Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Vücut Kitle Indeksi

Kapsül Haber Ajansı - Vücut Kitle Indeksi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Vücut Kitle Indeksi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yaş Değil, Damar Yaşı Belirleyici Haber

Yaş Değil, Damar Yaşı Belirleyici

Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen “Az Ye Çok Yaşa” oturumunda konuşan Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler, uzun yaşamın temel belirleyicisinin damarsal sağlık olduğunu söyledi. Uzun yaşamın ancak sağlıklı damar yapısıyla mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Kerim Güler, tüm kan ve lenf damarlarının iç yüzeyini kaplayan endotel tabakasının artık bir organ olarak kabul edildiğini ifade etti. Yaklaşık 1,5 kilogram ağırlığında ve açıldığında 800 metrekarelik yüzeye ulaşan endotel, bu özellikleriyle vücuttaki en büyük organlardan biri olarak tanımlanıyor. Vücuttaki tüm organların damar sağlığından etkilendiğini vurgulayan Prof. Dr. Güler, kalp, beyin ve böbrek gibi hayati organların bu etkileri çok daha hızlı gösterdiğini ifade etti. En küçük tıkanıklık bile risk Diyabet, sigara ve hipertansiyonun damar yapısına doğrudan zarar verdiğini belirten Prof. Dr. Güler, damar sağlığının korunmasının kritik olduğunu söyledi. Organların sağlıklı şekilde çalışabilmesi için kan akımının düzenli ve kesintisiz olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Güler, damarlarda oluşabilecek en küçük tıkanıklıkların dahi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekti. Hipertansiyon, diyabet, sigara, obezite ve hareketsiz yaşamın başlıca risk faktörleri olduğunu belirten Güler, bu faktörlerin çoğu zaman birlikte görüldüğünü ve organ hasarı riskini artırdığını söyledi. “Yaşlanma kontrol edilebilir” Yaşlanmayı etkileyen faktörlerin büyük ölçüde kontrol edilebilir olduğunu ifade eden Güler, diyabetin tedavi edilebildiğini, lipitlerin düşürülebildiğini, sigaranın bırakılabildiğini ve hipertansiyonun kontrol altına alınabildiğini belirtti. “Bir insanın yaşı kronolojik değil, damarsal yaşıyla ölçülür” diyen Prof. Dr. Güler, uzun yaşamın ancak endotelin korunmasıyla mümkün olduğunu söyledi. Kalp hastalıkları ilk sırada İnflamasyonun damar sağlığı üzerindeki etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Güler, serbest radikal artışı ve fiziksel hareketsizliğin bu süreci hızlandırdığını belirtti. Obezitenin küresel ölçekte en önemli sağlık sorunlarından biri haline geldiğini söyleyen Güler, Lancet’te yayımlanan hastalık yükü araştırmasına göre obezitenin 1990’da 16’ncı sıradayken 2017’de ilk sıraya yükseldiğini ifade etti. Türkiye’de her gün 345 kişinin ilk enfarktüs nedeniyle hayatını kaybettiğini belirten Prof. Dr. Güler, bu ölümlerin büyük bölümünün önlenebilir risk faktörleriyle ilişkili olduğunu söyledi. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre de ölüm nedenleri arasında ilk sırada kalp hastalıkları yer alıyor. Risk katlanarak artıyor Diyabet, hipertansiyon ve yüksek LDL kolesterolün birlikte görülmesinin riski 20 kat artırdığını belirten Prof. Dr. Güler, buna obezitenin eklenmesiyle riskin 60 katına çıktığını söyledi. “Obezite bu tablonun merkezinde yer alıyor” diyen Prof. Dr. Güler, kilo kontrolünün diğer risk faktörlerini de doğrudan etkilediğini vurguladı. Türkiye’de tablo kritik Türkiye’de hipertansiyon kontrolünde başarısızlık oranının yüzde 46 olduğunu belirten Prof. Dr. Kerim Güler, bu oranla Avrupa’nın gerisinde kalındığını ifade etti. 2035 yılında dünya genelinde 650 milyon kişinin diyabetli olmasının beklendiğini belirten Prof. Dr. Güler, Türkiye’de ise her 100 kişiden 65’inin hedeflenen kan şekeri seviyelerine ulaşamadığını söyledi. Prediyabet erken uyarı sinyali Prediyabetin erken müdahale için kritik bir aşama olduğunu belirten Prof. Dr. Güler, kan şekeri 100’ün üzerine çıktığında mutlaka önlem alınması gerektiğini ifade etti. Prediyabet, diyabet ve obezite arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çeken Prof. Dr. Güler, vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olan bireylerde ek risk faktörlerinin bulunmasının metabolik sendrom anlamına geldiğini söyledi. 3 milyar kişi risk altında Araştırmalara göre 2030 yılında dünya genelinde erişkinlerin yüzde 50’sinin yüksek vücut kitle indeksine sahip olacağını belirten Prof. Dr. Güler, bunun yaklaşık 3 milyar kişiye karşılık geldiğini ifade etti. Türkiye’nin fazla kilolu ve obez birey oranında en yüksek prevalansa sahip ülkeler arasında yer aldığını da sözlerine ekledi. Yüzde 13’lük kilo kaybının Tip 2 diyabet riskini yüzde 40, uyku apne sendromunu yüzde 27, hipertansiyonu yüzde 25 ve dislipidemiyi yüzde 22 oranında düşürdüğünü belirtti. Beslenme belirleyici rol oynuyor Akdeniz ve Meksika tipi beslenmenin sağlıklı olduğunu, batı tarzı beslenmenin ise riskleri artırdığını belirten Prof. Dr. Güler, pişirme yöntemlerinin dahi sağlık üzerinde etkili olduğunu söyledi. Turpgiller ailesinden sebzelerin metabolik sendrom hastalarında CRP seviyelerini düşürdüğünü, çilek ve dağ meyvelerinin inflamasyon göstergelerini azalttığını belirten Güler, tam tahıllar ve baklagillerin de benzer şekilde olumlu etkiler sağladığını ifade etti. Sağlıklı yağ kaynaklarının önemine de değinen Güler, tohum ve kuruyemişlerin inflamasyonu azalttığını, zeytinyağının IL-6 ve CRP seviyelerini düşürdüğünü, kırmızı et tüketiminin ise bu değerleri artırabildiğini söyledi. Prof. Dr. Güler, gıda takviyelerinin sağlıklı yaşlanma sürecinin destekleyicileri olduğunu söyleyerek, “Berberin gibi takviyeler kan şekerini dengelemeye, insülin direncini kırmaya, kolesterolü düzenlemeye destek sunan seçenekler arasında yer alır” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir! Haber

