Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Veri Merkezleri

Kapsül Haber Ajansı - Veri Merkezleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Veri Merkezleri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Özel Sermaye Fonları Enerji, Sağlık, Altyapı Ve Savunma Gibi Daha Dayanıklı Sektörlere Yöneliyor Haber

Özel Sermaye Fonları Enerji, Sağlık, Altyapı Ve Savunma Gibi Daha Dayanıklı Sektörlere Yöneliyor

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY'ın yayımladığı EY Private Equity Pulse 2026 araştırması, küresel özel sermaye piyasasının 2026'nın ilk yarısında belirsizliklere rağmen dirençli bir görünüm sergilediğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, yatırımcılar piyasadan tamamen uzaklaşmak yerine yatırım kararlarında daha seçici davranıyor. Buna ek olarak, teknoloji odaklı işlemlerde geçen yılın aynı dönemine göre %50 düşüş yaşanırken, teknoloji dışındaki işlemlerin değerinde %9 artış görülüyor. Küresel ölçekte özel sermaye satın alımlarında toplam işlem değeri büyük ölçüde yatay seyretti. Bu tablo, yatırımcıların özellikle yapay zekânın dönüştürdüğü alanlarda daha temkinli hareket ettiğini, buna karşılık uzun vadeli büyüme potansiyeli sunan sektörlere yönelmeyi sürdürdüğünü gösteriyor. Yatırım odağı dayanıklı sektörlere kayıyor Araştırmaya göre yatırımcıların ilgisi enerji, dijital altyapı, savunma ve sağlık gibi uzun vadeli büyüme potansiyeli sunan alanlara yöneliyor. Özel sermaye fonu yöneticilerinin yaklaşık yarısı, önümüzdeki 12-24 aylık dönemde sağlık hizmetleri ve dijital altyapıyı öncelikli yatırım alanları arasında görüyor. Veri merkezleri önemini korurken, yatırımcıların odağı artık yalnızca yapay zekâ uygulamalarına değil, bu dönüşümü mümkün kılan elektrik şebekeleri, enerji üretimi, soğutma sistemleri, yarı iletkenler ve yazılım gibi tamamlayıcı alanlara da genişliyor. Stratejik satışlar, çıkış piyasasını destekliyor Araştırmaya göre, 2026'nın ilk yarısında açıklanan çıkış işlemlerinin toplam değeri geçen yılın aynı dönemine göre %9 arttı. Kurumsal alıcıların ilgisi sayesinde stratejik satışlar çıkış piyasasının temel itici gücü olmaya devam etti. Son altı ayda toplam çıkış değerinin %71'ini stratejik satışlar, özel sermaye fonları arasındaki işlemler ve halka arzlar ise kalan kısmını oluşturdu. Kurumsal şirketler, ölçekli ve kaliteli varlıklara erişmek amacıyla özel sermaye destekli şirketlere yönelik ilgisini sürdürüyor. Araştırma ayrıca, satıcıların fiyat beklentilerinde daha gerçekçi bir yaklaşım benimsediğini ortaya koyuyor. Fon yöneticilerinin %90'ı, uzun süredir portföylerinde bulunan varlıklarda daha hızlı likidite sağlayabilmek için belirli oranlarda değerleme indirimi kabul edebileceğini belirtiyor. Çıkış hazırlığında yapay zekâ ve operasyonel verimlilik öne çıkıyor Jeopolitik gelişmelere bağlı belirsizliklerin sürdüğü piyasa koşullarında özel sermaye şirketleri, olası çıkış süreçlerine daha erken hazırlanmaya odaklanıyor. Katılımcıların %76'sı yapay zekâ, otomasyon ve veri altyapısını en önemli öncelikleri arasında gösterirken; bunu %62 ile kârlılık ve maliyet dönüşümü, %52 ile nakit ve işletme sermayesi yönetimi izliyor. Özel sermaye fonları gelecek döneme ilişkin iyimserliğini koruyor Araştırmaya göre, fon yöneticilerinin %72'si önümüzdeki altı ayda yatırım faaliyetlerinin artmasını beklerken, %56'sı çıkış işlemlerinin hızlanacağını öngörüyor. Katılımcıların yalnızca %14'ü yatırım faaliyetlerinde gerileme beklediğini ifade ediyor. Bununla birlikte değerleme farklılıkları, faiz oranları ve jeopolitik gelişmeler yatırım kararlarını etkilemeye devam eden başlıca riskler arasında yer alıyor. EY Türkiye Özel Sermaye Fonları Sektör Lideri Musa Gezer araştırma sonuçlarıyla ilgili olarak şunları söyledi: “EY Private Equity Pulse 2026 araştırması, Özel Sermaye yatırımcılarının günümüzdeki belirsizlik ortamında daha disiplinli ve seçici bir yatırım yaklaşımı benimsediğini ortaya koyuyor. Teknoloji odaklı işlemlerde yavaşlama görülürken, enerji, altyapı, sağlık ve savunma gibi dayanıklı sektörlere ilginin arttığını gözlemliyoruz. Yapay zekâ yatırımları da yalnızca uygulama tarafıyla sınırlı kalmayıp, bu dönüşümü mümkün kılan alanlara doğru genişliyor. Diğer yandan stratejik satışlar ve kurumsal alıcıların güçlü talebi, çıkış piyasasının istikrarlı seyrini desteklemeyi sürdürüyor. Önümüzdeki dönemde finansman koşullarındaki iyileşme, satışa çıkacak varlık sayısındaki artış ve yapay zekâ ekosisteminin oluşturduğu yeni yatırım alanlarının özel sermaye piyasasını desteklemeye devam edeceğini öngörüyoruz. Belirsizlik dönemleri aynı zamanda uzun vadeli değer yaratabilecek yatırım fırsatlarını da beraberinde getiriyor. Bu süreçte, doğru sektörleri ve doğru varlıkları seçebilen yatırımcıların önemli avantaj elde edeceğine inanıyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Cargill, Türkiye’deki FR3® Trafo Yağı Üretim Kapasitesini İki Katına Çıkardı Haber

