Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Veri Güvenliği

Kapsül Haber Ajansı - Veri Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Veri Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Taşınabilir Verilerin Güvenliğinde Şifreleme Tek Başına Yeterli mi? Haber

Taşınabilir Verilerin Güvenliğinde Şifreleme Tek Başına Yeterli mi?

Hassas bilgiler içeren bir USB belleğin yanlış kişilerin eline geçmesi durumunda şifreleme, gerekli kimlik doğrulama yapılmadan verilerin okunmasını engelleyerek önemli bir koruma katmanı sunabiliyor. Bellek ürünleri ve teknoloji çözümleri alanında dünya lideri Kingston Technology, taşınabilir verilerin günlük yaşamda giderek daha yaygın kullanılmasıyla birlikte bireylerin ve kurumların hassas bilgilerini daha iyi korumalarına yardımcı olmak amacıyla, ihtiyaçlara uygun şifreli depolama çözümünü seçerken dikkat edilmesi gereken temel noktaları paylaşıyor. Şifreli Sürücü Seçerken Dikkat Edilmesi Gereken Dört Temel Kriter Şifreleme, hassas verilerin taşınırken korunmasında kritik bir rol oynasa da “şifreli” olarak tanımlanan her ürün aynı düzeyde koruma sunmuyor. Kingston, kullanıcıların daha bilinçli bir seçim yapmasına yardımcı olmak için dört temel kriteri şöyle sıralıyor: Güvenilir ve Deneyimli Üretici: Güvenlik, kanıtlanmış bir uzmanlık gerektiriyor. Kullanıcıların güvenli depolama ve veri koruma alanında deneyimli, güvenilir bir geçmişe sahip üreticileri tercih etmesi ve mümkün olduğunda bağımsız sızma testleri de dahil olmak üzere kapsamlı testlerden geçirilmiş ürünleri değerlendirmesi önem taşıyor. Güvenlik tercihlerinde yalnızca fiyat, kapasite veya genel “şifreleme” pazarlama söylemlerinin belirleyici olmaması gerekiyor. Her Zaman Aktif, Donanım Tabanlı Şifreleme: Her şifreleme yöntemi aynı şekilde çalışmıyor. Sistem üzerindeki kötü amaçlı yazılımlar ve yazılım tabanlı saldırılar karşısında daha savunmasız olabilen yazılım şifrelemesinin aksine, donanım tabanlı şifreleme kullanan sürücüler, donanım tabanlı şifreleme kullanan sürücüler, ürünün içine entegre edilmiş özel bir güvenli mikroişlemciye sahip. Dosyalar kaydedildikleri anda otomatik olarak şifreleniyor ve yalnızca kimlik doğrulamasının ardından erişilebilir hale geliyor. Sektör standardı XTS-AES 256 bit donanım tabanlı şifreleme, şifreleme anahtarlarının cihaz içerisinde güvenli şekilde korunmasını sağlarken, her zaman aktif şifreleme özelliği kullanıcıların veri korumasını devre dışı bırakmasını veya atlatmasını önlemeye yardımcı oluyor. Tanınmış Güvenlik Sertifikaları ve Standartlar: Özellikle yüksek hassasiyete sahip bilgileri işleyen kurumlar için güvenlik iddialarının tanınmış standart ve sertifikalarla desteklenmesi önem taşıyor. Yaygın olarak kabul gören standartlar arasında NIST FIPS 140-3 ve TAA uyumluluğu bulunuyor. ABD Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST) tarafından geliştirilen FIPS 140-3, bağımsız ve kapsamlı testler gerektiren, dünya çapında kabul gören bir ABD hükümeti şifreleme standardı olarak öne çıkıyor. TAA uyumluluğu ise güvenilir bir tedarik zincirini gösteriyor ve ABD federal kurumları ile savunma alanındaki satın alma süreçlerinde önemli bir gereklilik oluşturuyor. Bu doğrulamalar, özellikle kamu kurumları, regülasyona tabi sektörler ve hassas verilerle çalışan kuruluşlar açısından, bir ürünün güvenlik kontrollerinin belirlenmiş değerlendirme ve test süreçlerinden geçtiğine dair ek güvence sağlıyor. Gelişmiş Koruma Özellikleri: Şifreleme, veri güvenliğinin yalnızca bir katmanını oluşturuyor. Kullanıcıların ayrıca yaygın saldırı yöntemlerine karşı koruma sağlayan ve yetkisiz erişim riskini azaltan özellikleri de değerlendirmesi gerekiyor. Bunlar arasında, art arda yapılan hatalı parola girişlerinin ardından verileri silebilen kaba kuvvet saldırısı koruması, kötü amaçlı ürün yazılımı manipülasyonlarına karşı BadUSB koruması, Yönetici ve Kullanıcı erişimi veya veri kurtarma için birden fazla parola seçeneği ve güvenilmeyen ana bilgisayarlara bağlanıldığında verilerin değiştirilmesini önlemeye yardımcı olan çift salt okunur mod bulunuyor. Her Kullanım Senaryosu İçin Doğru Çözümü Seçmek Doğru şifreli depolama çözümü, nihayetinde korunan bilginin niteliğine, cihazın nasıl kullanılacağına ve ihtiyaç duyulan güvenlik ile uyumluluk gereksinimlerine bağlı. Ders çalışmalarını ve kişisel kayıtlarını taşıyan bir öğrencinin ihtiyaçları, hassas bilgileri aktaran bir sağlık kuruluşunun veya çevrimdışı yedekleme amacıyla veri saklayan bir işletmenin ihtiyaçlarından oldukça farklı olabiliyor. Donanım tabanlı şifrelemeye sahip depolama çözümleri alanında 20 yılı aşkın deneyime sahip Kingston, günlük kişisel dosyalardan hassas profesyonel bilgilere ve işletmeler için kritik verilere kadar farklı kullanıcı ve kullanım senaryolarında verileri korumak üzere tasarlanan, ödüllü Kingston IronKey™ güvenli depolama ürünleri portföyünü sunuyor. Öğrenciler, aileler ve bireysel kullanıcılar, kişisel belgeler, vergi kayıtları ve diğer özel dosyalar için kullanımı kolay, uygun maliyetli ve güvenilir bir depolama çözümüne ihtiyaç duyuyor. Kingston IronKey Locker+ 50 G2 USB Flash Drive, çoklu parola seçeneğiyle birlikte XTS-AES 256 bit donanım tabanlı şifreleme sunuyor ve herhangi bir kurulum gerektirmeden hızlı kuruluma olanak tanıyan yerleşik yazılımla geliyor. Ürün, kullanıcıların özel dosyalarını ev, okul ve iş bilgisayarları arasında kolayca taşımasına olanak tanırken, sürücünün kaybolması, çalınması veya ortak kullanılan bilgisayarlara bağlanması durumunda dahi dosyaların korunmasına yardımcı oluyor. Serbest çalışanlar ve uzaktan çalışanlar, her gün farklı cihazlar üzerinden hassas müşteri teslimatları, sözleşmeler ve finansal kayıtlarla çalışıyor. Kingston IronKey Vault Privacy 50 Series, XTS-AES 256 bit donanım tabanlı şifrelemeyi Yönetici, Kullanıcı ve Tek Kullanımlık Kurtarma parolası seçenekleriyle bir araya getiriyor. Böylece hassas verilerin korunmasına yardımcı olurken, Kullanıcı parolasının unutulması durumunda erişimin yeniden sağlanması için alternatifler sunuyor. Özel ekipmanlarla çalışan uzmanlar, tıbbi, endüstriyel ve güvenlik sistemleri gibi özel platformlar arasında kritik verileri düzenli olarak aktarıyor. Kingston IronKey Keypad 200 Series, FIPS 140-3 Level 3 doğrulamasına sahip olmasının yanı sıra PIN tabanlı erişim sağlayan alfanümerik bir tuş takımına ve işletim sistemi ile cihazdan bağımsız çalışma özelliğine sahip. Bu sayede kullanıcılar sürücünün kilidini herhangi bir yazılım kullanmadan açarak uyumlu USB özellikli sistemlere bağlayabiliyor. Ayrıca kurcalamaya karşı dayanıklı yapısı, sürücünün kaybolması veya çalınması durumunda verilerin korunmasına yardımcı oluyor. Küçük ve orta ölçekli işletmeler, çalışan ve müşteri veri tabanlarından çevrimdışı felaket kurtarma yedeklerine kadar her gün büyük miktarda değerli veriyi yönetiyor. Kingston IronKey Vault Privacy 80 External SSD, ASTORS Homeland Security Awards kapsamında üç kez Platinum ödülüne layık görülen bir çözüm olarak sezgisel, akıllı telefon benzeri bir dokunmatik ekran arayüzünü 8 TB'a kadar kapasite seçenekleriyle bir araya getiriyor. Böylece BT yöneticileri ve işletme sahipleri yüksek kapasiteli işletme verilerini kolayca güvence altına alabiliyor. Regülasyona tabi sektörlerde faaliyet gösteren işletmeler ve kuruluşlar, özellikle finans, sağlık, hukuk ve kamu gibi alanlarda sıkı veri gizliliği ve tedarik zinciri düzenlemelerine uymak zorunda. Kingston IronKey D500S USB Flash Drive, FIPS 140-3 Level 3 doğrulamasına, XTS-AES 256 bit donanım tabanlı şifrelemeye ve TAA uyumluluğuna sahip. Ayrıca MIL-STD-810F askeri standartlarına göre tasarlanan ürünün sağlam çinko gövdesi, epoksi dolgulu yapısı ve otomatik kripto-silme koruması, yetkisiz fiziksel ve dijital erişim riskini azaltmaya yardımcı olurken sıkı güvenlik ve satın alma gereksinimlerini destekliyor. Taşınabilir depolama birimlerinin önemli bilgileri her yere taşımayı kolaylaştırdığını ancak bu konforun güvenlikten ödün verilerek sağlanmaması gerektiğini vurgulayan Kingston yetkilileri şu değerlendirmede bulundu: "Kingston'ın veri koruma taahhüdü, kullanıcıların bilinçli güvenlik kararları almasını sağlamak üzerine kuruludur. Bu süreç, öncelikle verinin değerini ve hassasiyetini anlamakla, ardından bu ihtiyaçları donanım tabanlı güvenlik, kullanım kolaylığı ve mevzuat uyumu açısından doğru güvenlik seviyesiyle eşleştirmekle başlıyor." Giderek daha fazla bilgi geleneksel ofis ortamlarının dışına taşınırken, taşınabilir verilerin korunması daha kapsamlı bir veri güvenliği stratejisinin temel unsurlarından biri olarak ele alınmalı. NIST FIPS 140-3 Level 3 doğrulaması, TAA uyumluluğu ve FIPS 197 sertifikasyonu gibi uluslararası düzeyde tanınan güvenlik sertifikalarının yanı sıra sektörel ödüllerle desteklenen Kingston IronKey, bireyler, işletmeler ve yüksek düzeyde regülasyona tabi sektörler için güvenilir veri koruma çözümleri sunmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlıkta Dijital Dönüşüm, Yeni Kariyer Seçenekleri Sunuyor! Haber

