Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Veri Paylaşımı

Kapsül Haber Ajansı - Veri Paylaşımı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Veri Paylaşımı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

6 Ülkeden Üst Düzey Katılımla Bölgesel Göç ve Geri Dönüş Perspektifleri Forumu Ankara'da Gerçekleştirildi Haber

6 Ülkeden Üst Düzey Katılımla Bölgesel Göç ve Geri Dönüş Perspektifleri Forumu Ankara'da Gerçekleştirildi

“Suriye’ye Güvenli ve Sürdürülebilir Dönüş Perspektifleri” temasıyla düzenlenen foruma Türkiye, Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün ve Mısır’dan kamu kurumları, uluslararası kuruluşlar, üniversiteler, araştırma merkezleri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Üç gün süren programda güvenli ve gönüllü geri dönüş, uluslararası hukuk, bölgesel koordinasyon, yeniden imar, toplumsal uyum, sınır yönetimi, insani yardım, kalkınma ve kurumsal işbirliği başlıkları ele alındı. Katılımcılar, ülkelerindeki uygulamaları ve sahada karşılaşılan sorunları farklı oturumlarda değerlendirdi. AÇILIŞTA GÜÇLÜ MESAJLAR VERİLDİ Forumun açılış konuşmalarını Göç ve Diaspora Vakfı Başkanı Recep Seyyar, Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel ve İçişleri Bakan Yardımcısı Dr. Mehmet Cangir yaptı. Göç ve Diaspora Vakfı Başkanı Recep Seyyar, Suriye'de yeni bir dönemin başladığını belirterek, geri dönüş süreçlerinin yalnızca insani değil aynı zamanda bölgesel sahiplenme ve ortak sorumluluk anlayışıyla yönetilmesi gerektiğini ifade etti. Seyyar, geri dönüş politikalarının ancak ilgili tüm ülkelerin ve özellikle Suriyeli aktörlerin karar alma süreçlerine aktif katılımıyla başarıya ulaşabileceğini vurguladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel, Türkiye'nin tarih boyunca kitlesel göç hareketlerine insan odaklı bir anlayışla yaklaştığını belirterek, Orta Doğu'da kalıcı barış ve istikrarın ancak bölgesel işbirliği, ortak kalkınma ve uluslararası hukuk temelinde kurulacak yeni bir güvenlik mimarisiyle mümkün olacağını ifade etti. İçişleri Bakan Yardımcısı Dr. Mehmet Cangir ise Suriye krizinin göç yönetiminin uluslararası koordinasyon gerektiren çok boyutlu bir alan olduğunu açık biçimde ortaya koyduğunu belirterek, Türkiye'nin krizin ilk gününden itibaren meseleyi insani sorumluluk anlayışıyla ele aldığını ve atılan her adımın merkezinde insan onurunun yer aldığını vurguladı. 1. Oturum: ÜST DÜZEYLİ PANELDE BÖLGESEL KOORDİNASYON ELE ALINDI Forumun “Bölgesel Göç Hareketlerinin Geleceği, Bölgesel İstikrar ve Gönüllü Geri Dönüşte Bölgesel Koordinasyon: Ortak Sorumluluk Modelleri” başlıklı ilk oturumu, Göç ve Diaspora Vakfı Başkanı Recep Seyyar’ın moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Panelde Türkiye Göç İdaresi Başkanı Muhammed Selami Yazıcı, Suriye Afet Bakan Yardımcısı Ahmed Ekzez, Lübnan Sosyal İşler ve Aile Bakanı Hanin Esseyyid, Irak Göç ve Göçmen Bakan Vekili Dr. Kerim Nuri ile Dışişleri Bakanlığı Göç Politikaları ve Vize İşlemleri Genel Müdür Vekili Reyhan Özgür değerlendirmelerde bulundu. Oturumda güvenli ve onurlu geri dönüş sürecinde devletler arası siyasi mutabakatın güçlendirilmesi, bölgesel sahiplenmenin artırılması ve kriz yönetiminde ortak bir yaklaşım geliştirilmesi gerektiği vurgulandı. 