Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Veri Güvenliği

Kapsül Haber Ajansı - Veri Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Veri Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dijital Sağlıkta Güven ve Sorumluluk Dönemi Haber

Dijital Sağlıkta Güven ve Sorumluluk Dönemi

Özellikle açık hava aktivitelerinin, sporun ve seyahatlerin zirveye ulaştığı, hareket ve sağlık takibi ihtiyacının en çok arttığı Temmuz ayı ve yaz döneminde, bu teknolojilerin sunduğu rehberlik hayati bir önem kazanıyor. Huawei; küresel Ar-Ge yatırımları, tıp dünyasıyla gerçekleştirdiği bilimsel iş birlikleri ve uluslararası düzeyde tescillenmiş medikal sertifikasyonlarıyla dijital sağlıkta yeni bir güven ve sorumluluk dönemine öncülük ediyor. Günümüz dünyasında dijital sağlık, bireylerin kendi yaşam kalitelerini yönetme biçimini kökten değiştiriyor. Teknoloji ile sağlık arasındaki bu kesişim noktası, kullanıcıları sadece veri tüketen pasif izleyiciler olmaktan çıkarıp, kendi sağlıklarının aktif yöneticileri haline getiriyor. Ancak bu dönüşümün kalıcı ve faydalı olabilmesi, giyilebilir teknolojilerin güven, doğruluk ve sorumluluk temelleri üzerine inşa edilmesini zorunlu kılıyor. Yaz Dinamizmi ve Mevsimsel Sağlık Takibi Yaz aylarının gelişiyle birlikte artan sıcaklıklar ve nem, açık havada yapılan antrenmanlarda kardiyovasküler sistem üzerinde ek bir yük oluşturabiliyor. İnsanlar sağlıklı yaşam ilkelerini ve yazın alınması gereken önlemleri teoride çok iyi bilseler de bu bilgileri günlük alışkanlıklarına dönüştürmekte, yani eyleme geçmekte sıklıkla zorlanıyor. Sıcak havalarda vücudun sıvı dengesini korumak, kalp hızını kontrol altında tutmak ve uyku kalitesini optimize etmek, teorik bilgi ile pratik yaşam arasındaki boşluğu daha da derinleştiriyor. Giyilebilir teknolojilerin asıl sorumluluğu tam bu noktada, yani mevsimsel değişimlerin getirdiği fiziksel zorluklarda başlıyor. Akıllı cihazlar, karmaşık biyolojik verileri herkesin anlayabileceği basit, tutarlı ve proaktif geri bildirimlere dönüştürerek bu açığı kapatıyor. Kullanıcıya sıcak yaz günlerinde sadece kaç adım attığını söylemek yerine, uykusunun kalitesini analiz ederek yaşam tarzını nasıl iyileştirebileceğine dair bilimsel tavsiyeler sunan bir asistan, dijital sağlıkta gerçek bir davranışsal dönüşümü tetikliyor. Sıcak Havalarda Klinik Düzeyde Doğruluk ve Standartlar Sıcak havalarda damarların genişlemesiyle birlikte tansiyon seviyelerinde yaşanan dalgalanmalar, giyilebilir cihazların sunduğu verilerin doğruluğunu her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Teknolojinin sunduğu sağlık verilerinin hayatı iyileştirebilmesi, bu verilerin doğruluğuna ve arkasındaki bilimsel temele bağlıdır. Huawei, bu doğruluğu sağlamak adına Çin ve Avrupa’daki son teknoloji sağlık laboratuvarlarında çok disiplinli bir Ar-Ge ağı yönetiyor. Bu çalışmaların en somut kanıtı olan HUAWEI WATCH D2, sunduğu gelişmiş ölçüm teknolojileriyle yaz aylarında güvenli egzersiz yapmayı kolaylaştırıyor. Geleneksel PPG tabanlı tahmini ölçüm metotlarından ayrılan bu teknoloji, saat kayışına entegre edilen Ultra Dar Mekanik Hava Yastığı sayesinde osilometrik ölçüm metodunu temel alarak doğrudan ve kesin sonuçlar sunuyor. Cihazın kan basıncı izleme, elektrokardiyogram ve yirmi dört saatlik ayaktan kan basıncı izleme özellikleri, Avrupa Birliği'nin en sıkı medikal yazılım yönetmeliği olan CE MDR standartlarına göre belgelendirilmiş durumda. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı (TİTCK) onaylı bir medikal cihaz olarak güvenilirliğini ortaya koyan bu ekosistem, evrensel AAMI, ESH (Avrupa Hipertansiyon Cemiyeti) ve ISO standartları ile tam uyumlu olarak tasarlanıp test ediliyor. Avrupa'nın yanı sıra Çin'de NMPA ve Malezya'da MDA onaylarını da alan teknoloji, dijital sağlıkta güven sınırlarını küresel ölçekte tescilliyor. Herkes İçin Güvenli Yaz Aktivitesi Huawei'in dijital sağlık vizyonu, teknolojiyi klinik araştırmaların ve toplumsal faydanın bir parçası haline getirerek her mevsim güvenli aktiviteyi teşvik etmeyi hedefliyor. Yapay zekâ ve kardiyovasküler hastalıklar alanındaki en iddialı Avrupa Birliği girişimlerinden biri olan iCARE4CVD programına katılan tek giyilebilir cihaz üreticisi olan şirket, akıllı cihazların sürekli ölçüm yeteneğini kronik hastalık yönetiminde doktorların hizmetine sunmayı amaçlıyor. Geliştirilen yeni ekosistem özellikleri sayesinde kullanıcılar, sıcak havalarda daha da kritik hale gelen EKG ve tansiyon gibi hassas verilerini Sağlık Topluluğu aracılığıyla aile üyeleri ve hekimleriyle güvenle paylaşabiliyor. Bununla birlikte, dijital sağlığın kapsayıcı olması gerektiği inancıyla hareket eden şirket, tekerlekli sandalye kullanıcıları gibi engelli bireylerin sıcak yaz günlerinde hareket ve aktivite takibini doğru yapabilmek için özel algoritmalar geliştiriyor. Standart modellerin dışındaki ihtiyaçları anlayarak her bireye adil bir sağlık takibi sunmak, teknolojinin toplumsal sorumluluğunun en somut göstergesi olarak kabul ediliyor. Sıcak Yaz Günlerinde Tavizsiz Veri Güvenliği Sağlık verileri, özellikle seyahatlerin ve dış mekan aktivitelerinin arttığı bu hareketli dönemde bir bireyin sahip olduğu en hassas ve kişisel bilgilerdir. Bu nedenle dijital sağlıkta güven, veri güvenliğiyle eş anlamlıdır. Huawei, giyilebilir cihazlarında topladığı tüm biyometrik verileri cihaz içinde uçtan uca şifreleyerek güvence altına alıyor. Bulut aktarımları ve üçüncü taraf veri paylaşımları, yalnızca kullanıcının açık ve bilinçli onayıyla gerçekleştiriliyor. Kullanıcı, verilerinin nerede depolandığını, kimlerle paylaşıldığını ve nasıl kullanıldığını tam olarak kontrol etme hakkına sahip oluyor. Giyilebilir teknoloji, şık bir aksesuar olmanın çok ötesine geçerek yaşam kalitemizi proaktif olarak koruyan, eyleme dökülebilir tavsiyeler sunan ve en önemlisi mahremiyetimize saygı duyan güvenilir bir yaşam asistanına dönüşüyor. Huawei, bilimsel araştırmalara ve uluslararası tıp standartlarına dayanan bu yeni dönemi, teknolojinin insanlığa hizmet etme sorumluluğunun bir gereği olarak görüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Turkcell, Yapay Zekâ Altyapısına Beş Farklı Katmanda Yatırım Yapıyor Haber