Sağlıkta Dijital Dönüşüm, Yeni Kariyer Seçenekleri Sunuyor!

Biyomedikal Cihaz Teknolojisi, Elektronörofizyoloji ve Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği gibi programlar; sağlık, teknoloji, veri ve yapay zekâyı aynı meslek alanında buluşturuyor. YKS yerleştirme sonuçlarının ardından başlayacak ek tercih süreci, ilk yerleştirmede istediği programa yerleşemeyen ya da tercih yapmayan adaylara üniversite için yeni bir fırsat sunuyor. Adaylar ek tercih listelerini oluştururken yalnızca bugünün değil, teknolojik dönüşümle birlikte önümüzdeki yıllarda önem kazanacak meslekleri de değerlendiriyor. Üsküdar Üniversitesi Biyomedikal Cihaz Teknolojisi Program Başkanı Öğr. Gör. Eyser Kılıç, sağlık hizmetlerinde tanı ve tedavide kullanılan binlerce tıbbi cihazın bulunduğunu anlattı. Eyser Kılıç, hastanelerde biyomedikal cihaz teknikerlerine duyulan ihtiyacın neden arttığını şöyle anlattı: “Sağlık hizmetlerinde tanı ve tedavide kullanılmakta olan binlerce tıbbi cihaz bulunmaktadır ve gelişen teknolojiyle birlikte bu cihazların çalışma prensipleri, teknik özellikleri ve kullanım avantajları değişebilmektedir. Yaşamsal öneme sahip tıbbi cihazların sürekli ve doğru bir şekilde çalışabilmesi için bu alanda yeterli donanıma sahip biyomedikal teknikerleri tarafından düzenli olarak bakım ve kalibrasyonlarının yapılması gerekmektedir. Ayrıca sağlık hizmetleri devam ederken bu cihazlarda olası bir arıza ya da sorun oluşması durumunda hızlı bir şekilde alanda uzman biyomedikal teknikerleri tarafından duruma müdahale edilmeli ve gerekli süreçlerin başlatılması gerekir. Dolayısıyla tıpta tıbbi cihazların yeri ve önemi yadsınamaz ve bu cihazların kurulumlarından itibaren artık iş göremez hale gelip hurdaya ayrılmasına kadar geçen süreçte işleyişin devamlılığı için biyomedikal teknikerlerine ihtiyaç duyulmaktadır.” MR'dan yoğun bakıma kadar kritik sorumluluk üstleniyorlar Biyomedikal teknikerlerinin yalnızca cihaz arızası olduğunda devreye giren teknik personel olmadığını vurgulayan Kılıç, “Biyomedikal teknikerleri tıbbi cihazların ilgili birimlere kurulumundan itibaren, cihazların periyodik olarak bakım ve kalibrasyonlarının yapılmasından sorumlu kişilerdir. Tıbbi cihazlarda herhangi bir arıza ya da sorun oluşması durumunda arızayı tespit etmek ve arızanın giderilmesi için gerekli çalışmaları yürütürler. Hastanelerde tıbbi cihazlara ait envanter tutmak, cihazlar çalışmaz duruma geldiğinde hurdaya ayrılması için gerekli prosedürleri yürütmek, yeni bir tıbbi cihaz alınacağı zaman uzman doktorlarla birlikte ilgili cihazın teknik özelliklerini belirlemek gibi görevleri bulunmaktadır.” diye konuştu. Yerli tıbbi cihaz üretimi yeni fırsatlar sağlayabilir Biyomedikal teknikerlerinin yalnızca hastanelerde değil AR-GE ve üretim süreçlerinde de görev alabildiğini kaydeden Kılıç, “Biyomedikal teknikerleri AR-GE faaliyetlerinde, tıbbi cihaz üretim süreçlerinde de görev alabilirler. Bu nedenle yerli tıbbi cihaz üretimi biyomedikal teknikerlerinin ülkemizde üretim aşamalarında istihdam sağlayabilecek bir fırsat sağlar.” dedi. Sağlık ve teknoloji aynı eğitimde buluşuyor Biyomedikal Cihaz Teknolojisi programının sağlık bilimleri ile teknik bilimleri bir araya getirdiğini anlatan Kılıç, öğrencilerin elektrik-elektronik temelli derslerin yanında anatomi ve fizyoloji gibi temel tıp bilimleri derslerini de aldığını belirtti. Öğrencilerin görüntüleme, yaşam destek ve laboratuvar cihazlarının çalışma prensiplerini öğrendiğini ifade eden Kılıç, “Elektrik-elektronik ya da makine gibi teknik alanlara ilgi duyan ve tıp-sağlık alanında kullanılan cihazlarla uğraşmak isteyen kişiler için Biyomedikal Cihaz Teknolojisi programı oldukça uygun ve zevkli bir seçenektir.” diye konuştu. Mezunların kamu ve özel hastanelerin biyomedikal birimlerinin yanı sıra tıbbi cihaz firmalarının teknik servis, satış-pazarlama, kalibrasyon, kalite ve belgelendirme alanlarında görev alabildiğini belirten Kılıç, DGS ile ilgili mühendislik programlarına geçiş imkânı bulunduğunu da söyledi. Beyin ve sinir sisteminin elektriksel dili ölçülüyor Üsküdar Üniversitesi Elektronörofizyoloji Program Başkanı Öğr. Gör. Cansu Özbay, elektronörofizyolojinin sinir sisteminin elektriksel ve fizyolojik faaliyetlerini tıbbi cihazlarla ölçen ve hekimin tanısal değerlendirmesine yardımcı olan bir sağlık alanı olduğunu söyledi. Elektronörofizyoloji teknikerlerinin uzman hekim gözetiminde EEG, EMG ve uyku incelemeleri başta olmak üzere sinir sisteminin fonksiyonlarını ölçen uygulamalarda görev aldığını kaydeden Özbay, MR ve BT gibi anatomik görüntülemelerin yanında fonksiyonel ölçümlerin de tanı sürecinin önemli parçaları olduğuna dikkat çekti. “Hasta ile ileri teknoloji arasında kritik bir köprü” Epilepsi, uyku bozuklukları ve sinir sistemi hastalıklarında teknikerin tanı koymadığını, ancak tanı sürecinin teknik bölümünü yürüttüğünü vurgulayan Özbay, şöyle konuştu: “Burada teknikerin rolü hekimin yerine tanı koymak değil, tanı sürecinin teknik ve uygulamalı bölümünü doğru şekilde yürütmektir. Teknikerin yaptığı iş, hasta, ileri teknoloji cihaz, nörofizyolojik kayıt ve hekim değerlendirmesi arasında kritik bir köprü kurmaktır.” Beyin-bilgisayar arayüzleri geleceği değiştirebilir Nörobilimdeki gelişmelerin elektronörofizyoloji alanına da doğrudan yansıdığını dile getiren Özbay, beyin-bilgisayar arayüzleri, yapay zekâ destekli sinyal analizi, nöromodülasyon ve giyilebilir nörolojik cihazların önem kazanacağına dikkat çekti. Özbay, “Beyin-bilgisayar arayüzleri, nöromodülasyon, yapay zekâ destekli sinyal analizi, giyilebilir nörolojik cihazlar ve gelişmiş nöromonitörizasyon sistemleri ilerledikçe EEG ve diğer biyosinyallerin toplanması ve yorumlanmasına yönelik teknik yetkinliklerin önemi artabilir. Burada elektronörofizyoloji mezununun avantajı, hem insan fizyolojisini hem de biyomedikal cihazlarla çalışmayı öğrenmesidir.” dedi. Nörobilim ve teknoloji aynı meslekte buluşuyor Beyin ve teknolojiye birlikte ilgi duyan gençler açısından programın farklı bir seçenek sunduğunu belirten Özbay, “İnsan vücudu nasıl çalışıyor?’ sorusuyla ilgileniyorsanız nörobilim tarafı var. ‘Bu sistemi teknolojiyle nasıl ölçerim?’ diyorsanız cihaz ve uygulama tarafı var.” dedi. Elektronörofizyoloji mezunlarının kamu ve özel hastanelerde, nöroloji ve nörofizyoloji laboratuvarlarında, uyku merkezlerinde ve nöromonitörizasyon birimlerinde çalışabildiğini ifade eden Özbay, öğrencilerin mezun olduklarında yalnızca teorik bilgiye değil, belirli cihaz ve klinik uygulamalarda çalışma deneyimine de sahip olduklarını belirtti. Dijitalleşen hastaneler sağlık ve bilişimi birlikte bilen çalışan arıyor Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Burcu Dündar Ertemiz, randevudan hasta kayıtlarına, tetkiklerden raporlama ve faturalandırmaya kadar sağlık hizmetlerinin büyük bölümünün artık dijital sistemlerle yürütüldüğünü söyledi. Ertemiz, sağlık sektöründe yalnızca bilişim teknolojilerini bilmenin yeterli olmadığını belirterek, şöyle konuştu: “Sağlık hizmetlerinin nasıl yürüdüğünü, sağlık çalışanlarının kullandığı terminolojiyi, ihtiyaçlarını ve kullanılan verinin niteliğini de anlamak gerekiyor. Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği tam da bu iki alanın kesiştiği noktada yer alıyor. Sağlık alanını tanıyan, aynı zamanda bilişim sistemlerini ve teknolojiyi anlayan insan kaynağına duyulan ihtiyaç sağlık kurumlarının dijitalleşmesiyle birlikte giderek daha görünür hâle geliyor.” Sağlık çalışanları ile bilişim ekipleri arasında köprü Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerlerinin çalışma alanının yalnızca teknik destekle sınırlandırılamayacağını ifade eden Ertemiz, mezunların Hastane Bilgi Yönetim Sistemleri, elektronik sağlık kayıtları, veri yönetimi ve kullanıcı desteği gibi farklı dijital süreçlerde görev alabildiğini söyledi. Mesleğin sağlık çalışanları ile bilişim ekipleri arasında önemli bir köprü oluşturduğunu vurgulayan Ertemiz, “Sağlık çalışanının neye ihtiyaç duyduğunu anlayıp bunu bilişim süreçleri açısından değerlendirebilecek kişilere ihtiyaç var.” dedi. “Yapay zekâ için doğru ve güvenilir sağlık verisi gerekiyor” Yapay zekâ, büyük veri, mobil sağlık, uzaktan sağlık hizmetleri ve giyilebilir teknolojilerin sağlık sektöründe giderek yaygınlaştığını kaydeden Ertemiz, bu teknolojilerin temelinde verinin bulunduğunu söyledi. Ertemiz, “Bir yapay zekâ uygulamasından doğru sonuç alabilmeniz için öncelikle doğru, düzenli, güvenilir ve güvenli bir sağlık verisine ihtiyacınız var. Bu sebeple sağlık verisini anlayan, bilgi sistemlerini kullanabilen, veri güvenliği ve mahremiyet konusunda bilinçli ve yeni teknolojilere uyum sağlayabilen çalışanların önemi giderek artıyor.” diye konuştu. Hasta bakımından çok teknolojiyle çalışmak isteyenlere alternatif Sağlık sektöründe çalışmanın yalnızca hekimlik, hemşirelik veya doğrudan hasta bakımından ibaret olmadığını belirten Ertemiz, hastanelerin güçlü bir teknolojik altyapıya da ihtiyaç duyduğunu vurguladı. “Sağlık alanına ilgi duyan ama ‘Ben doğrudan hasta bakımından ziyade teknolojiyle, bilgisayarla ve veriyle çalışmak istiyorum’ diyen bir öğrenci için Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği farklı bir seçenek sunuyor.” diyen Ertemiz, teknolojiye meraklı ve problem çözmeyi seven gençlerin programı değerlendirebileceğini söyledi. “İki yıl teknoloji açısından oldukça uzun bir süre” Teknolojideki değişim hızına dikkat çeken Ertemiz, bugün yeni olarak konuşulan bazı uygulamaların iki yıl sonra sağlık hizmetlerinin günlük işleyişinin bir parçası olabileceğini belirtti. Ertemiz, “İki yıl özellikle teknoloji açısından aslında oldukça uzun bir süre. Bugün yeni olarak konuştuğumuz bazı uygulamaların iki yıl sonra sağlık hizmetlerinin günlük işleyişinin bir parçası hâline geldiğini görebiliriz. Bu nedenle öğrencilere belirli bir pozisyon ya da iş garantisi üzerinden yaklaşmak yerine, farklı alanlara uyum sağlayabilecek yetkinlikler kazandırmanın daha önemli olduğunu düşünüyoruz.” dedi. Mezunların hastanelerin bilgi sistemleri ve bilgi işlem birimlerinin yanı sıra sağlık yazılımı, dijital sağlık, veri yönetimi, sistem entegrasyonları ve yapay zekâ destekli sağlık uygulamalarında görev alabileceğini kaydeden Ertemiz, yeni çalışma alanlarının önümüzdeki dönemde daha da çeşitleneceğini ifade etti. Öğrencilerin iki yıllık eğitimi yalnızca diploma süreci olarak görmemesi; staj, bilişim becerileri ve sektörel gelişmelerle kendilerini desteklemesi gerektiğini vurgulayan Ertemiz, “Sağlık sektörü değişiyor ve bu değişimin önemli bir bölümü teknoloji üzerinden gerçekleşiyor. Sağlık alanında çalışmak isteyen ama kendisini teknolojiye, bilişime ve veriye daha yakın hisseden gençler için bu program önemli bir alternatif.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Insha GSYF’den Hukuk Teknolojilerine Stratejik Yatırım Haber

