Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yaşam Tarzı

Kapsül Haber Ajansı - Yaşam Tarzı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaşam Tarzı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Fazla Kilolu Her 10 Kişiden 7’sinde Karaciğer Yağlanması Görülüyor Haber

Fazla Kilolu Her 10 Kişiden 7’sinde Karaciğer Yağlanması Görülüyor

Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Polat, hastalığın ileri siroz gelişmemişse yaşam tarzı değişiklikleri ve destek tedavilerle büyük oranda geriletilebildiğini belirterek, “Tedavinin olmazsa olmazı doğru beslenme ve düzenli egzersiz. Karaciğer enzimi yüksekliği olan bazı hastalarda enginar, silymarin yani deve dikeni ve kolin içeren preparatlardan da yararlanılabiliyor” dedi. Karaciğer yağlanması, karaciğer hücrelerinin içinde yağ damlacıklarının birikmesiyle ortaya çıkıyor. Basit yağlanmada hücrelerde izole yağ birikimi görülürken, metabolik yağlı karaciğer hastalığında yağ birikimine hücreler arası inflamasyon ve buna bağlı hücre hasarı da eşlik edebiliyor. Tüm karaciğer hastalıklarında olduğu gibi yağlı karaciğer hastalığının da yıllarca çok fazla belirti vermeden ilerleyebildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Zülfikar Polat, “Yıllar içinde karaciğer hücrelerinde meydana gelen hasar ve bunun sonucunda oluşan fibrozis yani tamir dokusu, karaciğerde küçülme ve sertleşmeye neden olabiliyor. Bu süreç portal hipertansiyon ve siroza kadar ilerleyebiliyor. Siroz oluştuktan sonra da nedeni ne olursa olsun karaciğer kanseri gelişme riski artıyor” dedi. Her 10 diyabetliden 9’unda görülüyor Hareketsiz yaşam, masa başı çalışma ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarıyla obezite, diyabet ve insülin direncinin toplumda daha sık görüldüğüne dikkat çeken Polat, “Kilo fazlası olan veya obezite sınırına giren kişilerin yüzde 70’inde, diyabetlilerin ise yüzde 90’ında karaciğer yağlanması görülüyor. Özellikle MASH olarak adlandırılan metabolik yağlı karaciğer hastalığı; obezite, insülin direnci, hipertansiyon ve ürik asit yüksekliğiyle seyreden metabolik sendromun bir bileşeni. Bu tablo aynı zamanda kalp ve damar hastalıkları açısından da risk oluşturuyor” açıklamasında bulundu. Tedavinin vazgeçilmez ikilisi hareket ve beslenme düzeni İleri siroz gelişmemiş hastalarda karaciğer yağlanmasının yaşam tarzı değişiklikleri ve destek tedavilerle büyük oranda geriletilebildiğini vurgulayan Polat, “Tedavinin olmazsa olmaz koşulları yaşam tarzı değişikliği, doğru beslenme ve düzenli egzersiz. Yağlanmanın kökeninde insülin direnci bulunuyor. İnsülin direncini azaltabilmek için insülini en çok kullanan dokulardan olan çizgili kasları çalıştırmak gerekiyor. Vücudumuzdaki çizgili kasların önemli bir bölümü bacaklarımızda bulunduğu için düzenli yürüyüş veya bisiklete binmek önemli” dedi. Polat, karaciğer enzimi yüksekliği bulunan bazı hastalarda insülin direncinin azaltılması amacıyla ilaçlardan da yararlanılabildiğini ifade etti. Fazla meyve tüketimi karaciğerde yağlanmaya yol açabiliyor Karaciğer yağlanmasında yalnızca yağlı yiyeceklerin suçlu olmadığının altını çizen Polat, “Doğrudan yağlı beslenmesek bile fazla tüketilen şekerli gıdalar karaciğerde yağa dönüşebiliyor. Meyve bile fazla miktarda tüketildiğinde içeriğindeki fruktoz nedeniyle karaciğer yağlanmasına katkıda bulunabiliyor. Bu nedenle özellikle fazla miktarda hamur işi ve çok yağlı yemeklerden kaçınmak, daha çok Akdeniz tipi beslenmeyi tercih etmek önemli” dedi. Karaciğer yağlanmasının yalnızca fazla kilolu kişilerde görülmediğine de dikkat çeken Polat, “Obez kişilerde karaciğer yağlanması yüzde 70’in üzerinde görülürken, hastaların yaklaşık yüzde 10’unda obezite ve metabolik sendrom olmadan da yağlanma ortaya çıkabiliyor. Bu kişiler araştırıldığında karaciğer yağlanmasına neden olabilen çeşitli mutasyonlar saptanabiliyor” dedi. Basit tetkiklerle takip edilebiliyor Karaciğer yağlanmasının tanı ve takibinde basit yöntemlerden yararlanılabildiğini paylaşan Polat, “Karaciğer fonksiyon testleri, ultrasonografi ve insülin direnci ölçümlerinden yararlanıyoruz. Karaciğer enzimleri yüksek seyreden ve riskli grupta bulunan hastalarda ise FibroScan adı verilen cihazla karaciğerde hasar olup olmadığını ve yağlanmanın derecesini değerlendirebiliyoruz” diye konuştu. Karaciğer vücudun temizlik merkezi Karaciğer sağlığının genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu hatırlatan Polat, “Karaciğer yedi gün 24 saat durmaksızın çalışan bir organ. Vücudumuzun adeta temizlik merkezi ve fabrikası. Gastrointestinal sistemden gelen besinleri ve metabolitleri alıyor, işliyor, detoksifiye ediyor ve vücuda yararlı hale getirerek kan dolaşımına veriyor. Bu nedenle beslenme düzeni, kilo kontrolü ve düzenli egzersiz yaşamımızın bir rutini haline gelmeli” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vegan Beslenmede Kritik Nokta: Eksileni Doğru Tamamlamak Haber

