Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yangın Riski

Kapsül Haber Ajansı - Yangın Riski haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yangın Riski haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Sel Sularında Kalan Araçlar Çalıştırılır mı? Haber

Sel Sularında Kalan Araçlar Çalıştırılır mı?

Sel suyunun yalnızca araçların motorlarına değil, elektronik sistemlerine ve güvenlik donanımlarına da ciddi zarar verebileceğine dikkat çeken Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, “En iyi sürücü sel suyuna girmeyen sürücü, en güvenli taşıt kuru kalabilen taşıttır.” uyarısında bulundu. Sel sırasında araç içinde mahsur kalmanın birkaç dakika içinde hayati tehlikeye dönüşebileceğini anlatan Özgür Şener, “Su yükseliyor, akıntı aracı sürüklüyor veya araç kontrolünü kaybediyorsa ilerlemeye çalışılmamalı. Motor durursa tekrar tekrar çalıştırmayı denememek gerekir. Öncelik aracı kurtarmak değil, içeridekilerin hayatını korumaktır.” dedi. İstanbul’da 14-15 Ekim 2026 tarihlerinde etkili olan şiddetli yağışlar, çok sayıda aracın su altında kalmasına ve sürüklenmesine neden oldu. Sel sularında mahsur kalan sürücülerin nasıl davranması gerektiği ve su altında kalan araçların yeniden kullanılıp kullanılamayacağı önemli bir güvenlik sorunu olarak öne çıktı. Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, sel sularında araç kullanmanın tehlikelerini, mahsur kalınması durumunda yapılması gerekenleri ve suya maruz kalan araçlarda oluşabilecek hasarları değerlendirdi. “Önümüzdeki aracın geçebilmesi, bizim de geçebileceğimiz anlamına gelmez” Sel sularında araç kullanırken en büyük tehlikenin suyun derinliğinin ve yolun gerçek durumunun doğru değerlendirilememesi olduğunu belirten Özgür Şener, “Su, yol yüzeyindeki çukurları, açık rögarları, çökmeleri ve akıntıyla sürüklenmiş engelleri gizleyebilir. Ayrıca suyun derinliği, aracın ağırlığı ve tasarımı ne olursa olsun, aracın yol tutuşunu ve kontrolünü kaybetmesine neden olabilir.” dedi. Suyun derinliğinin gözle tahmin edilerek geçiş yapılmaması gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, şöyle devam etti: “Derinliğini ve zeminin durumunu bilmediğimiz, güvenli olduğundan emin olamadığımız su birikintilerine ve sel sularına araçla girmemeliyiz. Suyun başka araçlar tarafından geçilmiş olması da o güzergâhın güvenli olduğunu göstermez. Önümüzdeki aracın geçebilmesi, kendi aracımızın da geçebileceği anlamına gelmez. Yol suyla kaplanmışsa mümkünse geri dönmeli, alternatif ve güvenli bir güzergâh seçmeliyiz. Birkaç dakikalık zaman kazancı uğruna hem kendi hayatımızı hem de araçtaki diğer kişilerin hayatını tehlikeye atabiliriz.” “30 santimetrelik hızlı akan su birçok otomobili sürükleyebilir” Sel suyunun sürükleme gücünün çoğu zaman hafife alındığını ifade eden Şener, ABD Ulusal Hava Servisinin (NWS) uyarılarına dikkat çekti. Özgür Şener, “Yaklaşık 15 santimetre derinliğindeki hızlı akan su bir yetişkini devirebilirken, 30 santimetrelik hızlı akan su birçok otomobili sürükleyebilir. Yaklaşık 61 santimetrelik hızlı akan su ise SUV ve bazı kamyonetleri de sürükleyebilir.” bilgisini verdi. Araçların ağırlığının sel sularına karşı mutlak bir güvence sağlamadığını kaydeden Şener, özellikle akıntının bulunduğu yollarda araçla ilerlemeye çalışılmaması gerektiğini söyledi. “Araç içinde mahsur kalındığında öncelik aracı değil, hayatı kurtarmak olmalı” Sel sırasında araç içinde mahsur kalmanın birkaç dakika içinde hayati tehlikeye dönüşebileceğini anlatan Özgür Şener, su