Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Vicdan

Kapsül Haber Ajansı - Vicdan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Vicdan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye–Azerbaycan Hukuk Köprüsü Bu Kez Ankara’da Güç Buldu! Haber

Türkiye–Azerbaycan Hukuk Köprüsü Bu Kez Ankara’da Güç Buldu!

Uluslararası Hukuk Dergisi INJURIA’nın öncülüğünde 2025 yılının Kasım ayında ilki Mersin’de gerçekleştirilen konferansa Mersin Barosu Aile Hukuku Komisyonu Başkanı ve INJURIA Yönetim Kurulu Üyesi Av. Sahra Düzgün Tucel ev sahipliği yapmıştı. Uluslararası Hukuk Dergisi INJURIA ve Aile Hukuku Akademisi öncülüğünde bu kez Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Cemil Bilsel Konferans Salonu’nda gerçekleşen konferansın paydaşları arasında Mersin Barosu, Ankara Üniversitesi ve Çağ Üniversitesi de yer aldı. KONFERANS ANKARA’DA GENİŞ KATILIMLA GERÇEKLEŞTİ Türkiye ve Azerbaycan’dan konuşmacıların katılımıyla 3 oturumda gerçekleşen konferansın açılışına AK Parti Mersin Milletvekili Ali Kıratlı, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Erinç Sağkan, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar, Çağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Koç, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Ermenek, INJURIA Kurucu Başkanı Kamala Mammadova ve Gülnar Belediye Başkanı Fatih Önge, Türkiye Cumhuriyeti Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdürü Av. Özge Aydiş Toy, Azerbaycan Milli Meclisi Aile, Kadın ve Çocuk Meseleleri Komisyonu Başkanı Hicran Hüseynova, Azerbaycan Cumhuriyeti Hukuk ve İnsan Hakları Enstitüsü Başkanı Mehemmed Quluzade, Aile Hukuku Akademisi Başkanı Av. H.M. İrem İleri ile Önceki Dönem Başkanı Av. Ömer Özgür Ünlü ve Av. Ersan Barkın’ın yanı sıra çok sayıda akademisyen ve avukat katılım sağladı. “AMACIMIZA KARARLILIKLA İLERLEDİĞİMİZİ TEYİT EDİYORUZ” Konferansın açılış konuşmasını yapan Mersin Barosu Aile Hukuku Komisyonu Başkanı ve INJURIA Yönetim Kurulu Üyesi Av. Sahra Düzgün Tucel, “Bugün burada yalnızca bir hukuk sempozyumunun açılışını gerçekleştirmiyoruz; aynı zamanda ikincisini düzenlemekten duyduğumuz gururla, bu yolda amacımıza kararlılıkla ilerlediğimizi, ortaya koyduğumuz iradenin ve bilinçli duruşumuzun her geçen gün daha da güçlendiğini hep birlikte teyit ediyoruz” dedi. “ORTAK HAFIZA, İRADE VE ADALET ANLAYIŞINI PERÇİNLİYORUZ” Aynı salonda; aynı tarihten beslenen, aynı vicdanla yürüyen ve aynı istikamete bakan iki kardeş milletin ortak hafızasını, iradesini ve adalet anlayışını perçinlediklerini sözlerine ekleyen Tucel, “1918’de Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’ye uzanan mücadelesi, bu kardeşliğin tarih önündeki güçlü örneklerinden biridir. Karabağ sürecinde ortaya konan dayanışma da göstermiştir ki Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağ, sadece siyasi değil; vicdani, tarihî ve sarsılmaz bir kardeşlik bağıdır” diye konuştu. “MİLLETLERİ AYAKTA TUTAN ADALET DUYGUSUDUR” “Bir millet, iki devlet” şiarının yalnızca güçlü bir ifade olmadığını, aynı zamanda tarih önünde verilmiş bir söz olduğunu vurgulayan Tucel “Bu sözün içinde ortak hafıza vardır. Bu sözün içinde dayanışma vardır. Bu sözün içinde, iyi günde de zor günde de birbirinin yanında durma ahlakı vardır. Bakü’den Ankara’ya, Karabağ’dan Anadolu’ya, Şuşa’dan İstanbul’a uzanan bu kardeşlik hattı bize şunu öğretmiştir: Milletleri ayakta tutan sadece sınırlar, kurumlar ya da güç dengeleri değildir. Milletleri asıl ayakta tutan şey; adalet duygusu, vicdan birliği ve birbirine duyulan sarsılmaz güvendir. İşte tam da bu yüzden bugün huzurda tartışılacak hukuki konular, sadece maddelerden, mevzuattan ve teknik düzenlemelerden ibaret değildir; bunlar aynı zamanda bir toplumun adalet anlayışını, insana bakışını ve insan onuruna verdiği değeri yansıtan temel meselelerdir” ifadelerine yer verdi. “AİLE, BİR TOPLUMUN İLK HUKUK OKULUDUR” Bu değerin en açık şekilde görüldüğü alanların başında aile, kadın ve çocuğun geldiğini ifade eden Sahra Düzgün Tucel; “İşte bu sempozyum da tam olarak, hukukun bu hayati alanlardaki koruyucu, güçlendirici ve yol gösterici rolünü daha güçlü şekilde ortaya koymak bakımından büyük anlam taşımaktadır. Zira aile, bir toplumun ilk hukuk okuludur. İnsan, adaleti ilk kez aile içinde hisseder. Merhameti ilk kez orada öğrenir. Sorumluluğu, hakkaniyeti, sınırı, saygıyı ilk kez orada tanır. Kadın, yalnızca ailenin değil; toplumun hafızasının, dirayetinin ve geleceğinin taşıyıcısıdır. Çocuk ise geleceğin bekleyeni değil, bugünün emanetidir. Bir çocuğun güven içinde büyümesi, sadece bir sosyal politika başlığı değildir; bu, medeniyetin en temel imtihanıdır. Bu nedenle bugün burada yapılacak her değerlendirme, kurulacak her cümle, paylaşılacak her fikir son derece kıymetlidir” diye konuştu. “BİR FİKİR, BİR TOPLUMUN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİREBİLİR” Salonda çok değerli hukukçuların, akademisyenlerin, bürokratların ve kanaat önderlerinin yer aldığını belirten Tucel, “Ortaya koyacağınız fikirlerin; yalnızca bugüne değil, yarına da ışık tutacağına yürekten inanıyorum. Zira bazen bir fikir, bir toplumun yönünü değiştirir. Kurulan samimi bir iş birliği, iki kardeş ülkenin gelecek nesillere çok daha sağlam bir zemin oluşturur. Biz bugün burada, ilk konferansımızda ortaya koyduğumuz güçlü zemini daha da sağlamlaştırmak, o gün gösterilen iradeyi daha ileri taşımak ve ortak hedeflerimizi daha güçlü bir kararlılıkla büyütmek için toplandık. Bu anlamlı buluşmanın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum” dedi. Tucel, konuşmasını şu cümlelerle sonlandırdı; “Bir kez daha ifade etmek isterim ki: Türkiye ile Azerbaycan’ın kardeşliği, geçmişten geleceğe uzanan sarsılmaz bir iradedir ve bu irade, en güçlü ifadesini adalette, dayanışmada ve insanı merkeze alan ortak vicdanda bulmaktadır. Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyor, sempozyumumuzun ülkelerimiz, hukuk dünyamız ve geleceğimiz adına hayırlara vesile olmasını diliyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ataol Behramoğlu ile Şiir ve Müzik Dolu Gece Haber

Ataol Behramoğlu ile Şiir ve Müzik Dolu Gece

