Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Veri Merkezleri

Kapsül Haber Ajansı - Veri Merkezleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Veri Merkezleri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Enerji Dönüşümü 2035’e Kadar Metallere Olan Talebi Artıracak Haber

Enerji Dönüşümü 2035’e Kadar Metallere Olan Talebi Artıracak

Coface Metal Sektörü Ekonomisti Simon Lacoume, “Endüstriyel metaller yeni bir döneme giriyor. Enerji dönüşümü önemli ölçüde yeni talep yaratırken arzın bu talebe yanıt verme kapasitesi giderek azalıyor. Bu iki unsurun bir araya gelmesi bakır, nikel ve alüminyum üzerinde kalıcı bir baskı oluşturabilir ve metal fiyatlarında yeni bir yükseliş dönemini başlatabilir” dedi. Enerji dönüşümü talebi hızlandırıyor Düşük karbonlu teknolojilerin yükselişinden önce de metallere olan talebi güçlü yapısal eğilimler destekliyordu. Kentleşme, altyapı yatırımları ve gelişmekte olan ekonomilerin büyümesi, önümüzdeki yıllarda küresel tüketimi artırmaya devam edecek. İnşaat sektörü küresel çelik tüketiminin yaklaşık yüzde 50’sini oluştururken elektrifikasyon halihazırda küresel bakır talebinin yaklaşık dörtte üçüne karşılık geliyor. Uzun süredir devam eden bu talebe artık enerji dönüşümü ve dijitalleşmenin yarattığı talep de ekleniyor. Yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar, bataryalar, elektrik şebekeleri ve veri merkezleri yoğun metal kullanımı gerektiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Açıklanan Taahhütler Senaryosu’na (APS) göre temiz teknolojiler, 2035 yılına kadar küresel bakır ve nikel talebinin yüzde 35’ini oluşturabilir. Arz neden talebe yetişemiyor? Talepteki bu hızlanma karşısında arz aynı tempoda ilerlemekte zorlanıyor. Maden arama projelerinin yüzde 1’inden azı faaliyete geçen bir madene dönüşürken mevcut projelerde yeni kapasite geliştirilmesi ortalama 20 yıla yakın sürebiliyor. Bu süre 2000’li yılların başında 15 yıldan daha azdı. Düşük yatırım getirileri, maden yataklarındaki cevher tenörlerinin düşmesi ve artan maliyetler de üreticilerin üretimi hızla artırma kapasitesini sınırlandırıyor. Buna tedarik zincirlerindeki yüksek coğrafi yoğunlaşma da ekleniyor. Endonezya küresel nikel cevheri üretiminin yüzde 67’sini gerçekleştirirken Çin, birçok metalde dünya rafinaj kapasitesinin yarısından fazlasını elinde bulunduruyor. Ticaret kısıtlamaları da giderek artıyor. Kritik minerallerin ithalatını veya ihracatını etkileyen ve 2025 yılı sonu itibarıyla yürürlükte olan önlemlerin sayısı 1.138’e ulaşırken bu sayı 10 yıl önce 357 seviyesindeydi. Bakır, nikel ve alüminyumda 2035’e kadar yapısal arz açığı Arz ve talep arasındaki dengesizliğin, enerji dönüşümü açısından kritik öneme sahip metallerde özellikle belirgin hale gelmesi bekleniyor. Alüminyum, bakır ve nikelde talebin, karbonsuzlaşma sürecinde ilave bir hızlanma yaşanmasa dahi önümüzdeki 10 yılda arzdan daha hızlı büyüyeceği öngörülüyor. Bununla birlikte söz konusu metallerin her biri bu durumdan aynı ölçüde etkilenmiyor. Ekonomilerin elektrifikasyonu ve dijital altyapının geliştirilmesi açısından kritik öneme sahip bakırda, senaryoya bağlı olarak 2035 yılına kadar 1,5 milyon ton ile 6,5 milyon ton arasında arz açığı oluşabilir. Net Sıfır Emisyon Senaryosu’nda bu açık küresel talebin yüzde 17’sine kadar ulaşabilir. Veri merkezlerindeki hızlı büyüme de bu baskıları daha da artırabilir. Nikel ise bataryalar ve elektrikli mobilitenin etkisiyle enerji dönüşümünden en fazla etkilenen metal olarak öne çıkıyor. Net Sıfır Senaryosu’nda rafine nikel piyasasında 2035 yılına kadar yaklaşık 6,5 milyon tonluk arz açığı oluşabilir. Bu rakam, öngörülen talebin yaklaşık yüzde 35’ine karşılık geliyor. Alüminyum piyasasında da arz-talep dengesinin sıkılaşması bekleniyor. Arz açığı 5 milyon ton ile 15 milyon ton arasında gerçekleşerek öngörülen talebin yaklaşık yüzde 10’una ulaşabilir. Alüminyumda kısıtın temelinde kaynakların mevcudiyetinden çok sanayi kapasitesi, gerekli yatırımlar ve rekabetçi fiyatlarla elektriğe erişim bulunuyor. Metallerde yeni bir yükseliş dönemine doğru Bu baskıların fiyatlar üzerinde kalıcı bir etki yaratması bekleniyor. Coface, bakır ve nikel fiyatlarının önümüzdeki 10 yılda yaklaşık iki katına çıkabileceğini öngörürken alüminyum fiyatlarında da güçlü bir artış bekliyor. Buna karşılık çelik ve çinko, arz koşullarının daha az kısıtlı olması ve enerji dönüşümünün yarattığı yeni talebe daha sınırlı ölçüde maruz kalmaları nedeniyle daha düşük risk taşıyor. Üreticiler açısından önümüzdeki dönemde fiyatların yanı sıra kritik metallere erişimin güvence altına alınması, geri dönüşümün geliştirilmesi ve malzeme yoğunluğunun azaltılması da rekabet gücünü belirleyen temel unsurlar haline gelebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Borusan Ventures, Deniz Üstü Nükleer Enerji Sistemleri Geliştiren Bluecore Energy’ye Yatırım Yaptı Haber

Borusan Ventures, Deniz Üstü Nükleer Enerji Sistemleri Geliştiren Bluecore Energy’ye Yatırım Yaptı