Vegan Beslenmede Kritik Nokta: Eksileni Doğru Tamamlamak

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Kliniği’nden Dyt. Ecem Çiçek Çakmak, vegan beslenmenin tek başına “sağlıklı” veya “sağlıksız” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek şunları söylüyor: “Her bireyin enerji ve besin ögesi ihtiyacı farklı olduğundan; yaş, cinsiyet, fiziksel aktivite düzeyi, yaşam tarzı, günlük rutin, mevcut beslenme alışkanlıkları ve bireysel hedefler, oluşturulacak beslenme planını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle hazır bir beslenme listesini herkes için uygulamak yerine, kişinin ihtiyaçlarına uygun bir plan oluşturulması daha doğru bir yaklaşım. Özellikle uzun süreli vegan beslenmede besin ögesi yeterliliğinin belirli aralıklarla değerlendirilmesi, gerekli durumlarda beslenme planının güncellenmesi ve takviye ihtiyacının uzman görüşü doğrultusunda ele alınması gerekiyor.” Vegan beslenmede protein, B12 vitamini, demir, kalsiyum, iyot, D vitamini, çinko ve omega-3 yağ asitlerinin yeterliliğinin gözetilmesi önemli. Bu nedenle baklagiller, soya ürünleri, tam tahıllar, sebze-meyveler, kuruyemişler ve tohumlar gibi farklı besin gruplarının dengeli biçimde tüketilmesine özen gösterilmeli. Gerektiğinde zenginleştirilmiş besinler ve takviyeler ise uzman değerlendirmesi doğrultusunda ele alınmalı. Bilimsel Araştırmalar da Söylüyor: Eksikleri İhmal Etmeyin Academy of Nutrition and Dietetics’in 2025 yılında yayımladığı güncel değerlendirmede, uygun şekilde planlanan vegan ve vejetaryen beslenme modellerinin yetişkinlerde beslenme açısından yeterli olabileceği belirtilirken, bireysel ihtiyaçların ve besin ögesi yeterliliğinin gözetilmesinin önemi vurgulanıyor. Ayrıca 141 araştırmanın değerlendirildiği bir başka çalışmada, vegan bireylerde özellikle B12 vitamini, kalsiyum ve iyot alımının daha düşük olabildiği bildiriliyor. Bu sonuçlar, tek bir besin grubunu “iyi” veya “kötü” olarak değerlendirmekten ziyade, beslenme düzeninin bütününün ele alınması gerektiğine işaret ediyor. Dyt. Ecem Çiçek Çakmak, vegan beslenmeye geçişin kişinin mevcut alışkanlıklarının değerlendirilmesiyle başlaması gerektiğini belirterek önemli bir noktayı da vurguluyor: “Vegan beslenmeye geçişte önceliğimiz, kişinin bir anda tüm alışkanlıklarını değiştirmesinden ziyade, beslenme düzeninin sürdürülebilir bir şekilde yeniden yapılandırılmasıdır. Gerektiğinde kan değerlerinin takip edilmesi ve profesyonel değerlendirme doğrultusunda hareket edilmesi de sürecin sağlıklı bir şekilde yürütülmesine destek oluyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

LG, IFA 2026’da “En İyi Marka” Seçildi Haber

LG, IFA 2026’da “En İyi Marka” Seçildi

LG Electronics (LG), bu yıl ikinci kez düzenlenen IFA İnovasyon Ödülleri’nde en büyük ödüle layık görülerek “IFA 2026’nın En İyi Markası” unvanını kazandı. Dünyanın önde gelen teknoloji etkinliklerinden IFA kapsamında verilen bu ödül, LG’nin teknoloji, tasarım ve pazar etkisi alanlarında ortaya koyduğu inovasyon gücünü bir kez daha ortaya koydu. LG, ürün kategorilerinde de birden fazla “En İyi” ödülünün sahibi oldu. Wallpaper TV LG OLED evo AI W6, ikonik Wallpaper TV tasarımını 9 mm sınıfındaki ultra ince yapısı¹, Kablosuz görüntü ve ses iletimi² ve Hyper Radiant Color Teknolojisi ile yeniden yorumlayarak tasarım ve görüntü teknolojisini bir araya getirmesiyle Ev ve Eğlence kategorisinde “En İyi” ödülünü kazandı. Ürün, LG’nin “Sadeleşen Teknoloji” yaklaşımını yansıtarak premium televizyonların yaşam alanlarına daha özgür biçimde entegre edilmesine olanak tanıyor. Ses kategorisinde ise LG Sound Suite AI, dünyanın ilk Dolby Atmos® FlexConnect™ ses ekosistemi aracılığıyla evde dinleme deneyimini dönüştürmesiyle Ses kategorisinde “En İyi” ödülüne layık görüldü. Kullanıcılara hoparlörlerini yaşam alanlarının farklı noktalarında bir araya getirme, düzenleme ve konumlandırma konusunda daha fazla özgürlük sunmak üzere tasarlanan LG Sound Suite AI, sürükleyici ev ses deneyimine daha esnek ve kişiselleştirilmiş bir yaklaşım getiriyor. LG’nin premium görüntü ve ses ürünleri ayrıca, şirketin ev eğlencesi ve yaşam tarzı deneyimlerindeki geniş inovasyon yelpazesini ortaya koyan beş onur ödülüne daha layık görüldü. LG OLED evo G6, Hyper Radiant Color Teknolojisi ile OLED görüntü performansını daha ileri bir seviyeye taşımasıyla ödüllendirildi. Model, LG OLED’in temelini oluşturan kendinden ışık yayan piksel teknolojisinin avantajlarını korurken yüksek parlaklık, güçlü kontrast ve hassas renk üretimi sunuyor. LG Micro RGB evo (MRGB96), yüksek renk hacmi, parlaklık ve ultra büyük ekran performansı sunmak için RGB tabanlı aydınlatma teknolojisinden yararlanarak LG’nin premium TV teknolojilerinin geleceğine yönelik vizyonunu ortaya koymasıyla ödüle layık görüldü. LG Mini RGB evo (MRGB88) ise gelişmiş görüntü kalitesi, enerji verimliliği ve günlük kullanım kolaylığını bir araya getirerek RGB ekran teknolojisinin avantajlarını daha erişilebilir bir formda sunmasıyla ödüllendirildi. LG StanbyME 2 Max, tüketicilerin yaşama, çalışma ve dinlenme biçimlerine uyum sağlamak üzere tasarlanan taşınabilir yaşam tarzı ekranıyla kişisel eğlence deneyimini yeniden yorumlaması ve içerik deneyimini geleneksel oturma odasının ötesine taşımasıyla onur ödülüne layık görüldü. LG xboom Stage 501 ise partiler, canlı etkinlikler ve sosyal buluşmalar için tasarlanan güçlü ses performansıyla Ses kategorisinde onur ödülünü kazandı. Bu ödül, LG’nin yaşam tarzı odaklı ses çözümleri alanındaki genişleyen ürün portföyünü de ortaya koydu. IFA 2026’nın En İyi Markası seçilmesinin yanı sıra farklı ürün kategorilerinde kazandığı ödüller, LG’nin inovasyona ve kullanıcı deneyimini sürekli geliştiren ürünler sunmaya yönelik kararlılığını bir kez daha ortaya koydu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Sigorta’dan “Uzun Yaşam Ekonomisi” Raporu Haber