Nilüfer Belediyesi’nin edebiyat dünyasının önemli isimlerini ağırladığı “Dizelerin İzinde” programı, Nazım Hikmet Kültürevi’nde gerçekleştirildi. Usta şair Ataol Behramoğlu’nun konuk olduğu etkinliğe, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Belediye Başkan Yardımcıları Okan Şahin ve Emre Karagöz ile çok sayıda sanatsever katıldı. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sanatın birleştirici gücüne dikkat çekti. Usta şairin dizelerine kulak vermekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Şadi Özdemir, “Haluk Çetin’in müziğiyle zenginleşen bu buluşma, bizlere sanatın sadece estetik değil, aynı zamanda vicdan olduğunu bir kez daha hatırlatıyor” dedi. Başkan Şadi Özdemir’in konuşması sırasında Behramoğlu’nun “Bir Gün Mutlaka” ve “Sevginin Önünde” şiirlerinden okuduğu bölümler salondan büyük alkış aldı. BEHRAMOĞLU’NDAN HAYATA VE ŞİİRE DAİR MESAJLAR Sanatseverlerin ilgisi eşliğinde sahneye çıkan Ataol Behramoğlu da, Konstantin Simonov’un İkinci Dünya Savaşı sırasında yazdığı ünlü “Bekle Beni” şiirinin çeviri sürecinden bahsederek sözlerine başladı. Hayatta felsefe, şiirin önemini vurgulayan şair, duygu ve dildeki derinleşmenin şiirin temel şartı olduğunu belirtti. Ailesinden ve kendi hayat hikayesinden kesitler paylaşan Behramoğlu, katılımcılara, “Bir şey yapacaksınız hemen başlayın, ertelemeyin” tavsiyesinde bulundu. Usta şair, konuşması esnasında “Sonbahar Ezgisi” şiirini katılımcılar için okudu. “HAYATTAN GELEN ORGANİK ŞİİR” Söyleşinin moderatörü yazar Turgay Fişekçi ise Türk şiirinin tarihsel evrimini anlatarak Ataol Behramoğlu’nun edebiyatımızdaki yerine değindi. Behramoğlu’nun şiirini “hayattan gelen organik şiir” olarak tanımlayan Fişekçi; şairin gençlik yıllarındaki toplumsal bilincine, 12 Mart ve 11 Eylül darbesi dönemlerinde yaşadığı zorluklara, hapis ve sürgün yıllarına dikkat çekti. Fişekçi, Behramoğlu’nun hapiste kızı için yazdığı “Kızıma Mektuplar” eserini Türk şiirinin en lirik baba-çocuk şiirleri arasında göstererek, “Ataol Behramoğlu, sadece şiiriyle değil, insanlığıyla da 60-70 yıldır bu ülkenin kültür hayatının anıt kişiliklerinden biri olmuştur” ifadelerini kullandı. BEHRAMOĞLU ŞİİRLERİ SESLENDİRİLDİ Söyleşi bölümünün ardından müzik ve şiir dinletisine geçildi. Haluk Çetin’in müzikleri eşliğinde, Nilüfer Kent Tiyatrosu oyuncular Ayşe Güreşçi ve Gökhan Kum sahne alarak Ataol Behramoğlu’nun sevilen şiirlerini seslendirdi. Etkinliğin kapanışında ise izleyicileri bir sürpriz karşıladı. Ataol Behramoğlu’nun eşi Hülya Behramoğlu sahneye çıkarak, Haluk Çetin ile birlikte şairin unutulmaz şiiri “Aşk İki Kişiliktir” şiirini okudu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ramazan, Bir Psikolojik SWOT Analizi Yapma Dönemi! ​​​​​​​ Haber

Ramazan, Bir Psikolojik SWOT Analizi Yapma Dönemi! ​​​​​​​

