Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Veri Enstitüsü

Kapsül Haber Ajansı - Veri Enstitüsü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Veri Enstitüsü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Neye Güveniyor, Hangi Markalara İtibar Ediyor? Haber

Türkiye Neye Güveniyor, Hangi Markalara İtibar Ediyor?

MediaCat ve Veri Enstitüsü iş birliğiyle ilk kez düzenlenen Gryphus Summit, 24 Eylül’de Hilton Istanbul Bosphorus’ta gerçekleşti. Zirvenin merkezinde, Türkiye'de kurumsal itibarı bağımsız ve veri temelli bir yöntemle ölçmek üzere tasarlanan Gryphus İtibar Araştırması vardı. Gün boyunca itibar kavramı yalnızca iş dünyası üzerinden değil; sinema, spor, hekimlik ve ekonomi alanlarından isimlerin katılımıyla ele alındı. Yapımcı Zeynep Atakan, yönetmen Zeynep Günay, teknik direktör Şenol Güneş, ultra maraton yüzücüsü Aysu Türkoğlu, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Talat Kırış ve ekonomist Mahfi Eğilmez, kendi alanlarında itibarın nasıl kurulduğunu ve nasıl kaybedildiğini anlattı. Zirvenin ayırt edici yanı, tanıtılan araştırmanın yöntemiydi. Türkiye’deki benzer çalışmalarda değerlendirilecek markalar genellikle bir jüri, bir editör ya da bir araştırmacı tarafından belirlenirken, Gryphus İtibar Araştırması’nda 10 kategorinin kırk finalisti de kazananları da doğrudan toplumun yanıtlarından çıktı. Araştırma iki turda, Türkiye genelinde 18 yaş üstü toplam 6.400 katılımcıyla yürütüldü. İlk turda katılımcılara hiçbir marka listesi verilmedi; yalnızca kategori söylendi ve o kategoride en itibarlı bulunan marka soruldu. Kırk finalistin tamamı bu yanıtlardan oluştu. İkinci turda, birinci turdan bağımsız bir katılımcı grubu bu markaları güven, saygı, kalite ve sosyal sorumluluk boyutlarında puanladı. Her ödül, markanın kendi sektörü içindeki sıralamasından belirlendi ve kategoriler arasında bir karşılaştırma yapılmadı. Güç ve başarı otomatik olarak itibara dönüşmüyor Günü açan Veri Enstitüsü Kurucusu Bekir Ağırdır, "Türkiye'de İtibarın Zihin Haritası" başlıklı sunumunda Türkiye'de uzun yıllar geçerli olan itibar anlayışının köklü bir zihinsel dönüşüm geçirdiğini anlattı. Makam, büyüklük, servet ve yüksek görünürlük gibi göstergelerin tek başına saygınlık üretmeye yetmediğine dikkat çeken Ağırdır, "Mesele yalnızca hangi kurumların itibarlı olduğu değil, bugünün Türkiye insanının neye itibar ettiğini ve itibarın ne anlama geldiğini yeniden anlamaktır" dedi. Yeni itibar modelinin iki ayağını şahsiyet ve marifet olarak tanımlayan Ağırdır, yetkinliğin ve performansın temsil ettiği marifetin, karakter ve etik ilkelere dayanan şahsiyetten bağımsız düşünülemeyeceğini belirtti: "Şahsiyet marifetin yerine geçemez; ancak marifet de şahsiyet eksikliğini sonsuza kadar kapatamaz. Gerçek itibar, iyi şeyler yapmak kadar iyi şeyleri iyi bir biçimde yapabilmek ve bu ikisi arasında ahenk yakalayabilmektir." Ağırdır, itibarlı olmanın hiç hata yapmamak anlamına gelmediğini, asıl sınavın hatanın ardından sergilenen tutumda verildiğini vurguladı. Her sektör ve role göre biçimlenen bir toplumsal itibar sözleşmesi olduğunu, dolayısıyla tek bir sabit reçete bulunmadığını söyleyen Ağırdır, bir bankaya paranın, gıda üreticisine sağlığın, akademisyene