Türkiye Sigorta’dan “Uzun Yaşam Ekonomisi” Raporu

Türkiye, gelişmiş ülkelere kıyasla daha genç demografik yapısını korurken; değişen nüfus yapısı, kronik hastalık riskleri ve aktif/pasif oranındaki düşüş, sigorta ve emeklilik sistemleri açısından yeni ihtiyaçları beraberinde getiriyor. Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik’in Ekonomik Araştırmalar Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Uzun Yaşam Ekonomisi: Yaşlanan Nüfusun Sigorta ve Emeklilik Sektörüne Etkileri" başlıklı rapor yayımlandı. Demografik dönüşümü ekonomik ve sektörel etkileriyle ele alan rapor; uzayan yaşam süresinin sağlık sisteminden sosyal güvenliğe, bireysel tasarruftan sigorta ve emeklilik ürünlerine kadar yarattığı dönüşümü inceliyor. Raporda ayrıca, yeni nesil sağlık teknolojilerinin ve yapay zekânın sektöre etkileri ile uzayan insan ömrünün beraberinde getirdiği ekonomik, sosyal ve etik boyutlar değerlendiriliyor. Türkiye Sigorta Hazine ve Emeklilik Operasyonları Genel Müdür Yardımcısı Gürol Sami Özer, rapora ilişkin değerlendirmesinde, uzun yaşamın ekonomik ve sosyal sistemler açısından yeni bir dönemin kapısını araladığını belirterek, şunları kaydetti: “Uzayan insan ömrünü sadece demografik bir değişim ya da yönetilmesi gereken bir risk olarak görmemek gerekiyor. Asıl hedef, ömre eklenen yılları sağlıklı, üretken ve finansal açıdan güvenceli hale getirmek olmalı. Sağlıklı yaşam süresinin uzaması, sağlık sistemleri üzerindeki yükü azaltırken, bireylerin üretkenliğini ve ekonomiye katkısını da artırabilecek önemli bir potansiyel taşıyor. Diğer yandan, daha uzun yaşam beraberinde daha uzun süreli sağlık, bakım ve emeklilik ihtiyacını da getiriyor. Bu nedenle geleceğin sistemini kamu, özel sektör ve birey arasında dengeli bir sorumluluk paylaşımı üzerine kurmamız gerektiğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde önleyici sağlığı, uzun vadeli tasarrufu ve değişen bakım ihtiyaçlarını finansal güvenceyle birlikte ele alan çözümlerin çok daha önemli hale geleceğine inanıyoruz.” 65 yaş üstü nüfus 2050’de 1,6 milyara ulaşacak Rapora göre, dünya ekonomisi nüfusun yaşlanmasıyla birlikte önemli bir yapısal dönüşüm sürecinden geçiyor. Bugün dünya genelinde her 10 kişiden biri 65 yaşın üzerindeyken, 2050 yılında bu oranın her 6 kişiden birine yükselmesi bekleniyor. Küresel ölçekte 65 yaş üstü nüfusun ise 862 milyondan 1,6 milyara çıkarak neredeyse iki katına ulaşacağı öngörülüyor. Raporda, Türkiye’nin birçok gelişmiş ekonomiye kıyasla demografik açıdan daha avantajlı konumda bulunduğuna dikkat çekiliyor. Türkiye’nin, 2050 yılında nüfusunun yaklaşık üçte birinin 65 yaş ve üzerindeki bireylerden oluşması beklenen Japonya ve İtalya gibi “ileri yaşlı” toplumlar arasında yer almayacağı öngörülüyor. Bununla birlikte Türkiye’de beklenen yaşam süresi 77,3 yıl ile 81,1 yıllık OECD ortalamasının altında bulunurken, her emekliye sadece 1,6 çalışan düşüyor. Uzun yaşam kadar sağlıklı yaşam da önem kazanıyor Raporda, uzun yaşam ekonomisinin en önemli başlıklarından biri olarak “önleyici sağlık” öne çıkıyor. 2050 yılında ortalama bir insanın 78 yıl yaşaması, ancak bunun 11,4 yılını kötü sağlık koşullarında geçirmesi bekleniyor. Sağlık harcamalarının aynı dönemde 20,5 trilyon dolara ulaşabileceği öngörülürken, kanıtlanmış sağlık müdahalelerinin hastalık yükünü yüzde 35 azaltma potansiyeli taşıdığı belirtiliyor. Rapora göre, yapay zekâ da bu dönüşümün önemli unsurlarından biri. İlaç geliştirme ve erken teşhisten operasyonel süreçlere kadar geniş bir alanda kullanılan yapay zekâ uygulamalarının, sağlık hizmetlerinde verimliliği artırarak yükselen maliyetlerin yönetilmesine katkı sağlaması bekleniyor. Yapay zekânın ilaç keşif süreçlerini hızlandırması ve Ar-Ge maliyetlerini düşürmesinin de sağlık sistemleri açısından önemli bir verimlilik alanı oluşturduğu belirtiliyor. Raporda, uzun yaşam ekonomisini şekillendiren gelişmeler arasında GLP-1 (obezite) grubu ilaçlarına da dikkat çekiliyor. Kronik hastalık risklerinin azaltılmasına katkı sağlayan bu ilaçların tüketim alışkanlıklarında da dönüşüm yarattığı belirtilirken, GLP-1 pazarının 2035 yılına kadar 190 milyar dolarlık büyüklüğe ulaşacağı öngörülüyor. Yaşlanan nüfus sigorta ve emeklilik sistemlerini dönüştürüyor Rapora göre, yaşam sürelerinin uzaması sosyal güvenlik ve emeklilik sistemleri üzerinde de baskı oluşturuyor. Avrupa’da bugün bir emekliyi finanse etmek için 3,4 çalışma çağında insan bulunurken, bu oranın 2050 yılında 2’ye gerilemesi bekleniyor. Uzayan yaşam sürelerinin aktüeryal hesaplamaları da daha karmaşık hale getirdiğine dikkat çekilen raporda, “yaşam süresi riskinin” kamudan bireylere doğru kaydığı belirtiliyor. Bu dönüşüm, bireylerin emeklilik dönemleri için daha fazla ve daha uzun vadeli tasarruf yapmasını gerekli hale getirirken, Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) gibi tasarruf mekanizmalarının önemini artırıyor. Sağlık sigortacılığı da uzun yaşam ekonomisinin önemli büyüme alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Küresel sağlık sigortası prim üretimi 2025 yılında yüzde 12,3 büyüyerek 1,68 trilyon euroya ulaşırken, Türkiye’de özel sağlık sigortalarının GSYH içindeki payı yüzde 0,3 seviyesinde bulunuyor. Türkiye’de sağlık sigortası primlerinin 2026-2036 döneminde yıllık ortalama yüzde 15,3 büyümesi bekleniyor. Uzun yaşam yeni etik ve sosyal soruları da beraberinde getiriyor Raporda, insan ömrünü uzatmaya yönelik biyoteknolojik gelişmelerin ekonomik etkilerinin yanı sıra etik ve sosyal sonuçları da ele alınıyor. Yeni teknolojilere erişimde ortaya çıkabilecek sosyoekonomik eşitsizliklerin zamanla sağlık ve yaşam süresi açısından daha belirgin farklılıklara yol açabileceğine dikkat çekilirken, uzayan yaşam sürelerinin kuşaklar arası dengeler ve toplumsal yapı üzerindeki olası etkileri de değerlendiriliyor. Çalışmada ayrıca, sigorta ve emeklilik sistemlerinin değişen yaşam beklentisine uyum sağlamasına yönelik yeni modellerin önem kazanacağı belirtiliyor. Bu kapsamda emeklilik koşullarının yaşam beklentisindeki değişimlere uyum sağlayabildiği modellerin yanı sıra yüksek maliyetli yeni nesil tedavilerin yaşam tarzı destek programlarıyla birlikte yönetilmesi ve ömür boyu yenileme garantili sağlık çözümlerinin yaygınlaştırılması, sektör açısından öne çıkan başlıklar arasında gösteriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akıllı Lens Sonrası Gece Görüşünde Bu Etkilere Dikkat Haber

