Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Veri Yönetimi

Kapsül Haber Ajansı - Veri Yönetimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Veri Yönetimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Şirketlerin Satış Verisi Var, Müşteri Hikayesi Yok Haber

Şirketlerin Satış Verisi Var, Müşteri Hikayesi Yok

Şirketler yapay zeka yatırımlarını hızla artırırken, AI projelerinin beklenen değeri üretmesinin önündeki en önemli sorunlardan biri giderek daha görünür hale geliyor: Teknolojiye erişim kolaylaşıyor ancak şirketlerin kendi verilerini AI’ın kullanabileceği bir kurumsal hafızaya dönüştürmesi aynı hızda ilerlemiyor. Gartner’ın dünya genelindeki üretken yapay zeka harcamalarının 2025 yılında 644 milyar dolara ulaşacağını öngörmesine karşın, Ocak 2026 tarihli değerlendirmesine göre GenAI projelerinin en az yarısı PoC aşamasından sonra terk ediliyor. Veri kalitesi, maliyet, risk yönetimi ve belirsiz iş değeri bu projelerin sürdürülememesindeki başlıca nedenler arasında gösteriliyor. Bu tablo, şirketlerin yalnızca “Hangi AI modelini kullanacağız?” sorusuna değil, “AI’ın öğrenebileceği hangi veriye sahibiz?” sorusuna da yanıt vermesi gerektiğini ortaya koyuyor. Binovist & Robosme Kurucu Ortağı Engin Alan, özellikle satış ve pazarlama tarafında şirketlerin önemli miktarda veriye sahip olmasına rağmen bu verinin çoğunlukla müşterinin satın alma sonrasındaki davranışlarını kapsadığını belirtiyor: “Şirketler geçmişte ne sattığını oldukça iyi biliyor. Hangi müşterinin hangi ürünü ne zaman aldığı, ne kadar satın aldığı, hangi bölgede ne kadar satış yaptığı ERP sistemlerinde kayıtlı. Ancak satış açısından daha kritik olan soruların önemli bir bölümü burada yok. O müşteri bizi nasıl buldu? İlk temas nasıl gerçekleşti? Hangi ihtiyacı vardı? Hangi içerikle ilgilendi? Hangi teklifleri değerlendirdi? Satış döngüsü ne kadar sürdü ve neden bizi tercih etti? AI’ın öğrenmesi gereken ticari hikaye tam olarak burada başlıyor.” Alan’a göre bu fark, özellikle yeni müşteri kazanımı söz konusu olduğunda kritik hale geliyor. Geçmiş satış verileri AI ile mevcut müşterilerin segmentasyonu, çapraz satış fırsatlarının belirlenmesi, müşteri kaybı ihtimalinin analiz edilmesi veya sonraki satın alma davranışlarının tahmin edilmesi için kullanılabilirken, yeni müşterileri öngörebilmek için farklı bir veri katmanına ihtiyaç duyuluyor. Potansiyel müşterilerin özellikleri, ilk temas noktaları, gösterdikleri ilgi, dijital davranışları, kampanyalara verdikleri tepkiler, satış aktiviteleri, teklif geçmişleri ve fırsatların neden kazanıldığı veya kaybedildiği gibi verilerin sistematik biçimde biriktirilmesi, AI’ın yalnızca “Geçmişte kim satın aldı?” sorusunu değil, “Henüz müşterimiz olmayanlardan kim satın alma ihtimali en yüksek?” sorusunu da yanıtlayabilmesinin önünü açıyor. Doğru Kurgulanmış CRM, Şirketin Ticari Hafızasını Oluşturur. Gartner’ın 2025 araştırmasına göre kuruluşların yüzde 63’ü AI için doğru veri yönetimi uygulamalarına sahip olmadığını ya da sahip olup olmadığından emin olmadığını belirtiyor. Gartner, AI-ready veriyle desteklenmeyen projelerin önemli bölümünün terk edilme riski taşıdığına dikkat çekiyor. IBM’in 2.000 CEO ile gerçekleştirdiği 2025 araştırması da veri ile AI yatırımlarının sonucu arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyor. CEO’ların yüzde 72’si kuruma özgü veriyi üretken yapay zekadan değer yaratmanın anahtarı olarak görürken, AI girişimlerinin yalnızca yüzde 25’i beklenen yatırım getirisini sağlayabilmiş ve yalnızca yüzde 16’sı kurum genelinde ölçeklenebilmiş durumda. Engin Alan’a göre bu noktada CRM’in rolü de yeniden tanımlanıyor: “CRM’i yalnızca satış ekibinin müşteri bilgilerini girdiği bir yazılım olarak görürsek gerçek değerini küçültürüz. Doğru kurgulanmış CRM, şirketin ticari hafızasını oluşturur. Hangi fırsatların neden kazanıldığını veya kaybedildiğini, müşterilerin hangi ihtiyaçlarla geldiğini ve satın alma kararına giden yolun nasıl ilerlediğini kayıt altına alır. Bu veriler yıllar içinde biriktiğinde, şirketin AI’a öğretebileceği en değerli kurumsal varlıklardan birine dönüşebilir.” Şirketler ticari ilişki geçmişine sahip değil! AI çağında rekabet avantajının yalnızca kullanılan modelde değil, şirketlerin kendi geçmişlerini ne kadar iyi veri haline getirebildiklerinde oluşması bekleniyor. Her şirket benzer büyük dil modellerine ve benzer AI araçlarına erişebilirken, hiçbir rakip başka bir şirketin yıllar içinde oluşturduğu müşteri görüşmelerine, kazanılan ve kaybedilen fırsatlara, teklif geçmişine, kampanya sonuçlarına ve ticari ilişki geçmişine sahip değil. Binovist’in CRM danışmanlığı çalışmalarında ve Robosme CRM’in ürün yaklaşımında bu dönüşümü merkeze aldıklarını belirten Alan, şirketlerin AI yatırımlarına yaklaşımında da bir değişime ihtiyaç olduğunu ifade ediyor: “Bir dönem şirketler ‘CRM almalıyız’ diyordu, bugün ‘AI yapmalıyız’ diyorlar. İki yaklaşımın ortak riski, işe amaçtan değil araçtan başlamak. Yönetimin önce ‘AI ile hangi iş sonucunu değiştirmek istiyoruz?’ diye sorması gerekiyor. Daha fazla potansiyel müşteri mi bulacağız, satış ekibinin doğru şirketlere odaklanmasını mı sağlayacağız, teklif dönüşümünü mü artıracağız, müşteri kaybını mı azaltacağız? Bu cevaplandıktan sonra asıl soru geliyor: Bunu öğrenebilmesi için AI’a hangi veriyi vereceğiz? Önümüzdeki dönemde AI yatırımlarının başarısını belirleyecek temel sorulardan biri, kullanılan modelden çok şirketlerin kendi kurumsal hafızasının niteliği olacak. AI çok güçlü bir motor olabilir. Ancak AI’ın şirketiniz hakkında bilmediği şeyi yalnızca daha güçlü bir model kullanarak çözemezsiniz. Önümüzdeki dönemde asıl rekabet avantajlarından biri, şirketin kendi geçmişini doğru, anlamlı ve AI tarafından kullanılabilir bir kurumsal hafızaya dönüştürebilmesi olacak” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dicle Elektrik  Ar-Ge’de Lider İnovasyonda Öncü Haber