ise hakikatin emanet edildiğini hatırlattı. Sunumunu kurumlara bir soru değişikliği önerisiyle tamamladı: "İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyor" yerine "insanların bana güvenmesini hak edecek ne yapıyorum". Çözünürlüğü yüksek bir itibar haritası MediaCat Genel Yayın Yönetmeni Pelin Özkan, sunumunda araştırmanın yöntemine ve beş bulgusuna odaklandı. Borges'in Bilimde Kusursuzluk Üzerine öyküsünden yola çıkarak kapsamı büyütmek yerine çözünürlüğü artırmayı hedeflediklerini belirten Özkan, 10 sektörün tek bir ölçütle seçildiğini söyledi: toplumun tamamının hakkında gerçekten bir kanaati olduğu alanlar. Özkan'ın paylaştığı beş bulgu, sektörlerin markalarla birlikte yükselip birlikte gerilediği, güven ile kalitenin aynı şey olmadığı, sosyal sorumluluğun ayrıştırıcı bir güç olmaktan çok kriz anlarında dayanıklılık sağladığı, toplumun farklı sektörlere farklı türde krediler açtığı ve ortalama puanın itibardaki bölünmeyi gizlediği yönündeydi. Aynı kategorideki markaların birbirine sanıldığından çok daha yakın durduğunu, dört kategoride sonuncu sırada kalan markanın başka kategorilerin liderlerinden daha yüksek not aldığını aktaran Özkan, Türkiye'de itibarın yaş ve cinsiyetten çok eğitim ve yaşam tarzı hattı boyunca bölündüğünü belirtti. Mercedes-Benz, Migros, Orzax ve Turkcell'in baktıkları bütün alt gruplarda kendi kategorilerinde birinci çıkarak bölünmemiş bir itibara sahip olduğunu vurguladı. Özkan sunumunu şu sözlerle tamamladı: "İtibar, sakin zamanlarda sizi rakibinizden ayırmıyor olabilir; ama kriz geldiğinde toplumun size ne kadar süre ve ne kadar kredi tanıyacağını o belirler. İtibar, iyi günlerde kazanılan ve kötü günlerde harcanan bir dayanıklılık kalemi, bir tür sigorta poliçesi." Bir hikâyeyi zamansız kılan nedir "İz Bırakan Hikâyeler Nasıl Kurulur?" oturumunda yapımcı Zeynep Atakan ile yönetmen Zeynep Günay, yaratıcı işlerde itibarın görünmez bağlarla kurulduğunu konuştu. Oyuncu, yapımcı ve izleyici arasındaki güven zincirinin projeyi doğrudan şekillendirdiğine dikkat çeken Atakan, mesleki yetkinlikten önce setteki güven ortamının belirleyici olduğunu söyledi. Geçici popülerlik yerine zamansızlığı hedeflediğini belirten Günay ise bir projenin hafızada kalabilmesi için hikâyedeki hakikate ulaşmak gerektiğini, kusursuzluk baskısı yerine kendine ve seyirciye dürüst kalmayı seçtiğini aktardı. İtibarın bütçesi yazılabilir mi "İtibarın Liderleri: Değer, Sistem ve Gayret" oturumunda Orzax CEO'su Yunus Emre Alimoğlu ile Allianz Sağlık Sigortaları Genel Müdür Yardımcısı ve İcra Kurulu Üyesi Emrah Gökmen, Bekir Ağırdır'ın moderatörlüğünde araştırmanın dört boyutunu şirketlerin gündelik kararlarına indirdi. Kaliteyi beyan edip analizle kanıtlayabileceğinizi, güven için böyle bir belge sunma imkânının bulunmadığını söyleyen Alimoğlu, güveni tüketicinin açtığı bir krediye benzetti ve tüketicinin aynı ürüne ikinci, üçüncü kez dönmesini itibarın en somut göstergesi olarak tanımladı. Sigortada satılan şeyin bir taahhüt olduğunu hatırlatan Gökmen ise sektörde ayrıştırıcı olanın finansal büyüklük değil, otuz yıl sonra da sigortalının yanında olabilecek bir sözleşmeyi bugünden tasarlayabilme gücü olduğunu belirtti. İtibar yönetimine bütçe