Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Verimlilik

Kapsül Haber Ajansı - Verimlilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Verimlilik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kümes Hayvancılığında Bitki Bazlı Performans Dönem Haber

Kümes Hayvancılığında Bitki Bazlı Performans Dönem

Trouw Nutrition'ın Selko markası altında geliştirilen Fytera Perform, hayvanın bağırsağını güçlendirerek besinlerden daha iyi yararlanmasını sağlıyor. Ayrıca yem dönüşüm oranını iyileştiriyor ve stres koşullarına karşı direnci artırıyor. Üç farklı bitkiden elde edilen ve 15'ten fazla doğal bileşen içeren bu özel formül hem laboratuvar hem de saha çalışmalarında düşük kullanım dozlarında bile dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Trouw Nutrition, bitkilerin doğal gücünü bilimle buluşturan bu ürünüyle üreticilere maliyet avantajı sunarken, hayvan refahını ve sürdürülebilir üretimi destekleyen pratik bir çözüm sağlıyo r. Küresel ölçekte hızla değişen üretim koşulları, kümes hayvancılığı sektörünü verimlilik, sürdürülebilirlik, hayvan refahı, gıda güvenliği ve regülasyonlara uyum gibi çok boyutlu başlıkları aynı anda yönetmeye zorluyor. Geleneksel tek hedefe odaklanan besleme yaklaşımlarının yerini artık hayvanın biyolojik dayanıklılığını merkeze alan bilim temelli ve bütüncül çözümler alıyor. 'Geleceği Beslemek' misyonuyla sağlıklı çiftlik hayvanları yetiştirilmesine yönelik çalışmalar sürdüren Trouw Nutrition da bitki bazlı bilimsel yaklaşımlarla sektöre yön vermeye devam ediyor. Nutreco'nun İsviçre'de konumlanan ileri Ar-Ge merkezinde, Trouw Nutrition'ın yem katkı maddesi markası Selko çatısı altında geliştirilen Fytera Perform, bu yaklaşımın sektörde somut karşılık bulan öncü örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. PhytoComplex çözümleri modern v e bütüncül hayvan beslemenin temel taşlarından biri Günümüzde kümes hayvanı üreticilerinin çok daha karmaşık bir tabloyla karşı karşıya kaldıklarına dikkat çeken Trouw Nutrition Teknik Ticari Müdürü Marlien de Kock, "Üretimi maksimize etmeye odaklanan geleneksel yaklaşımlar artık tek başına yeterli değil. Sürdürülebilirlik hedefleri, yasal düzenlemeler, tüketici beklentileri ve hayvan refahı standartlarıyla birlikte ele alınmak zorunda. Bu noktada fitoteknoloji, hayvan sağlığını ve dayanıklılığını destekleyen güçlü bir çözüm alanı sunuyor. PhytoComplex çözümleri, bitkilerden elde edilen biyoaktif bileşiklerin doğal ve karmaşık yapısını koruyarak, tek bir aktif bileşenin izole edilmesine dayanan yaklaşımlardan ayrışıyor. Bitkilerin çevresel streslere karşı geliştirdiği zengin metabolit spektrumu, hayvan fizyolojisiyle karmaşık biyokimyasal sinyal yolları üzerinden etkileşime giriyo r. Bu biyolojik zekâdan yararlanan PhytoComplex yaklaşımı, patojenleri doğrudan hedeflemek yerine bağırsak sinyal yolları aracılığıyla bağışıklık fonksiyonunu, metabolizmayı ve stres yanıtını düzenleyen konakçı aracılı bir mekanizma sunuyor. Böylece hayvanın içsel direnci ve refahı desteklenirken, modern ve bütüncül hayvan beslemenin temel taşlarından biri ortaya çıkıyor" diye konuştu. Yem dönüşüm oranını yüzde 4,3 artırıyor Yenilikçi ürünleri Fytera Perform'un Trouw Nutrition ilkelerinin sahadaki karşılığını net biçimde ortaya koyduğunu söyleyen Marlien de Kock, "Doğanın karmaşıklığını korumak, belirli biyolojik mekanizmaları hedeflemek ve hayvan sağlığına ölçülebilir katkılar sağlamak bu yaklaşımın temelini oluşturuyor. Üç farklı bitkiden elde edilen ve 15'ten fazla hedeflenmiş fitoaktif bileşen içeren mikro kapsüllenmiş uçucu yağ karışım ı olan Fytera Perform'un etkileri hem laboratuvar hem de saha çalışmalarında bilimsel olarak doğrulandı. Yapılan araştırmalarda; bağırsak ve sistemik inflamasyonun azaldığı, yem dönüşüm oranının iyileştiği, bağırsak mukus tabakasının yapısal bütünlüğünün güçlendiği ve besin emiliminin desteklendiği ortaya kondu. Kontrollü bir karşılaştırma çalışmasında yalnızca ton başına 25 gram Fytera Perform kullanılan broilerlerde, yem dönüşüm oranında 4,3 puanlık iyileşme ve nihai canlı ağırlıkta 112 gramlık artış elde edildi. Bunun yanı sıra çalışma bize performans artışının, ölüm oranı ya da yem tüketimini etkilemeden sağlanabildiğini gösteriyor. Trouw Nutrition olarak bitki bazlı bilimsel çözümlerle hayvan sağlığını, üretici verimliliğini ve sürdürülebilirliği aynı potada buluşturuyor, hayvan beslenmesinin geleceği için yeni standartlar belirliyoruz" ifadelerini kullandı.

