Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Veri Gizliliği

Kapsül Haber Ajansı - Veri Gizliliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Veri Gizliliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dijital Habercilikte Yapay Zeka ve Editoryal Güven Haber

Dijital Habercilikte Yapay Zeka ve Editoryal Güven

Bir şirketin bilanço açıklaması, savunma sanayiindeki yeni bir tedarik anlaşması veya enerji piyasasını etkileyen düzenleme haberi dakikalar içinde yüzlerce dijital mecraya yayılabiliyor. Bu akışta dijital habercilikte yapay zeka, yalnızca içerik üretim hızını değil, haberin doğrulanma biçimini, dağıtım değerini ve kurumsal itibara etkisini de değiştiriyor. Asıl mesele, yapay zekanın bir haberi ne kadar hızlı yazdığı değil; yayıncının o haberin arkasında ne kadar güvenle durabildiğidir. Yayıncılar, ajanslar ve kurumsal iletişim ekipleri için yapay zeka artık deneysel bir teknoloji başlığı olmaktan çıktı. Haber izleme, veri ayıklama, çok dilli uyarlama, görsel etiketleme ve içerik performans analizi gibi süreçlerde günlük operasyonun parçası hâline geldi. Buna karşılık otomasyon arttıkça editoryal denetimin değeri de yükseliyor. Dijital habercilikte yapay zeka neyi değiştiriyor? Haber merkezlerinin en sınırlı kaynağı çoğu zaman bilgi değil, zamandır. Finansal tablolar, kamu duyuruları, şirket açıklamaları, sektör raporları ve sosyal medya akışları aynı anda takip edilmek zorunda. Yapay zeka, yüksek hacimli bu veriyi sınıflandırarak editörün önüne öncelikli başlıklar çıkarabiliyor. Böylece insan emeği rutin taramadan çok bağlam kurma, kaynak kontrolü ve haber değeri değerlendirmesine ayrılabiliyor. Özellikle ekonomi, teknoloji, lojistik, enerji ve tarım gibi veri yoğun sektörlerde bu fark belirginleşiyor. Bir sistem; faiz kararlarının piyasa yorumlarını, bir şirketin yatırım açıklamasındaki temel rakamları veya yeni bir mevzuatın hangi sektörleri ilgilendirdiğini kısa sürede tarayabilir. Ancak bu tarama, gazetecilik muhakemesinin yerine geçmez. Bir yatırım tutarının hangi dönemi kapsadığı, açıklanan kapasitenin fiilî üretim anlamına gelip gelmediği ya da kurumun iddiasının bağımsız verilerle desteklenip desteklenmediği editoryal değerlendirme gerektirir. Yapay zekanın en verimli kullanımı, editörü devreden çıkaran değil editörün karar kapasitesini güçlendiren modeldir. Haberin ilk taslağı, alternatif başlığı veya veri özeti üretilebilir. Yayın kararı ise kaynakların niteliğini, kamu yararını, hukuki riski ve sektörel bağlamı görebilen yetkin bir ekipte kalmalıdır. Hız avantajı, tek başına değer yaratmaz Dijital yayıncılıkta ilk olmak çoğu zaman görünürlük sağlar; fakat yanlış olmak daha uzun süreli maliyet doğurur. Hatalı bir sayı, yanlış bağlamda kullanılan yönetici sözü ya da teyitsiz bir satın alma iddiası, yalnızca ilgili haberi değil mecranın bütün güven sermayesini etkiler. Bu nedenle yapay zekayla hızlanan iş akışının karşısına daha net bir kontrol zinciri konulmalı. Bu zincir, haberin kaynağını görünür kılmayı, kritik iddiaları birincil belgelerle karşılaştırmayı ve otomatik oluşturulan metindeki kesinlik ifadelerini gözden geçirmeyi içerir. Sistem bir olasılığı kesin bilgi gibi sunabilir. Editörün görevi, “açıkladı”, “iddia edildi”, “değerlendirildi” ve “bekleniyor” gibi ifadeler arasındaki farkı korumaktır. Yapay zeka ile üretilen haberlerde güven standardı Yapay zeka destekli içerik, iyi yönetildiğinde ajansların ve yayıncıların içerik üretim kapasitesini artırır. Fakat güven standardı belirlenmeden kullanılan her otomasyon, yanlış bilgiyi daha geniş bir hızla dağıtma riski taşır. Bu sebeple teknoloji yatırımı, editoryal politika yatırımıyla birlikte ele alınmalıdır. İlk ilke kaynak hiyerarşisidir. Resmî kurum açıklaması, düzenleyici otorite verisi, şirketin kamuyu aydınlatma bildirimi, mahkeme belgesi veya doğrudan mülakat; anonim sosyal medya hesabından veya bağlamsız bir paylaşımdan daha yüksek ağırlık taşımalıdır. Yapay zeka bu kaynakları bulmaya yardım edebilir, ancak kaynak kalitesini otomatik olarak garanti edemez. İkinci ilke şeffaflıktır. Haber üretiminde yapay zekadan önemli ölçüde yararlanıldıysa, özellikle görsel, ses veya video gibi gerçeklik algısını doğrudan etkileyen unsurlarda bunun