yazılıp yazılamayacağı sorusuna iki yönetici de benzer yanıt verdi. Mesleği aktüerlik olan Gökmen böyle bir hesabın yapay kalacağını, asıl ayrımın kısa vadede kazandıracak bir karara hayır diyebilen kültürün üst yönetimden çağrı merkezine kadar herkese işlemiş olmasında olduğunu söyledi. Alimoğlu ise şöyle dedi: "Biz itibarlı olmak için hiçbir şey yapmadık. Her zaman işimizi en üst düzeyde nasıl yapabiliriz diye hareket ettik. Sanırım bu bakış açısı toplumda bir farkındalık oluşturdu." Önce insan, sonra skor Spor yöneticisi Ahmet Gülüm'ün yönettiği "Skor Unutulur, İtibar Kalır" oturumunda teknik direktör Şenol Güneş ile ultra maraton yüzücüsü Aysu Türkoğlu bir kariyeri kalıcı kılan şeyi konuştu. Kurumların itibarından önce insanın itibarına bakmak gerektiğini söyleyen Güneş, sporcunun kulüp ve ülke değiştirebileceğini, başarıyla isim, şöhret ve makam kazanabileceğini, ancak itibarın her koşulda yanında kaldığını vurguladı. Hesap kitabın olduğu yerde itibardan söz edilemeyeceğini belirten Güneş, itibarı "dürüst olmak, sözünü tutmak, saygılı ve samimi olmak" sözleriyle tarif etti. Okyanus Yedilisi parkurlarının çoğunu tamamlayan Türkoğlu ise itibarı ilk yarışındaki alçakgönüllülükle hâlâ aynı yerde durabilmek olarak tanımladı; pandemi döneminde çatıda kurulan üç metrelik bir havuzda çalıştığını, ardından vize çıkmadığı için sezonu kaybedip sıfırdan başladığını anlattı. Karar verme sanatı "Hata Payı Yok: Bilginin Ustalığa, Ustalığın Güvene Dönüştüğü Yer" oturumunda Kapital Medya Chief Content Officer'ı Alev Kaynak, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Talat Kırış'ı ağırladı. Cerrahinin el becerisinden çok bir karar verme sanatı olduğunu ve kriz anlarında soğukkanlılığın hayati önem taşıdığını söyleyen Kırış, sağlıkta performansa dayalı niceliksel anlayışın mesleğin niteliğini zedelediğine dikkat çekti. Teknolojinin hekim denetiminde bir kaldıraç olarak kullanılması gerektiğini, güç ve yetki sahibi her profesyonel için otokontrol ile tevazunun temel kılavuz olduğunu belirtti. Kırış'a göre gerçek güven ancak sahicilik, sorumluluk ve insan hayatına duyulan derin saygıyla inşa ediliyor. Ekonominin görünmeyen sermayesi Günün son oturumunda ekonomist Mahfi Eğilmez, Türkiye'nin ekonomik sorunlarının temelinde yalnızca finansal dinamiklerin değil, siyasal ve sosyal aksaklıkların da yattığını vurguladı. Güven ve itibarın ekonomideki en kritik sermaye olduğunu belirten Eğilmez, altyapı ve hukuk güvenliği sağlanmadan yalnızca faiz artışlarıyla enflasyonun düşürülemeyeceğini söyledi. Piyasadaki durumu skinflation, shrinkflation ve greedflation kavramlarının birleşimi olan "multiflasyon" olarak tanımlayan Eğilmez, veri açıklayan kurumların tam mali ve idari bağımsızlığa kavuşturulmasının şart olduğunu vurguladı. Ödüller, zirvenin son oturumunda sahiplerini buldu Gün, Gryphus İtibar Ödülleri töreniyle tamamlandı. On kategorinin her biri kendi rekabet alanı içinde değerlendirildi ve ödüller, sektöründe en yüksek itibar puanına ulaşan markalara verildi. Akaryakıt: Shell Bankacılık: Türkiye İş Bankası E-Ticaret: Trendyol Gıda Takviyesi: Orzax GSM: Turkcell Holding: Koç Holding Kargo: Yurtiçi Kargo Market: Migros Otomotiv: Mercedes-Benz Sigortacılık: Allianz Sigorta Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Genç kadınların yüzde 68’i gece sokakta güvenli hissetmiyor Haber

