Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yaşlılar

Kapsül Haber Ajansı - Yaşlılar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaşlılar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı’na Rekor Katılım Haber

Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı’na Rekor Katılım

Muğla’daki ekosistemi yerel halkla birlikte onaran yaklaşımlardan, tribünlerdeki engelleri kaldıran ve ileri yaştaki bireylerin dijital dünyayla bağını güçlendiren girişimlere uzanan üç proje; 600.000 TL’lik hibe ve stratejik rehberlikle etki alanlarını büyütecek. Borusan Holding, 2022 yılında hayata geçirdiğiBorusan Sürdürülebilir Fayda Programı’nın dördüncü döneminde destekleyeceği üç projeyi açıkladı. Bugüne kadarki en yüksek başvuruyu alan programın odağında, iklim kriziyle mücadele ve eşitsizliklerin azaltılması başlıklarında inovatif çözümler geliştiren projeler vardı. Bu dönemde, yaban hayatın korunmasından tribünlerdeki engellerin aşılmasına ve ileri yaştaki bireylerin dijital dünyayla güvenle bütünleşmesine kadar toplumsal hayata dokunan girişimler öne çıktı. Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş, yeni döneme ilişkin görüşlerini şu sözlerle özetledi: “Dördüncü dönemimizde rekor başvuru almak, toplumdaki dayanışma ve çözüm üretme arzusunun ne kadar güçlü olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Gelen her projede daha adil, daha kapsayıcı ve yaşanabilir bir dünya hayalini derinden hissettik. Seçtiğimiz bu üç kıymetli proje hem doğayla hem de birbirimizle kurduğumuz bağı yenilikçi yaklaşımlarla onarmaya odaklanıyor. İnanıyorum ki bu girişimler, yaratacakları somut etkiyle filizlenip büyüyecek ve yarınlar için umut veren, kalıcı hikayelere dönüşecek.” 66 şehirden 538 başvuru: Farklı disiplinler ortak faydada buluştu Bu sene de “Herkesin Faydasına” mesajıyla yola çıkan Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı’na bu dönemde 66 şehirden 538 başvuru yapıldı. Rakamsal rekorun yanı sıra başvuru sahiplerinin profil çeşitliliği de dikkat çekici düzeydeydi. Öğretmenlerden sivil toplum çalışanlarına, kooperatiflerden sanatçı ve akademisyenlere uzanan geniş başvuru profili, programın disiplinler arası etki potansiyelini ortaya koyuyor. Program kapsamında iklime dayanıklı yaşam alanlarının desteklenmesi, doğal varlıkların ve biyoçeşitliliğin korunması, yerel kalkınmanın ve üretimin desteklenmesi, erişilebilirliğin sağlanması, kapsayıcı tasarım örneklerinin geliştirilmesi ve eğitimde eşitliğin güçlendirilmesi gibi konuları merkeze alan projeler değerlendirildi. Desteklenecek projeler, farklı disiplinlerde uzmanlaşmış jüri üyelerinin değerlendirmeleriyle kesinleşti. Jüri, şu isimlerden oluştu: Marka ve İletişim Stratejisti Ahmet Akın, Dünya Gazetesi Sürdürülebilirlik Yazarı Aslı Dede, Yuvam Dünya Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Kocabıyık, UN Global Compact Network Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele, Borusan Holding Kurumsal İletişim Müdürü Dr. Dilek Özkan, Impact Hub İstanbul Kurucu Ortağı Semih Yaşar Boyacı, Araştırma Uzmanı ve Sosyolog Sevinç Küçükoğlu. Toplumsal dönüşüm ve doğa için harekete geçen 3 ilham verici proje Jüri, titiz değerlendirmeler sonucu desteklenecek üç projeyi belirledi. İklim kriziyle mücadele odaklı “Mega Yangınlar Sonrası Yaban Hayatı ve Topluluk Dayanıklığı Programı”, Muğla’da yaban hayatının habitat kullanımındaki değişimleri ve insan-yaban hayatı etkileşimlerini odağına alıyor. Fotokapan çalışmaları, kapsamlı habitat analizleri ve yerel paydaş görüşmelerinden elde edilen veriler ışığında proje; yangın sonrası ekolojik ve toplumsal dayanıklılığı destekleyen yenilikçi koruma önerileri geliştirmeyi hedefliyor. Eşitsizliklerin azaltılması odak alanında desteklenmeye hak kazanan sosyal girişim “VolleyVoice Erişilebilir Tribün Projesi”, görme engelli taraftarların spor müsabakalarını canlı betimleme ile doğrudan tribünden takip edebilmesini sağlıyor. Uçtan uca erişilebilir bir maç deneyimi sunan proje, sporda kapsayıcı bir kültür yaratmanın yanı sıra bu erişilebilirliği sürdürülebilir bir modele taşımayı hedefliyor. Yine eşitsizliklerin azaltılması hedefiyle yola çıkan “Ekrana Hâkim Ol: Yaşlılar için Dijital Dayanıklılık Programı” projesi, İstanbul ve Ankara’da 55 yaş üstü bireyler için dijital beceri ve güven inşa eden topluluk temelli bir atölye programı. Bilgi okuryazarlığı, dijital güvenlik, eleştirel kullanım gibi farklı öğrenme modülleri aracılığıyla bireyleri dijital dünyada daha etkin paydaşlara dönüştürmeyi hedefliyor. Ayrıca akran destek ağları oluşturmayı ve ileri yaş ihtiyaçlarını kapsayan dijital tasarım pratikleri için karar alıcılara veri sunmayı amaçlıyor. Borusan tarafından seçilen projeler 600.000 TL’lik hibenin yanı sıra ihtiyaç analizleri, iş modeli geliştirme eğitimleri, mentorluk, görünürlük, proje tanıtımı ve iletişim yönetimi gibi uçtan uca desteğe erişiyor. Girişimciler ayrıca Borusan ve Impact Hub İstanbul’un yaygın iletişim ağlarına dahil olarak, projelerini daha geniş kitlelere ulaştırabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bayram Ziyaretleri Ruh Sağlığını Güçlendiriyor! Haber

