Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yağ Dokusu

Kapsül Haber Ajansı - Yağ Dokusu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yağ Dokusu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Obezite Sağlığı Nasıl Etkiliyor? Haber

Obezite Sağlığı Nasıl Etkiliyor?

Obezite, günümüzde toplum sağlığını etkileyen önemli kronik hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. Hareketsiz yaşam tarzı, yüksek kalorili beslenme alışkanlıkları, genetik yatkınlık, hormonal faktörler ve çevresel koşullar, obezite gelişiminde rol oynayabiliyor. Vücutta aşırı yağ dokusu birikimiyle karakterize edilen obezite, zaman içerisinde farklı organ ve sistemlerin işleyişini olumsuz etkileyebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitenin yalnızca dış görünüşle ilgili bir durum olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, fazla kilonun metabolik sağlık, yaşam kalitesi ve kronik hastalık riskleri üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. Obezite Nedir ve Neden Önemlidir? Obezite, vücutta sağlığı olumsuz etkileyebilecek düzeyde aşırı yağ birikmesiyle ortaya çıkan kronik ve çok faktörlü bir hastalıktır. Yetişkinlerde vücut kitle indeksinin 30 ve üzerinde olması, obezite sınıflandırmasında yaygın olarak kullanılan ölçütlerden biridir. Ancak vücut kitle indeksi tek başına kişinin sağlık durumunu tam olarak ortaya koymayabilir. Bel çevresi, vücut yağ dağılımı, metabolik göstergeler ve eşlik eden hastalıklar da değerlendirilmelidir. Op. Dr. Ahmet Bekin, özellikle karın bölgesinde biriken yağ dokusunun metabolik hastalıklarla ilişkili olabileceğini ve obezite değerlendirmesinde yalnızca tartıdaki kiloya odaklanılmaması gerektiğini vurguluyor. Obezite Kalp ve Damar Sağlığını Nasıl Etkiler? Obezite, yüksek tansiyon, kan yağlarında bozulma ve damar sertliği gibi kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlayan durumlarla ilişkili olabiliyor. Vücut ağırlığının artması, kalbin dolaşım sistemine kan pompalamak için daha fazla çalışmasına neden olabiliyor. Özellikle karın çevresindeki yağ birikimi, insülin direnci ve kronik düşük dereceli iltihaplanma ile ilişkili metabolik değişikliklere katkıda bulunabiliyor. Obezitesi bulunan bireylerde koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği ve inme riski artabiliyor. Bununla birlikte risk düzeyi kişinin yaşı, genetik özellikleri, sigara kullanımı ve mevcut sağlık sorunlarına göre değişiklik gösterebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, kalp ve damar sağlığının korunmasında sağlıklı kilo yönetimi, düzenli fiziksel aktivite ve kan basıncı kontrolünün önemli olduğunu belirtiyor. Obezite Tip 2 Diyabet Riskini Artırıyor mu? Obezite ile tip 2 diyabet arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Özellikle karın bölgesinde artan yağ dokusu, hücrelerin insüline verdiği yanıtı azaltarak insülin direncinin gelişmesine katkıda bulunabiliyor. İnsülin direncinin ilerlemesiyle kan şekeri seviyelerinde yükselme görülebiliyor ve bazı bireylerde zamanla tip 2 diyabet ortaya çıkabiliyor. Obezitesi bulunan herkesin diyabet geliştireceği söylenemez. Ancak fazla yağ dokusu, genetik yatkınlık ve yaşam tarzı faktörleri bir araya geldiğinde diyabet riski artabiliyor. Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitesi bulunan bireylerde açlık kan şekeri, HbA1c ve diğer metabolik göstergelerin gerektiğinde değerlendirilmesinin erken tanı açısından önemli olduğunu ifade ediyor. Obezite Karaciğer Yağlanmasına Neden Olabilir mi? Obezitenin etkilediği organlardan biri de karaciğerdir. Özellikle insülin direnci ve metabolik bozukluklarla birlikte görülen karaciğer yağlanması, uzun dönemde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Günümüzde metabolik disfonksiyonla ilişkili steatotik karaciğer hastalığı (MASLD) olarak adlandırılan bu durum, bazı hastalarda karaciğer iltihaplanmasına, fibrozise ve ileri evrelerde siroza kadar ilerleyebiliyor. Karaciğer yağlanması başlangıç dönemlerinde belirgin şikâyet oluşturmayabiliyor. Bu nedenle risk faktörleri bulunan kişilerin gerekli tıbbi değerlendirmelerden geçmesi önem taşıyor. Sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve uygun kilo kaybı, metabolik karaciğer hastalıklarının yönetiminde önemli bir yere sahip. Obezite Uyku Apnesine Yol Açar mı? Obezite, obstrüktif uyku apnesi gelişimi açısından önemli risk faktörlerinden biridir. Özellikle boyun ve üst solunum yolları çevresindeki yağ dokusunun artması, uyku sırasında hava yolunun daralmasına katkıda bulunabiliyor. Uyku apnesi bulunan