Dicle Elektrik Ar-Ge’de Lider İnovasyonda Öncü

Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt’te kaliteli, kesintisiz ve kayıpsız enerji dağıtımı hedefiyle çalışmalarını sürdüren Dicle Elektrik, gerçekleştirdiği yatırımlarla bölgenin enerji altyapısında kapsamlı bir dönüşüm gerçekleştirdi. Son 13 yılda 85 milyar TL’yi aşan altyapı ve iyileştirme yatırımına imza atan şirket, geleneksel şebeke yatırımlarının yanı sıra Ar-Ge, yazılım, akıllı şebeke ve dijitalleşme projelerine verdiği ağırlıkla teknoloji odaklı dağıtım anlayışını sahaya taşıdı. Ar-Ge yatırımında 21 dağıtım şirketi arasında ilk sırada Dicle Elektrik, 2025 yılında gerçekleştirdiği 278,6 milyon TL’lik Ar-Ge yatırımıyla Türkiye’de faaliyet gösteren 21 elektrik dağıtım şirketi arasında ilk sırada yer aldı. Turkishtime tarafından hazırlanan AR-GE 500 Araştırması 2025 sonuçlarında Türkiye genelinde en fazla Ar-Ge harcaması yapan şirketler arasında 186’ncı sıraya yerleşen Dicle Elektrik, araştırmada verilerini şeffaf biçimde raporlayarak listeye giren elektrik dağıtım şirketi olarak da öne çıktı. Sektöründe Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onaylı ilk Ar-Ge merkezini kuran şirket, geliştirdiği projelerle saha operasyonlarında verimliliği ve şebeke yönetim kabiliyetini artırmayı sürdürüyor. Dicle Elektrik’in teknoloji yatırımlarına eşlik eden altyapı yatırımlarının toplam büyüklüğü de 85 milyar TL’yi aştı. Şirket, bu yatırım hacmiyle elektrik dağıtım sektöründe toplam yatırım büyüklüğü bakımından ilk üç şirket arasında yer alırken, gerçekleştirdiği projeleri daha kaliteli ve kesintisiz enerji arzı hedefi doğrultusunda sürdürüyor. Kayıp-kaçak oranında 41 puanlık düşüş Türkiye’nin kayıp-kaçak oranının tarihsel olarak en yüksek olduğu bölgelerinden birinde faaliyet gösteren Dicle Elektrik, akıllı şebeke sistemleri, dijital izleme teknolojileri, Ar-Ge projeleri ve saha yatırımlarıyla önemli bir operasyonel dönüşüm sağladı. Şirketin özelleştirme döneminde yüzde 76 seviyesinde devraldığı kayıp-kaçak oranı, gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda yüzde 35 seviyesine kadar geriledi. Böylece 13 yıllık dönemde kayıp-kaçak oranında 41 puanlık düşüş elde edildi. Şehir ve ilçe merkezlerinde kayıp-kaçak oranının yüzde 16 seviyelerine kadar gerilemesi de teknolojik dönüşümün sahadaki sonuçları arasında yer aldı. Şirket, kayıp-kaçakla mücadelede geleneksel saha uygulamalarını dijital sistemler ve veri odaklı yöntemlerle destekleyerek şebekenin daha etkin izlenmesini ve yönetilmesini sağladı. Dağıtım şirketinden teknoloji şirketine dönüşüm Elektrik dağıtım sektöründeki yatırımlar ağırlıklı olarak şebekelerin büyütülmesi, yenilenmesi ve modernizasyonuna yönelirken, Dicle Elektrik yazılım, akıllı şebeke, veri yönetimi ve Ar-Ge yatırımlarını operasyonlarının önemli bir parçası haline getirdi. Şirketin geliştirdiği teknolojik altyapı, kayıp-kaçakla mücadeleden şebeke yönetimine ve aydınlatma sistemlerine kadar birçok alanda sahadaki uygulamalara yansıtıldı. Bu dönüşümün öne çıkan alanlarından biri de LED aydınlatma yatırımları oldu. TEDAŞ’ın resmi “Dağıtım Şirketlerinin LED Uygulama Gerçekleşmeleri” verilerine göre Dicle Elektrik, 2025 yıl sonu itibarıyla hizmet bölgesinde gerçekleştirdiği 39 bini aşkın LED armatür dönüşümüyle Türkiye’deki 21 elektrik dağıtım şirketi arasında ilk sırada yer aldı. Şirket, Ar-Ge’den akıllı şebekelere ve modern aydınlatma sistemlerine uzanan yatırımlarıyla hizmet bölgesindeki teknolojik dönüşümü sürdürmeye devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kamu, Belediyeler ve Teknoloji Dünyası Smartkent 2027’de Buluşacak Haber