Bayram Ziyaretleri Ruh Sağlığını Güçlendiriyor!

Çocukların, aile büyükleriyle vakit geçirerek empati, saygı ve kimlik duygusunu geliştirebileceklerini ifade eden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Yaşlı bireyler içinse bayram ziyaretleri çoğu zaman yalnızlık hissini azaltan ve sosyal görünürlüklerini artıran güçlü bir deneyim.” dedi. Dijital iletişim araçlarının mesafe olduğunda yüz yüze etkileşimi tamamlayıcı bir rol oynadığına dikkat çeken Tunçel, bayram ritüellerinin, pozitif psikoloji, mindfulness ve bağlanma temelli terapi yaklaşımlarını günlük hayatta destekleyebileceğine vurgu yaptı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, bayram ziyaretlerinin çocuk, genç ve yaşlılar üzerindeki psikolojik ve duygusal etkileri ile aile bağlarını güçlendirmedeki rolü hakkında açıklamalarda bulundu. Bayram ziyaretleri, aidiyet ve bağlılığı güçlendiriyor! Bayram ziyaretlerinin bireylerin aidiyet ve bağlılık duygularını güçlendiren önemli sosyal ritüellerden biri olduğunu dile getiren Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Özellikle Ramazan Bayramı gibi kültürel ve dini bayramlarda yapılan ziyaretler, bireylerin sosyal destek ağlarını canlı tutmasına yardımcı olur.” dedi. Aile büyüklerini ziyaret etmenin bireylerde bazı duyguları tetikleyebileceğini aktaran Tunçel, “Kişi kendisini bir ailenin ve geçmişin parçası olarak hisseder bu da Aidiyet ve köklenme duygusunu açığa çıkarır. Büyüklerin yaşam deneyimlerini görmek bireyde takdir, minnettarlık ve saygı duygularını artırır. Tanıdık aile ortamı stresin azalmasına katkı sağlar, güven ve duygusal rahatlama hissedilir. Çocukluk anıları ve ortak ritüeller olumlu duyguları güçlendirir, mutluluk artar. Bu tür sosyal temaslar, psikolojide ‘koruyucu faktör’ olarak adlandırdığımız unsurlar arasında yer alır ve kişinin stresle başa çıkma kapasitesini artırabilir.” şeklinde konuştu. Bayram ziyaretleri, yaşlılara hâlâ değerli olduklarını hissettirir! Yaşlı bireyler için bayram ziyaretlerinin çoğu zaman yalnızlık hissini azaltan ve sosyal görünürlüklerini artıran güçlü bir deneyim olduğuna değinen Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Yaş ilerledikçe sosyal çevre daralabilir ve birey kendini toplumdan kopmuş hissedebilir. Bayram ziyaretleri ise yaşlı bireylere ‘sen hâlâ ailenin merkezindesin ve değerlisin’ mesajı verir.” dedi. Bu ziyaretlerin yaşlı bireyler için önemli olduğuna vurgu yapan Tunçel, “Değerli ve hatırlanmış hissetmelerini sağlar, yaşam deneyimlerini aktarma fırsatı sunar, yalnızlık ve izolasyon duygularını azaltır, yaşam doyumlarını artırabilir. Klinik gözlemler, düzenli sosyal temasın yaşlı bireylerde depresif duygulanımı azaltabildiğini ve genel psikolojik dayanıklılığı desteklediğini gösteriyor.” açıklamasını yaptı. Aile büyükleriyle vakit geçirmek, çocukların duygusal gelişimi için çok değerli Çocuklar ve gençler için de aile büyükleriyle vakit geçirmenin, duygusal gelişim ve kimlik oluşumu açısından oldukça değerli olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel şunları söyledi: “Bu süreçte çocuklar; kuşaklar arası bağ kurmayı öğrenirler, empati ve saygı gibi sosyal beceriler geliştirirler, aile hikâyeleri aracılığıyla kimlik ve aidiyet duygusu kazanırlar, sabır, hoşgörü ve farklı yaşam deneyimlerini anlamayı öğrenirler. Ayrıca büyükanne ve büyükbabalar genellikle çocuklara koşulsuz kabul ve sıcaklık sunan figürler olabilir. Bu da çocukların duygusal güvenlik hissini güçlendirebilir.” Dijital iletişim, yüz yüze etkileşimin yerine geçen değil, onu tamamlayan bir araç! Görüntülü konuşma, mesajlaşma gibi dijital iletişim araçlarının özellikle mesafe nedeniyle ziyaretlerin mümkün olmadığı durumlarda çok değerli bir alternatif olabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, “Ancak psikolojik açıdan yüz yüze etkileşimin bazı benzersiz yönleri vardır.” dedi. Yüz yüze iletişimde beden dili, sarılma, el öpme gibi dokunsal temas, ortak fiziksel ortam gibi unsurlar bulunduğunu ve bunların duygusal bağın güçlenmesinde önemli rol oynadığını ifade eden Tuncel, bu nedenle dijital iletişimin tam bir ‘yerine geçme’ değil, daha çok ‘tamamlayıcı bir araç’ olarak değerlendirilebileceğini söyledi. Anlamlı ilişkiler ruh sağlığını koruyan en güçlü faktörlerden biri! Aile bağlarını güçlendiren bayram ritüellerinin, bazı terapi yaklaşımlarının günlük hayatta uygulanmasını destekleyebileceğini de dikkat çeken Klinik Psikolog Tuğçe Tunçel, sözlerini şöyle tamamladı: “Minnettarlık ve takdir duygularını ifade etmek pozitif psikoloji yaklaşımı, kuşaklar arası iletişimi güçlendirmek aile terapisi perspektifi, güvenli ilişkiler kurmayı pekiştirmek bağlanma temelli yaklaşımlar ve aileyle geçirilen anın değerini fark etmek mindfulness (farkındalık) yaklaşımlarını destekleyebilir. Kişinin anlamlı ilişkiler kurması ve sürdürmesi, ruh sağlığını koruyan en güçlü faktörlerden biridir. Bayram ziyaretleri de bu ilişkileri canlı tutan önemli sosyal ve kültürel pratikler arasında yer alır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bu Enfeksiyon Sessizce İlerliyor! Haber