Ramazan’da yalnızca midemize değil, duygularımıza da oruç tutturmak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, Ramazan’ın bir tür psikolojik SWOT analizi yapma dönemi olarak değerlendirilebileceğini kaydetti. Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın ruh yapısında vicdan, nefis, akıl, kalp ve ruh gibi farklı melekeler vardır. Bu ruhi unsurların tamamını disipline edebilirsek, Ramazan bizim için bir yenilenme ve manevi bir aydınlanma ayına dönüşür.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ramazan’ın manevi ve psikolojik boyutunu değerlendirdi. Ramazan, anlamı gözden geçirme fırsatı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ramazan’ın psikiyatrik açıdan taşıdığı anlama dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: “Ramazan, şahsi görüşümün dışında psikiyatrik açıdan şöyle bir anlamı var: İnsan hayatında ‘dur, düşün, yeniden başla’ demesi gereken zamanlar vardır. Bu, yeniden başlamak için bir fırsattır. Bu hatta inovasyonun, yani yenilikçiliğin, girişimciliğin temel kurallarından birisidir; %15 kuralı. Bir insan 10 saat bir iş yapıyorsa, 1,5 saat yaptığı iş hakkında düşünsün, düşündüğü hakkında düşünsün ve bir özeleştiriden geçsin, bir kendi iç muhasebesinden geçsin ve bunun sonucunda yeniden bir düzenleme yapsın. Bir moratoryum ilan etmek gibidir bir açıdan. Ve bu arada birçok şey masaya yatırılıp yeniden ele alınır. Ramazan da insanın hayat yolculuğunda giderken, 12 aydan bir ayını böyle bir içsel yolculuğa çıkmak gibi ele alması; kendini anlamak ve yaptığı rutin işlere farklı açılardan bakabilmek, yeni bakışlar getirebilmek, yeni anlamlar katabilmek ve hayatıyla ilgili sorgulamalar yapabilmesi için bir fırsattır. Yani ‘anlamı gözden geçirme fırsatı’ Ramazan diyebiliriz.” “Ruhumuza atılan bir resetleme” Ramazan’ı ruhsal bir yenilenme süreci olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, beynin duygu, düşünce ve değer kalıplarının kayıtlı olduğu bir merkez olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu: “Ruhumuza atılan bir resetleme gibi tanımlamak burada çok önemli. Nasıl oluyor peki? İnsanın ruhunda... Ruhumuzun mana dünyası ile madde dünyası arasındaki aracı organımız beynimiz. Duygu, düşünce, davranış ve değer kalıplarımız, değer yargılarımız beyinde kayıtlıdır, yazılıdır. Çocukluktan beri öğrendiğimiz hayat senaryoları vardır ve son bir sene içerisinde hayatımıza yeni aktörler katılmıştır, yeni düşünce kalıpları ortaya çıkmıştır, yeni tehditler, fırsatlar ortaya çıkmıştır. Bunları yeniden analiz etmek gerekiyor.” Ramazan, psikolojik SWOT analizi yapma dönemi Ramazan’ın bir tür psikolojik SWOT analizi yapma dönemi olarak değerlendirilebileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, şu ifadeleri kullandı: “Beyin fırtınası çalışmalarında önerilen bir yöntem vardır; buna SWOT analizi denir. Kişi bu çalışmayı yaparken kendisine farklı bir açıdan, adeta üçüncü bir gözle bakarak değerlendirme yapar. Güçlü yönlerini ve zayıf yönlerini tespit eder, amacını netleştirir. Amacını belirledikten sonra da o hedefe ilerlerken karşılaşabileceği tehditleri ve sahip olduğu fırsatları analiz eder. Bu tür değerlendirmeler birçok vizyon toplantısında, kurumsal düzeyde ve resmi uygulamalar çerçevesinde yapılmaktadır. Ramazan ayı da insan için benzer bir imkân sunar. Hayat yolculuğu açısından bakıldığında Ramazan, kişinin kendi yaşamına dair psikolojik bir SWOT analizi yapabileceği özel bir dönem olarak