Genç kadınların yüzde 68’i gece sokakta güvenli hissetmiyor

Veri Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Ağırdır, toplumun yüzde 78’inin Türkiye’de kadın olmanın zor olduğu konusunda hemfikir olduğunu belirterek, “18–29 yaş arası kadınların yüzde 68’i yaşadıkları bölgede gece yalnız yürürken kendilerini güvende hissetmiyor” dedi. Araştırmaya sosyal medya verileri ile katkıda bulunan Ogilvy 4129’un CEO’su Leslie Krespin, “Sosyal medya dinleme verileri, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunun toplumda güçlü bir duyarlılık yarattığını gösteriyor. İstanbul Sözleşmesi, Türkiye’de kadın hakları ve hukuki koruma tartışmalarının merkezinde durmaya devam ediyor” diye konuştu. Araştırmaya göre eşitlik ve kapsayıcılıkta markalardan en güçlü beklenti yüzde 57 ile taciz ve ayrımcılığa karşı güvenilir şikâyet mekanizmaları kurmaları. Sosyal sorumlulukta ise öncelik yüzde 76 ile şiddet mağduru kadınlara güvenli istihdam sağlanması. Türkiye'nin yeni nesil sosyal araştırma ve veri analiz merkezi Veri Enstitüsü'nün her ay düzenli yaptığı araştırmanın sonuçlarını içeren Veri Pusulası yayımlandı. Türkiye’nin tek tam hizmet ajansı Ogilvy 4129’un da sosyal medya veri analizi ile katkıda bulunduğu araştırma, bu ay Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Algısı konusunu tüm boyutlarıyla mercek altına alıyor. Eşitlik talebi "var olma" meselesine dönüşüyor Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Algısı araştırmasının sonuçlarını değerlendiren Veri Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Ağırdır genç kadınlardaki endişe verici tabloya dikkat çekerek şunları ifade etti: "18–29 yaş grubundaki kadınların yüzde 68’i ve çalışan kadınların yüzde 63’ü yaşadıkları bölgede gece yalnız yürürken kendilerini güvende hissetmiyor. Aynı yaş grubundaki kadınların yüzde 66’sı kıyafeti veya dış görünüşü nedeniyle yargılandığını belirtiyor. Toplumun yüzde 78’i Türkiye’de kadın olmanın zor olduğunu düşünüyor. Bu verilerin eşitlik meselesini yasal çerçevenin ötesine taşıyor. Güven duygusu zedelendiğinde, eşitlik talebi yalnızca bir hak meselesi olmaktan çıkıp bir var olma meselesine dönüşüyor." İstanbul Sözleşmesi bir kırılma noktası Toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin sosyal medya konuşulmalarını değerlendiren Ogilvy 4129 CEO’su Leslie Krespin, toplumsal cinsiyet eşitliğiyle ilgili konuşmaların özellikle 8 Mart’ta zirveye ulaştığını belirterek son bir yıldaki gündemle ilgili de şöyle konuştu: “Sosyal medya dinleme verileri, İstanbul Sözleşmesi’nin dijital tartışmalarda yalnızca hukuki bir metin olarak görülmediğini, kadın hakları ve toplumsal değerler etrafındaki daha geniş bir tartışmanın sembolü haline geldiğini gösteriyor. Konuşmalarda sözleşmeyi kadınların yaşam hakkı açısından önemli bir güvence olarak görenlerle aile yapısı üzerindeki etkileri üzerinden eleştirenler olmak üzere iki farklı yaklaşım öne çıkıyor. Bununla birlikte sosyal medya konuşmaları, eşitsizliğin özellikle iş hayatındaki deneyimler üzerinden yoğun biçimde dile getirildiğini ortaya koyuyor. İşe alım süreçlerinde özel