Borusan Grubu’nun kurumsal girişim sermayesi şirketi Borusan Ventures, enerji alanındaki yeni teknolojilere yönelik yatırımlarını Bluecore Energy ile sürdürüyor. Şirketin Silverton Partners liderliğinde gerçekleşen 50 milyon dolarlık yatırım turunda Borusan Ventures’ın yanı sıra Slauson & Co, Harlem Capital Partners, Precursor Ventures, LMNT Ventures ve diğer VC’lerle melek yatırımcılar yer aldı. Yüzer platformlara modüler nükleer reaktörler geliştiren Bluecore, elektrik şebekesinin artan talebi karşılamakta yetersiz kaldığı bölgelerde kesintisiz ve düşük karbonlu enerji sağlamayı hedefliyor. Defne Kocabıyık Narter: “Enerjinin geleceğini şekillendiren girişimleri destekliyoruz” Borusan Ventures Kurucusu ve Başkanı Defne Kocabıyık Narter, yatırımla ilgili şunları söyledi: “Sanayinin dönüşümü ve yapay zekânın yaygınlaşması, güvenilir ve düşük karbonlu enerjiye duyulan ihtiyacı artırıyor. Bu ihtiyacı karşılayabilecek farklı teknolojileri yakından takip ediyoruz, enerjiye erişimde yeni olanaklar sunan girişimleri destekliyoruz. Bluecore, uzun yıllardır kullanılan nükleer reaktör teknolojisini denizcilik altyapısıyla buluşturarak enerjiyi doğrudan ihtiyaç duyulan noktalara taşıyan yeni bir yaklaşım sunuyor. Borusan Grubu’nun endüstriyel deneyimi ve küresel iş ağının, bu tür teknolojilerin gelişimi için değerli bir kaynak olduğuna inanıyoruz. Bluecore yatırımımızı da enerji alanındaki dönüşümü erken aşamada izleme ve bu dönüşümde rol alma yaklaşımımızın bir parçası olarak görüyoruz.” Bluecore Energy’nin Kurucusu ve CEO’su Kofi Asante ise şirketin yaklaşımını şu sözlerle anlattı: “70 yılı aşkın süredir kullanılan su soğutmalı nükleer reaktör teknolojisinden yararlanıyoruz. Ekibimizle bu teknolojiyi daha küçük bir ölçeğe uyarlayıp bir mavna üzerine taşıyoruz. Suda hızla devreye alınabilecek küçük modüler reaktörlerin seri üretimiyle, temiz enerjiyi çok daha geniş bir kesime ulaştırabileceğimize inanıyoruz.” Silikon Vadisi merkezli Borusan Ventures, ABD ve Avrupa’da enerji, mobilite, lojistik, tedarik zinciri ve endüstriyel teknolojiler gibi alanlardaki erken aşama girişimlere yatırım yapıyor. Borusan Ventures, Borusan Grubu’nun 82 yıllık endüstriyel deneyiminden yararlanarak global başarı ve uzun vadeli etki hedeflediği girişimlere stratejik destek sağlıyor, yeni pazarlara erişim imkânı sunarak büyüme fırsatları yaratıyor. İhtiyaç duyulan noktaya taşınabilen kesintisiz enerji Bluecore’un geliştirdiği sistem, küçük modüler reaktörlerin mavna gibi yüzer platformlar üzerinde konumlandırılmasına dayanıyor. Böylece enerji üretim üniteleri deniz yoluyla ihtiyaç duyulan bölgelere taşınabiliyor ve kıyıya yanaştırılarak elektrik sağlıyor. İlk sistemin yaklaşık 10 megavat kesintisiz güç üretmesi ve yakıt ikmali gerektirmeden yıllarca çalışabilmesi hedefleniyor. Tesislerin artan elektrik ihtiyacına göre yeni üniteler eklenerek kapasitesi artırılabiliyor. Girişimin öncelikli hedefleri arasında limanlar, kıyıdaki sanayi tesisleri ve yapay zekâ veri merkezleri bulunuyor. Bu yaklaşım, yüksek miktarda ve kesintisiz elektriğe ihtiyaç duyan tesislere kendi enerji kaynaklarını sağlama imkânı sunarken, çevredeki şebekeler üzerindeki talep baskısını da azaltmayı amaçlıyor. Bluecore, daha uzun vadede yük gemilerine enerji sağlamayı da hedefliyor. Bluecore’un geliştirdiği teknolojinin ilk uygulama sahası ABD’deki Long Beach Limanı olacak. İlk mavnasını ve test reaktörünü limana taşıyan şirket, mühendislik ve test çalışmalarını burada sürdürüyor. Yük elleçleme ekipmanları ve diğer liman operasyonlarının elektrifikasyonu nedeniyle önümüzdeki yıllarda elektrik ihtiyacının önemli ölçüde artması beklenen Long Beach Limanı, Bluecore’un deniz üstü nükleer enerji sisteminin gerçek operasyon koşullarında geliştirilmesi ve ölçeklenmesi açısından önemli bir başlangıç noktası konumunda bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Schneider Electric Zirvesi Enerji Ve Yapay Zekâ Gündemiyle BAE’de Gerçekleşti Haber