Siemens Türkiye’den Dijital Dönüşüm Atağı Haber

Siemens Türkiye’den Dijital Dönüşüm Atağı

Sürdürülebilirlik ve dijital dönüşümü odağına alan Siemens Türkiye, mühendislik ve teknoloji gücüyle enerjinin daha verimli kullanılmasına yönelik çözümler geliştiriyor. Sanayi, altyapı ve binalarda dijitalleşme odaklı yaklaşımıyla düşük karbonlu dönüşüme katkı sunan Siemens Türkiye, 5–11 Ocak Enerji Verimliliği Haftası kapsamında enerji verimliliğinin iklim kriziyle mücadelede ve sürdürülebilir kalkınmadaki kritik rolüne dikkat çekiyor. Hüseyin Gelis: “Dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik için güçlü bir itici güç” Enerji verimliliği ve dijital dönüşümün sürdürülebilirlik açısından taşıdığı öneme dikkat çeken Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, “Dünya, iklim değişikliğinin yarattığı acil sorunlarla karşı karşıya. Bu dönemde dijital dönüşüm, yalnızca teknolojik bir adım değil, sürdürülebilirlik ve büyüme için önemli bir itici güç olarak öne çıkıyor. Ancak bugün sürdürülebilirlik alanındaki en büyük risk, teknoloji eksikliği değil; kısa vadeli düşünme ve karar alma alışkanlıkları. Hükümetlerin, endüstri ve kurumların karbon salımını azaltmaya, kaynakları daha verimli kullanmaya ve belirsizlikler karşısında daha dayanıklı yapılar oluşturmaya odaklanması büyük önem taşıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın bu hafta yaptığı ve ‘2030 vizyonu doğrultusunda Türkiye’nin enerjisini verimlilikle büyütme’ hedeflerini vurgulayan açıklama da ülkemizin bu konuya verdiği önemin en güçlü göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu hedef doğrultusunda dijitalleşmenin, gerekli altyapının tasarımından işletilmesine kadar tüm süreçleri kapsayarak dönüşümü hızlandıran güçlü bir araç sunduğuna inanıyoruz.” ifadelerini kullandı. Dijitalleşmenin sürdürülebilirlik açısından sunduğu fırsatlara dikkat çeken Hüseyin Gelis, bu dönüşümün aynı zamanda önemli zorluklar barındırdığını vurgulayarak şunları söyledi: “Sürdürülebilirlik için dijitalleşme önemli bir adım olsa da aşılması gereken ciddi zorluklar bulunuyor. Bugün birçok altyapı sistemi uzun yıllardır kullanılıyor ve dijital teknolojilerle kolayca entegre edilemiyor. Bununla birlikte, verinin birçok noktada mevcut olmasına rağmen bu verinin bütünleşmiş, tutarlı ve güvenilir bir yapıda karar alma süreçlerine yansıtılamaması da önemli bir darboğaz oluşturuyor. Dijital yetkinlik ile sürdürülebilirlik bilgisini bir araya getirebilecek insan kaynağının sınırlı olması da bu süreci yavaşlatan önemli faktörlerden biri. Yatırım boşlukları ve kısa vadeli finansal bakış açıları, uzun vadeli sürdürülebilirlik faydalarının önüne geçebiliyor. Bütünleşmiş veri sistemlerinin eksikliği ise veri silolarına yol açarak dijital dönüşümün tüm potansiyelinden yararlanılmasını zorlaştırıyor. Tüm bu süreçlerin, veri gizliliği, siber güvenlik ve etik yapay zekâ gibi başlıkları kapsayan güçlü bir yönetişim anlayışıyla desteklenmesi büyük önem taşıyor.” Hüseyin Gelis: “Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne de en zeki olan... Değişime en çok uyum sağlayabilendir, hayatta kalan” sözü bugünkü dijitalleşme ve sürdürülebilirlik yolculuğunun özünü anlatıyor Tüm bu zorluklara rağmen, dijitalleşmenin sürdürülebilir verimlilik için güçlü bir kaldıraç sunduğunu belirten Gelis, “Yapay zekâ, IoT, bulut bilişim ve dijital ikizler gibi teknolojiler yalnızca operasyonel ve maliyet verimliliğini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda çevresel koşullara gerçek zamanlı uyum sağlayabilen akıllı altyapıların temelini oluşturuyor. Bu dönüşüm, teknik bir güncellemenin ötesinde sürdürülebilirliği tasarımdan işletmeye, oradan da sürekli optimizasyona uzanan bir yaşam döngüsü olarak ele alan bütüncül bir yaklaşımı ifade ediyor. Kentlerin ve endüstriyel sistemlerin bu bakış açısıyla yeniden ele alınması gerekiyor. Bu nedenle kamu, özel sektör, akademi ve teknoloji sağlayıcılarının ortak bir vizyonla hareket etmesi, sürdürülebilir bir gelecek için kritik önem taşıyor. Dijital dönüşümün kalıcı etki yaratabilmesi için yalnızca teknolojiye yatırım yapmak yeterli değil. Ölçülebilirlik, sahiplenme ve hesap verebilirlik olmadan sürdürülebilir sonuçlardan söz etmek pek mümkün görünmüyor. Güçlü bir yönetişim anlayışı dijital dönüşümün ayrılmaz bir parçası” dedi. Siemens Türkiye’den enerji verimliliğinde somut kazanımlar Siemens Türkiye, geçtiğimiz yıl hem kendi operasyonlarında hem de müşterilerinde önemli kazanımlar elde etti. Şirket, 2025 yılında, müşterilerinin operasyonlarında 148 bin tCO2-eşd emisyon azaltımına katkı sundu. Aynı dönemde hayata geçirilen enerji verimliliği projeleri sayesinde müşteriler için 448 adet enerji tasarruf önlemi ile 21,72 milyon avroluk tasarruf potansiyeli ortaya çıkarıldı. Siemens Türkiye, proje bazlı çalışmalarının yanı sıra 2009 yılından bu yana sürdürdüğü Sertifikalı Enerji Yöneticisi eğitimleriyle, enerji verimliliği alanında nitelikli insan kaynağının gelişimine katkı sağlamayı sürdürüyor. Siemens Türkiye farklı sektörlerde enerji verimliliğini destekliyor Siemens Türkiye, enerji tüketiminin yüksek olduğu sektörlerde hayata geçirdiği iş birlikleriyle enerji verimliliği ve dijital dönüşüme katkı sunuyor. Bu kapsamda Siemens Türkiye, Yıldız Holding bünyesinde faaliyet gösteren sakız ve şekerleme şirketi Continental Confectionery Company (CCC) ile yürüttüğü projede, üretim süreçlerinde enerji verimliliği ve dijitalleşmeyi birlikte ele alıyor. Çorlu’daki üretim tesisinde soğutma sistemlerinin dönüşümünü kapsayan ve Enerji Performans Sözleşmesi (EPS) modeliyle hayata geçirilen projede, dijital ikiz teknolojileriyle sistemler izlenip yönetilirken, enerji tasarrufu ve operasyonel verimliliğin artırılması hedefleniyor. Petrokimya sektöründe ise Siemens Türkiye, SOCAR Türkiye ile gerçekleştirdiği iş birliğiyle, Petkim’in Aliağa’daki tesislerinde enerji altyapısının modernizasyonuna katkı sağlıyor. Elektrik altyapısının yenilendiği ve dijital izleme–kontrol sistemleriyle desteklenen çalışmalarla, enerji kayıplarının azaltılması, güvenliğin artırılması ve üretim süreçlerinin daha verimli hale getirilmesi hedefleniyor. Uzun yıllara yayılan bu iş birliği, ağır sanayide dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlik açısından örnek uygulamalar arasında yer alıyor. Siemens Türkiye’nin Kardemir’de gerçekleştirdiği elektrifikasyon ve otomasyon modernizasyonları ve dijital enerji yönetimi çözümleri, üretim süreçlerinde hem verimliliğin artmasına hem de kesintisiz ve güvenli enerji hedeflerinin desteklenmesine katkı sağladı. Bu çalışmalar, demir-çelik sektöründe dijitalleşmenin etkisini güçlü bir şekilde hissettirdi. Siemens, entegre ağaç sektöründe Starwood Orman Ürünleri ile yürüttüğü enerji verimliliği projesiyle üretim süreçlerinde verimlilik ve dijitalleşmeyi birlikte ele alırken, makine imalatı alanında Mert Makina ile gerçekleştirdiği iş birliğiyle otomasyon ve dijital çözümler aracılığıyla üretim performansının artırılmasına katkı sağlıyor. Dijital izleme ve kontrol sistemleriyle desteklenen bu çalışmalar, sürdürülebilir ve verimli üretim süreçlerinin yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Otizmli Birey İstihdamında Hibe Desteği Başvuruları Başlıyor Haber

