Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yaşam Kalitesi

Kapsül Haber Ajansı - Yaşam Kalitesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaşam Kalitesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gayrimenkulde Değer Artışını Belirleyen Yeni Dinamikler Haber

Gayrimenkulde Değer Artışını Belirleyen Yeni Dinamikler

Artık yalnızca lokasyon değil; proje güvenilirliği, mühendislik kalitesi, sosyal donatılar, ulaşım bağlantıları ve yaşam standardı gibi unsurlar da konut değerini doğrudan etkiliyor. Sektörde yapılan değerlendirmelere göre, Türkiye genelinde konut alıcılarının yaklaşık yüzde 68’i satın alma kararında yalnızca fiyat ve lokasyon yerine, projenin güvenilirliği ve yaşam kalitesini de dikkate alıyor. Büyükşehirlerde ise bu oranın yüzde 75 seviyelerine kadar yükseldiği ifade ediliyor. Ayrıca sürdürülebilirlik ve planlı şehirleşme kavramlarının da son yıllarda gayrimenkul değerlemesinde daha belirleyici hale geldiği belirtiliyor… Enerji verimliliği sağlayan, ulaşım ağlarına entegre ve sosyal yaşam alanları güçlü projelerin ikinci el değerlerinde ise ortalamaya göre yüzde 20’ye varan daha hızlı artış görüldüğü değerlendiriliyor. SEKTÖRDE ARSA VE KONUT YATIRIMLARINDA YENİ DÖNEM Medar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Konuralp Yılmaz, gayrimenkul sektöründeki dönüşümün artık yalnızca teorik bir değişim olmadığını, sahada da karşılık bulduğunu belirterek şirketin Ankara’daki yatırım süreçlerine ilişkin bilgi verdi. Yılmaz, Medar İnşaat’ın Ankara’da farklı bölgelerde yürüttüğü arsa ve proje yatırımlarının bu dönüşümün bir yansıması olduğunu ifade ederek, “Esenboğa bölgesinde gerçekleştirdiğimiz yaklaşık 3 milyon dolarlık arsa yatırımı kapsamında geliştirdiğimiz Medar Port Projeleri’nde inşaat süreci başlamış durumda. Toplam 380 daireden oluşan projemizi etaplar halinde hem yatırımcılara hem de son kullanıcılara teslim etmeyi planlıyoruz” dedi. Sincan Saraycık ve Yeni Peçenek bölgesinde yürütülen yatırımlara da değinen Yılmaz, “Bu bölgede gerçekleştirdiğimiz yaklaşık 4,5 milyon dolarlık arsa yatırımı kapsamında Medar Batıpark ve Medar Panorama projelerimiz için proje ve ruhsat çalışmalarımız devam ediyor. Söz konusu projelerin inşaatına 2027 Şubat ayı sonunda başlamayı hedefliyoruz. Toplam 180 ve 105 daireden oluşacak bu iki proje, bölgedeki konut ihtiyacına yönelik olarak planlandı” ifadelerini kullandı. Gayrimenkul sektöründe değer algısının değiştiğine dikkat çeken Yılmaz, değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi: “Gayrimenkul sektörü bugün yalnızca yapı üretiminin değil, yaşam üretiminin konuşulduğu bir döneme girmiş durumda. Değer artık tek başına metrekare ya da lokasyonla tanımlanmıyor; bir projenin mühendislik yaklaşımı, güvenlik standartları, sosyal yaşam alanları ve uzun vadeli sürdürülebilirlik vizyonu toplam değeri belirleyen ana unsurlar haline geliyor. Özellikle büyük şehirlerde alıcıların karar süreçlerinde güven, marka itibarı ve yaşam kalitesi daha belirleyici bir konuma yükselmiş durumda. Bu değişim, sektörün daha planlı ve nitelikli projelere yönelmesini zorunlu kılıyor.” Yılmaz ayrıca Medar İnşaat’ın Ankara’daki farklı bölgelerde yatırım çalışmalarını sürdürdüğünü ve bu yatırımların artarak devam edeceğini de vurguladı. Yılmaz ayrıca Medar İnşaat’ın Ankara’daki farklı bölgelerde yatırım çalışmalarını sürdürdüğünü ve bu yatırımların devam edeceğini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya MS Günü’nde Hareketin Gücüne Dikkat Çekildi Haber

Dünya MS Günü’nde Hareketin Gücüne Dikkat Çekildi

Dünya MS Günü kapsamında Türkiye MS Derneği ve Merck'in iş birliğiyle İstanbul Ataşehir Let’s Club Spor Kulübü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen farkındalık etkinliğinde, Multipl Skleroz (MS) ile yaşayan bireyler için hareketin ve fiziksel aktivitenin yaşam kalitesine katkısı uzman hekimlerin katılımıyla değerlendirildi. Merkezi sinir sistemini etkileyen kronik bir hastalık olan Multipl Skleroz (MS), dünya genelinde yaklaşık 3,5 milyon, Türkiye’de ise 70 binin üzerinde bireyi etkiliyor. Genellikle 20-40 yaş arası genç yetişkinlerde görülen ve hastaların günlük yaşamlarını fiziksel, duygusal ve sosyal açıdan etkileyen bu hastalığa dikkat çekmek için düzenlenen etkinlikte, fiziksel aktivitenin MS hastalarının yaşam kalitesi üzerindeki etkileri ele alındı. Toplantıda, hareketin yalnızca fiziksel değil psikolojik açıdan da destekleyici rolü vurgulandı. Etkinliğin moderatörlüğünü İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Prof. Dr. Yeşim Beckmann üstlenirken; Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Sedat Şen, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Haluk Gümüş ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Cihat Uzunköprü konuşmacı olarak programa katıldı. Program kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda; MS belirtileri, tanı süreci, günlük yaşam yönetimi ve güncel tedavi yaklaşımlarına dair önemli bilgiler paylaşıldı. Soru-cevap bölümünün ardından katılımcılar, düzenlenen spinning aktivitesiyle hareketin gücünü deneyimleme fırsatı buldular. Etkinliğin açılış ve moderasyonunu üstlenen Prof. Dr. Yeşim Beckmann, “MS, her bireyde farklı belirtilerle seyredebildiği için yalnızca tedavi süreci değil, günlük yaşam yönetimi de büyük önem taşıyor. Hareket etmek, düzenli fiziksel aktiviteyi yaşamın bir parçası haline getirmek ve sosyal hayattan kopmamak; MS ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesini destekleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor.” dedi. “MS’de İlk Pedal: Hastalar Hangi Semptomlarla Yola Çıkıyor?” başlıklı konuşmasında erken tanının önemine değinen Doç. Dr. Sedat Şen, “MS’in erken dönem belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterebiliyor ve zaman zaman uyuşma, halsizlik veya görme bozuklukları gibi semptomlar başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabiliyor. Bu nedenle hem toplumdaki farkındalığın artması hem de bireylerin belirtileri doğru şekilde değerlendirmesi erken tanı açısından kritik önem taşıyor.” açıklamasında bulundu. “MS ile Günlük Hayat: Rutinler Nasıl Vites Değiştiriyor?” oturumunda hastalığın sosyal boyutuna dikkat çeken Prof. Dr. Haluk Gümüş, “MS ile yaşamak yalnızca fiziksel belirtileri yönetmek anlamına gelmiyor. Günlük rutinlerin sürdürülebilmesi, sosyal yaşamın devam etmesi ve bireyin aktif kalabilmesi de hastalık yönetiminin ayrılmaz bir parçası. Düzenli egzersiz ve hareket, bu noktada hastalarımız için destekleyici bir rol üstleniyor.” şeklinde konuştu. “MS Tedavisinde İleri Vites: Bugün Neredeyiz?” başlığı altında güncel tıbbi yaklaşımları aktaran Doç. Dr. Cihat Uzunköprü ise, “MS tedavisinde son yıllarda çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Günümüzde hastaların yaşam kalitesini korumaya ve hastalığın ilerlemesini kontrol altına almaya yönelik daha kapsamlı yaklaşımlar uygulanabiliyor. Ancak tıbbi tedaviler kadar toplumsal farkındalık, doğru yaşam alışkanlıkları ve multidisipliner yaklaşım da büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı. Dünya MS Günü kapsamında gerçekleştirilen ve büyük ilgi gören etkinlikte verilen ortak mesaj; MS ile yaşayan bireylerin sosyal yaşamdan kopmadan, aktif, hareketli bir yaşam sürmelerinin önemine dikkat çekmek ve hastalığa yönelik toplumsal bilinci daha da güçlendirmek oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2026’da Gayrimenkul ve İnşaat Sektörünü Şekillendirecek Yatırım Trendleri Haber