seviyesinin ve akıntının şiddetinin hızla değişebileceğini belirtti. Bu gibi durumlarda panikle hareket edilmemesi gerektiğini ifade eden Özgür Şener, “Su yükseliyor, akıntı aracı sürüklüyor veya araç kontrolünü kaybediyorsa ilerlemeye çalışılmamalı. Motor durursa tekrar tekrar çalıştırmayı denememek gerekir. Öncelik aracı kurtarmak değil, içeridekilerin hayatını korumaktır.” dedi. Sürücülerin mümkünse 112 Acil Çağrı Merkezi'ne ulaşarak konumlarını ve araçtaki kişi sayısını bildirmesi gerektiğini söyleyen Şener, özellikle çocuk, yaşlı veya hareket kısıtlılığı bulunan yolcuların durumunun kurtarma ekiplerine iletilmesinin önemine işaret etti. “Her sel olayında araçtan hemen çıkmak doğru değil” Sel sırasında araçtan çıkma kararının mevcut tehlikeye göre verilmesi gerektiğini vurgulayan Şener, hızlı akan suyun aracı çevrelediği durumlarda dışarı çıkmanın da ölümcül olabileceğini belirtti. Özgür Şener, şu değerlendirmede bulundu: “Hızlı akan su aracı çevreliyorsa, su içeri yükselmiyorken araçta kalmak ve yardım istemek daha güvenli olabilir. Çünkü hızlı akıntıda araçtan çıkıp suya girmek kişinin sürüklenmesine ve boğulmasına neden olabilir. Ancak su seviyesi araç içinde yükselmeye başlarsa beklenmemeli, güvenli tahliye seçeneği değerlendirilmelidir. Ayrıca selde sürüklenen diğer taşıtlar veya sert nesneler de ciddi tehlike oluşturabilir.” Su seviyesinin yükseldiği durumlarda araç kapılarının su basıncı nedeniyle açılamayabileceğini belirten Özgür Şener, “Mümkünse dış koşullar daha da kötüleşmeden yan camlardan çıkış seçeneği değerlendirilmelidir. Emniyet kemeri açılmalı, çocuklara ve hareket etmekte zorlanan yolculara yardım edilmelidir. Camlar elektrikle çalışmıyorsa kırılabilir bir yan camdan çıkış gerekebilir. Ön camlar genellikle lamine cam olduğundan kırılmayacaktır. Her taşıtta emniyet çekicinin bulunması ve erişilebilir bir yerde tutulması önemlidir.” diye konuştu. Araçtan güvenli şekilde çıkan kişilerin akıntıya karşı yürümeye veya yüzerek karşıya geçmeye çalışmaması gerektiğini de vurgulayan Özgür Şener, yüksek ve güvenli bir noktaya ulaşılmasını, araçta bırakılan eşyalar için geri dönülmemesini önerdi. “Sel sularında kalan aracın motorunu kesinlikle çalıştırmayın” Sel sularının çekilmesinin araçların yeniden güvenle kullanılabileceği anlamına gelmediğini ifade eden Özgür Şener, suya maruz kalan araçlarda görünmeyen mekanik ve elektronik hasarlar oluşabileceğini söyledi. Şener, özellikle motorun yeniden çalıştırılmasının mevcut hasarı ağırlaştırabileceği uyarısında bulunarak, şunları söyledi: “Araç suya girmiş, su altında kalmış veya motor bölmesine su girmiş olabilecek durumdaysa motor çalıştırılmamalı ve marşa basılmamalıdır. Aracı hareket ettirmeye çalışmak, mevcut hasarı ağırlaştırabilir. Araç güvenli bir yerdeyse ve yaklaşmak tehlike yaratmıyorsa hasarın fotoğrafları çekilebilir. Sigorta şirketine bilgi verilmeli ve uygun kurtarma hizmeti çağrılmalıdır.” Suya maruz kalan araçların iterek veya uygun olmayan şekilde çekilerek hareket ettirilmemesi gerektiğini de belirten Özgür Şener, ıslak elektrik bağlantılarına ve kontrol ünitelerine müdahale edilmemesi gerektiğini kaydetti. “Motor su emerse tamamen değiştirilmesi gerekebilir” Sel sularının motorlarda oluşturabileceği en ciddi sorunlardan birinin hidrolik kilit olduğunu anlatan Özgür Şener, bu durumun motorun iç mekanizmasında ağır hasarlara neden olabileceğini belirtti. Özgür Şener, “İçten yanmalı motorlarda pistonlar, silindir içindeki hava-yakıt karışımını sıkıştırarak