2. Oturum: SINIR ÖTESİ YÖNETİŞİM VE KURUMLAR ARASI İLETİŞİM ELE ALINDI Forumun ikinci oturumu, “Sınır Ötesi Yönetişim ve Bölgesel Göçün Yönetiminde Güvenlik Algısı” başlığıyla, Milletvekili Prof. Dr. Abdurrahman Babacan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Panelde Irak Nehreyn Araştırmalar Merkezi Danışmanlar Kurulu Başkanı Dr. Ali Faris, Ürdün Haşimiye Komisyonu Başkanı Dr. Hüseyin Muhammed Şibli, Mısır El Hayr Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Süheyr Awad ve Suriye Milletvekili Dr. Husam Hamdan görüşlerini paylaştı. Oturumda bölge ülkeleri arasında veri paylaşımının geliştirilmesi, kayıt sistemlerinin uyumlu hâle getirilmesi, sınır geçişlerindeki lojistik süreçlerin kolaylaştırılması ve kriz dönemlerinde kurumlar arasında doğrudan iletişim sağlayacak mekanizmaların oluşturulması ele alındı. ALTI ÜLKEDEN ÜST DÜZEY KATILIM Forum, yalnızca akademik ve sivil toplum çevrelerini değil, karar verici kamu otoritelerini de aynı masa etrafında buluşturdu. Katılımcılar arasında; Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakan Yardımcısı Dr. Mehmet Cangir Türkiye Göç İdaresi Başkanı Muhammet Selami Yazıcı Türkiye AFAD Başkan Yardımcısı Hamza Taşdelen Türkiye Milletvekilleri Dr. Abdurrahman Babacan, Dr. Ravza Kavakçı Kan Göç Politikaları ve Vize İşlemleri Genel Müdür V. Reyhan Özgür Suriye Acil Durum ve Afet Bakan Yardımcısı Ahmed Ekzayez Suriye Dışişleri Bakanlığı Türkiye İkili İlişkiler Genel Müdürü Inas Al Najjar Lübnan Sosyal İşler Bakanı Dr. Hanin Sayyed Lübnan Arap Merkezi Müdürü Nasser Yassine Khaled Irak Göç ve Göçmen Bakan Vekili Dr. Karim al - Nouri Suriye Milletvekilleri Dr. Husam Hamdan, Azzam Hancı Lübnan Başbakan Yardımcısı Danışmanı Sohaib Jawhar Mısır Eğitim ve Kalkınma Kurulu Başkanı Dr. Süheyr Awad Ürdün Haşimiye Komisyonu Başkanı Dr. Hüseyin Muhammed Şibli UNHCR Türkiye Temsilci Yardımcısı Daniela Carmela Cicchella Bölge Ülkelerinin Stratejik Araştırma Merkezleri Başkanları Üniversite Rektörleri Akademisyenler ve Sivil Toplum Kuruluşlarının temsilcileri yer aldı. Bu üst düzey katılım, forumun bölgesel diplomasi ve göç politikaları açısından taşıdığı önemi bir kez daha ortaya koydu. ALTI ANA PANELDE ORTAK ÇÖZÜM ARAYIŞLARI Forum kapsamında düzenlenen altı ana oturumda, bölgesel göç yönetiminin siyasi, hukuki, idari, ekonomik ve sosyal boyutları kapsamlı biçimde değerlendirildi. İlk gün gerçekleştirilen Protokol ve Yüksek Düzeyli Panel'de Türkiye, Suriye, Irak ve Lübnan başta olmak üzere bölge ülkelerinin üst düzey temsilcileri; güvenli ve gönüllü geri dönüş, ortak sorumluluk modelleri ve bölgesel koordinasyon mekanizmalarını ele aldı. Ardından düzenlenen Bakanlıklar ve Bürokrasi Paneli'nde sınır ötesi yönetişim, kayıt sistemlerinin entegrasyonu, veri paylaşımı, kriz yönetimi ve kurumlar arası koordinasyon başlıkları değerlendirildi. Bölgesel Göç Yönetimi Tecrübesi oturumlarında ise Türkiye, Ürdün, Irak, Lübnan ve Suriye'den kamu temsilcileri ile araştırma merkezi yöneticileri, ülkelerindeki saha deneyimlerini ve başarılı uygulama örneklerini paylaştı. Forumun ikinci gününde gerçekleştirilen Stratejik Panel'de yeniden imar, güvenli yaşam alanlarının oluşturulması, konut, sağlık ve eğitim altyapısının güçlendirilmesi ile uluslararası finansman mekanizmaları üzerinde duruldu. Devam eden oturumlarda AFAD, UNHCR ve bölge ülkelerinin kamu kurumları ile üniversitelerinden temsilciler; göç yönetiminde kurumsal kapasitenin artırılması, insani yardım mekanizmaları ve ortak politika geliştirme süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. BEŞ YUVARLAK MASA ÇALIŞTAYI DÜZENLENDİ Forum süresince gerçekleştirilen beş ayrı yuvarlak masa çalıştayında; Hukuki ve lojistik engeller, Yeniden imar, Toplumsal uyum, Kamu-sivil toplum iş birliği, Bölgesel göç hareketlerinin geleceği başlıklarında politika önerileri geliştirildi. Araştırma merkezleri, düşünce kuruluşları ve uzmanların katkılarıyla hazırlanan öneriler, forumun sonuç bildirgesine temel oluşturdu. İKİLİ GÖRÜŞMELER VE KURUMLAR ARASI TEMASLAR Forum kapsamında ülkelerden gelen heyetler ile kamu kurumları, araştırma merkezleri, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri arasında ikili görüşmeler gerçekleştirildi. Görüşmelerde kurumlar arası iletişimin güçlendirilmesi, ortak çalışma alanlarının geliştirilmesi ve bölgenin refahına katkı sağlayacak iş birliği imkânları ele alındı. Heyetler, göç yönetimi, gönüllü geri dönüş, yeniden imar, insani yardım ve kalkınma başlıklarında karşılıklı görüş alışverişinde bulunarak önümüzdeki dönemde hayata geçirilebilecek ortak çalışmalar üzerine değerlendirmeler yaptı. ANKARA'DAN İNSAN ONURU VE GÖNÜLLÜLÜK VURGUSU Forum boyunca yapılan değerlendirmelerde; güvenli, gönüllü ve onurlu geri dönüş süreçlerinin ancak uluslararası hukuk ilkeleri doğrultusunda, bölgesel sahiplenme anlayışıyla ve ülkeler arasında güçlü koordinasyon mekanizmaları kurularak sürdürülebileceği ortak görüşü öne çıktı. Katılımcılar ayrıca göçün yalnızca güvenlik boyutuyla değil; insani, sosyal ve kalkınma boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Forum, 23 Temmuz 2026’da tamamlandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

HAVELSAN'ın 4 Yazılımı NATO Sınavını Geçti Haber

HAVELSAN'ın 4 Yazılımı NATO Sınavını Geçti

HAVELSAN'ın komuta kontrol, veri paylaşımı, güvenli bilgi aktarımı ve sistem entegrasyonu alanındaki 4 yazılım yeteneği, Polonya'da düzenlenen CWIX Tatbikatı'nda testleri başarıyla tamamlayarak NATO sertifikasyon sürecine dahil oldu. HAVELSAN, farklı ülkelerin ordularının, ortak operasyonlarında başarıyla görev yapmasını sağlayan çözümlerine yenilerini ekledi. Alınan bilgiye göre, HAVELSAN'nın geliştirdiği 4 yetenek, NATO'nun her yıl Polonya'da düzenlediği Coalition Warrior Interoperability Exploration, Experimentation, Examination Exercise (CWIX Tatbikatı) kapsamında NATO sertifikasyon sürecine dahil oldu. DOOB-HQ, KAPI, Embedded NONC2 ATA DLP ve LYNX yetenekleri, NATO sertifikasyonu kapsamında gerçekleştirilen Assurance Verification and Validation (AV&V) testlerini başarıyla tamamladı. Yetenekler, NATO Federe Görev Ağı (Federated Mission Networking-FMN) uyumluluğunun resmi olarak onaylanmasını sağlayan özel testlerden geçti. Ülkelerin komuta kontrol bilgi sistemlerinin hem NATO hem de diğer ülkelerin sistemleriyle karşılıklı çalışabilirliğinin test edildiği CWIX Tatbikatı'nda FMN Spiral 4 sertifikasyonlarının alınması, 2025-2027 yıllarında icra edilecek NATO görevlerine katılım açısından önemli ön şartlar arasında yer alıyor. HAVELSAN'ın yeni yeteneklerinin sertifikasyon sürecine dahil olması, şirket ürünlerinin NATO standartlarıyla uyum ve karşılıklı çalışabilirlik alanında ulaştığı yetkinliği ortaya koydu. HAVELSAN böylelikle daha önce bu alanda NATO standartlarını yakalayan ürünlerini komuta kontrol, sistem entegrasyonu, güvenli veri paylaşımı ve taktik haberleşme alanlarındaki 4 kritik yazılım yeteneğiyle genişletmiş oldu. Yeni milli yazılımlar NATO'da