Schneider Electric Zirvesi Enerji Ve Yapay Zekâ Gündemiyle BAE’de Gerçekleşti

Küresel enerji teknolojisi lideri Schneider Electric, kamu temsilcileri, sektör analistleri, müşteriler, iş ortakları, öğrenciler ve basın mensuplarının da aralarında bulunduğu 3.000’i aşkın katılımcıyı bir araya getiren Innovation Summit Orta Doğu ve Afrika etkinliğini Abu Dhabi’de tamamladı. Zirvede, enerji, yapay zekâ ve endüstriyel yazılımın bütünleşmesinin bölgenin geleceğini nasıl yeniden şekillendirdiği ele alındı. Şirket ayrıca zirve kapsamında, ülkenin endüstriyel yapay zekâyı benimseme ve üreticilerin bu teknolojiye duyduğu güven alanlarında güçlenen liderliğini ortaya koyan BAE Endüstriyel Yapay Zekâ Araştırması’nı yayımladı. “Enerji Teknolojileriyle Zekâya ve Dayanıklılığa Güç Katmak” temasıyla düzenlenen iki günlük zirve, enerji dönüşümünde giderek belirginleşen bir değişime odaklandı. Bu değişim, enerji arzını karbonsuzlaştırmanın ötesine geçerek yapay zekâ odaklı ekonomik büyümeyi destekleyebilecek akıllı, bağlantılı ve dayanıklı sistemler kurmayı esas alıyor. Bu değişim, hızlı kentleşme, sanayide büyüme ve hızlanan dijitalleşmenin yeni altyapı ihtiyaçları doğurduğu Orta Doğu ve Afrika’yı yeniden şekillendiren daha geniş eğilimleri yansıtıyor. Bölge genelinde kamu ve özel sektör; dayanıklılığı, rekabet gücünü ve enerji güvenliğini artırmak amacıyla temiz enerjiye, elektrik şebekelerinin modernizasyonuna, yapay zekâya, veri merkezlerine ve endüstriyel teknolojilere yatırım yapıyor. Bunun sonucunda enerji, yazılım ve yapay zekânın bütünleşmesi, ekonomilerin büyümesinde ve kritik altyapıların gelişiminde giderek daha merkezi bir rol üstleniyor. Schneider Electric CEO’su Olivier Blum, şunları söyledi: “Yapay zekânın fiziksel ekonominin ayrılmaz bir parçası haline geldiği bir Zekâ Çağı’na giriyoruz. Yapay zekâ dijital olabilir ancak elektrikle çalışıyor ve onu destekleyen fiziksel sistemlere dayanıyor. Enerji teknolojisi iş ortağı olarak müşterilerimizin veri, yazılım, yapay zekâ ve otomasyon aracılığıyla enerji ve operasyonlarını birbirine bağlamasına yardımcı oluyor, zekâyı eyleme dönüştürerek performanslarını, dayanıklılıklarını ve rekabet güçlerini artırmalarını sağlıyoruz. Bu dönüşümün boyutu, kamu ve özel sektörün endüstriyel dönüşümü ve uzun vadeli büyümeyi desteklemek için enerji ve dijital altyapıya yatırım yaptığı Orta Doğu ve Afrika’da özellikle belirgin biçimde görülüyor.” Zirve kapsamında BAE Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile Schneider Electric, NEST Hızlandırma Programı’nın başlatılmasına yönelik bir anlaşma imzaladı. 12 haftalık program, Orta Doğu ve Afrika genelinde enerji teknolojileri, endüstriyel teknolojiler ve kurumsal yapay zekâ alanlarında faaliyet gösteren, yüksek potansiyele sahip erken aşama girişimleri hedefliyor. Hem Schneider Electric’in stratejik öncelikleriyle hem de BAE’nin geleceğin ekonomisine yönelik gündemiyle örtüşen bu sektörlere odaklanan program, Schneider Electric’in gözetiminde, alanında uzman bir üçüncü taraf hızlandırıcı kuruluş tarafından yürütülecek. BAE’deki üreticiler endüstriyel yapay zekâda daha hızlı ilerliyor Schneider Electric, zirveyle eş zamanlı olarak, yiyecek ve içecek üreticilerine odaklanan 2026 Hızlı Tüketim Ürünleri Sektöründe Endüstriyel Yapay Zekâ Araştırması: BAE başlıklı çalışmasını yayımladı. Araştırma, BAE’deki üreticilerin endüstriyel yapay zekâyı küresel ortalamadan daha hızlı benimsediğini ortaya koydu: Üreticilerin %23’ü, yapay zekâyı şimdiden operasyonlarının temel bir parçası olarak görüyor. Bu oran küresel ölçekte %16,3 düzeyinde.%59’u, yapay zekânın 2030 yılına kadar kuruluşlarında köklü bir dönüşüm yaratmasını bekliyor. Küresel ölçekte bu oran %42,2.%38’i, yapay zekâ uygulamaları yaygınlaştıkça siber güvenliği en önemli önceliklerden biri olarak tanımlıyor. Schneider Electric Orta Doğu ve Afrika Bölge Başkanı Walid Sheta, şu değerlendirmede bulundu: “Endüstriyel yapay zekâ, deneme aşamasından uygulamaya geçiyor. BAE’yi farklı kılan, yalnızca bu teknolojiyi benimseme hızı değil; üreticilerin yapay zekânın üretkenliği, verimliliği ve dayanıklılığı artırma potansiyeline duyduğu güven. Bir sonraki aşamada aşılması gereken temel zorluk, bu uygulamaların güvenli, ölçeklenebilir ve ölçülebilir iş sonuçları üretebilir olmasını sağlamak. Enerji, yapay zekâ ve altyapı bütünleşiyor Zirve boyunca konuşmacılar ve katılımcılar, enerji sistemlerinin giderek daha bağlantılı hale gelen geleceğini dört ana tema çerçevesinde ele aldı: Yapay zekâ destekli enerji ve endüstriyel operasyonlarElektrik şebekelerinin modernizasyonu ve elektrifikasyonKritik altyapı olarak veri merkezleriDijital dayanıklılığın temeli olarak siber güvenlik Oturumlarda, kuruluşların operasyonel verimliliği artırmak, endüstriyel performansı güçlendirmek, enerji kullanımını optimize etmek ve bölgedeki dijital altyapının hızla genişlemesini desteklemek için yapay zekâdan nasıl yararlandığı incelendi. Schneider Electric yöneticileri, sektör uzmanları, müşteriler ve iş ortaklarının katıldığı ana konuşma ve tartışmalarda; yazılım tanımlı enerji sistemleri, endüstriyel zekâ, elektrifikasyon, yapay zekâya hazır altyapılar ve büyümenin bir sonraki aşamasını desteklemek için iş gücünün ihtiyaç duyacağı yetkinlikler ele alındı. Abu Dhabi, enerjide yeni dönemin merkezinde Zirve, Fransa’nın BAE nezdindeki Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçisi Marie Audouard’ın katılımıyla, BAE Ekonomi ve Turizm Bakanı Abdulla bin Touq Al Marri’nin açılış konuşmasıyla başladı. Ardından Schneider Electric Orta Doğu ve Afrika Bölge Başkanı Walid Sheta ve Schneider Electric Körfez Bölgesi Başkanı Amel Chadli karşılama konuşmalarını yaptı. Schneider Electric CEO’su Olivier Blum, Enerji Yönetiminden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Frederic Godemel, Proses Otomasyonundan Sorumlu Kıdemli Başkan Yardımcısı Hany Fouda, Güvenli Güçten Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Manish Kumar, Yazılım ve Hizmetlerden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Pankaj Sharma ve Schneider Digital’den Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı ve Dijital Dönüşüm Başkanı Peter Weckesser’in de aralarında bulunduğu üst düzey yöneticiler; daha akıllı, verimli ve dayanıklı enerji sistemleri kurmaya yönelik stratejileri görüşmek üzere müşteriler, iş ortakları ve sektör liderleriyle bir araya geldi. Etkinliğin öne çıkan unsurlarından biri, şirketin ilk kez tanıttığı 3.000 metrekarelik İnovasyon Merkezi oldu. Merkezde, tasarım ve inşaattan işletme ve bakıma kadar altyapının tüm yaşam döngüsünü kapsayan teknolojiler sergilendi. Ziyaretçiler ayrıca Schneider Electric’in Data Cube platformunun yanı sıra yapay zekâ destekli operasyonlar, akıllı binalar, sürdürülebilir veri merkezleri, endüstriyel otomasyon, su teknolojileri, mobilite ve siber güvenlik alanlarındaki çeşitli yeniliklerin uygulamalı gösterimlerini deneyimledi. Enerji, yapay zekâ, üretim ve dijital altyapıya yönelik yatırımlar hız kazanırken, etkinlik boyunca yapılan değerlendirmelerde ortak bir görüş öne çıktı: Gelecekte rekabet gücü, kuruluşların elektrifikasyon, otomasyon, yazılım ve yapay zekâyı ne kadar etkin biçimde bir araya getirebildiğine giderek daha fazla bağlı olacak. Zirvenin kapanışında Schneider Electric, Orta Doğu ve Afrika genelinde akıllı, dayanıklı ve sürdürülebilir altyapıların hayata geçirilmesini hızlandırmak için kamu, müşteriler ve iş ortaklarıyla birlikte çalışma taahhüdünü yineledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabancı Holding, “COP31 Elektrifikasyon Partneri” Oldu Haber