Otizmli Birey İstihdamında Hibe Desteği Başvuruları Başlıyor

Tohum Otizm Vakfı, otizmli bireylerin çalışma hayatında eşit ve sürdürülebilir bir şekilde yer alabilmesi amacıyla hayata geçirdiği “Destekli İstihdam Modeli”ni büyütmeye devam ediyor. Bu doğrultuda, İŞKUR’un Engelli ve Eski Hükümlü Hibe Destek Programı kapsamında verilen hibeyle şirketlerin otizmli birey istihdam etmesini kolaylaştıracak önemli bir fırsat sunuluyor. Destekli İstihdam projesi başlığında; şirketlere iş koçu ücreti, otizmli çalışan maaşı ve iş yeri düzenleme giderleri gibi kalemlerde önemli bir hibe desteği sağlanıyor. Otizmli bireylerin çalışma hayatına dahil olması için hazırlanan projelerde, Tohum Otizm Vakfı'nın uzmanlığıyla ve yönlendirmesiyle iş dünyasını hem sosyal faydayla hem de finansal avantajla buluşturuyor. Bu önemli destek modeli, özel sektörde daha fazla otizmli bireyin kalıcı olarak istihdam edilmesinin de önünü açıyor. İş dünyası ve ilgili tüm paydaşlar, 09 Ocak 2025 tarihinde saat 15.30’da düzenlenecek çevrim içi bilgilendirme toplantısına katılarak projenin kapsamı hakkında ayrıntılı bilgi alabilecek. Otizmli Bireyler İş Dünyasında Değişimi Mümkün Kılıyor.. Dünyada birçok şirket, otizmli bireylerin sistematik düşünme becerileri, detaylara gösterdikleri özen ve rutinlere bağlılık özelliklerinden faydalanarak, iş süreçlerinde verimlilik ve kaliteyi artırıyor. Tohum Otizm Vakfı bugüne kadar Ford Otosan, Horoz Lojistik, Eker, GSK, Netlog, Boyner ve Arvato gibi firmalarla yaptığı iş birlikleri sayesinde 51 otizmli bireyin istihdamını sağladı. Buna ek olarak İŞKUR hibe desteğiyle bu modeli daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Avrupa'nın Şarj Ekosisteminde Türk İmzası Haber

Avrupa'nın Şarj Ekosisteminde Türk İmzası

Şirket, açılımının en stratejik adımı olan Bulgaristan'daki şirket kuruluşunu tamamlayarak Avrupa pazarında daha yakın, daha hızlı ve daha rekabetçi bir operasyon yapısı inşa etti. 1 Ocak 2026, İstanbul Türkiye'nin enerji teknolojileri alanındaki en köklü markalarından Tunçmatik, 1969'da voltaj regülatörü üretimiyle başlayan yolculuğunu bugün elektrikli araç şarj çözümlerinden güneş enerjisine, UPS sistemlerinden enerji depolama teknolojilerine uzanan bütünleşik bir inovasyon ekosistemine dönüştürdü. Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özer, Tunçmatik'in kuruluşundan bu yana değişmeyen temel yaklaşımını şöyle özetliyor: "Elektrik enerjisindeki sorunlara çözüm üretmek bizim için 56 yıldır değişmeyen bir misyondur." Tunçmatik, Türkiye'nin tek noloji evrimindeki her kritik aşamada aktif bir rol oynadı. Televizyonların ilk kez evlere girdiği dönemde voltaj sorunu çözümleriyle sektöre giriş yapan şirket, 1980'lerde enerji darboğazında alternatör ve jeneratör üretimine yöneldi. 1990'larda bilgisayarların yaygınlaşmasıyla UPS üretimine başladı. 2000'li yıllarda güneş enerjisine odaklanarak Türkiye'nin ilk büyük GES projelerine imza attı. Bugün ise elektrikli araç şarj teknolojilerinde Türkiye'nin en geniş ürün gamına sahip yerli üreticilerinden biri olarak büyüyor. Şarj Altyapısında Sürdürülebilir ve Ölçeklenebilir Büyüme EPDK lisanslı şarj ağı işletmecisi Tunçmatik Charge Teknolojileri A.Ş., halihazırda Türkiye genelinde 27 şehirde 380'in üzerinde noktada hizmet veriyor. Şirket ,2026'da ise 1.000'in üzerinde istasyona ulaşmayı hedefliyor. Bu büyüme modeli yalnızca istasyon sayılarına dayanmıyor; doğru lokasyon seçimi, kesintisiz hizmet, verimlilik ve uzun vadeli işletme kabiliyeti Tunçmatik'in temel stratejisini oluşturuyor. Güç elektroniğinde yarım asırlık uzmanlık ve 81 ile yayılan servis altyapısı Tunçmatik'i sektörde rakipsiz bir operasyonel güç haline getiriyor. Avrupa Stratejisinde Yeni Dönem: Bulgaristan'da Şirket Kuruldu Tunçmatik'in Avrupa'da yükselen talebi karşılamak ve bölgesel operasyonlarını güçlendirmek amacıyla Bulgaristan'da şirket kuruluşunu tamamlaması, uluslararası büyüme stratejisinin en kritik adımı olarak konumlanıyor. Bu yeni yapılanma, Tunçmatik'in Avrupa'daki müşterilerine daha hızlı, doğrudan ve sürdürülebilir hizmet sunmasını sağlayacak bir operasyon üssü niteliği taşıyor. Tunçmatik bugüne kadar İtalya'nın Messina ve Napoli belediyeleri için kurduğu elektrikli araç şarj altyapılarıyla Avrupa'da önemli referanslar elde etti. Aynı şekilde Afrika da global bir otomotiv markasına sağladığı tedarik desteği de şirketin uluslararası kalite standartlarını ve teknolojik yeterliliğini ortaya koydu. Bulgaristan yapılanması ise bu güçlü referansların üzerine inşa edilerek Tunçmatik'in Avrupa pazarındaki varlığını daha sistematik, daha hızlı ve daha rekabetçi bir modele taşıyor. Türkiye, Elektrikli Araç Dönüşümünde Öncü Ülkeler Arasında Elektrikli araç sahipliği Türkiye'de dünya ortalamasının üzerinde bir hızla büyüyor. Satılan her 100 yeni aracın yaklaşık 20'sinin elektrikli olması, şarj altyapısının önemini artırıyor. Bu hızlı büyüme, sektör içinde teknik yeterliliği olmayan firmaların elenmesini de beraberinde getiriyor. Mehmet Özer, sektörün gerektirdiği derin uzmanlık ve yatırım ihtiyacına dikkat çekerek, "Bu iş sadece donanım kurmak değildir; güçlü finansal yapı, teknik uzmanlık, AR-GE, servis kabiliyeti ve sü rdürülebilir yatırım vizyonu gerektirir" diyor. Yeni Enerji Çağının Entegre Ekosistemi Tunçmatik'in gelecek vizyonu, enerjinin üretildiği, depolandığı, dönüştürüldüğü ve akıllı biçimde yönetildiği bütüncül bir enerji ekosistemi oluşturmak üzerine kurulu. Güneş enerjisi teknolojileri, lityum batarya sistemleri, UPS çözümleri ve elektrikli araç şarj platformlarıyla şirket, yeni enerji paradigmasının tüm bileşenlerini kapsayan geniş bir teknoloji yaklaşımı benimsiyor. Mehmet Özer: "Gelecek elektriğin yüzyılı olacak" Tunçmatik'in dünyanın yaklaşık 30 ülkesine ürün ihraç eden bir marka olduğunu ifade eden Özer enerji sektöründeki dönüşüme göre şirketin hedeflerini de yeniledikleri ifade etti. Özer şöyle konuştu: "Gelecek, tam anlamıyla elektriğin yüzyılı olacak. Hibrit solar inverterler ve lityum bataryalarla enerji bağımsız evler artık mümk ün hale geldi. İnsanların şebekeye bağımlılığının azaldığı, kendi elektriğini üreten, depolayan ve yöneten yapıların yaygınlaştığı bir döneme giriyoruz. Bu yalnızca konutlar için değil; işletmeler, sanayi tesisleri ve lojistik merkezleri için de geçerli olacak. İnsanlar artık bağımlılıktan hoşlanmıyor. Elektrikli araç dönüşümü binek otomobillerle sınırlı kalmayacak. Yakında otobüs ve kamyon filolarında, liman ve marina uygulamalarında, maden ve endüstriyel sahalarda elektrikli taşıtların ve onlara özel şarj çözümlerinin hızla arttığını göreceğiz. Bugün elektrikli tekneler piyasada, elektrikli uçak çalışmalarında ise büyük ilerleme var. Şarj işi artık sadece aracı fişe takmak değil. Enerji yönetimi, filo optimizasyonu, yazılım ve veri analitiği ile iç içe bir yapıya dönüşüyor. Elektriğin üretimi, depolanması, kalitesi, güvenliği ve akıllı yönetimi önümüzdeki yılların en stratejik başlıkları olacak. Tunçmatik olarak biz de bu resimde güvenli, akıllı ve sürdürülebilir enerji çözümleriyle hem Türkiye'de hem uluslararası pazarlarda ön sıralarda yer almak istiyoruz."