Akıllı Lens Sonrası Gece Görüşünde Bu Etkilere Dikkat

Ameliyat sonrası dönemde görülebilen bu görsel etkiler, kullanılan merceğin optik yapısıyla ilişkili olabileceği gibi kişinin göz yapısı ve uyum sürecine bağlı olarak da değişiklik gösterebilir. Batıgöz Sağlık Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Uğur Ünsal, trifokal mercek uygulamalarının ardından karşılaşılabilen gece görüşü değişiklikleri hakkında bilgi verdi. Işıkların Etrafındaki Halkalar Neden Oluşuyor? Trifokal göz içi mercekler, ışığı uzak, orta ve yakın mesafelerde görmeyi destekleyecek farklı odaklara yönlendiren optik bir tasarıma sahiptir. Bu yapı nedeniyle özellikle karanlık ortamda parlak bir ışık kaynağına bakıldığında halo olarak adlandırılan ışık halkaları, kamaşma veya ışık saçılması gibi görsel etkiler ortaya çıkabilir. Doç. Dr. Uğur Ünsal, “Trifokal mercek uygulamalarından sonra gece ışıklarının çevresinde halo dediğimiz halkaların görülmesiyle karşılaşılabili. Bazı hastalar araç farlarında veya sokak lambalarında ışık saçılması ve kamaşma da tarif edebiliyor. Bu yakınmalar özellikle ameliyat sonrası erken dönemde daha belirgin hissedilebilir.” dedi. Gece Araç Kullanırken Daha Fazla Hissedilebilir Gündüz yeterince fark edilmeyen ışık etkileri, çevrenin karanlık olduğu ve parlak ışık kaynaklarıyla karşılaşıldığı gece koşullarında daha belirgin hale gelebilir. Bu nedenle ameliyatın ardından kişinin görsel uyumu tamamlanana kadar gece araç kullanımında dikkatli olunması önem taşıyor. Doç. Dr. Uğur Ünsal, “Özellikle ilk günler ve haftalarda gece araç kullanırken karşıdan gelen farlar kişinin alışık olduğundan farklı algılanabilir. Görme yeterince netleşmeden ve kişi kendisini gece sürüşü konusunda rahat hissetmeden araç kullanılması uygun olmayabilir. Ameliyat sonrası kontrollerde hastanın görme düzeyi ve iyileşme süreci bireysel olarak değerlendirilmelidir.” ifadelerini kullandı. Beynin Yeni Görüntüye Uyum Sağlaması Zaman Alabilir Ameliyat sonrası süreç yalnızca göz dokularının iyileşmesinden ibaret değildir. Beynin yeni optik sisteme uyum sağlaması da görsel deneyimin önemli bir parçasıdır. “Nöroadaptasyon” olarak adlandırılan bu süreçte beyin, göz içi merceğin oluşturduğu farklı görsel uyaranlara zaman içinde adapte olabilir. Bu nedenle halo ve kamaşma gibi yakınmalar bazı kişilerde haftalar veya aylar içinde giderek daha az fark edilir hale gelebilir. Ancak uyum süresi ve yakınmaların düzeyi herkes için aynı değildir. Doç. Dr. Uğur Ünsal, “Nöroadaptasyon kişiden kişiye değişen bir süreçtir. Beyin zaman içerisinde yeni merceğin oluşturduğu görüntüye uyum sağlamaya başlar. İlk dönemde oldukça belirgin tarif edilen ışık halkaları ve saçılmalar ilerleyen aylarda daha az rahatsız edici hale gelebilir. Ancak her hastada aynı sürede ve aynı düzeyde bir değişim beklemek doğru değildir.” diye konuştu. Her Gece Görüşü Şikâyeti Yalnızca Mercekten Kaynaklanmayabilir Ameliyat sonrasında devam eden ışık saçılması veya görme kalitesindeki değişikliklerin değerlendirilmesinde yalnızca göz içi merceğin yapısına odaklanılmaması gerekiyor. Kornea ve göz yüzeyinin durumu, göz kuruluğu, ameliyat sonrasında kalan kırma kusurları, astigmatizma, göz içi merceğin konumu ve gözün diğer yapıları da görme kalitesini etkileyebilir. Bu nedenle yakınmaların beklenenden uzun sürmesi, belirginleşmesi veya günlük yaşamı etkilemesi halinde göz muayenesiyle nedenin değerlendirilmesi önem taşıyor. Akıllı Lens Uygulamalarında Hasta Seçimi Neden Önemli? Trifokal göz içi mercekler her kişinin göz yapısı ve günlük görme gereksinimleri açısından aynı sonucu vermeyebilir. Bu nedenle uygulama kararı yalnızca kişinin farklı mesafelerdeki görme beklentisine göre değil; kornea, retina, makula, optik sinir, göz yüzeyi, göz bebeği özellikleri ve mevcut kırma kusurları gibi birçok faktör değerlendirilerek verilmelidir. Kişinin yaşam tarzı ve mesleki ihtiyaçları da bu değerlendirmeye dahil edilmelidir. Özellikle gece araç kullanmak zorunda olan veya düşük ışık koşullarında yüksek görsel performans gerektiren mesleklerde çalışan kişilerin beklentilerini ameliyat öncesinde hekimleriyle paylaşmaları önemlidir. Doç. Dr. Uğur Ünsal, ameliyat öncesi değerlendirmenin önemine dikkat çekerek şu bilgileri verdi: “Akıllı lens uygulamalarında yalnızca hangi merceğin kullanılacağına değil, o merceğin kişinin göz yapısı ve günlük yaşamındaki görsel ihtiyaçları için uygun olup olmadığına da bakıyoruz. Kornea yapısından retina ve makulanın durumuna kadar gözün farklı bölümlerini değerlendirmek gerekiyor. Hastanın gece araç kullanma sıklığı ve görme beklentileri de karar sürecinin bir parçası olmalı.” Ameliyat Öncesi Bilgilendirme Sürecin Önemli Bir Parçası Trifokal merceklerle ilgili bilimsel çalışmalar, uzak, orta ve yakın mesafedeki görsel performansın yanı sıra halo ve kamaşma gibi görsel etkilerin de değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle ameliyat öncesinde hastanın yalnızca beklenen görme kazanımları konusunda değil, ameliyat sonrasında karşılaşabileceği görsel değişiklikler hakkında da bilgilendirilmesi önem taşıyor. Doç. Dr. Uğur Ünsal, “Ameliyat öncesinde ayrıntılı göz muayenesi yapmak kadar hastanın beklentilerini anlamak ve ameliyat sonrası karşılaşabileceği görsel etkileri anlatmak da önemlidir. Halo veya ışık saçılması bazı kişilerde uyum süreci içerisinde azalabilirken bazı kişilerde daha uzun süre hissedilebilir. Bu nedenle mercek seçimi kişiye özel değerlendirilmelidir. Amacımız, gözün yapısal özellikleri ile kişinin günlük yaşamındaki görme ihtiyaçlarını birlikte değerlendirerek uygun yaklaşımı belirlemektir.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SWOT Hospitality’de Üst Düzey Atama Haber