yayın politikası açık olmalıdır. Okur, bir görüntünün arşiv materyali mi, temsili tasarım mı yoksa yapay olarak üretilmiş içerik mi olduğunu anlayabilmelidir. Kurumsal güven, yalnızca hatasız görünmekle değil, üretim yöntemine ilişkin açık davranmakla kurulur. Üçüncü ilke izlenebilirliktir. Editörler, metinde yer alan temel bilgi ve rakamların hangi belgeye dayandığını geriye dönük olarak gösterebilmelidir. Özellikle telifsiz ve ücretsiz haber içeriği sunan dağıtım odaklı platformlarda bu kayıt disiplini daha da önemlidir. İçeriği yeniden yayımlayan medya kuruluşu, metnin kaynağı, kullanım çerçevesi ve güncellik durumu hakkında güvenilir bilgiye ihtiyaç duyar. Telif ve veri kullanımı yeni bir editoryal başlık Yapay zekanın içerik üretiminde yarattığı en hassas alanlardan biri teliftir. Bir metnin, görselin veya veri setinin eğitim sürecinde ya da üretim aşamasında hangi kaynaklarla ilişkilendiği her zaman açık olmayabilir. Bu nedenle yayıncıların “sistem üretti” gerekçesiyle telif sorumluluğundan uzaklaşması mümkün değildir. Görsel habercilikte risk daha yüksektir. Gerçek bir yöneticiye, fabrikaya veya savunma platformuna benzer ancak gerçekte var olmayan görüntüler, haberi yanlış yönlendirebilir. Yapay görsel kullanılacaksa açık biçimde etiketlenmeli; gerçek olay kaydı izlenimi yaratacak kurgulardan kaçınılmalıdır. Aynı yaklaşım sentetik ses, avatar röportajı ve yapay video için de geçerlidir. Veri gizliliği de editoryal sürecin dışına itilemez. Henüz yayımlanmamış şirket bilgileri, kişisel veriler, abonelik verileri ve özel röportaj notları genel kullanıma açık araçlara kontrolsüz biçimde aktarılmamalıdır. Her kurumun kullanacağı yapay zeka aracına göre veri saklama, erişim yetkisi ve içerik işleme kurallarını yazılı hâle getirmesi gerekir. Haber merkezi için doğru uygulama modeli En sağlıklı model, yapay zekayı belirli görevlerde yetkilendirmek ve kritik eşiklerde insan kontrolünü zorunlu tutmaktır. Gündem taraması, konuşma metninin çözülmesi, uzun dokümanların özetlenmesi, haber arşivinin etiketlenmesi ve farklı dilde ilk taslak hazırlanması otomasyona uygundur. Buna karşılık suçlama içeren haberler, piyasa etkisi yüksek finansal gelişmeler, kriz dönemleri, siyasi beyanlar ve insan hakları gibi hassas alanlar daha sıkı editoryal kontrol ister. Bu ayrım, her içerik için aynı iş akışını uygulama zorunluluğunu da ortadan kaldırır. Düşük riskli bir etkinlik duyurusu ile halka açık şirketin finansal performansına ilişkin haber aynı doğrulama yoğunluğuna ihtiyaç duymaz. Risk bazlı editoryal model hem hızı korur hem de kaynakları doğru yere yönlendirir. Başarılı uygulamalar yalnızca araç satın alarak kurulmaz. Editörlerin istem yazma, hata tespiti, kaynak denetimi ve sentetik içerik tanıma becerileri geliştirilmelidir. İletişim ekipleri de yapay zekayla hazırlanan kurumsal metinlerin dilini, iddia düzeyini ve hukuki çerçevesini kontrol edecek süreçlere sahip olmalıdır. Teknoloji okuryazarlığı, artık yalnızca bilgi işlem biriminin sorumluluğu değildir. Dağıtım ekonomisinde kalite farkı Dijital haberde içerik bolluğu arttıkça seçilebilirlik azalıyor. Okur, editör ve kurumsal karar verici her gün çok sayıda benzer metinle karşılaşıyor. Bu ortamda fark yaratan unsur, daha fazla içerik üretmekten çok daha işe yarar içerik üretmektir: doğru başlık, net veri, güçlü kaynak, sektörel bağlam ve yeniden kullanıma uygun paketleme. Yapay zeka, bir haberin farklı hedef kitleler için uyarlanmasına katkı sağlayabilir. Aynı gelişme, yatırımcı için piyasa etkisiyle, sektör profesyoneli için operasyonel sonuçlarıyla, genel okur için de anlaşılır arka planıyla sunulabilir. Ancak uyarlama yapılırken haberin temel gerçeği değişmemeli; başlık performansı uğruna iddia seviyesi yükseltilmemelidir. Güvenilir yayıncılıkta yapay zekanın rolü, haberi insansızlaştırmak değil; gazetecinin zamanını daha nitelikli habercilik için açmaktır. Editörün dosya haberi hazırlamak, saha kaynağıyla konuşmak ve karmaşık sektör gelişmelerini açıklamak için daha fazla zamanı varsa, teknoloji amacına hizmet ediyor demektir. Kurumların bugün kuracağı denetimli yapay zeka politikası, yarın yalnızca yayın hızını değil, haber markalarının itibarını ve dağıtım gücünü de belirleyecektir.