Cargill, Türkiye’deki FR3® Trafo Yağı Üretim Kapasitesini İki Katına Çıkardı

Cargill, Türkiye’deki Dilovası Biyoendüstriyel Tesisi’nde FR3® bitkisel trafo yağı üretim kapasitesini iki katına çıkardı. Bu yatırım, Cargill’in yangın güvenliğini, şebeke dayanıklılığını ve sürdürülebilirlik hedeflerini destekleyen yüksek performanslı trafo sıvılarına yönelik artan müşteri talebine yanıt vermesine yardımcı olacak. Yapay zekâ, veri merkezleri, yenilenebilir enerji ve elektrifikasyonun dünya genelinde yaygınlaşmasıyla güvenilir enerji altyapısına olan talep artıyor. Uluslararası Enerji Ajansı, veri merkezlerinin küresel elektrik tüketiminin 2030’a kadar iki katından fazla artarak yaklaşık 945 teravat-saate ulaşacağını öngörüyor. Bu trendler, yüksek yük koşullarında güvenilir şekilde çalışabilen trafo teknolojilerine yönelik talebi artırıyor. Bu durum, veri merkezleri ve hastaneler, havalimanları, metro sistemleri, batarya enerji depolama sistemleri (BESS), güneş enerjisi tesisleri ve rüzgâr santralleri gibi kritik altyapılar açısından büyük önem taşıyor. FR3® trafo yağı, ASTM D6866 standardına göre yüzde 99’dan fazla biyo bazlı içerik barındıran, K sınıfı, yüksek yanma noktasına sahip doğal ester bazlı bir dielektrik sıvıdır. Tipik 350–360 °C yanma noktası, geleneksel mineral yağlara kıyasla yangın riskinin azaltılmasına yardımcı olur. FR3® trafo yağı, yüksek sıcaklıkta çalışmak üzere tasarlanmış trafolarda da daha yüksek yük esnekliği ve daha uzun izolasyon ömrü sağlayabilir. Dilovası’na yatırım Cargill, Türkiye’deki ve uluslararası pazarlardaki müşterilerden gelen artan talebi karşılamak üzere Dilovası Biyoendüstriyel Tesisi’ne yeni bir üretim hattı ekledi. Proje, Cargill’in mühendislik, operasyon ve bakım ekipleri arasındaki yakın iş birliğiyle, kayıp zamanlı iş kazası yaşanmadan tamamlandı. FR3® trafo yağı üretim kapasitesini iki katına çıkaran yatırım, operasyonel verimliliği artırıyor ve Dilovası’nın Cargill’in küresel Biyoendüstriyel üretim ağı içindeki rolünü güçlendiriyor. Cargill Trafo Sıvıları Global Ürün Grubu Kıdemli Direktörü Renee van Schijndel, “Veri merkezleri ve diğer kritik altyapılar güvenli, güvenilir ve dayanıklı enerjiye ihtiyaç duyuyor. Dilovası’ndaki üretimimizi artırarak, hızla artan talebi karşılamak üzere tasarlanan enerji sistemlerine yatırım yapan müşterilerimize daha etkili şekilde hizmet sunabileceğiz. FR3® trafo yağı, trafo performansını, yük esnekliğini ve varlık ömrünü desteklerken yangın riskinin azaltılmasına yardımcı olacak” dedi. FR3® trafo yağının termal özellikleri, trafoların içinde kullanılan selülozik izolasyon malzemelerinin yaşlanmasını yavaşlatıyor. Trafo tasarımına ve işletme koşullarına bağlı olarak bu özellik, işletmecilere daha yüksek yükleri yönetme veya ekipman ömrünü uzatma konusunda daha fazla esneklik sağlayabiliyor. Cargill Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Ramadan Küçük, “Dilovası’ndaki doğal ester dielektrik trafo yağı üretim kapasitesini iki katına çıkarmamız, müşterilerimizin ihtiyaçlarına daha hızlı ve verimli şekilde yanıt vermemizi sağlıyor. Türkiye’deki ekiplerimizin gücünü ve Dilovası’nın Cargill’in küresel operasyonlarındaki önemli rolünü ortaya koyan bu yatırım, aynı zamanda Cargill’in Türkiye’de inovasyon, operasyonel mükemmeliyet ve endüstriyel büyümenin devamına yönelik uzun vadeli taahhüdünü gösteriyor” dedi. Sürdürülebilirlik hedeflerine destek FR3® trafo yağı, yenilenebilir bitkisel yağlardan elde ediliyor ve ASTM D6866 standardına göre yüzde 99’dan fazla biyo bazlı içerik barındırıyor. OPPTS 835.3100 standardına göre 10 gün gibi kısa bir sürede yüzde 100 biyolojik olarak parçalanabiliyor. FR3® trafo yağının performans özellikleri, müşterilerin trafo verimliliğini artırmasına, ekipman ömrünü uzatmasına ve fosil bazlı malzemelere bağımlılığı azaltmasına da yardımcı oluyor. Bu özellikleri, veri merkezleri, yenilenebilir enerji projeleri ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda çalışan şebeke operatörleri için giderek daha fazla önem taşıyor. Dilovası’ndaki yeni üretim hattı, tesiste proses ve enerji verimliliğini artıracak şekilde tasarlandı. Türkiye’nin ihracat değer zincirine destek Yatırım, Cargill’in Türkiye’deki trafo üreticilerine tedarik sağlama ve yüksek performanslı dielektrik sıvılara yönelik artan uluslararası talebe yanıt verme kabiliyetini güçlendiriyor. Türkiye dünyanın önde gelen trafo üreticisi ülkelerinden biri konumunda. Cargill, FR3® üretim kapasitesini artırarak yerel üretim ekosistemini destekliyor ve Türkiye’nin ileri enerji teknolojilerinin değer zincirindeki konumunun güçlenmesine katkıda bulunuyor. Küçük, “Elektrik altyapısına yönelik talep artmaya devam ederken, değer zincirinin tüm paydaşları arasındaki iş birliği kritik önem taşıyacak. Cargill olarak, hem iç hem de uluslararası pazarlara hizmet sunan Türkiye’deki trafo üreticileri ve enerji sektörü müşterileriyle birlikte çalışmaktan gurur duyuyoruz” dedi. Dilovası’ndaki kapasite artışıyla Cargill, dünya genelinde daha güvenli, daha güvenilir ve daha sürdürülebilir enerji altyapısına yatırım yapan müşterilerini destekleyecek konuma geldi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Körfez Bölgesi Yeni Stratejik Bağımlılıklarla Karşı Karşıya Haber