Turkcell, Yapay Zekâ Altyapısına Beş Farklı Katmanda Yatırım Yapıyor

Teknoloji, mobil iletişim ve yapay zekâ dünyasının küresel temsilcileri, 7-10 Temmuz tarihlerinde İsviçre’nin Cenevre kentinde bir araya geldi. Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) tarafından düzenlenen İyilik İçin Yapay Zekâ Zirvesi’nde konuşan Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, yapay zekâ yarışının artık yalnızca model yarışı olmadığını söyledi. Koç, “Yapay zekâ artık bir model meselesi değil, bir altyapı meselesidir. Kim altyapıya hükmederse, geleceğe de o hükmeder. Güçlü bir dijital geleceğin anahtarı yapay zekâdaysa, yapay zekânın geleceği de sağlam ve bağımsız bir altyapıdadır” dedi. Turkcell'in, yapay zekânın temel katmanlarına yönelik yatırımlarını da paylaşan Koç, şirketin Türkiye'nin dijital geleceğini taşıyacak bölgesel bir teknoloji sağlayıcısı olma hedefini vurguladı. “Yapay zekâ, 5 temel katman üzerinde yükseliyor” Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, “Yapay zekâ çağında belirleyici faktör artık yalnızca modellerin büyüklüğü ya da işlem kapasitesi değil. Zekâyı veri merkezlerinden çıkarıp gerçek dünyaya taşıyacak, yapay zekâ temelli bir altyapı kurabilmek giderek daha kritik hale geliyor. Bu altyapı; enerji, çip ve işlem gücü, veri merkezi ile bulut, modeller ve uygulamalardan oluşan beş temel katman üzerinde yükseliyor. Şebeke ise bütün bu katmanları bir araya getiren ana platform konumunda. Yapay zekâ; şebeke planlamasından enerji verimliliğine kadar ağları daha öngörülü ve dayanıklı hale getiriyor. Yeni nesil şebekeler de yapay zekâyı veri merkezlerinden çıkarıp insanlara, cihazlara, şehirlere ve endüstrilere ulaştıran temel altyapıyı sağlıyor” dedi. “Hedefimiz, dijital altyapıda operasyonel milli bağımsızlık” Turkcell’in yatırımlarına değinen Koç şöyle devam etti: “Bugün küresel güç mücadelesinin en kritik cephelerinden biri şu: Enerjisini kendi üreten, verisini kendi topraklarında işleyen, bulutunu kendi kuran ülkeler yarının belirleyicisi olacak. Turkcell'in neden enerji yatırımları yaptığının, neden veri merkezleri kurduğunun, neden bulut teknolojilerinde vites yükselttiğinin cevabı tam da bu vizyonumuzla ilişkili. Enerji, veri, bulut, model ve uygulamalara yönelik çalışmalarımızın hepsi bütünsel bir stratejinin parçaları. Turkcell olarak hedefimiz, dijital altyapıda operasyonel bağımsızlık. Doğu’ya ya da Batı’ya bağımlı olmadan, ulusal regülasyonlarımızdan taviz vermeden, açık, dengeli ve çok kaynaklı bir teknoloji yaklaşımıyla ilerliyoruz. Bu, şirketimizin de ötesinde bizim milli sorumluluğumuz. Ülkemize kurduğumuz her altyapıyı, milli geleceğimize atılmış stratejik bir imza olarak görüyoruz.” Yapay zekânın 5 temel katmanında Turkcell neler yapıyor? ENERJİ: Turkcell, “daha fazla bit, daha az watt” yaklaşımıyla rüzgâr ve güneş enerjisi santrallerindeki toplam aktif kurulu gücünü 99,1 MW’a yükseltti. GSMA Mobile Net Zero inisiyatifine katılan dünyadaki ilk 8 operatör arasında yer alan Turkcell, 2050’de net sıfır şirket olmayı hedefliyor. Elektrik tüketiminin tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılayan şirket, sürdürülebilirlik odaklı çalışmalarıyla da sektöre liderlik ediyor. Dünyanın önde gelen çevresel raporlama platformu Karbon Saydamlık Projesi’nin (CDP) İklim Değişikliği ve Tedarikçi Katılımı derecelendirmelerinde en yüksek not olan “A” seviyesine sahip olan şirket, TIME ve Statista’nın hazırladığı World’s Best Companies in Sustainable Growth 2026 sıralamasında kendi sektöründe 1’inci oldu. ÇİP VE İŞLEM GÜCÜ: Turkcell, doğrudan çip üretimi yerine; yüksek işlem kapasitesine erişimi güçlendirecek teknoloji ortaklıklarına ve çok kaynaklı tedarik yaklaşımına odaklanıyor. Sistemi tek bir teknolojiye, ekosisteme ya da tedarik modeline bağımlı kalmadan; açık, dengeli ve çok kaynaklı bir yaklaşımla kuruyor. Böylece yapay zekâ çağında ihtiyaç duyulan işlem gücünü güvenli, esnek ve ölçeklenebilir bir altyapı üzerinden sunmayı hedefliyor. VERİ MERKEZİ VE BULUT: Şirketin veri merkezi işletmeciliğine yönelik yatırımları 2026 ilk çeyrek itibarıyla 598 milyon Euro’ya ulaşırken, 4 binin üzerinde şirkete hizmet veren veri merkezi ve bulut hizmetleri gelirleri 8,5 milyar TL’ye yükseldi. Google Cloud ile hayata geçirilecek Türkiye’nin ilk hiper ölçekli bulut bölgesi de bu vizyonun en stratejik adımlarından biri olacak. Bu iş birliğiyle ileri seviye bulut ve yapay zekâ yetkinliklerinin Türkiye regülasyonları altında sunulması, veri güvenliği ve veri egemenliği açısından kritik bir eşik oluşturacak. MODELLER: Turkcell, tek bir modele bağımlı kalmak yerine “doğru modeli doğru işe bağlama” yaklaşımını benimsiyor. Türkçe dil yeteneklerine odaklanan yapay zekâ mimarileriyle müşterilerin sorularını daha iyi anlayan, bağlamı daha doğru okuyan ve daha kişiselleştirilmiş yanıtlar verebilen çözümler geliştiriyor. UYGULAMALAR: Turkcell, yapay zekâyı yalnızca teknoloji laboratuvarlarında değil, günlük iş süreçlerinde de kullanıyor. Yazılım geliştirme süreçlerinde kod üretiminin yüzde 25’ini yapay zekâ desteğiyle gerçekleştirirken; yeni nesil chatbot, dijital asistan ve müşteri deneyimi çözümleriyle yapay zekâyı operasyonlarının içine taşıyor. Turkcell’in dijitalleşen yüzünü ve teknoloji şirketine dönüşümünü temsil eden Teknocan da bu vizyonun görünür örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Şirket, geliştirdiği yapay zekâ çözümlerini kamu, finans, savunma ve havacılık gibi stratejik sektörlerin ihtiyaçlarına göre uyarlayarak Türkiye’nin dijital dönüşümünde güvenilir teknoloji iş ortağı olmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Seyahat İçin Yapay Zeka Kullananların %82'si Veri Güvenliğinden Endişeli Haber