YDS Group’un Filo Yenileme Tercihi Yine MAN Oldu Haber

YDS Group’un Filo Yenileme Tercihi Yine MAN Oldu

Türkiye’nin askeri ve güvenlik alanında teknik bot, ayakkabı, tekstil, balistik gözlük ve çadır gibi ürünleri dünya standartlarında üreten YDS Group (Yakupoğlu A.Ş.), MAN ile uzun yıllardır süregelen iş birliğini yeni araç yatırımıyla daha da güçlendirdi. Kalite odaklı yaklaşımını yalnızca üretim süreçlerinde değil, çalışanlarının günlük yaşam kalitesi, iş güvenliği ve konforunda da ön planda tutan şirket, personel servis filosunu yenilerken tercihini bir kez daha MAN’dan yana yaptı. Şirket bu kapsamda, mevcut filosunda uzun yıllardır sorunsuz şekilde kullandığı MAN araçlarını, sürdürülebilirlik ve verimlilik odaklı filo yönetimi yaklaşımı 5 adet MAN Lion’s Intercity R61 otobüsle yeniledi. Yeni araçlar özel bir törenle teslim edildi. MAN Lion’s Intercity R61’ler güvenlik, konfor ve verimliliği bir arada sunuyor 59 yolcu kapasiteli MAN Lion’s Intercity R61 otobüsler, 330 beygir gücündeki MAN D15 dizel motoru ile yüksek performans sunuyor. Modern ve ergonomik iç tasarımı, gelişmiş güvenlik donanımları ve düşük yakıt tüketimiyle öne çıkan araçlar, işletme maliyetlerini azaltırken personel taşımacılığında memnuniyet, verimlilik ve sürdürülebilirliği en üst seviyeye taşıyor. “2026 yılında da yatırımlarımız devam edecek” Teslimat töreninde konuşan Yakupoğlu A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Yakupoğlu, yeni servis aracı yatırımında yine MAN’ı tercih ettiklerini belirterek, şunları söyledi: “Şirket olarak, çalışan memnuniyetine özel önem veriyoruz. Bu memnuniyeti daha da ileri taşıma adına filomuzda uzun yıllardır bulunan ve büyük bir memnuniyetle kullandığımız MAN araçlarımızı yine MAN marka Lion’s Intercity model araçlar ile yenileme yönünde stratejik bir karar aldık. Bu karar neticesinde ise ilk 5 aracımızı teslim aldık. Mevcut araç filomuzu daha modern, daha güvenli ve daha verimli hale getirme yönündeki çalışmalarımız 2026 yılında da aynı kararlılık ile devam edecek.” “Araçlarımız Yakupoğlu’nun hizmet kalitesini daha da ileri taşıyacak” MAN Kamyon ve Otobüs Ticaret A.Ş. Kamu Satış Müdürü Taylan Aslanoğlu ise MAN araçlarının işletmeler için “güvenilir bir yol arkadaşı” olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: “YDS Group ile geçmişi uzun yıllara dayanan köklü iş birliğimizi, yeni Lion’s Intercity R61 otobüslerimizle bir adım ileriye taşımaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Araçlarımızın sunduğu yüksek güvenlik standartları, üst düzey konfor ve operasyonel verimlilikle Yakupoğlu’nun hizmet kalitesini daha da ileriye taşıyacağına ve şirketin operasyonel gücüne değer katacağına inanıyoruz. Bu teslimatın her iki taraf için de hayırlı olmasını diliyoruz.”