Körfez Bölgesi Yeni Stratejik Bağımlılıklarla Karşı Karşıya

Öne çıkan veriler: Körfez ülkeleri son 20 yılda yapay zekâ, gelişmiş veri merkezleri, video oyunları ve dijital ekosistemlere 250 milyar doların üzerinde yatırım yaptı.Bölge, mevcut küresel veri merkezi kapasitesinin yüzde 1'inden biraz fazlasına sahipken, yapımı devam eden kapasitenin yaklaşık yüzde 7'sini, planlanan kapasitenin ise yaklaşık yüzde 6'sını oluşturuyor.Standart bir hiper ölçekli veri merkezinin soğutulması için günde 1 ila 5 milyon litre su gerekebiliyor. Körfez, yapay zeka yatırımlarını hızlandırıyor Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, yapay zekâ ve dijital altyapı yatırımlarında dünyanın yeni büyüme merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Ulusal varlık fonları ve ekonomik çeşitlendirme stratejilerinin desteğiyle yapay zekâ, bulut bilişim, veri merkezleri ve dijital ekosistemlere önemli yatırımlar yapılıyor. Bölgenin mevcut küresel kapasitedeki payı halen sınırlı olsa da yapımı devam eden ve planlama aşamasındaki projelerde üstlendiği rol hızla büyüyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, bu yarışta bölgenin iki itici gücü olarak öne çıkıyor. Büyük ölçekli dijital altyapı projeleri ve küresel teknoloji şirketleriyle kurulan iş birliklerinin etkisiyle Riyad ve Abu Dabi'nin, Körfez'in yapay zekâ ve hiper ölçekli veri merkezi alanındaki başlıca merkezleri haline gelmesi bekleniyor. Ekonomik çeşitlenme kırılganlıkların yönünü değiştiriyor Körfez'deki dijital dönüşüm yarışının arkasında düşük maliyetli enerji, güçlü finansal kaynaklar, deniz suyunu arıtma altyapısı ve Avrupa, Asya ile Afrika arasındaki stratejik coğrafi konum gibi önemli avantajlar bulunuyor. Ancak bu avantajlar kırılganlıkları ortadan kaldırmak yerine farklı alanlara taşıyor. Bölgenin yapay zekâ alanındaki hedefleri; özellikle yarı iletkenler, grafik işlemcileri, büyük bulut hizmeti sağlayıcıları ve ihracat lisansları açısından yabancı teknolojilere bağımlılığını sürdürüyor. Körfez'de yarı iletken üretimi veya yazılım mimarisi alanında henüz gelişmiş bir yerel ekosistem bulunmuyor. Bu bağımlılık insan kaynağına da uzanıyor. Yapay zekâ, bulut bilişim ve yarı iletken alanındaki uzmanlara dünyanın önde gelen teknoloji merkezlerinde halihazırda yoğun talep bulunuyor. Dijital altyapılar kritik hale geliyor Körfez ekonomileri giderek daha fazla dijitalleşirken veri merkezleri, deniz altı kabloları, bulut platformları ve dijital ağlar kritik altyapılar haline geliyor. Finansal hizmetlerden kamu platformlarına, akıllı şehirlerden şirketlerin kullandığı dijital tedarik zincirlerine kadar pek çok alan artık bu altyapılara dayanıyor. Bölgedeki dalgalı jeopolitik ortamda dijital altyapının bu ölçüde merkezi bir konuma gelmesi, yeni bir ülke riski türünü de beraberinde getiriyor. Büyük veri merkezleri fiziksel hedeflere dönüşürken, deniz altı kabloları da bir başka potansiyel kırılganlık noktası oluşturuyor. Kaynaklar üzerindeki baskı ise risklere yeni bir boyut ekliyor. Tatlı su kaynaklarının sınırlı olduğu ve su ihtiyacının büyük ölçüde deniz suyunun arıtılmasıyla karşılandığı bölgede, büyük ölçekli bilgi işlem kapasitesinin gelişmesi; sanayi, konut ve dijital altyapıların su kullanımı arasındaki tercihleri daha da zorlaştırabilir. Bu nedenle Körfez'in yapay zekâ alanındaki yükselişi şirketler açısından teknolojik inovasyonun ötesinde bir anlam taşıyor. Süreç; operasyonel dayanıklılık, tedarikçilere bağımlılık, iş sürekliliği ve kritik dijital altyapılara maruz kalma açısından somut riskleri de gündeme getiriyor. Coface Orta Doğu Ekonomisti Seltem İyigün ise gelişmeleri şöyle değerlendiriyor: “Körfez'in yapay zekâ yarışı köklü bir dönüşüme işaret ediyor. Petrol sonrası ekonomik çeşitlenme kırılganlıkları ortadan kaldırmıyor, yeni kırılganlıklar yaratıyor. Veri merkezleri, yarı iletkenler, yetenekli insan kaynağı ve doğal kaynaklar artık enerji altyapısı kadar stratejik varlıklar haline geliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ Çağında Enerji Yönetimi: EY Geleceğin Stratejilerini Açıkladı Haber