çalışır. Ancak su, hava gibi kolayca sıkıştırılamaz. Hava emiş sistemi üzerinden silindirlere yeterli miktarda su ulaşırsa pistonun yukarı hareketi engellenebilir. Bu durum hidrolik kilit olarak adlandırılır.” dedi. Hidrolik kilidin sonuçlarına ilişkin Özgür Şener, şu bilgileri verdi: “Hidrolik kilit sonucunda biyel kolları eğilebilir veya kırılabilir; pistonlar, krank mekanizması ve diğer motor bileşenleri ağır hasar görebilir. Hasarın boyutuna göre motorun tamamen değiştirilmesi gerekebilir. Motor dururken içine su girmiş olsa bile marşa basılması mevcut durumu ağırlaştırabilir. Bu nedenle motorun çalışıp çalışmadığını denemek amacıyla marşa basılmamalıdır.” “Araç çalışsa bile güvenlik sistemleri arızalanmış olabilir” Sel sularının modern araçlardaki elektronik sistemlere de zarar verebileceğini belirten Özgür Şener, hasarların bazen günler veya haftalar sonra ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. Özgür Şener, “Modern araçlarda motor yönetimi, ABS, elektronik denge kontrolü, hava yastıkları, emniyet kemeri gergileri, park sensörleri ve sürüş destek sistemleri gibi çok sayıda elektronik bileşen bulunur. Sel suları bu sistemlerde kısa devreye, yalıtım sorunlarına ve zaman içerisinde gelişen korozyona neden olabilir.” dedi. Araçtaki elektronik arızaların ilk incelemede fark edilmeyebileceğini vurgulayan Özgür Şener, “Araç ilk anda çalışsa bile sonrasında arıza lambaları yanabilir, sensörler hatalı sinyal gönderebilir veya bazı sistemler devre dışı kalabilir. Daha önemlisi, hasar yalnızca konfor donanımlarıyla sınırlı kalmayabilir. ABS, elektronik denge kontrolü ve hava yastıkları gibi güvenlik açısından kritik sistemlerin de kontrol edilmesi gerekir.” diye konuştu. Özgür Şener, araç tabanına kadar ulaşan sel sularının halı ve yalıtım malzemelerinin altında nem bırakarak küf ve kötü kokuya, zamanla da iç ortam kalitesinin bozulmasına neden olabileceğini ifade etti. “Elektrikli ve hibrit araçlarda gecikmeli yangın riski var” Elektrikli ve hibrit araçlarda sel sonrası risklerin daha farklı boyutlara ulaşabildiğine dikkat çeken Özgür Şener, yüksek voltajlı batarya sistemlerinin özel güvenlik önlemleri gerektirdiğini söyledi. Özgür Şener, “Batarya paketleri, elektrik motorları ve yüksek voltaj kabloları su baskınından veya fiziksel hasardan etkilenebilir. Bu durum elektrik çarpması, kısa devre ve yangın tehlikesi yaratabilir. Bataryada oluşan hasarın etkileri her zaman hemen görülmeyebilir. Fiziksel hasar veya suya maruz kalma, bazı koşullarda gecikmeli ısınma ve yangın riskine yol açabilir.” dedi. Sel sularına maruz kalan elektrikli ve hibrit araçların batarya güvenliği değerlendirilmeden çalıştırılmaması veya şarj edilmemesi gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, sözlerini şöyle sürdürdü: “Batarya paketine, yüksek voltaj kablolarına ve hasarlı elektrik bağlantılarına dokunulmamalıdır. Duman, anormal ısınma, tıslama veya olağandışı ses fark edilirse araçtan uzaklaşılmalı ve acil durum ekiplerine haber verilmelidir. Araç, üreticinin kurtarma talimatlarına uygun biçimde ve bu konuda eğitimli ekipler tarafından taşınmalıdır.” Batarya hasarı şüphesi bulunan araçların evlerden ve kapalı alanlardan uzak tutulması gerektiğini belirten Özgür Şener, güvenli mesafenin ve araçların nasıl konumlandırılacağının uzman ekipler tarafından belirlenmesi gerektiğini kaydetti. “Suyun çekilmesi ve aracın çalışması güvenli olduğu anlamına gelmez” Selden etkilenen araçların yalnızca motorunun kontrol edilmesinin yeterli olmadığını