Türkiye’de Seyahat İçin Yapay Zeka Kullananların %82'si Veri Güvenliğinden Endişeli

Kaspersky tarafından gerçekleştirilen araştırma* aktif yapay zeka kullanıcılarını seyahat planlaması gibi önemli bir süreci sohbet robotlarına ve yapay zeka destekli araçlara emanet etmeye iten motivasyonları ve bu hizmetlerin güvenliğini nasıl değerlendirdiklerini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, Türkiye’deki kullanıcıların seyahat planlamasında yapay zekâya yönelmesindeki en önemli neden, zamandan tasarruf etmek ve hazırlık sürecini kolaylaştırmak; nitekim katılımcıların %70'i bu avantajları öne çıkarıyor. Bunun yanı sıra, katılımcıların %66'sı tercih ettikleri destinasyondaki başlıca turistik noktalar hakkında bilgi edinmek amacıyla yapay zekâdan yararlanırken, %67'si kişisel tercihlerine uygun özelleştirilmiş öneriler almayı hedefliyor. Ayrıca Türkiye'deki katılımcıların %73'ü en avantajlı fırsatları bulmak amacıyla yapay zekâyı kullanırken, %64'ü ise başka yollarla ulaşılması zor bilgileri keşfetme konusunda bu araçlara güveniyor. Günümüzde yapay zeka yardımıyla, bir gezginin tüm taleplerine ve bütçesine uygun kişiselleştirilmiş bir seyahat rotası sadece birkaç tıklamayla oluşturulabiliyor. Ancak sohbet robotları tarafından sağlanan bilgilerin her zaman doğrulanması gerekiyor. Geçmişte, yapay zekaya fazla güvenip kendi araştırmasını yapmadığı için seyahatlerinde sorun yaşayan turistlerin siber basına yansıyan pek çok örneği bulunuyor. Üstelik sadece bilgilerin değil, yapay zekanın paylaştığı bağlantıların (linklerin) da kontrol edilmesi şart; zira bu bağlantılar arasında kötü amaçlı veya oltalama (phishing) içerikli linkler yer alabiliyor. Yapay zeka sohbet robotundan gelen bir bağlantıya tıklamadan önce, bu bağlantının oltalama korumasına sahip Kaspersky Premium gibi güvenilir bir siber güvenlik çözümüyle taranması öneriliyor. Yapay zekâ kullanımında veri güvenliği öne çıkıyor Yapay zekâ, seyahat planlamasında rota oluşturma ve bilgi aramanın yanı sıra, birçok durumda otel ve ulaşım rezervasyonlarının yapılmasında da kullanılıyor. Bu da kaçınılmaz olarak kişisel verilerin paylaşılmasını gerektiriyor. Ancak Kaspersky'nin araştırması, tüm kullanıcıların kişisel bilgilerini yapay zekâ sistemlerine emanet etmeye hazır olmadığını gösteriyor. Katılımcıların yaklaşık yarısı (%43), yapay zekâ kullanımının güvenlik riskleri barındırdığını düşünüyor ve bu nedenle hassas verilerini bu sistemlerle paylaşmamaya özen gösteriyor. Yapay zekâ konusunda ciddi güvenlik kaygısı taşımamakla birlikte dikkatli davranmayı tercih eden %39'luk kesim de eklendiğinde, seyahat planlamasında yapay zekâ kullananların %82'sinin bu araçları kullanırken veri güvenliğini dikkate aldığı görülüyor. Buna karşılık, katılımcıların yalnızca %18'i yapay zekâ ile her türlü verinin güvenle paylaşılabileceğine inanıyor. Kaspersky Yapay Zeka Teknolojileri Araştırma Merkezi Grup Müdürü Vladislav Tushkanov, konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulunuyor: "Araştırma, yapay zeka kullanarak seyahat planı yapanlar arasında kayda değer düzeyde bir temkinlilik olduğunu gösteriyor ki bu çok umut verici bir işaret. Özellikle kişisel veri paylaşımının söz konusu olduğu her türlü çevrimiçi etkileşimde rasyonel bir yaklaşım sergilemek kritik önem taşır. Günün sonunda, yapay zekayla yaptığınız 'özel' sohbetler siber tehditlere maruz kalabilir veya bir sohbet robotunun bulduğu cazip bir teklif aslında bir dolandırıcılıktan ibaret olabilir. Bu durum, söz konusu dijital araçları tamamen hayatınızdan çıkarmanız gerektiği anlamına gelmiyor. Bunun yerine siber farkındalığı elden bırakmamalı, kişisel bilgileri aşırı paylaşmaktan kaçınmalı ve yapay zekaya hangi görevleri devredeceğinizi dikkatlice seçmelisiniz. Bu sayede yapay zeka destekli hizmetler, birçok zorluğun güvenli ve etkili bir şekilde üstesinden gelmenize yardımcı olan güvenilir asistanlara dönüşebilir." Kaspersky, yapay zekâ ile etkileşim kurarken güvende kalabilmek için şu önerilerde bulunuyor: Kimlik bilgileri, adres, parola ve benzeri hassas kişisel verilerinizi yapay zekâ asistanlarıyla paylaşmaktan kaçının. Bu tür bilgileri yüklediğiniz platformları dikkatle seçin.E-posta gönderme, satın alma işlemleri ve rezervasyon gibi önemli kararları ve işlemleri kendiniz gerçekleştirin. Yapay zekâ asistanlarını daha çok rutin görevlerde kullanın.Yapay zekânın paylaştığı bağlantıları ve e-postaları mutlaka doğrulayın. URL'leri kontrol eden, şüpheli kaynakları engelleyen ve çevrim içi ödemelerinizi koruyan etkili bir güvenlik çözümü kullanın.Seyahat planlamasında temel yardımcınız olarak yapay zekâyı kullanmayı tercih ediyorsanız, yurt dışındayken kesintisiz internet bağlantısına sahip olduğunuzdan emin olun. Sürekli mobil veri erişimi için bir eSIM kullanmayı değerlendirin.Gizli veya hassas bilgiler içeren ana hesaplarınızı sohbet botlarına ya da diğer yapay zekâ destekli hizmetlere bağlamayın. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Teknoloji Girişimleri ve Hukuk Profesyonelleri Bir Araya Geldi Haber