Aon: Rekabet ve Kapasite Artışı Sigorta Maliyetlerini Aşağı Çekiyor Haber

Aon: Rekabet ve Kapasite Artışı Sigorta Maliyetlerini Aşağı Çekiyor

Rapora göre, güçlü rekabet, yüksek kapasite ve sigorta sektöründeki sağlam sermaye yapısı, birçok ana branşta müşteriler lehine piyasa koşullarının devam etmesini sağladı. Türkiye’de özellikle kurumsal şirketlerin mal varlığı, iş durması, genel sorumluluk ve siber riskler sigortalarında uluslararası kapasiteye erişim imkanları artarken, güçlü risk yönetimi uygulamalarına sahip şirketlerin daha avantajlı şartlar elde etmesi mümkün oluyor. Küresel ticari sigorta piyasasında fiyatlama eğilimleri; ürün, sektör, coğrafya ve risk profiline göre farklılaşmayı sürdürürken, EMEA, Asya, Latin Amerika ve Pasifik bölgelerinde ticari sigorta fiyatları yüzde 10’a kadar geriledi. Mal varlığı, sorumluluk ve siber sigortalarda yüksek kapasite ve rekabet fiyatlar üzerinde aşağı yönlü bir etki oluştururken, ticari araç ve ABD’deki sorumluluk sigortalarında hasar eğilimleri ve hasar enflasyonu nedeniyle daha zorlu piyasa koşulları gözlendi. EMEA’da yüksek kapasite ve rekabet fiyatları aşağı çekti EMEA bölgesinde sigorta pazarı, 2026 yılının ikinci çeyreğinde de alıcılar açısından avantajlı görünümünü korudu. Güçlü sigorta şirketi performansı, rekabetçi reasürans koşulları ve yüksek kapasite; özellikle mal varlığı, sorumluluk, siber ve yönetici sorumluluk (D&O) sigortalarında müşterilere fiyat, teminat ve limitler açısından daha fazla seçenek sundu. Mal varlığı sigortalarında bölgenin büyük bölümünde, büyük ve karmaşık riskler için önemli fiyat indirimleri görülürken, artan kapasite sigorta şirketleri arasındaki rekabeti derinleştirdi. Siber sigortalarda da kapasite artışı ve rekabet, fiyatların gerilemesini destekledi; iyi yönetilen ve güçlü performans gösteren riskler için daha geniş teminat ve daha yüksek limit imkânları öne çıktı. Jeopolitik gelişmeler küresel sigorta pazarını şekillendiriyor Rapora göre jeopolitik gelişmeler, küresel sigorta pazarını şekillendiren en önemli unsurlardan biri olmaya devam ediyor. Özellikle Orta Doğu’daki gelişmeler; savaş, siyasi şiddet, denizcilik ve enerji risklerine yönelik sigorta koşullarında daha temkinli bir yaklaşımı beraberinde getiriyor. Jeopolitik risklerin yanı sıra tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar, siber tehditler ve operasyonel bağımlılıklar da sigorta şirketlerinin risk değerlendirmelerinde daha fazla önem kazanıyor. Bu ortamda sigorta şirketleri, riskleri daha net ayrıştırmak için veri ve analitik kullanımını artırırken, sigortalı şirketlerin sunduğu risk verilerinin kalitesi de sigortalama süreçlerinde giderek daha belirleyici hale geliyor. Yapay Zekâ risk değerlendirme süreçlerinde daha fazla kullanılıyor Yapay zekâ ve gelişmiş analitik uygulamaları, sigorta şirketlerinin risk değerlendirme süreçlerinde giderek daha fazla yer buluyor. Sigorta şirketleri, riskleri daha doğru analiz etmek ve sermayelerini daha seçici kullanmak için yapay zekâ, ileri analitik ve kapsamlı veri setlerinden yararlanıyor. Yapay zekanın kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte veri gizliliği, algoritmik hata ve yeni sorumluluk alanları sigorta sektörünün gündemindeki yeni risk başlıkları arasında yer alıyor. Bununla birlikte rapor, yapay zekanın henüz fiyatlama modellerini kökten değiştirmediğine işaret ediyor. 2026 yılının ikinci çeyreğinde fiyatlamayı belirleyen temel unsurlar güçlü rekabet ve yüksek kapasite olmaya devam ederken, yapay zekâ daha detaylı ve bilgiye dayalı risk değerlendirmelerini destekleyici bir rol üstleniyor. Siber riskler, veri gizliliği ve yapay zekaya bağlı yeni sorumluluk alanları ise sigorta şirketlerinin yakından takip ettiği başlıklar arasında yer alıyor. “Riskin niteliği fiyat ve koşullarda daha belirleyici hale geliyor” Rapor sonuçlarını değerlendiren Aon Türkiye Kurumsal Risk Yönetiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Tevfik Erdengi, şunları söyledi: “2026 yılının ikinci çeyreğinde yüksek kapasite ve güçlü rekabet, birçok alanda sigorta satın alan şirketler açısından avantajlı bir sigorta pazarı sunmaya devam etti. Ancak bu tablo tüm riskler için aynı değil. Jeopolitik gelişmeler, hasar enflasyonu, siber tehditler ve yapay zekayla birlikte ortaya çıkan yeni riskler, sigorta şirketlerinin daha seçici hareket etmesine neden oluyor. Bu nedenle şirketlerin risklerini doğru tanımlaması, nitelikli veriyle ortaya koyması ve değişen koşullara uygun bir risk finansmanı stratejisi oluşturması giderek daha fazla önem kazanıyor. Aon olarak global uzmanlığımızı, veri ve analitik yetkinliklerimizi yerel pazar bilgimizle bir araya getirerek müşterilerimizin değişen risk ortamında daha sağlıklı ve stratejik kararlar almasına destek oluyoruz.” Aon’un değerlendirmesine göre sigorta şirketleri artık sadece sektöre veya coğrafyaya değil, şirketlerin risklerini ne ölçüde yönettiğine de daha yakından bakıyor. Bu nedenle kaliteli risk verisi, etkin siber güvenlik uygulamaları ve güçlü risk yönetimi süreçleri, şirketlerin daha avantajlı fiyat ve teminat koşullarına erişmesinde kritik rol oynuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Borusan İnsan Hakları Taahhüdünü Yeni Politikasıyla Güçlendirdi Haber