Yapay Zekâ Çağında Enerji Yönetimi: EY Geleceğin Stratejilerini Açıkladı

Uluslararası danışmanlık, denetim, güvence, kurumsal finansman, strateji ve vergi hizmetleri şirketi EY’ın Yapay Zekâ ve Enerji: Karşılıklı Etkileşim başlıklı raporu yayımlandı. EY Europe Central Energy Center'ın araştırmalarına, EY'ın yapay zekâ alanındaki deneyimlerine ve enerji sektöründeki tecrübelerine dayanan rapor, bu ikili dönüşümle karşı karşıya kalan şirketler ve liderler için önemli içgörüler sunuyor. Rapor, şirketlerin yapay zekâ odaklı verimliliği nasıl artırabileceğini, dijital büyüme için enerjiyi nasıl güvence altına alabileceğini ve yapay zekâ ile enerjinin birbirinden ayrılamaz olduğu bir gelecek için nasıl dayanıklı stratejiler geliştirebileceği hakkında önemli ipuçları veriyor. Veri merkezleri küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ini oluşturuyor Rapora göre yapay zekâ; enerji üretimi ve dağıtımından şebeke yönetimine kadar birçok alanda operasyonel verimliliği artırırken, veri merkezlerinin hızla büyümesi elektrik talebini de oldukça yüksek seviyelere taşıyor. Yapay zekâ odaklı tipik bir veri merkezi, yaklaşık 100 bin hanenin tüketimi kadar elektrik kullanırken, hâlihazırda inşa edilmekte olan en büyük veri merkezlerinin bunun 20 katına kadar enerji tüketeceği öngörülüyor. Küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ini oluşturan veri merkezlerinin enerji ihtiyacı, yıllık yaklaşık %12 oranında artıyor. Rapor, veri merkezi yatırımlarındaki artış ve yapay zekâ odaklı harcamaların, özellikle ABD’de iş yatırımlarının ve gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesinin itici güçlerinden biri haline geldiğini gösteriyor. Yapay zekâ, iş gücünün yetkinliklerini ölçeklendirerek yeni iş birliği ve karar alma biçimlerini destekliyor. Petrol, gaz ve elektrik hizmetleri sektörlerinde çalışanların günlük yapay zekâ kullanım düzeyi; teknoloji ve bankacılık sektörlerine kıyasla henüz daha düşük olsa da, bu sektörlerin de yapay zekâ uygulamalarının hayata geçirilmesi açısından geniş bir potansiyeli bulunuyor. Büyük teknoloji şirketleri yapay zekâya milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor Büyük teknoloji şirketleri, yapay zekânın üretkenliği önemli ölçüde artıracağı ve insanların çalışma ile değer yaratma biçimlerini yeniden şekillendireceği beklentisiyle bu alana yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. 2020-2025 yılları arasında beş büyük teknoloji şirketinin toplam sermaye harcamalarının %280’den fazla arttığı tahmin ediliyor. Bu yatırımların giderek daha büyük bir bölümü yeni veri merkezlerine yönlendiriliyor. Küresel veri merkezi yatırımlarının 2025-2030 döneminde 7 trilyon dolara ulaşabileceği ve dünya genelinde 2.000’den fazla yeni veri merkezinin devreye alınabileceği öngörülüyor. 2025 yılı sonu itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 12 bin veri merkezi bulunurken, bunların yaklaşık %45’i ABD’de, %27’si ise Avrupa’da yer alıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, küresel kurulu veri merkezi kapasitesinin 2020-2025 döneminde yıllık ortalama %13 büyüyerek 60 GW’tan 114 GW’a yükseldiği görülüyor. IEA’nın temel senaryosuna göre, bu büyümenin on yılın sonuna doğru daha da hızlanması ve yıllık ortalama %15 seviyesine ulaşması bekleniyor. Bu doğrultuda, toplam kurulu veri merkezi kapasitesinin 2030 yılına kadar 226 GW’a çıkabileceği öngörülüyor. Günümüzde veri merkezleri, küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ini oluşturuyor. En yüksek oran ABD’de görülüyor; burada veri merkezleri toplam elektrik talebinin yaklaşık %4,5’ini oluşturuyor. Veri merkezlerinin, 2025-2030 döneminde küresel elektrik talebindeki artışın yaklaşık %7’sini, daha geniş bir perspektifte değerlendirildiğinde ise 2025-2035 dönemindeki artışın yaklaşık %9’unu oluşturabileceği öngörülüyor. Jeopolitik gerilimler belirsizlik oluşturuyor Veri merkezlerinin gelecekteki elektrik talebine ilişkin projeksiyonları önemli ölçüde belirsizlik içeriyor. Düşük karbonlu ve maliyeti öngörülebilir enerji kapasitesine ve şebeke altyapısına erişim, yapay zekâ çiplerinin bulunabilirliği, donanım ve modellerde sağlanacak verimlilik artışları, spekülatif proje duyuruları ve yapay zekâ pazarındaki değişimler gibi birbiriyle bağlantılı birçok faktöre bağlı olabilir. Ayrıca, jeopolitik gerilimler de ek bir belirsizlik katmanı oluşturuyor. Bu gerilimler, kritik bileşenlere yönelik tedarik zincirlerini aksatma ve piyasa dinamiklerini yeniden şekillendirme riski taşıyor. Orta Doğu’da son dönemde yaşanan gerilimlerin tırmanması, uzun süreli belirsizliklerin hâlihazırda kısıtlı olan bellek çipleri ve veri depolama cihazları arzını daha da sıkılaştırabileceğine yönelik yatırımcı endişelerini artırdığı görülüyor. Avrupa’nın veri merkezi ekosistemi köklü değişimlerle şekillenebilir Avrupa’nın veri merkezi ekosistemi, hem kapasitedeki önemli büyüme hem de coğrafi dağılımdaki köklü değişimlerle şekillenen dönüştürücü bir on yıla giriyor. Geleneksel veri merkezlerinde arazi ve enerji kısıtlarının artmasıyla birlikte, işletmeciler ve yatırımcılar giderek daha fazla şebeke kapasitesi, uygun arazi imkânı ve daha düşük işletme maliyetleri sunan yeni lokasyonlara yöneliyor. Bu eğilim, son kullanıcılara yakınlığın daha az önem taşıdığı ve maliyet verimliliğinin öncelik kazandığı makine öğrenimini destekleyen uzak veri merkezlerinde özellikle belirgin şekilde görülüyor. Avrupa’nın geleneksel veri merkezi merkezleri dışında kalan ülkelerin, yeni yatırımlardan giderek daha fazla pay alması beklenirken, Orta Avrupa bölgesi bu büyümeden en fazla fayda sağlayacak bölgeler arasında yer alıyor. Orta Avrupa, veri merkezlerinin yaklaşık %63’ünü barındırıyor. Bölgenin enerji yelpazesinin yaklaşık %65’i hâlihazırda yenilenebilir enerji, nükleer enerji ve hidroelektrik gibi güvenilir düşük karbonlu kaynaklardan sağlanıyor. Bu durum, enerji yoğun veri merkezi yatırımlarının büyümesi açısından bölgeye önemli bir yapısal avantaj kazandırıyor. Veri merkezlerinin Orta Avrupa bölgesine giderek daha fazla yayılmasıyla birlikte, veri merkezlerinin ulusal elektrik talebi içindeki payının 2035 yılına kadar %2 ile %14 arasında yükselmesi bekleniyor. En yüksek yoğunlaşmanın ise Nordik ülkelerde görülmesi öngörülüyor. Norveç'te veri merkezlerinin toplam elektrik talebinin yaklaşık %9'unu oluşturabileceği tahmin edilirken, bu oranın Danimarka'da yaklaşık %13'e, İsveç'te ise aynı dönemde %8'in üzerine çıkabileceği öngörülüyor. EY Türkiye Enerji Sektör Lideri ve EY-Parthenon Şirket Ortağı Cem Çamlı, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Yapay zekâ günümüzde yalnızca dijital dönüşümün değil, enerji dönüşümünün de temel belirleyicilerinden biri. Bu ilişki tek yönlü olmamakla birlikte yapay zekâ; enerji sektörünü daha verimli, güvenilir ve sürdürülebilir hale getiriyor. Aynı zamanda yapay zekâ da büyümesini sürdürebilmesi için güçlü enerji altyapısına ihtiyaç duyuyor. Yapay zekâ ve enerjideki gelecek risk ve fırsatların bir arada ele alındığı raporumuza göre; sektörler arası koordinasyonu erkenden sağlayan, altyapı planlamasını uyumlaştıran ve yönetişim modellerini modernize eden enerji şirketleri; yapay zekânın sunduğu üretkenlik kazanımlarından çok daha etkili biçimde yararlanacak. Aynı zamanda erişilebilir maliyetli, güvenilir ve düşük karbonlu bir enerji sisteminin gelişimini destekleme konusunda avantajlı konumda olacak. Yapay zekâ yatırımlarını konuşurken sadece işlem kapasitesini değil, bu dönüşümü mümkün kılacak enerji ekosistemini de konuşmamız gerekiyor. Önümüzdeki yıllarda ülkelerin ve şirketlerin rekabet gücü; güvenilir enerji altyapısı, dijital yetkinlikler ve sürdürülebilirlik hedeflerini aynı strateji altında buluşturabilme becerisiyle şekilleneceğinin de altını çizmeliyiz. Bu ekosistemde, teknoloji şirketlerinden enerji sektörüne, yatırımcılardan politika yapıcılara kadar tüm paydaşların ortak hareket etmesi gerekiyor." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Boreas'tan Kurumsal Dönüşüme Stratejik Adım Haber