kişilerde yüksek sesle horlama, uykuda nefes durması, sabah baş ağrısı, gündüz uykululuk ve dikkat dağınıklığı gibi belirtiler görülebiliyor. Tedavi edilmeyen uyku apnesi, yaşam kalitesini olumsuz etkileyebildiği gibi yüksek tansiyon ve bazı kalp ve damar sorunlarıyla da ilişkili olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obeziteyle birlikte horlama ve gündüz aşırı uykululuk şikâyetleri bulunan bireylerin uyku apnesi açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Obezite Eklem ve Omurga Sağlığını Nasıl Etkiler? Vücut ağırlığının artması, özellikle diz, kalça ve omurga gibi yük taşıyan bölgelerde mekanik baskının artmasına neden olabiliyor. Obezitesi bulunan kişilerde diz osteoartriti, eklem ağrısı, hareket kısıtlılığı ve bazı kas-iskelet sistemi sorunları daha sık görülebiliyor. Bunun yanı sıra yağ dokusuyla ilişkili inflamatuvar süreçler de eklem sağlığını etkileyebiliyor. Eklem ağrısı nedeniyle fiziksel aktivitenin azalması, kilo kontrolünü daha da zorlaştırabilen bir döngü oluşturabiliyor. Bu nedenle obezite tedavisinde kişinin fiziksel kapasitesine uygun egzersizlerin belirlenmesi ve gerektiğinde kas-iskelet sistemi değerlendirmesinin yapılması önemlidir. Obezite Kanser Riskini Artırıyor mu? Bilimsel araştırmalar, obezitenin bazı kanser türlerinin gelişme riskiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Özellikle menopoz sonrası meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, endometrium kanseri, böbrek kanseri ve bazı diğer kanser türlerinde obezite önemli bir risk faktörü olarak değerlendiriliyor. Aşırı yağ dokusunun hormonal dengeyi değiştirmesi, kronik düşük dereceli iltihaplanma ve insülinle ilişkili metabolik süreçler bu ilişkinin olası mekanizmaları arasında yer alıyor. Ancak obezitesi bulunan her bireyde kanser gelişeceği anlamına gelmediği gibi, kanser riskini yalnızca vücut ağırlığı üzerinden değerlendirmek de doğru değildir. Obezite Ruh Sağlığını ve Günlük Yaşamı Etkiler mi? Obezite, fiziksel sağlığın yanı sıra psikososyal yaşamı da etkileyebiliyor. Bazı kişilerde hareket kısıtlılığı, uyku sorunları, sosyal damgalanma ve beden algısıyla ilgili güçlükler yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Depresyon ve obezite arasında çift yönlü bir ilişki bulunabildiğini gösteren araştırmalar mevcut. Bununla birlikte obezitenin her bireyde ruh sağlığı sorunu oluşturduğu söylenemez. Op. Dr. Ahmet Bekin, kilo yönetiminde kişilerin yalnızca fiziksel ölçümleriyle değil, psikolojik iyilik halleri ve günlük yaşam koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Obezitenin Sağlık Üzerindeki Etkileri Kilo Vererek Azaltılabilir mi? Uygun ve sürdürülebilir kilo kaybı, obeziteyle ilişkili birçok sağlık riskinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor. Özellikle vücut ağırlığında sağlanan mütevazı düzeydeki kayıplar bile kan şekeri kontrolü, kan basıncı ve bazı metabolik göstergeler üzerinde olumlu etkiler oluşturabiliyor. Daha fazla kilo kaybı bazı hastalarda daha belirgin yararlar sağlayabilse de hedefler kişinin sağlık durumuna göre belirlenmelidir. Obezite tedavisinde beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, davranış değişiklikleri, uygun hastalarda ilaç tedavileri ve metabolik cerrahi gibi farklı seçenekler bulunuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezite tedavisinin yalnızca kısa sürede kilo vermeye odaklanmaması, uzun vadeli sağlık kazanımlarını ve verilen kilonun korunmasını hedeflemesi gerektiğini belirtiyor. Obezite Tedavisinde Erken Müdahale Önem Taşıyor Obezite, zaman içinde farklı sağlık sorunlarına yol açabilen kronik bir hastalık olması nedeniyle erken değerlendirme ve düzenli takip gerektiriyor. Özellikle yüksek tansiyon, diyabet, uyku apnesi, karaciğer yağlanması veya eklem sorunları bulunan bireylerde kilo yönetimi, genel tedavi planının önemli bir parçasını oluşturabiliyor. Op. Dr. Ahmet Bekin, her hastanın kilo geçmişinin, metabolik durumunun ve eşlik eden hastalıklarının farklı olduğunu belirterek, tedavi planlarının bireysel ihtiyaçlara göre oluşturulmasının önemini vurguluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitenin yalnızca fazla kilo sorunu olmadığını, birçok organ ve sistemi etkileyebilen kronik bir hastalık olduğunu hatırlatarak, sağlıklı kilo kontrolünün yaşam kalitesini artırmak ve obeziteyle ilişkili sağlık risklerini azaltmak açısından önemli olduğunu ifade ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Prof. Dr. Ahmet Karacalar, Yağ Dokusunun Hücresel Yenilenmedeki Hayati Rolünü Anlattı Haber