2026’da Gayrimenkul ve İnşaat Sektörünü Şekillendirecek Yatırım Trendleri

Deprem güvenliği, sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve yaşam kalitesi odaklı projeler yatırımcıların karar süreçlerinde belirleyici unsurlar haline gelirken, sektör temsilcileri de geleceğin ihtiyaçlarına uygun projeler geliştirmeye odaklanıyor… SOA Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Artukoğlu, gayrimenkul sektöründe yaşanan dönüşümü değerlendirerek yatırımcı davranışlarının son yıllarda önemli ölçüde değiştiğini söyledi. Artukoğlu, “Geçmişte yatırım kararlarında öncelikli kriter lokasyon ve fiyat olurken, bugün güvenli yapılaşma, sosyal yaşam alanları, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik gibi unsurlar da en az bunlar kadar önem taşıyor. Özellikle deprem gerçeğinin daha fazla hissedildiği bir dönemde yatırımcılar yalnızca bir mülk satın almıyor; güvenli ve uzun vadeli bir yaşam alanına yatırım yapıyor” ifadelerini kullandı. Sürdürülebilir projeler ön plana çıkıyor Küresel ölçekte çevresel farkındalığın artmasıyla birlikte sürdürülebilir yapıların önem kazandığını belirten Artukoğlu, enerji tasarrufu sağlayan sistemlerin ve çevre dostu uygulamaların yeni projelerin vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini ifade etti. “Yeşil bina uygulamaları, yenilenebilir enerji çözümleri ve düşük karbon ayak izine sahip projeler artık yatırımcıların tercih sebepleri arasında yer alıyor. Önümüzdeki dönemde sürdürülebilirlik odaklı projelerin sektördeki payının daha da artacağını öngörüyoruz” diye konuştu. Akıllı teknolojiler yatırım değerini artırıyor Dijitalleşmenin inşaat ve gayrimenkul sektöründe de etkisini gösterdiğine dikkat çeken Artukoğlu, akıllı bina teknolojilerinin yatırım kararlarında giderek daha fazla rol oynadığını belirtti. Artukoğlu, “Enerji tüketimini optimize eden sistemler, uzaktan yönetilebilen yaşam alanları ve güvenlik teknolojileri artık modern projelerin standartları arasında yer alıyor. Akıllı teknolojilere sahip yapılar hem kullanıcı deneyimini artırıyor hem de uzun vadede yatırım değerine katkı sağlıyor” ifadelerini kullandı. Ankara ve gelişen şehirler yatırımcıların radarında Türkiye’de yatırımcı ilgisinin yalnızca büyük metropollerle sınırlı kalmadığını vurgulayan Artukoğlu, gelişen şehirlerin ve yeni yaşam merkezlerinin öne çıkmaya başladığını söyledi. “Ulaşım yatırımları, yeni ticaret alanları ve planlı şehirleşme projeleri sayesinde Ankara başta olmak üzere birçok şehir yatırım açısından önemli fırsatlar sunuyor. Özellikle yaşam kalitesini yükselten, sosyal donatıları güçlü ve ulaşım avantajı sağlayan projeler yatırımcıların dikkatini çekmeye devam edecek” dedi. ‘Geleceğin projeleri bugünden şekilleniyor’ 2026 yılında sektörün odağında güven, sürdürülebilirlik ve teknoloji ekseninin yer alacağını belirten Artukoğlu sözlerini şöyle tamamladı: “Gayrimenkul sektörü yalnızca yapı üretmekten ibaret değil. İnsanların yaşamlarına değer katan, şehirlerin gelişimine katkı sağlayan ve gelecek nesillere daha yaşanabilir alanlar bırakan projeler geliştirmek gerekiyor. Biz de SOA Holding olarak geleceğin ihtiyaçlarını bugünden analiz ederek, uzun vadeli değer üreten projelere odaklanmayı sürdürüyoruz” ifadelerinde bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeni Sahiplendiğiniz Hayvanın Evde Geçireceği İlk 72 Saat Çok Önemli Haber