Bu Enfeksiyon Sessizce İlerliyor!

Özellikle kadınlar, yaşlılar ve hamileler idrar yolu enfeksiyonlarına karşı daha yüksek risk taşıyor. Günlük yaşamda sık karşılaşılan bu enfeksiyonlar çoğu kişi tarafından geçici bir rahatsızlık olarak değerlendiriliyor. Basit gibi görünen şikayetlerin arkasında sessizce ilerleyen ciddi bir tablo gelişebiliyor. Günlük Yaşamı ve Uyku Düzenini Bozuyor İdrar yolu enfeksiyonlarının yalnızca fiziksel yakınmalarla sınırlı kalmadığını belirten Üroloji Hekimi Uzm. Dr. Cem Kezer, bu durumun günlük yaşamı doğrudan etkileyen sonuçlar doğurduğunu ifade ediyor. Sürekli idrara çıkma ihtiyacı ve idrar yaparken hissedilen yanma ile ağrı bireylerin günlük yaşam konforunu ciddi biçimde azaltıyor. “Gece sık idrara çıkma şikayeti hastaların en çok göz ardı ettiği belirtilerden biri. Ancak bu durum hem uyku kalitesini bozuyor hem de gün içindeki yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor” ifadelerini kullanan Uzm. Dr. Kezer, bu şikayetlerin enfeksiyonun habercisi olabileceğinin altını çiziyor. Uzayan şikayetler bireylerde huzursuzluk hissine yol açabiliyor. Sosyal hayattan geri çekilme, uzun süre dışarıda kalamama ve günlük planları erteleme gibi sorunlar da tabloya eşlik edebiliyor. Risk Gruplarında Daha Dikkatli Olunmalı Çocuklar, yaşlılar ve hamileler idrar yolu enfeksiyonlarının daha ağır seyrettiği gruplar arasında yer alıyor. Bu gruplarda enfeksiyonlar daha hızlı ilerleyebiliyor ve komplikasyon riski artabiliyor. “Risk grubundaki hastalarda enfeksiyon tedavisinin gecikmesi böbreklere yayılma ihtimalini artırır” diyen Uzm. Dr. Kezer, belirtilerin çok daha yakından takip edilmesi gerektiğini vurguluyor. Hamilelik döneminde ortaya çıkan idrar yolu enfeksiyonlarının hem anne hem de bebek sağlığı açısından yakından izlenmesi gerekiyor. Yaşlı bireylerde ise belirtiler daha silik seyredebildiği için tanı gecikebiliyor. İdrar Yolu Enfeksiyonunu Ele Veren 5 Belirti İdrar yolu enfeksiyonları çoğu zaman hafif şikayetlerle başladığı için önemsenmeyebiliyor. Oysa bu belirtiler vücudun verdiği erken uyarılar olarak kabul ediliyor. Uzm. Dr. Cem Kezer aşağıdaki işaretlerin dikkatle izlenmesi gerektiğini vurguluyor. Gün içinde normalden daha sık idrara çıkma ihtiyacı Günlük sıvı tüketimi değişmediği halde tuvalete çıkma ihtiyacı artıyor, kısa aralıklarla idrara çıkılıyor ve idrar yapıldıktan kısa süre sonra yeniden tuvalet ihtiyacı hissediliyor. İdrar yaparken yanma, batma ya da ağrı hissi İdrar sırasında veya hemen sonrasında yanma, batma, sızlama ya da ağrı hissi yaşanıyor ve bu durum günlük yaşam konforunu olumsuz etkiliyor. İdrarın bulanık, koyu renkli ya da tortulu olması İdrar normalden daha koyu, bulanık ya da tortulu bir görünüm kazanıyorsa enfeksiyon varlığına işaret edebiliyor. İdrarda normalden farklı ve kötü bir koku İdrarın keskin, ağır ya da alışılmadık bir kokuya sahip olduğu fark ediliyor ve bu değişiklik önemli bir uyarı olarak değerlendiriliyor. Alt karın ve kasık bölgesinde baskı ve rahatsızlık hissi: Alt karın ve kasık bölgesinde dolgunluk, baskı, hassasiyet ya da ağrı hissi oluşuyorsa bu durum enfeksiyonun mesaneyi etkilediğine işaret edebiliyor. “Bu belirtiler hafif gibi algılansa da birlikte görüldüğünde mutlaka değerlendirilmelidir” diyen Uzm. Dr. Kezer, erken dönemde yapılacak başvuruların hastalığın seyrini değiştirdiğini vurguluyor. Enfeksiyonun Seyrini Erken Müdahale Belirliyor İdrar yolu enfeksiyonlarında tedavide gecikme hastalığın ilerlemesine zemin hazırlayabiliyor. Enfeksiyon böbreklere ulaştığında kalıcı hasar riski artıyor. Tedavi edilmeyen vakalarda ise enfeksiyon tekrarlayan ve kronik bir tabloya dönüşebiliyor. Güneşli Erdem Hastanesi’nden Üroloji Hekimi Uzman Dr. Cem Kezer, idrar yolu enfeksiyonlarının erken dönemde kontrol altına alındığında tedavisi mümkün hastalıklar arasında yer aldığını ancak şikayetlerin görmezden gelinmesinin süreci fark edilmeden ağırlaştırabildiğini ifade ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kış Aylarında Bağışıklık için Dengeyi Korumak Önemli Haber