ilk kez vitrine çıktı HAVELSAN, geliştirdiği yeteneklerle 2012'den bu yana CWIX Tatbikatı'na aktif katılım sağlıyor. Şirket, 2019'da DOOB ve KAŞİF, 2023'te ADVENT CMS ve ADVENT MARTI, 2024'te KARTAL ve NONC2 ATA DLP, 2025'te ise DOOB-HQ, DOOB-TACTICAL, KAŞİF, OCTOPUS, NONC2 ATA DLP ve TDLYM ürünleriyle AV&V sertifikasyonu almaya hak kazandı. Bu yıl 6-26 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen CWIX Tatbikatı'na NATO ve Avrupa Birliği dahil 46 ülkeden, 20 farklı ilgi alanında 780 sistem ve 3 binden fazla personel katıldı. HAVELSAN ise tatbikatta 43 personel ve 16 sistemle faaliyet gösterdi. Şirket, MIP, TDL, MDC2, DM, COMMS, GEOMETOC, CBRN, FMNCS, AIR, MARITIME, M&S ve CYBER odak alanlarında ADVENT KALYON, ADVENT UFUK, TALAY/REI, DOOB-HEADQUARTER, DOOB-MOBILE, KAŞİF, KBRN, OCTOPUS, KAPI, NONC2 ATA DLP, Embedded NONC2 ATA DLP, LYNX, I-SMART, FIVE, RTaaS ve ICS SENTINEL sistemleriyle görev yaptı. HAVELSAN ayrıca bu yıl Hava Odak Alanı'na LYNX ve Embedded NONC2 ATA DLP, GEOMETOC Odak Alanı'na ADVENT TALAY/REI, FMN Ana Yetenekler Odak Alanı'na KAPI, Siber Odak Alanı'na ICS SENTINEL, Modelleme ve Simülasyon Odak Alanı'na ise FIVE yetenekleriyle ilk kez katıldı. ⁠Milli yazılımlara uluslararası kabul HAVELSAN Genel Müdürü Mehmet Akif Nacar, konuya ilişkin değerlendirmesinde, CWIX Tatbikatı'nda 4 yeni yeteneğin NATO sertifikasyon sürecine dahil olmasının, milli yazılımların uluslararası alanda kabul gördüğünün ve en yüksek birlikte çalışabilirlik standartlarını karşıladığının somut bir göstergesi olduğunu söyledi. Nacar, şunları kaydetti: "Uzun zamandır sahip olduğumuz NATO standartlarında sistem oluşturma ve uyuşum tecrübesini aldığımız sertifikalar ile daha da pekiştirdik. Müşterek Harekat, Siber ve Modelleme Simülasyon Odak Alanları ile artırdığımız katılımın ivmesini önümüzdeki dönemde Yapay Zeka Destekli Komuta Kontrol yetenekleri ile sürdüreceğiz. Proaktif bir yaklaşımla Türk Silahlı Kuvvetlerinin modern muharebenin gereği olan ihtiyaçlarını karşılayacak yetenekler geliştirmeye ve uluslararası alanda rekabetçi çözümler üretmeye devam etmekteyiz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜGİS ve Marmara Üniversitesi’nden Gıda Sanayisinde Ar-Ge İş Birliği Haber

TÜGİS ve Marmara Üniversitesi’nden Gıda Sanayisinde Ar-Ge İş Birliği

Yeni nesil aktif işveren sendikacılığının ülkemizdeki temsilcisi TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası), üniversite-sanayi iş birliğini geliştirme hedefi doğrultusunda Marmara Üniversitesi ile protokol imzaladı. TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar ve Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Okur tarafından imzalanan protokol, gıda sanayisinin bilimsel araştırma altyapısı ve nitelikli insan kaynağıyla ilişkisini güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu kapsamda TÜGİS ve Marmara Üniversitesi; Ar-Ge çalışmalarının yürütülmesi, eğitim programlarının geliştirilmesi ve gıda sektörünün akademiyle temasının artırılması için birlikte çalışacak. İş birliğiyle Marmara Üniversitesi akademisyenleri ile TÜGİS üyeleri arasında doğrudan iletişimin teşvik edilmesi, gıda sanayisinin ihtiyaç duyduğu araştırma başlıklarında eş güdümlü projelerin geliştirilmesi ve ulusal ya da uluslararası destek fonlarıyla hayata geçirilmesi hedefleniyor. Ortak çalışma zemini kurulacak Protokolün ana başlıkları arasında Ar-Ge faaliyetleri, öğrenciler