Boreas'tan Kurumsal Dönüşüme Stratejik Adım

Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Boreas Genel Müdürü İsmail Yamangil, sürdürülebilir liderliğe giden yolda kurum kültürünün oynadığı kritik role dikkat çekerek şunları söyledi: “Geleceğimizi inşa ederken en büyük gücümüzü ileri teknolojimizden, operasyonel yetkinliğimizden ve insan kaynağımızın ortak enerjisinden alıyoruz. Büyümemizi taşıyacak en sağlam altyapı ise ortak kurum kültürümüzdür. Bu değerleri oluştururken potansiyelimizi en üst seviyeye çıkaracak, ortak aklı ve dayanışmayı besleyecek bir iklim yaratmayı hedefledik. Global arenadaki farkımızı, yüksek mühendislik gücümüz ve değişim anlarındaki ortak reflekslerimizle ortaya koyuyoruz. Bugün paylaştığımız Pusula ile bizi zirveye taşıyacak ilkeleri şirketimizin ortak duruşu haline getiriyoruz. Bu sağlam temeller üzerinde yükselen misyonumuzla; veri merkezlerinden modern ticari binalara kadar geleceği şekillendiren altyapıları yenilikçi iklimlendirme, güç ve yönetim teknolojilerimizle sürdürülebilir kılacak ve dijital dönüşümün geleceğini verimlilik ve güvenle inşa edeceğiz.’’ Lansmanda söz alan Teknolojiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Doğan Erdoğan, Pusula değerlerinin şirketin mühendislik, üretim, ürün geliştirme ve teknoloji vizyonuna entegrasyonunu aktardı. Erdoğan, verimlilik ve güven odaklı mühendislik anlayışını bu değerlerle harmanlayarak, geleceğin altyapılarını inşa etmeyi sürdüreceklerini vurguladı. Pusula Değerleri Boreas İsminin Özüne ve Rüzgarın Gücüne Atıfta Bulunuyor Lansmanın devamında İnsan Kaynakları Müdürü Gonca Kanat, Pusula’nın mimarisini ve değerlerin çıkış noktasını detaylandırdı. Kanat, altı temel değerin baş harflerinden oluşan P-U-S-U-L-A kelimesinin, şirkete adını veren kuzey rüzgarı Boreas’ın yön gösteren gücüne doğrudan bir gönderme taşıdığını belirtti. İlkelerin sadece sözde kalmayıp günlük iş süreçlerine yansıyan somut ve gözlemlenebilir davranışlara dönüşmesini hedeflediklerini vurgulayan Kanat, sözlerini şöyle sürdürdü: “Pusula’mızı oluşturan altı temel değeri tanımlarken; başarılarımız ve kalite anlayışımızla duyduğumuz Gurur (Proud), güçlü bir ekip ruhuyla tek vücut olma Birliktelik (United), ustalığımızla müşterilerimize değer yaratma Yetkinlik (Skilled), açık,dürüst ve şeffaf bir duruş Dürüstlük (Upright), kalıcı etki yaratan uzun vadeli bir bakış açısı Kalıcı etki (Lasting) ve çözüm odaklı harmoni ve hız Çeviklik (Agile) ilkelerini esas aldık. Boreas kelimesinin anlamına ve rüzgarın yön verme gücüne atıfta bulunan bu pusulayı günlük çalışma hayatımızın odağına yerleştirerek geleceğe emin adımlarla yürüyoruz.” Fabrikada Eğlenceli ve Unutulmaz Bir Gün Bilgilendirme oturumlarının ardından etkinlik, fabrika bahçesinde düzenlenen mangal partisi ve canlı müzikle devam etti. Yönetimin ve tüm çalışanların bir arada vakit geçirdiği organizasyonda Boreas, yeni kurum kültürünü yüksek bir enerjiyle karşıladı. Boreas başta veri merkezleri olmak üzere endüstriyel yapılar için yenilikçi ve sürdürülebilir iklimlendirme teknolojileri sunmaya, dijital dönüşümün geleceğini verimlilik ve güvenle inşa etmeye kararlılıkla devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya Enerji Altyapısını Yeniden Kuruyor Haber