değerlendirilebilir.” “Oruç, niyetle başlar” Ramazan’ın yalnızca bedensel bir açlık süreci olmadığını, asıl anlamının niyetle başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan şöyle devam etti: “Mesela kişi, “Yaptığım iş ne kadar doğru? Amaçlarıma ne ölçüde hizmet ediyorum? Doğru bir stratejiyle mi ilerliyorum? Farkında olmadan yaptığım hatalar var mı?” gibi soruları kendisine yöneltip hayatının anlamı ve amacı üzerine yeniden düşünme fırsatı olarak Ramazan’ı değerlendirirse, bu dönem yalnızca bir açlık kürünün ötesine geçer. Anlamı bilinmeden tutulan oruç ise sadece bir açlık pratiği olarak kalır. Elbette bu da bütünüyle karşılıksız değildir; vücut belli bir süre aç kaldığında DNA hasarlarının onarımına katkı sağladığına dair bulgular vardır. Yani bedensel faydaları da söz konusudur. Ancak Ramazan’ın asıl değeri niyetle başlar. Anadolu’da Ramazan için “Niyetli misin?” diye sorulması son derece manidardır. Çünkü Ramazan orucunun temelinde niyet vardır.” Ramazan ve namazda niyetin varlığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Ramazan’da niyet var, namazda niyet var. Bunlar da niye niyet var? Çünkü insanın Allah’la bağ kurduğu andır bu dönemler. O dönemler kalbini Rabbine yönelttiği dönemlerdir insanın. Varoluşun amacını değerlendirdiği, varoluşuna uygun geçtiği sınav sürecini yeniden ele aldığı günlerdir bunlar.” dedi. Eski Ramazanlar çocukluğumuzun Ramazan’ı… Ramazan’ın toplumsal huzura katkı sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, alkol ve madde kullanan bireylerin yaklaşık yüzde 50’si Ramazan ayında bu alışkanlıklarına ara veriyor. Yüzde 50 gibi yüksek bir oran dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Nitekim cezaevlerindeki suç oranlarına bakıldığında, vakaların yaklaşık yüzde 60’ının alkol ve madde kullanımıyla ilişkili olduğu görülüyor. Ramazan döneminde alkol ve madde kullanımının azalması, aile içi ilişkileri de olumlu yönde etkiliyor. Ev ortamında huzurun arttığı, aile bireyleri arasındaki iletişimin ve uyumun güçlendiği ifade ediliyor. Bu nedenle çocuklar da Ramazan günlerini daha sıcak, daha sakin ve daha huzurlu bir dönem olarak hatırlıyor ve özlüyorlar. Çünkü çocukları sevindirmek hayırdır, sevaptır, güzeldir. İyilik yapmak teşvik ediliyor. Bunun etkisiyle insanoğlu Ramazan’ı hep güzel anılarla beynine kaydetmiş. Bu çocuklardaki Ramazan’ı biz ‘eski Ramazan’ gibi söylüyoruz; aslında kendi çocukluğumuzun Ramazan’ını kastediyoruz buradan farkında olmadan, bilinçaltı bir mekanizmayla.” diye konuştu. “Ramazan, psikolojik sağlamlık antrenmanıdır” Ramazan’ın bir dayanıklılık eğitimi olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti: “Ramazan, bir bakıma insan için bir antrenman sürecidir. Bu dönem, kişinin psikolojik sağlamlığını güçlendirmek üzere kendisiyle çalıştığı, bir idman yaptığı özel bir ay gibidir. Dayanıklılık eğitimi verdiği, isteklerini erteleme becerisini geliştirdiği ve sosyal empati duygusunu güçlendirdiği bir süreçtir. Empati, en temel sosyal duygulardan biridir; karşı tarafın duygularını anlayabilme becerisidir. Nitekim Danimarka’da okullarda empati dersi