Sabancı Holding, “COP31 Elektrifikasyon Partneri” Oldu

Sabancı Holding, Türkiye’nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31) Elektrifikasyon Partneri oldu. Sabancı Holding, bu stratejik iş birliğiyle iklim hedeflerine ulaşılmasında elektrifikasyonun rolüne dikkat çekerken; elektrifikasyonun enerji güvenliği, ekonomik rekabetçilik, sanayi dönüşümü ve sürdürülebilir kalkınma açısından taşıdığı önemin küresel ölçekte gündeme taşınmasına katkı sağlayacak. ELEKTRİĞİN MERKEZDE OLDUĞU YENİ BİR DÖNEME GİRİYORUZ COP31 Başkanlığı Eylem Gündemi kapsamında, bugün yüzde 20’nin biraz üzerinde olan elektriğin küresel nihai enerji talebindeki payının 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarılması hedefleniyor. COP31 Başkanlığı tarafından ortaya konulan “35by35” küresel hedefi, ulaşım, sanayi ve binalar başta olmak üzere bugün büyük ölçüde fosil yakıtlara dayanan alanlarda enerji güvenliği, uygun maliyetli enerjiye erişim ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda elektriğe geçişi hızlandırmayı amaçlıyor. Bu kapsamda ülkelerin yanı sıra şirketler, finans kuruluşları ve diğer paydaşların da bu dönüşümün hızlandırılmasına katkı sağlaması hedefleniyor. Elektrifikasyonun önümüzdeki dönemin en önemli küresel dönüşümlerinden biri olacağını belirten Sabancı Holding CEO’su Kıvanç Zaimler, şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye’nin lider elektrifikasyon oyuncusu Sabancı Holding olarak, COP31 Elektrifikasyon Partneri olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Dünya enerjide yeni bir döneme giriyor. Elektriğin hayatımızdaki rolü her geçen gün büyüyor. Artık elektriği yalnızca evlerimizi aydınlatmak veya fabrikalarımızdaki makineleri çalıştırmak için kullanmıyoruz. Otomobillerimiz elektrikli hale geliyor; ısınmadan ulaşıma, sanayiden günlük yaşama kadar daha fazla alanda elektrik kullanıyoruz. Yapay zekâ, veri merkezleri, robotlar ve geleceğin teknolojileri de elektriğe ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle elektrifikasyon yalnızca bir enerji veya iklim konusu değil. Ekonominin, sanayinin ve teknolojinin geleceğini şekillendirecek kapsamlı bir dönüşümden söz ediyoruz. Doğru şekilde yönetilecek bir elektrifikasyon dönüşümü, Türkiye için uzun vadeli bir kalkınma, sanayileşme ve teknolojik gelişim ve dönüşüm fırsatı yaratabilir.” “TÜRKİYE’NİN YENİ BAŞARI HİKÂYESİ ELEKTRİFİKASYON OLABİLİR” Enerji dünyasının uzun yıllardır çözmeye çalıştığı temel konunun enerji güvenliği, uygun maliyetli enerjiye erişim ve sürdürülebilirliğe aynı anda ulaşmak olduğunu belirten Zaimler, elektrifikasyonun bu denklemi değiştirebilecek en önemli araçlardan biri olduğunu söyledi. Zaimler sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye bu dönüşüm açısından çok güçlü bir potansiyele sahip. Güneş ve rüzgâr kaynaklarımızın yanı sıra güçlü bir sanayimiz, gelişmiş bir enerji altyapımız, yatırım yapabilen dinamik bir özel sektörümüz, güçlü finans kuruluşlarımız ve yetişmiş insan kaynağımız var. Jeopolitik konumumuz da önemli bir avantaj sağlıyor. Geçmişte enerji güvenliği denildiğinde petrol ve doğal gaz boru hatları öne çıkıyordu. Gelecekte ise temiz elektriğin ülkeler arasında taşınmasını sağlayan yeşil enerji koridorları daha önemli hale gelecek.” “ELEKTRİFİKASYON VE ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ ÇALIŞMA GRUBU’NUN EŞ BAŞKANLIĞINI ÜSTLENİYORUZ” COP31’in Türkiye’de düzenlenmesinin, ülkenin bu küresel dönüşümde deneyimlerini ve çözüm önerilerini paylaşması açısından önemli bir fırsat olduğunu ifade eden Zaimler, TOBB liderliğinde oluşturulan COP31 Business Forum’un kamu, özel sektör, finans dünyası ve uluslararası kuruluşları bir araya getirmesi açısından önemli bir platform olduğunu belirtti. Zaimler şöyle konuştu: “Sabancı Holding olarak biz de bu yapı kapsamında Elektrifikasyon ve Enerji Dönüşümü Çalışma Grubu’nun eş başkanlığını üstleniyoruz. Böylece kamu ve özel sektör arasındaki diyaloğu güçlendirirken, uygulanabilir ve ölçeklenebilir modelleri uluslararası paydaşlarla paylaşacağız.” Sabancı Holding’in COP31’de üstlendiği Elektrifikasyon Partneri rolünün, Topluluğun uzun vadeli stratejisiyle doğrudan örtüştüğünü belirten Zaimler, Sabancı’nın bu alandaki çalışmalarının uzun yıllara dayandığını vurguladı: “Sabancı olarak bizim farkımız, elektrifikasyonu yalnızca desteklememiz değil; bu dönüşümü doğrudan sahada hayata geçiriyor olmamız. Bu, uzun yıllardır yatırım yaptığımız ve bugün Topluluğumuzun farklı yetkinliklerini aynı hedef etrafında buluşturan stratejik bir büyüme ve dönüşüm alanı. Türkiye’nin en büyük enerji portföyüyle enerji üretimi, dağıtımı ve şebeke altyapısında güçlü bir konuma sahibiz. Enerjisa Üretim ile temiz elektrik üretiyoruz, Enerjisa Enerji ile enerji dağıtım ve şebeke altyapısında rol alıyoruz, Eşarj ve Temsa ile mobilitenin elektrifikasyonuna katkı sağlıyoruz. Çimsa, Brisa ve Kordsa gibi şirketlerimizle sanayinin dönüşümünü destekliyoruz. Akbank ile dönüşümü finanse ederken, Aksigorta ile yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar, şarj altyapısı ve yeni teknolojilere yönelik sigorta çözümleri sunuyoruz. SabancıDx ile teknoloji geliştiriyoruz, Sabancı Climate Technologies ile iklim teknolojilerini ölçeklendiriyoruz. Sabancı Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) ile de geleceğin enerji sistemleri üzerine bilgi üretiyoruz. Kısacası, elektrifikasyonun üretimden dağıtıma, mobiliteden sanayiye, teknolojiden finansmana kadar farklı alanlarında lider olarak faaliyet gösteriyoruz. Bu yetkinliklerimizi bir araya getirerek Türkiye’nin elektrifikasyon dönüşümüne her işimizde katkı sağlıyoruz. Başlayan bu yeni elektrik çağında, hedefimiz, ülkemizi dünyadaki merkez ülkelerden biri olma yolculuğunda tüm gücümüzle desteklemek.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Özel Sermaye Fonları Enerji, Sağlık, Altyapı Ve Savunma Gibi Daha Dayanıklı Sektörlere Yöneliyor Haber

Özel Sermaye Fonları Enerji, Sağlık, Altyapı Ve Savunma Gibi Daha Dayanıklı Sektörlere Yöneliyor