Dünya Enerji Altyapısını Yeniden Kuruyor

Küresel enerji sektöründe son yılların en büyük dönüşümlerinden biri yaşanıyor. Yapay zekâ yatırımlarıyla büyüyen veri merkezleri, elektrikli araç dönüşümü, batarya sistemleri ve sanayide hızlanan elektrifikasyon süreci; dünya genelinde elektrik talebini yeniden şekillendiriyor. Enerji dönüşümünde artık yalnızca üretim yatırımları değil, iletim ve dağıtım altyapısının kapasitesi de belirleyici hale geldi. Özellikle güç trafoları, yüksek gerilim ekipmanları ve enerji depolama sistemlerine yönelik talep son yılların en yüksek seviyelerine ulaştı. Talebin arzı aşmasıyla birlikte güç transformatörlerinde küresel teslim süreleri 2-4 yıla, büyük güç transformatörlerinde ise 5 yıla kadar uzadı; üreticilerin sipariş defterleri yıllar öncesinden doluyor. Girişim Elektrik Yönetim Kurulu Başkanı M. Behiç Harmanlı, enerji sektöründe tarihi bir dönüşüm yaşandığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Dünya yeni bir elektrikleşme çağının içine giriyor. Veri merkezleri, elektrikli ulaşım ve dijitalleşme kaynaklı enerji ihtiyacı; son 30 yılın en hızlı talep artışını ortaya çıkardı. Bu dönüşüm yalnızca enerji üretimini değil, tüm şebeke altyapısını yeniden şekillendiriyor. Elektrik artık dijital ekonominin ham maddesi; trafo ve yüksek gerilim ekipmanı ise bu çağın en stratejik ürünü haline geldi.” Özellikle yapay zekâ yatırımlarının enerji sektöründe yeni bir dönemi başlattığını ifade eden Harmanlı, veri merkezlerinin oluşturduğu elektrik talebinin giderek büyüdüğünü söyledi. “Bugün dünyanın birçok bölgesinde veri merkezleri tek başına dev sanayi tesisleri kadar elektrik tüketiyor. Yapay zekâ yatırımları büyüdükçe bu talep daha da artacak. Bu nedenle önümüzdeki dönemde enerji altyapısı yatırımları küresel ekonominin en stratejik alanlarından biri olacak.” Küresel pazarda güç trafoları başta olmak üzere kritik şebeke ekipmanlarında teslim sürelerinin yıllarla ifade edildiği bu dönemde Girişim Elektrik'in konumunu değerlendiren Harmanlı, şunları söyledi: “Dünya trafo bekliyor; biz üretiyoruz. Entegre üretim gücümüz, hazır kapasitemiz ve mühendislik derinliğimiz sayesinde küresel ortalamanın çok altında terminlerle teslimat yapıyoruz. 5 kıtada 80'e yakın ülkeye ulaşan ihracat ağımızla bu tarihi talep dalgasını Türkiye için bir üretim ve ihracat zaferine dönüştürüyoruz.” “Enerji dönüşümü artık bütüncül bir altyapı yaklaşımı gerektiriyor” Sektör temsilcilerine göre enerji dönüşümünde yeni dönemin merkezinde artık depolama sistemleri ve şebeke yatırımları yer alıyor. Güneş ve rüzgâr yatırımlarının artmasıyla birlikte enerji depolama sistemlerinin önemi de giderek yükseliyor. Harmanlı, enerji dönüşümünün artık bütüncül bir altyapı yaklaşımı gerektirdiğini belirterek şunları söyledi: “Yeni dönemde yalnızca elektrik üretmek yeterli olmayacak. Üretilen enerjinin depolanması, taşınması ve yönetilmesi de en az üretim kadar kritik hale geliyor. Enerji sektöründe rekabet artık mühendislik, depolama ve şebeke yönetimi tarafında şekilleniyor. Biz bu rekabete kapasitesi hazır, laboratuvarı akredite, sipariş defteri dolu bir grup olarak giriyoruz.” İletim altyapısında teknolojik dönüşümün hız kazandığına dikkat çeken Harmanlı, yüksek gerilim doğru akım (HVDC) iletim hatlarının geleceğin şebekelerinde kilit rol oynayacağını vurguladı: “Artık dünya yalnızca klasik alternatif akım (AC) iletim hatlarıyla yetinemeyecek. Gelişen teknoloji, hızla artan talep ve enerjinin binlerce kilometre öteye, üretildiği noktadan tüketildiği merkezlere düşük kayıpla taşınması ihtiyacı; HVDC iletim hatlarını enerji çağının yeni omurgası haline getiriyor. Kıtaları birbirine bağlayacak, denizaşırı bağlantıları mümkün kılacak ve yenilenebilir enerjinin gerçek potansiyelini ortaya çıkaracak bu teknoloji, önümüzdeki dönemin en büyük altyapı yatırımlarına sahne olacak. Biz de bu geleceği bugünden okuyarak, AC şebekelerdeki gücümüzü HVDC çağına taşımaya hazırlanıyoruz.” Önümüzdeki yıllarda güç trafoları, enerji depolama sistemleri, yüksek gerilim ekipmanları ve şebeke modernizasyon yatırımları, küresel ölçekte en hızlı büyüyen alanlar olmaya aday. Bu tablo, entegre üretim gücü ve hızlı teslimat kabiliyetiyle Girişim Elektrik'i küresel elektrikleşme çağının en avantajlı oyuncularından biri olarak konumlandırıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Borusan Ventures, Yapay Zekâ Destekli, Gerçek Zamanlı Sıvı Analizi Yapan Omen AI’a Yatırım Yaptı Haber

Borusan Ventures, Yapay Zekâ Destekli, Gerçek Zamanlı Sıvı Analizi Yapan Omen AI’a Yatırım Yaptı