Yeni Sahiplendiğiniz Hayvanın Evde Geçireceği İlk 72 Saat Çok Önemli

“Uzmana Sor” podcast ve videocast serisi; yavruluk döneminden sağlıklı gelişime kadar en kritik konuları, Royal Canin bünyesinde çalışan veteriner hekimlerin uzman görüşleriyle ele alıyor. Doğru bakım, beslenme ve eğitim konularında güvenilir bilgiler sunan bu seri; YouTube, Spotify, Apple Music ve Podbee platformlarında her an erişilebilir durumda. Royal Canin, hayvan sağlığı ve refahı alanındaki 55 yılı aşkın bilimsel birikimini paylaşmak amacıyla, en çok merak edilen sorulara yanıt veren “Uzmana Sor” serisini geliştirdi. Kedi ve köpek sahiplerinden bakım hizmeti sunan profesyonellere, pet shop çalışanlarından sektördeki diğer paydaşlara kadar geniş bir kitleye hitap eden bu seri; yavruluk döneminden sağlıklı gelişime kadar pek çok kritik konuyu ele alıyor. İçerikler, Royal Canin bünyesinde görev yapan veteriner hekimlerin uzman görüşleriyle hazırlanarak bilimsel ve güvenilir bir kaynak sunuyor. Doğru bakım, beslenme ve günlük yaşam pratiklerine dair rehberlik sağlayan “Uzmana Sor” serisi; YouTube, Spotify, Apple Music ve Podbee platformlarında her an erişilebilir durumda. Seri, hayvan sahipliğini daha bilinçli ve keyifli hale getirmeyi, aynı zamanda hayvanların yaşam kalitesini artırmayı amaçlıyor. “Uzmana Sor” serisi ile güvenilir bilgi Program kapsamında geliştirilen “Uzmana Sor” podcast ve videocast serisi, kedi ve köpek sahiplerinin en çok merak ettiği sorulara, Royal Canin bünyesinde görev yapan veteriner hekimlerin uzmanlığıyla yanıt veriyor. Seri; bakım, beslenme ve eğitim süreçlerine dair konuları bilimsel ve anlaşılır bir dille ele alarak, hayvan sahiplerinin doğru bilgiye kolayca ulaşmasını sağlıyor. Yavruluk dönemi, sağlıklı yaşamın temeli Toplam 8 bölümden oluşan serinin bölümleri Nisan ve Mayıs aylarında izleyicilerle buluşacak. Böylece izleyiciler serinin ilk bölümlerine hemen ulaşabilecek, devam eden içerikleri ise Mayıs ayı boyunca takip edebilecek. Serinin başlangıç fazı, kedi ve köpeklerin yaşamlarının en kritik evrelerinden biri olan “Yavruluk” dönemine odaklanıyor. Yavruluk döneminde doğru beslenme ve bakımın önemi vurgulanırken, hayvan sahiplerinin soru işaretleri uzman görüşleriyle gideriliyor. “İlk Günden Sağlık” yaklaşımı, yavruluk döneminde yapılan doğru yönlendirmelerin hayvanların tüm yaşam kalitesi üzerinde belirleyici olduğuna dikkat çekiyor. Bu süreçte sağlanan doğru bakım ve beslenme, uzun vadede sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturuyor. Veteriner hekim odaklı güçlü yapı Royal Canin Avrasya Bölgesi Bilimsel İlişkiler Yöneticisi Veteriner Hekim Murat Altunyuva proje hakkında şunları söyledi: “Royal Canin olarak, bünyemizde görev yapan çok sayıda veteriner hekimle güçlü bir bilimsel altyapıya sahibiz. Veteriner hekimlerimizi ekosistemimizin merkezine konumlandırıyor; bilgi üretiminden saha uygulamalarına kadar her aşamada aktif rol almalarını sağlıyoruz. Bu sayede hem hayvan sahiplerine hem de sektördeki tüm paydaşlara doğru ve güvenilir rehberlik sunabiliyoruz. Özellikle ‘yavruluk’ döneminde veteriner hekimlerin yönlendirmesi, hayvanların sağlıklı bir yaşam sürmesinde kritik bir rol oynuyor.” Çoklu platformda erişim “Uzmana Sor” serisi, YouTube’da video formatında yayınlanırken; aynı zamanda Spotify üzerinden de podcast olarak dinlenebiliyor. Seri, kedi ve köpek sahipleri için güvenilir bir bilgi kaynağı niteliği taşıyor. Ayrıca İyilik Hareketi kapsamında, YouTube kanalına yapılan her yeni abone ve takip, Hepad aracılığıyla bir kedi ve bir köpeğin günlük mama ihtiyacını karşılayacak kadar bağışa dönüşüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yavru Kedi ve Köpeklere Süt Verilir mi? Tuvalet Eğitimi Nasıl Olmalı?  Haber

Yavru Kedi ve Köpeklere Süt Verilir mi? Tuvalet Eğitimi Nasıl Olmalı? 

“Uzmana Sor” podcast ve videocast serisi; yavruluk döneminden sağlıklı gelişime kadar en kritik konuları, Royal Canin bünyesinde çalışan veteriner hekimlerin uzman görüşleriyle ele alıyor. Doğru bakım, beslenme ve eğitim konularında güvenilir bilgiler sunan bu seri; YouTube, Spotify, Apple Music ve Podbee platformlarında her an erişilebilir durumda. Royal Canin, hayvan sağlığı ve refahı alanındaki 55 yılı aşkın bilimsel birikimini paylaşmak amacıyla, en çok merak edilen sorulara yanıt veren “Uzmana Sor” serisini geliştirdi. Kedi ve köpek sahiplerinden bakım hizmeti sunan profesyonellere, pet shop çalışanlarından sektördeki diğer paydaşlara kadar geniş bir kitleye hitap eden bu seri; yavruluk döneminden sağlıklı gelişime kadar pek çok kritik konuyu ele alıyor. İçerikler, Royal Canin bünyesinde görev yapan veteriner hekimlerin uzman görüşleriyle hazırlanarak bilimsel ve güvenilir bir kaynak sunuyor. Doğru bakım, beslenme ve günlük yaşam pratiklerine dair rehberlik sağlayan “Uzmana Sor” serisi; YouTube, Spotify, Apple Music ve Podbee platformlarında her an erişilebilir durumda. Seri, hayvan sahipliğini daha bilinçli ve keyifli hale getirmeyi, aynı zamanda hayvanların yaşam kalitesini artırmayı amaçlıyor. “Uzmana Sor” serisi ile güvenilir bilgi Program kapsamında geliştirilen “Uzmana Sor” podcast ve videocast serisi, kedi ve köpek sahiplerinin en çok merak ettiği sorulara, Royal Canin bünyesinde görev yapan veteriner hekimlerin uzmanlığıyla yanıt veriyor. Seri; bakım, beslenme ve eğitim süreçlerine dair konuları bilimsel ve anlaşılır bir dille ele alarak, hayvan sahiplerinin doğru bilgiye kolayca ulaşmasını sağlıyor. Yavruluk dönemi, sağlıklı yaşamın temeli Toplam 8 bölümden oluşan serinin bölümleri Nisan ve Mayıs aylarında izleyicilerle buluşacak. Böylece izleyiciler serinin ilk bölümlerine hemen ulaşabilecek, devam eden içerikleri ise Mayıs ayı boyunca takip edebilecek. Serinin başlangıç fazı, kedi ve köpeklerin yaşamlarının en kritik evrelerinden biri olan “Yavruluk” dönemine odaklanıyor. Yavruluk döneminde doğru beslenme ve bakımın önemi vurgulanırken, hayvan sahiplerinin soru işaretleri uzman görüşleriyle gideriliyor. “İlk Günden Sağlık” yaklaşımı, yavruluk döneminde yapılan doğru yönlendirmelerin hayvanların tüm yaşam kalitesi üzerinde belirleyici olduğuna dikkat çekiyor. Bu süreçte sağlanan doğru bakım ve beslenme, uzun vadede sağlıklı bir yaşamın temelini oluşturuyor. Veteriner hekim odaklı güçlü yapı Royal Canin Avrasya Bölgesi Bilimsel İlişkiler Yöneticisi Veteriner Hekim Murat Altunyuva proje hakkında şunları söyledi: “Royal Canin olarak, bünyemizde görev yapan çok sayıda veteriner hekimle güçlü bir bilimsel altyapıya sahibiz. Veteriner hekimlerimizi ekosistemimizin merkezine konumlandırıyor; bilgi üretiminden saha uygulamalarına kadar her aşamada aktif rol almalarını sağlıyoruz. Bu sayede hem hayvan sahiplerine hem de sektördeki tüm paydaşlara doğru ve güvenilir rehberlik sunabiliyoruz. Özellikle ‘yavruluk’ döneminde veteriner hekimlerin yönlendirmesi, hayvanların sağlıklı bir yaşam sürmesinde kritik bir rol oynuyor.” Çoklu platformda erişim “Uzmana Sor” serisi, YouTube’da video formatında yayınlanırken; aynı zamanda Spotify üzerinden de podcast olarak dinlenebiliyor. Seri, kedi ve köpek sahipleri için güvenilir bir bilgi kaynağı niteliği taşıyor. Ayrıca İyilik Hareketi kapsamında, YouTube kanalına yapılan her yeni abone ve takip, Hepad aracılığıyla bir kedi ve bir köpeğin günlük mama ihtiyacını karşılayacak kadar bağışa dönüşüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nutricia Türkiye’den Ebeveynlere Çağrı: Her Belirtinin Bi’ Nedeni Var Haber