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY'ın yayımladığı EY Private Equity Pulse 2026 araştırması, küresel özel sermaye piyasasının 2026'nın ilk yarısında belirsizliklere rağmen dirençli bir görünüm sergilediğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, yatırımcılar piyasadan tamamen uzaklaşmak yerine yatırım kararlarında daha seçici davranıyor. Buna ek olarak, teknoloji odaklı işlemlerde geçen yılın aynı dönemine göre %50 düşüş yaşanırken, teknoloji dışındaki işlemlerin değerinde %9 artış görülüyor. Küresel ölçekte özel sermaye satın alımlarında toplam işlem değeri büyük ölçüde yatay seyretti. Bu tablo, yatırımcıların özellikle yapay zekânın dönüştürdüğü alanlarda daha temkinli hareket ettiğini, buna karşılık uzun vadeli büyüme potansiyeli sunan sektörlere yönelmeyi sürdürdüğünü gösteriyor. Yatırım odağı dayanıklı sektörlere kayıyor Araştırmaya göre yatırımcıların ilgisi enerji, dijital altyapı, savunma ve sağlık gibi uzun vadeli büyüme potansiyeli sunan alanlara yöneliyor. Özel sermaye fonu yöneticilerinin yaklaşık yarısı, önümüzdeki 12-24 aylık dönemde sağlık hizmetleri ve dijital altyapıyı öncelikli yatırım alanları arasında görüyor. Veri merkezleri önemini korurken, yatırımcıların odağı artık yalnızca yapay zekâ uygulamalarına değil, bu dönüşümü mümkün kılan elektrik şebekeleri, enerji üretimi, soğutma sistemleri, yarı iletkenler ve yazılım gibi tamamlayıcı alanlara da genişliyor. Stratejik satışlar, çıkış piyasasını destekliyor Araştırmaya göre, 2026'nın ilk yarısında açıklanan çıkış işlemlerinin toplam değeri geçen yılın aynı dönemine göre %9 arttı. Kurumsal alıcıların ilgisi sayesinde stratejik satışlar çıkış piyasasının temel itici gücü olmaya devam etti. Son altı ayda toplam çıkış değerinin %71'ini stratejik satışlar, özel sermaye fonları arasındaki işlemler ve halka arzlar ise kalan kısmını oluşturdu. Kurumsal şirketler, ölçekli ve kaliteli varlıklara erişmek amacıyla özel sermaye destekli şirketlere yönelik ilgisini sürdürüyor. Araştırma ayrıca, satıcıların fiyat beklentilerinde daha gerçekçi bir yaklaşım benimsediğini ortaya koyuyor. Fon yöneticilerinin %90'ı, uzun süredir portföylerinde bulunan varlıklarda daha hızlı likidite sağlayabilmek için belirli oranlarda değerleme indirimi kabul edebileceğini belirtiyor. Çıkış hazırlığında yapay zekâ ve operasyonel verimlilik öne çıkıyor Jeopolitik gelişmelere bağlı belirsizliklerin sürdüğü piyasa koşullarında özel sermaye şirketleri, olası çıkış süreçlerine daha erken hazırlanmaya odaklanıyor. Katılımcıların %76'sı yapay zekâ, otomasyon ve veri altyapısını en önemli öncelikleri arasında gösterirken; bunu %62 ile kârlılık ve maliyet dönüşümü, %52 ile nakit ve işletme sermayesi yönetimi izliyor. Özel sermaye fonları gelecek döneme ilişkin iyimserliğini koruyor Araştırmaya göre, fon yöneticilerinin %72'si önümüzdeki altı ayda yatırım faaliyetlerinin artmasını beklerken, %56'sı çıkış işlemlerinin hızlanacağını öngörüyor. Katılımcıların yalnızca %14'ü yatırım faaliyetlerinde gerileme beklediğini ifade ediyor. Bununla birlikte değerleme farklılıkları, faiz oranları ve jeopolitik gelişmeler yatırım kararlarını etkilemeye devam eden başlıca riskler arasında yer alıyor. EY Türkiye Özel Sermaye Fonları Sektör Lideri Musa Gezer araştırma sonuçlarıyla ilgili olarak şunları söyledi: “EY Private Equity Pulse 2026 araştırması, Özel Sermaye yatırımcılarının günümüzdeki belirsizlik ortamında daha disiplinli ve seçici bir yatırım yaklaşımı benimsediğini ortaya koyuyor. Teknoloji odaklı işlemlerde yavaşlama görülürken, enerji, altyapı, sağlık ve savunma gibi dayanıklı sektörlere ilginin arttığını gözlemliyoruz. Yapay zekâ yatırımları da yalnızca uygulama tarafıyla sınırlı kalmayıp, bu dönüşümü mümkün kılan alanlara doğru genişliyor. Diğer yandan stratejik satışlar ve kurumsal alıcıların güçlü talebi, çıkış piyasasının istikrarlı seyrini desteklemeyi sürdürüyor. Önümüzdeki dönemde finansman koşullarındaki iyileşme, satışa çıkacak varlık sayısındaki artış ve yapay zekâ ekosisteminin oluşturduğu yeni yatırım alanlarının özel sermaye piyasasını desteklemeye devam edeceğini öngörüyoruz. Belirsizlik dönemleri aynı zamanda uzun vadeli değer yaratabilecek yatırım fırsatlarını da beraberinde getiriyor. Bu süreçte, doğru sektörleri ve doğru varlıkları seçebilen yatırımcıların önemli avantaj elde edeceğine inanıyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Cargill, Türkiye’deki FR3® Trafo Yağı Üretim Kapasitesini İki Katına Çıkardı Haber