Borusan Grubu’nun kurumsal girişim sermayesi şirketi Borusan Ventures, yapay zekâ destekli, gerçek zamanlı sıvı analizi çözümleri geliştiren Omen AI'a yatırım yaptı. Nava Ventures liderliğinde gerçekleşen Series A turuna ve CRV liderliğindeki tohum turuna Borusan Ventures'ın yanı sıra LMNT Ventures, eski Meta COO’su Sheryl Sandberg ve birçok yatırımcı katıldı. Defne Kocabıyık Narter: “Omen AI, iş makineleri ve veri merkezi altyapısında kritik bir katmanı güçlendiriyor” Borusan Ventures Kurucusu ve Başkanı Defne Kocabıyık Narter, yatırımla ilgili şunları söyledi: “Omen AI'ın teknolojisi, iş makinelerinde bakım anlayışını periyodik kontrollerden sürekli ve veri odaklı izlemeye taşıyor. Özellikle Borusan Cat gibi geniş makine filolarının yönetildiği operasyonlarda, yağ ve hidrolik gibi sıvılardaki değişimleri gerçek zamanlı takip ederek olası arızaların önceden tespit edilmesine ve plansız duruşların azaltılmasına katkı sağlayabilecek önemli bir teknoloji olarak görüyoruz. Bunun yanında hızla büyüyen sıvı soğutmalı veri merkezleri de şirket için güçlü bir büyüme alanı oluşturuyor.” Omen AI Kurucu Ortağı ve CEO’su Zach Laberge ise şu ifadeleri kullandı: “Sanayi ekipmanları ve veri merkezleri, yıllardır aynı yavaş sıvı test sürecine bağımlı kaldı. Biz bu süreci gerçek zamanlı, sürekli bir izleme katmanına dönüştürüyoruz; böylece operasyon ekipleri arızalar gerçekleşmeden önce harekete geçebiliyor.” Silikon Vadisi merkezli Borusan Ventures, ABD ve Avrupa’da enerji, mobilite, lojistik, tedarik zinciri ve endüstriyel teknolojiler gibi alanlardaki erken aşama girişimlere yatırım yapıyor. Borusan Ventures, Borusan Grubu’nun 82 yıllık endüstriyel deneyiminden yararlanarak global başarı ve uzun vadeli etki hedeflediği girişimlere stratejik destek sağlıyor, yeni pazarlara erişim imkânı sunarak büyüme fırsatları yaratıyor. Geleneksel laboratuvar testleri yerini gerçek zamanlı izlemeye bırakıyor Omen AI, iki temel kullanım alanına odaklanıyor. Bunlardan ilki, yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşmasıyla hızla büyüyen sıvı soğutmalı veri merkezleri. İkincisi ise ağır iş makineleri ve endüstriyel ekipmanlar. Her iki alanda da sıvı sağlığının gerçek zamanlı izlenmesi, plansız duruşları azaltırken ekipman ömrünü uzatıyor ve bakım maliyetlerini düşürüyor. Günümüzde endüstriyel sıvıların periyodik alınan numunelerle takip edilmesi ve laboratuvar sonuçlarının günler, hatta bazen haftalar sonra ekiplere ulaşması, ekipmanın gerçek durumu ile mevcut veriler arasında ciddi bir zaman farkı yaratıyor. Bu gecikme sebebiyle erken tespit edilebilecek aşınma ya da kirlenme belirtileri geri dönülemez arızalara dönüşerek kesinti sürelerini ve bakım maliyetlerini katlanarak artırıyor. Omen AI'ın ürünü ise bu boşluğu iki tamamlayıcı formatla kapatıyor. Birincisi, makinenin mevcut sıvı sistemine tek seferlik ve müdahalesiz şekilde entegre edilen bir sensör. Bu sensör yağ, soğutma sıvısı veya su/glikol döngülerini kesintisiz olarak izliyor. İkincisi ise sahada anlık analiz imkânı sunan, taşınabilir bir test cihazı. Bu sayede ekipler, haftalar sürebilen laboratuvar sürecini beklemeden makinenin durumu hakkında yerinde teşhis koyabiliyor. Statik ve tek seferlik bir ölçüm yerine zaman içindeki değişimi sürekli takip eden bu yaklaşım, aşınma, kirlenme ve korozyon gibi erken uyarı sinyallerini yakalayarak durumun çok daha maliyetli bir arızaya dönüşmesini önleyecek küçük bir bakım müdahalesini mümkün kılıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Rosatom, NPPES 2026'da Türkiye'nin Enerji Geleceğine Yönelik Nükleer Çözümlerini Tanıttı Haber

Rosatom, NPPES 2026'da Türkiye'nin Enerji Geleceğine Yönelik Nükleer Çözümlerini Tanıttı

Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom, bu yıl 12.’si düzenlenen Uluslararası Nükleer Santraller Zirvesi’nin (NPPES 2026) resmi partnerleri arasında yer aldı. Zirevenin açılışında konuşan AKKUYU NÜKLEER A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anton Dedusenko, Akkuyu NGS projesinde kaydedilen ilerlemeye dikkat çekerek şunları söyledi: "Akkuyu NGS projesi şu anda en yoğun ve aktif aşamasında. Birinci güç ünitesindeki inşaat çalışmaları tamamlandı ve şu anda işletmeye alma öncesi testler devam ediyor. Reaktörün montajı tamamlandı. Temsili yakıt demetleri reaktöre yüklendi ve artık hidrolik testler aşamasına geçiliyor. Tüm bu çalışmalar, birinci güç ünitesinin bu yıl içerisinde işletmeye alınmasını sağlamak için gereklidir." Dedusenko, Rosatom'un küresel nükleer enerji sektörünün liderlerinden olduğunu ve uluslararası iş birliğine büyük önem verdiğini belirterek, bunun en somut örneklerinden birinin Türkiye'nin ilk nükleer santrali olan Akkuyu NGS projesi olduğunu vurguladı. Dedusenko, "bu proje, doğrudan sahada 10'dan fazla ülkeden uzmanı bir araya getiriyor. Aynı zamanda, Avrupa Birliği üyesi ülkeler de dahil olmak üzere birçok ülkedeki tedarikçilerin katkısıyla gerçek anlamda uluslararası bir iş birliği örneği oluşturuyor" dedi. Akkuyu NGS projesinin mevcut durumu ve projenin Türkiye'de ulusal nükleer sanayinin gelişimine katkısı ise AKKUYU NÜKLEER A.Ş. Sürdürülebilir Kalkınma ve Enerji Şirketleri ve Ticari Birlikler ile İletişim Direktörü Esra Songur'un sunumunda ele alındı. Forumun öne çıkan başlıklarından biri iklim değişikliği oldu. Karbon emisyonlarının azaltılmasında nükleer enerjinin rolünün ele alındığı oturumda konuşan AKKUYU NÜKLEER A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anton Dedusenko, şunları söyledi: "Nükleer enerji sadece istikrarlı ve düşük karbonlu bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda iklim ve altyapı alanındaki birçok soruna çözüm sunan teknolojik bir platformdur. Bu çözümler bugün zaten kullanılabiliyor, sahada başarıyla uygulanıyor ve farklı ülke ile bölgelerin ihtiyaçlarına göre uyarlanabiliyor." Rosatom Orta Doğu ve Kuzey Afrika Direktörü Igor Palamarchuk da zirve konuşan isimler arasında yer aldı. Konuşmasında Rosatom'un küçük ölçekli nükleer enerji çözümlerini tanıtan Palamarchuk, küçük modüler reaktörlerin (SMR), artan elektrik talebinin karşılanması, düşük karbonlu enerji üretiminin yaygınlaştırılması, enerji yoğun sanayi tesisleri ve endüstri bölgeleri, veri merkezleri ile deniz suyunun arıtılması tesislerine güvenilir enerji sağlanması açısından önemli bir çözüm sunduğunu belirtti. Palamarchuk ayrıca, Rosatom'un bu alandaki teknolojilerinin uzun yıllardır Rusya'da başarıyla işletilen küçük ölçekli nükleer enerji tesislerine dayandığını vurgulayarak, şirketin bu deneyim sayesinde iş ortaklarına güvenilir ve yenilikçi çözümler sunabildiğini ifade etti. Rosatom temsilcileri ayrıca nükleer enerjide gelecek vaat eden teknolojilerin ele alındığı oturumlarda da yer aldı. Bu kapsamda, yenilikçi reaktör tasarımları ve IV. Nesil Nükleer teknolojilere yönelik yaklaşımlar paylaşıldı. Bu teknolojilerin, nükleer enerjinin verimliliğini, güvenliğini ve sürdürülebilirliğini daha da artıracak yeni fırsatlar sunduğu vurgulandı. Forumda ele alınan konular, Rosatom'un fuar alanındaki standında da ziyaretçilerle buluştu. Ziyaretçiler, Akkuyu NGS projesinde gelinen son aşama hakkında bilgi alırken, büyük ve küçük ölçekli nükleer enerji çözümlerini, kullanılmış nükleer yakıtın geri işlenmesi ve sahadan taşınması da dahil olmak üzere nükleer yakıt döngüsünün son aşamasına yönelik yenilikçi teknolojileri ve Rosatom'un sunduğu diğer kapsamlı iş birliği alanlarını yakından inceleme fırsatı buldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Biyometrik Erişim Kontrolü Güvenlikte Yeni Bir Dönemin Kapılarını Açıyor Haber