ifade eden Özgür Şener, fren, direksiyon, şanzıman ve elektrik sistemlerinin de ayrıntılı olarak incelenmesi gerektiğini söyledi. Özgür Şener, “Sel sonrasında fren sistemi, direksiyon bileşenleri, şanzıman, diferansiyel, tekerlek rulmanları ve elektrik tesisatı farklı düzeylerde etkilenmiş olabilir. Fren sistemlerinde su ve kirlenmeye bağlı sorunlar görülebilir. Şanzıman veya diferansiyel sıvılarına su karışması mekanik hasara yol açabilir. Elektrik bağlantılarında zamanla gelişen korozyon ise günler veya haftalar sonra arıza ortaya çıkarabilir.” dedi. Su altında kalan araçların uygun kurtarma ekipmanıyla taşınması gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, çekme yönteminin aracın şanzıman ve aktarma sistemine göre belirlenmesi gerektiğini, gerekli durumlarda düz platformlu çekici kullanılmasını önerdi. Özgür Şener, “Aracın çalışıyor olması veya kısa bir mesafede hareket edebilmesi güvenli olduğu anlamına gelmez. Frenler, direksiyon, aktarma organları, elektronik sistemler ve araç içi bileşenler kontrol edilmeden normal kullanıma başlanmamalıdır.” uyarısında bulundu. “Sel koşullarında araç güvenliğinin iki temel kuralı var” Sel sularına maruz kalan araçlarda hasarın yalnızca suyun ulaştığı yüksekliğe bakılarak değerlendirilemeyeceğini belirten Özgür Şener, maruziyet süresinin, sudaki çamur ve kirleticilerin de hasarın boyutunu etkilediğini söyledi. Araçların mutlaka uzman servis tarafından incelenmesi gerektiğini vurgulayan Şener, “Öncelik can ve taşıt güvenliği için taşıtla suya girmemektir. Bir sebepten suya girilmişse ve güvenle çıkılabilmişse taşıt hasarını ağırlaştırmamak önemlidir. Sel koşullarında araç güvenliğinin iki temel kuralı budur.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

OGM’den Uyarı: Önümüzdeki 10 Güne Dikkat! Haber

OGM’den Uyarı: Önümüzdeki 10 Güne Dikkat!

Meteoroloji tahminlerine göre özellikle Ege, Akdeniz, İç Anadolu’nun güneyi ve Güneydoğu Anadolu’da yüksek sıcaklıkların ve yağışsız havanın etkili olması bekleniyor. Bazı bölgelerde kuvvetli rüzgârın da görülmesiyle birlikte orman yangınlarının çıkma ve hızla yayılma riski artabiliyor. 30+30+30 kuralına dikkat OGM, önümüzdeki 10 günlük süreçte sıcaklığın yüksek, nemin düşük ve rüzgârın kuvvetli olduğu günlerde vatandaşların daha dikkatli olması gerektiğini vurgularken 30+30+30 kuralına da dikkat çekti. Buna göre 30 derecenin üzerindeki sıcaklık, yüzde 30’un altındaki nem ve saatte 30 kilometrenin üzerindeki rüzgâr bir araya geldiğinde yangın riski önemli ölçüde artıyor. Bu üç koşulun aynı anda görüldüğü günlerde vatandaşların özellikle ormanlık alanlarda ateş ve yangına neden olabilecek faaliyetlerden kaçınması büyük önem taşıyor. Yangınlara karşı önleyici tedbirler artırıldı OGM, önümüzdeki 10 günlük kritik süreçte yangın riskine karşı erken tespit ve hızlı müdahale kapasitesini de yüksek seviyede tutuyor. Orman alanları İHA’lar, gözetleme kuleleri, insansız hava araçları ve sahada görev yapan devriye ekipleriyle 7/24 takip edilirken, riskin yükseldiği bölgelerde ekiplerin konuşlanma ve devriye faaliyetleri artırılıyor. Böylece olası bir yangının en kısa sürede tespit edilerek büyümeden müdahale edilmesi hedefleniyor. OGM, orman yangınlarıyla mücadelede erken ihbarın kritik önem taşıdığına dikkat çekerek vatandaşlardan duman veya ateş görülmesi halinde vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulunmalarını istedi. OGM, meteorolojik koşulların önümüzdeki günlerde yakından takip edileceğini belirterek, Yeşil Vatan’ın korunmasında vatandaşların göstereceği hassasiyetin büyük önem taşıdığını vurguladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ağaçlar Fısıldıyor Projesiyle Yaklaşık 500 Kişiye Doğa Okuryazarlığı Eğitimi Haber