Borusan İnsan Hakları Taahhüdünü Yeni Politikasıyla Güçlendirdi

"Önce İnsan, Öncü ve Güvenilir Borusan” vizyonuyla geleceğe yürüyen Borusan, bu vizyonun odağındaki "Önce İnsan" yaklaşımını tüm iş süreçlerine taşıyor. Grup şirketlerinde olduğu kadar tedarik zincirinde de güvenli, adil, şeffaf ve kapsayıcı bir çalışma ekosistemi oluşturma hedefiyle çalışan Borusan, tüm değer zincirini kapsayan insan haklarını politikasını yayımladı. Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş, konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı: “Borusan’da insan haklarına saygıyı, iş yapış şeklimizin ve kurumsal kültürümüzün temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Her bireyin onuruna yakışır, güvenli, kapsayıcı ve adil koşullarda yaşama ve çalışma hakkına sahip olduğuna inanıyoruz. Bu anlayış doğrultusunda, faaliyet gösterdiğimiz her alanda ayrımcılığı önlemeyi, fırsat eşitliğini desteklemeyi ve çalışanlarımızın seslerini özgürce ifade edebilecekleri bir ortam yaratmayı hedefliyoruz. Günümüz dünyasında insan hakları sorumluluğu kendi operasyonlarımızla sınırlı değil. Teknolojiden iklim krizine kadar pek çok yeni gelişme, insan haklarına çok daha geniş bir perspektiften bakmamızı zorunlu kılıyor, tedarikçilerimizi, iş ortaklarımızı ve tüm değer zincirimizi kapsayan daha geniş bir yaklaşım gerektiriyor. Bu nedenle İnsan Hakları Politikamız ile uluslararası ilke ve standartlarla uyumlu bir çerçeve ortaya koyuyor, faaliyetlerimizden etkilenebilecek tüm paydaşlarımızın haklarını gözetmeyi taahhüt ediyoruz. Amacımız, Borusan’ın değer yarattığı her noktada insan onuruna saygıyı, adil muameleyi ve sorumlu iş uygulamalarını güçlendirmek, temel hak ve özgürlükleri güvence altına almak.” Borusan ekosisteminin tamamını kapsıyor Kurum kültürünün merkezine insanı koyan Borusan, yeni politika ile bu yaklaşımını stratejik ve bağlayıcı bir taahhüde dönüştürüyor. Çalışan esenliğini ve adil çalışma koşullarını sürdürülebilir başarının anahtarı olarak gören Grup, bu dokümanla kapsayıcılık, eşitlik ve sürekli gelişim ilkelerini tüm operasyonlarında kurumsallaştırıyor. Köklü kurumsal mirasını koruyarak geleceğe dönüştürme iradesini ortaya koyan Borusan; insan potansiyelinin hem kalkınmayı hem de sürdürülebilirliği yönlendirdiği, güven odaklı bir çalışma ortamı sunuyor. Borusan Holding ve tüm Grup şirketlerinde geçerli olan politika, yalnızca çalışanlar için değil; tedarikçiler, iş ortakları ve yüklenicilerden oluşan tüm değer zinciri için asgari standartları belirliyor. Borusan, ekosistemindeki tüm paydaşların bu ilkelere uyum sağlamasını bekliyor ve bu süreci risk temelli değerlendirmelerle destekliyor. Yeni politikada neler öne çıkıyor? Borusan Grubu’nun uluslararası standartları referans alarak hazırladığı İnsan Hakları Politikası, geleneksel iş gücü haklarının yanı sıra günümüz iş dünyasının gelişen ve dönüşen ihtiyaçlarına yanıt veren güncel öncelikleri de kapsıyor: Fırsat eşitliği ve kapsayıcılık: İşe alım, terfi ve ücretlendirmede sadece liyakat ve performans esas alınıyor. Çeşitlilik, Eşitlik ve Kapsayıcılık (ÇEK) yaklaşımıyla tüm farklılıklar bir değer olarak korunuyor.Yapay zekâ ve algoritmik ayrımcılık: Teknolojik dönüşüm süreçlerinde algoritmik ayrımcılık riskleri, veri minimizasyonu, insan denetimi ve veri gizliliği gibi yeni nesil haklar güvence altına alınıyor.İklim ve adil geçiş: İklim değişikliği ve enerji dönüşümünün çalışanlar ve yerel topluluklar üzerindeki etkileri adil geçiş ilkeleri çerçevesinde ele alınıyor.Adil ücret ve çalışma saatleri: "Eşit İşe Eşit Ücret" prensibi gözetilerek adil ücretlendirme, yasal çalışma saatlerine uyum ve esnek çalışma modelleri destekleniyor.Sıfır tolerans ilkeleri: Çocuk işçiliği, zorla çalıştırma, insan ticareti, taciz, şiddet ve mobbinge karşı tavizsiz bir duruş sergileniyor. Borusan Grubu, politikanın kâğıt üzerinde kalmaması için sistematik bir "İnsan Hakları Durum Tespiti" süreci de işletiyor. Olası riskler düzenli olarak analiz edilerek önleyici adımlar atılıyor. Çalışanlar, iş ortakları ve tüm paydaşlar, politikaya aykırı olduğunu düşündükleri durumları güvenli, gizli ve gerektiğinde anonim olarak "Turuncu Etik" başvuru kanalları üzerinden bildirebiliyor. Bildirim süreçlerinde gizlilik ve misillemeye karşı koruma ilkeleri titizlikle uygulanıyor. Yılda en az bir kez gözden geçirilmesi hedeflenen İnsan Hakları Politikası, Borusan’ın çalışanları, değer zinciri ve toplum için pozitif etki yaratarak büyüme kararlılığını simgeliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2026 Yılında Küresel Görünümü Şekillendirecek  10 Jeopolitik Gelişme Haber