verildiği bilinmektedir. Bu dersin amacı, çocukların bencil bireyler olarak yetişmemesi; yalnızca kendi çıkarlarını düşünen değil, bireysel fayda ile toplumsal fayda arasında denge kurabilen bireyler olmalarını sağlamaktır. Ramazan da bu yönüyle sosyal bir aydır. Kişi, açlık deneyimi üzerinden ihtiyaç sahiplerini daha iyi anlar; iyilik yapmanın bir ibadet olduğunu idrak eder. ‘Her türlü iyilik sadakadır’ anlayışı, selam vermeyi ve tebessüm etmeyi dahi bir hayır olarak gören bir inanç perspektifini yansıtır. Bu nedenle Ramazan ayı, ruhların olgunlaştığı, geliştiği ve tekâmül ettiği bir dönem niteliği taşır. Elbette bunun gerçekleşmesi, Ramazan’ın anlamına uygun şekilde yaşanmasına bağlıdır.” Çağın iki temel hastalığı: Bencillik ve dünyacılık… Toplumsal bencillik ve dünyacılık eğilimlerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Ancak içinde bulunduğumuz çağın iki temel hastalığından söz edilebilir: Biri bencillik, diğeri ise dünyacılık. Bu iki eğilim, insanın manevi kaynaklarını zayıflatmakta, içsel derinliğini daraltmaktadır. Bencil bakış açısına sahip kişi, çoğu zaman herkesi kendisine borçlu gibi görür; önceliği daima kendi çıkarıdır. ‘Önce can, sonra canan’ anlayışıyla hareket eder, gerektiğinde en yakınlarını dahi geri planda bırakabileceğini ifade eder. Bu yaklaşım, fedakârlık duygusunun zayıfladığı bir insan tipinin yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Geçmişte psikiyatri pratiğinde daha çok aşırı fedakâr, kendini ihmal eden, adeta ‘kendini paspas yapan’ kişilerle karşılaşılırken; günümüzde ise daha çok bencil ve narsistik özellikler gösteren bireylerle çalışıldığını söylemek mümkündür.” diye konuştu. Ramazan’da sessiz iyilik yapılmalı! Ramazan’da öncelikle sessiz iyilik yapılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Üsküdar’da hâlen varlığını sürdüren sadaka taşları bu anlayışın bir yansımasıdır; veren de alan da birbirini görmez. Anadolu geleneğinde de benzer uygulamalar vardır. Ramazan ayında bir kişi çıkar, mahalle bakkalının veresiye defterindeki borçları kapatır ve bunu zekâtına sayar.” ifadesinde bulundu. Buna karşılık günümüz küresel sistemine bakıldığında, ‘sen çalış ben yiyeyim’ anlayışının hâkim olduğu bir düzenin dikkat çektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Sermayesini ranta yatırarak emek harcamadan geçinmeyi tercih eden bir yaklaşım söz konusudur. Bunun yanında ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışı da yaygındır; ‘başkası açlıktan ölse de ben tok olduktan sonra bana ne’ diyen bir bakış açısı vardır. Ramazan ayı, işte bu sistemi ve bu zihniyeti sorgulamak için önemli bir fırsat sunar.” dedi. Ramazan’da hayatımızda bir anlam değişikliği yapabiliriz “Ramazan’da hayatımızda bir anlam değişikliği yapabilir ve bunu Ramazan sonrasında da sürdürebilirsek, bu dönüşümü kalıcı hâle getirebiliriz.