2026 Sanayi Yatırımlarında Toparlanmanın Hız Kazanacağı Bir Yıl Olabilir  Haber

2026 Sanayi Yatırımlarında Toparlanmanın Hız Kazanacağı Bir Yıl Olabilir 

Sanayi sektöründe 2024 ve 2025 boyunca ertelenen yatırımların, 2026 itibarıyla yeniden devreye alınması bekleniyor. Finansman koşullarının kademeli olarak normalleşmesi, verimlilik odaklı üretim anlayışının güçlenmesi ve stratejik sektörlerde artan yatırım ihtiyacı, sanayi yatırımlarında yeni bir toparlanma dönemine işaret ediyor. Özellikle takım tezgâhları, otomasyon ve ileri üretim teknolojileri alanında gözlenen bu eğilim, yalnızca kapasite artışını değil; maliyet yönetimi, üretim sürekliliği ve kalite standartlarını da yeniden şekillendiriyor. Sanayiciler, belirsizliklerin yüksek olduğu bir dönemin ardından yatırımlarını daha seçici, daha verimlilik odaklı ve daha uzun vadeli planlamaya yöneltiyor. Bu dönüşüm, üretim ekosisteminde güçlü teknik altyapıya ve sürdürülebilir çözümlere sahip firmaları öne çıkarıyor. Küresel ölçekte jeopolitik riskler, ticaret dengelerinde yaşanan değişimler ve yüksek finansman maliyetleri, son iki yılda sanayi yatırımlarının yavaşlamasına neden oldu. Buna rağmen üretimden tamamen uzaklaşmak yerine, sanayiciler yatırımlarını ertelemeyi ve daha verimli çözümler aramayı tercih etti. 2026’ya yaklaşırken, özellikle sapma toleransı düşük sektörlerde bu ertelenmiş yatırımların yeniden gündeme gelmesi bekleniyor. Savunma sanayii, havacılık, medikal ve enerji gibi alanlar bu sürecin lokomotifi konumunda bulunuyor. Bu sektörlerde artan üretim hacmi, takım tezgâhları ve ileri işleme teknolojilerine olan talebi doğrudan etkiliyor. Sanayi artık yalnızca üretim miktarına değil, üretim başına elde edilen verime odaklanıyor. Verimlilik ve teknoloji yatırımı öne çıkıyor Artan işçilik maliyetleri, enerji giderleri ve operasyonel riskler, üretimde teknolojinin rolünü daha kritik hale getiriyor. Robotik sistemler, otomasyon çözümleri ve yapay zekâ destekli CNC teknolojileri, şirketlerin maliyet yapılarını daha öngörülebilir hale getiriyor. Sanayiciler, yeni yatırımlarını planlarken yalnızca makine bedeline değil; üretim sürekliliğine, servis gücüne ve uzun vadeli performans stabilitesine bakıyor. Bu yaklaşım, teknolojik altyapısı güçlü ve satış sonrası hizmet kabiliyeti yüksek firmaların sektör genelinde ayrışmasını sağlıyor. 2026’da yatırımların niteliğinin, niceliğinden daha fazla konuşulacağı bir döneme girilmesi bekleniyor. Bu da sanayi ekosisteminde kalıcı ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen bir zemin oluşturuyor. Finansman koşullarının sanayicilerin yatırım kararları üzerindeki etkisi hakkında değerlendirmelerde bulunan GNC Makina Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Çetinkaya, “Bugün sanayicinin önündeki en kritik engellerden biri finansmana erişim. Yatırım ihtiyacı ortadan kalkmıyor ancak maliyet baskısı nedeniyle işletmeler daha temkinli hareket ediyor. Bu tabloya karşı 2026’da daha kapsayıcı ve yükü hafifleten finansman çözümlerini hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Operasyonel kiralama modelimiz, makine yatırımını bir sermaye harcaması olmaktan çıkarıp yönetilebilir bir işletme giderine dönüştüren yapısıyla üreticiler için güçlü bir alternatif sunuyor. Böylece şirketler, yüksek teknolojiye erişirken nakit akışlarını koruyabiliyor ve yatırım kararlarını ertelemek zorunda kalmıyor. Gelecek dönemde finansman kolaylığı, teknoloji kadar kritik bir ayrıştırıcı olacak; biz de sanayicinin bu geçişi daha sağlıklı yönetebilmesi için tüm modellerimizi yeniden yapılandırıyoruz.” ifadelerini kullandı. Takım tezgâhları sektörü uzun süredir ithalat ağırlıklı bir yapı içerisinde ilerliyor. Uzak Doğu merkezli üreticiler, teknoloji-disiplin birlikteliği ve fiyat-performans dengesiyle küresel pazarda güçlü bir konumda yer alıyor. Türkiye’de ise sanayiciler, doğru tedarik ilişkileri sayesinde bu ekosistemi üretim süreçlerine entegre etmeye çalışıyor. 2026’da talebin, özellikle yüksek hassasiyetli CNC tezgâhları ve otomasyon uyumlu makineler üzerinde yoğunlaşması öngörülüyor. Bu süreçte, teknik danışmanlık, proje bazlı mühendislik ve hızlı servis kabiliyeti daha belirleyici hale geliyor. Sektör, yalnızca makine satan değil; üretim verimliliğini yöneten markalara doğru evriliyor. “2026’nın verimlilik odaklı bir toparlanma yılı olacağını düşünüyoruz” Sanayi yatırımları hakkında açıklamalarda bulunan GNC Makina Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Çetinkaya, “Sanayi yatırımlarında yaşanan bu geçici yavaşlamayı kalıcı bir küçülme olarak okumuyoruz. Aksine, 2026’nın verimlilik odaklı bir toparlanma yılı olacağını düşünüyoruz. GNC Makina olarak bu sürece yalnızca ürün tedarik eden bir yapı olarak değil, üretim süreçlerini bütüncül şekilde ele alan bir çözüm ortağı olarak hazırlanıyoruz. Gelişmiş CNC teknolojileri, otomasyon uyumlu makineler ve proje mühendislik yaklaşımımızla sanayicimizin hem mevcut parkurlarını daha verimli kullanmasına hem de yeni yatırımlarını daha doğru planlamasına destek oluyoruz. Önümüzdeki dönemde şekillenecek sanayi yatırımlarında, teknik kapasite ve sürdürülebilir verimliliğin belirleyici olacağına inanıyoruz” dedi.