SWOT Hospitality’de Üst Düzey Atama

SWOT Hospitality, büyüme stratejisi doğrultusunda üst yönetim kadrosunu güçlendirmeye devam ediyor. Şirket, gastronomi ve perakende alanlarındaki ticari faaliyetlerini ileriye taşımak amacıyla Selda Sakaroğlu Solak’ı Ticari Strateji ve Marka Başkanı olarak atadı. Solak, yeni görevine Ağustos 2026 itibarıyla başladı. Lisans eğitimini İşletme alanında tamamlayan Selda Sakaroğlu Solak, Üsküdar Üniversitesi’nde Nöropazarlama alanında yüksek lisans yaparak tüketici içgörüsü ve davranışları alanlarında uzmanlaştı. Kariyeri boyunca Pegasus Hava Yolları, Kahve Dünyası, Vialand ve Karaca gibi önde gelen markalarda pazarlama, müşteri deneyimi, kurumsal iletişim ve iş geliştirme alanlarında çeşitli görevler üstlendi. 2020 yılından itibaren Karaca Grup bünyesinde yer alan Jumbo, Emsan, Flying Tiger Copenhagen, Homend ve Pera Bulvarı markalarının pazarlama ve marka stratejilerinin yönetiminde rol aldı. Solak, son olarak Türkiye perakende sektörünün yeni stil yaşam tarzı markalarından Zsa Zsa Zsu’da Chief Marketing Officer olarak görev yaptı. SWOT Hospitality’nin Ticari Büyümesine Liderlik Edecek Selda Sakaroğlu Solak, yeni görevinde SWOT Hospitality’nin genel ticari stratejisinin geliştirilmesi ve uygulanmasına liderlik edecek. Grup bünyesindeki F&B markalarının yanı sıra perakende sektörüne yeni bir yaklaşım getiren markası Candy Candy’nin de ticari süreçlerini yönetecek olan Solak; satış, pazarlama, marka stratejisi, müşteri sadakati, ticari iş birlikleri ve iş geliştirme faaliyetlerinden sorumlu olacak. Atama, SWOT Hospitality’nin Türkiye, Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) bölgesi ve uluslararası pazarlarda ağırlama, gastronomi ve perakende markalarından oluşan portföyünü büyütmeye devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Yeni yapılanmayla birlikte şirket; satış, pazarlama ve iş geliştirme fonksiyonlarını daha entegre bir yapıda yönetirken, grup bünyesindeki markalar arasındaki ticari sinerjiyi de güçlendirmeyi hedefliyor. SWOT Hospitality, güçlenen yönetim kadrosuyla birlikte gastronomi ve perakende alanlarındaki büyümesini hızlandırmayı, yenilikçi müşteri deneyimleri geliştirmeyi, markalarının ticari potansiyelini artırmayı ve uluslararası pazarlardaki varlığını güçlendirmeyi amaçlıyor. Swot Hospitality Hakkında SWOT Hospitality, gıda ve içecek alanında yenilikçi ve özgün yaşam tarzı konseptleri sunan bir şirket olarak öne çıkıyor. Sahiplerine ve yatırımcılara, hayata dokunan ve akılda kalıcı projeler geliştirme konusunda destek verirken, sadece bir ürün ya da hizmet sunmanın ötesine geçip misafirlerine eşsiz deneyimler yaşatmayı hedefliyor. Restoran geliştirme ve yönetiminde, planlama aşamasından fizibilite çalışmalarına, konsept oluşturma ve uygulamadan sürekli yönetim ve denetim hizmetlerine kadar kapsamlı bir hizmet sunuyor. SWOT Hospitality, ağırlama ve perakende sektörüne özel misafirlerinin yeme, içme ve sosyalleşme alışkanlıklarını yeniden tanımlayarak, yarının dünyasında yeni yaşam tarzları yaratmayı amaçlıyor. Swot Hospitality duygusal bağ kuran ve unutulmaz anlar bırakan değerler yaratmayı merkezine alıyor. SWOT Hospitality bünyesinde birçok farklı kültür ve deneyimi bir araya getiren markalar bulunuyor. Asil, Doğu’nun mistik atmosferini yaşatırken; Nemo, misafirlerine su altı dünyasında büyüleyici bir gastronomi deneyimi sunuyor. Ava, Latin Amerika’nın renkli ve coşkulu ruhunu yansıtırken; mykOrini, misafirlerini Mikonos’tan Santorini’ye uzanan bir Ege yolculuğuna çıkarıyor. Piazzetta Italiana, İtalya’nın sıcak ve samimi atmosferini İstanbul’a taşıyor. Zasya, modern Pan-Asya mutfağıyla özgün tatlar sunarken; Shawfal, Beyrut’un sokak lezzetlerinin otantik ögelerini misafirleriyle buluşturuyor. Candy Candy ise mutluluğu odağına alarak renkli, eğlenceli ve tatlı bir dünyanın kapılarını aralıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlıkta Yeni Odak: Daha Uzun Değil, Daha Sağlıklı Yaş Almak Haber