Biyometrik Erişim Kontrolü Güvenlikte Yeni Bir Dönemin Kapılarını Açıyor

Fiziksel güvenlik dünyası önemli bir dönüşümden geçiyor. Geleneksel kartlar, PIN kodları ve anahtarlar yerini giderek biyometrik doğrulama teknolojilerine bırakırken, kuruluşlar hem güvenliği artıran hem de kullanıcı deneyimini iyileştiren yeni nesil çözümlere yöneliyor. Ağ teknolojileri ve fiziksel güvenlik çözümlerinde dünya liderlerinden biri olan Axis Communications, biyometrik erişim kontrolünün kurumların güvenlik stratejilerinde giderek daha önemli bir rol oynadığını vurguluyor. Yüz tanıma, parmak izi doğrulama ve çok faktörlü kimlik doğrulama çözümleri sayesinde kuruluşlar artık yalnızca bir kartın veya şifrenin değil, kapıdan geçmeye çalışan kişinin gerçekten doğru kişi olup olmadığını doğrulayabiliyor. Bu yaklaşım, yetkisiz erişim risklerini azaltırken güvenlik operasyonlarının da daha verimli hale gelmesini sağlıyor. Güvenlikten Taviz Vermeden Daha Akıcı Bir Deneyim Modern iş yerlerinde çalışanlar gün boyunca birçok kez giriş kartı kullanıyor veya erişim doğrulaması yapmak zorunda kalıyor. Biyometrik erişim kontrolü ise bu süreci daha hızlı ve sezgisel hale getiriyor. Özellikle kurumsal ofisler, veri merkezleri, kritik altyapılar, sağlık kuruluşları ve üretim tesisleri gibi yüksek güvenlik gerektiren alanlarda biyometrik teknolojiler, kaybolan kartlar, unutulan şifreler ve kimlik paylaşımı gibi riskleri ortadan kaldırarak güvenlik seviyesini yükseltiyor. Yapay Zekâ ile Güçlenen Yeni Nesil Erişim Kontrolü Biyometrik sistemlerin gelişiminde yapay zekâ önemli bir rol oynuyor. Yeni nesil çözümler yalnızca kimlik doğrulamakla kalmıyor; olağan dışı davranışları analiz ederek potansiyel güvenlik risklerini önceden tespit etmeye de yardımcı oluyor. Axis Communications'ın açık platform yaklaşımı sayesinde biyometrik doğrulama çözümleri; ağ kameraları, interkom sistemleri, video yönetim yazılımları ve erişim kontrol platformlarıyla entegre çalışabiliyor. Böylece kurumlar güvenlik operasyonlarını tek bir ekosistem üzerinden yönetebiliyor. Temassız ve Daha Akıllı Bir Gelecek Uzmanlar, önümüzdeki yıllarda erişim kontrol sistemlerinin daha da görünmez hale geleceğini öngörüyor. Kullanıcılar herhangi bir kart taşımadan veya şifre girmeden, yalnızca biyometrik kimlik doğrulama sayesinde binalara ve güvenli alanlara erişebilecek. Axis Communications'a göre bu dönüşüm yalnızca güvenliği artırmakla kalmayacak; aynı zamanda daha verimli, sürdürülebilir ve kullanıcı odaklı çalışma ortamlarının oluşturulmasına da katkı sağlayacak. Axis Communications'tan Değerlendirme Axis Communications Özel Müşteriler Satış Müdürü Çiğdem Gülgün Tunçer, biyometrik erişim kontrolünün kurumların güvenlik yatırımlarında giderek daha stratejik bir rol üstlendiğini belirterek şunları söylüyor: "Kuruluşlar bugün yalnızca daha güvenli sistemler değil, aynı zamanda kullanıcı deneyimini iyileştiren ve operasyonel verimlilik sağlayan çözümler arıyor. Biyometrik erişim kontrolü, güvenlik ve kullanım kolaylığını bir araya getiren önemli teknolojilerden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle kritik altyapılar, veri merkezleri, üretim tesisleri ve kurumsal kampüslerde biyometrik doğrulama sistemlerine olan ilginin her geçen gün arttığını gözlemliyoruz." Tunçer, yapay zekâ destekli erişim kontrol çözümlerinin kurumların güvenlik yaklaşımını dönüştürdüğünü de vurguluyor: "Günümüzde güvenlik sistemleri yalnızca bir kapıyı açıp kapatan teknolojiler olmaktan çıktı. Yapay zekâ destekli analizler ve entegre güvenlik platformları sayesinde kurumlar potansiyel riskleri daha erken tespit edebiliyor, güvenlik süreçlerini merkezi olarak yönetebiliyor ve daha bilinçli kararlar alabiliyor. Açık platform yaklaşımıyla geliştirilen çözümler ise kuruluşların mevcut yatırımlarını koruyarak geleceğin ihtiyaçlarına uyum sağlamasına olanak tanıyor." Tunçer, önümüzdeki dönemde temassız ve biyometrik doğrulama teknolojilerinin daha yaygın hale geleceğini belirterek sözlerini şöyle tamamlıyor: "Dijital dönüşümün hızlandığı günümüzde kullanıcılar hızlı, güvenli ve kesintisiz deneyimler bekliyor. Biyometrik erişim kontrolü, bu beklentilere yanıt verirken kurumların güvenlik seviyelerini de yükseltiyor. Önümüzdeki yıllarda biyometrik teknolojilerin erişim kontrol sistemlerinin ayrılmaz bir parçası haline geleceğine inanıyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.