25 Yıl İçinde 746 Milyon Çocuk Obez Olabilir!

2050 yılında 5-19 yaş arasındaki çocuklarda obezite rakamlarının dünyada 746 milyona, ülkemizde ise en az 3.39 milyona ulaşabileceği tahmin ediliyor. Önlenebilen ölüm nedenleri arasında sigaranın ardından ikinci sırada yer alan obezitenin kalıcı tedavisi, multidisipliner yaklaşımlarla gerçekleştiriliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Obezite Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. M. Celal Kızılkaya, çocukluk çağı obezitesi ve tedavi süreci ile ilgili önemli detaylar hakkında bilgi verdi. Teknolojik gelişmeler obeziteyi tetikliyor Dünyada 5–19 yaş arası çocuklarda obezite prevalansı 1975 yılında %4 iken, 2022 yılında bu oran %20’ye ulaşmıştır. Obez çocuk sayısı 1975 yılında yaklaşık 11 milyon iken, 2022’de 65 milyon kız ve 94 milyon erkek olmak üzere toplam yaklaşık 159 milyona yükselmiştir. 2050 yılında dünya genelinde 746 milyon çocuk ve gencin aşırı kilolu/obez olacağı öngörülmektedir. Çocukluk çağı obezitesinde; çocukların akademik hayatta başarılı olma kaygısı, yaşanılan çevrenin güvenli olmaması, çocukların evde daha çok ekran karşısında vakit geçirmelerine ve fiziksel aktivitelerinin azalmasına neden olmaktadır. Diyetteki artmış yağ oranı, fazla karbonhidrat tüketimi ve şekerli içeceklerden zengin beslenme obeziteye yol açmaktadır. Bu şekilde beslenen çocukların çeşitli vitamin ve mineral yetersizlikleri açısından da risk altında oldukları bilinmelidir. Düzenli ve dengeli beslenme obezite gelişimini engelleyici bir faktördür. Öğün atlanmasının, özellikle de çocuklarda kahvaltı alışkanlığının olmamasının doğrudan obeziteye yatkınlığa yol açtığı çalışmalar ile gösterilmiştir. Ebeveynlerin her ikisi de obez ise çocukta şişmanlık riskinin belirgin olarak arttığı da kanıtlanmıştır. Çocuklarda obezite yatkınlığı, erişkinlerden farklı hesaplanıyor Çocuklarda obezite tanısında sıklıkla boy ve vücut ağırlığı değerleri kullanılmaktadır. İki yaşından küçük çocuklarda boya göre ağırlık değerlerine göre tanı konulmaktadır. Daha büyük çocuklarda ise vücut ağırlığı, boyun metre cinsinden karesine bölünerek vücut kitle indeksleri hesaplanmaktadır. Ancak erişkindekinden farklı olarak sabit bir değere göre karar verilmemektedir. Yaş ve cinsiyete göre oluşturulmuş eğrilerde vücut kitle indeksi yüzde değerleri %85 ile %95 arasına denk gelen çocuklar fazla tartılı, %95 ve üzerinde olanlar ise şişman olarak kabul edilmektedir. Yine bu çocuklarda bel çevresi değerleri de organ yağlanması ve metabolik risklerin ortaya konulmasında yardımcı olmaktadır. Çocukların obeziteden korunması için aktif yaşam şart! Genetik yatkınlığın haricinde erken yaşta şişmanlığa neden olan ya da ek bulguların eşlik ettiği nadir genetik hastalıklar da mevcuttur. Bu genetik hastalıkların ya