Sağlıkta Yeni Odak: Daha Uzun Değil, Daha Sağlıklı Yaş Almak

Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresinin 78,5 yıla ulaşmasıyla birlikte, yalnızca daha uzun yaşamak değil, bu yılları sağlıklı, dinç ve yüksek yaşam kalitesiyle geçirmek de önem kazanıyor. 2026’da sağlık ve wellness dünyasında öne çıkan “Longevity” yaklaşımı, yaşam süresini uzatmanın yanı sıra sağlıklı yaşam süresini artırmaya, yaşlanma sürecini desteklemeye ve günlük yaşam kalitesini korumaya odaklanıyor. Geleneksel sağlık anlayışında temel yaklaşım hastalıkların tedavisi üzerine kurulurken, longevity yaklaşımı koruyucu sağlık ve yaşam tarzı alışkanlıklarını daha fazla gündeme taşıyor. Beslenme, fiziksel aktivite, uyku, stres yönetimi ve metabolik sağlık gibi başlıklar, sağlıklı yaş alma hedefinin temel unsurları arasında değerlendiriliyor. “Beden üzerindeki yükleri kaldırdığımızda biyolojik yenilenme başlıyor” Küresel Türk Welness markası TheLifeCo’nun Kurucusu Ersin Pamuksüzer, bu yaklaşımı 20 yılı aşkın süredir sundukları bütünsel programlarla hayata geçirdiklerini belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Bilimsel araştırmaların net bir şekilde gösterdiği gibi; bedenin üzerinden sürekli sindirim, stres ve çevresel yükleri kaldırdığımızda, organizma ilk iş olarak öz enerjisini kendini iyileştirmeye ve hücrelerini tazelemeye harcıyor. Bütünsel sağlık yaklaşımının özü, bedene bu doğal alanı ve zamanı tanımaktır. Sadece yükü azaltmanın değil, sonrasında doğru adımları atmak da önemli. Bu süreç sadece bir arınma değil, bedeninize verdiğiniz en değerli moladır. Sunduğumuz programlarla sindirim sisteminize tam bir mola verdiriyor, tüm o sindirim yükünü bir kenara bırakıyoruz. Vücudun enerjisi artık yemekleri sindirmekle uğraşmak zorunda kalmıyor; doğrudan kendi içine, otofajiye ve hücresel onarıma yönleniyor. Yani vücudunuz adeta kendi içini temizliyor, yaşlanmış hücreleri geri dönüştürerek yenileniyor. Bedenimiz, doğru koşullar sağlandığında kendini yenileme konusunda inanılmaz bir potansiyele sahip.” Pamuksüzer “Bizim de TheLifeCo'da sunduğumuz programlar, tam olarak bu bilimsel gerçeği temel alıyor. Uzman diyetisyen ve sağlık ekipleri eşliğinde uygulanan detoks, beslenme ve yaşam tarzı programları, katılımcıların bedenlerini dinlemeyi, doğru zamanlarda dinlendirmeyi ve doğru şekilde yeniden beslemeyi öğrenmelerini sağlıyor” dedi. Otofaji ve mitokondri sağlığı gündemde Longevity yaklaşımının öne çıkan başlıkları arasında hücresel sağlık da yer alıyor. Vücudun doğal yenilenme ve onarım süreçlerinden biri olan “otofaji”, hücrelerin işlevini yitirmiş veya hasarlı bileşenlerini parçalayarak yeniden değerlendirmesine yardımcı olan biyolojik bir mekanizma olarak biliniyor. Otofaji; besin alımı, enerji dengesi ve açlık gibi metabolik koşullardan etkilenen karmaşık bir süreç olarak değerlendiriliyor. Aralıklı oruç ve kalori kısıtlaması gibi yaklaşımların otofaji üzerindeki etkileri ise bilimsel araştırmaların konusu olmaya devam ediyor. Hücresel sağlık açısından bir diğer önemli başlık ise mitokondriler. Hücrelerin enerji üretiminde merkezi rol oynayan mitokondrilerin sağlıklı işleyişi; metabolik sağlık, fiziksel performans ve genel iyilik hali açısından önem taşıyor. Dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite, yeterli uyku ve stres yönetiminin yanı sıra kırmızı ışık, infrared sauna ve soğuk maruziyeti gibi farklı wellness uygulamaları da bu alanda araştırılan ve kullanılan destekleyici yaklaşımlar arasında bulunuyor. NAD+ uygulamaları gibi yeni nesil yaklaşımların ise sağlık ve longevity alanındaki yeri üzerine çalışmalar sürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabahları Yorgun Kalkmanın Şaşırtıcı Nedeni: “Sahte Dinlenme” Haber