Kış Aylarında Bağışıklık için Dengeyi Korumak Önemli

Uzmanlara göre bunun nedeni yalnızca soğuk hava değil; aynı zamanda güneş ışığından daha az faydalanmamız, kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirmemiz ve günlük yaşam temposunun bağışıklık sistemi üzerinde yarattığı ek yük (1). Orzax Medikal Grup Müdürü Dr. Göktuğ Göktaş, kış aylarında bağışıklık sisteminin daha hassas hale gelmesinin birçok çevresel faktörün aynı anda devreye girmesinden kaynaklandığını belirtiyor. Soğuk hava koşulları, güneş ışığına daha az maruz kalınmasına bağlı olarak D vitamini düzeylerinde yaşanan düşüş ve kapalı alanlarda artan temasın, bağışıklık yanıtı üzerinde doğal bir baskı oluşturduğunu ifade eden Göktaş; bu dönemde bağışıklığı aşırı uyarmaya çalışmak yerine, onu dengede tutacak doğru günlük yaşam alışkanlıkları odaklanılmasının daha sağlıklı bir yaklaşım olacağını vurguluyor. Bilimsel araştırmalar, kış aylarında bağışıklık sisteminin hem çevresel koşullar hem de kişisel alışkanlıklar nedeniyle daha hassas hâle gelebildiğini gösteriyor. Soğuk ve kuru hava, üst solunum yollarının doğal savunma mekanizmalarını zayıflatabiliyor; bazı virüslerin bu koşullarda daha uzun süre canlı kalabilmesi ise enfeksiyon riskini artırıyor (2,3). Güneş ışığının azalmasıyla birlikte düşen D vitamini seviyeleri de bağışıklık dengesini etkileyen önemli faktörler arasında yer alıyor (4). Kışın beslenme alışkanlıkları da değişiyor Bağışıklık sisteminin güçlü kalabilmesi; yeterli uyku, dengeli beslenme ve genel yaşam dengesinin korunmasıyla yakından ilişkili. Ancak kış aylarında besin çeşitliliğinin azalması, C vitamini, D vitamini, çinko ve selenyum gibi bağışıklık için önemli mikro besinlerin yeterince alınamamasına yol açabiliyor (5,6). Araştırmalar, bu mikro besinlerin bağışıklık hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynadığını; eksiklik durumunda vücudun enfeksiyonlarla mücadelesinin zorlaşabildiğini ortaya koyuyor (5,7). Özellikle C vitamini ve çinkonun, bağışıklık sisteminin doğal savunma mekanizmalarını desteklediğine dair bilimsel veriler bulunuyor (8,9). Ekinezya ve beta glukan gibi doğal bileşenlerin de bağışıklık sisteminin ilk savunma hattını destekleyebildiği; D vitamininin ise bağışıklık yanıtının dengelenmesinde özel bir role sahip olduğu belirtiliyor (10,11). “Bağışıklığı uyarmak değil, dengelemek gerekiyor” Dr. Göktuğ Göktaş, bağışıklık konusuna yaklaşırken ölçünün önemine de dikkat çekerek: “Bağışıklık söz konusu olduğunda amaç, sistemi sürekli uyarmak değil; vücudun ihtiyaç duyduğu mikro besinleri doğru şekilde destekleyerek bağışıklık yanıtını dengede tutmak olmalı. Dengeli beslenme, yeterli D vitamini ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, kış aylarını daha rahat geçirmek için güçlü bir zemin oluşturur.” dedi Dünya Sağlık Örgütü de bağışıklık fonksiyonlarının korunmasında mikro besin yeterliliğinin halk sağlığı açısından önemine dikkat çekiyor (12). Uzmanlar, özellikle yaşlılar ve kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin kış aylarında beslenme düzenlerine ve mikro besin alımlarına daha fazla özen göstermesi gerektiğini vurguluyor (13). Kış aylarında bağışıklığı tek bir yöntemle “güçlendirmeye” çalışmak yerine; beslenme, yaşam alışkanlıkları ve bilimsel temelli desteklerin birlikte ele alındığı dengeli bir yaklaşım hem bağışıklık sisteminin hem de günlük yaşamın ritmini korumaya yardımcı oluyor (5,6,13).