Cargill, Türkiye’deki FR3® Trafo Yağı Üretim Kapasitesini İki Katına Çıkardı

Cargill, Türkiye’deki Dilovası Biyoendüstriyel Tesisi’nde FR3® bitkisel trafo yağı üretim kapasitesini iki katına çıkardı. Bu yatırım, Cargill’in yangın güvenliğini, şebeke dayanıklılığını ve sürdürülebilirlik hedeflerini destekleyen yüksek performanslı trafo sıvılarına yönelik artan müşteri talebine yanıt vermesine yardımcı olacak. Yapay zekâ, veri merkezleri, yenilenebilir enerji ve elektrifikasyonun dünya genelinde yaygınlaşmasıyla güvenilir enerji altyapısına olan talep artıyor. Uluslararası Enerji Ajansı, veri merkezlerinin küresel elektrik tüketiminin 2030’a kadar iki katından fazla artarak yaklaşık 945 teravat-saate ulaşacağını öngörüyor. Bu trendler, yüksek yük koşullarında güvenilir şekilde çalışabilen trafo teknolojilerine yönelik talebi artırıyor. Bu durum, veri merkezleri ve hastaneler, havalimanları, metro sistemleri, batarya enerji depolama sistemleri (BESS), güneş enerjisi tesisleri ve rüzgâr santralleri gibi kritik altyapılar açısından büyük önem taşıyor. FR3® trafo yağı, ASTM D6866 standardına göre yüzde 99’dan fazla biyo bazlı içerik barındıran, K sınıfı, yüksek yanma noktasına sahip doğal ester bazlı bir dielektrik sıvıdır. Tipik 350–360 °C yanma noktası, geleneksel mineral yağlara kıyasla yangın riskinin azaltılmasına yardımcı olur. FR3® trafo yağı, yüksek sıcaklıkta çalışmak üzere tasarlanmış trafolarda da daha yüksek yük esnekliği ve daha uzun izolasyon ömrü sağlayabilir. Dilovası’na yatırım Cargill, Türkiye’deki ve uluslararası pazarlardaki müşterilerden gelen artan talebi karşılamak üzere Dilovası Biyoendüstriyel Tesisi’ne yeni bir üretim hattı ekledi. Proje, Cargill’in mühendislik, operasyon ve bakım ekipleri arasındaki yakın iş birliğiyle, kayıp zamanlı iş kazası yaşanmadan tamamlandı. FR3® trafo yağı üretim kapasitesini iki katına çıkaran yatırım, operasyonel verimliliği artırıyor ve Dilovası’nın Cargill’in küresel Biyoendüstriyel üretim ağı içindeki rolünü güçlendiriyor. Cargill Trafo Sıvıları Global Ürün Grubu Kıdemli Direktörü Renee van Schijndel, “Veri merkezleri ve diğer kritik altyapılar güvenli, güvenilir ve dayanıklı enerjiye ihtiyaç duyuyor. Dilovası’ndaki üretimimizi artırarak, hızla artan talebi karşılamak üzere tasarlanan enerji sistemlerine yatırım yapan müşterilerimize daha etkili şekilde hizmet sunabileceğiz. FR3® trafo yağı, trafo performansını, yük esnekliğini ve varlık ömrünü desteklerken yangın riskinin azaltılmasına yardımcı olacak” dedi. FR3® trafo yağının termal özellikleri, trafoların içinde kullanılan selülozik izolasyon malzemelerinin yaşlanmasını yavaşlatıyor. Trafo tasarımına ve işletme koşullarına bağlı olarak bu özellik, işletmecilere daha yüksek yükleri yönetme veya ekipman ömrünü uzatma konusunda daha fazla esneklik sağlayabiliyor. Cargill Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Ramadan Küçük, “Dilovası’ndaki doğal ester dielektrik trafo yağı üretim kapasitesini iki katına çıkarmamız, müşterilerimizin ihtiyaçlarına daha hızlı ve verimli şekilde yanıt vermemizi sağlıyor. Türkiye’deki ekiplerimizin gücünü ve Dilovası’nın Cargill’in küresel operasyonlarındaki önemli rolünü ortaya koyan bu yatırım, aynı zamanda Cargill’in Türkiye’de inovasyon, operasyonel mükemmeliyet ve endüstriyel büyümenin devamına yönelik uzun vadeli taahhüdünü gösteriyor” dedi. Sürdürülebilirlik hedeflerine destek FR3® trafo yağı, yenilenebilir bitkisel yağlardan elde ediliyor ve ASTM D6866 standardına göre yüzde 99’dan fazla biyo bazlı içerik barındırıyor. OPPTS 835.3100 standardına göre 10 gün gibi kısa bir sürede yüzde 100 biyolojik olarak parçalanabiliyor. FR3® trafo yağının performans özellikleri, müşterilerin trafo verimliliğini artırmasına, ekipman ömrünü uzatmasına ve fosil bazlı malzemelere bağımlılığı azaltmasına da yardımcı oluyor. Bu özellikleri, veri merkezleri, yenilenebilir enerji projeleri ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda çalışan şebeke operatörleri için giderek daha fazla önem taşıyor. Dilovası’ndaki yeni üretim hattı, tesiste proses ve enerji verimliliğini artıracak şekilde tasarlandı. Türkiye’nin ihracat değer zincirine destek Yatırım, Cargill’in Türkiye’deki trafo üreticilerine tedarik sağlama ve yüksek performanslı dielektrik sıvılara yönelik artan uluslararası talebe yanıt verme kabiliyetini güçlendiriyor. Türkiye dünyanın önde gelen trafo üreticisi ülkelerinden biri konumunda. Cargill, FR3® üretim kapasitesini artırarak yerel üretim ekosistemini destekliyor ve Türkiye’nin ileri enerji teknolojilerinin değer zincirindeki konumunun güçlenmesine katkıda bulunuyor. Küçük, “Elektrik altyapısına yönelik talep artmaya devam ederken, değer zincirinin tüm paydaşları arasındaki iş birliği kritik önem taşıyacak. Cargill olarak, hem iç hem de uluslararası pazarlara hizmet sunan Türkiye’deki trafo üreticileri ve enerji sektörü müşterileriyle birlikte çalışmaktan gurur duyuyoruz” dedi. Dilovası’ndaki kapasite artışıyla Cargill, dünya genelinde daha güvenli, daha güvenilir ve daha sürdürülebilir enerji altyapısına yatırım yapan müşterilerini destekleyecek konuma geldi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Körfez Bölgesi Yeni Stratejik Bağımlılıklarla Karşı Karşıya Haber

Körfez Bölgesi Yeni Stratejik Bağımlılıklarla Karşı Karşıya

Öne çıkan veriler: Körfez ülkeleri son 20 yılda yapay zekâ, gelişmiş veri merkezleri, video oyunları ve dijital ekosistemlere 250 milyar doların üzerinde yatırım yaptı.Bölge, mevcut küresel veri merkezi kapasitesinin yüzde 1'inden biraz fazlasına sahipken, yapımı devam eden kapasitenin yaklaşık yüzde 7'sini, planlanan kapasitenin ise yaklaşık yüzde 6'sını oluşturuyor.Standart bir hiper ölçekli veri merkezinin soğutulması için günde 1 ila 5 milyon litre su gerekebiliyor. Körfez, yapay zeka yatırımlarını hızlandırıyor Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, yapay zekâ ve dijital altyapı yatırımlarında dünyanın yeni büyüme merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Ulusal varlık fonları ve ekonomik çeşitlendirme stratejilerinin desteğiyle yapay zekâ, bulut bilişim, veri merkezleri ve dijital ekosistemlere önemli yatırımlar yapılıyor. Bölgenin mevcut küresel kapasitedeki payı halen sınırlı olsa da yapımı devam eden ve planlama aşamasındaki projelerde üstlendiği rol hızla büyüyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, bu yarışta bölgenin iki itici gücü olarak öne çıkıyor. Büyük ölçekli dijital altyapı projeleri ve küresel teknoloji şirketleriyle kurulan iş birliklerinin etkisiyle Riyad ve Abu Dabi'nin, Körfez'in yapay zekâ ve hiper ölçekli veri merkezi alanındaki başlıca merkezleri haline gelmesi bekleniyor. Ekonomik çeşitlenme kırılganlıkların yönünü değiştiriyor Körfez'deki dijital dönüşüm yarışının arkasında düşük maliyetli enerji, güçlü finansal kaynaklar, deniz suyunu arıtma altyapısı ve Avrupa, Asya ile Afrika arasındaki stratejik coğrafi konum gibi önemli avantajlar bulunuyor. Ancak bu avantajlar kırılganlıkları ortadan kaldırmak yerine farklı alanlara taşıyor. Bölgenin yapay zekâ alanındaki hedefleri; özellikle yarı iletkenler, grafik işlemcileri, büyük bulut hizmeti sağlayıcıları ve ihracat lisansları açısından yabancı teknolojilere bağımlılığını sürdürüyor. Körfez'de yarı iletken üretimi veya yazılım mimarisi alanında henüz gelişmiş bir yerel ekosistem bulunmuyor. Bu bağımlılık insan kaynağına da uzanıyor. Yapay zekâ, bulut bilişim ve yarı iletken alanındaki uzmanlara dünyanın önde gelen teknoloji merkezlerinde halihazırda yoğun talep bulunuyor. Dijital altyapılar kritik hale geliyor Körfez ekonomileri giderek daha fazla dijitalleşirken veri merkezleri, deniz altı kabloları, bulut platformları ve dijital ağlar kritik altyapılar haline geliyor. Finansal hizmetlerden kamu platformlarına, akıllı şehirlerden şirketlerin kullandığı dijital tedarik zincirlerine kadar pek çok alan artık bu altyapılara dayanıyor. Bölgedeki dalgalı jeopolitik ortamda dijital altyapının bu ölçüde merkezi bir konuma gelmesi, yeni bir ülke riski türünü de beraberinde getiriyor. Büyük veri merkezleri fiziksel hedeflere dönüşürken, deniz altı kabloları da bir başka potansiyel kırılganlık noktası oluşturuyor. Kaynaklar üzerindeki baskı ise risklere yeni bir boyut ekliyor. Tatlı su kaynaklarının sınırlı olduğu ve su ihtiyacının büyük ölçüde deniz suyunun arıtılmasıyla karşılandığı bölgede, büyük ölçekli bilgi işlem kapasitesinin gelişmesi; sanayi, konut ve dijital altyapıların su kullanımı arasındaki tercihleri daha da zorlaştırabilir. Bu nedenle Körfez'in yapay zekâ alanındaki yükselişi şirketler açısından teknolojik inovasyonun ötesinde bir anlam taşıyor. Süreç; operasyonel dayanıklılık, tedarikçilere bağımlılık, iş sürekliliği ve kritik dijital altyapılara maruz kalma açısından somut riskleri de gündeme getiriyor. Coface Orta Doğu Ekonomisti Seltem İyigün ise gelişmeleri şöyle değerlendiriyor: “Körfez'in yapay zekâ yarışı köklü bir dönüşüme işaret ediyor. Petrol sonrası ekonomik çeşitlenme kırılganlıkları ortadan kaldırmıyor, yeni kırılganlıklar yaratıyor. Veri merkezleri, yarı iletkenler, yetenekli insan kaynağı ve doğal kaynaklar artık enerji altyapısı kadar stratejik varlıklar haline geliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ Çağında Enerji Yönetimi: EY Geleceğin Stratejilerini Açıkladı Haber

