi faktörler çoğu zaman eşit başlamıyor. Hibe ve teşvik programları önemli, fakat tek başına yeterli değil. Sorun yalnızca kaynağa ulaşmak değil, kaynağın zamanlaması ve kullanım esnekliği. Tarım sezonu beklemiyor. Geç gelen destek, kaçırılmış üretim döngüsü anlamına gelebiliyor. Ayrıca birçok girişimci için küçük tutarlı ama hızlı finansman, büyük ama bürokratik destekten daha işlevsel olabiliyor. Bu nedenle bankalar, kalkınma ajansları, kooperatifler ve alım garantisi sunan özel sektör yapıları arasındaki koordinasyon belirleyici hale geliyor. Riskin tek bir kurum üzerinde kalmadığı hibrit modeller, kadın girişimcilerin işini kolaylaştırabilir. Burada performans ölçütünün yalnızca kredi adedi değil, işletmenin üçüncü yıl sonunda ayakta kalma oranı olması daha gerçekçi bir yaklaşım olur. Kooperatifler ve ortak hareket kapasitesi Tarım sektöründe kadın girişimciler için kooperatifleşme hâlâ en güçlü araçlardan biri. Özellikle küçük ölçekli üretimde tek başına pazara çıkmak, standart kaliteyi korumak ve düzenli alıcı bulmak zor. Kooperatif modeli bu zorluğu azaltabiliyor. Fakat kooperatif denince yalnızca geleneksel dayanışma yapısını anlamak eksik olur. Bugünün başarılı örnekleri, profesyonel yönetim, ortak marka, dijital satış ve kalite kontrol mekanizması kurabilen yapılar. Kooperatiflerin en büyük avantajı ölçek yaratması. En büyük riski ise yönetişim zafiyeti. Şeffaf olmayan karar süreçleri, gelir paylaşımında güven sorunu ve profesyonel kadro eksikliği, iyi niyetli yapıları kısa sürede zayıflatabiliyor. Bu yüzden kadın kooperatiflerinin sürdürülebilirliği, sadece kuruluş sayısıyla değil, ticari performansıyla ölçülmeli. Teknoloji kullanımı fark yaratıyor Tarım artık sahada başlayan ve ekranda yönetilen bir sektör haline geliyor. Hava durumu verisi, sulama planlaması, hastalık takibi, stok yönetimi ve sipariş akışı dijital araçlarla daha etkin yönetilebiliyor. Kadın girişimcilerin bu araçlara erişimi arttıkça rekabet gücü de yükseliyor. Ancak burada da bir eşitsizlik katmanı var. Cihaz, bağlantı, eğitim ve teknik destek eksikliği teknoloji yatırımlarını sınırlayabiliyor. Dijitalleşme sadece uygulama indirmekten ibaret değil. Veriyi yorumlamak, maliyeti hesaplamak ve üretim kararına dönüştürmek gerekiyor. Tarım danışmanlığı hizmetleri ile saha eğitiminin birlikte sunulması bu nedenle kritik. Kapsül Haber Ajansı gibi sektör odaklı yayınların görünürlük sağladığı örnekler de burada önem kazanıyor. Çünkü iyi uygulamaların yayılması, sadece ilham üretmiyor; yatırımcı, alıcı ve kurumlar için de referans oluşturuyor. Politika seti nasıl olmalı? Bu alanda etkili sonuç almak için tek bir müdahale yeterli değil. Mülkiyet hakkından eğitime, pazara erişimden sigortaya kadar birbirini tamamlayan bir çerçeve gerekiyor. Özellikle arazi kullanım hakkı, kadınların işletme sahibi olarak kayıt altına alınması ve üretici kimliğinin resmi sistemlerde görünür hale gelmesi temel öncelikler arasında. Bunun yanında eğitim programlarının teorik değil, iş geliştirme odaklı tasarlanması gerekiyor. Bir girişimci için üretim tek başına başarı ölçütü değil. Satış kanalı, fiyatlama, mevzuat, ambalaj standardı ve nakit akışı yönetimi en az üretim kadar belirleyici. Kamu kurumları, odalar, üniversiteler ve özel sektör bu noktada daha bütünlüklü bir ekosistem kurabilir. Tarım sektöründe kadın girişimciler için hangi yaklaşım daha gerçekçi? En gerçekçi yaklaşım, herkesi aynı modele zorlamamak. Her bölgenin ürünü, iklimi, lojistiği ve pazar erişimi farklı. Bazı girişimler yerel pazarda güçlü olurken bazıları e-ihracat için uygun olabilir. Bazıları kooperatif yapısıyla büyürken bazıları butik marka olarak kalmayı tercih edebilir. Başarıyı sadece ölçekle tanımlamak bu nedenle yanıltıcıdır. Asıl ihtiyaç, girişimcinin hangi aşamada olduğunu doğru tespit etmek. Fikir aşamasındaki üreticiye verilen destek ile pazara girmiş ama kapasite artıramayan işletmenin ihtiyacı aynı değil. Politika ve finansman araçları bu ayrımı yapabildiği ölçüde etkili olur. Tarımda kadın girişimciliği artık iyi niyetli bir yan başlık değil, Türkiye'nin üretim kapasitesini ve gıda ekonomisini doğrudan ilgilendiren bir ana gündem. Karar vericiler için mesele temsil oranı kadar, tedarik zincirinin dayanıklılığı ve kırsal alanın ekonomik canlılığı. Sahadaki kadın girişimciler destek mekanizmalarına eriştikçe yalnızca kendi işletmelerini büyütmüyor; yerel istihdamı, ürün çeşitliliğini ve bölgesel değeri de büyütüyor. Bundan sonrası için asıl soru, bu potansiyelin farkında olup olmadığımız değil; onu ne kadar hızlı ve akıllı biçimde ölçekleyebildiğimiz.