Kamu, Belediyeler ve Teknoloji Dünyası Smartkent 2027’de Buluşacak

28–30 Ocak 2027 tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde, ATRAX 2027 kapsamında gerçekleştirilecek SMART KENT; kamu kurumlarını, belediyeleri, belediye iştiraklerini, teknoloji şirketlerini, girişimleri, teknokentleri, yatırımcıları, proje geliştiricileri, akademisyenleri ve sektör profesyonellerini buluşturacak. KENTSEL TEKNOLOJİLER İÇİN ÖZGÜN BİR BULUŞMA MODELİ SMARTKENT, yalnızca ürünlerin sergilendiği bir fuar alanı olarak değil; şehirlerin ihtiyaçlarının, projelerinin ve çözüm arayışlarının doğrudan teknoloji sağlayıcılarla buluşacağı özgün bir iş birliği platformu olarak tasarlanıyor. Organizasyon kapsamında; akıllı şehir hizmetleri, kentsel teknolojiler, mobilite ve ulaşım sistemleri, enerji ve akıllı altyapı, yapay zekâ ve veri yönetimi, güvenlik teknolojileri, çevre, atık ve sürdürülebilirlik çözümleri, dijital belediyecilik uygulamaları, vending ve self-servis sistemleri, kamusal alan ve vatandaş odaklı hizmet teknolojileri başta olmak üzere şehir yaşamını daha verimli, güvenli, erişilebilir ve sürdürülebilir hâle getiren çözümler ele alınacak. KAMU, YEREL YÖNETİMLER VE ÖZEL SEKTÖR AYNI PLATFORMDA SMARTKENT’in en önemli hedeflerinden biri; şehirlerin karar vericileri ile çözüm geliştiren teknoloji ekosistemi arasında doğrudan ve sürdürülebilir bağlantılar kurulmasını sağlamak. Bakanlıklar, kamu kurumları, belediyeler ve belediye iştirakleri; ihtiyaçlarını, önceliklerini, devam eden çalışmalarını ve planlanan projelerini paylaşabilecek. Teknoloji şirketleri, üreticiler, girişimler ve uygulayıcı firmalar ise bu projelere yönelik ürün, hizmet ve iş birliği modellerini sunabilecek. Böylece SMARTKENT; kamunun ihtiyaçlarını, belediyelerin projelerini ve özel sektörün teknoloji üretme gücünü ortak bir zeminde buluşturacak. PROJELER VE ÇÖZÜMLER B2B–B2G PROGRAMINDA EŞLEŞECEK SMARTKENT kapsamında uygulanacak ATRAX Proje–Çözüm B2B & B2G Programı, organizasyonun en önemli bileşenlerinden biri olacak. Program aracılığıyla belediyeler, kamu kurumları, yatırımcılar ve proje sahipleri; planlanan veya devam eden projelerini sisteme sunabilecek. Katılımcı teknoloji şirketleri ve çözüm sağlayıcılar ise bu projelere yönelik ürünlerini, teknolojilerini ve uygulama önerilerini paylaşabilecek. Proje ve çözüm başlıkları doğrultusunda yapılacak eşleştirmelerin ardından, karşılıklı onay veren taraflar fuar süresince planlı görüşmeler gerçekleştirecek. Programın; belediye ve kamu projelerinin görünürlük kazanmasına, ihtiyaca uygun teknoloji ve çözüm ortaklarının belirlenmesine, yeni B2B ve B2G bağlantılarının kurulmasına, kamu–özel sektör iş birliklerinin geliştirilmesine, projelerin doğru paydaşlarla daha hızlı buluşmasına katkı sağlaması hedefleniyor. B2B–B2G Programı herhangi bir satın alma veya ihale taahhüdü oluşturmayacak; taraflar arasında tanışma, bilgi paylaşımı ve potansiyel iş birlikleri için profesyonel bir zemin sağlayacak. PROJELER, BİLGİ VE DENEYİM PAYLAŞILACAK SMARTKENT süresince sergi alanının yanı sıra konferanslar, paneller, özel oturumlar, proje sunumları ve iş birliği görüşmeleri düzenlenecek. Urban Wellness Talks – Orange Stage programında; şehirlerin dijital dönüşümü, akıllı belediyecilik, sürdürülebilir altyapı, veri yönetimi, mobilite, enerji, güvenlik ve vatandaş odaklı hizmetler alanındaki güncel gelişmeler ele alınacak. Belediyeler ve kamu kurumları örnek projelerini ve iyi uygulamalarını paylaşırken; teknoloji şirketleri ve girişimler geliştirdikleri yeni çözümleri karar vericilere tanıtma fırsatı bulacak. ŞEHİRLERİN İHTİYAÇLARIYLA TEKNOLOJİNİN GÜCÜNÜ BULUŞTURUYORUZ Tureks Uluslararası Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Nergis ASLAN, SMARTKENT’in vizyonuna ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Akıllı şehir dönüşümü yalnızca teknoloji satın almakla değil; şehirlerin gerçek ihtiyaçlarının doğru belirlenmesi ve bu ihtiyaçların uygun çözümlerle buluşturulmasıyla mümkündür. SMARTKENT’i kamu kurumlarının, belediyelerin ve teknoloji ekosisteminin doğrudan iletişim kurabileceği, projelerini paylaşabileceği ve yeni iş birlikleri geliştirebileceği özgün bir platform olarak hazırlıyoruz. Hedefimiz, teknoloji sunumlarının ötesine geçerek şehirler için uygulanabilir ve sürdürülebilir iş birliklerinin önünü açmak.” ATRAX’IN URBAN WELLNESS VİZYONU İÇİNDE YER ALACAK SMART KENT, şehirlerin ve yaşam alanlarının geleceğine odaklanan ATRAX 2027’nin “Urban Wellness – Kentsel Mutluluk” vizyonu kapsamında gerçekleştirilecek. ATRAX’ın eğlence, rekreasyon, park, spor ve aktif yaşam çözümleri; AQUALAND’in havuz, su, spa, wellness ve açık alan yaşamı; EVENT ARENA’nın etkinlik, kültür ve deneyim teknolojileriyle birlikte SMARTKENT, şehir yaşamının teknolojik dönüşümünü temsil edecek. Birbirini tamamlayan bu uzmanlık alanları; daha yaşanabilir, güvenli, verimli, sosyal ve insan odaklı şehirler için bütünleşik bir çözüm ekosistemi oluşturacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nu Teknoloji, Şehir Altyapılarını Tek Dijital Ekosistemde Buluşturuyor Haber