hayata dair sorular, ücret dengesizliği ve kariyer fırsatlarındaki eşitsizlik en sık dile getirilen başlıklar arasında. Bu tablo, eşitlik tartışmasının yalnızca ilkesel bir söylem olmadığını; insanların kurumların işe alım, fırsat eşitliği ve çalışma kültürü konusundaki yaklaşımına da dikkat ettiğini gösteriyor.” Toplumsal cinsiyet eşitliği markalar için bir samimiyet testi Araştırmaya göre eşitlik ve kapsayıcılıkta markalardan en güçlü beklenti yüzde 57 ile taciz ve ayrımcılığa karşı güvenilir şikâyet mekanizmaları kurulması. Bu beklenti 18–29 yaş kadınlarda yüzde 66’ya yükseliyor. Çocuk bakımına uygun çalışma düzenlemeleri yüzde 52, eşit ücret için ölçüm ve hedef konması ile şiddetle mücadele kurumlarıyla iş birliği yüzde 45 destek görüyor. Sosyal sorumlulukta ise açık ara öncelik yüzde 76 ile şiddet mağduru kadınlara güvenli istihdam sağlanması. Gençlerde bu oran yüzde 86’ya yükseliyor. Eşitlik söylemde, yük kadında Veri Pusulası’nın 3 binin üzerinde katılımcıyla gerçekleştirdiği araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 58’i aile dengesi nedeniyle kadının çalışma hayatındaki rolünün farklılaşabileceğini düşünüyor. Erkeklerin yarıya yakını, çocuklu erkeklerin ise yarıdan fazlası ev işi ve çocuk bakımında sorumluluğun daha çok kadında olması gerektiği görüşünde. Bu sonuçlar, eşitlik söyleminin kamusal alanda kabul gördüğünü ancak hane içinde geleneksel rollerin direncini koruduğunu gösteriyor. Katılımcılara göre Türkiye’de kadınların iş hayatında hak ettikleri yere gelememesinin en büyük sebebi, yüzde 27 ile ev içi bakım yükünün (çocuk/yaşlı) çoğunlukla kadınların üzerinde olması. Bunu yüzde 23 ile "kadın işi/erkek işi" algısı ve toplumsal önyargılar takip ediyor. Çocuksuz kadınlar toplumsal önyargıları (yüzde 36) en büyük engel olarak görürken, çocuklu kadınların üçte biri bakım yükünü birincil sorun olarak tanımlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Eğitim Algısı ve Okula Dönüş Araştırmalarının Sonuçları Açıklandı Haber

Türkiye’de Eğitim Algısı ve Okula Dönüş Araştırmalarının Sonuçları Açıklandı

Araştırmalar, her 10 kişiden yaklaşık 7’sinin çocuğunun istediği eğitimi alamayacağından endişe duyduğunu, artan masraflar yüzünden katılımcıların yüzde 69’unun ev dışı yeme-içmeyi, yarısının ise sinema, tiyatro ve konser harcamalarını kıstığını ortaya koyuyor. Türkiye’nin tek tam hizmet ajansı Ogilvy 4129’un iş zekası ve PR ekipleri de araştırma sonuçlarını sosyal medya dinlemesi ve analizleriyle zenginleştiriyor. Türkiye'nin yeni nesil sosyal araştırma ve veri analiz merkezi Veri Enstitüsü'nün her ay düzenli yaptığı iki araştırmanın sonuçlarını içeren Veri Pusulası yayımlandı. Veri Pusulası’nın yeni sayısında Türkiye’de Eğitim Algısı ve Okula Dönüş araştırmaları yer alıyor. Türkiye’de Eğitim Algısı başlığında okul çağında çocuğu olan ailelerin yarıdan fazlasının mevcut eğitim sistemine güvenmediği öne çıkarken Okula Dönüş başlığı altında ailelerin artan mali yükü dikkat çekiyor. Raporda, 3 bine yakın katılımcının çevirimiçi ankete verdiği yanıtların yanı sıra Türkiye’nin tek tam hizmet ajansı Ogilvy 4129’un iş zekası ve PR departmanlarının bu konular çerçevesinde yaptığı sosyal medya dinleme ve analizlerinin sonuçları da