Prof. Dr. Ahmet Karacalar, Yağ Dokusunun Hücresel Yenilenmedeki Hayati Rolünü Anlattı

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Ahmet Karacalar, yağ dokusunun yalnızca estetik veya kilo yönetimi perspektif inden değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizerek, bu dokunun sağlığımız ve geleceğin tıbbi tedavi yaklaşımları için taşıdığı devasa potansiyeli vurguladı. Tıpta Yeni Dönem: Doğal Yenilenme Rezervi Olarak Yağ Dokusu Yağ dokusunda bulunan adipoz kaynaklı mezenkimal kök hücreler, kendilerini yenileyebilme ve farklı hücre tiplerine dönüşebilme özellikleri sayesinde modern tıbbın odak noktası haline gelmiş durumda. Uygun koşullar altında bu hücreler; kemik, kıkırdak, kas, tendon ve bağ dokusu hücrelerine dönüşerek vücudun kendi kendini onarmasına olanak tanıyor. Prof. Dr. Ahmet Karacalar, bilimsel verilerin ışığında yağ dokusunun tıp dünyasına sunduğu başlıca avantajları şu şekilde özetliyor: Zengin Kök Hücre Kaynağı: Yapılan araştırmalar, sadece 1 gram yağ dokusu içerisinde yaklaşık 100.000 ile 1.000.000 arasında stromal vasküler fraksiyon hücresi bulunabildiğini ve bunların önemli bir bölümünün adipoz kaynaklı kök hücrelerden oluştuğunu gösteriyor. Kolay ve Konforlu Erişim: Bu kök hücreleri n vücuttan elde edilmesi, kemik iliği gibi geleneksel kök hücre kaynaklarına kıyasla çok daha kolay ve daha az invaziv (minimum cerrahi müdahale gerektiren) yöntemlerle gerçekleştirilebiliyor. Çok Yönlü Tedavi İmkanı: Günümüzde bu hücreler; ortopedik yaralanmaların tedavisi, doku onarımı, yara iyileşmesi, plastik ve rekonstrüktif cerrahi uygulamaları ile yaşlanmaya bağlı doku kayıplarının giderilmesinde aktif olarak inceleniyor ve kullanılıyor. "Yağ Dokusu Pasif Bir Depo Değil, Yüksek Biyolojik Değere Sahip Bir Kaynaktır" Vücut yağına yönelik önyargıların yıkılması gerektiğini belirten Prof . Dr. Ahmet Karacalar, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı: "Bilimsel gelişmeler, yağ dokusunun insan vücudunda yalnızca depolama görevi gören pasif bir yapı olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Aksine, yüksek biyolojik değere sahip bir kök hücre kaynağıdır. Vücudumuzdaki yağ dokusu aynı zamanda doğal bir hücresel yenilenme rezervi olup, geleceğin tedavi yaklaşımlarında çok daha kilit bir rol üstlenme potansiyeline sahiptir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bacaklarda Geçmeyen Şişlik ve Ağrıya Dikkat! Haber

Bacaklarda Geçmeyen Şişlik ve Ağrıya Dikkat!