Güzel Koku Hijyen Göstergesi Değil! Haber

Güzel Koku Hijyen Göstergesi Değil!

Solunan kimyasalların solunum sisteminde irritasyona, alerjik reaksiyonlara ve hatta astım gibi nezle-boğaz hastalıklarına sebep olabileceğine dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Temizlik kimyasallarının göz irritasyonu üzerindeki etkileri de araştırmalara konu olmuştur. Birçok kimyasal, doğrudan gözle temas ettiğinde yanma, sulanma veya kızarıklık gibi belirtilere neden olur.” dedi. Güçlü kokunun hijyen göstergesi olmadığına vurgu yapan Dr. Mamçu, çocuklar, hamileler, yaşlılar ve alerjik bünyelerin bu maddelerden daha fazla etkilendiğini ifade etti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, temizlik kimyasallarının yanlış ve gereksiz kullanımının insan sağlığına ve çevreye zararları ile doğru ve bilinçli temizlik alışkanlıklarının önemi hakkında bilgi verdi. Yanlış kullanılan temizlik kimyasalları sağlığa zarar veriyor! Ev temizliğinde sık kullanılan yüzey temizleyicileri ve dezenfektanların, çamaşır suyu (sodyum hipoklorit), amonyak, alkoller, kuaterner amonyum bileşikleri ve sentetik kokular gibi kimyasallar içerdiğini aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu maddeler mikropları öldürürken, yanlış veya sık kullanıldığında insan sağlığına da zarar verebilir.” dedi. Özellikle solunum yolu ile alınan zararlı maddelerin çeşitli sağlık sorunlarına yol açabildiğine işaret eden Dr. Mamçu, “Temizlik sırasında aerosol haline gelen kimyasallar, havada askıda kalan partiküller olarak solunabilir ve bu durum, solunum sisteminde irritasyona, alerjik reaksiyonlara ve hatta astım gibi nezle-boğaz hastalıklarına sebep olabilir. Ayrıca, temizlik kimyasallarının göz irritasyonu üzerindeki etkileri de araştırmalara konu olmuştur. Birçok kimyasal, doğrudan gözle temas ettiğinde yanma, sulanma veya kızarıklık gibi belirtilere neden olur.” şeklinde konuştu. Güzel koku olması, yüzeyin daha hijyenik olduğu anlamına gelmez! Temizlik maddelerinin kokusunun genellikle parfüm ve uçucu kimyasallardan geldiğini hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Koku olması, yüzeyin daha hijyenik olduğu anlamına gelmez.” dedi. Bazı ürünlerin mikropları öldürmeden sadece kokuyu bastırdığını ifade eden Dr. Mamçu, şöyle devam etti: “Güçlü koku daha fazla kimyasal solunması demektir. Bu kimyasallar, cilt irritasyonlarından solunum problemlerine kadar geniş bir sağlık spektrumunda olumsuz etkilere neden olabilir. Özellikle çocukların ve hamile kadınların kimyasallara maruz kalma riski, bu maddelerin cinsiyet bazında farklı etkileri ve çevresel etkileri, bilinçli tüketim gerekliliğini daha da ön plana çıkarıyor. Özellikle çamaşır suyu, asitli ürünler gibi başka temizleyicilerle asla karıştırılmamalı. Zehirli gaz açığa çıkabilir. Gerçek hijyen; doğru ürünün doğru miktarda ve doğru süre uygulanması ile sağlanır.” Temizlik sırasında ortamın havalandırılması şart! Masalar, tezgâhlar ve çalışma yüzeylerinin temiz ve dezenfekte edilmiş olmasının bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için son derece önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Temizlik malzemelerinin kullanımı esnasında havaya salınan kimyasalların solunmaması ve sonrasında ortamın havalandırılması yararlı olacaktır.” dedi. Sprey formdaki ürünlerin kapalı alanlarda kullanımının ise daha tehlikeli olduğunu kaydeden Dr. Mamçu, “Temizlik yaparken daha az kimyasal madde solumak için uygun havalandırma yapmak büyük önem taşır. Bu amaçla pencerelerin ve kapıların mutlaka açılması gerekir. İyi bir havalandırma, odanın havasındaki toksik maddelerin en aza indirilmesine yardımcı olur.” açıklamasını yaptı. Temizlik kimyasalları hassas gruplarda sağlık sorunlarına neden olabiliyor! Çocuklar, hamileler, yaşlılar ve alerjik bünyelerin bu kimyasallardan nasıl etkilendiğine değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Çocukların solunum yolları daha hassastır. Yüzeylere temas edip ellerini ağızlarına götürebilirler. Kimyasalların bazıları hamilelerde hormonal dengeyi etkileyebilir. Yaşlıların akciğer kapasitesi ve bağışıklık sistemi daha zayıf olabilir. Alerjik bünyeler ve astımlılarda burun akıntısı, hırıltılı solunum görülebilir.” uyarısında bulundu. Dr. Mamçu, Temizlik sonrası geçmeyen öksürük, nefes almakta zorlanma, baş dönmesi veya mide bulantısı, gözlerde şiddetli yanma, ciltte kızarıklık, kaşıntı veya yanma hissi, astım veya alerji belirtilerinde artış ortaya çıkmasının kullanılan ürüne bağlı olabileceğini hatırlattı. Gereksiz antibakteriyel ürün kullanımı, sağlık sorunlarına ve çevre kirliliğine yol açıyor! Antibakteriyel ürünlerin gereksiz kullanımının ne gibi sağlık ve çevre sorunları ortaya çıkarabileceği hakkında bilgi veren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Dirençli bakterilerin gelişmesi, bağışıklık sisteminin bozulması, cilt florasının bozulması gibi sağlık sorunlarına ve kimyasalların suya karışarak çevre kirliliği oluşturmasına neden olur.” dedi. Temizlik ürünlerinin içerisinde yer alan zararlı kimyasallardan korunmak için önerilerde bulunan Dr. Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı: “Temizlik ürünlerinin etiketlerini doğru okumak çok önemlidir. Hangi ürünün hangi içeriklerle temas etmemesi gerektiği hakkında bilgi sahibi olmak kimyasal reaksiyonla ortaya çıkabilecek olumsuz etkileri minimize eder. Kimyasal içeriği azaltılmış veya tamamen doğal ürünler tercih edilebilir. Evde sirke, karbonat ve limon gibi malzemelerle doğal temizlik ürünleri yapılabilir.