Ağaçlar Fısıldıyor Projesiyle Yaklaşık 500 Kişiye Doğa Okuryazarlığı Eğitimi

İklim krizinin etkileri orman ekosistemlerini her geçen gün daha kırılgan hale getirirken, doğayı anlamak ve onunla uyum içinde hareket etmek her zamankinden daha büyük önem taşıyor. “Ağaçlar Fısıldıyor” projesi de bu anlayıştan yola çıkarak, ormanların yalnızca ağaçlardan ibaret olmadığını; toprağın altında işleyen görünmeyen bir yaşam ağıyla birbirine bağlı, dirençli ve hassas bir ekosistem olduğunu hatırlatıyor. Boyner, Discovery Expedition, Yuvam Dünya Derneği ve Warner Bros. Discovery iş birliğiyle hayata geçirilen proje; saha ve üniversite eğitimleri, belgesel, kapsül koleksiyon ve farklı temas noktalarıyla doğa okuryazarlığını daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlıyor. Bu kapsamda Çanakkale’nin Bigalı Köyü’nde yerel halk ve öğrencilerle başlayan eğitim yolculuğu, Behramlı Köyü’nde yerel halk buluşmasıyla daha da derinleşti. Ormanla iç içe yaşayan toplulukların gündelik hayatına temas eden buluşmada, iklim değişikliğinin doğa üzerindeki etkileri, yangın riski, ekosistem dengesi ve doğa okuryazarlığı başlıkları ele alındı. Katılımcılara ormanı korumanın yalnızca yangın sonrasında verilen mücadeleyle değil, riskleri önceden gören ve doğayla daha bilinçli bağ kuran bir yaklaşımla mümkün olduğu anlatıldı. Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü tarafından Çanakkale Bölgesel Turist Rehberleri Odası’na bağlı profesyonel turist rehberlerine verilen eğitimle projenin etkisi artırılırken, ‘orman yangınlarıyla mücadele gönüllüleri’ eğitimiyle saha ekibi güçlendirildi. Boyner çalışanları ile Warner Bros. Discovery çalışanlarına yönelik eğitim buluşmaları ise projenin kurum içindeki farkındalık alanını genişletti. Böylece proje, farklı hedef grupları kapsayan eğitimlerle yaklaşık 500 kişiye ulaşarak güçlü bir farkındalık ağı oluşturdu. Turist Rehberleri Doğa Okuryazarlığı Elçilerine Dönüşüyor Projenin saha eğitimleri kapsamında Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı’nın katkı ve desteğiyle Anadolu Hamidiye Tabyası Hangar Müze Kompleksi’nde, Çanakkale Bölgesel Turist Rehberleri Odası’na bağlı turist rehberlerine, Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü tarafından “Yangınla Mücadele ve Farkındalık” eğitimi verildi. Bölgeyi ziyaret eden milyonlarca turistle doğrudan temas kuran tur rehberleri, eğitimlerin ardından orman ekosistemleri, iklim krizi, yangın farkındalığı ve doğanın görünmeyen iletişim ağına ilişkin bilgileri ziyaretçilere aktaran önemli birer farkındalık elçisi haline geldi. Sahaya Ekipman Desteği Proje kapsamında bölgede meydana gelebilecek olası yangınlara hızlı ve doğru müdahale edilebilmesi için gönüllülerden oluşan ekibe de destek sağlandı. Bölgenin yangınla mücadele kapasitesini güçlendirmek amacıyla Bigalı Köyü’ne su tankeri kazandırıldı. Maske, eldiven, baret, gözlük, ilk yardım çantası, el feneri, kafa lambası, örme başlık ve benzeri ekipmanlardan oluşan toplam 227 farklı malzeme de gönüllü ekibin kullanımına sunuldu. “Ağaçlar Fısıldıyor” projesi sahadaki etkiyi eğitimlerle güçlendirirken; seçili Boyner’lerde ve Boyner Online’da satışa sunulacak Discovery Expedition kapsül koleksiyonu, Warner Bros. Discovery tarafından hazırlanacak belgesel dizisi ve üniversite buluşmalarıyla doğa okuryazarlığı ve farkındalığını daha geniş kitlelere ulaştırmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş Dünyasının Yeni Risk Haritası Masaya Yatırıldı Haber