Insha GSYF’den Hukuk Teknolojilerine Stratejik Yatırım

Yatırımla birlikte Safahat.ai’nin ürün geliştirme kapasitesinin güçlendirilmesi, kurumsal entegrasyonlarının yaygınlaştırılması ve küresel pazarlara açılma sürecinin hızlandırılması hedefleniyor. Türkiye’nin ilk ve öncü katılım bankası Albaraka Türk, finansal teknolojilerin yanı sıra geleceğe yön veren yenilikçi girişimleri destekleme vizyonu doğrultusunda yatırımlarını sürdürüyor. Albaraka Türk, iştiraki Albaraka Portföy Yönetimi ve Insha Ventures iş birliğiyle kurulan Insha Girişim Sermayesi Yatırım Fonu (Insha GSYF) aracılığıyla, yapay zekâ tabanlı hukuk teknolojileri geliştiren Safahat.ai’nin toplam 590 bin ABD doları tutarındaki pre-seed yatırım turunda yer aldı. Ayrıca yatırım kapsamında Safahat.ai; Insha Ventures’ın stratejik büyüme, teknoloji, iş geliştirme ve fintek ekosistemindeki deneyiminden de yararlanarak ürün ve iş modelini ölçeklendirmeyi hedefliyor. Hukuki iş süreçlerini uçtan uca otomatikleştiriyor Safahat.ai; icra takibi, dava süreçleri ve sözleşme yönetimini tek bir yapay zekâ platformunda bir araya getiriyor. Platform; takip açılışından haciz aşamasına kadar toplu dosya yönetimi ve dilekçe üretiminin yanı sıra dava dosyalarının analizi, süreç takibi, sözleşme üretimi, inceleme ve risk analizi gibi yüksek hacimli hukuki operasyonların otomatikleştirilmesine imkân sağlıyor. Türk hukukuna ve Türkçe hukuki dile özel uyarlanmış yapay zekâ altyapısıyla çalışan Safahat.ai, kurumların veri güvenliği ihtiyaçlarını gözeten on-premises çalışma modeli sayesinde şirketlerin kendi altyapılarında konumlandırılabiliyor. Bu yapı özellikle bankalar, finans kuruluşları ve regülasyon yoğun sektörlerde hukuki verilerin kurum dışına çıkmadan işlenmesine olanak tanırken hukuk profesyonellerinin tekrarlayan operasyonel işlerden ziyade hukuki muhakeme, kontrol ve karar gerektiren alanlara odaklanmasını destekliyor. Yapay zekâ, içerik üretiminin yanı sıra iş süreçlerini de destekliyor Safahat.ai’nin ayrıştığı alanlardan biri, yapay zekâyı yalnızca içerik üretiminde değil; dosya sınıflandırma, önceliklendirme ve iş dağıtımı gibi süreçlerde de kullanması. Platformun öne çıkan yetkinlikleri arasında; İcra takibi süreçlerinde toplu dosya yönetimi ve otomasyon,Dava dosyası analizi, dilekçe hazırlama ve süreç takibi,Sözleşme üretimi, inceleme ve risk analizi,Yapay zekâ destekli dosya sınıflandırma ve önceliklendirme,İş dağıtımı ve operasyonel karar süreçlerinin desteklenmesi,Kurum içi sistemlerle çift yönlü entegrasyon,Verinin kurum dışına çıkmadığı on-premises çalışma modeli yer alıyor. Hasan Sami Bayansar: “Safahat.ai’nin önemli bir büyüme potansiyeli taşıdığına inanıyoruz” Insha Ventures Genel Müdürü Hasan Sami Bayansar, yatırımla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Bugün hukuk ekiplerinin en önemli ihtiyaçlarından biri, artan iş yükünü daha verimli yönetebilmek. Özellikle yüksek hacimli dosyalarda hız kadar veri güvenliği ve süreçlerin doğru yönetilmesi de büyük önem taşıyor. Safahat.ai’nin bu ihtiyaca Türk hukukuna ve Türk hukuk diline özel geliştirdiği teknolojiyle cevap vermesini değerli buluyoruz. Insha Ventures olarak, Insha GSYF üzerinden yatırım yaptığımız Safahat.ai’nin fintekleşme sürecinde stratejik bir rol üstlenerek, fintek alanındaki deneyim ve yetkinliklerimizle yeni nesil finansal hizmetlerin geliştirilmesine öncülük etmeyi hedefliyoruz.” Ahmet Necip Arslan: "Bu yatırımla, hukuk dünyasının dijital dönüşümünü Türkiye'den başlatarak global bir standarda taşımayı hedefliyoruz" Safahat.ai Kurucusu Ahmet Necip Arslan ise şunları söyledi: “Safahat olarak, hukuki süreçlerin uçtan uca otomasyonunu sağlayan yapay zekâ tabanlı bir platform geliştiriyoruz. İcra takibi, dava süreçleri ve sözleşme yönetimini tek bir ekosistemde birleştirerek bankaların, hukuk bürolarının, kamu kurumlarının ve kurumsal müşterilerimizin operasyonel yükünü önemli ölçüde azaltmayı hedefliyoruz. Bizi farklı kılan, Türk mevzuatı ve içtihatları üzerine inşa ettiğimiz, halüsinasyonsuz ve doğrulanabilir çıktılar üreten yapay zekâ altyapımız ile müşterilerimizin veri güvenliği ihtiyaçlarına cevap veren kurum içi (on-premises) kurulum modelimiz. Aynı teknolojiyi İngiltere pazarı için de geliştiriyor, Körfez ülkelerine yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. CoFunds Girişim Sermayesi Yatırım Fonu ve Insha GSYF’nin stratejik yatırımı ve teknoloji desteğiyle, Türkiye’de geliştirdiğimiz bu teknolojiyi hızla küresel pazarlara taşıyarak ülkemizi dünya yapay zekâ ve hukuk teknolojileri sahnesinde en iyi şekilde temsil etmeyi hedefliyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Laykon Bilişim 10 Yaşında! Haber

Laykon Bilişim 10 Yaşında!