Buzda Yürürken Bunlara Dikkat! Haber

Buzda Yürürken Bunlara Dikkat!

Karlı havalarda güvenli yürüyüş için ‘penguen yürüyüşü’ tekniğinin önemli olduğunu hatırlatan Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğr. Gör. Mert İlhan, “Dizlerin kilitlenmeyip hafif bükülü tutulması şok emilimi sağlarken, kolların yana açılarak denge çubuğu görevi görmesi ve adımların kısa, sürükleyici nitelikte olması kayma riskini azaltır.” dedi. Yanlış ayakkabı seçimi, eller ceplerde yürümek ve refleks olarak ellerle düşmeyi durdurmaya çalışmanın kırık ve kafa travmalarına yol açabileceğine dikkat çeken Öğr. Gör. İlhan, özellikle yaşlılar ve kemik erimesi riski taşıyan bireylerde basit düşmelerin hayati sonuçlar doğurabileceği uyarısını yaptı. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğr. Gör. Mert İlhan, kış aylarında karlı ve buzlu zeminlerde güvenli yürüyüşün nasıl olması gerektiği, düşme riskini artıran hatalar, düşme anında yapılması ve yapılmaması gerekenler ile düşme sonrası dikkat edilmesi gerekenler hakkında açıklamalarda bulundu. Karda ve buzlu zeminlerde en güvenli yürüyüş biçimi ‘penguen yürüyüşü’! Karda ve buzlu zeminlerde güvenli yürüyüş için en çok önerilen yaklaşımın, halk arasında ‘penguen yürüyüşü’ olarak bilinen yürüme biçimi olduğunu dile getiren Öğr. Gör. Mert İlhan, “Güvenli yürüyüş için vücudun ağırlık merkezini etkin yönetmek ve zeminle teması arttırmak gerekir.” dedi. Penguen yürüyüşü tekniğinde gövdenin hafifçe öne eğilmesi ve ağırlık merkezinin yere basan ayağın üzerinde tutulması gerektiğini aktaran Öğr. Gör. İlhan, “Dengeyi artırmak için ayak uçları 10-30 derece dışa doğru çevrilerek destek yüzeyi genişletilmeli. Normal yürüyüşteki topuk ve parmak ucu döngüsü terk edilerek ayak tabanının tamamının yere aynı anda temas ettiği düz taban basışı uygulanmalı. Dizlerin kilitlenmeyip hafif bükülü tutulması şok emilimi sağlarken, kolların yana açılarak denge çubuğu görevi görmesi ve adımların kısa, sürükleyici nitelikte olması kayma riskini azaltır.” şeklinde konuştu. Eller ceplerde yürümek, dengeyi bozarak düşme ve ciddi yaralanma riskini artırıyor! En sık yapılan ve ciddi yaralanmalara yol açan hataların başında ellerin ceplere sokularak yürünmesi geldiğine dikkat çeken İlhan, “Bu durum bireylerin hem denge stratejileri yeterince sağlayamamasına neden olur hem de düşme anında ellerin yüzü koruma refleksini engeller.” dedi. Kuru zemindeki gibi topuğu yere sertçe vurarak yürümenin de sürtünmenin az olduğu yüzeylerde topuğun öne kaymasına ve kafa travması riski taşıyan geriye doğru düşmelere neden olabildiğine vurgu yapan Öğr. Gör. İlhan, “Ayrıca yürüyüş sırasında uzun adımlar atmak ağırlık merkezini destek noktasından uzaklaştırıp toparlanmayı imkânsız kılar. ‘Siyah buz’ olarak bilinen görünmez buz tabakalarını fark etmeyip normal yürüyüşe devam etmek ve dizleri gergin, yani kilitli tutmak da kaçınılması gereken kritik yürüyüş hatalarındandır.” uyarısında bulundu. Düşme riskini belirleyen en önemli dış unsurlardan biri ayakkabı seçimi! Kış aylarında yürürken, zeminle temas eden tek arayüzün ayakkabı