Nu Teknoloji, Şehir Altyapılarını Tek Dijital Ekosistemde Buluşturuyor

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘2030 Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planı’ ile akıllı şehir uygulamalarının 81 il ölçeğinde yaygınlaştırılması hedefleniyor. Birlikte çalışabilir sistemler, ortak veri yönetimi ve yerli teknolojilerin geliştirilmesinin öne çıktığı plan; kaynakların etkin kullanıldığı, mükerrer yatırımların önlendiği, standartları belirlenmiş bütüncül bir akıllı şehir yaklaşımını esas alıyor. Akıllı şehir teknolojilerinde en az yüzde 80 yerli üretim hedefi de yerli teknoloji şirketleri açısından önemli bir ölçeklenme alanı yaratıyor. Nu Teknoloji ise bu dönüşüme sensör ve cihazların yanı sıra haberleşme altyapısı, yazılım, veri yönetimi ve entegrasyon kabiliyetini de içeren yerli teknoloji çözümleriyle katkı sunmayı hedefliyor. Nu Teknoloji'nin akıllı şehir yaklaşımında enerji tüketimi, hava kalitesi, çevresel ölçüm, aydınlatma, atık yönetimi ve kent mobilyaları gibi farklı alanlardan elde edilen veriler ortak bir dijital ekosistemin parçaları olarak ele alınıyor. Merkezi yönetim platformuyla farklı sistemlerden gelen veriler tek ekrandan izlenebiliyor; alarm ve anomaliler görülebiliyor, performans karşılaştırılabiliyor ve gerektiğinde daha hızlı aksiyon alınabiliyor. Böylece verinin enerji ve kaynak kullanımından bakım süreçlerine kadar şehir operasyonlarında somut faydaya dönüşmesi amaçlanıyor. Bu yapının haberleşme katmanında ise mesh mimarisi öne çıkıyor. Nu Teknoloji'nin IoT çözümlerinde kullandığı mesh tabanlı yapıda cihazlar yalnızca merkezi bir noktaya değil, birbirleri üzerinden de veri aktarabiliyor. Bu yapı geniş alanlara yayılan IoT uygulamalarında kapsama ve ölçeklenebilirliği destekliyor. Sistemleri konuşturmak dünyanın da gündeminde Sistemlerin birlikte çalışması, dünyadaki akıllı şehir çalışmalarının da temel gündemlerinden biri. OECD'nin Smart City Data Governance: Challenges and the Way Forward çalışması, şehirlerde farklı sistemlerden elde edilen verilerin birbirinden kopuk “veri silolarında” kalmasının birlikte çalışabilirliğin önündeki önemli engellerden biri olduğuna dikkat çekiyor. OECD; farklı şehir birimleri ve sektörlerden gelen verilerin paylaşılabildiği platformları ve ortak veri standartlarını akıllı şehir dönüşümünün önemli unsurları arasında gösteriyor. “Türkiye’nin 81 ili kapsayan yeni yol haritasını önemli buluyoruz” Nu Teknoloji Kurucu Ortağı Ayşe Nur Koroğlu, Türkiye'nin akıllı şehirlerle ilgili yeni dönemini şu şekilde değerlendirdi: “Bir şehre binlerce sensör yerleştirmek onu tek başına akıllı hale getirmiyor. Asıl dönüşüm; enerjiden hava kalitesine, aydınlatmadan atık yönetimine kadar farklı sistemlerin birbiriyle konuşabildiği ve üretilen verinin tek yönetim katmanında anlamlı hale getirilebildiği zaman başlıyor. Türkiye'nin 81 ili kapsayan yeni yol haritasını bu nedenle önemli buluyoruz. Önümüzdeki dönemde teknoloji sayısından çok, bu teknolojilerin ne kadar entegre, ölçeklenebilir ve yönetilebilir olduğuna bakmamız gerekecek. Yerli ve milli teknoloji de bizim için yalnızca bir cihazın ülkemizde üretilmesi anlamına gelmiyor. Kritik şehir altyapılarında teknolojiyi geliştirme kabiliyetinin, sistem bilgisinin ve veriyi yönetme yetkinliğinin ülkede kalması bunun önemli bir parçası. Türkiye'nin önündeki bu ölçeklenme fırsatının, burada geliştirilen ve sahada doğrulanan teknolojilerin uluslararası pazarlara taşınmasına da katkı sağlayacağına inanıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mitsubishi Electric Türkiye Güvenli Üretim Teknolojilerini Tanıtacak Haber

Mitsubishi Electric Türkiye Güvenli Üretim Teknolojilerini Tanıtacak

Mitsubishi Electric Türkiye, 24-25 Eylül 2026 tarihlerinde The Green Park Pendik Hotel’de gerçekleştirilecek Makine Emniyeti Sempozyumu’nda güvenliği üretim sistemlerinin bütününe taşıyan teknoloji ve çözümlerini sektör profesyonelleriyle buluşturacak. Mitsubishi Electric, fabrika otomasyonu alanındaki geniş ürün ve çözüm portföyüyle makinelerin, üretim hatlarının ve operatörlerin güvenliğini destekleyen entegre bir yaklaşım sunuyor. Etkinlik kapsamında şirketin yeni nesil MX Controller platformunun güvenlik özellikleri ve robotik uygulamalarda güvenliği destekleyen MELFA SafePlus teknolojisinin yanı sıra GENESIS11 platformu ve GOT3000 HMI çözümü da öne çıkacak. Üretim Süreçlerinde Güvenliği Merkeze Destekleyen Teknolojiler Mitsubishi Electric’in yeni nesil MX Controller ailesinde yer alan güvenlik fonksiyonları, üretim sistemlerinde kontrol ve güvenlik gereksinimlerinin birlikte ele alınmasını destekliyor. Böylece güvenlik, üretim süreçlerinden bağımsız bir unsur olmak yerine otomasyon altyapısının bir parçası olarak konumlanıyor. Robotik uygulamalarda güvenliği destekleyen MELFA SafePlus ise robotların farklı çalışma koşullarına uyum sağlamasına olanak tanıyan güvenlik izleme fonksiyonlarıyla öne çıkıyor. Sistem, operatörlerin bulunduğu alanlara göre robotun hareket alanını sınırlandırabiliyor, güvenli şekilde durmasını veya hızını azaltmasını sağlayabiliyor. Hız ve konum izleme fonksiyonlarının yanı sıra farklı güvenlik mesafelerine sahip asimetrik çalışma alanlarının oluşturulmasına imkan veren teknoloji, insan ve robotun birbirine yakın çalıştığı üretim ortamlarında güvenliği desteklerken gereksiz duruşların azaltılmasına ve üretkenliğin korunmasına katkı sağlıyor. Mitsubishi Electric’in SCADA platformu GENESIS v11 ve GOT3000 HMI çözümü ise dijitalleşen üretim ortamlarında veri yönetimi ve güvenliğin birlikte ele alınmasına yönelik yaklaşımın önemli bileşenleri arasında yer alıyor. GENESIS platformu, farklı otomasyon sistemlerinden gelen verilerin izlenmesini, analiz edilmesini ve yönetilmesini sağlarken güvenliği sistem mimarisinin ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor. GOT3000 ise güvenli veri iletişimi ve güvenli uzaktan erişim özellikleriyle üretim sahasındaki ekipmanlar ile üst seviye sistemler arasındaki veri akışının güvenli şekilde sürdürülmesine katkı sağlıyor. Gelişmiş bağlantı kabiliyetleri sayesinde üretim süreçlerinin daha şeffaf, izlenebilir ve yönetilebilir hale gelmesini destekliyor. Mitsubishi Electric, geliştirdiği çözümlerle işletmelerin dijitalleşme ve siber dayanıklılık hedeflerini birlikte destekleyen bir altyapı sunuyor. Makine Emniyeti Sempozyumu boyunca Mitsubishi Electric Türkiye, makine ve robot güvenliğinden veri güvenliğine uzanan çözümleriyle güvenli üretim altyapılarının oluşturulmasına yönelik yaklaşımını sektör profesyonelleriyle paylaşacak. Makine emniyeti alanındaki güncel teknolojileri, uygulamaları ve yaklaşımları bir araya getirecek sempozyum boyunca Mitsubishi Electric Türkiye, güvenliğin üretim sistemlerinin tasarımından işletilmesine kadar bütünsel biçimde ele alınmasına yönelik çözümlerini ziyaretçilere sunacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