Nutricia Türkiye’den Ebeveynlere Çağrı: Her Belirtinin Bi’ Nedeni Var

Nutricia Türkiye, insanı merkeze alan yaklaşımıyla, toplum sağlığına katkı sağlama hedefini sürdürüyor. Bu yaklaşımdan hareketle “Bi’ Nedeni Var” projesi, yaşamın ilk yılında en sık görülen gıda alerjilerinden biri olan İnek Sütü Proteini Alerjisi (İSPA) konusunda farkındalığı artırmayı hedefleyen bütüncül bir girişim olarak öne çıkıyor. İSPA; emzirilen bebeklerde annenin süt ve süt ürünleri tüketimine bağlı olarak anne sütü yoluyla ya da inek sütü bazlı bebek mama ve çocuk devam sütlerinin kullanımıyla gelişebilen, erken dönemde farklı belirtilerle kendini gösterebilen bir alerji tipidir. Belirtiler farklı şiddetlerde ortaya çıkabilir. Beslenme sonrası gelişen cilt döküntüleri, yüzde veya boğazda şişme, kusma, ishal, kabızlık ya da solunum güçlüğü gibi belirtiler görülebileceği gibi; iki haftadan uzun süren gaz, huzursuzluk ve yoğun ağlama gibi daha belirsiz semptomlarla da kendini gösterebilir. Ancak bu belirtilerin çoğu zaman sıradan bebek davranışlarıyla karıştırılması tanıda gecikmelere yol açabilmektedir. Ortalama 4,5 aya kadar uzayabilen tanı gecikmesi, erken farkındalığın önemini daha da artırmaktadır. Nutricia Türkiye, “Bi’ Nedeni Var” projesiyle ebeveynlerin küçük belirtileri yeniden düşünmesini teşvik ederken, sağlık profesyonelleriyle birlikte erken tanı ve doğru yönlendirme konusunda farkındalığı artırmayı, bu alanda bütüncül bir yaklaşımı güçlendirmeyi hedefliyor. Bazen küçük bi’ işaret, büyük bi’ nedeni anlatır Nutricia Türkiye Uzman Beslenme Direktörü Cenk Kurt, projeye ilişkin şunları söyledi: “İnek sütü proteini alerjisinde en önemli zorluklardan biri, belirtilerin çoğu zaman normal bebek davranışlarıyla karıştırılabilmesi. Oysa bazen küçük gibi görünen bir işaretin altında, fark edilmesi gereken önemli bir neden yatabiliyor. ‘Bi’ Nedeni Var’ projesiyle amacımız; ebeveynlerin güvenilir bilgiye erişimini desteklemek, sağlık profesyonelleriyle ortak bir farkındalık zemini oluşturmak ve erken tanının önemini daha görünür kılmak. Çünkü doğru zamanda fark edilen her belirti, bebeğin yaşam kalitesi açısından anlamlı bir fark yaratabiliyor. Bu nedenle, her belirtiye biraz daha dikkatli bakmak için gerçekten bi’ nedeni var.” Bilimsel zeminde ilk buluşma: Çocuk Hekiminin Bir Günü Projenin ilk kez tanıtımının yapıldığı platformlardan biri, Türkiye Milli Pediatri Derneği’nin bilimsel vizyonu doğrultusunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bu yıl 9.’su düzenlenen Çocuk Hekiminin Bir Günü Eğitim Toplantısı oldu. Pediatri pratiğini teorik çerçevenin ötesine taşıyarak gerçek yaşam senaryoları ve olgu bazlı yaklaşımlarla ele alan bu önemli bilimsel buluşma, çocuk sağlığı alanındaki güncel gelişmelerin tartışıldığı güçlü bir kongre niteliği taşıyor. Kongre kapsamında, çocuk sağlığı alanında erken tanı ve farkındalığı artırmaya yönelik geliştirilen “Bi’ Nedeni Var” projesi de bilimsel gündemin önemli başlıklarından biri olarak ele alındı. Proje ile özellikle inek sütü proteini alerjisinde (İSPA) erken tanı ve doğru yönetim konusundaki farkındalığın artırılması hedefleniyor. Prof. Dr. Mustafa Arga: Erken farkındalık doğru yönetimin ilk adımı 9. Çocuk Hekiminin Bir Günü Eğitim Toplantısı’nda konuşan Türkiye Milli Pediatri Derneği Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Arga sahadaki bu gerçeğe dikkat çekerek şunları söyledi: “İnek sütü proteini alerjisi, özellikle yaşamın ilk döneminde spesifik olmayan belirtilerle kendini gösterebildiği için fark edilmesi her zaman kolay olmayabiliyor. Bu nedenle hem ailelerin belirtileri doğru okumaya yönelik farkındalığı hem de sağlık profesyonellerinin güncel yaklaşımlarla desteklenmesi büyük önem taşıyor. Belirtilerin erken dönemde doğru değerlendirilmesi, tanı ve yönetim sürecinde belirleyici rol oynuyor. Bu tür projeler ise bilimsel bilginin toplumla daha güçlü buluşmasına katkı sağlaması açısından büyük önem taşıyor.” Çocuk Alerji İmmünoloji ve Astım Derneği Başkanı Prof. Dr. Arzu Bakırtaş, bu noktada şu vurguyu yapıyor: “Ailelerin ve hekimlerin bu belirtileri doğru değerlendirmesi çok önemli. Çünkü gerçekten çoğu zaman bi’ nedeni var.” Bazen Küçük Bi’ İşaret, Büyük Bir Fark Yaratır Türkiye Milli Pediatri Derneği’nin bilimsel çatısı altında gerçekleştirilen bu önemli toplantı kapsamında ele alınan “Bi’ Nedeni Var” projesi; inek sütü proteini alerjisinde erken farkındalığı güçlendirmeyi, ebeveynlerle sağlık profesyonelleri arasında bilgi köprüsü kurmayı ve küçük gibi görünen belirtilerin zamanında fark edilmesine katkı sunmayı hedefliyor. Multidisipliner yaklaşımı merkeze alan çalışmalar, bebeklerin ve ailelerinin yaşam kalitesini desteklemeyi amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

8. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi Başladı Haber

8. Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi Başladı

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Küresel ölçekte bir narsisizm artışı yaşanıyor. Bu artık bir epidemiden ziyade bir pandemi haline geldi. Özellikle gençler arasında narsisizmin artması; suçun ve şiddetin artması anlamına geliyor.” Prof. Dr. David Baron: “İnsan bağ kurduğunda iyileşir, gelişir ve güçlenir.” Prof. Dr. Güngör: “Pozitif psikoloji, her şeye yüzeysel biçimde iyi bakmak değildir. Asıl mesele, ‘pozitif olan için ne yapmalıyız?’ sorusunu sormaktır. Güler yüz önemli ama o gülüşlerin arkasında derin düşünce olmalı.” Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: “Bir fırtınanın içinde yaşadığımız söyleniyor ama bu bir fırtına değil; bir iklim değişikliği. Fırtına geçer ve hayatınıza kaldığınız yerden devam edersiniz. Ama iklim değişikliğinde yeni bir hayat kurmak zorundasınızdır.” Üsküdar Üniversitesi tarafından geleneksel hale getirilen ve bu yıl sekizincisi düzenlenen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi Üsküdar Üniversitesi Merkez Yerleşke Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda başladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi, NP Etiler ve NP Feneryolu Tıp Merkezi, Türk Psikolojik Danışma Rehberlik Derneği ve Pozitif Psikoloji Enstitüsü paydaşlığında Üsküdar Üniversitesi tarafından bu yıl 8’incisi gerçekleştirilen Uluslararası Pozitif Psikoloji Kongresi, bu alanda çalışmalar yürüten uzman isimleri ağırlıyor. İki gün sürecek kongrenin bu yılki teması, "Dijitalleşen Dünyada Anlam Arayışı: Sosyal İzolasyon mu? Longevity (Uzun Yaşam) mi?" olarak belirlendi. Açılışı Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı Kongrenin açılışında Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan "Dijitalleşen Dünyada Anlam Arayışı" başlıklı açılış konferansında hem akademik hem de küresel ölçekte dikkat çeken mesajlar verdi. Prof. Dr. Tarhan, konuşmasına önemli bir gelişmeyi paylaşarak başladı ve “Dünya Pozitif Psikoloji Kongresi 2027’nin Temmuz ayında Türkiye’de yapılacak. Geçen yıl Avustralya’daydı. Bu kez Üsküdar Üniversitesi öncülüğünde ve İbn Haldun Üniversitesi iş birliğiyle ülkemizde düzenlenecek. Bu müjdeyi de sizinle paylaşmak istedim.” dedi. “21. yüzyıl Bilgelik Yüzyılı olmak zorunda” İnsanlık tarihindeki büyük dönüşümlere dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, günümüzün yeni bir kırılma dönemine işaret ettiğini belirterek, “Neolitik dönem, Tarım dönemi, Endüstri devrimi ve 20. yüzyılda Bilgi Çağı… Peki 21. yüzyıl ne olacak? Yapay zekâyla birlikte bu yüzyılın ‘Bilgelik Yüzyılı’ olmak zorunda olduğunu düşünüyorum. Bunun yolu da pozitif psikolojiden geçiyor.” diye konuştu. Konuşmasının odağında “anlam” kavramının yer aldığını belirten Prof. Dr. Tarhan “Konumuzun ‘Dijitalleşen Dünyada Anlam Arayışı’ olması tesadüf değil. Krizlere ve acılara doğru anlam yüklersek onları yönetebiliriz. Yanlış anlam yüklersek acılar çözülmez, devam eder. Bu anlam yükleme sürecinin en önemli yöntemlerinden biri de pozitif psikolojidir.” ifadesinde bulundu. Pozitif psikoloji eğitimi somut sonuçlar verdi Üniversitede pozitif psikolojiyi eğitim sistemine entegre ettiklerini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Üniversitemiz kurulduktan sonra, 2013 yılında pozitif psikoloji dersini tüm öğrencilere zorunlu ders olarak koyduk. Ders öncesi ve sonrası ölçümler yaptık. Öğrencilerimizden ‘arkadaşımla aram düzeldi’, ‘madde kullanımını bıraktım’, ‘babamla ilişkim düzeldi’ gibi geri bildirimler aldık.” şeklinde konuştu. Pozitif psikolojiden ilhamla geliştirilen projelere de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Yaklaşık 5 bin uluslararası öğrencimiz var. Farklı ülkelerden gelen öğrencilerin kendi aralarında gruplaştığını ve sosyal temasın sınırlı kaldığını gördük. Bunun üzerine ‘Pozitif Psikolojiden Hedef Arkadaşlığı Projesi’ni başlattık. Bu, bir tür akran mentorluğu modeli. Her yıl bilimsel araştırma projesi olarak destekliyoruz ve sonuçlarını da yayımladık.” dedi. Pozitif psikoloji, sıfırı artıya çıkarır… Klasik psikoloji ile pozitif psikoloji arasındaki farkı da açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Klasik psikoloji eksiyi sıfıra getirir, patolojiyi düzeltir. Pozitif psikoloji ise sıfırı artıya çıkarır. Yaşam kalitesini ve iyilik halini artırır.” ifadelerini kullandı. Bu yaklaşımı tıptaki gelişmelerle kıyaslayan Prof. Dr. Tarhan, “Günümüzde tıpta ‘dokulara saygılı hekimlik’ anlayışı var. Gereksiz müdahaleler yerine minimal yöntemler tercih ediliyor. Bunun psikiyatridedeki karşılığı da pozitif psikoterapidir.” dedi. Prof. Dr. Tarhan, konuşmasında dijitalleşme çağında insanın anlam arayışının daha da önem kazandığını belirterek, pozitif psikolojinin bu süreçte bireylerin hem psikolojik dayanıklılığını artıran hem de yaşam kalitesini yükselten temel bir yaklaşım olduğunu vurguladı. İnsanlık nereye gidiyor? Prof. Dr. Tarhan, bireyin güçlü yönlerini merkeze alan yaklaşımların önemine değinerek, “Kişinin karakter güçleri envanteri var (VIA). Howard Gardner’ın çalışmalarından da yararlanarak bunu rutin olarak uyguluyoruz. Kişinin pozitif yönlerini güçlendirdiğinizde, negatif yönlerini büyük ölçüde kendisi çözebiliyor. Bu yaklaşım çok daha etkili bir rehberlik sunuyor.” dedi. 2023 yılında Gardner’ı kongreye davet ettiklerini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıyor ama insanlık nereye gidiyor diye sorduğumda, ‘İnsanlar daha zeki olacak ama daha insan olacaklarını söyleyemem’ dedi. Bu çok anlamlı bir uyarıydı.” diye konuştu. Zeka ucuzladı, karakter pahalılaştı Teknolojik gelişmelerin insan karakteri üzerindeki etkilerine değinen Prof. Dr. Tarhan, Elon Musk’ın sözlerini hatırlatarak, “Bugün ‘zeka ucuzladı ama karakter pahalılaştı’ deniyor. Gerçekten de karakterli insan bulmak zorlaşıyor. İnsanlar daha fazla imkana sahip oldukça bastırılmış yönleri, açgözlülükleri ortaya çıkabiliyor.” ifadelerini kullandı. “Empati çalışmazsak kötülükler artıyor!” Prof. Dr. Tarhan, günümüzde küresel ölçekte bir narsisizm artışı yaşandığını belirterek, “Bu artık bir epidemiden ziyade bir pandemi haline geldi. Özellikle gençler arasında narsisizmin artması; suçun ve şiddetin artması anlamına geliyor. En büyük organı egosu. Kendini özel, önemli, üstün görüyor; hak duygusu sadece kendilerine yönelik. Hep dünya kendi çıkarı etrafında dönsün istiyor. Mesela narsistik yetişen bir çocuk, eline plastik mermi olan bir silah alıyor, yolda geçen bir hanımefendiye sıkıyor, kameraya çekiyor ve zevkle seyrediyor bunu. Şimdi böyle birisine empati öğretmek gerekiyor. 