yer alıyor. Veri Pusulası’na abone olan sektör profesyonelleri her iki veri setini karşılaştırmalı olarak inceleme imkanı buluyor. Her 10 kişiden 7’si çocuğunun istediği eğitimi alamayacağından endişeli Veri Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Ağırdır, ailelerin eğitim sistemine azalan güvenini ve artan eğitim masraflarının yükünü kum saati metaforuyla açıklayarak şunları ifade etti: “Her 10 kişiden yaklaşık 7’si çocuğunun istediği eğitimi alamayacağından endişe duyuyor. Katılımcıların yüzde 68’i devlet eğitim sisteminin kötüye gittiğini, yüzde 63’ü sınavlarda usulsüzlük yaşandığını düşünüyor. Ayrıca Türkiye’nin eğitim sistemi dünya ölçeğinde yüzde 63 oranında ‘geride’ ya da ‘en kötü’ kategorisinde görülüyor. Her 3 kişiden 2’si ise çocuğunu yurt dışında okutmak istiyor.” Araştırma sonuçları ne diyor, sosyal medyada ne konuşuluyor Ogilvy 4129 olarak Veri Enstitüsü ile yaptıkları iş birliği çerçevesinde araştırma sonuçlarını aynı konunun sosyal medyadaki bahisleriyle karşılaştırdıklarını söyleyen Ogilvy 4129 CEO’su Leslie Krespin şöyle konuştu: “İş zekası ve PR ekiplerimizin birlikte çalıştığı bu projede araştırma konuları etrafında yaptığımız sosyal medya dinlemesiyle kamusal alandaki bahislerle, ankete verilen yanıtların tutarlılık ve aykırılık gösterdiği noktaları tespit edebiliyoruz. Bu da Veri Pusulası abonesi üst yönetim, pazarlama, iletişim ekipleri için kıymetli bir içgörü oluşturuyor. Örneğin eğitimle ilgili konuşmaların yıllık toplam hacmi, 5 milyon civarında. Eğitimle ilgili elde ettiğimiz sonuçlar, konunun belli bir döneme sıkışmadığını, ülke gündemindeki farklı konularla ilişkilenerek yıl içinde çok kez okula dönüş dönemine yakın bahis yoğunluğuna ulaştığını gösteriyor.” Eğitim harcamaları artan aileler sosyal hayattan fedakarlık ediyor Eğitimin bir yandan ailelerin umudu ve çocukların geleceği, diğer yandan yükün ve kaygının adresi olduğuna da dikkat çeken Ağırdır, “Okula Dönüş araştırmasında katılımcıların yüzde 79'u geçen yıla göre daha fazla harcama yapacağını söylüyor. Velilerin yeni dönem için 5.000-20.000 TL arası harcama planlaması, eğitimin artık aileler için ciddi bir ekonomik baskı unsuru haline geldiğini gösteriyor. Artan masraflar yüzünden yüzde 69 ev dışı yeme-içmeyi, yarısı ise sinema, tiyatro ve konser harcamalarını kısıyor” dedi. Tüketici davranışları değişiyor, okul alışverişi dijitalleşiyor Okul alışverişi alışkanlıklarında da önemli değişimler gözlemleniyor. Rapora göre, okul alışverişinin tamamını internetten yapanların oranı yüzde 15, ağırlıklı olarak internetten yapanların oranının ise yüzde 35. Bu bulgu, dijital platformların tüketici kararlarındaki artan etkisini ve alışveriş süreçlerinin giderek daha fazla çevrimiçi mecralara kaydığını ortaya koyuyor. “Eğitim, toplumun gelecek hayaline ilişkin bir meseledir” Gençlerin karamsarlığına da dikkat çeken Ağırdır, “Daha önceki araştırmalarda da gördüğümüz gibi gençler, bu ülkede çocuk yetiştirmenin anlamlı olup olmadığını sorguluyor. Gençlerin toplumsal sözleşmeden, ortak yaşam hayalinden uzaklaşmasının en önemli göstergesi. Eğitim meselesi aslında bu toplumun nasıl bir gelecek hayal ettiğinin sorusudur” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.