QNB Türkiye ve İKADE Bekar Annelerin Sürdürülebilir İstihdam, Ekonomik Güçlenmesine Destek Programı Haber

QNB Türkiye ve İKADE Bekar Annelerin Sürdürülebilir İstihdam, Ekonomik Güçlenmesine Destek Programı

Pilot aşamada 100 kadının katılımıyla yürütülecek 24 haftalık program, eğitim, birebir mentorluk ve uygulamalı atölye çalışmalarından oluşuyor. Türkiye’de yaklaşık 3,5 milyon bekar anne çocuklarını tek başına büyütüyor. Bu grubun önemli bir bölümü çeşitli nedenlerle iş hayatının dışında kalıyor. Bekar annelerin ekonomik sistemin dışında kalması yalnızca bireysel bir gelir kaybı değil, aynı zamanda uzun vadeli sosyal ve ekonomik maliyetler doğuran önemli bir toplumsal mesele olarak öne çıkıyor. Kadın istihdamındaki her artış; hane gelirinden çocukların eğitimine, sosyal refahtan ekonomik büyümeye kadar geniş bir etki alanı yaratıyor. QNB Türkiye ve IKADE iş birliğiyle hayata geçen programı, sadece bireyleri değil, aileleri ve dolaylı olarak gelecek nesilleri güçlendirmeyi hedefleyen bütüncül bir sosyal yatırım modeli olarak kurgulandı. Program kapsamında katılımcılara, dijital pazarlama, e-ticaret ve e-ihracat, fintech ve dijital finans uygulamaları, yapay zekâ temelli çözümler, veri analizi ve içerik üretimi gibi alanlarda eğitimler sunulacak. Bunun yanı sıra hukuki danışmanlık, kişisel gelişim ve psikososyal dayanıklılığı destekleyen modüllerle çok boyutlu bir destek yapısı oluşturulacak. Program, ekonomik güçlenmenin yanı sıra katılımcıların sosyal ve bireysel dayanıklılıklarını artırmayı da hedefliyor. Pilot aşamada 100 bekar annenin doğrudan desteklenmesi ve ilk altı ay içinde katılımcıların en az yüzde 40’ının istihdama geri dönmesi veya gelir getirici bir faaliyete başlaması hedefleniyor. Çocukları ve yakın çevreleri dikkate alındığında yaklaşık 500 kişilik dolaylı bir etki alanı oluşturulması öngörülüyor. Bu yönüyle program, kısa vadeli istihdam hedeflerinin ötesinde toplumsal dayanıklılığı artıran sürdürülebilir bir model sunuyor. QNB Türkiye, bu projeyle yalnızca bir sosyal sorumluluk inisiyatifi başlatmakla kalmıyor, özel sektörün daha fazla sorumluluk alması gereken bir alanda örnek bir model ortaya koyuyor. Program, Banka’nın Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve kapsayıcılık hedeflerine doğrudan ve ölçülebilir katkı sunan somut bir adım niteliği taşıyor. QNB Türkiye Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Yeliz Ataay Arıkök, programa ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Kadınların ekonomik hayata tam ve etkin katılımı olmadan sürdürülebilir kalkınmadan söz etmek mümkün değil. Bekar anneler hem ekonomik hem de sosyal açıdan yüksek dayanıklılık gerektiren bir sorumluluğu üstleniyor. Bu programla hedefimiz, yalnızca eğitim sunmak değil, kadınların dijital ekonomi içinde kalıcı bir yer edinmelerine katkı sağlamak. QNB Türkiye olarak, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği odağımızı, kapsayıcılığı geniş ve sosyal etkisi yüksek bu projeyle daha da güçlendiriyoruz. Finans sektörünün dönüştürücü rolüne inanıyor, kapsayıcı büyümenin somut ve ölçülebilir adımlarla mümkün olduğunu düşünüyoruz.” İKADE Yönetim Kurulu Başkanı Sevtap Küçük ise projeye ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti: “İKADE olarak, kadın özgürlüğünün en temel unsurlarından birinin ekonomik bağımsızlık, yani gelir üretme gücü olduğuna inanıyoruz. Bu ihtiyaç özellikle bekar annelerin yaşamında daha belirgin şekilde karşılık buluyor. Tüm projelerimizde olduğu gibi, bu projede de kadınların ekonomik olarak güçlenmesini ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin desteklenmesini odağımıza alıyoruz. Uzmanlık alanımız olan dijital gelir ve e-ihracat ekosistemi doğrultusunda bu modeli hayata geçiriyoruz. Projemizi üç temel etki alanı üzerine kurguladık: Anne ve çocuk odağı, gelir üretimi ve toplumsal güçlenme. Annenin güçlenmesinin çocuğun geleceğini doğrudan etkilediğine inanıyoruz. Bu nedenle yalnızca ekonomik değil, anne ve çocuğun ruhsal ve fiziksel iyilik halini destekleyen bir yaklamışımı benimsiyoruz. Bu süreçte birlikte hareket ettiğimiz tüm paydaşlarımızın katkısının, projenin etki alanını daha da güçlendirdiğine inanıyoruz.’’ Program sonunda oluşturulacak mezun ağı ile katılımcıların birbirlerine mentorluk sunmaya devam etmeleri ve dayanışma yapısının sürdürülebilir bir modele dönüşmesi hedefleniyor. QNB Türkiye, finans sektörünün dönüştürücü gücünü yalnızca finansman sağlamakla sınırlı görmüyor, sosyal sermayeyi güçlendiren kapsayıcı modellerle toplumsal etki yaratmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.