2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu” Yapıldı Haber

2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu” Yapıldı

Üsküdar Üniversitesi tarafından merhum Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan anısına "İsraftan Verimliliğe" temasıyla düzenlenen “2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu,” NP Sağlık Yerleşkesi (Ümraniye) İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA), İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve İskenderun Teknik Üniversitesi gibi önemli paydaşların desteklediği sempozyum, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın açılış konuşmalarıyla başladı. Prof. Dr. Tarhan: “Kaynak yönetimindeki en büyük belirleyici akıl değil, duygulardır.” Sempozyum Onursal Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, israf ve verimlilik meselesinin yalnızca iktisadi değil, aynı zamanda psikolojik, sosyolojik ve kültürel boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Tarhan, “İnsan Homo Economicus değil, Homo Psychologicus’tur. Kaynak yönetimindeki en büyük belirleyici akıl değil, duygulardır.” dedi. Sempozyumun bu yılki ana temasının verimlilik olarak belirlenmesinin bilinçli bir tercih olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, kuşaklar arası farklara dikkat çekerek, “Geçmiş kuşaklar yokluk içinde olgunlaşıyordu. Bugünün kuşakları ise varlık içinde olgunlaşmak zorunda. Bu çok daha zordur. Çünkü varlık, insanda algı körlüğü oluşturuyor. Her şeyin kolay elde edildiği, her şeyin garanti olduğu duygusu kaynak yönetimini zayıflatıyor. Bu durum özellikle gelecek nesiller için ciddi bir tehlikedir.” diye konuştu. Ekonomi ile psikoloji arasındaki ilişki var Ekonomi ile psikoloji arasındaki ilişkinin bilimsel olarak 2000’li yıllarda net biçimde ortaya konduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, bir psikoloğun Nobel İktisat Ödülü almasının bu dönüşümün simgesi olduğunu belirterek, “Davranış İktisadı böyle doğdu. İnsan yalnızca rasyonel bir varlık değildir. İnsan karar verirken takdir edilme arzusu, beğenilme ihtiyacı ve duygusal boşluklarıyla hareket eder” ifadelerini kullandı. İnsan davranışlarında israfa yol açan pek çok örnek bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi ihtiyacından değil, alkış almak için yatırım yapabiliyor. Boş bir çerçeveye yüz bin dolar veriliyor. On binlerce dolarlık saatler, çantalar sosyal medyada sergileniyor. Üstelik bunu yaparken yoksulluğa karşı bir rahatsızlık hissi de oluşmuyor. Utanma duygusu kaybolmuş durumda. Bunların tamamı psikolojik faktörlerdir” diye konuştu. Verimliliğin temelinde anlam ve amaç var Toplumların “yüksek güvenli” ve “düşük güvenli” olarak ikiye ayrıldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yüksek güvenli toplumlarda güç kişilerde değil, kurallardadır. İstişare vardır, öngörülebilirlik vardır. Böyle toplumlarda orta ve uzun vadeli kaynak yönetimi sağlıklı yapılabilir” dedi. Verimliliğin temelinde anlam ve amaç olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Verimliliğin yakıtı anlamdır. Anlamı olmayan bir insan kaynağı verimli kullanamaz. İstekle ihtiyaç arasındaki farkı ayırt edemeyen kişi israf eder” değerlendirmesinde bulundu. Haz mutluluğu satın alınabilir ama geçici… Haz ve anlam kavramlarını nörobilim üzerinden açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Dopamin haz hormonudur, serotonin ise anlam hormonudur. Haz mutluluğu satın alınabilir ama geçicidir. Anlam mutluluğu ise emek ister yatırım ister ve kalıcıdır. Aristoteles bunu 2500 yıl önce söylemişti; bugün nörobilim bunu doğruluyor” dedi. Haz odaklı yaşamın duyguları regüle edememeye yol açtığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Canı istediği için alışveriş yapan, öfkesini tüketimle telafi eden, bugünü düşünerek harcayan kişi kaynak yönetemez. Oysa beynin ön bölgesindeki karar mekanizması ‘Bu bir ihtiyaç mı?’ sorusunu sordurur. Bunu yapabilen insan anlam peşindedir” ifadelerini kullandı. “Bir çocuk 10 yaşına kadar bütçe yönetimini öğrenirse, zamanını ve ilişkilerini de daha iyi yönetir” Kaynak yönetiminin yalnızca finansal alanla sınırlı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Hayatın kendisi bir çeşit kaynak yönetimidir. Psikolojik sermaye, sosyal sermaye, zaman ve ilişkiler de kaynaklardır” dedi. Bu bağlamda çocuklara erken yaşta bütçe yönetimi öğretilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bir çocuk 10 yaşına kadar bütçe yönetimini öğrenirse, zamanını ve ilişkilerini de daha iyi yönetir” şeklinde konuştu. “Görünür olmanın kutsallaştırıldığı bir çağdayız” Dijitalleşme ve sosyal medyanın tüketimi küresel ölçekte teşvik ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Görünür olmanın kutsallaştırıldığı bir çağdayız. Beğeni kültürü, kozmetik ve estetik sektörlerini aşırı biçimde büyüttü. İhtiyaç olmadığı halde harcamalar artıyor. Bu sistem bir süre sonra tembel toplumlar üretir. Roma’nın çöküşü de böyle olmuştur” dedi. Konuşmasının sonunda sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu konuya sahip çıktığı için Prof. Dr. Mehmet Zelka hocamıza, katkı sunan tüm akademisyenlere teşekkür ediyorum. İnşallah bu sempozyumu önümüzdeki yıllarda da aynı kararlılıkla sürdürürüz” ifadeleriyle sözlerini tamamladı. Prof. Dr. Duruel: “Bugün israf; kaynakların adaletsiz, bilinçsiz ve sürdürülemez biçimde kullanılmasıdır” İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel, açılışta yaptığı konuşmada “Böylesine anlamlı, çok katmanlı ve geleceğe dair güçlü bir farkındalık zemini oluşturan bu sempozyumda bulunmaktan büyük bir onur duyuyorum” ifadelerini kullandı. Modern dünyada israfın yalnızca fazla harcama anlamına gelmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Duruel, “Bugün israf; kaynakların adaletsiz, bilinçsiz ve sürdürülemez biçimde kullanılmasıdır. Bu durum yalnızca ekonomik yapıları değil, insanın doğayla, toplumla ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi de doğrudan etkilemektedir” dedi. Artan tüketim mutluluk üretmiyor Prof. Dr. Duruel, tüketim ekonomisinin yalnızca maddi kaynakları değil, insan ilişkilerini ve ruhsal dengeyi de tükettiğini vurgulayarak, “Psikoloji, sosyoloji ve iktisadın kesişim noktasındaki araştırmalar, artan tüketimin mutluluk üretmediğini; aksine tatminsizlik, yalnızlık ve stres gibi sorunları derinleştirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu tablo, israfın aynı zamanda insani bir mesele olduğunu göstermektedir” şeklinde konuştu. İsrafın güçlü bir ideolojik arka planı bulunduğuna işaret eden Prof. Dr. Duruel, mevcut küresel sistemde tüketimin bir ihtiyaçtan çok yaşam tarzı ve değer ölçüsüne dönüştüğünü belirtti. Prof. Dr. Duruel, “Bireyin varlığı sahip oldukları üzerinden tanımlanmaya başlanmıştır. Bu anlayış ekonomik eşitsizlikleri derinleştirirken, ahlaki ve kültürel bir aşınmayı da beraberinde getirmektedir” ifadesinde bulundu. Kapitalist sistemin sürekliliği için tüketimi zorunlu kıldığını ifade eden Prof. Dr. Duruel, “Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve OECD raporları dünyada her yıl üretilen gıdanın yaklaşık üçte birinin israf edildiğini ortaya koyuyor. Buna karşın yüz milyonlarca insan temel gıdaya ve temiz suya erişimde ciddi sorunlar yaşıyor. Yüksek gelirli ülkelerde kişi başına düşen tüketim, gezegenin ekolojik sınırlarını zorlayan bir noktaya ulaşmış durumda. Bu tablo bize sorunun kaynak yetersizliği değil, kaynakların yönetimi ve paylaşımındaki adaletsizlik olduğunu açıkça göstermektedir.” dedi. Bu yılki sempozyum odağını “verimliliği inşa etmek” sorusuna yöneltti Geçtiğimiz yıl düzenlenen birinci sempozyumun güçlü bir zihinsel altyapı oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Duruel, bu yılki sempozyumun ise odağını “israfı tanımlamak” yerine “verimliliği inşa etmek” sorusuna yönelttiğini ifade ederek, “Bu yaklaşım yalnızca teknik bir dönüşümü değil; zihniyet, değer ve yönetim anlayışında köklü bir değişimi de beraberinde getirmektedir” dedi. Program kapsamında ele alınan üretimde israf, yalın üretim sistemleri, kamu ekonomisinde verimlilik ve pazarlamada sadeleşme başlıklarının önemine değinen Prof. Dr. Duruel, Japonya, Almanya ve İskandinav ülkelerinin uygulamalarını örnek göstererek, “Verimlilik ancak bilimsel yaklaşım, etik değerler ve uzun vadeli bir bakış açısıyla mümkün olabilir” değerlendirmesinde bulundu. Sempozyumun, merhum Prof. Dr. Nazif Gürdoğan’ın anısına ithaf edilmesinin ayrıca anlamlı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Duruel, “Kıymetli hocamız akademik hayatı boyunca bilginin yalnızca üretilen değil, hikmetle buluşturulması gereken bir değer olduğunu bizlere hatırlatmıştır.” diye konuştu. İskenderun Teknik Üniversitesi olarak üniversitelerin yalnızca bilgi üreten değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk üstlenen kurumlar olduğuna inandıklarını belirten Prof. Dr. Duruel, “Kaynağı korumak geleceği gözetmektir. Bugünü yönetirken yarını hesaba katmaktır. Bu anlayış hem evrensel etik ilkelerle hem de kadim değer dünyamızla uyumludur” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Zelka: “Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton gıda israf ediliyor” Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, sempozyumun ilk kez geçen yıl, üniversitenin Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın fikir ve destekleriyle hayata geçirildiğini hatırlattı. İsrafın yalnızca maddi kaynaklarla sınırlı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Zelka, “İsrafın kalbi, aklı, ömrü ve hatta nefesi kapsayan bir boyutu vardır. Bu nedenle konuya sadece iktisadi açıdan bakmak yetersiz kalır.” dedi. “Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton gıda israf ediliyor. Türkiye’de ise bu rakam 8,7 milyon tonu aşıyor.” diyen Prof. Dr. Zelka, israfın gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde benzer oranlarda yaşandığını, gelişmiş ülkelerde israf oranının yüzde 56, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 44 seviyesinde olduğunu kaydetti. Doğal kaynakların hızla tükendiğine de değinen Prof. Dr. Zelka, “İnsanlık 2025 yılına ait doğal kaynakları yılın ilk yedi ayında tüketmiş durumda. Kalan süreçte ise gelecek nesillerden borç alıyoruz” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Zelka, bu durumun ekonomik dengeleri bozduğunu, enflasyon, sosyal adaletsizlik ve ahlaki aşınma gibi sorunları beraberinde getirdiğini söyledi. İsrafla mücadele yalnızca hükümet politikalarıyla sınırlı kalmamalı İsrafla mücadelenin yalnızca hükümet politikalarıyla sınırlı kalamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Zelka, bireysel sorumluluğun da büyük önem taşıdığını belirtti. İngiltere’de Leeds Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya atıfta bulunan Prof. Dr. Zelka, “İngiltere’de de Atık ve Kaynakları Eylem Programı diye bir program hazırlanmış. Neden? İngiltere’de 30 milyona yakın açlık çeken kimse var. 9.5 milyon ton gıda israfı var. Bu 9.5 milyon tonun sadece 8.5 milyon tonu olumlu şekilde kullanılırsa, israftan kurtarılması halinde açlık diye bir şey kalmayacaktır.” diye konuştu. Prof. Dr. Zelka, dünyada israf edilen kaynakların yalnızca yüzde 25’inin verimli kullanılması halinde açlık sorununun büyük ölçüde ortadan kalkabileceğini ifade ederek, her gün binlerce insanın açlıktan hayatını kaybettiğine dikkat çekti. Uzlaştırma (Helalleşme) Endeksi önerisi Ekonomi, çevre bilimleri, sosyoloji, kamu yönetimi ve mühendislik gibi birçok farklı disiplinden uzmanı bir araya getiren etkinlikte, israfın bireysel, kurumsal ve toplumsal boyutları kapsamlı olarak ele alındı. Programda, tasarruf kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik çözüm odaklı yaklaşımlar sunuldu ve alanında yetkin birçok akademisyen sunum yaptı. Sempozyumda, İskenderun Teknik Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölümü Öğr. Gör. Durmuş Baysal tarafından hazırlanan çalışma, borçlu ve alacaklı arasındaki güven bunalımını, toplumun köklerinde yer alan "helalleşme kültürü" üzerinden çözmeyi teklif eden Uzlaştırma (Helalleşme) Endeksi konusunda bir sunum da gerçekleştirdi. ÜÜ TV’den canlı yayınlanan sempozyum kapsamında iki ayrı oturum gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Prof. Dr. Sırrı Akbaba oturum başkanlığında gerçekleştirilen ilk oturumda; Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA) Kurucusu “Prof.Dr. Aziz Akgül “İsraf Bir İnsanlık Suçudur”, Bartın Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Said Ceyhan, “Bartın Üniversitesi Sürdürülebilir Enerji Verimliliği Projesi Uygulaması ve Etkileri”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Doç. Dr. Özgun Burak Kaymakçı, “Üretimin Karmaşıklığı ve Tüketimin Dolaysızlığı Arasındaki Çelişki: Niçin Tüketiyoruz?” İskenderun Teknik Ünv. Ekonomi ve Finans ABD Öğr. Gör. Durmuş Baysal, Prof. Dr. Nazif Çalış ve Prof. Dr. Mehmet Duruel ise çalışmaları olan “Finansal Anlaşmazlıkların Çözümünde Uzlaştırma Endeksi”ni sundu. Öğleden sonraki oturum ise Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümünden Prof. Dr. İsmail Barış’ın oturum başkanlığında gerçekleşti. Düzce Üniversitesi-İşletme Fakültesi Prof. Dr. Abdulvahap Baydaş, “Pazarlamada Yeni Bir Yaklaşım: Gönüllü Sade Hayat”, İstanbul Üniversitesi-İktisat Fakültesi Prof. Dr. Mehmet Saraç “İslam İktisadı Perspektifinden Tasarruf Eğilimi: Temel İlkeler ve Ekonomik Sonuçları”, İstanbul Üniversitesi- İktisat Fakültesi Prof. Dr. Naci Tolga Saruç, “Davranışsal Maliye ve Tasarruf Eğilimleri”, Kocaeli üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Emin YardımcI ve Prof. Dr. İsmail Barış, “Osmanlı Esnaf Loncalarının İsrafı Önlemede Rolü”, Yalova Üniversitesi- İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Prof. Dr. Hacı Yunus Taş, İstanbul Medeniyet Üniversitesi- Yüksek Lisans Öğrencisi Nurefşan Taş “Modern Tüketim Tuzağında Tasarruf Bilinci: Üniversite Örneğinde Bir Araştırma”, Yalova Üniversitesi-İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Prof. Dr. Selami Özcan “Üretimde İsraf Kaynakları ve Tam Zamanında Üretim (JIT)” başlıklı sunum yaptı.