Yapay Zekâ Çağında Enerji Yönetimi: EY Geleceğin Stratejilerini Açıkladı

Uluslararası danışmanlık, denetim, güvence, kurumsal finansman, strateji ve vergi hizmetleri şirketi EY’ın Yapay Zekâ ve Enerji: Karşılıklı Etkileşim başlıklı raporu yayımlandı. EY Europe Central Energy Center'ın araştırmalarına, EY'ın yapay zekâ alanındaki deneyimlerine ve enerji sektöründeki tecrübelerine dayanan rapor, bu ikili dönüşümle karşı karşıya kalan şirketler ve liderler için önemli içgörüler sunuyor. Rapor, şirketlerin yapay zekâ odaklı verimliliği nasıl artırabileceğini, dijital büyüme için enerjiyi nasıl güvence altına alabileceğini ve yapay zekâ ile enerjinin birbirinden ayrılamaz olduğu bir gelecek için nasıl dayanıklı stratejiler geliştirebileceği hakkında önemli ipuçları veriyor. Veri merkezleri küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ini oluşturuyor Rapora göre yapay zekâ; enerji üretimi ve dağıtımından şebeke yönetimine kadar birçok alanda operasyonel verimliliği artırırken, veri merkezlerinin hızla büyümesi elektrik talebini de oldukça yüksek seviyelere taşıyor. Yapay zekâ odaklı tipik bir veri merkezi, yaklaşık 100 bin hanenin tüketimi kadar elektrik kullanırken, hâlihazırda inşa edilmekte olan en büyük veri merkezlerinin bunun 20 katına kadar enerji tüketeceği öngörülüyor. Küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ini oluşturan veri merkezlerinin enerji ihtiyacı, yıllık yaklaşık %12 oranında artıyor. Rapor, veri merkezi yatırımlarındaki artış ve yapay zekâ odaklı harcamaların, özellikle ABD’de iş yatırımlarının ve gayri safi yurt içi hasıla (GSYH) büyümesinin itici güçlerinden biri haline geldiğini gösteriyor. Yapay zekâ, iş gücünün yetkinliklerini ölçeklendirerek yeni iş birliği ve karar alma biçimlerini destekliyor. Petrol, gaz ve elektrik hizmetleri sektörlerinde çalışanların günlük yapay zekâ kullanım düzeyi; teknoloji ve bankacılık sektörlerine kıyasla henüz daha düşük olsa da, bu sektörlerin de yapay zekâ uygulamalarının hayata geçirilmesi açısından geniş bir potansiyeli bulunuyor. Büyük teknoloji şirketleri yapay zekâya milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor Büyük teknoloji şirketleri, yapay zekânın üretkenliği önemli ölçüde artıracağı ve insanların çalışma ile değer yaratma biçimlerini yeniden şekillendireceği beklentisiyle bu alana yüz milyarlarca dolarlık yatırım yapıyor. 2020-2025 yılları arasında beş büyük teknoloji şirketinin toplam sermaye harcamalarının %280’den fazla arttığı tahmin ediliyor. Bu yatırımların giderek daha büyük bir bölümü yeni veri merkezlerine yönlendiriliyor. Küresel veri merkezi yatırımlarının 2025-2030 döneminde 7 trilyon dolara ulaşabileceği ve dünya genelinde 2.000’den fazla yeni veri merkezinin devreye alınabileceği öngörülüyor. 2025 yılı sonu itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 12 bin veri merkezi bulunurken, bunların yaklaşık %45’i ABD’de, %27’si ise Avrupa’da yer alıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, küresel kurulu veri merkezi kapasitesinin 2020-2025 döneminde yıllık ortalama %13 büyüyerek 60 GW’tan 114 GW’a yükseldiği görülüyor. IEA’nın temel senaryosuna göre, bu büyümenin on yılın sonuna doğru daha da hızlanması ve yıllık ortalama %15 seviyesine ulaşması bekleniyor. Bu doğrultuda, toplam kurulu veri merkezi kapasitesinin 2030 yılına kadar 226 GW’a çıkabileceği öngörülüyor. Günümüzde veri merkezleri, küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’ini oluşturuyor. En yüksek oran ABD’de görülüyor; burada veri merkezleri toplam elektrik talebinin yaklaşık %4,5’ini oluşturuyor. Veri merkezlerinin, 2025-2030 döneminde küresel elektrik talebindeki artışın yaklaşık %7’sini, daha geniş bir perspektifte değerlendirildiğinde ise 2025-2035 dönemindeki artışın yaklaşık %9’unu oluşturabileceği öngörülüyor. Jeopolitik gerilimler belirsizlik oluşturuyor Veri merkezlerinin gelecekteki elektrik talebine ilişkin projeksiyonları önemli ölçüde belirsizlik içeriyor. Düşük karbonlu ve maliyeti öngörülebilir enerji kapasitesine ve şebeke altyapısına erişim, yapay zekâ çiplerinin bulunabilirliği, donanım ve modellerde sağlanacak verimlilik artışları, spekülatif proje duyuruları ve yapay zekâ pazarındaki değişimler gibi birbiriyle bağlantılı birçok faktöre bağlı olabilir. Ayrıca, jeopolitik gerilimler de ek bir belirsizlik katmanı oluşturuyor. Bu gerilimler, kritik bileşenlere yönelik tedarik zincirlerini aksatma ve piyasa dinamiklerini yeniden şekillendirme riski taşıyor. Orta Doğu’da son dönemde yaşanan gerilimlerin tırmanması, uzun süreli belirsizliklerin hâlihazırda kısıtlı olan bellek çipleri ve veri depolama cihazları arzını daha da sıkılaştırabileceğine yönelik yatırımcı endişelerini artırdığı görülüyor. Avrupa’nın veri merkezi ekosistemi köklü değişimlerle şekillenebilir Avrupa’nın veri merkezi ekosistemi, hem kapasitedeki önemli büyüme hem de coğrafi dağılımdaki köklü değişimlerle şekillenen dönüştürücü bir on yıla giriyor. Geleneksel veri merkezlerinde arazi ve enerji kısıtlarının artmasıyla birlikte, işletmeciler ve yatırımcılar giderek daha fazla şebeke kapasitesi, uygun arazi imkânı ve daha düşük işletme maliyetleri sunan yeni lokasyonlara yöneliyor. Bu eğilim, son kullanıcılara yakınlığın daha az önem taşıdığı ve maliyet verimliliğinin öncelik kazandığı makine öğrenimini destekleyen uzak veri merkezlerinde özellikle belirgin şekilde görülüyor. Avrupa’nın geleneksel veri merkezi merkezleri dışında kalan ülkelerin, yeni yatırımlardan giderek daha fazla pay alması beklenirken, Orta Avrupa bölgesi bu büyümeden en fazla fayda sağlayacak bölgeler arasında yer alıyor. Orta Avrupa, veri merkezlerinin yaklaşık %63’ünü barındırıyor. Bölgenin enerji yelpazesinin yaklaşık %65’i hâlihazırda yenilenebilir enerji, nükleer enerji ve hidroelektrik gibi güvenilir düşük karbonlu kaynaklardan sağlanıyor. Bu durum, enerji yoğun veri merkezi yatırımlarının büyümesi açısından bölgeye önemli bir yapısal avantaj kazandırıyor. Veri merkezlerinin Orta Avrupa bölgesine giderek daha fazla yayılmasıyla birlikte, veri merkezlerinin ulusal elektrik talebi içindeki payının 2035 yılına kadar %2 ile %14 arasında yükselmesi bekleniyor. En yüksek yoğunlaşmanın ise Nordik ülkelerde görülmesi öngörülüyor. Norveç'te veri merkezlerinin toplam elektrik talebinin yaklaşık %9'unu oluşturabileceği tahmin edilirken, bu oranın Danimarka'da yaklaşık %13'e, İsveç'te ise aynı dönemde %8'in üzerine çıkabileceği öngörülüyor. EY Türkiye Enerji Sektör Lideri ve EY-Parthenon Şirket Ortağı Cem Çamlı, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Yapay zekâ günümüzde yalnızca dijital dönüşümün değil, enerji dönüşümünün de temel belirleyicilerinden biri. Bu ilişki tek yönlü olmamakla birlikte yapay zekâ; enerji sektörünü daha verimli, güvenilir ve sürdürülebilir hale getiriyor. Aynı zamanda yapay zekâ da büyümesini sürdürebilmesi için güçlü enerji altyapısına ihtiyaç duyuyor. Yapay zekâ ve enerjideki gelecek risk ve fırsatların bir arada ele alındığı raporumuza göre; sektörler arası koordinasyonu erkenden sağlayan, altyapı planlamasını uyumlaştıran ve yönetişim modellerini modernize eden enerji şirketleri; yapay zekânın sunduğu üretkenlik kazanımlarından çok daha etkili biçimde yararlanacak. Aynı zamanda erişilebilir maliyetli, güvenilir ve düşük karbonlu bir enerji sisteminin gelişimini destekleme konusunda avantajlı konumda olacak. Yapay zekâ yatırımlarını konuşurken sadece işlem kapasitesini değil, bu dönüşümü mümkün kılacak enerji ekosistemini de konuşmamız gerekiyor. Önümüzdeki yıllarda ülkelerin ve şirketlerin rekabet gücü; güvenilir enerji altyapısı, dijital yetkinlikler ve sürdürülebilirlik hedeflerini aynı strateji altında buluşturabilme becerisiyle şekilleneceğinin de altını çizmeliyiz. Bu ekosistemde, teknoloji şirketlerinden enerji sektörüne, yatırımcılardan politika yapıcılara kadar tüm paydaşların ortak hareket etmesi gerekiyor." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Boreas'tan Kurumsal Dönüşüme Stratejik Adım Haber