Bu durum da tanı ve tedavide gecikmelere yol açabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan, “Sinsi ilerleyen ve tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen varis ve lipödem, hastalar tarafından çoğu zaman kilo artışı ya da vücutta hacim artışı ile karıştırılabilmektedir. Bu nedenle bacaklarda geçmeyen şişlik, ağrı, hassasiyet, şekil bozukluğu ve morarma gibi belirtiler mutlaka ciddiye alınmalı ve gecikmeden doktora başvurulmalıdır” diyor. KVC Uzmanı Dr. Ercan, varis ve lipödeme zemin hazırlayan 8 etkeni sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Son yıllarda hareketsiz (sedanter) yaşam, bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturma, sağlıksız beslenme, fazla kilo, aşırı tuz tüketimi, yetersiz su içme, düzenli egzersiz yapılmaması ve yanlış kıyafet seçimi gibi etkenler, dolaşım sistemini ciddi şekilde bozabiliyor. Günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen bu hatalar zamanla bacaklarda şişlik, ağrı ve dolaşım bozukluklarına zemin hazırlayabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan genetik etkenlerin yanı sıra yanlış yaşam alışkanlıklarının da varis ve lipödemin günümüzde hızla yaygınlaşmasına yol açtığını belirterek, erken dönemde müdahale edilmezse tablonun daha da ağırlaşabileceğini söylüyor. Bacaklarda ağrı, şişlik, morarma ve şekil bozukluğu gibi belirtilerin mutlaka ciddiye alınması ve zaman kaybetmeden doktora başurulması gerektiğini belirten Dr. Ercan “Nasıl olsa geçer” diyerek belirtileri görmezden gelmek ya da doktora gitmeyi ertelemek hastalığın ilerlemesine yol açar. Erken dönemde doktora başvurmak en kritik adımdır” diyor. “Kilo aldım” sanılıyor, ama!.. Lipödemin çoğu zaman kilo artışıyla karıştırıldığını vurgulayan Dr. Ercan “Lipödem, vücudun özellikle alt bölgelerinde anormal yağ birikimi ile karakterize kronik bir yağ dokusu hastalığıdır. Hastalar genellikle bunu kilo artışı zanneder ve diyet-egzersize rağmen sonuç alamadıklarında hayal kırıklığı yaşarlar” diyor. Varisin ise; toplardamarların genişlemesi ve işlevini yitirmesi sonucu ortaya çıktığını belirten Dr. Ercan, kanın geriye kaçmasıyla damarların belirginleştiğini ifade ediyor. Hastalığın zamanla ağrı, yanma ve şişlik gibi şikayetlerle ilerleyebileceğini ve özellikle uzun süre ayakta kalan kişilerde riskin arttığını vurguluyor. Modern tedaviler yüz güldürüyor Günümüzde gelişen tıbbi yöntemlerle hem varis hem de lipödem tedavisinde başarılı sonuçlar alındığını belirten KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan şöyle konuşuyor: “Lazer ve radyofrekans gibi minimal invaziv yöntemlerle varis tedavi edilebilmektedir. Lipödemde ise manul lenf drenajı, kompresyon tedavisi ve egzersiz temelli multidisipliner yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. Artık ameliyatsız ya da minimal girişimlerle hastalar kısa sürede günlük hayatlarına dönebiliyor. Ancak tedavi sürecinde kişiye özel planlama büyük önem taşıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Su İçsem Yarıyor Diyorsanız Lipödem Olabilirsiniz Haber