için staj olanakları, iş dünyası gezileri ve TÜGİS üyelerine yönelik eğitimlerin yanı sıra ortak konferans ve seminer programlarının düzenlenmesi yer alıyor. Taraflar ayrıca gıda ve benzeri sektörlere katma değer sağlayacak analiz, ürün geliştirme ve veri paylaşımı süreçlerinde de iş birliği yapacak. Marmara Üniversitesi ile TÜGİS üyesi sanayi kuruluşları arasında laboratuvar ve ekipman kullanımına ilişkin detaylar da protokolün kapsamı içinde bulunuyor. Bu çerçevede proje, makale, patent ve ticari ürün geliştirilmesine yönelik çalışmaların desteklenmesi planlanıyor. TÜGİS üyeleriyle akademi arasında doğrudan temas güçlenecek Protokol doğrultusunda TÜGİS ve Marmara Üniversitesi temsilcilerinden oluşacak Ortak Bilim Komisyonu, yılda en az iki kez bir araya gelerek uygulanabilecek proje başlıklarını değerlendirecek. Üniversite bünyesinde açılan tezsiz yüksek lisans programlarında, başvuru koşullarını sağlayan TÜGİS üyeleri için kontenjan ayrılması da protokol başlıkları arasında yer alıyor. TÜGİS ise Marmara Üniversitesi bünyesindeki ders programlarının eğitim ve uygulama çalışmalarına eğitmen ve altyapı desteği sağlayabilecek. Akademik düzeyde eğitim verme yetkinliğine sahip TÜGİS üyeleri de ihtiyaç duyulması halinde ilgili alanlarda üniversite bünyesinde ders verebilecek. “Gıda sanayisinin geleceği bilimle kurulan güçlü bağdan geçiyor” Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan TÜGİS Yönetim Kurulu Başkanı Kaan Sidar, gıda sanayisinin dönüşümünde üniversite-sanayi iş birliklerinin stratejik önem taşıdığını belirtti. Sidar, “Sanayimiz, üretim kabiliyeti kadar bilgiye erişim, araştırma kapasitesi ve nitelikli insan kaynağıyla da güç kazanıyor. Marmara Üniversitesi ile imzaladığımız bu protokolü, sektörümüzün bilimsel altyapıyla daha yakın temas kurması bakımından değerli bir adım olarak görüyoruz. Ortak Ar-Ge çalışmaları, eğitim programları, staj olanakları ve uygulama alanlarında kurulacak iş birlikleriyle hem öğrencilerimizin sektörü daha yakından tanımasına hem de sanayicilerimizin akademik bilgi birikiminden daha etkin yararlanmasına katkı sunmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. Protokol beş yıl süreyle geçerli olacak TÜGİS ve Marmara Üniversitesi arasında imzalanan protokol, imza tarihinden itibaren beş yıl süreyle geçerli olacak. Tarafların mutabakatı halinde birer yıllık sürelerle uzatılması mümkün olacak. Protokol kapsamında yürütülecek alt projeler, eğitimler ve uygulama çalışmaları ise ilgili sözleşmeler ve tarafların ortak kararları doğrultusunda hayata geçirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nadir Elementler Türkiye Sigorta Sektörü için  Bir Fırsat Penceresi Sunuyor Haber

Nadir Elementler Türkiye Sigorta Sektörü için  Bir Fırsat Penceresi Sunuyor

Daha da önemlisi, Türkiye, bu alanda erken uzmanlaşırsa sadece yerel riskleri sigortalayan değil; bölgesel ölçekte bilgi üreten ve reasüransla daha sofistike çalışan bir merkez haline gelebilir.” dedi. Son dönemde enerji dönüşümü, savunma sanayi, elektronik üretimi ve ileri teknolojinin kritik girdisi haline gelen nadir toprak elementleri, içerdiği önem ve kullanım alanları açısından sigorta sektörünün de gündeminde yer alıyor. Nadir toprak elementlerinin gelişimi ile birlikte mühendislik sigortaları, nakliyat, çevresel sorumluluk, işveren sorumluluğu, siber, siyasi risk ve proje sigortaları tarafında büyüme alanları söz konusu. Bu