Teknoloji Girişimleri ve Hukuk Profesyonelleri Bir Araya Geldi

KOBİ’ler başta olmak üzere, katma değerli üretim hedefleyen her ölçekten şirkete büyüme odaklı iş servisleri ve danışmanlığı sunan Sistem Global’in Türkiye’de gelişen hukuk teknolojileri ekosistemini desteklemek amacıyla, Harmonity AI iş birliğiyle 1 Temmuz’da APY Tekmer’de düzenlediği LegalTech Türkiye Buluşması, ekosistem paydaşlarını bir araya getirdi. Etkinlikte yapay zekanın hukuk alanındaki kullanım alanları, hukuk teknolojilerinin geleceği, regülasyonların sektörün gelişimindeki rolü, girişimcilik ekosisteminin ihtiyaçları, yatırım dinamikleri ve Türkiye’nin bu alandaki küresel rekabet potansiyeli ele alındı. Hukuk, teknoloji ve iş dünyasının kesişiminde şekillenen yeni döneme ilişkin öngörüler, farklı disiplinlerden konuşmacıların katılımıyla kapsamlı şekilde değerlendirildi. Sistem Global Yönetim Kurulu Üyesi Av. Doç. Dr. Hasan Karslıoğlu’nun açılış konuşmasıyla başlayan etkinlik, Harmonity AI Kurucusu Av. Melih Burak Yıldız’ın yapay zeka destekli hukuk çalışmalarında Harmonity AI’ın çözümlerine dair sunumuyla devam etti. Onicorn Teknoloji CEO’su ve Bloomberg HT “Yarının Zekası” Program Moderatörü Gökhan Akar’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Kanun var, kod var, uygulama nerede?” panelinde ise Sistem Global Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Karslıoğlu, TÜBİSAD Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Tombalak, SIF Ventures Kurucu Ortağı Ferda Kert ve Sistem Global Yönetici Ortağı Av. Dr. Sertel Şıracı konuşmacı olarak yer aldı. Panelde yapay zekanın hukuk hizmetlerine güvenli entegrasyonu, hukuk teknolojilerinde regülasyon ihtiyacı, veri güvenliği ve kişisel verilerin korunması, şirketlerin hukuk operasyonlarında verimlilik sağlayan yeni teknolojiler ile Türkiye’nin uluslararası ölçekte rekabet edebilecek hukuk teknolojileri girişimleri geliştirme potansiyeli ele alındı. Yapay zekanın hukuk profesyonellerinin yerine geçen değil; doğru veri, insan denetimi ve güven ilkesiyle kullanıldığında karar süreçlerini destekleyen güçlü bir yardımcı olduğunun altı çizildi. Türkiye’nin güçlü girişimcilik ve teknoloji ekosisteminin, hukuk teknolojileri alanında uluslararası ölçekte başarılı girişimler geliştirebilecek önemli bir potansiyele sahip olduğu vurgusu de öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Karslıoğlu: “Hukukta yapay zekanın yaygınlaşması için güven ve regülasyon şart” Konuya ilişkin açıklamada bulunan Sistem Global Yönetim Kurulu Üyesi Av. Doç. Dr. Hasan Karslıoğlu, “Yapay zekayı hukukta bir amaç değil, doğru kullanıldığında hukuk profesyonellerinin karar süreçlerini destekleyen güçlü bir araç olarak değerlendirmeliyiz. Doğru veriyle beslenen ve insan denetimiyle çalışan yapay zeka çözümleri, hukukçuların daha kısa sürede daha verimli ve daha kaliteli sonuçlar üretmesine önemli katkı sağlayabilir. Bunun için güveni esas alan bir kullanım kültürünün oluşturulması, veri güvenliğinin sağlanması ve gerekli hukuki altyapının güçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Türkiye’nin güçlü girişimcilik ekosistemi sayesinde hukuk teknolojileri alanında uluslararası ölçekte başarılı girişimler geliştirebilecek önemli bir potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz” dedi. Şıracı: “Dönüşüm için hukuk, teknoloji, girişimcilik ve yatırım ekosisteminin ortak bir vizyonu olmalı” Sistem Global Yönetici Ortağı Av. Dr. Sertel Şıracı ise, “Yapay zekanın hukuk alanındaki dönüşümü, ancak hukukun metodolojisi, etik ilkeleri ve mesleki sorumluluk anlayışıyla birlikte ele alındığında kalıcı değer yaratabilir. Bu dönüşümün sağlıklı ilerleyebilmesi için hukuk, teknoloji, girişimcilik ve yatırım ekosisteminin ortak bir vizyonla hareket etmesi gerekiyor. Farklı disiplinleri aynı platformda buluşturan bu tür organizasyonların, bilgi paylaşımını artırarak hukuk teknolojilerinin gelişimine ve Türkiye’de güçlü bir legaltech ekosisteminin oluşmasına önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka Çağında Veri Egemenliği Ekonomik Güvenlik Meselesine Dönüştü Haber