da hormonal bozuklukların şüphe edildiği çocuklar, çocuk endokrinoloji hekimleri tarafından görülmeli ve izlenmelidir. Basit obezitenin söz konusu olduğu durumlarda ise tedavinin en önemli bileşeni yaşam tarzı değişiklikleridir. Sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, uyku saatlerinin düzenlenmesi ve ekran (bilgisayar, televizyon, akıllı telefonlar vb.) başında geçirilen sürenin azaltılması önerilen yaşam tarzı değişiklikleri arasındadır. Bazı durumlarda ilaç tedavileri gündeme gelebilir, ancak bu yaşam değişiklikleri uygulanmadığı zaman ilaç tedavisinin de etkinliği sınırlı kalmaktadır. Erişkin dönemde uygulanan bariatrik cerrahi, çocukluk çağında öncelikli tedavi yöntemlerinden biri değildir ve bu konuyla ilgili araştırmalar devam etmektedir. Bu yöntem gelişimini büyük oranda tamamlamış, diğer tedaviler ile gelişme kaydedilemeyen, seçilmiş olgularda gündeme gelebilir ancak çocuk, bu konuda deneyimli, çocuk endokrinoloji dahil gerekli tüm branşların bulunduğu merkezlerce değerlendirilmelidir. Birçok sağlık profesyoneli bu takımın bir parçası Birçok faktörün etkilediği bir problemi ortadan kaldırmanın yolu probleme farklı açılardan bakabilme kabiliyetine sahip olmaktan geçmektedir. Dolayısıyla obezitenin kalıcı tedavisi ancak multidisipliner bir yaklaşımla mümkündür. Multidisipliner yaklaşım derken obeziteye neden olan faktörleri irdeleyen bilim dalları ile kollektif bir çalışma kastedilmektedir. Obezitenin tedavisinde ekipte yer alması gereken kişiler; obezite cerrahisi (genel cerrah), endokrinoloji, gastroenteroloji, psikiyatri, kardiyoloji, göğüs hastalıkları, beslenme ve diyet, psikoloji, fizyoterapi gibi alanlarda uzmanlar olarak sayılabilmektedir. Ayrıca ihtiyaç doğrultusunda diğer branşlar hasta bazlı olarak ekibe dahil olabilmektedir. Bu branşların hepsi ayrı ayrı hastayı değerlendirmekle birlikte, haftalık toplantılarla bir araya gelerek hasta için bütüncül bir yaklaşım ile en uygun tedavi şemasını belirlemektedir. Böylece hastaya özgü ve sağlık durumuna ve mevcut hastalıklarına göre uygun tedavi protokolü belirlenmiş olur. Bu şekilde izlenen hastalarda ömür boyu korunan tedavi başarısı şansı oldukça yüksektir. Multidisipliner ekip ile tedavi edilemeyen ve kontrollerine uymayan hastalarda eski yaşam tarzına dönüşler ve geri kilo alımları çok sık gözlenmektedir. Öyle ki geri kilo alımı 10 yılda neredeyse yarı yarıya gibi yüksek bir orana ulaşmaktadır. Geri kilo alımı demek aynı zamanda kronik hastalıkların tekrar ortaya çıkması ya da kötüleşmesi demektir. Bu minvalde değerlendirerek obezitenin kronik bir hastalık olduğunu kabullenip, multidisipliner tedavinin önemini anlayarak tedaviye başlamak kilolardan şikayetçi her bireyin başlangıç noktası olmalıdır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.