elementlerin yoğun kullanıldığı sektörlerde artan taleple birlikte, riskin artık daha dinamik fiyatlanması gereği ortaya çıkıyor. Jeopolitik gelişmeler ve tedarik zincirine yönelik yeni senaryolar olmalı Nadir toprak elementlerinin sigorta sektörü açısından önemini değerlendiren IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “Bugün en temel kırılganlık; nadir toprak elementlerinde üretim ve işlemenin birkaç ülke ve birkaç tesis etrafında yoğunlaşması. OECD’ye göre, nadir toprak elementleri ile lityumda küresel üretimin yüzde 90’dan fazlası üç üretici ülkede toplanıyor; Çin tek başına küresel nadir toprak arzının yaklaşık yüzde 70’ini üretiyor. Aynı dönemde, 2021-2023 arasında sanayi tipi hammaddelerin küresel ticaretinin yüzde 14’ü en az bir ihracat kısıtlamasına maruz kaldı; nadir toprak ticaretinde bu oran yüzde 46’ya ulaştı. Bu tablo, sigorta sektöründe tedarik kesintisi riski, politik risk, ticari kredi riski, fiyat oynaklığı riski ve contingent business interruption dediğimiz dolaylı iş durması risklerini daha görünür hale getiriyor. İhracat lisansının gecikmesi, jeopolitik bir kararın tedarik akışını bozması ya da belirli bir mıknatıs bileşenine erişimin yavaşlaması halinde, otomotivden rüzgâr enerjisine kadar çok sayıda sektörün üretim planının sekteye uğraması da söz konusu. IEA’nın son değerlendirmeleri, Çin’in 2025’te nadir topraklar ve ilgili ekipmanlar üzerindeki yeni ihracat kontrollerinin enerji, otomotiv, savunma, yarı iletken ve havacılık tedarik zincirleri üzerinde doğrudan etkili olabileceğini gösteriyor. Bu da sigortacıların klasik mülkiyet hasarı yaklaşımından çıkıp, jeopolitik gelişmeler ve tedarik zinciri bağımlılığı temelli yeni senaryolar kurmasını zorunlu hale getiriyor” dedi. 2050’ye kadar 3 milyar tonun üzerinde mineral ve metal ihtiyacı doğacak Murat Çiftçi, temiz enerji ve ileri teknoloji yatırımları büyüdükçe, nadir topraklara olan talebin de hızlandığına dikkat çekerek, “IEA’ya (Uluslararası Enerji Ajansı) göre net sıfır senaryosunda 2040’a kadar nadir toprak elementlerine yönelik talep yaklaşık iki katına çıkıyor; Dünya Bankası da temiz enerji dönüşümü için 2050’ye kadar birçok kritik mineral üretiminde yüzde 500’e yakın artış gerekeceğini ve 3 milyar tonun üzerinde mineral ve metal ihtiyacı doğacağını ortaya koyuyor. Bu tablo sigorta şirketlerine şunu söylüyor: Artık geçmiş yılların istatistiğiyle fiyat vermek yeterli değil; senaryo bazlı, stres testli ve tedarik zinciri entegre modelleme gerekiyor. Örneğin batarya, rüzgâr türbini, savunma elektroniği ya da ileri üretim yapan bir tesis sigortalanırken yalnızca fiziksel varlık değeri değil; kullanılan kritik mineralin tedarik kaynağı, stok süresi, ikame edilebilirliği, tek ülkeye bağımlılık oranı ve alıcı-satıcı sözleşmelerinin esnekliği de fiyatlamaya girmeli. Çünkü aynı fabrika binası iki şirkette aynı görünse de, birinin üç farklı coğrafyadan tedariki varken diğerinin tek kaynağa bağlı olması, risk profilini ciddi biçimde değiştirir. Önümüzdeki dönemde poliçe fiyatlamasında supply chain mapping, parametrik tetikleyiciler, daha sık güncellenen stok/değer beyanları ve proje bazlı teknik underwriting öne çıkacaktır” dedi. Birikimli risk hesabı daha kritik hale geliyor “Nadir topraklar artık yalnızca emtia değil; aynı zamanda stratejik güvenlik meselesi” diyen Murat Çiftçi, şunları söyledi: “OECD verileri, üretim yoğunlaşmasının ve