Yapay Zeka Çağında Veri Egemenliği Ekonomik Güvenlik Meselesine Dönüştü

DT Cloud, veri egemenliğinin yalnızca verinin nerede saklandığıyla değil; hangi hukuk, teknoloji, kontrol düzlemi ve operasyonel dayanıklılık modeliyle yönetildiğiyle kazanıldığına dikkat çekiyor. Dijital ekonomide veri, kurumların operasyonlarını destekleyen bir kaynak olmanın ötesine geçerek ekonomik sürekliliği, rekabet gücünü ve kritik hizmetlerin devamlılığını taşıyan stratejik bir altyapı unsuruna dönüştü. Yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşması, gerçek zamanlı veri işleme ihtiyacı, artan siber riskler ve dijital tedarik zincirlerinde derinleşen bağımlılıklar, kurumların bulut stratejilerini teknik bir satın alma kararının ötesine taşıdı. Veri ve bulut altyapısı tercihleri artık regülasyon uyumu, operasyonel dayanıklılık, teknoloji bağımsızlığı ve ekonomik güvenlik başlıklarıyla birlikte değerlendiriliyor. Küresel ölçekte yaşanan gelişmeler de bu dönüşümü hızlandırıyor. Avrupa Komisyonu’nun egemen bulut hizmetleri için Avrupalı sağlayıcılara yönelmesi, Avrupa Birliği’nin bulut, yapay zeka ve yarı iletken alanlarında dışa bağımlılığı azaltmaya yönelik adımları ve NATO’nun güvenli bulut altyapısını kritik BT modernizasyonunun parçası olarak ele alması, dijital altyapı kararlarının stratejik kontrol ve operasyonel süreklilik ekseninde yeniden şekillendiğini gösteriyor. Bulut altyapısı artık kapasite, maliyet veya esneklik avantajı sunan bir teknoloji modeli olmanın ötesinde; kurumların kritik veriye, işlem gücüne ve dijital sistemlere kriz anlarında da erişebilmesini sağlayan ekonomik güvenlik katmanı olarak görülüyor. Veri egemenliği yerelliğin ötesinde bir kontrol meselesine dönüşüyor Veri egemenliği uzun süre verinin ülke sınırları içinde tutulmasıyla eş anlamlı biçimde ele alındı. Ancak yapay zeka, regülasyonlar, siber riskler ve küresel teknoloji bağımlılıkları bu tanımı genişletiyor. Bugün kurumlar açısından kritik olan, verinin nerede saklandığını bilmenin yanında; hangi hukuki çerçevede korunduğunu, hangi teknoloji katmanında işlendiğini, kimlerin hangi şartlarda erişebildiğini ve kriz anlarında nasıl erişilebilir kalacağını denetleyebilmek. Bu nedenle veri egemenliği üç temel katmanda değerlendiriliyor. İlk katman, verinin güvenli biçimde ülke sınırları içinde tutulmasını kapsayan fiziki ve coğrafi hakimiyet. İkinci katman, verinin bulunduğu ülkenin hukuk düzenine tabi olmasını ve erişim koşullarının ulusal mevzuatla belirlenmesini ifade eden hukuki hakimiyet. Üçüncü ve en kritik katman ise veriyi işleyen, yöneten ve taşıyan teknoloji katmanları üzerinde denetlenebilirlik, müdahale kabiliyeti ve operasyonel kontrol sağlayan teknolojik hakimiyet. Bu üç unsur birlikte sağlanmadığında, verinin yerel olarak barındırılması tek başına gerçek anlamda veri egemenliği sağlamaya yetmiyor. Yerli bulutun stratejik değeri teknoloji üzerindeki hakimiyette ortaya çıkıyor Yerli bulutun yeni dönemdeki stratejik önemi de bu çerçevede belirginleşiyor. Yerli bulut, yalnızca verinin ülke sınırları içinde saklanmasını sağlayan bir barındırma modeli olarak ele alındığında eksik bir çerçeve sunuyor. Asıl değer; regülasyon uyumu, denetlenebilir mimari, üretici bağımlılığını azaltan teknoloji yaklaşımı, yerel operasyon kabiliyeti ve kriz anlarında erişilebilirliği koruyabilen dayanıklı altyapı modeliyle ortaya çıkıyor. Özellikle finans, kamu, savunma, sağlık, enerji, üretim ve teknoloji gibi kritik sektörlerde veri güvenliği kurum ölçeğini aşan bir etki alanına sahip. Bu sektörlerde yaşanacak bir veri kaybı, erişim kesintisi veya tedarikçi bağımlılığından kaynaklanan operasyonel aksama; yalnızca ilgili kurumun iş süreçlerini değil, ekonomik sürekliliği, kamu hizmetlerini, finansal istikrarı ve kritik altyapıların dayanıklılığını da etkileyebiliyor. Türkiye’de kritik altyapı sistemlerinin siber dayanıklılığını artırmaya yönelik resmi çerçevenin güçlenmesi de veri ve bulut altyapılarının stratejik önemini artırıyor. Dijital altyapının artan önemi, yerli bulut sağlayıcılarının rolünü de yeniden tanımlıyor. Kurumlar için artık yerel veri merkezi kapasitesine erişmenin yanı sıra bu kapasitenin hangi kontrol düzlemiyle yönetildiği, hangi teknoloji katmanlarına bağımlı olduğu, regülasyonlara uyumun nasıl sağlandığı ve olağanüstü durumlarda operasyonların nasıl sürdürülebildiği de kritik önem taşıyor. DT Cloud, egemen kontrol mimarisiyle kurumların dijital sürekliliğine odaklanıyor Dijital Türkiye’nin Yerli Bulutu DT Cloud, veri egemenliği yaklaşımını veri barındırma veya yerel altyapı kapasitesiyle sınırlamıyor. Yerli mühendislik gücüyle geliştirdiği egemen bulut yaklaşımında veri, hukuk, teknoloji ve operasyon katmanlarını birlikte ele alan bir altyapı modeli sunan DT Cloud; kontrol düzlemi, denetlenebilir mimari, regülasyon uyumu ve teknoloji bağımsızlığı perspektifiyle kurumların kritik verilerini ve iş süreçlerini güvenli, yönetilebilir ve sürdürülebilir bir zeminde konumlandırmasını destekliyor. DT Cloud’un yaklaşımında yerli bulut, kurumlara yalnızca verilerini Türkiye’de tutabilecekleri bir altyapı sağlamıyor; aynı zamanda bu verilerin hangi mimariyle yönetildiği, hangi uyum mekanizmalarıyla korunduğu ve hangi operasyonel dayanıklılık modeliyle erişilebilir kaldığı sorularına bütüncül bir yanıt sunuyor. Böylece yerli bulut, dijital dönüşüm yatırımlarının üzerinde yükselebileceği stratejik bir güvenlik ve süreklilik katmanına dönüşüyor. DT Cloud Genel Müdürü Serdar Yokuş, veri egemenliğinin kurumlar için geniş bir stratejik çerçevede ele alınması gerektiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zeka, siber riskler ve jeopolitik belirsizlikler dijital altyapı kararlarını ekonomik güvenliğin parçası haline getiriyor. Bu nedenle yerli bulutun stratejik önemi, veriyi ülke sınırları içinde tutmanın ötesinde; kurumlara regülasyon uyumu, operasyonel dayanıklılık, teknoloji bağımsızlığı ve denetlenebilir bir kontrol mimarisi sunabilmesinden geliyor. DT Cloud olarak veri, hukuk, teknoloji ve operasyon katmanlarını birlikte ele alan egemen altyapı yaklaşımımızla kurumların dijital sürekliliğini ve kritik sistemlerin güvenliğini desteklemeyi sürdürüyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Siber Kariyer Programı İlk Mezunlarını Verdi Haber