Asırlık Türk Devinin Çin İle Rekabet Formülü Haber

Asırlık Türk Devinin Çin İle Rekabet Formülü

Türkiye'nin 1927'den bu yana faaliyet gösteren köklü üretici firması MISIRLI Underwear and Socks, 18 yıldır yaptığı sürdürülebilirlik yatırımlarıyla elde ettiği verimlilik ile Mısır'da kurduğu stratejik üretim üssünden aldığı maliyet avantajını birleştiren stratejisiyle Çinli üreticilerle rekabet ediyor. Türkiye’de Sürdürülebilirlik, Mısır’da Maliyet Avantajı İstanbul İkitelli, Yozgat ve Kütahya'daki fabrikalarının karbon ayak izini yüzde 96 oranında azaltan MISIRLI Underwear and Socks'ın rekabet gücünün temelinde, 18 yıl önce başlattığı ve bugün enerji ile su maliyetlerini sıfırlayan öncü sürdürülebilirlik yatırımları yatıyor. Yozgat'taki 7 megawatt kapasiteli güneş enerjisi santrali ve yağmur suyu arıtma sistemleri sayesinde elde ettiği verimlilik, Türkiye’de 1200 kişiye istihdam sağlayan MISIRLI Underwear and Socks’ın yüksek standartlara sahip global devler için yüksek kaliteli ve kârlı üretim yapmasını sağlıyor. MISIRLI Underwear and Socks’ın Çin ile rekabet formülünün ikinci sütununu Mısır'da 10 milyon dolar yatırımla kurduğu ve yılda 30 milyon çift ek üretim kapasitesi yaratacak yeni üretim üssü oluşturuyor. MISIRLI Underwear and Socks bu stratejik yatırımla, Türkiye'nin yüksek maliyetler nedeniyle Çin gibi düşük maliyetle üretim yapan ülkelere kaptırdığı fiyat odaklı ürün segmentindeki payını geri kazanmayı ve küresel pazarda her segmentte rekabet etme gücünü artırmayı hedefliyor. 600 kişilik istihdam yaratacak bu yeni tesisle birlikte markanın toplam yıllık üretim kapasitesi 100 milyon çifte yaklaşacak. İnovasyon Kültürüyle Fark Yaratan Asırlık Türk Markası Rekabet formülünü tamamlayan son unsur ise MISIRLI Underwear and Socks'ın DNA'sında yer alan inovasyon kültürü. Gümüş iplikli antibakteriyel ürünler ve pilotlar tarafından tercih edilen kompresyon çorapları gibi fonksiyonel ve katma değerli ürünlerle rakiplerinden ayrışan MISIRLI Underwear and Socks, küresel üretici firmalarla verimliliğin yanı sıra ürün kalitesi ve teknolojik üstünlükle de rekabet ediyor. MISIRLI Underwear and Socks'ın Çin ile rekabet formülü bu üç temel üzerine oturuyor; Türkiye'de sürdürülebilirlik sayesinde elde ettiği operasyonel verimlilik, Mısır'daki stratejik yatırımla kazandığı maliyet avantajı ve inovasyon kültürüyle yarattığı katma değer. MISIRLI Underwear and Socks Yönetim Kurulu Üyesi Murat Eren Taşçı, küresel rekabet stratejilerini şu sözlerle açıkladı: "Tekstil gibi zor bir sektörde ayakta kalmak için sadece maliyet odaklı düşünmek yeterli değil; oyunu farklı kurmanız gerekir. Rekabet gücümüzün temelinde, 18 yıl önce başladığımız ve artırarak devam ettiğimiz sürdürülebilirlik yatırımlarımız var. Türkiye’de üretimimize eklenecek Mısır'daki yatırımımız ise küresel pazar payımızı güvence altına alacak. İnovasyona ve kaliteye olan bağlılığımızla, asırlık markamız küresel ligde iddialı bir oyuncu olmayı sürdürecek." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Schneider Electric, Artan HPC ve Yapay Zeka Taleplerine Yeni Motivair CDU Serisiyle Yanıt Verdi Haber