İş Dünyasının Yeni Risk Haritası Masaya Yatırıldı

Allianz Türkiye ve TÜRKONFED’in ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleştirilen Risk Zirvesi; kamu, özel sektör ve akademi temsilcilerini bir araya getirerek afet riskleri ve ekonomik dayanıklılık konularında önemli bir tartışma platformu sundu. Zirveye Antalya Vali Yardımcısı Tahsin Aksu’nun yanı sıra iş dünyasının önde gelen temsilcileri katıldı. Zirvenin açılış konuşmaları; BAKSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Cengiz, Allianz Türkiye Elementer Ticari Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Öktem Örkün, TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Perihan İnci ile kamu temsilcileri tarafından gerçekleştirildi. Çoklu ve bağlantılı riskler artık “yeni normal” Zirvenin açılış konuşmasını yapan Allianz Türkiye Elementer Ticari Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Öktem Örkün, risk kavramının geçirdiği dönüşüme dikkat çekti: “Bugün risk artık istisnai bir durum değil, iş dünyasının yeni normali. Üstelik yalnızca fiziksel hasarlarla sınırlı kalmıyor; iş sürekliliğini, tedarik zincirlerini ve ekonomik sürdürülebilirliği doğrudan etkileyen çok boyutlu sonuçlar yaratıyor. Biz Allianz Türkiye olarak bu nedenle sigortacılığı yalnızca hasar sonrası devreye giren bir mekanizma olarak değil, risk gerçekleşmeden önce başlayan bir süreç olarak ele alıyoruz. İşletmelerin risklerini önceden görmelerine, hazırlıklı olmalarına ve dayanıklılıklarını artırmalarına destek olmayı sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Antalya gibi turizm ve hizmet sektörünün yoğun olduğu, ekonomik çeşitliliğin yüksek olduğu bir şehirde bu konuyu ele almak ise ayrı bir önem taşıyor. Çünkü dayanıklılık sadece tek tek işletmeler için değil, bulunduğumuz şehirlerin ve ekonominin sürdürülebilirliği için de kritik. Bu zirveyi de bu nedenle çok kıymetli buluyoruz; ortak akılla daha hazırlıklı ve daha dirençli bir gelecek inşa etmek için önemli bir adım olarak görüyoruz.” dedi. Perihan İnci: “Güçlü olmak, risklerden azade olmak anlamına gelmiyor” Risk yönetiminin kriz anlarında başvurulan teknik bir alan olmakla sınırlı kalmayıp işletmelerin finansal dayanıklılığını, rekabet gücünü, üretim kapasitesini ve en önemlisi sürekliliğini doğrudan belirleyen temel bir yönetim meselesi olduğunu belirten TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Perihan İnci, “Güçlü olmak, risklerden azade olmak anlamına gelmiyor. Tam tersine ekonomideki payınız büyüdükçe, risklerin etkisi de büyüyor. Bir yangın, bir afet, bir altyapı kesintisi ya da iklim kaynaklı bir tehdit işletmenin bilançosunun yanı sıra tedarik zincirini, istihdamı, bölgesel geliri ve ülke ekonomisine sağlanan katkıyı da etkileyebiliyor. Bu nedenle yangın riski, afet hazırlığı, sigorta bilinci ve iş sürekliliği başlıkları teknik başlıklar olmanın çok ötesinde, doğrudan kalkınma başlıklarıdır. Afet sonrası toparlanma maliyetlidir; önleyici risk yönetimi ise hem daha akılcı hem daha ekonomiktir.” açıklamasında bulundu. Mustafa Cengiz: “Bir şehir, bir sektör ya da bir şirket kriz anında ne yaptığıyla hatırlanır” Antalya’nın bir turizm destinasyonu olmakla sınırlı kalmadığını; turizm, tarım ve sanayinin entegre olduğu çok katmanlı ve stratejik bir ekonomik ekosistem olarak okunması gerektiğini söyleyen BAKSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Cengiz ise “Bugünün dünyasında marka, tanıtım kampanyalarının yanı sıra krizlere karşı gösterilen dirençle inşa ediliyor. Bir şehir, bir sektör ya da bir şirket kriz anında ne yaptığıyla hatırlanır. Bu nedenle sürdürülebilirliği de yeniden tanımlamalıyız. Sürdürülebilirlik denilince akla ilk olarak çevresel duyarlılık ya da karbon ayak izi gelebilir. Ancak sürdürülebilirlik aynı zamanda operasyonel süreklilik, kriz dayanıklılığı ve risk yönetimi kapasitesidir. Yangın ve afet dayanıklılığı de stratejik bir rekabet unsurudur. Afetlere hazırlıklı olan işletmeler daha hızlı toparlanır, daha fazla yatırım çeker, daha güçlü iş ortaklıkları kurar ve en önemlisi rekabette kalıcı bir avantaj elde eder.” dedi. Zirvede bilimsel ve sektörel bakış bir araya geldi Zirvede Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, “Afet Olsaydı? Yangın, Dayanıklılık ve Gerçek Risk Algısı” başlıklı konuşmasıyla risklerin bilimsel boyutunu ele aldı. Zirve kapsamında gerçekleştirilen panel oturumunda ise farklı sektörlerden temsilciler risk yönetimi ve iş sürekliliği konularını çok boyutlu olarak değerlendirdi. Moderatörlüğünü Semih Beken’in üstlendiği panelde; Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve İnci Holding Yönetim Kurulu Üyesi Perihan İnci ile Allianz Türkiye Risk Mühendisliği ve Allianz Teknik Direktörü Dr. Ceyhun Eren konuşmacı olarak yer aldı. Panelde, afetlere karşı hazırlık, sektör bazlı riskler ve işletmelerin dayanıklılığını artırmaya yönelik çözüm önerileri ele alındı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Anadolu Sigorta’nın Ormanın Gözleri Projesi 5. Yılında 1,2 Milyon Hektarlık Alanı Koruyacak  Haber

Anadolu Sigorta’nın Ormanın Gözleri Projesi 5. Yılında 1,2 Milyon Hektarlık Alanı Koruyacak 

Anadolu Sigorta, iklim kriziyle birlikte sayısı ve etkisi giderek artan orman yangınlarına karşı teknoloji, kamu–özel sektör iş birliği ve toplumsal farkındalığı bir araya getiren “Ormanın Gözleri” projesiyle Türkiye genelinde kalıcı ve ölçeklenebilir bir koruma modeli oluşturuyor. 2022 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü öncülüğünde hayata geçirilen proje; orman yangınlarını erken tespit etmek ve yangın riskine karşı toplumsal bilinç oluşturmak amacıyla tasarlandı. Proje kapsamındaki ilk insansız yangın gözetleme kulesi 2022 yılının sonunda Adana Balcalı’da devreye alındı. 2023 yılında Çanakkale, Muğla, Adana ve Antalya’da; 2024’te ise İstanbul, İzmir, Bursa, Kahramanmaraş ve Mersin’de yeni nesil kuleler tamamlanarak hizmete alındı. 2025 yılında İstanbul, Kastamonu, Muğla, Denizli, Bilecik ve İzmir’de kurulan kulelerle birlikte Ormanın Gözleri, yangın riski yüksek bölgelerde etkin bir erken uyarı ağına dönüştü. 2025 yıl sonu itibarıyla projede toplam 16 yangın gözetleme kulesi aktif olarak görev yapıyor. Bu kuleler aracılığıyla yaklaşık 800 bin hektarlık alan kesintisiz izlenirken, bugüne kadar 241 orman yangını çok erken aşamada tespit edilerek olası büyük felaketlerin önüne geçildi. “Ormanın Gözleri ile toplumsal farkındalığı artıran, ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir etki yaratmayı hedefliyoruz” Anadolu Sigorta Kurumsal İletişim, Sürdürülebilirlik ve Afet Yönetimi Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan, Ormanın Gözleri projesine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “İklim kriziyle birlikte orman yangınları yalnızca çevresel değil, toplumsal ve ekonomik boyutları olan çok katmanlı bir risk alanına dönüştü. Bu sene 5. yılına giren Ormanın Gözleri projesini, bu risklere karşı yalnızca bugünü değil geleceği de koruyan kalıcı bir çözüm modeli olarak kurguladık. Türkiye’de 23,4 milyon hektar orman alanı bulunmaktadır. Bu orman alanlarının yaklaşık %55’i yangına hassas bölge niteliğindedir. 