Siber Kariyer Programı İlk Mezunlarını Verdi

Siber güvenlik alanındaki nitelikli insan kaynağı ihtiyacına katkı sunmayı amaçlayan programın ilk mezunları, düzenlenen törenle sertifikalarını aldı. Sakarya Üniversitesi (SAÜ) ile Barikat Siber Güvenlik iş birliğiyle hayata geçirilen “Siber Kariyer Programı”, ilk mezunlarını verdi. Programın ilk dönemini 28 öğrenci başarıyla tamamladı. Türkiye’de üniversite-sektör iş birliğinin güçlü örneklerinden biri olarak geliştirilen program, öğrencilerin mezuniyet öncesinde gerçek iş dünyası deneyimi kazanarak teknik yetkinliklerini geliştirmelerini hedefledi. 60 saati aşkın eğitimden oluşan 14 haftalık program, teorik dersleri uygulamalı çalışmalar ve mentorlukle bir araya getirdi. Öğrenciler süreç boyunca CTF (Capture the Flag) yarışmaları, konu bazlı ödevler ve bitirme projesiyle edindikleri bilgileri gerçek senaryolar üzerinde test etme imkânı bularak profesyonel hayata güçlü bir şekilde hazırlandı. İlk mezunlarını veren programın, önümüzdeki dönemlerde yeni öğrencilerle devam ederek Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu nitelikli siber güvenlik uzmanlarının yetiştirilmesine katkı sunması hedefleniyor. Törene Sakarya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Halit Yaşar, Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Numan Çelebi, Siber Güvenlik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özçelik, EPDK Bilgi İşlem Daire Başkanı Mehmet Yılmazer, Tera Yatırım Teknoloji Holding CEO’su Dr. Cebrail Taşkın, Barikat Siber Güvenlik ve TRA Bilişim yöneticileri, akademisyenler ve programı başarıyla tamamlayan öğrencilerin yanı sıra yeni dönem programları için ilgi duyan çok sayıda öğrenci katıldı. Siber Güvenlikte İnsan Kaynağına Yatırım Siber Kariyer Programı’nın ilk mezunları için düzenlenen törende, üniversite ve özel sektör temsilcileri öğrencilerle bir araya geldi. Sakarya Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Prof. Dr. Halit Yaşar “Üniversite-sektör iş birliğinin en somut, en verimli ve en gurur verici meyvelerinden biri olan Siber Kariyer Programı sertifika töreninde büyük bir mutluluk duyduğunu ifade ederek, “İçinde bulunduğumuz çağda dijital dönüşüm hayatın her alanını yeniden şekillendirirken veri güvenliği ve siber savunma artık sadece teknik bir konu olmaktan çıkmış, milli güvenlik stratejilerinin en kritik unsuru haline gelmiştir. Üniversitemiz siber güvenlik alanında köklü bir geçmişe, akademik birikime ve bu alanda sektöre yön veren güçlü bir tematik alan hafızasına sahiptir. Bugüne kadar siber güvenlik ekosistemine kazandırdığımız nitelikli insan kaynağı ve ürettiğimiz projeler bu alandaki öncü rolümüzün en net göstergeleri olarak önümüzde durmaktadır. Bugün mezuniyetini kutladığımız bu önemli program, siber güvenlik sektörünün lider ve öncü kuruluşu olan Barikat Siber Güvenlik firmasıyla gerçekleştirdiğimiz ortaklığın değerli bir çıktısıdır. Bu vesileyle üniversitemizin vizyonuna ortak olan ve öğrencilerimize tecrübelerini aktaran Barikat firmasının kıymetli yöneticilerine ve uzman kadrosuna şükranlarımızı sunuyorum” dedi. Törende öğrencilere de seslenen Yaşar, “Sizler bu yoğun program kapsamında sadece teorik bilgiler kazanmakla kalmadınız, siber güvenliğin mutfağına girerek pratik bilgilerle de donandınız ve bizzat projeler geliştirerek rüştünüzü ispatladınız. Öğrencilerimizin her birinin ortaya koyduğu bu emek, geleceğe dair umutlarımızı artırmaktadır. Siber dünyada artık her biriniz Sakarya Üniversitesi’nin ve Barikat Siber Güvenlik firmasının ortak imzasını taşıyan birer marka elçilerisiniz. Bu vesileyle hepinizi yürekten kutluyor, başarılarınızın devamını diliyorum” dedi. Sakarya Üniversitesi Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Numan Çelebi, siber güvenliğin günümüzde herkes için stratejik bir gereklilik haline geldiğine dikkat çekerek, “Günümüzde siber güvenlik, yalnızca bilişim sektörünün değil, kamu kurumlarından özel sektöre, kritik altyapılardan bireysel kullanıcılara kadar herkesin öncelikli gündem maddelerinden biri haline gelmiştir. Kısaca siber güvenlik, her fert ve her kurum için artık stratejik bir gerekliliktir. Bu olgudan hareketle, üniversitelerin görevi yalnızca teorik bilgi üretmek değil, aynı zamanda öğrencilerini ve mezunlarını sektörün ihtiyaç duyduğu güncel yetkinliklerle donatarak geleceğe hazırlamaktır. Üniversite ve sektör arasındaki güçlü iş birliklerinin ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetişmesine kritik öneme sahip olduğunu biliyoruz, inanıyoruz. dedi.” ifadelerini kullandı. Tera Yatırım Teknoloji Holding CEO’su Dr. Cebrail Taşkın, programın siber güvenlik alanında nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesine sağlayacağı katkılara dikkat çekti. Taşkın; “Siber güvenlik, yalnızca bugünün değil, yarının da mesleği. Yapay zekânın, bulut teknolojilerinin, nesnelerin internetinin, dijital ödeme sistemlerinin ve bağlı altyapıların hızla yaygınlaştığı bir dünyada, bu sistemleri güvenli kılacak insan kaynağına her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Global siber güvenlik pazarı büyüklüğü 300 milyar dolara yaklaştı Türkiye’de ve Dünyada siber güvenlik alanında nitelikli insan gücüne olan ihtiyaç her geçen gün artıyor. Siber güvenlik; merak eden, araştıran, sorgulayan, pes etmeyen ve sürekli öğrenmeye açık insanlar için çok özel bir alan. Çünkü bu alanda bilgi hiçbir zaman sabit kalmıyor. Tehditler değişiyor, teknolojiler değişiyor, saldırı yöntemleri değişiyor; dolayısıyla bu alanda çalışan herkesin kendini sürekli geliştirmesi gerekiyor. 2008 yılından bu yana kamu, özel sektör, akademi, finans, telekom, enerji ve e-ticaret gibi stratejik sektörlerde binden fazla müşteriye hizmet veren Barikat; bugün 200’ün üzerinde çalışanı 40’tan fazla global teknoloji ortağıyla, Türkiye’nin lider siber güvenlik şirketidir. Siber Kariyer Programının amacı; gençlerimizin siber güvenlik alanıyla erken aşamada tanışmasını sağlamak, onlara gerçek sektör dinamiklerini göstermek ve bu alanda kariyer yapmak isteyen öğrenciler için güçlü bir başlangıç noktası oluşturmaktır” dedi. Sertifika takdim töreninin ardından gerçekleştirilen “14 Haftalık Siber Kariyer Yolculuğu” oturumunun moderatörlüğünü aynı zamanda Siber Kariyer Programı’nın eğitmeni olan Uygar Köroğlu üstlendi. Oturumda programın en başarılı öğrencileri eğitim süreci boyunca edindikleri deneyimleri ve programın kendilerine sağladığı katkıları aktardı. Program sonunda öğrenciler, katılımcı kurumların yöneticileriyle, sektörün geleceği ve kariyer gelişimi üzerine birebir sohbet etme ve hayallerini paylaşma fırsatı buldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Jeopolitik Belirsizlikler Şirketlerin Siber Yatırımlarını Artırıyor Haber