ihracat kısıtlamalarının arttığını; IEA ise son dönemdeki ihracat kontrollerinin küresel değer zincirlerinde ciddi operasyonel aksamalara yol açabileceğini söylüyor. Böyle bir ortamda reasürörler, sadece tekil bir yangın veya makine kırılması hasarına bakmıyor; aynı zamanda aynı jeopolitik olayın birden fazla ülkedeki birden fazla sigortalıyı aynı anda etkileme ihtimalini de değerlendiriyor. Bu, reasürans açısından accumulation risk yani birikimli risk hesabını daha kritik hale getiriyor. Bunun doğal sonucu olarak, özellikle maden, işleme, kritik mineral lojistiği ve bu minerallere bağımlı ileri sanayi risklerinde reasürans kapasitesi daha seçici hale gelebilir. Teknik bilgi seviyesi düşük, tedarik çeşitliliği zayıf veya ESG uyumu sınırlı riskler için fiyatın yükselmesi; bazı durumlarda muafiyetlerin artması ya da alt limit uygulanması şaşırtıcı olmaz. Buna karşılık, tedarik zincirini çeşitlendirmiş, çevresel yönetimini güçlendirmiş, siber olgunluğu yüksek ve şeffaf veri paylaşımı yapan şirketler reasürans piyasasında daha olumlu ayrışacaktır. Kısacası artık reasürans fiyatı yalnızca hasar geçmişiyle değil, jeopolitik dayanıklılık ve yönetişim kalitesiyle de şekilleniyor.” Sadece poliçe yetmiyor, risk mühendisliği daha değerli hale geliyor Nadir toprak elementlerine yönelik sunulan sigorta çözümlerine değinen Murat Çiftçi, “Standart ürünlerin ötesine geçen özel sigorta çözümleri gündeme geliyor. Örneğin kritik mineral üreticileri için çevresel sorumluluk ve maden kapatma sonrası yükümlülükleri daha iyi kapsayan poliçeler, işleme tesisleri için tedarik zinciri kesintisine duyarlı paketler, enerji ve batarya üreticileri için kritik mineral bağımlılığına göre yapılandırılmış teminatlar geliştirilebilir. Bunun yanında, parametrik ürünler, siyasi risk ve ticari kredi ile entegre yapılar, hatta stratejik stokların korunmasına yönelik daha niş çözümler de gündeme gelebilir. Diğer taraftan danışmanlık konusu da bu noktada önemli. Çünkü müşteriler artık sadece poliçe satın almak istemiyor; risk haritasını görmek, hangi ülkede ne kadar bağımlı olduğunu anlamak da gerekiyor. Bu nedenle broker ve sigortacılar için risk mühendisliği, tedarik zinciri görünürlüğü, siber olgunluk analizi, ESG uyum danışmanlığı ve stres testi hizmetleri çok daha değerli hale geliyor. Bence bu alanda kazanan kurumlar, sadece kapasite sunan değil; müşteriye stratejik karar desteği veren kurumlar olacak” dedi. Türkiye bölgesel ölçekte merkez haline gelebilir Murat Çiftçi, Türkiye’nin nadir toprak elementleri alanındaki potansiyel fırsatlarına yönelik de şunları söyledi: “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Eskişehir Beylikova sahasında yaklaşık 694 milyon tonluk bir kaynak tespit edildi; bu sahada yıllık 570 bin ton cevher işleme, yaklaşık 10 bin ton nadir toprak oksidi üretimi ve 17 elementten 10’unun üretilebilir hale gelmesi hedefi paylaşıldı. Bu tablo, Türkiye’de yalnızca madencilik değil; işleme, rafinasyon, ileri malzeme, mıknatıs, savunma ve temiz enerji sanayii açısından da yeni bir ekosistem oluşturma potansiyeline işaret ediyor. Öte taraftan nadir toprak elementleri mühendislik sigortaları, nakliyat, çevresel sorumluluk, işveren sorumluluğu, siber, siyasi risk ve proje sigortaları tarafında büyüme alanı sunuyor. Daha da önemlisi, Türkiye bu alanda erken uzmanlaşırsa sadece yerel riskleri sigortalayan değil; bölgesel ölçekte bilgi üreten ve reasüransla daha sofistike çalışan bir merkez haline gelebilir. Bu da Türkiye sigorta piyasası için sadece bir büyüme fırsatı değil, aynı zamanda teknik uzmanlık ve stratejik konumlanma fırsatını beraberinde getiriyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Otonom Sistemlerde Yeni Çağ: Hava ve Kara Araçları Artık Birlikte Düşünüyor Haber