2026 Yılında Küresel Görünümü Şekillendirecek  10 Jeopolitik Gelişme

Yeni kural ve normlar, kaynaklara erişim ve bölgesel güç dengeleri; şirketlerin faaliyet modellerini ve yatırım kararlarını doğrudan etkileyecek. Raporda ele alınan 10 kritik jeopolitik gelişme, belirsizliklerin yanı sıra önemli risk ve fırsatları da barındırıyor. Jeopolitik dinamikleri stratejilerine proaktif şekilde entegre eden şirketler, 2026’da dayanıklılıklarını artırarak rekabet avantajı elde edebilir. Uluslararası danışmanlık, denetim, kurumsal finansman, strateji ve vergi hizmetleri firması EY (Ernst&Young) çatısı altında faaliyet gösteren EY-Parthenon (EYP), Küresel Jeostratejik Görünüm Raporu’nda, 2026'da küresel dönüşümü şekillendirecek 10 jeopolitik gelişmeyi açıkladı. Jeopolitik risklerin sektörler ve coğrafyalar üzerindeki farklı etkilerinin ele alındığı raporda; iş liderlerine belirsizlik ortamında dayanıklılık kazanmak ve rekabet avantajı elde etmek için stratejik bir yol haritası sunuluyor. Rapora göre; 2026 yılında jeopolitik belirsizlikler devam ederken, bu görünümü şekillendiren çok sayıda itici güç öne çıkıyor. Özellikle ABD’nin küresel faaliyet ortamını yeniden tanımlamadaki rolü, yıl boyunca belirleyici olacak. Çin, Avrupa Birliği ve diğer ülkeler, ABD’nin yeni yaklaşımına göre pozisyon alırken, kendi stratejik önceliklerini de eş zamanlı olarak şekillendirmeyi sürdürecek. 2026’yı şekillendirecek üç ana tema Jeopolitik gelişmeler, 2026’da küresel ekonomiyi yeniden şekillendirmeye devam ederken, yıl içinde jeopolitik ortamı tanımlayacak üç ana tema ortaya çıkıyor. İlk olarak, iş yapma biçimlerine ilişkin yeni kural ve normların ortaya çıkması ve mevcut kuralların bir kısmının geçerliliğini yitirmesi bekleniyor. İkinci olarak, kaynak yetersizliği risklerinin daha da belirginleşmesi tahmin ediliyor. Üçüncü başlıkta ise, bölgesel dinamiklerin, 2026 yılında jeostratejik görünümü belirgin şekilde etkileyeceği öngörülüyor. Raporda, 2026 yılında jeopolitik ortamı şekillendirecek 10 kritik gelişme ise bu 3 tema altında ele alınıyor. Yeni kurallar ve normlar 1. Devlet müdahalesi: Hükümetler, ekonomik güvenliği güçlendirmek amacıyla sanayi teşvikleri, ticaret kısıtlamaları, yerel yatırım zorunlulukları ve şirket sahipliklerine yönelik düzenlemeleri sıkılaştıracak. 2. Baskı altındaki ticaret: Gümrük vergileri, tarife belirsizlikleri, ihracat kontrolleri ve yerel regülasyonlar; şirketleri tedarik zincirlerini ve ticaret modellerini yeniden kurgulamaya yöneltecek. 3. Yapay zekâ ve siber çatışmalar: Yapay zekâ giderek ulusal güvenliğin ve kritik altyapının ayrılmaz bir parçası haline gelecek. Ülkeler kendi yapay zekâ altyapılarını geliştirmeye ve ulusal güvenliğini korumaya yönelecek. Kısıtlı kaynaklar nedeniyle oluşan jeopolitik görünüm 4. Su kaynaklarının kısıtlılığı: Dünya genelinde su kıtlığı riski ve buna yönelik baskı artarken, diğer taraftan yarı iletken üretimi ve veri merkezlerinin soğutulması gibi alanlarda su talebi daha da artacak. 5. Kritik minerallere erişimde rekabet: Dijital teknolojiler, yüksek kapasiteli piller ve savunma sistemleri için kritik minerallere erişimde rekabet ise, yeni üretim ve ticaret modellerinin ortaya çıkmasına neden olacak. 6. Borç, sermaye ve para birimleri: Jeopolitik rekabet ve sermaye tahsisinin giderek siyasallaşması, küresel finans sistemin sınırlarını yeniden şekillendirecek. Bölgesel Dinamikler 7. Kuzey Amerika’da politika belirsizliği devam ediyor: Kuzey Amerika'daki faaliyet ortamı, ABD-Meksika-Kanada (USMCA) ticaret anlaşmasının gözden geçirilmesi ve buna bağlı olarak bölgesel tedarik zincirlerinde yaşanan yeniden yapılanma süreci nedeniyle dalgalı seyrini sürdürecek. 