CTO Maaşları CEO Maaşlarını Geçti Haber

CTO Maaşları CEO Maaşlarını Geçti

Kruze Consulting’in araştırmasına göre, ABD’de yatırım almış yüzlerce girişimin bordro verilerinde CTO’ların ekstrem düşük ve yüksek ücretler çıkarıldığında ortaya çıkan yıllık maaşı 166 bin dolarla CEO’ların 159 bin dolarlık ortalamasını geçti. Bu fark, yeni kurulan ve hızla büyüyen firmalarda daha da belirgin; CTO’lar yılda ortalama 238 bin dolar kazanırken CEO’ların ortalaması 216 bin dolarda kalıyor. CTO’ların üst yönetimdeki yükselişi bu tür şirketlerle de sınırlı kalmıyor. Harvard Law School Forum’da yayımlanan bir analize göre, Russell 3000 borsa endeksi şirketlerinde en yüksek ücretli yöneticiler arasında yer alan CTO sayısı 2021’de 155 iken bu sayı 2025’te 249’a çıktı ve sadece dört yıldaki artış %61 oldu. CTO’ların gelirlerindeki artış, teknolojinin şirketler içindeki rolünün genişlemesiyle paralel ilerliyor. Teknoloji liderliği artık yalnızca teknik sistemlerin yönetimiyle sınırlı kalmıyor. Dijital dönüşüm, siber güvenlik, veri yönetimi ve yapay zekâ gibi şirketin bütününü ilgilendiren alanlar da üst yönetimin teknoloji gündeminde yer alıyor. Bu değişim, CTO’ların şirketlerin en yüksek ücretli yönetici kadrolarında daha fazla yer bulmasına da yansıyor. Teknoloji Liderliği Yalnızca Teknoloji Şirketlerinde Yükselmiyor Bu yükselişin dikkat çeken bir diğer yönü, sadece teknoloji şirketleriyle sınırlı kalmaması. Harvard Law School Forum’daki analize göre, 2025’te en yüksek ücretli yöneticiler arasına giren CTO’ların yalnızca %31’i bilişim sektöründe görev yapıyor, geri kalan %69’u teknoloji dışındaki sektörlerde çalışıyor. Bu durum, teknoloji liderliğinin artık yalnızca yazılım ve teknoloji şirketlerinin gündemi olmadığının açık bir kanıtı. CTO’lar artık finans, sanayi ve tüketici ürünleri gibi farklı sektörlerde de üst yönetimin daha görünür ve yüksek ücretli rolleri arasında yer alıyor. “Ücret Yapısı, Şirketin Nereye Yatırım Yaptığını Gösterir” İnsan kaynakları danışmanlık firması Gilda&Partners Consulting Kurucu Ortağı Jilda Bal, üst yönetim ücretlerinin aslında şirketin önceliklerini ortaya koyduğunu vurguluyor. “Üst yönetim ücretleri, bir şirketin gelecekte nerede değer üreteceğine dair en açık göstergelerden biridir. Teknoloji yöneticiliği uzun yıllar destek fonksiyonu olarak konumlandırıldı ve ücret yapısı da bunu yansıttı. Gelen veriler, şirketlerin teknoloji liderliğini artık büyümenin merkezine koyduğunu gösteriyor. Türkiye’de ise teknoloji liderliği çoğu şirkette hâlâ genel müdür yardımcılığı seviyesinde ve diğer fonksiyonlarla aynı ücret bandında konumlanıyor. Oysa bu rol tüm dünyada ürün, veri ve müşteri deneyimi üzerinden doğrudan gelire etki etmeye başladı. Şirketlerin teknoloji liderliğine hangi kademede ve hangi ücret bandında yer verdiği, bu yetkinliği ne kadar süre koruyabileceklerinin de belirleyicisi. Bu kararı geciktiren kurumlar, yetiştirdikleri teknoloji liderlerini küresel şirketlere kaptırma riskiyle karşı karşıya kalabiliyor. Teknoloji yetkinliğini doğru kademede konumlandırmak, önümüzdeki dönemde şirketlerin rekabet gücünü doğrudan etkileyecektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlıkta Dijital Dönüşüm, Yeni Kariyer Seçenekleri Sunuyor! Haber

Sağlıkta Dijital Dönüşüm, Yeni Kariyer Seçenekleri Sunuyor!