Siber güvenlik alanında faaliyet gösteren Laykon Bilişim Teknolojileri, 2016 yılında başladığı yolculuğunun 10. yılını iş ortaklarıyla birlikte kutladı. Şirketin her yıl geleneksel olarak düzenlediği iş ortakları buluşması, bu yıl 10. yıl temasıyla Kıbrıs'ta gerçekleştirildi. Etkinliğe Türkiye genelinden çözüm ortakları katıldı. Etkinlik kapsamında yılın performansı değerlendirilirken, sektördeki güncel tehdit gündemi ve önümüzdeki dönemin teknoloji yol haritası da ele alındı. Buluşmanın en önemli bölümünü ise ödül töreni oluşturdu. Yıl boyunca gösterdikleri performans ve katkıları doğrultusunda otuza yakın iş ortağı Gold, Silver ve Bronz kategorilerinde ödüllendirildi. Laykon Bilişim, Uçtan Uca Siber Güvenlik Portföyüyle Kurumların Güvenlik İhtiyaçlarına Yanıt Veriyor Laykon Bilişim, 10 yılı aşkın sürede oluşturduğu güçlü teknoloji portföyü ve uzman iş ortaklığı ekosistemiyle kurumların bilgi güvenliği ihtiyaçlarına uçtan uca yanıt vermeye devam ediyor. Uç nokta güvenliğinden veri kaybı önlemeye, kimlik ve erişim güvenliğinden tehdit izleme ve yedeklemeye kadar geniş bir alanda çözümler sunan şirket, teknoloji üreticileriyle geliştirdiği iş birliklerini Türkiye genelindeki bayi kanalı aracılığıyla kurumlara ulaştırıyor. Laykon Bilişim’in ilk distribütörlüğünü üstlendiği Bitdefender, uç nokta güvenliği alanında sunduğu Antivirus, EDR ve XDR çözümleriyle portföyün önemli yapı taşlarından birini oluşturuyor. Şirket, 2026 yılının son çeyreğinden itibaren Bitdefender’ın MDR (Managed Detection and Response) hizmetlerini de iş ortakları aracılığıyla kurumların kullanımına sunarak, 7/24 tehdit izleme, tespit ve müdahale yetkinliklerini daha geniş bir müşteri kitlesine ulaştırmayı hedefliyor. Veri güvenliği tarafında ise Netwrix Endpoint Protector DLP, kurumların hassas verilerini korumasına ve veri kayıplarının önüne geçmesine yardımcı olurken, yeni nesil yapay zekâ destekli kontrol yetenekleriyle veri güvenliği süreçlerine daha gelişmiş bir yaklaşım kazandırıyor. Laykon Bilişim, siber güvenlik portföyünü tamamlayan yeni teknoloji yatırımlarıyla da dikkat çekiyor. Pixven ITSM çözümü ile BT hizmet yönetimi süreçlerine destek sunan şirket, Narbulut’un yeni VM Backup çözümünü de etkinlik kapsamında iş ortaklarının dikkatine sundu. Kimlik ve erişim güvenliği alanında GaterZone PAM, ayrıcalıklı hesapların ve erişimlerin güvenli şekilde yönetilmesini sağlarken LogTin çok faktörlü kimlik doğrulama yetenekleriyle kurumların erişim güvenliğini güçlendiriyor. Güvenlik olaylarının izlenmesi ve analizinde LogAlarm SIEM+, parola güvenliği ve şifreli dosya paylaşımı ihtiyaçlarında ise Netwrix Password Secure çözümleri portföyü tamamlıyor. "On Yılda Kurduğumuz En Büyük Değer İş Ortaklarımızla Olan Bağımız" Şirketin 10 yıllık yolculuğunu değerlendiren Laykon Bilişim Teknolojileri Genel Müdürü Barbaros Akkoyunlu, "2016 yılında Bitdefender'ın Türkiye distribütörlüğüyle başladığımız bu yolda bugün sekiz farklı markanın çözümlerini Türkiye pazarına sunar hale geldik. Bu büyümenin arkasında tek bir gerçek var, o da iş ortaklarımızla kurduğumuz güven ilişkisi. Biz kendimizi yalnızca bir dağıtım şirketi olarak değil, iş ortaklarımızı teknik bilgi, satış desteği ve pazarlama gücü anlamında yanında duran bir çözüm ortağı olarak konumlandırıyoruz. Onuncu yılımızı kutladığımız bu buluşmada da odağımız değişmedi. Amacımız yine beraber ürettiğimiz değeri paylaşmak ve önümüzdeki döneme birlikte hazırlanmak. Her yıl olduğu gibi bu yıl da bize güç veren tüm iş ortaklarımıza teşekkür ediyoruz." dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şirketlerde ‘Excel Devleti’ Büyüyor Haber