8. Asya-Pasifik’te ekonomik güvenlik öne çıkıyor: Hükümetler, artan çok kutupluluk ortamında bölgesel ekonomik entegrasyon ile ulusal güvenlik arasında denge kurarak ekonomik güvenliğe daha fazla önem verecek. 9. Orta Doğu’da dengeler yeniden şekilleniyor: Orta Doğu’daki bölgesel ve küresel aktörlerin, bölgedeki stratejik konumlarını yeniden dengelemeye yönelik aksiyon alması durumunda ekonomik rekabet artacak. 10. Avrupa dönüm noktasında: Değişen küresel dengeler ve iç siyasi ayrışmalar, Avrupa'nın ulusal güvenliğini ve ekonomik rekabet gücünü baskı altına alacak. Jeopolitik gelişmeler en fazla hangi sektörleri etkileyecek? Tüketici ürünleri ve sağlık sektörleri: Ticaret politikalarındaki belirsizlikler ve tedarik zinciri süreçlerinin dönüşümü, maliyetler ve tüketici harcamaları üzerinde baskı yaratabilir. Yapay zekâ ve siber riskler ise veri gizliliği ve fikri mülkiyet alanlarında yeni hassasiyetler oluşturabilir. Finansal hizmetler sektörü: Yerelleşme ve bölgeselleşme hız kazanırken; farklılaşan regülasyonlar ve artan siber riskler uyum ihtiyacını artıracak. Başarı, inovasyon ile dayanıklılığı dengeleyebilme becerisine bağlı olacak. Kamu ve altyapı sektörü: Hükümetlerin önceliği, dayanıklılık ve dijital egemenlik olacak. Altyapı yatırımları ve projeler; enerji, savunma ve siber güvenlik alanlarına odaklanacak. Diğer yandan, su ve kritik mineraller gibi kaynak kısıtları, zaman planlarını ve maliyetleri zorlayarak uluslararası iş birliklerini gündeme getirecek. Sanayi ve enerji sektörü: Kritik minerallere erişim zorlukları ve enerji rotalarındaki belirsizlikler, tedarik zincirleri ve fiyatlama üzerinde belirleyici olacak. Devlet müdahaleleri, yatırım ve inovasyon stratejilerini yeniden şekillendirebilir. Özel sermaye fonları: Başlıca pazarlarda ticaret politikalarına ilişkin belirsizlikler, özel sermaye şirketlerinin sınır ötesi yatırımlarda fiyatlama ve risk değerlendirmesini zorlaştırabilir. Buna karşın jeopolitik dönüşüm, yeni yatırım yaklaşımları için fırsatlar da sunabilir. Teknoloji, medya ve telekomünikasyon: Yapay zekâ ve siber güvenliğe ilişkin jeopolitik gelişmeler, pazar yapılarında düzenleyici ve uyum gerekliliklerindeki karmaşıklığı derinleştirebilir. Enerji ve kritik minerallere erişim kısıtları ise baskıyı artırarak, şirketleri inovasyon ile operasyonel dayanıklılık arasında denge kurmaya zorlayabilir. EY-Parthenon (EYP) Türkiye Bölüm Başkanı Özge Gürsoy Büyükavşar, 2026 yılına yönelik küresel jeostratejik görünüm ile ilgili şunları söyledi: “Jeostratejik Görünüm 2026 raporu kapsamında ele aldığımız 10 kritik jeopolitik gelişme, işletmeler için hem riskleri hem de önemli fırsatları ortaya koyuyor. Diğer yandan, hükümet politikaları artık sadece ekonomik hedeflere değil, ulusal güvenlik konularına daha fazla odaklanıyor. Devlet müdahalelerinin artmasıyla, işletmelerin faaliyet ve etkileşim biçimleri yeniden tanımlanırken; kritik kaynak ve minerallere talep yoğunlaşıyor, bu durum tedarik zincirlerini ve stratejik planlamayı doğrudan etkileyecek. 2026 yılında jeopolitik dinamiklerin; üretim, ticaret, enerji, iklim politikaları ve teknolojik dönüşüm başta olmak üzere küresel faaliyet ortamını yeniden şekillendirdiğini göreceğiz. Ülkelerin değişen rolleri ve öncelikleri, ticari ilişkilerden enerji ve teknoloji yatırımlarına kadar pek çok alanda yeni denge arayışlarını beraberinde getirecek. Jeopolitik manzaradaki bu dönüşümle birlikte jeopolitik içgörüleri iş kararlarına, stratejilerine ve kurumsal yönetişime proaktif biçimde entegre eden şirketler; bu değişimi daha iyi yöneterek dayanıklılıklarını güçlendirebilir, zorlu ve belirsiz bir ortamda faaliyetlerini sürdürülebilir kılabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ Hayatı Kolaylaştırırken, Büyük Bir Güvenlik Açığı Büyüyor Haber