'O senin kardeşin olsa, annen olsa ne hissederdin?' diye empati çalışmak gerekiyor. Empati çalışmazsak kötülükler artıyor. Bütün kötülükleri bir odaya doldursanız kapısını empati yoksunluğu açıyor. Pozitif Psikoloji bunu öğretiyor.” şeklinde konuştu. “Küresel empati yoksunluğu yaşıyoruz” Dünyadaki çatışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Gazze’den İran’a kadar yaşanan olayların arkasında da empati eksikliği var. Ancak insanlık gelişiyor, umutsuzluğa kapılmamak gerekir. İletişim çağındayız ve kötülüklerin en büyük düşmanı iyi insanların tavır koymasıdır.” ifadelerini kullandı. Psikiyatrinin geleceği kişiye özel tedavi… Sağlık alanındaki çalışmalara da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Hastanemizde kişiye özel tedavi yaklaşımının Türkiye’de öncülerinden olduk. Nörobilim temelli ve kanıta dayalı yöntemlerle psikiyatrik hastalıkların beyindeki karşılıklarını tespit ederek tedavi uyguluyoruz. Ayrıca farmakogenetik çalışmaları da kendi laboratuvarlarımızda yürütüyoruz.” dedi. “Bu bir kabuk değişimi, doğum sancısıdır…” Konuşmasının sonunda umudun önemine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, sözlerini, “Dünyadaki savaşlara bakarak karamsarlığa kapılmayalım. Bu süreç bir kabuk değişimi, bir doğum sancısıdır. İnsanlık daha iyiye doğru ilerliyor. Bunu ‘geliştiren travma’ olarak görmeli ve travma sonrası büyümeye odaklanmalıyız” ifadeleriyle tamamladı. Prof. Dr. Nazife Güngör: “Her yüzyılın başlangıcında dünya bir tür kaos yaşıyor” Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör ise açılış konuşmaları kapsamında yaptığı konuşmada, insanlık tarihinin her yüzyıl başında benzer kaotik süreçlerden geçtiğini belirterek, 21. yüzyılın da küresel ölçekte yeni bir çözülme ve dönüşüm sürecine sahne olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Güngör, “Her yüzyılın başlangıcında dünya bir tür kaos yaşıyor. Yüzyıllar çoğu zaman sancıyla, bunalımla başlıyor.” diyerek tarihsel döngülere dikkat çekti. Kaosu üreten, çözümü de buluyor! Tüm bu gelişmelere rağmen umutsuzluğa kapılmamak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Güngör, “İnsanlık her zaman kaotik durumlar yaratır ama çözümünü de yine kendisi bulur. Çünkü insan düşünen bir varlıktır. Sorun üretir ama daha iyi bir dünya için sorgulamayı da beraberinde getirir. Onun için de biz akademiye önem verelim. Biz insanlık olarak okumaya, düşünmeye, sorgulamaya, eleştirel düşünüşe önem vermeliyiz, ondan asla vazgeçmemeliyiz. Kötü varsa mutlaka iyi de vardır. Bir şeyler kötüye gidiyorsa, bir şeyler de iyiye gidebilir. Ama bu iyiye gitmesi insanın niyetine bağlıdır.” diye konuştu. Prof. Dr. Güngör: “Umutsuzluk insanlık tarihinde yoktur” İnsanlık tarihinin mücadelelerle dolu olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Güngör, “İnsanlık tarihinde hep trajediler ve kaoslar olmuştur ama her zaman bir çıkış yolu bulunmuştur. Bu nedenle bolca okumalı, düşünmeli, sorgulamalı ve eleştirel bakış açısını güçlendirmeliyiz. Daha insancıl bir gelecek, ancak bu şekilde mümkün olabilir.” ifadesinde bulundu. “Güler yüz önemli ancak arkasında derin düşünce olmalı” Pozitif psikolojinin önemine de değinen Prof. Dr. Güngör, “Pozitif psikoloji, her şeye yüzeysel biçimde iyi bakmak değildir. Asıl mesele, ‘pozitif olan için ne yapmalıyız?’ sorusunu sormaktır. Güler yüz önemli ama o gülüşlerin arkasında derin düşünce olmalı. Neşeyle bakarken aynı zamanda sorgulayan, eleştiren bir zihni de korumalıyız.” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak: “Çok özel bir dönemde yaşıyoruz” Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, günümüz dünyasının insanlık tarihi açısından “en özel ve en kırılgan dönemlerden biri” olduğunu belirterek, dijitalleşmenin yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil, aynı zamanda insanın anlam dünyasını kökten değiştiren bir süreç olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Kaynak, “Hepimiz açıkçası çok özel bir dönemde yaşıyoruz. Hayatımıza çok hızlı giren ve ‘disruptive technologies’ dediğimiz yıkıcı teknolojilerle iç içeyiz. Dijitalleşme sadece iş yapış biçimlerimizi ya da sosyal medyayı etkileyen bir unsur değil; aynı zamanda hayatımızın anlam içeriğini değiştiren, bizi yeni bir hakikat ortamına adapte etmeye zorlayan travmatik bir dönemdir. Daha önce bildiklerimizin büyük ölçüde geçerliliğini yitirdiği bir çağdayız.” dedi. Prof. Dr. Kaynak: “Bu bir fırtına değil, iklim değişikliği” Yaşanan dönüşümün geçici bir kriz olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kaynak, “Bir fırtınanın içinde yaşadığımız söyleniyor ama bu bir fırtına değil; bir iklim değişikliği. Fırtına geçer ve hayatınıza kaldığınız yerden devam edersiniz. Ama iklim değişikliğinde yeni bir hayat kurmak zorundasınızdır. Biz de tam olarak böyle bir dönemdeyiz.