Şirketlerde ‘Excel Devleti’ Büyüyor

Kurumsal yazılım pazarının küresel oyuncularından Industrial Application Software (IAS), Canias ERP’nin süreç odaklı ve entegre yapısıyla şirketlerin operasyonlarını tek veri kaynağı üzerinden daha güvenli, izlenebilir ve sürdürülebilir bir dijital omurga üzerinde yönetmesini sağlıyor. Elektronik tablolar şirketler için hızlı, esnek ve erişilebilir çalışma araçları olmayı sürdürüyor. Ancak kritik operasyonlar kurumsal sistemler yerine kişisel dosyalar, departman içi listeler ve e-posta ekleri üzerinden yönetilmeye başladığında, bu pratiklik zamanla görünmez bir kontrol riskine dönüşüyor. Satın alma takibi, üretim planı, stok güncellemesi, fiyat listesi, bakım çizelgesi, tahsilat takibi veya müşteri siparişi gibi süreçler kişisel dosyalara taşındıkça, şirketin operasyonel hafızası da kurumsal sistemlerden kişilere ve dosya versiyonlarına bağımlı hale geliyor. Elektronik tablo kullanımına ilişkin akademik çalışmalar da bu riskin ölçeğine dikkat çekiyor. Raymond R. Panko’nun elektronik tablo hatalarına ilişkin araştırma derlemesi, elektronik tablo hatalarının yaygın ve tespit edilmesi zor olduğunu; özellikle büyük ve operasyonel amaçlı kullanılan dosyalarda hatalı sonuç üretme riskinin arttığını ortaya koyuyor. Aynı çalışma, kurumların ve kullanıcıların elektronik tabloların doğruluğuna çoğu zaman gereğinden fazla güvendiğini de vurguluyor. Kişisel dosyalar kurumsal kontrolü zayıflatıyor Bir gölge BT örneği olarak ele alınması gereken elektronik tablolar ve e-posta ekleri odaklı iş yapma biçimleri, çoğu zaman sorunun kendisinden ziyade kurumsal sistemlerin süreçleri uçtan uca kapsayamamasının bir belirtisi. Bir departman kendi raporunu, başka bir ekip kendi stok listesini, finans birimi ayrı bir maliyet tablosunu, satış ekibi ise farklı bir tahmin dosyasını kullandığında kurum içinde tek bir veri gerçeği yerine birbirinden kopuk versiyonlar oluşuyor. Bu durum, ilk bakışta karar alma süreçlerine hız kazandırıyor gibi görünse de uzun vadede izlenebilirliği, kontrol kabiliyetini ve karar kalitesini zayıflatıyor. Dosyanın sahibinin değişmesi, formülün bozulması, e-posta ile paylaşılan eski versiyonun kullanılmaya devam etmesi ya da manuel veri girişindeki küçük bir hata, kritik bir operasyonun yanlış bilgiyle yönetilmesine neden olabiliyor. Bu nedenle kişisel dosyalara dayalı çalışma biçimi yalnızca operasyonel verimlilik meselesi olarak görülmemeli; veri güvenliği, yetki yönetimi, denetim izi ve kurumsal hafıza açısından da değerlendirilmelidir. “Excel devleti” şirket içinde gölge operasyon alanı yaratıyor Kurumsal sistemlerin dışında büyüyen dosya düzeni, zamanla şirket içinde görünmeyen bir “Excel devleti” yaratıyor. Her departmanın kendi dosyası, kendi raporu ve kendi doğrusu oluştuğunda süreçler merkezi sistemlerden kopuyor. Operasyon hacmi arttıkça manuel güncelleme ihtiyacı çoğalıyor, dosya trafiği karmaşıklaşıyor ve hangi verinin güncel olduğu sorusu giderek daha kritik hale geliyor. Örneğin aynı stok verisinin farklı departmanlarda farklı görünmesi, maliyet hesaplarının güncel olmayan dosyalardan yapılması, üretim planlarının manuel listelere göre revize edilmesi veya satış tahminlerinin kişisel dosyalarda tutulması; şirketin yalnızca günlük operasyonunu değil, stratejik karar alma kalitesini de etkiliyor. Kurumsal kontrolün güçlenmesi için verinin kişisel dosyalarda değil, süreçlerin doğal akışı içinde oluştuğu entegre sistemlerde yönetilmesi gerekiyor. Tek veri kaynağı kurumsal hafızayı güçlendiriyor Kurumsal kaynak planlama pazarının liderlerinden Industrial Application Software (IAS), şirketlerin kritik operasyonlarını tek veri kaynağı üzerinden yönetmesinin izlenebilirlik ve sürdürülebilir büyüme açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor. Canias ERP; satın almadan üretime, stoktan finansa, kaliteden raporlamaya kadar farklı süreçleri entegre bir yapı içinde ele alarak operasyonların kişisel dosyalara değil, kurumsal sisteme dayanmasını sağlıyor. Canias’ın süreç odaklı yapısı sayesinde veri, süreçlerin dışında manuel olarak taşınan bir unsur olmaktan çıkıyor; operasyonun içinde üretilen, güncellenen ve izlenebilen bir kurumsal kaynağa dönüşüyor. Böylece şirketler yalnızca veriye daha hızlı erişmekle kalmıyor; hangi bilginin ne zaman, kim tarafından ve hangi süreç içinde oluşturulduğunu da takip edebiliyor. Bu sayede raporlama kalitesi artarken hata riski azalıyor ve karar alma süreçleri için daha güvenilir bir zemin oluşuyor. “Kritik süreçler kişisel dosyalara emanet edilmemeli” IAS Yetkinlik Merkezi Direktörü Pelin IŞIK , şirketlerde kişisel dosyalar üzerinden yürüyen operasyonların kurumsal kontrol açısından önemli riskler yarattığını belirterek şunları söyledi: “Excel ve benzeri araçlar esnek görünse de kritik süreçler kişisel dosyalara kaydığında/emanet edildiğinde şirketin kontrol kabiliyeti zayıflıyor.Üstelik geleneksel tablolar, bugün yapay zeka ve gelişmiş iş zekası (BI) araçlarının ihtiyaç duyduğu canlı ve doğrulanmış veriyi beslemekte yetersiz kalıyor. Canias ERP’nin süreç odaklı ve entegre yapısı ise operasyonları tek bir güvenilir veri kaynağında toplayarak şirketlere hem bugün için güçlü bir izlenebilirlik sunuyor hem de geleceğin yapay zeka tabanlı karar destek mekanizmalarına sağlam bir zemin hazırlıyor.” Kurumsal sistemlerin süreç yönetimi altyapısı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan IAS Yetkinlik Merkezi Direktörü Pelin IŞIK sözlerini şöyle sürdürdü: “Şirketlerde sürdürülebilir kontrol, verinin tek bir yerde tutulmasından daha fazlasını gerektiriyor. Önemli olan, süreçlerin doğru sistem üzerinde tasarlanması ve verinin bu süreçlerin doğal çıktısı olarak oluşmasıdır. Canias ile şirketler operasyonlarını uçtan uca entegre edebilir, süreç sahipliğini netleştirebilir ve raporlamayı kişisel dosyalara bağımlı olmaktan çıkarabilir. Bu da hem kurumsal hafızayı güçlendirir hem de büyüme yolculuğunu daha sağlam bir dijital altyapıya taşır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Barikat, Bilişim 500'de Veri Güvenliği Yazılımındaki Liderliğini Bir Kez Daha Tescilledi Haber

Barikat, Bilişim 500'de Veri Güvenliği Yazılımındaki Liderliğini Bir Kez Daha Tescilledi

Barikat, Bilişim 500'de farklı kategorilerde üst üste 4 yıldır ortaya koyduğu liderlik başarısını bu yıl da sürdürdü. 2018 ve 2019 yılındaki liderliklerinin ardından, 2023, 2024 ve 2025 yıllarında “Sistem Entegratörü – İş Ortağı” ve “Veri Güvenliği Yazılımı” olmak üzere iki farklı kategoride de zirvede yer alan Barikat, bu yıl da kazandığı "Yılın Veri Güvenliği Yazılımı Birinciliği" ödülüyle Bilişim 500'deki başarı zincirine bir halka daha ekledi. “Dijital dayanıklılığı güçlendirmeye kararlılıkla devam edeceğiz” Barikat Siber Güvenlik CTO’su Umut Dinçkol, Barikat’ın Bilişim 500’de yıllara yayılan istikrarlı başarısına ilişkin değerlendirmesinde, "Barikat’ın uzun yıllardır istikrarlı biçimde sürdürdüğü Ar-Ge yatırımları, uzman kadrosu ve müşterileriyle kurduğu güven ilişkisi bu başarının temelini oluşturuyor. Ben de böylesine güçlü bir yapının parçası olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Önümüzdeki dönemde bu birikimi, geleceğin risklerine yanıt veren teknolojilere dönüştürerek Türkiye’nin yerli siber güvenlik kapasitesini artırmayı ve kurumların dijital dayanıklılığını daha da güçlendirmeyi sürdüreceğiz" dedi. Yıllara yayılan başarı, güçlü teknoloji vizyonu Barikat, kamu kurumlarından kritik altyapılara, finans sektöründen özel sektöre kadar farklı ölçeklerdeki kurumlara sunduğu siber güvenlik çözümleriyle faaliyetleri her yıl büyüterek sürdürürken; veri güvenliği, bulut güvenliği, yapay zekâ güvenliği ve kritik altyapı güvenliği alanlarında geliştirdiği teknolojilerle kurumların dijital dayanıklılığını artırmaya devam ediyor. TERA Holding çatısı altında büyümesini hızlandıran şirket, Barikat Akademi ve üniversite iş birlikleriyle nitelikli siber güvenlik uzmanlarının yetişmesine katkı sağlayarak Türkiye'nin siber güvenlik ekosisteminin gelişimini destekliyor. İnovasyon odaklı yaklaşımı ve kesintisiz çözüm sunma anlayışıyla Barikat, sektörde standartları belirleyen şirketler arasında yer almayı sürdürüyor. Bilişim 500’deki bu başarı, Barikat’ın sektöründe sürdürdüğü teknoloji liderliğinin ve kurumsal büyüme stratejisinin en somut göstergelerinden biri olmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dijital Sağlıkta Güven ve Sorumluluk Dönemi Haber