2026’da tamamlanacak kulelerimizle yaklaşık 1.200.000 hektarlık alanı gözetleyeceğiz. Bu alanın yaklaşık 800.000 hektarı da yangına daha hassas orman alanı olarak nitelendiriliyor. Bu sayede devreye alacağımız yeni kulelerimizle yangına hassas bölgelerin yaklaşık %10’u gözlenecek. Orman Genel Müdürlüğü’nün yangın gözetleme sistemine ek olarak hayata geçirdiğimiz destekle, OGM’nin gözetlediği orman alanlarının yaklaşık %5’inin korunmasına katkı sunmuş olacağız. Teknolojiyi kamu–özel sektör iş birliğiyle sahaya indirirken, erken tespitin hayat kurtaran gücünü ve önleyici yaklaşımın önemini merkeze aldık. Yapay zekâ destekli gözetleme sistemleriyle ormanlarımızın gözü kulağı olurken, aynı zamanda toplumsal farkındalığı artıran, ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir etki yaratmayı hedefliyoruz.” 2026 hedefi: Türkiye ve Kıbrıs’ta daha geniş bir koruma ağı Projenin 2026 yol haritasında Balıkesir, Adana, Kastamonu ve Denizli illerine yeni yapay zekâ destekli insansız yangın gözetleme kuleleri kurulması; ayrıca Ankara (ODTÜ Ormanları) ve Kıbrıs’ta gelişmiş gözetleme sistemlerinin devreye alınması yer alıyor. Ormanın Gözleri sadece hayati önemde bir teknolojik yatırım değil; aynı zamanda güçlü bir iletişim ve farkındalık projesi. Proje kapsamında hazırlanan “Ormanın Gözleri” belgesel serisinin ilk bölümü 2023’te, dördüncü bölümü ise 2025’te izleyiciyle buluştu. Belgesel serisi teknik başarının ötesinde doğa ile insan arasındaki ilişkiyi ve yangınlarla mücadeledeki ortak sorumluluğu görünür kılıyor. Belgesel çekimlerinin 2026 yılında da sürdürülmesi planlanıyor. Anadolu Sigorta’nın Ormanın Gözleri Projesi, iklim kriziyle mücadelede özel sektörün kamu kurumlarıyla birlikte hareket ettiğinde nasıl yüksek etki yaratabileceğinin somut bir örneğini oluşturuyor. Proje, orman yangınlarının erken tespiti ve orman koruma işleviyle Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında yer alan “Karasal Yaşam” amacını doğrudan destekliyor. Aynı zamanda “Amaçlar İçin Ortaklıklar” başlığına da güçlü bir katkı sunarak, teknolojinin doğa koruma alanındaki dönüştürücü gücünü ortaya koyuyor. Kuleler yalnızca yangınlara karşı değil; diğer ormancılık faaliyetleri için de etkin bir gözetim sağlıyor. Aynı zamanda doğal yaşamın korunmasına katkı sunan sistemler, nesli tükenme riski altındaki türlerin takibinde de önemli rol üstleniyor. Kulelerin orman haberleşme sistemleri için baz istasyonu işlevi görmesi sayesinde, ormanlık alanlarda iletişim altyapısı güçlenirken, acil müdahale ekiplerinin koordinasyonu da önemli ölçüde kolaylaşıyor. Anadolu Sigorta, kule kurulumlarının yanı sıra Orman Genel Müdürlüğü’nün “Video Analitik Yazılım ve Duman Algılama Sistemi” projesine de destek veriyor. Bu sistem sayesinde, OGM’nin mevcut yangın gözetleme kulelerindeki kameralar tek bir yazılım platformu üzerinden izlenebiliyor. Yapay zekâ destekli analizlerle video görüntüleri üzerinde duman ve alev otomatik olarak algılanarak yangınlar çok erken safhada tespit edilebiliyor. Bu yaklaşım, afet risklerinin azaltılmasında teknolojinin rolünü güçlendirirken, iklim değişikliğine karşı dijitalleşme temelli bir uyum (adaptasyon) modeli de sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.