Biyomedikal Cihaz Teknolojisi, Elektronörofizyoloji ve Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği gibi programlar; sağlık, teknoloji, veri ve yapay zekâyı aynı meslek alanında buluşturuyor. YKS yerleştirme sonuçlarının ardından başlayacak ek tercih süreci, ilk yerleştirmede istediği programa yerleşemeyen ya da tercih yapmayan adaylara üniversite için yeni bir fırsat sunuyor. Adaylar ek tercih listelerini oluştururken yalnızca bugünün değil, teknolojik dönüşümle birlikte önümüzdeki yıllarda önem kazanacak meslekleri de değerlendiriyor. Üsküdar Üniversitesi Biyomedikal Cihaz Teknolojisi Program Başkanı Öğr. Gör. Eyser Kılıç, sağlık hizmetlerinde tanı ve tedavide kullanılan binlerce tıbbi cihazın bulunduğunu anlattı. Eyser Kılıç, hastanelerde biyomedikal cihaz teknikerlerine duyulan ihtiyacın neden arttığını şöyle anlattı: “Sağlık hizmetlerinde tanı ve tedavide kullanılmakta olan binlerce tıbbi cihaz bulunmaktadır ve gelişen teknolojiyle birlikte bu cihazların çalışma prensipleri, teknik özellikleri ve kullanım avantajları değişebilmektedir. Yaşamsal öneme sahip tıbbi cihazların sürekli ve doğru bir şekilde çalışabilmesi için bu alanda yeterli donanıma sahip biyomedikal teknikerleri tarafından düzenli olarak bakım ve kalibrasyonlarının yapılması gerekmektedir. Ayrıca sağlık hizmetleri devam ederken bu cihazlarda olası bir arıza ya da sorun oluşması durumunda hızlı bir şekilde alanda uzman biyomedikal teknikerleri tarafından duruma müdahale edilmeli ve gerekli süreçlerin başlatılması gerekir. Dolayısıyla tıpta tıbbi cihazların yeri ve önemi yadsınamaz ve bu cihazların kurulumlarından itibaren artık iş göremez hale gelip hurdaya ayrılmasına kadar geçen süreçte işleyişin devamlılığı için biyomedikal teknikerlerine ihtiyaç duyulmaktadır.” MR'dan yoğun bakıma kadar kritik sorumluluk üstleniyorlar Biyomedikal teknikerlerinin yalnızca cihaz arızası olduğunda devreye giren teknik personel olmadığını vurgulayan Kılıç, “Biyomedikal teknikerleri tıbbi cihazların ilgili birimlere kurulumundan itibaren, cihazların periyodik olarak bakım ve kalibrasyonlarının yapılmasından sorumlu kişilerdir. Tıbbi cihazlarda herhangi bir arıza ya da sorun oluşması durumunda arızayı tespit etmek ve arızanın giderilmesi için gerekli çalışmaları yürütürler. Hastanelerde tıbbi cihazlara ait envanter tutmak, cihazlar çalışmaz duruma geldiğinde hurdaya ayrılması için gerekli prosedürleri yürütmek, yeni bir tıbbi cihaz alınacağı zaman uzman doktorlarla birlikte ilgili cihazın teknik özelliklerini belirlemek gibi görevleri bulunmaktadır.” diye konuştu. Yerli tıbbi cihaz üretimi yeni fırsatlar sağlayabilir Biyomedikal teknikerlerinin yalnızca hastanelerde değil AR-GE ve üretim süreçlerinde de görev alabildiğini kaydeden Kılıç, “Biyomedikal teknikerleri AR-GE faaliyetlerinde, tıbbi cihaz üretim süreçlerinde de görev alabilirler. Bu nedenle yerli tıbbi cihaz üretimi biyomedikal teknikerlerinin ülkemizde üretim aşamalarında istihdam sağlayabilecek bir fırsat sağlar.” dedi. Sağlık ve teknoloji aynı eğitimde buluşuyor Biyomedikal Cihaz Teknolojisi programının sağlık bilimleri ile teknik bilimleri bir araya getirdiğini anlatan Kılıç, öğrencilerin elektrik-elektronik temelli derslerin yanında anatomi ve fizyoloji gibi temel tıp bilimleri derslerini de aldığını belirtti. Öğrencilerin görüntüleme, yaşam destek ve laboratuvar cihazlarının çalışma prensiplerini öğrendiğini ifade eden Kılıç, “Elektrik-elektronik ya da makine gibi teknik alanlara ilgi duyan ve tıp-sağlık alanında kullanılan cihazlarla uğraşmak isteyen kişiler için Biyomedikal Cihaz Teknolojisi programı oldukça uygun ve zevkli bir seçenektir.” diye konuştu. Mezunların kamu ve özel hastanelerin biyomedikal birimlerinin yanı sıra tıbbi cihaz firmalarının teknik servis, satış-pazarlama, kalibrasyon, kalite ve belgelendirme alanlarında görev alabildiğini belirten Kılıç, DGS ile ilgili mühendislik programlarına geçiş imkânı bulunduğunu da söyledi. Beyin ve sinir sisteminin elektriksel dili ölçülüyor Üsküdar Üniversitesi Elektronörofizyoloji Program Başkanı Öğr. Gör. Cansu Özbay, elektronörofizyolojinin sinir sisteminin elektriksel ve fizyolojik faaliyetlerini tıbbi cihazlarla ölçen ve hekimin tanısal değerlendirmesine yardımcı olan bir sağlık alanı olduğunu söyledi. Elektronörofizyoloji teknikerlerinin uzman hekim gözetiminde EEG, EMG ve uyku incelemeleri başta olmak üzere sinir sisteminin fonksiyonlarını ölçen uygulamalarda görev aldığını kaydeden Özbay, MR ve BT gibi anatomik görüntülemelerin yanında fonksiyonel ölçümlerin de tanı sürecinin önemli parçaları olduğuna dikkat çekti. “Hasta ile ileri teknoloji arasında kritik bir köprü” Epilepsi, uyku bozuklukları ve sinir sistemi hastalıklarında teknikerin tanı koymadığını, ancak tanı sürecinin teknik bölümünü yürüttüğünü vurgulayan Özbay, şöyle konuştu: “Burada teknikerin rolü hekimin yerine tanı koymak değil, tanı sürecinin teknik ve uygulamalı bölümünü doğru şekilde yürütmektir. Teknikerin yaptığı iş, hasta, ileri teknoloji cihaz, nörofizyolojik kayıt ve hekim değerlendirmesi arasında kritik bir köprü kurmaktır.” Beyin-bilgisayar arayüzleri geleceği değiştirebilir Nörobilimdeki gelişmelerin elektronörofizyoloji alanına da doğrudan yansıdığını dile getiren Özbay, beyin-bilgisayar arayüzleri, yapay zekâ destekli sinyal analizi, nöromodülasyon ve giyilebilir nörolojik cihazların önem kazanacağına dikkat çekti. Özbay, “Beyin-bilgisayar arayüzleri, nöromodülasyon, yapay zekâ destekli sinyal analizi, giyilebilir nörolojik cihazlar ve gelişmiş nöromonitörizasyon sistemleri ilerledikçe EEG ve diğer biyosinyallerin toplanması ve yorumlanmasına yönelik teknik yetkinliklerin önemi artabilir. Burada elektronörofizyoloji mezununun avantajı, hem insan fizyolojisini hem de biyomedikal cihazlarla çalışmayı öğrenmesidir.” dedi. Nörobilim ve teknoloji aynı meslekte buluşuyor Beyin ve teknolojiye birlikte ilgi duyan gençler açısından programın farklı bir seçenek sunduğunu belirten Özbay, “İnsan vücudu nasıl çalışıyor?’ sorusuyla ilgileniyorsanız nörobilim tarafı var. ‘Bu sistemi teknolojiyle nasıl ölçerim?’ diyorsanız cihaz ve uygulama tarafı var.” dedi. Elektronörofizyoloji mezunlarının kamu ve özel hastanelerde, nöroloji ve nörofizyoloji laboratuvarlarında, uyku merkezlerinde ve nöromonitörizasyon birimlerinde çalışabildiğini ifade eden Özbay, öğrencilerin mezun olduklarında yalnızca teorik bilgiye değil, belirli cihaz ve klinik uygulamalarda çalışma deneyimine de sahip olduklarını belirtti. Dijitalleşen hastaneler sağlık ve bilişimi birlikte bilen çalışan arıyor Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Burcu Dündar Ertemiz, randevudan hasta kayıtlarına, tetkiklerden raporlama ve faturalandırmaya kadar sağlık hizmetlerinin büyük bölümünün artık dijital sistemlerle yürütüldüğünü söyledi. Ertemiz, sağlık sektöründe yalnızca bilişim teknolojilerini bilmenin yeterli olmadığını belirterek, şöyle konuştu: “Sağlık hizmetlerinin nasıl yürüdüğünü, sağlık çalışanlarının kullandığı terminolojiyi, ihtiyaçlarını ve kullanılan verinin niteliğini de anlamak gerekiyor. Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği tam da bu iki alanın kesiştiği noktada yer alıyor. Sağlık alanını tanıyan, aynı zamanda bilişim sistemlerini ve teknolojiyi anlayan insan kaynağına duyulan ihtiyaç sağlık kurumlarının dijitalleşmesiyle birlikte giderek daha görünür hâle geliyor.” Sağlık çalışanları ile bilişim ekipleri arasında köprü Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerlerinin çalışma alanının yalnızca teknik destekle sınırlandırılamayacağını ifade eden Ertemiz, mezunların Hastane Bilgi Yönetim Sistemleri, elektronik sağlık kayıtları, veri yönetimi ve kullanıcı desteği gibi farklı dijital süreçlerde görev alabildiğini söyledi. Mesleğin sağlık çalışanları ile bilişim ekipleri arasında önemli bir köprü oluşturduğunu vurgulayan Ertemiz, “Sağlık çalışanının neye ihtiyaç duyduğunu anlayıp bunu bilişim süreçleri açısından değerlendirebilecek kişilere ihtiyaç var.” dedi. “Yapay zekâ için doğru ve güvenilir sağlık verisi gerekiyor” Yapay zekâ, büyük veri, mobil sağlık, uzaktan sağlık hizmetleri ve giyilebilir teknolojilerin sağlık sektöründe giderek yaygınlaştığını kaydeden Ertemiz, bu teknolojilerin temelinde verinin bulunduğunu söyledi. Ertemiz, “Bir yapay zekâ uygulamasından doğru sonuç alabilmeniz için öncelikle doğru, düzenli, güvenilir ve güvenli bir sağlık verisine ihtiyacınız var. Bu sebeple sağlık verisini anlayan, bilgi sistemlerini kullanabilen, veri güvenliği ve mahremiyet konusunda bilinçli ve yeni teknolojilere uyum sağlayabilen çalışanların önemi giderek artıyor.” diye konuştu. Hasta bakımından çok teknolojiyle çalışmak isteyenlere alternatif Sağlık sektöründe çalışmanın yalnızca hekimlik, hemşirelik veya doğrudan hasta bakımından ibaret olmadığını belirten Ertemiz, hastanelerin güçlü bir teknolojik altyapıya da ihtiyaç duyduğunu vurguladı. “Sağlık alanına ilgi duyan ama ‘Ben doğrudan hasta bakımından ziyade teknolojiyle, bilgisayarla ve veriyle çalışmak istiyorum’ diyen bir öğrenci için Sağlık Bilgi Sistemleri Teknikerliği farklı bir seçenek sunuyor.” diyen Ertemiz, teknolojiye meraklı ve problem çözmeyi seven gençlerin programı değerlendirebileceğini söyledi. “İki yıl teknoloji açısından oldukça uzun bir süre” Teknolojideki değişim hızına dikkat çeken Ertemiz, bugün yeni olarak konuşulan bazı uygulamaların iki yıl sonra sağlık hizmetlerinin günlük işleyişinin bir parçası olabileceğini belirtti. Ertemiz, “İki yıl özellikle teknoloji açısından aslında oldukça uzun bir süre. Bugün yeni olarak konuştuğumuz bazı uygulamaların iki yıl sonra sağlık hizmetlerinin günlük işleyişinin bir parçası hâline geldiğini görebiliriz. Bu nedenle öğrencilere belirli bir pozisyon ya da iş garantisi üzerinden yaklaşmak yerine, farklı alanlara uyum sağlayabilecek yetkinlikler kazandırmanın daha önemli olduğunu düşünüyoruz.” dedi. Mezunların hastanelerin bilgi sistemleri ve bilgi işlem birimlerinin yanı sıra sağlık yazılımı, dijital sağlık, veri yönetimi, sistem entegrasyonları ve yapay zekâ destekli sağlık uygulamalarında görev alabileceğini kaydeden Ertemiz, yeni çalışma alanlarının önümüzdeki dönemde daha da çeşitleneceğini ifade etti. Öğrencilerin iki yıllık eğitimi yalnızca diploma süreci olarak görmemesi; staj, bilişim becerileri ve sektörel gelişmelerle kendilerini desteklemesi gerektiğini vurgulayan Ertemiz, “Sağlık sektörü değişiyor ve bu değişimin önemli bir bölümü teknoloji üzerinden gerçekleşiyor. Sağlık alanında çalışmak isteyen ama kendisini teknolojiye, bilişime ve veriye daha yakın hisseden gençler için bu program önemli bir alternatif.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aylık Şarj İşlemi 3,3 Milyonu Aştı, Elektrikli Araç Sayısı 464 Bine Ulaştı Haber