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi olarak kendilerini yalnızca “beyin üssü” değil, aynı zamanda “duygu üssü” olarak tanımladıklarını belirten Prof. Dr. Kaynak, “Nevzat Tarhan hocamızın liderliğinde insan psikolojisini ve duygularını anlamaya çalışıyoruz. Bu yaklaşımı felsefe, tarih ve insan bilimlerinin tüm alanlarına yansıtıyoruz.” dedi. “Bu çağda nasıl iyi insan kalacağız?” Pozitif psikolojinin yalnızca olumlu düşünmekten ibaret olmadığını belirten Prof. Dr. Kaynak, “Bedenen ve ruhen değiştiğimiz bu ortamda nasıl insan olarak kalacağız? Üstelik nasıl ‘iyi insan’ olarak kalacağız? Pozitif enerji yayan bireyler olarak bu olumsuzlukların içinde nasıl ayakta duracağız ve bu pozitifliği çevremizle nasıl paylaşacağız? Yeni hayatı nasıl inşa edeceğiz? Asıl mesele bu soruların cevabıdır.” ifadesinde bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan: “Burada çok güzel anılar biriktireceğiz” Kongre Genel Sekreteri Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan, kongrenin iki gün boyunca unutulmaz anılara sahne olacağını belirterek, “Burada çok güzel anılar biriktireceğiz. İki gün boyunca her birimiz farklı deneyimler ve kazanımlar elde edeceğiz.” ifadelerini kullandı. Kongrenin yalnızca akademik içerikle sınırlı olmadığını, aynı zamanda sosyal bağları güçlendiren bir yönü bulunduğunu dile getiren Dr. Turan, “Sosyal bağlılığımızla ve ele alacağımız konularla birlikte kendi hayatımıza artılar katabileceğimiz, güzel anılar biriktirebileceğimiz çok kıymetli bir kongre olmasını diliyorum” dedi. Açılış dinletisi Prof. Dr. Haydar Sur’dan… Açılış konseri Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haydar Sur tarafından verildi. Prof. Dr. Sur, ud çalarak sevilen eserler seslendirdi. Kongrenin “Onur Konuğu” Prof. Dr. David Baron’a fahri doktora takdim edildi Kongrede “Onur Konuğu” ve psikiyatri ve spor bilimleri alanında uluslararası çalışmalarıyla tanınan Stanford ve Western Üniversitesi’nden (Western University of Health Sciences) Prof. Dr. David Baron’a Fahri Doktora unvanı takdim etti. Tören kapsamında Prof. Dr. Nevzat Tarhan tarafından Dr. Baron’a cübbesi giydirilerek Fahri Doktora belgesi takdim edildi. Prof. Dr. Tarhan ayrıca kendi eserlerinden oluşan İngilizce kitap setini hediye etti. Törende, senato üyeleri sahneye davet edilerek toplu fotoğraf çekimi gerçekleştirildi. Yaşam tarzı psikiyatrisi ve altı temel sacayağı Törende daha sonra Prof. Dr. David Baron, açılış konferansı verdi ve “Pozitif Yaşam Tarzı Psikiyatrisi Perspektifinden Sosyal İzolasyon ve Yalnızlığın Yaşam Kalitesi Üzerindeki Rolü” konusunu ele aldı. Yaşam tarzı psikiyatrisi, sosyal bağların gücü ve pozitif ruh sağlığına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunan Baron, modern psikiyatri anlayışının yalnızca hastalık odaklı değil, yaşam kalitesini artırmaya yönelik bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini vurguladı. Baron, yaşam tarzı psikiyatrisi yaklaşımının fiziksel aktivite, beslenme, uyku, zararlı maddelerden uzak durma, sosyal ilişkiler ve stres yönetimi olmak üzere altı temel sacayağı üzerine kurulduğunu belirterek, “Sizi mutlu eden faaliyetleri bulmak ve sürdürülebilir bir yaşam düzeni kurmak ruh sağlığının temelidir.” dedi. “Sosyal izolasyon günde 15 sigara içmeye eşdeğer…” Sosyal izolasyonun ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Baron, “İnsanlar sosyal varlıklardır. Bağ kurmak, insanın en temel ihtiyacıdır. Sosyal izolasyon, günde 15 sigara içmeye eşdeğer bir sağlık riski taşır.” ifadelerini kullandı. Pozitif psikoloji ve ruh sağlığı vizyonu Prof. Dr. Baron, pozitif psikoloji yaklaşımının ruh sağlığında yeni bir paradigma oluşturduğunu belirterek, “Ruh sağlığı yalnızca hastalığın olmaması değildir; hayattan keyif almak, anlam bulmak ve gelişebilmektir.” dedi. Psikiyatride ilaçların önemine değinen Baron, buna rağmen hasta ile hekim arasındaki terapötik ilişkinin çoğu zaman daha belirleyici olduğunu vurguladı. Bağ kuran insan iyileşir, gelişir ve güçlenir… Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu (WFMH) çalışmalarına da değinen Baron, odağın yalnızca hastalıkların tedavisi değil, bireylerin “esenlik hali”ne ulaşması olması gerektiğini söyledi. Konuşmasını sosyal bağların kritik önemine dikkat çekerek tamamlayan Baron, “Sosyal izolasyonun önüne geçmek, yaşam kalitesini artırmanın en temel yoludur. İnsan bağ kurduğunda iyileşir, gelişir ve güçlenir.” dedi. Alanında uzman isimler konferanslar verdi Öte yandan, kongre kapsamında Prof. Dr. Tayfun Doğan “İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin”, Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur “İyi Olma Hali (Well-being) Bağlamında İlişkiler”, Doç. Dr. Sevda Yeşim Özdemir “Longevity’de Genetik Faktörler ve Yalnızlığın Biyolojisi” başlıklı konferans verdi. Atölye çalışmaları yapıldı Kongrede ayrıca Doç. Dr. Aslı Kartol ve Psk. Danışman Rümeysa Özel “Pozitif Psikoloji Temelli Vaka Formülasyonu: Güçlü Yön Odaklı Müdahale Tasarımı”, Dr. Psikolog Ebru Sinici “Zamanla Dost Olmak: Dijital Yalnızlık, Anlam ve Longevity”, Uzm. Klinik Psikolog Elvin Akı Konuk “Dayanıklı Çocuklar Yetiştirmek”, Dr. Öğr. Üyesi Gamze Alçekiç Yaman “Pikselden Kalbe: Dijital Yalnızlıkta Bağ Kurma”, Prof. Dr. Gül Eryılmaz “Yeniden Bağlanmak: Güçlü Yönlerle Bağ Kurmak”, Klinik Psikolog Mehmet Büyükçorak “Psikolojik Esnekliği İnşa Etmek”, Okan Tiring “Pozitif Psikoloji ve Adler: Sanat Yoluyla Amaç” ve Dr. Hakan Karaman “Cinsel İyilik Hali ve Terapide Temel Yaklaşımlar” başlıklı atölyelerde gerçekleştirildi. Kongrenin ikinci gününde neler var? Kongrenin ikinci günü olan 26 Nisan Pazar günü Dr. Öğr. Üyesi Mert Sinan Bingöl “Anlam ve Anlamsızlık Sarmalından Nasıl Çıkabiliriz?”, Prof. Dr. Emine Nilüfer Pembecioğlu “Dijital Dünyada Gerçeklik Kırılımı” ve Uzm. Psk. Danışman Deniz Altınay “Sosyometri Kuramında Sosyal İzolasyon” başlıklı konferans verecek. Kongrede, “Yıkmadan Yıkılmadan Ayrılmak: Yapıcı Boşanma” konulu panelde Prof. Dr. Sefa Bulut, Doç. Dr. Besra Taş Bolat ve Dr. Öğr. Üyesi Hatice Deniz Özdemir birer konuşma gerçekleştirecek. Kongrede, Prof. Dr. Sırrı Akbaba “Türk-İslam Kültüründe Erdemler”, Doç. Dr. Çiğdem Yavuz Güler “Yakınlık, Sevmek ve Yalnızlık”, Dr. Öğr. Üyesi Abdurrahman Kendirci “Ruhsal İyileşmede Anlamın Rolü” ve Dr. Öğr. Üyesi Fatma Turan da “Sosyal İzolasyon mu? Sosyal Bağlılık mı?” başlıklı konferans gerçekleştirecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aileler Avrupa’ya Artık Sadece Yatırım İçin Değil, Çocuklarının Geleceği İçin Yöneliyor Haber