Sabahları Yorgun Kalkmanın Şaşırtıcı Nedeni: “Sahte Dinlenme”

İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kişiselleştirilmiş ve Fonksiyonel Tıp Kliniğinde görevli, Yaşam Tarzı Tıbbı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hande Namal Türkyılmaz, “Yaşam Tarzı Tıbbı yaklaşımında ‘Sahte Dinlenme (Just Rest)’ olarak tanımlanan bu durum, tıpkı besleyici olmayan ‘abur cubur’ yiyeceklerin hücreleri yeterince beslememesi gibi” diyor ve ekliyor: “Ekran karşısında geçirilen saatler kişiye zaman zaman ‘hiçbir şey yapmıyorum’ hissi verse de zihinsel ve biyolojik açıdan beyin, sürekli yeni uyaranlarla karşılaşmaya devam ediyor. Sosyal medya akışı, kısa videolar ve aralıksız dizi izleme alışkanlıkları; beynin sürekli yeni bilgi işlemesine, sık dopamin uyarılarına ve mavi ışığa maruziyete yol açıyor. Bu süreç, vücudun stres anlarında devreye giren sempatik sinir sisteminin aktif kalmasını ve ‘savaş ya da kaç’ tepkisinin devam etmesini beraberinde getiriyor.” “Dinlenmek, sadece bedeni hareketsiz bırakmak değil” Ekran kaydırmak veya aralıksız bir şeyler izlemek fiziksel olarak pasif bir eylem olabilir. Ancak zihinsel ve biyolojik olarak tam bir fırtınadır. Beynimiz saniyeler içinde değişen yüzlerce yeni uyaranla karşılaşır, bitmek bilmeyen küçük dopamin patlamaları yaşar ve mavi ışığın bombardımanına tutulur. Bu durum, sinir sistemimizi sürekli sempatik modda, yani "savaş veya kaç" alarmında tutar. Gerçek dinlenme pasif değil, aktiftir. Sinir sistemine bilinçli bir "güvendeyiz" sinyali göndermeyi gerektirir. Bilimsel çalışmalar da, kaliteli dinlenmenin yalnızca fiziksel aktivitenin durdurulması anlamına gelmediğini ortaya koyuyor. Sinir sisteminin “dinlen ve sindir” olarak tanımlanan parasempatik moda geçebilmesi için güven hissi oluşturan ve yoğun uyaranlardan uzaklaşmayı sağlayan aktivitelere ihtiyaç var. Bu nedenle gerçek dinlenme; yalnızca koltuğa uzanmak veya ekrana bakmak yerine, sinir sisteminin gevşemesini destekleyen bir yaşam biçimi yaklaşımı olarak değerlendiriliyor. Dr. Öğr. Üyesi Hande Namal Türkyılmaz, özellikle ekran karşısında geçirilen uzun saatlerin bedeni hareketsiz bırakmasına rağmen sinir sisteminin yeterince toparlanmasını engelleyebileceğine dikkat çekiyor: “Dinlenmek yalnızca bedeni hareketsiz bırakmak değil, sinir sistemine de toparlanma fırsatı vermek. Gerçek dinlenme; stresin azalmasına, zihinsel berraklığın artmasına, uyku kalitesinin iyileşmesine ve yaşam kalitesinin yükselmesine katkı sağlayabilir.” Peki Hücresel Çapta Gerçek Bir Dinlenme Nasıl Olur? Dr. Öğr. Üyesi Hande Namal Türkyılmaz, sürdürülebilir bir yaşam için yalnızca çalışma ve beslenme alışkanlıklarının değil, dinlenme alışkanlıklarının da yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Dr. Öğr. Üyesi Namal Türkyılmaz, “Bugün ne izlesem?” sorusu yerine “Bugün sinir sistemini gerçekten nasıl dinlendirebilirim?” sorusunun sorulmasının hem ruhsal hem de fiziksel sağlık açısından önemli kazanımlar sağlayabileceğine dikkat çekiyor ve gerçek bir dinlenme için 3 öneride bulunuyor: Duyusal Detoks (Sensörleri Kapatın): Doğada ya da sadece açık havada yürümek, zihnin çıldırmış dopamin arayışını keser ve stres hormonu kortizolü hızla düşürür. Ekranın değil, gökyüzünün kontrastına bakmak sirkadiyen ritmi şifalandırır. Üretin ve Yavaşlayın: Toprakla uğraşmak, mutfakta sakince yeni bir tarif denemek, el işleri ile uğraşmak, hiçbir sonuca odaklanmadan sadece süreci yaşamak. Eller çalışırken, zihin parasempatik moda geçer. Bilinçli Durgunluğu Deneyimleyin: Sadece durun. Bir şey dinlemeden, izlemeden, tüketmeden öylece camdan dışarı bakın. Beynimizin anıları ve bilgileri işlemek, adeta kendi "çöpünü çıkarmak" için bu sessizliğe ihtiyacı olduğunu unutmayın. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İçecekten Ara Öğüne Balın Kullanım Alanları Çeşitleniyor Haber