Schneider Electric, Artan HPC ve Yapay Zeka Taleplerine Yeni Motivair CDU Serisiyle Yanıt Verdi

Yeni soğutma dağıtım üniteleri (CDU’lar), HPC, AI Factory ve veri merkezi ortamları için ölçeklenebilirlik ve verimlilik sağlıyor.Schneider Electric’in Motivair markası altında sunulan kapsamlı CDU portföyü; farklı uygulamalara kurulum için tasarlanırken, kompakt bir alanda yüksek soğutma kapasiteleri sunuyor.CDU'lar, enerji tüketimini azaltmak, çalışma süresini uzatmak ve işletme maliyetlerini düşürmek amacıyla soğutma tesislerinin sorunsuz bir şekilde optimize edilmesini sağlıyor. Dijital altyapılar için sıvı soğutma teknolojilerinde yenilikçi çözümleriyle öne çıkan Motivair by Schneider Electric, bugün HPC ve yapay zeka iş yüklerinin yükselen ısıl gereksinimlerini karşılamak üzere tasarlanan iki yeni Soğutma Dağıtım Ünitesini (CDU) tanıttı. Yeni modeller, altyapı koridorlarında optimize kuruluma yönelik şirketin amaca özel geliştirilen ilk CDU’ları olma özelliğini taşıyor. Bu sayede veri merkezi operatörlerine daha geniş dağıtım senaryolarında esneklik, performans ve entegrasyon avantajı sunuluyor. Yeni CDU’lar olan MCDU-45 ve MCDU-55, küresel ölçekte satışa sunuldu; üretimin 2026’nın başında kademeli olarak artırılması planlanıyor. Her iki model de daha geniş soğutma kapasitesi, özellik seti ve tasarım koşullarıyla öne çıkıyor. Bu yaklaşım, operatörlerin kurulum ve işletimi optimize etmek için daha geniş bir soğutulmuş su sıcaklık aralığından yararlanmasına imkan tanıyor. Motivair by Schneider Electric, bu yeni CDU’ları uçtan uca sıvı soğutma portföyüne ekleyerek; hiper ölçekli, yapay zeka, kolokasyon, edge ve retrofit ortamlarında gelişmiş soğutma stratejilerini desteklemek üzere ek yer tipi (floor mounted) CDU’lar ve kabin içi (in-rack) üniteler de sunuyor. MCDU-45 ve MCDU-55’in öne çıkan faydaları Yeni CDU’lar, sıvı soğutmanın evrimini yansıtacak ve yapay zeka çağında değişen altyapı dağıtım modelleriyle uyum sağlayacak şekilde tasarlandı. Müşteriler, CDU’ları giderek BT ekipmanlarının bulunduğu beyaz alan dışında kalan bölümlerde de konumlandırıyor. Geniş bir CDU yerleşim seçeneği sunulması, hesaplama yoğunlukları artmaya devam ederken; operatörlerin kendi yapay zeka altyapılarına, veri merkezi tasarımlarına ve iş yükü gereksinimlerine uygun soğutma stratejilerini uyarlayarak en iyi ısıl performansı ve operasyonel dayanıklılığı elde etmesini sağlıyor. MCDU-45 ve MCDU-55’in temel faydaları şöyle sıralanıyor: Alan optimizasyonu ve esneklik: Yeni ve mevcut CDU seçenekleriyle operatörler, kendi dağıtım hedeflerine en uygun modeli seçmekte daha fazla esneklik kazanıyor. Enerji tasarrufu: CDU’lar daha geniş işletim aralıklarıyla ısı atım sistemlerinin enerji verimliliğini artırmasına ve PUE’nin iyileştirilmesine destek oluyor. Basitleştirilmiş bakım ve erişilebilirlik: CDU’ların farklı noktalara yerleştirilebilmesi, yapay zeka iş yüklerini veya BT operasyonlarını aksatmadan servis erişiminde esneklik sağlıyor. Chiller tesisleriyle gelişmiş entegrasyon: MCDU-25’ten MCDU-60’a uzanan CDU ürün gamı; hassas debi kontrolü, gerçek zamanlı izleme ve uyarlanabilir yük dengeleme özellikleriyle gelişmiş ısıl yönetim stratejilerini destekliyor, tesis performansını optimize ediyor ve enerji tüketimini azaltıyor. Schneider Electric Soğutma İş Birimi Kıdemli Başkan Yardımcısı Andrew Bradner şunları söyledi: “Veri merkezlerinde sıvı soğutmada esneklik kritik önemde; müşteriler daha çeşitli ve daha geniş uçtan uca çözüm portföyü talep ediyor. Bugün duyurduğumuz yeni CDU’larımız, müşterilerin daha geniş bir hızlandırılmış hesaplama uygulama yelpazesinde dağıtım stratejilerini eşleştirmesine imkan tanırken, onlarca yıllık uzman soğutma deneyimimizle en iyi performans, güvenilirlik ve geleceğe hazırlık hedefini destekliyor.” Kanıtlanmış uzmanlık ve küresel erişim desteğiyle Motivair by Schneider Electric CDU’ları, Schneider Electric’in Motivair’i Şubat 2025’te satın almasının ardından duyurulan ilk yeni ürünler olma özelliğini taşıyor. Özellikle HPC, AI Factory ve veri merkezi ortamlarında yapay zeka uygulamalarının üstel büyümesinin etkisiyle bu CDU’lar; yüksek yoğunluklu hesaplamaya yönelik patlayıcı talebi verimli ve ölçeklenebilir sıvı soğutma çözümleriyle karşılamak üzere tasarlandı. Motivair CEO’su Rich Whitmore ise şunları kaydetti: “Motivair, ileri düzey sıvı soğutma çözümlerinde güvenilir bir iş ortağı. Yeni teknoloji yelpazemiz, veri merkezi operatörlerinin yapay zeka çağına güvenle ilerlemesine yardımcı oluyor. Schneider Electric ile birlikte hedefimiz; her tür HPC, yapay zeka veya ileri seviye veri merkezi kurulumuna uyum sağlayan, ihtiyaç duyulan anda sorunsuz ölçeklenebilirlik, performans ve güvenilirlik sunan yeni nesil soğutma çözümlerini hayata geçirmek.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.