Jeopolitik Belirsizlikler Şirketlerin Siber Yatırımlarını Artırıyor

PwC’nin “Dijital Dünyada Güven Araştırması 2026” çalışması, siber güvenliğin kurumlar için stratejik dayanıklılık, operasyonel süreklilik ve büyüme hedefleri açısından kritik bir gündem haline geldiğini ortaya koyuyor. Mayıs–Temmuz 2025 döneminde 72 ülkeden 3.887 iş ve teknoloji yöneticisinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre şirketler; jeopolitik belirsizlikler, tedarik zinciri kırılganlıkları, yapay zekâ destekli tehditler, kuantum bilişim ve siber yetenek açığı gibi çok katmanlı bir risk ortamıyla karşı karşıya bulunuyor. “Siber güvenlik artık iş stratejisinin ayrılmaz bir parçası” Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan PwC Türkiye Yönetim Danışmanlığı Hizmetleri Lideri Cem Aracı , şunları söyledi: “PwC Dijital Dünyada Güven Araştırması 2026, siber güvenliğin artık yalnızca teknik bir koruma alanı değil, kurumların belirsizliklere karşı dayanıklılığını belirleyen stratejik bir yönetim konusu olduğunu gösteriyor. Jeopolitik dalgalanmalar, yapay zekâ destekli tehditler, veri güvenliği, kuantum bilişime hazırlık ve yetenek açığı gibi başlıklar, siber güvenlik stratejilerinin daha bütüncül, proaktif ve iş hedefleriyle uyumlu şekilde yönetilmesini gerektiriyor. Araştırma bulguları, kurumların yalnızca risklere tepki veren değil; riskleri önceden gören, ölçen ve iş sürekliliğini destekleyen bir yaklaşıma ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor.” Jeopolitik gelişmeler siber zafiyetleri yeniden şekillendiriyor Araştırmaya göre günümüz siber riskleri, yıkıcı teknolojiler kadar jeopolitik gelişmeler tarafından da şekilleniyor. Değişen ittifaklar, ticaret anlaşmazlıkları ve stratejik rekabet, hem tehdit ortamını hem de iş yapış biçimlerini etkiliyor. Bu ortamda iş ve teknoloji liderlerinin %60’ı, siber risk yatırımlarını önümüzdeki yıl için en önemli üç stratejik öncelikten biri olarak görüyor. Kritik altyapıların konumlandırılması, ticaret ve operasyon politikaları ile siber sigorta politikaları da kurumların gündeminde yer alıyor. Araştırma, hazırlık seviyesine duyulan güvenin sınırlı kaldığını da gösteriyor. Katılımcıların yalnızca %6’sı, kurumlarının araştırmada ele alınan tüm zafiyetler karşısında siber saldırılara “çok dayanıklı” olduğunu belirtiyor. Siber yatırımlarda proaktif yaklaşım ihtiyacı öne çıkıyor Araştırmaya katılan kurumların %78’i, önümüzdeki yıl siber güvenlik bütçelerinin artmasını bekliyor. Ancak bütçelerin nasıl kullanıldığı kritik önem taşıyor. Kurumların yalnızca %24’ü proaktif siber güvenlik önlemlerine, reaktif harcamalardan belirgin ölçüde daha fazla kaynak ayırıyor. Raporda; izleme, değerlendirme, test, kontrol, eğitim ve yönetişim gibi proaktif alanlara yatırım yapmanın, kriz sonrası müdahale ve toparlanma maliyetlerine kıyasla daha sürdürülebilir bir yaklaşım sunduğu vurgulanıyor. Yapay zekâ siber güvenlikte potansiyelden önceliğe geçiyor Araştırma, yapay zekânın siber güvenlikte yatırım önceliklerinin merkezine yerleştiğini gösteriyor. Güvenlik liderleri için yapay zekâ, siber bütçelerin dağılımında en öncelikli yatırım alanı olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki 12 ayda kurumların öncelik verdiği yapay zekâ güvenlik yetkinlikleri arasında tehdit avcılığı ilk sırada yer alırken, ajan tabanlı yapay zekâ da öne çıkan alanlar arasında bulunuyor. Rapora göre yapay zekâ ajanları; bulut güvenliği, veri koruma, siber savunma ve operasyonlar gibi alanlarda verimlilik ve üretkenliği artırmak için önceliklendiriliyor. Veri riski yönetimi yapay zekâ başarısı için kritik hale geliyor Araştırma, yapay zekâ çözümlerinin başarılı şekilde uygulanması için güçlü veri riski yönetiminin kritik olduğunu ortaya koyuyor. Etkili yapay zekâ uygulamaları; kaliteli veri setlerine erişimin yanı sıra, bu verilerin güvenli ve doğru bağlamda kullanılmasını sağlayan kurum geneli yönetişim mekanizmalarına ihtiyaç duyuyor. Buna karşın, kurumların yalnızca %6’sı araştırmada yer alan veri riskine yönelik tüm önlemleri kurum genelinde hayata geçirmiş durumda. Veri sınıflandırma politikalarını kurum genelinde uygulayanların oranı %50, temel veri çıkış kanallarında veri kaybı önleme uygulamalarını hayata geçirenlerin oranı ise %48 seviyesinde bulunuyor. Kuantum bilişim için hazırlık süreci hız kazanmalı Rapor, kuantum bilişimin henüz doğrudan ve acil bir siber tehdit oluşturmadığını; ancak kuantum sonrası kriptografiye geçişi geciktiren kurumların hassas verilerini, kimlik doğrulama hizmetlerini ve kriptografik sistemlerini riske atabileceğini belirtiyor. Araştırmaya göre kurumların %49’u kuantuma dayanıklı güvenlik önlemlerini henüz değerlendirmemiş ya da uygulamaya başlamamış durumda. Kuantum bilişim, kurumların en hazırlıksız olduğu tehditler arasında yer almasına rağmen, güvenlik liderlerinin yalnızca %8’i bu alanı önümüzdeki yılın ilk üç bütçe önceliği arasında görüyor. Araştırmada yer alan kuantuma dayanıklı önlemlerin tamamını hayata geçiren kurumların oranı ise yalnızca %3. Siber yetenek açığı yönetilen hizmetleri stratejik bir kaldıraç haline getiriyor Siber güvenlik alanındaki iş gücü açığı, kurumların yapay zekâyı operasyonlara entegre etme, karmaşık ortamları güvence altına alma ve yeni nesil tehditlere hazırlanma çabalarını yavaşlatıyor. Araştırmaya göre siber savunmada yapay zekâ kullanımının önündeki en büyük engeller bilgi ve yetkinlik eksikliği. Kurumlar bu açığı kapatmak için yapay zekâ ve makine öğrenmesi araçlarını, güvenlik otomasyonunu, siber araçların konsolidasyonunu ve çalışanların yetkinliklerini geliştirmeyi önceliklendiriyor. Uzmanlaşmış yönetilen hizmetler de kurumların gündeminde daha fazla yer buluyor. Rapora göre kurumlar bu hizmetleri yalnızca dış kaynak kullanımı olarak değil; uzmanlık, hız ve ölçek kazandıran stratejik bir iş ortaklığı modeli olarak değerlendiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KVKK Kararı Sonrası Mesai Takibinde Yeni Dönem Haber