Su İçsem Yarıyor Diyorsanız Lipödem Olabilirsiniz

Klasik Kilo Verme Yöntemlerine Direnç Gösteriyor Halk arasında sıkça kurulan "Su içsem yarıyor" cümlesinin altında lipödemin yatabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Karacalar, hastalığı şu sözlerle tanımladı:"Lipödem, çoğunlukla kadınlarda görülen, simetrik ve ağrılı yağ dokusu birikimi ile karakterize; özellikle bacak, kalça, alt karın ve kollarda görülen kronik bir hastalıktır. Klinik olarak en dikkat çekici özelliklerinden biri, bu yağ dokusunun klasik kilo verme yöntemlerine, özellikle diyet ve egzersize direnç göstermesidir." Diyet Neden Lipödem Yağlarını Eritemez? Doğru beslenmenin lipödem sürecindeki etkilerini değerlendiren Prof. Dr. Karacalar, yağ yakımının neden gerçekleşmediğini bilimsel bir temele dayandırdı:"Doğru diyetin lipödemdeki etkisi; yangıyı azaltması, şikayetleri hafifletmesi ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmas ı olabilir. Ancak lipödemli yağ dokusunu ortadan kaldırmaz. Lipödemdeki yağ dokusunda dolaşım bozuktur ve düşük oksijenli bir ortam vardır. Bu durum, yağ dokusunun metabolik olarak aktif şekilde kullanılmasını engeller. Diyetle sağlanan enerji açığına rağmen bu bölgelerde yağ yakımı gerçekleşmez." "Mide Küçültme Ameliyatı Lipödemde Anlamlı Bir Gerileme Sağlamaz" Lipödemin obezite ile karıştırılmaması gerektiğini ve obezite cerrahisinin lipödemi tedavi edemeyeceğini vurgulayan Karacalar, sözlerine şöyle devam etti:"Mide küçültme ameliyatı, enerji alımını azaltarak kilo kaybı sağlayan etkili bir yöntemdir; ancak lipödem, enerji dengesinden b ağımsız gelişen bölgesel bir yağ dokusu hastalığıdır. Bu nedenle ameliyat, lipödemli dokuda anlamlı bir gerileme sağlamaz." Tedavide 'Özellikli Liposuction' ve Koruyucu Program Vurgusu Günümüzdeki en etkili tedavi yöntemine de değinen Prof. Dr. Karacalar, klasik uygulamalardan farklı bir yaklaşım izlenmesi gerektiğinin altını çizerek, "Lipödem tedavisinde şu an bilinen en etkili yöntem liposuction'dır. Ancak burada daha özellikli liposuction yöntemleri (Superdry 4D gibi) ve koruyucu bir program uygulanmaktadır." ifadeleriyle açıklamalarını tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.