Otonom Sistemlerde Yeni Çağ: Hava ve Kara Araçları Artık Birlikte Düşünüyor

Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) yürütücülüğünde gerçekleştirilen yarışma, geleceğin operasyonel kabiliyetlerini şekillendirecek teknolojilerin geliştirilmesini hedefliyor. Hava ve Kara Araçları Arasında Akıllı İş Birliği Yarışmanın merkezinde, havadan keşif yapan insansız hava araçları ile sahada görev alan insansız kara araçlarının eş zamanlı ve entegre çalıştığı senaryolar yer alıyor. Katılımcılardan, insansız hava aracının topladığı çevresel verileri analiz ederek bu verileri kara aracına aktaran, ardından kara aracının bu bilgiler doğrultusunda rota planlama, görev yönetimi ve hedefe yönelme gibi kritik kararları otonom şekilde alabildiği sistemler geliştirmeleri bekleniyor. Bütüncül Otonom Sistem Yaklaşımı Yarışma süreci, yalnızca tek bir teknolojiye değil, birbirini tamamlayan dört temel aşamaya odaklanıyor. Algılama, veri paylaşımı, karar verme ve görev icrası süreçlerinin bir bütün olarak ele alındığı bu yapı, katılımcıların uçtan uca çalışan, entegre ve akıllı sistemler geliştirmesini gerektiriyor. Bu yaklaşım, otonom sistemlerin gerçek hayattaki kullanım senaryolarına daha yakın çözümler üretilmesini sağlıyor. Gerçek Dünya Koşullarına Uygun Çözümler Öncelikli Yarışma kapsamında geliştirilecek projelerin, yalnızca teorik başarı değil, aynı zamanda sahada uygulanabilirlik açısından da güçlü olması bekleniyor. Zorlu çevre koşullarına uyum sağlayabilen, güvenilir veri iletişimi kurabilen ve dinamik görev değişikliklerine hızlı yanıt verebilen sistemler, değerlendirme sürecinde öne çıkacak. Bu yönüyle yarışma, otonom sistemlerin operasyonel yetkinliğini artırmaya yönelik önemli bir platform sunuyor. Genç Yeteneklere Uluslararası Katılım Fırsatı Yarışmaya Türkiye ve yurt dışında öğrenim gören ön lisans, lisans ve lisansüstü öğrenciler takım halinde başvuru yapabiliyor. Disiplinler arası çalışmayı teşvik eden organizasyon, mühendislik ve teknoloji alanlarında eğitim gören gençleri bir araya getirerek yenilikçi fikirlerin gelişmesine katkı sağlıyor. Yüksek Ödüllerle Desteklenen Rekabet Yarışmada dereceye giren takımlar önemli ödüllerin sahibi olacak. Birinci olan takım 750 bin, ikinci takım 600 bin ve üçüncü takım 500 bin Türk Lirası ödül kazanacak. Bu destekler, katılımcıların projelerini geliştirmeye devam etmeleri için güçlü bir motivasyon kaynağı oluşturuyor. Başvurular İçin Son Tarih Yaklaşıyor Başvurular 1 Nisan tarihine kadar devam ediyor. Otonom sistemler alanında fark yaratmak ve geleceğin teknolojilerinde söz sahibi olmak isteyen tüm öğrenci takımları bu önemli organizasyona davet ediliyor. TEKNOFEST kapsamında düzenlenen yarışma, Türkiye’nin milli teknoloji vizyonuna katkı sunarken, genç mühendislerin küresel ölçekte rekabet edebilecek yetkinlikler kazanmasına da olanak tanıyor. İleri otonom sistemler alanında geliştirilecek projeler, geleceğin savunma, güvenlik ve sivil teknolojilerinin temelini oluşturma potansiyeli taşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.