KVKK Kararı Sonrası Mesai Takibinde Yeni Dönem

Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun (KVKK) çalışanların mesai ve devam takibinde kullanılan biyometrik verilere ilişkin yayımladığı yeni ilke kararı, iş dünyasında önemli bir dönüşüm sürecini gündeme taşıdı. Kararla birlikte, çalışanların giriş-çıkış süreçlerinin takibinde parmak izi ve yüz tanıma gibi biyometrik yöntemlerin kullanımı, veri işleme faaliyetlerinin gereklilik ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gereken bir alan olarak öne çıktı. Kurul, aynı amaca daha az müdahaleci yöntemlerle ulaşılabildiği durumlarda biyometrik veri kullanımının dikkatle ele alınması gerektiğine işaret ederken, şirketlerin çalışan devam kontrol sistemlerinde alternatif çözümlere yönelmesi bekleniyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan bulut tabanlı insan kaynakları ve iş gücü yönetimi platformu İdenfit’in CEO’su Onur Bayındır, alınan kararın yalnızca hukuki bir düzenleme olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti: “Mesai takibinde yeni dönem başladı. Şirketler artık yalnızca operasyonel ihtiyaçlarını değil, veri güvenliği, çalışan deneyimi ve yasal uyumluluk süreçlerini birlikte değerlendirmek zorunda. İnsan kaynakları teknolojilerinin amacı çalışanı takip etmek değil, çalışanı güçlendirmek olmalı.” Şirketler Alternatif Çözümleri Daha Fazla Gündemine Alacak Bayındır, çalışan devam kontrol süreçlerinde biyometrik yöntemlerin dışında da birçok teknolojik alternatif bulunduğuna dikkat çekerek, son yıllarda şirketlerin daha esnek çözümlere yönelmeye başladığını ifade etti: “Günümüzde çalışan devam kontrolü için parmak izi veya yüz tanıma tek seçenek değil. QR kod ile giriş-çıkış, GPS doğrulama, mobil uygulama tabanlı çözümler ve turnike entegrasyonları sayesinde şirketler hem operasyonel verimliliklerini korurken, biyometrik veri işleme ihtiyacını azaltabilecek alternatif yöntemlerden de yararlanabiliyor.” Özellikle saha ekipleriyle çalışan, hibrit çalışma modelini benimseyen ve farklı lokasyonlarda faaliyet gösteren organizasyonlarda mobil tabanlı çözümlerin hızla yaygınlaştığını belirten Bayındır, yeni düzenlemenin bu dönüşümü daha da hızlandıracağını söyledi. Çalışan Güveni ve Veri Koruma Süreçleri Ön Plana Çıkıyor Çalışanların kişisel verilerinin korunmasına yönelik farkındalığının her geçen gün arttığını vurgulayan Bayındır, şirketlerin sürdürülebilir başarı için çalışan güvenini merkeze alan bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini dile getirdi: “Bugünün çalışanları yalnızca dijitalleşme beklemiyor; aynı zamanda verilerinin nasıl işlendiğini de önemsiyor. Şirketler için sürdürülebilir başarı, çalışan güvenini koruyarak operasyonel süreçleri yönetebilmekten geçiyor. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin yükümlülükler ile çalışan deneyimi artık birbirinden ayrı düşünülemez.” İnsan Kaynakları Süreçlerinde Dönüşüm Fırsatı Bayındır, söz konusu kararın şirketler açısından yalnızca bir uyum zorunluluğu olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, insan kaynakları süreçlerinin modernizasyonu için önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti: “Bu karar, şirketler için yalnızca bir uyum zorunluluğu değil, aynı zamanda insan kaynakları süreçlerini modernize etmek için önemli bir fırsat. Geleceğin PDKS sistemleri; daha esnek, daha kullanıcı dostu ve veri minimizasyonu yaklaşımını gözeten yapılar üzerine kurulacak. Şirketler hem yasal risklerini azaltabilir hem de çalışanlarına daha güven veren bir deneyim sunabilir.” İdenfit, QR kod, GPS doğrulama, mobil uygulama ve turnike entegrasyonları gibi çözümlerle şirketlerin çalışan devam kontrol süreçlerini kişisel verilerin korunmasına ilişkin gereklilikleri gözeterek dijitalleştirmelerine ve uyum süreçlerini desteklemelerine katkı sağlamayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Huawei'den Şirketlere Uçtan Uca Yapay Zekâ Altyapısı    Haber

Huawei'den Şirketlere Uçtan Uca Yapay Zekâ Altyapısı   

Huawei Başkan Yardımcısı ve Huawei Veri Depolama Ürün Hattı Başkanı Yuan Yuan, 21 Mayıs'ta Paris'te düzenlenen forumda ‘Data Awakening, Infra Evolving’ başlıklı bir açılış konuşması gerçekleştirdi. Yuan, yapay zekâ ajanlarının şirketlerin yeni dijital çalışanlarına dönüştüğünü ve bunun da işlem yükünü görülmemiş bir hıza çıkardığını söyledi. Huawei yeni dönemin ihtiyaçlarına yanıt vermek için altı temel alanda destek veren kapsamlı bir altyapı çözümü geliştirdi: verinin depolanması, bilgi ve hafıza yönetimi, model kurulumu, ajan geliştirme, kaynak yönetimi ve güvenlik. Bu yeni yaklaşım; depolamadan güvenliğe kadar tüm halkaları tek bir bütün hâlinde sunarak kurumların yapay zekâ uygulamalarını daha hızlı, daha doğru ve daha ekonomik biçimde devreye almasını sağlıyor. "Yapay zekânın bir sonraki bölümü veridir" Yuan Yuan, yapay zekânın bugün şirketlerin çalışma biçimini kökten değiştirdiğini, ajanların ise yeni dönemin en önemli üretkenlik aracı hâline geldiğini vurguladı. Kurumların bu dönüşümü kaçırmamak için mevcut bilişim altyapılarını hızla yapay zekâya uygun hâle getirmeleri gerektiğine dikkat çeken Yuan, geleneksel sistemlerin artan veri yükünü kaldıramayacağının altını çizdi. Yuan Yuan konuşmasını şu sözlerle tamamladı: "Yapay zekâ, bilişim sektörü için yeni fırsatların kapısını aralıyor. Yapay zekânın bir sonraki bölümü veridir. Veri depolamada teknolojik yeniliğe bağlı kalan Huawei, sektördeki yapay zekâ benimseme deneyimini biriktirecek ve müşterilerin akıllı çağa yolculuğunu hızlandırmak için tüm sektörle yakın iş birliği içinde çalışacaktır." Bir pizza kutusu büyüklüğünde 11 petabayt veri, yüzde 90 daha hızlı yanıt Huawei'nin tanıttığı OceanStor Pacific depolama çözümü, oldukça küçük bir alana çok büyük miktarda veri sığdırarak şirketlerin depolama maliyetlerini önemli oranda düşürüyor. Şirketin DME Omni-Dataverse adlı veri yönetim platformu ise farklı kaynaklardaki ve farklı lokasyonlardaki verileri tek nokradan izlenebilir ve yönetilebilir hâle getiriyor. Ek olarak, milyarlarca veri parçası arasından aranan bilgiye saniyeler içinde ulaşılabilmesini sağlıyor. Yapay zekâ uygulamalarının en sık yaşadığı sorunlardan biri, kullanıcıya ilk yanıtı vermesinin uzun sürmesi. Huawei'nin geliştirdiği yeni hafıza teknolojisi Context Memory Storage (CMS), bu süreyi yüzde 90 oranında kısaltarak yapay zekânın çok daha akıcı çalışmasını sağlıyor. Şirketin sunduğu yapay zekâ veri platformu ise sorulara verilen yanıtların doğruluğunu yüzde 30 artırırken, kullandığı bilgi bankasıyla yüzde 95'in üzerinde doğru bilgi getirme oranı yakalıyor. Sistem ayrıca kendi kendine öğrenip gelişen bir hafızaya sahip. Tek donanımla kodsuz ajan geliştirme Huawei'nin ModelEngine çözümü, şirketlerin yeni yapay zekâ modellerini hiç kod yazmadan sistemlerine entegre etmelerini ve tek tıkla devreye almalarını sağlıyor. Çözümün akıllı kaynak yönetimi sayesinde, tek bir donanım birimi, aynı anda 10 farklı işi bir arada yapabiliyor; bu da şirketlerin çok daha fazla verim almasına olanak tanıyor. Şirketlerin kendi yapay zekâ ajanlarını oluşturması da artık çok daha kolay. Yapay zekâ sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte veri güvenliği de yeni risklerle karşı karşıya. Yapay zekâ araçlarının kötüye kullanılması, yanlış veri besleyerek sistemleri zehirlemesi, verileri değiştirmesi ya da fidye yazılımı saldırıları gibi tehditler artıyor. Huawei, şirketlerin bu risklere karşı uçtan uca bir koruma sistemi kurması gerektiğini vurguluyor ve sunduğu çözümle yapay zekâ verisini her açıdan güvence altına alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.