olduğunu hatırlatan Öğr. Gör. Mert İlhan, “Düşme riskini belirleyen en önemli dış unsurlardan biri ayakkabı seçimidir.” dedi. Standart spor veya yürüyüş ayakkabılarının tabanlarının, belirli bir sıcaklığın altına düşüldüğünde sertleşen polimerlerden üretildiğini kaydeden Öğr. Gör. İlhan, şunları söyledi: “Buzlu ve karlı zeminlerde yürümek için geliştirilmemiş bu ayakkabıların tabanı mikroskobik düzeyde zemin pürüzlerine uyum sağlamayı engelleyerek ayakkabıyı buz üzerinde kaygan bir plastik parçasına dönüştürür. Güvenli bir kış botunun tabanı, soğuk havalarda sertleşmeyen ve esnekliğini koruyan kauçuktan üretilmiş olmalıdır. Uygun kış botları dondurucu soğuklarda bile tabanın yumuşak ve esnek kalarak yüzeye tutunmasını sağlar. Ayrıca, olası bir denge kaybında ayak bileğinin burkulmasını önlemek adına yüksek konçlu botların tercih edilmesi, ayak bileğine mekanik destek sağlayarak bağ yaralanmalarını ve kırıkları azaltabilir.” Ellerle düşmeyi durdurmaya çalışmamak gerekir! Kayma anında refleks olarak yapılan en kritik hatanın, evrimsel bir koruma güdüsüyle elleri yere koyarak düşüşü durdurmaya çalışmak olduğuna işaret eden İlhan, “Tıbbi literatürde ‘açık el üzerine düşme’ olarak adlandırılan bu düşüş, kış aylarında kol ve el-el bileği kırıklarının birincil sebebini oluşturur.” dedi. Düşerken elleri kullanmaktan kaçınarak, dirseklerin bükülü tutulması gerektiğini dile getiren Öğr. Gör. İlhan, “Mümkünse ellerin göğüste çaprazlanarak veya yüzü koruyacak şekilde tutularak darbenin omuz ya da sırt gibi daha geniş bölgelerle karşılanması önerilir. Düşme eylemi kaçınılmaz hale geldiğinde vücut bütünlüğünü korumak için uygulanması gereken stratejilerden diğeri, başı korumak için çeneyi hafifçe göğse doğru almak, başın sert zemine doğrudan çarpma riskini azaltmaya yardımcı olmaya çalışmaktır. Ayrıca düşüş yönünü mümkünse yana çevirip yuvarlanma hareketi yapmak, darbe enerjisini tek bir kemik çıkıntısı yerine geniş kas gruplarına yayarak kırık riskini azaltabilirken; panik halinde vücudu kasmak yerine daha kontrollü ve yumuşak bir düşüş şok emilimini artırarak yaralanma şiddetini hafifletebilir.” ifadelerini kullandı. Buzlu zeminde düşmeler, ortopedik yaralanmaların yanı sıra kafa travmalarına da yol açabilir! Karlı ve buzlu zeminlerde en sık karşılaşılan yaralanmaların başında, düşme anında ellerin refleks olarak yere koyulması sonucu oluşan el ve el bileği kırıkları olduğunu yineleyen Öğr. Gör. Mert İlhan, “Kış aylarındaki acil servis başvurularının büyük kısmını bu tip yaralanmalar oluşturur.” dedi. Öğr. Gör. Mert İlhan, diğer yaralanma tablolarını şöyle açıkladı: “Düşme şiddetine bağlı olarak omuz çıkıkları, rotator manşet yırtıkları ve dirsek kırıkları da sık görülür. Bacaklarda ani dönme hareketleriyle oluşan ön çapraz bağ ve menisküs yırtıkları, ayak bileği burkulmaları ve özellikle yaşlı nüfus için yüksek ölüm riski taşıyabilen kalça kırıkları öne çıkan diğer ortopedik tablolardır. Ortopedik yaralanmaların ötesinde hayati risk taşıyan en ciddi durumlardan biri, genellikle topuğun öne kaymasıyla vücudun geriye doğru düşmesi