Dijital Sağlıkta Güven ve Sorumluluk Dönemi

Özellikle açık hava aktivitelerinin, sporun ve seyahatlerin zirveye ulaştığı, hareket ve sağlık takibi ihtiyacının en çok arttığı Temmuz ayı ve yaz döneminde, bu teknolojilerin sunduğu rehberlik hayati bir önem kazanıyor. Huawei; küresel Ar-Ge yatırımları, tıp dünyasıyla gerçekleştirdiği bilimsel iş birlikleri ve uluslararası düzeyde tescillenmiş medikal sertifikasyonlarıyla dijital sağlıkta yeni bir güven ve sorumluluk dönemine öncülük ediyor. Günümüz dünyasında dijital sağlık, bireylerin kendi yaşam kalitelerini yönetme biçimini kökten değiştiriyor. Teknoloji ile sağlık arasındaki bu kesişim noktası, kullanıcıları sadece veri tüketen pasif izleyiciler olmaktan çıkarıp, kendi sağlıklarının aktif yöneticileri haline getiriyor. Ancak bu dönüşümün kalıcı ve faydalı olabilmesi, giyilebilir teknolojilerin güven, doğruluk ve sorumluluk temelleri üzerine inşa edilmesini zorunlu kılıyor. Yaz Dinamizmi ve Mevsimsel Sağlık Takibi Yaz aylarının gelişiyle birlikte artan sıcaklıklar ve nem, açık havada yapılan antrenmanlarda kardiyovasküler sistem üzerinde ek bir yük oluşturabiliyor. İnsanlar sağlıklı yaşam ilkelerini ve yazın alınması gereken önlemleri teoride çok iyi bilseler de bu bilgileri günlük alışkanlıklarına dönüştürmekte, yani eyleme geçmekte sıklıkla zorlanıyor. Sıcak havalarda vücudun sıvı dengesini korumak, kalp hızını kontrol altında tutmak ve uyku kalitesini optimize etmek, teorik bilgi ile pratik yaşam arasındaki boşluğu daha da derinleştiriyor. Giyilebilir teknolojilerin asıl sorumluluğu tam bu noktada, yani mevsimsel değişimlerin getirdiği fiziksel zorluklarda başlıyor. Akıllı cihazlar, karmaşık biyolojik verileri herkesin anlayabileceği basit, tutarlı ve proaktif geri bildirimlere dönüştürerek bu açığı kapatıyor. Kullanıcıya sıcak yaz günlerinde sadece kaç adım attığını söylemek yerine, uykusunun kalitesini analiz ederek yaşam tarzını nasıl iyileştirebileceğine dair bilimsel tavsiyeler sunan bir asistan, dijital sağlıkta gerçek bir davranışsal dönüşümü tetikliyor. Sıcak Havalarda Klinik Düzeyde Doğruluk ve Standartlar Sıcak havalarda damarların genişlemesiyle birlikte tansiyon seviyelerinde yaşanan dalgalanmalar, giyilebilir cihazların sunduğu verilerin doğruluğunu her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Teknolojinin sunduğu sağlık verilerinin hayatı iyileştirebilmesi, bu verilerin doğruluğuna ve arkasındaki bilimsel temele bağlıdır. Huawei, bu doğruluğu sağlamak adına Çin ve Avrupa’daki son teknoloji sağlık laboratuvarlarında çok disiplinli bir Ar-Ge ağı yönetiyor. Bu çalışmaların en somut kanıtı olan HUAWEI WATCH D2, sunduğu gelişmiş ölçüm teknolojileriyle yaz aylarında güvenli egzersiz yapmayı kolaylaştırıyor. Geleneksel PPG tabanlı tahmini ölçüm metotlarından ayrılan bu teknoloji, saat kayışına entegre edilen Ultra Dar Mekanik Hava Yastığı sayesinde osilometrik ölçüm metodunu temel alarak doğrudan ve kesin sonuçlar sunuyor. Cihazın kan basıncı izleme, elektrokardiyogram ve yirmi dört saatlik ayaktan kan basıncı izleme özellikleri, Avrupa Birliği'nin en sıkı medikal yazılım yönetmeliği olan CE MDR standartlarına göre belgelendirilmiş durumda. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı (TİTCK) onaylı bir medikal cihaz olarak güvenilirliğini ortaya koyan bu ekosistem, evrensel AAMI, ESH (Avrupa Hipertansiyon Cemiyeti) ve ISO standartları ile tam uyumlu olarak tasarlanıp test ediliyor. Avrupa'nın yanı sıra Çin'de NMPA ve Malezya'da MDA onaylarını da alan teknoloji, dijital sağlıkta güven sınırlarını küresel ölçekte tescilliyor. Herkes İçin Güvenli Yaz Aktivitesi Huawei'in dijital sağlık vizyonu, teknolojiyi klinik araştırmaların ve toplumsal faydanın bir parçası haline getirerek her mevsim güvenli aktiviteyi teşvik etmeyi hedefliyor. Yapay zekâ ve kardiyovasküler hastalıklar alanındaki en iddialı Avrupa Birliği girişimlerinden biri olan iCARE4CVD programına katılan tek giyilebilir cihaz üreticisi olan şirket, akıllı cihazların sürekli ölçüm yeteneğini kronik hastalık yönetiminde doktorların hizmetine sunmayı amaçlıyor. Geliştirilen yeni ekosistem özellikleri sayesinde kullanıcılar, sıcak havalarda daha da kritik hale gelen EKG ve tansiyon gibi hassas verilerini Sağlık Topluluğu aracılığıyla aile üyeleri ve hekimleriyle güvenle paylaşabiliyor. Bununla birlikte, dijital sağlığın kapsayıcı olması gerektiği inancıyla hareket eden şirket, tekerlekli sandalye kullanıcıları gibi engelli bireylerin sıcak yaz günlerinde hareket ve aktivite takibini doğru yapabilmek için özel algoritmalar geliştiriyor. Standart modellerin dışındaki ihtiyaçları anlayarak her bireye adil bir sağlık takibi sunmak, teknolojinin toplumsal sorumluluğunun en somut göstergesi olarak kabul ediliyor. Sıcak Yaz Günlerinde Tavizsiz Veri Güvenliği Sağlık verileri, özellikle seyahatlerin ve dış mekan aktivitelerinin arttığı bu hareketli dönemde bir bireyin sahip olduğu en hassas ve kişisel bilgilerdir. Bu nedenle dijital sağlıkta güven, veri güvenliğiyle eş anlamlıdır. Huawei, giyilebilir cihazlarında topladığı tüm biyometrik verileri cihaz içinde uçtan uca şifreleyerek güvence altına alıyor. Bulut aktarımları ve üçüncü taraf veri paylaşımları, yalnızca kullanıcının açık ve bilinçli onayıyla gerçekleştiriliyor. Kullanıcı, verilerinin nerede depolandığını, kimlerle paylaşıldığını ve nasıl kullanıldığını tam olarak kontrol etme hakkına sahip oluyor. Giyilebilir teknoloji, şık bir aksesuar olmanın çok ötesine geçerek yaşam kalitemizi proaktif olarak koruyan, eyleme dökülebilir tavsiyeler sunan ve en önemlisi mahremiyetimize saygı duyan güvenilir bir yaşam asistanına dönüşüyor. Huawei, bilimsel araştırmalara ve uluslararası tıp standartlarına dayanan bu yeni dönemi, teknolojinin insanlığa hizmet etme sorumluluğunun bir gereği olarak görüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Turkcell, Yapay Zekâ Altyapısına Beş Farklı Katmanda Yatırım Yapıyor Haber