İçecekten Ara Öğüne Balın Kullanım Alanları Çeşitleniyor

Tüketicilerin değişen beslenme alışkanlıkları, balın sofradaki yerini de dönüştürüyor. Uzun yıllar ağırlıklı olarak kahvaltıyla özdeşleşen bal; bugün içeceklerden ara öğünlere, yoğurt ve granola kaselerinden smoothie ve tatlılara kadar günün farklı anlarında tüketiliyor. Pratik, doğal ve farklı damak zevklerine uyum sağlayabilen ürünlere yönelik ilginin artması, bal kategorisi için yeni kullanım ve büyüme alanları yaratıyor. Balparmak tarafından bağımsız pazar araştırma şirketi IPSOS iş birliğiyle yapılan tüketim araştırması da bu dönüşümü ortaya koyuyor. Araştırmaya göre kahvaltı yüzde 83 ile balın kalesi olmaya devam etse de bal tüketicilerinin yüzde 34’ü balı çay ve ıhlamur gibi içeceklerde şeker yerine kullanıyor. Tüketicilerin yüzde 19’u balı müsli veya yulafla, yüzde 18’i yoğurtla tüketiyor. Balı tatlı ve keklerde şeker yerine kullananların oranı yüzde 16 olurken, ara öğün olarak tüketenlerin oranı yüzde 14’e, smoothie içerisinde kullananların oranı ise yüzde 12’ye ulaşıyor. Balı sofraya taşıyan motivasyon: Doğal beslenme Araştırma, tüketim anlarının çeşitlenmesinin arkasındaki motivasyonlara da işaret ediyor. Son bir yılda bal tüketimini artırdığını belirtenlerin yüzde 51'i bağışıklık sistemini güçlendirmek, yüzde 48'i ise doğal beslenmeye yönelmek gerekçesi ile bala daha fazla yer verdiğini söylüyor. Bu tablo, balın tüketici gözünde yalnızca bir tatlandırıcı değil, doğal beslenme tercihlerinin bir parçası olarak konumlandığını gösteriyor. Hafif ve dengeli yapısıyla farklı lezzetlere eşlik edebilen bal; yaz aylarında ev yapımı limonata, soğuk çay ve smoothie gibi içeceklerde, yoğurtlu meyve ve granola kaselerinde, meyve salatalarında, ev yapımı dondurma ve soğuk tatlılarda kullanılabiliyor. Rafine şekere alternatif arayan tüketiciler için balın farklı tariflerde tercih edilmesi, kategorinin mevsimsel algının ötesine geçerek yıl boyunca günün farklı tüketim anlarına taşınmasına katkı sağlıyor. “Balın doğal lezzetini günün farklı anlarına taşıyoruz” Balparmak Pazarlama Direktörü Ilgın Övül Yağız tüketim alışkanlıklarındaki değişime ilişkin şunları söyledi: "Bal, kültürümüzde güçlü bir yere sahip olmasına karşın uzun yıllar ağırlıklı olarak kahvaltı sofralarıyla ve soğuk kış günleriyle özdeşleştirildi. Oysa araştırma verileri, tüketicilerin balı artık içeceklerden ara öğünlere, yoğurt ve granola kaselerinden smoothie'lere kadar çok daha geniş bir kullanım alanında değerlendirdiğini gösteriyor. Biz de 'Yaz Lezzetleri' konseptimizle bu dönüşümü görünür kılmak istiyoruz.” “Yaz Lezzetleri” mağazadan dijital platformlara uzanıyor Balparmak, tüketicilerin değişen yaşam tarzından ve kullanım alışkanlıklarından hareketle geliştirdiği “Yaz Lezzetleri” konseptini mağaza içi ve dijital iletişim çalışmalarıyla destekliyor. Mağaza içinde konumlandırılan iletişim materyalleriyle balın yaz kahvaltılarından granola kaselerine ve piknik sofralarına uzanan farklı kullanım alanları görünür kılınıyor. Konseptin dijital iletişim ayağında ise Diyetisyen Selahattin Dönmez ile birlikte iki yaz tarifi hazırlandı. Balparmak “Doğal Ballı Limonata” ve “Doğal Ballı Şeftalili Dondurma”, video içerikleriyle Balparmak dijital kanallarında tüketicilerle buluşuyor. Tarifler, balın farklı çeşitlerinin kendine özgü lezzet özellikleriyle yaz sofralarında nasıl değerlendirilebileceğine ilişkin pratik örnekler sunuyor. Değişen yaşam tarzı geleneksel ürünleri dönüştürüyor Yoğun şehir yaşamı, evde kolaylıkla hazırlanabilen tariflere yönelik ilgi ve tüketicilerin ürün içeriğine daha fazla dikkat etmesi, gıda kategorilerindeki tercihleri yeniden şekillendiriyor. Bu değişim, bal gibi köklü ve geleneksel ürünlerin de yeni tüketim biçimleriyle buluşmasını sağlıyor. Balparmak, bilimsel altyapısı ve tüketici içgörüleriyle bu dönüşümü izlemeyi ve tüketicilere yeni kullanım fikirleri sunmayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.