Aylık Şarj İşlemi 3,3 Milyonu Aştı, Elektrikli Araç Sayısı 464 Bine Ulaştı

Türkiye otomotiv pazarında dengeler hızla değişiyor. Elektrikli ve hibrit araç satışlarının benzinli otomobilleri geride bıraktığı 2026 yılında, büyüyen elektrikli araç parkı şarj altyapısındaki işlem hacmini de yeni seviyelere taşıyor. Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye’deki elektrikli araç sayısı 464 bine, aylık şarj işlemi ise 3,3 milyonun üzerine çıktı. Otomotiv ve enerji piyasalarında yayımlanan güncel veriler, Türkiye’de geleneksel yakıtlardan e-mobilite ekosistemine doğru yapısal bir geçiş yaşandığını ortaya koyuyor. Haziran ayından bu yana platform güncellemelerini sürdüren Spark Connect, pazardaki bu dönüşümle eş zamanlı olarak teknolojik altyapısını ölçeklendirerek kullanıcı deneyimini geliştirmeye devam ediyor. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından yayımlanan raporlar da yıl içerisinde tüketici tercihlerindeki değişimi somut biçimde ortaya koyuyor. Otomotivde Dengeler Değişiyor: Elektrikli ve Hibrit Satışları Benzinliyi Geride Bıraktı ODMD verilerine göre, 2026 yılı Ocak-Temmuz döneminde otomobil pazarı %12,14 daralırken, akaryakıtlı araç satışlarında belirgin düşüşler kaydedildi: Benzinli otomobil satışları %19,8 azalarak 208.046 adede, dizel otomobil satışları ise %32 oranında azalarak 30 bin adede geriledi. Buna karşın elektrikli (94 bin adet) ve hibrit (165 bin adet) araçların toplam satışı 259 bin adede ulaşarak 208 bin adet seviyesindeki benzinli otomobil satışlarını geride bıraktı. Hibrit ve elektrikli araçların otomobil pazarındaki toplam payı %51,7 seviyesine ulaştı. Bu tablo, Türkiye’de elektrikli mobilitenin artık yalnızca yükselen bir trend değil, otomotiv pazarının ana dönüşüm alanlarından biri haline geldiğine işaret ediyor. Otomotiv pazarındaki değişim enerji sektöründeki verilerde de takip ediliyor. EPDK raporlarına göre Haziran 2026’da motorin ithalatı bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla %24,30 oranında azalarak 913.254 tona, benzin ihracatı ise %52,55 azalarak 5.916 tona geriledi. 464 Bin Elektrikli Araç, Ayda 3,3 Milyondan Fazla Şarj İşlemi Geleneksel yakıtlardaki gerilemeye karşılık Türkiye’nin elektrikli araç şarj ekosistemi hızla büyümeye devam ediyor. Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye’deki toplam elektrikli araç sayısı 464 bine, şarj soketi sayısı ise 46 bine ulaştı. Şarj istasyonlarındaki aylık elektrik tüketimi 89 bin MWh seviyesine çıkarken, aylık şarj işlemi adedi 3,3 milyonu geride bıraktı. Bu ölçek yalnızca daha fazla şarj istasyonu ihtiyacını değil; istasyonların anlık durumu, uygunluğu ve erişilebilirliğine ilişkin verilerin doğru ve kesintisiz biçimde yönetilmesini de kritik hale getiriyor. Spark Connect, uygulamaya aldığı gerçek zamanlı istasyon senkronizasyonu ile yoğun veri trafiğini test edilmiş teknolojik mimarisi üzerinden yönetiyor. Kullanıcılar, istasyonların anlık uygunluk durumlarını sistem üzerinden görüntüleyerek şarj planlarını ve rotalarını daha güvenli şekilde oluşturabiliyor. Temmuz ayında Yeşil Şarj İstasyonlarının toplam tüketimdeki payının %65,25’e yükselmesi ise sürdürülebilir enerji kaynaklarına yönelik artan talebi destekleyen göstergeler arasında yer alıyor. Spark Connect, sunduğu yalın onboarding akışı ile kullanıcıların yeşil enerji sertifikalı istasyonları kolayca filtrelemesine ve şarj süreçlerini hızlı biçimde başlatmasına olanak sağlıyor. “Elektrikli Araç Artık Niş Bir Pazar Değil” Spark Connect Kurucusu Çağan Koyun, Türkiye’de hızlanan dönüşüme ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Otomotiv pazarında artık çok net bir tüketici tercihi değişimi görüyoruz. Türkiye’de elektrikli araç sayısının 464 bine ulaşması ve ayda 3,3 milyondan fazla şarj işleminin gerçekleşmesi, elektrikli mobilitenin artık niş bir pazar olmaktan çıktığını gösteriyor. Elektrikli ve hibrit araç satışlarının benzinliyi geride bıraktığı bu yeni dönemde mesele yalnızca daha fazla şarj noktası oluşturmak değil; kullanıcıya doğru istasyonu, doğru zamanda ve doğru veriyle gösterebilmek. Spark Connect olarak gerçek zamanlı istasyon senkronizasyonumuz, düzenli test süreçlerimiz ve şeffaf veri akışımızla elektrikli araç sahiplerinin şarj deneyimini mümkün olduğunca kesintisiz ve güvenilir hale getirmeyi amaçlıyoruz.” Büyüyen Şarj Ekosisteminin Arkasında Ölçeklenebilir Teknoloji Spark Connect, temel mimarisini Gartner Hype Cycle raporlarında da yer alan KOBIL SuperApp Platform altyapısı üzerinde geliştiriyor. Bu altyapı, Spark Connect’in yalnızca şarj istasyonlarını görüntüleyen bir uygulama olmasının ötesine geçerek farklı mobilite hizmetlerinin aynı dijital ekosistem içerisinde sunulabilmesine imkan sağlıyor. Platformun merkezinde ID, Pay, Chat ve Sign olmak üzere dört temel servis bulunuyor. Örneğin sisteme dahil olan bir araç kiralama şirketi; kullanıcı kimliği ve ehliyet doğrulamasından dijital sözleşmenin imzalanmasına kadar farklı süreçleri Spark Connect platformu içerisinde uçtan uca gerçekleştirebiliyor. Bu teknolojik altyapı, elektrikli mobilite pazarında artan kullanıcı ve işlem hacmine karşı yüksek güvenlik, hız ve ölçeklenebilirlik sağlamayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı Elektrikli araç sayısının ve şarj işlemlerinin hızla arttığı Türkiye pazarında kullanıcı deneyiminin önümüzdeki dönemde yalnızca istasyon sayısıyla değil, verinin doğruluğu, sistemlerin birbiriyle konuşabilmesi ve şarj hizmetlerine erişimin kolaylığıyla şekillenmesi bekleniyor. Spark Connect; test otomasyon süreçleri, teknik dokümantasyon standartları, gerçek zamanlı veri yönetimi ve ürün tasarımındaki analitik yaklaşımıyla büyüyen e-mobilite ekosisteminin ihtiyaçlarına yönelik teknolojik çözümler geliştirmeyi sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Penta Teknoloji, 2026’nın İlk Yarısında  İstikrarlı Büyümesini Sürdürdü  Haber

Penta Teknoloji, 2026’nın İlk Yarısında  İstikrarlı Büyümesini Sürdürdü 

Global ve yenilikçi teknoloji ürünlerini hızlı ve güvenli şekilde bilişim ekosistemiyle buluşturan Türkiye’nin önde gelen katma değerli teknoloji dağıtıcısı Penta Teknoloji, 2026 yılının ilk yarısına ilişkin finansal sonuçları Kamu Aydınlatma Platformu’na (KAP) bildirdi. Yılın ilk 6 ayında Penta Teknoloji’nin konsolide cirosu geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23 artarak 17,3 milyar TL’ye yükselirken, brüt kârı da yüzde 30 artışla 1,3 milyar TL olarak gerçekleşti. Şirket 155,1 milyon TL vergi öncesi kâr elde ederken, FAVÖK yüzde 24 artışla 616,5 milyon TL seviyesine ulaştı. FAVÖK marjı ise yüzde 3,6 olarak kaydedildi. Fatih Erünsal: “İş ortaklarımızın dijital dönüşüm yolculuğunu desteklemeye devam ediyoruz” Penta Teknoloji Genel Müdürü Fatih Erünsal, şirketin 2026 yılının ilk yarısına ilişkin performansını şöyle değerlendirdi: “Penta Teknoloji olarak, 35 yılı aşan deneyimimiz, güven ve yenilik odaklı güçlü ekosistemimizle dünyanın önde gelen teknoloji üreticilerinin ürün ve çözümlerini Türkiye pazarına sunuyor; işletmelerin ve tüketicilerin dijital dönüşüm yolculuğuna ve sektörün büyümesine katkı sağlıyoruz. 2026 yılının ilk yarısında elde ettiğimiz sonuçlar, sürdürülebilir büyüme stratejimizin ve satıştan tedarik zincirine uzanan iş yapış süreçlerimize yönelik yatırımlarımızın önemini ortaya koydu. Güçlü iş ortaklıklarımız, geniş ürün portföyümüz ve dijitalleşmeyi merkeze alan iş modelimiz sayesinde değişen pazar dinamiklerine hızla uyum sağlayarak büyüme performansımızı devam ettirdik. Yılın ikinci yarısında da yapay zekâ, veri yönetimi ve bulut teknolojileri başta olmak üzere odaklandığımız alanlarda büyüme istikrarımızı sürdürmeyi hedefliyoruz. Verimliliğimizi artıran dijital yatırımlarımız, operasyonel mükemmellik anlayışımız ve insan odaklı kurum kültürümüzle büyüme hedeflerimize kararlılıkla ilerliyoruz. Önümüzdeki dönem, iş ortaklarımızın dijital dönüşüm yolculuğunu desteklemeye ve teknoloji ekosistemine uzun vadeli değer üretmeye devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.