Turkcell, Yapay Zekâ Altyapısına Beş Farklı Katmanda Yatırım Yapıyor

Teknoloji, mobil iletişim ve yapay zekâ dünyasının küresel temsilcileri, 7-10 Temmuz tarihlerinde İsviçre’nin Cenevre kentinde bir araya geldi. Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) tarafından düzenlenen İyilik İçin Yapay Zekâ Zirvesi’nde konuşan Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, yapay zekâ yarışının artık yalnızca model yarışı olmadığını söyledi. Koç, “Yapay zekâ artık bir model meselesi değil, bir altyapı meselesidir. Kim altyapıya hükmederse, geleceğe de o hükmeder. Güçlü bir dijital geleceğin anahtarı yapay zekâdaysa, yapay zekânın geleceği de sağlam ve bağımsız bir altyapıdadır” dedi. Turkcell'in, yapay zekânın temel katmanlarına yönelik yatırımlarını da paylaşan Koç, şirketin Türkiye'nin dijital geleceğini taşıyacak bölgesel bir teknoloji sağlayıcısı olma hedefini vurguladı. “Yapay zekâ, 5 temel katman üzerinde yükseliyor” Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, “Yapay zekâ çağında belirleyici faktör artık yalnızca modellerin büyüklüğü ya da işlem kapasitesi değil. Zekâyı veri merkezlerinden çıkarıp gerçek dünyaya taşıyacak, yapay zekâ temelli bir altyapı kurabilmek giderek daha kritik hale geliyor. Bu altyapı; enerji, çip ve işlem gücü, veri merkezi ile bulut, modeller ve uygulamalardan oluşan beş temel katman üzerinde yükseliyor. Şebeke ise bütün bu katmanları bir araya getiren ana platform konumunda. Yapay zekâ; şebeke planlamasından enerji verimliliğine kadar ağları daha öngörülü ve dayanıklı hale getiriyor. Yeni nesil şebekeler de yapay zekâyı veri merkezlerinden çıkarıp insanlara, cihazlara, şehirlere ve endüstrilere ulaştıran temel altyapıyı sağlıyor” dedi. “Hedefimiz, dijital altyapıda operasyonel milli bağımsızlık” Turkcell’in yatırımlarına değinen Koç şöyle devam etti: “Bugün küresel güç mücadelesinin en kritik cephelerinden biri şu: Enerjisini kendi üreten, verisini kendi topraklarında işleyen, bulutunu kendi kuran ülkeler yarının belirleyicisi olacak. Turkcell'in neden enerji yatırımları yaptığının, neden veri merkezleri kurduğunun, neden bulut teknolojilerinde vites yükselttiğinin cevabı tam da bu vizyonumuzla ilişkili. Enerji, veri, bulut, model ve uygulamalara yönelik çalışmalarımızın hepsi bütünsel bir stratejinin parçaları. Turkcell olarak hedefimiz, dijital altyapıda operasyonel bağımsızlık. Doğu’ya ya da Batı’ya bağımlı olmadan, ulusal regülasyonlarımızdan taviz vermeden, açık, dengeli ve çok kaynaklı bir teknoloji yaklaşımıyla ilerliyoruz. Bu, şirketimizin de ötesinde bizim milli sorumluluğumuz. Ülkemize kurduğumuz her altyapıyı, milli geleceğimize atılmış stratejik bir imza olarak görüyoruz.” Yapay zekânın 5 temel katmanında Turkcell neler yapıyor? ENERJİ: Turkcell, “daha fazla bit, daha az watt” yaklaşımıyla rüzgâr ve güneş enerjisi santrallerindeki toplam aktif kurulu gücünü 99,1 MW’a yükseltti. GSMA Mobile Net Zero inisiyatifine katılan dünyadaki ilk 8 operatör arasında yer alan Turkcell, 2050’de net sıfır şirket olmayı hedefliyor. Elektrik tüketiminin tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılayan şirket, sürdürülebilirlik odaklı çalışmalarıyla da sektöre liderlik ediyor. Dünyanın önde gelen çevresel raporlama platformu Karbon Saydamlık Projesi’nin (CDP) İklim Değişikliği ve Tedarikçi Katılımı derecelendirmelerinde en yüksek not olan “A” seviyesine sahip olan şirket, TIME ve Statista’nın hazırladığı World’s Best Companies in Sustainable Growth 2026 sıralamasında kendi sektöründe 1’inci oldu. ÇİP VE İŞLEM GÜCÜ: Turkcell, doğrudan çip üretimi yerine; yüksek işlem kapasitesine erişimi güçlendirecek teknoloji ortaklıklarına ve çok kaynaklı tedarik yaklaşımına odaklanıyor. Sistemi tek bir teknolojiye, ekosisteme ya da tedarik modeline bağımlı kalmadan; açık, dengeli ve çok kaynaklı bir yaklaşımla kuruyor. Böylece yapay zekâ çağında ihtiyaç duyulan işlem gücünü güvenli, esnek ve ölçeklenebilir bir altyapı üzerinden sunmayı hedefliyor. VERİ MERKEZİ VE BULUT: Şirketin veri merkezi işletmeciliğine yönelik yatırımları 2026 ilk çeyrek itibarıyla 598 milyon Euro’ya ulaşırken, 4 binin üzerinde şirkete hizmet veren veri merkezi ve bulut hizmetleri gelirleri 8,5 milyar TL’ye yükseldi. Google Cloud ile hayata geçirilecek Türkiye’nin ilk hiper ölçekli bulut bölgesi de bu vizyonun en stratejik adımlarından biri olacak. Bu iş birliğiyle ileri seviye bulut ve yapay zekâ yetkinliklerinin Türkiye regülasyonları altında sunulması, veri güvenliği ve veri egemenliği açısından kritik bir eşik oluşturacak. MODELLER: Turkcell, tek bir modele bağımlı kalmak yerine “doğru modeli doğru işe bağlama” yaklaşımını benimsiyor. Türkçe dil yeteneklerine odaklanan yapay zekâ mimarileriyle müşterilerin sorularını daha iyi anlayan, bağlamı daha doğru okuyan ve daha kişiselleştirilmiş yanıtlar verebilen çözümler geliştiriyor. UYGULAMALAR: Turkcell, yapay zekâyı yalnızca teknoloji laboratuvarlarında değil, günlük iş süreçlerinde de kullanıyor. Yazılım geliştirme süreçlerinde kod üretiminin yüzde 25’ini yapay zekâ desteğiyle gerçekleştirirken; yeni nesil chatbot, dijital asistan ve müşteri deneyimi çözümleriyle yapay zekâyı operasyonlarının içine taşıyor. Turkcell’in dijitalleşen yüzünü ve teknoloji şirketine dönüşümünü temsil eden Teknocan da bu vizyonun görünür örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Şirket, geliştirdiği yapay zekâ çözümlerini kamu, finans, savunma ve havacılık gibi stratejik sektörlerin ihtiyaçlarına göre uyarlayarak Türkiye’nin dijital dönüşümünde güvenilir teknoloji iş ortağı olmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.