Yapay Zekâ Hayatı Kolaylaştırırken, Büyük Bir Güvenlik Açığı Büyüyor

Bugün sosyal medya araçlarından görüntü işleme sistemlerine, içerik oluşturma platformlarından reklam algoritmalarına kadar birçok alanda yapay zekâ aktif şekilde yer aldığını belirten Dijital Pazarlama Okulu Kurucusu Yasin Kaplan, “Teknoloji ilerledikçe sunduğu kolaylık kadar risk de büyüyor. Bu hızlı yayılım beraberinde büyük bir güvenlik sorununu da getiriyor. Özellikle mobil yüklemelerde yapay zekâ birçok veriye ulaşıyor ve yapay zekâ ile sohbet edilen alanlarda verilen her bilgi profilleme sürecine katkı sağlıyor. Bu nedenle gereksiz kişisel bilgi paylaşımının önüne geçilmesi gerekiyor” dedi. Yapay zekâ ile oluşturularak gündeme gelen sosyal medya akımları ve her bilginin yapay zekâ platformlarından teyit edilmesi alışkanlığı, bu teknolojinin kontrolsüz ve hoyratça kullanılmasına yol açarak kişisel bilgilere erişim riskini artırıyor. Teknoloji ilerledikçe sunduğu kolaylık kadar risk de büyüyor Yapay zekânın kötüye kullanımının giderek arttığına dikkat çeken Dijital Pazarlama Okulu Kurucusu Yasin Kaplan, “Kullanıcılar her aramada, görsel yüklemesinde, platform etkileşiminde farkında olmadan büyük miktarda veri bırakıyor. Konum bilgileri, uygulama geçmişleri, görseller, videolar, e-postalar, cihaz izleri ve dijital davranışlar işlenebilir hale geliyor. Deepfake videolar, gerçeğe benzeyen sahte sesler ve manipülatif görseller özellikle dijital okuryazarlığı düşük kullanıcılar için büyük bir tehdit oluşturuyor. Bir videonun yapay zekâ ile üretilip üretilmediğini anlamak artık oldukça güç. Bu nedenle son dönemde sosyal mühendislik saldırıları, dolandırıcılık girişimleri ve sahte içeriklerle yapılan manipülasyonlar büyük bir hızla çoğalıyor. Kullanıcıların tanımadıkları kişilerden gelen videolara, para taleplerine, doğrulanmamış bağlantılara karşı dikkatli olması gerekiyor. Kreatif araçlarda kullanılan yapay zekâ sistemlerine yüklenen görseller ve videolar da büyük bir veri havuzunun parçası oluyor. Bu nedenle özel hayatı ilgilendiren fotoğrafların, kişisel videoların, kimlik bilgilerinin ya da hassas verilerin bu platformlara yüklenmesi ciddi bir güvenlik riski olarak değerlendiriliyor. Yapay zekâ ile sohbet edilen alanlarda bile verilen her bilginin bir profilleme sürecine katkı sağlıyor. Bu nedenle gereksiz kişisel bilgi paylaşımının önüne geçilmesi gerekiyor” dedi. Siber saldırganlar artık yalnızca web sitelerinin değil, yapay zekâ sistemlerinin açıklarını da hedeflediğine vurgu yapan Kaplan, “Bu nedenle kullanıcıların güvenilir olmayan yapay zekâ platformlarından, kopya uygulamalardan ve doğrulanmamış eklentilerden uzak durması gerekiyor. Son dönemde sahte veya kopyalanmış yapay zekâ platformların da hızla artış gözlemliyoruz. Bir platformun gerçek olup olmadığını anlamak için arama motorlarında araştırma yapmak, kullanıcı yorumlarını incelemek, uygulamanın geçmişini kontrol etmek ve güvenilir teknoloji kaynaklarından doğrulama yapmak gerekiyor. Tüm bu gelişmeler değerlendirildiğinde yapay zekâ teknolojilerinin iş süreçlerini kolaylaştırdığı, yaratıcılığı artırdığı ve günlük yaşamı pratik hale getirdiği açıkça görülüyor. Ancak aynı zamanda veri gizliliği, mahremiyet ve güvenlik konularında temkinli yaklaşılması gerektiği de unutulmamalıdır. Teknoloji ilerledikçe sunduğu kolaylık kadar risk de büyüyor ve bu nedenle kullanıcı farkındalığı artık her zamankinden daha kritik bir hale geliyor” diyerek sözlerini tamamladı.