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle yalnızca midemize değil, duygularımıza da oruç tutturmak gerekir. İnsanın ruh yapısında vicdan, nefis, akıl, kalp ve ruh gibi farklı melekeler vardır. Bu ruhi unsurların tamamını disipline edebilirsek, Ramazan bizim için bir yenilenme ve manevi bir aydınlanma ayına dönüşür. Ramazan’dan sonra daha olumlu yönde değişmiş bir şekilde hayata devam edebilmek ise ilahi hedefi kavrayabilmekle mümkündür. Kur’an-ı Kerim’de Ramazan’ın emredilişi, insanlara yalnızca açlık çektirmek için değildir. İlahi hedefin ne olduğunu düşünmek, kaderin bu süreçte insandan ne istediğini sorgulamak gerekir. İnsan aklını kullandığında bu anlamı bulabilir. Her bireyin kendine özgü bir hayat amacı ve yol haritası vardır; önemli olan o yol haritasını doğru çizebilmektir.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocuklar “Sorumluluk” Kavramını Felsefe İle Keşfetti Haber

Çocuklar “Sorumluluk” Kavramını Felsefe İle Keşfetti

Nilüfer Belediyesi, yarıyıl tatilinde çocukları birbirinden farklı etkinliklerle buluşturmaya devam ediyor. Bu kapsamda Misi’de bulunan Çocuk Kütüphanesi’nde “Çocuklar İçin Felsefe” etkinliği düzenlendi. Seda Aksu’nun yürütücülüğünü üstlendiği “Meraklı Fikirler Buluşuyor. Sorumluluk Üzerine…” başlıklı atölyede çocuklar, sadece dinleyici olarak değil, aktif birer katılımcı olarak yer aldı. Etkinlikte, Seda Aksu, felsefenin temelini oluşturan soru sorma sanatını günlük hayattan örneklerle anlattı. Felsefi düşünceyi Türkçe derslerindeki “5N1K” sorusuna benzeten Aksu, “Bir ihtiyaçtan yola çıkarak soru üretiyoruz. Soru doğdukça merak ediyor, merak ettikçe öğrenmeye başlıyoruz. İcatlar, farklı düşünceler hep bu merak sayesinde ortaya çıkıyor” dedi. ÖDEVSİZ BİR GEZEGEN MÜMKÜN MÜ? Etkinliğin en dikkat çekici bölümlerinden biri, çocuklara yöneltilen “Ödevsiz bir gezegen hayal edin, orası nasıl bir yer olurdu?” sorusu oldu. Sorumluluğun sadece okul ödevi veya odayı toplamak olmadığını tartışan çocuklar, sorumluluk bilincinin olmadığı bir dünyada kaos yaşanacağı fikrinde birleşti. Aksu, sinemada filmi yarıda bırakıp giden bir makinist veya oteldeki odasını başkasına veren bir işletmeci örnekleri üzerinden çocuklara empati kurdurdu. Çocuklar, “Herkesin istediğini yaptığı, sorumlulukların olmadığı bir dünyada hakların korunamayacağı ve karmaşanın hakim olacağı” sonucuna vardı. ZORBALIK VE ADALET MAHKEMESİ Etkinlikte günümüzün önemli sorunlarından olan “akran ve akran zorbalığı” konuları da ele alındı. Fiziksel özelliklerle dalga geçilmesinden, dijital dünyada yapılan siber zorbalığa kadar pek çok konuyu tartışan çocuklar, yasaların ve kuralların huzur için gerekliliğini konuştu. Çocuklar, “Büyük balığın küçük balığı yediği” bir dünya yerine, yasaların güvence olduğu adil biz düzenin önemini vurguladı. Atölyede “içsel motivasyon” ve “vicdan” kavramları üzerinde de duruldu. Eğitmen Seda Aksu, vicdanı bir “Gece Mahkemesi”ne benzeterek şunları söyledi: “Gece mahkemesi dediğimiz şey aslında vicdanımızdır. Eğer gün içerisindeki sorumluluklarımızı yerine getirmediysek, birinin hakkını yediysek o akşam uykuya geçmekte zorlanırız. Haklarımız ve ödevlerimiz aslında bizim özgürlüğümüzün bekçileridir.” Çocukların hem tartıştığı hem de düşüncelerini yazı ve resimle kağıda döktüğü etkinlik, keyifli anlarla sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.