sonucu oluşan kafa travmalarıdır. Başın sert zemine çarpması basit bir beyin sarsıntısına yol açabileceği gibi, bazı durumlarda kişi başlangıçta kendini iyi hissetse bile kafa içi kanama riski söz konusu olabilmektedir.” Gençlerde basit bir ezilmeyle atlatılabilecek düşmeler, ileri yaştakiler için çok ciddi olabilir! Diz, kalça veya bel problemi olan kişilere önerilerde bulunan Mert İlhan, “Soğuk havalar eklem sertliğini ve ağrıyı artırabilir. Bu kişiler dışarı çıkmadan önce ısınma hareketleri yapmalı ve termal giysilerle eklemlerini sıcak tutmalı.” dedi. Sertleşmiş ve ağrılı eklemlerin, kayma anında dengeyi sağlamak için gereken hızlı nöromusküler tepkiyi veremeyeceğini aktaran Öğr. Gör. İlhan, “Yürürken dizlerin kilitlenmemesi, hafif bükülü tutularak zemin şokunun doğrudan omurgaya iletilmesinin engellenmesi, yani biyolojik bir süspansiyon sağlanması gerekir. Ayrıca diz bağları ve menisküsler açısından, ayak yerde sabitken gövdenin döndüğü ani manevralardan kaçınılmalı, tüm dönüşler ayakların konumu değiştirilerek yapılmalı. Alışveriş poşetleri veya ağır çantalar tek elde taşınmamalı; mümkünse yük iki ele eşit dağıtılmalı ya da sırt çantası tercih edilmeli. Yürüyüş sırasında telefonla meşgul olmak gibi dikkati dağıtan alışkanlıklar da özellikle bu grupta risklidir. Osteoporoz yani kemik erimesi riski taşıyan bu grupta kemik kalitesi düştüğü için, gençlerde basit bir ezilmeyle atlatılabilecek düşmeler, ölümcül komplikasyonlara yol açabilen kalça kırıklarına dönüşebilir. Baston veya yürüteç kullanan kişilerin, standart lastik uçların buzlu zeminde yeterli tutuş sağlamayabileceğini bilmeleri önemlidir.” açıklamasını yaptı. Düşme sonrası bu belirtiler kesinlikle ciddiye alınmalı Bir düşme sonrası, süresi ne olursa olsun bilinç kaybı, giderek şiddetlenen baş ağrısı, tekrarlayan kusma, göz bebeklerinde büyüklük farkı ve kulak veya burundan berrak sıvı gelmesinin acil tıbbi müdahale gerektirdiğinin altını çizen Öğr. Gör. Mert İlhan, “Bu tarz belirtiler kesinlikle ciddiye alınması gereken uyarı işaretleri arasında sayılabilir. Ayrıca alışılmadık uyku hali, uyandırılamama veya nöbet geçirme gibi durumlar beyin içi basıncın arttığına işaret edebilir.” dedi. Konuşma güçlüğü, anlamada zorluk veya uzuvlarda tek taraflı güçsüzlük/uyuşma gibi inme benzeri semptomlar görüldüğünde vakit kaybetmeden acil yardıma başvurulması gerektiğini vurgulayan Öğr. Gör. İlhan, sözlerini şöyle tamamladı: “Özellikle kan sulandırıcı ilaç kullanan bireylerde pıhtılaşma mekanizması baskılandığı için, düşme sonrası herhangi bir şikâyet olmasa bile kafa içi kanama riski artabilir. Bu nedenle bu gruptaki kişilerin bir düşme sonrasında tıbbi değerlendirmeden geçmesi önemlidir. Hayati risk oluşturan durumlar dışında, kırık veya ciddi ortopedik yaralanma şüphesi olan durumlar da ihmal edilmemeli. Düşme sonrası ilgili bölge üzerine basılamaması, belirgin şekil bozukluğu, hızla artan şişlik veya morarma, şiddetli ve geçmeyen ağrı ya da kol veya bacakta hareket kısıtlılığı olması gibi belirtiler halinde bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.