Aileler Avrupa’ya Artık Sadece Yatırım İçin Değil, Çocuklarının Geleceği İçin Yöneliyor

Küresel ölçekte değişen yaşam beklentileri ve eğitim yaklaşımları, ebeveynlerin yurtdışı planlarında önceliklerini yeniden şekillendiriyor. Günümüzde birçok aile için mesele yalnızca farklı bir ülkede yaşamak değil; çocuklarının daha bütüncül, destekleyici ve uluslararası perspektife sahip bir eğitim ortamına erişebilmesi. HLG Türkiye verilerine göre, özellikle çocuk sahibi yatırımcıların Avrupa’daki programlara yaklaşımı son iki yılda belirgin şekilde değişti. Yatırım kararları artık yalnızca finansal ya da hukuki kriterlerle değil; eğitim altyapısı, okul sistemleri, sosyal çevre ve uzun vadeli yaşam kalitesi ile birlikte değerlendiriliyor. Avrupa’da Eğitim Odaklı Yaşam Planlaması Öne Çıkıyor Avrupa ülkelerinde eğitim politikaları, akademik başarının yanı sıra öğrencinin psikolojik iyi oluşu, okul içi uyum süreçleri ve kapsayıcı eğitim kültürü gibi alanlara da odaklanıyor. Bu yaklaşım, ailelerin karar süreçlerinde önemli bir referans noktası oluşturuyor. Bu doğrultuda Portekiz, Malta ve Yunanistan gibi ülkeler; yalnızca Avrupa’da oturum hakkı sağlayan programlar olarak değil, aynı zamanda ailelerin çocukları için eğitim odaklı bir yaşam planı kurabilecekleri alternatifler olarak öne çıkıyor. Özellikle entegrasyon süreçlerinin yapılandırılmış olması, devlet ve özel okul seçeneklerinin çeşitliliği ve uluslararası öğrenciler için sunulan destek mekanizmaları, aileler açısından belirleyici unsurlar arasında yer alıyor. Avrupa’da hiçbir ülke için “tam güvenlik garantisi” vermek mümkün değildir; ancak okul refahı, öğrenci destek sistemleri ve eğitim altyapısının kurumsal yapısı, ailelerin değerlendirme kriterleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Çiğdem Sarıoğlu Ergut: “Aileler Artık Bir Program Değil, Bir Gelecek Planlıyor” HLG Türkiye Ülke Müdürü Çiğdem Sarıoğlu Ergut, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Aileler artık yalnızca bir yatırım programı değil, çocukları için nasıl bir gelecek kuracaklarını planlıyor. Biz de danışmanlık sürecinde Avrupa programlarını yalnızca hukuki bir çözüm olarak değil, eğitim, yaşam kalitesi ve uzun vadeli planlama açısından bütüncül bir çerçevede ele alıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.