Boreas'tan Kurumsal Dönüşüme Stratejik Adım

Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Boreas Genel Müdürü İsmail Yamangil, sürdürülebilir liderliğe giden yolda kurum kültürünün oynadığı kritik role dikkat çekerek şunları söyledi: “Geleceğimizi inşa ederken en büyük gücümüzü ileri teknolojimizden, operasyonel yetkinliğimizden ve insan kaynağımızın ortak enerjisinden alıyoruz. Büyümemizi taşıyacak en sağlam altyapı ise ortak kurum kültürümüzdür. Bu değerleri oluştururken potansiyelimizi en üst seviyeye çıkaracak, ortak aklı ve dayanışmayı besleyecek bir iklim yaratmayı hedefledik. Global arenadaki farkımızı, yüksek mühendislik gücümüz ve değişim anlarındaki ortak reflekslerimizle ortaya koyuyoruz. Bugün paylaştığımız Pusula ile bizi zirveye taşıyacak ilkeleri şirketimizin ortak duruşu haline getiriyoruz. Bu sağlam temeller üzerinde yükselen misyonumuzla; veri merkezlerinden modern ticari binalara kadar geleceği şekillendiren altyapıları yenilikçi iklimlendirme, güç ve yönetim teknolojilerimizle sürdürülebilir kılacak ve dijital dönüşümün geleceğini verimlilik ve güvenle inşa edeceğiz.’’ Lansmanda söz alan Teknolojiden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Doğan Erdoğan, Pusula değerlerinin şirketin mühendislik, üretim, ürün geliştirme ve teknoloji vizyonuna entegrasyonunu aktardı. Erdoğan, verimlilik ve güven odaklı mühendislik anlayışını bu değerlerle harmanlayarak, geleceğin altyapılarını inşa etmeyi sürdüreceklerini vurguladı. Pusula Değerleri Boreas İsminin Özüne ve Rüzgarın Gücüne Atıfta Bulunuyor Lansmanın devamında İnsan Kaynakları Müdürü Gonca Kanat, Pusula’nın mimarisini ve değerlerin çıkış noktasını detaylandırdı. Kanat, altı temel değerin baş harflerinden oluşan P-U-S-U-L-A kelimesinin, şirkete adını veren kuzey rüzgarı Boreas’ın yön gösteren gücüne doğrudan bir gönderme taşıdığını belirtti. İlkelerin sadece sözde kalmayıp günlük iş süreçlerine yansıyan somut ve gözlemlenebilir davranışlara dönüşmesini hedeflediklerini vurgulayan Kanat, sözlerini şöyle sürdürdü: “Pusula’mızı oluşturan altı temel değeri tanımlarken; başarılarımız ve kalite anlayışımızla duyduğumuz Gurur (Proud), güçlü bir ekip ruhuyla tek vücut olma Birliktelik (United), ustalığımızla müşterilerimize değer yaratma Yetkinlik (Skilled), açık,dürüst ve şeffaf bir duruş Dürüstlük (Upright), kalıcı etki yaratan uzun vadeli bir bakış açısı Kalıcı etki (Lasting) ve çözüm odaklı harmoni ve hız Çeviklik (Agile) ilkelerini esas aldık. Boreas kelimesinin anlamına ve rüzgarın yön verme gücüne atıfta bulunan bu pusulayı günlük çalışma hayatımızın odağına yerleştirerek geleceğe emin adımlarla yürüyoruz.” Fabrikada Eğlenceli ve Unutulmaz Bir Gün Bilgilendirme oturumlarının ardından etkinlik, fabrika bahçesinde düzenlenen mangal partisi ve canlı müzikle devam etti. Yönetimin ve tüm çalışanların bir arada vakit geçirdiği organizasyonda Boreas, yeni kurum kültürünü yüksek bir enerjiyle karşıladı. Boreas başta veri merkezleri olmak üzere endüstriyel yapılar için yenilikçi ve sürdürülebilir iklimlendirme teknolojileri sunmaya, dijital dönüşümün geleceğini verimlilik ve güvenle inşa etmeye kararlılıkla devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.