HAVELSAN ve Kredi Kayıt Bürosundan Stratejik Teknoloji İşbirliği Haber

HAVELSAN ve Kredi Kayıt Bürosundan Stratejik Teknoloji İşbirliği

İşbirliği kapsamında, HAVELSAN'ın geliştirdiği MAIN Yapay Zeka Platformu başta olmak üzere çeşitli yazılım ve teknoloji çözümleri, KKB'nin yerli ve güvenli bulut altyapısı Kloudeks üzerinden kurumlara hizmet olarak sunulacak. KKB'nin TIER IV sertifikalı, yüksek güvenlikli veri merkezinde hayata geçirilen Kloudeks bulut altyapısı, HAVELSAN'ın yapay zeka, iş zekası, veri tabanı, kurumsal kaynak yönetimi, siber güvenlik ve DevOps çözümleriyle entegre şekilde çalışacak. İşbirliği protokolü, HAVELSAN Teknoloji Kampüsü'nde düzenlenen törende, HAVELSAN Genel Müdürü Mehmet Akif Nacar ve KKB Genel Müdürü Gökhan Şahin tarafından imzalandı. KKB Genel Müdürü Gökhan Şahin, "Veri güvenliği, yüksek erişilebilirlik ve en iyi uygulama prensipleriyle geliştirdiğimiz Kloudeks ile işletmelere yerli ve sürdürülebilir bir teknoloji altyapısı sunuyoruz. HAVELSAN ile gerçekleştirdiğimiz bu işbirliğiyle, yapay zekadan siber güvenliğe kadar geniş bir yelpazede hizmetleri uçtan uca sunacağız. Kloudeks, tüm verileri Türkiye sınırları içinde tutarken, işletmelerin dijital dönüşümünü hızlandıran bir güven platformu olacak." ifadesini kullandı. HAVELSAN Genel Müdürü Mehmet Akif Nacar da işbirliğinin finans sektöründe veri güvenliğine katkı sağlayacağını belirterek şu değerlendirmede bulundu: "Üretken yapay zeka platformumuz MAIN başta olmak üzere, verilerin güvenli şekilde üretilmesini ve yönetilmesini sağlayan sistemlerimizi Kloudeks'in güvenli bulut altyapısında finans sektörüne sunacağız. HAVELSAN'ın 43 yıllık tecrübesiyle geliştirdiği askeri güvenlik yazılımlarının finans sektöründe de önemli bir referans olacağına inanıyoruz." Nacar, işbirliğinin bankacılık ve finans sektöründe yerli teknolojilerin kullanımını artıracağını, HAVELSAN'ın ülke içi veri üretimi ve korunmasına yönelik çözüm geliştirme vizyonunun bu anlaşmayla güçlendiğini ifade etti. KBB, 1995 yılında 9 bankanın ortaklığıyla kuruldu. 30 yıllık deneyimiyle finans sektörüne güvenli veri paylaşımı, dijital dönüşüm ve AR-GE desteği sağlayan KKB, 200'ün üzerinde üyeye hizmet veriyor. Kloudeks, KKB tarafından geliştirilen yerli ve güvenli bulut hizmetleri markası olarak öne çıkıyor, özellikle bilgi sistemleri ve veri gizliliği gereksinimleri yüksek sektörler için tasarlanmış entegre çözümler sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.