Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yassı Çelik

Kapsül Haber Ajansı - Yassı Çelik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yassı Çelik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Beyaz Eşya Sektöründe İlk Çeyrekte Çift Haneli Daralma Haber

Beyaz Eşya Sektöründe İlk Çeyrekte Çift Haneli Daralma

Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD), sektörün 2026 yılı ilk çeyrek sonuçlarına dair değerlendirmelerini paylaştı. Arçelik, BSH, Dyson, Electrolux, Haier Europe, Midea Grup Türkiye, Miele, Samsung, Versuni (Philips) ve Vestel gibi yerli, uluslararası, ithalatçı ve üretici firmaları bünyesinde barındıran TÜRKBESD’in paylaştığı bilgilere göre 2026 yılının ilk 3 ayında 6 ana ürün grubunda geçen yıla kıyasla iç satışlarda %10 oranında düşüş yaşandı. İhracatta ise son yıllarda gözlemlenen gerileme trendi devam ederken 2026 yılının ilk 3 ayında ihracat, bir önceki yıla kıyasla %23 oranında azaldı. İhracatta devam eden düşüş üretim adetlerine de yansırken üretim miktarı geçen yıla göre %21 oranında geriledi. Toplam satışlar ise %19 gerileyerek 6.288.817 adet oldu. Mart ayı özelinde ise iç satışlarda geçen yılın Mart ayına göre %3 daralma olurken ihracatta %29, üretimde ise %14 gerileme kaydedildi. Toplam satışlarda %21 düşüş oldu ve 2.230.369 adet olarak kaydedildi. Türkiye, %7’lik üretim hacmiyle Avrupa’nın birinci, dünyanın ise en büyük ikinci beyaz eşya üretim merkezi konumunda yer alıyor. 2025 yılı itibariyle yıllık 29 milyon üretim adediyle faaliyet gösteren beyaz eşya sektörü, 60 bin doğrudan, 600 bin dolaylı istihdam alanı sağlıyor. 2025 yılında ihracat hacmi 20,2 milyon adet olarak kaydedilirken Ar-Ge, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm yatırımlarıyla küresel piyasalardaki rekabet gücünü arttırıyor. Sonuçları değerlendiren TÜRKBESD Başkanı Alper Şengül, özellikle ihracattaki daralmanın son yıllarda kesintisiz şekilde devam ettiğini ifade etti. İhracat hacminin 2025’te 20,2 milyon adetle yaklaşık 10 yıl önceki seviyelere gerilediğine değinen Şengül, 2026 yılının ilk çeyreğinde de ihracattaki çift haneli düşüşün, bu eğilimin devam ettiğini gösterdiğini belirtti: “Bu tablo, küresel talep koşulları ve dış pazarlardaki yavaşlamanın etkisiyle ihracat performansında daha kalıcı bir gerileme riskini ortaya koyuyor. Buna paralel olarak, iç pazarda da talebin yavaş seyretmesi genel pazar büyümesini baskılayan bir unsur olarak öne çıkıyor.” Rekabetçilik ihracat, maliyet ve ticaret politikaları üçgeninde “İhracat ve iç pazarda süregelen bu görünümün 2026’ya da taşınması, mevcut eğilimin kalıcılık riskini artırıyor” diyen Şengül, “Bu çerçevede ortaya çıkan tablo, sektörümüz açısından rekabet gücünün korunmasının artık daha kritik bir öncelik haline geldiğini gösteriyor” diye konuştu. Şengül, hem iç satışlarda hem ihracatta geçen yılın aynı dönemine kıyasla daralmanın sürdüğünü ve bu durumun üretim adetlerine de belirgin şekilde yansıdığına dikkat çekti. Şengül şöyle devam etti: “İhracat tarafında, küresel talep koşulları ve jeopolitik gelişmeler belirleyici olmaya devam ederken, enerji, hammadde ve finansman maliyetleri yüksek seyrini sürdürüyor. Buna ek olarak anti damping önlemleri gibi ticaret politikaları, gözetim uygulamaları ve ilave vergi gibi uygulamalar ise maliyetleri ve işlem sürelerini artırıyor. Diğer taraftan da Uzak Doğu kaynaklı maliyet avantajı ve agresif fiyatlama, ihracat pazarlarında rekabeti daha da yoğunlaştırıyor.” Bu gelişmelerin rekabet gücü üzerinde baskıyı artırdığını belirten Şengül, özellikle ihracat pazarlarında maliyet avantajının da zayıflamasına yol açtığını söyledi ve ekledi: “Bu veriler ışığında rekabetçiliğimizin ihracat daralması, maliyet artışları ve ticaret politikaları üçgenine sıkıştığını söyleyebiliriz.” Şengül, ihracat ve iç pazarda uzunca süredir gözlenen ve 2026’da da devam eden zayıf seyri tersine çevirmek için üretim ve ihracat kapasitesinin korunması, yurtdışında rekabet gücünün devam ettirilmesi gerektiğini belirtirken bunun için de girdi maliyetlerinin dengelenmesi ve yurtdışı pazarlarda rekabeti zayıflatacak ilave yüklerden kaçınılmasının kritik önemde olduğunu vurguladı. “Enerji verimli ürünlere erişimini kolaylaştıracak destekler sağlanmalı” Şengül, Mart ayı verilerini de değerlendirdi: “Mart verileri, yılın ilk çeyreğinde gözlenen eğilimin ay bazında da teyit edildiğini gösteriyor. Bu tablo, üretimdeki gerilemenin kalıcı hale gelme riskini artırıyor.” Bu tabloda iç pazarın desteklenmesinin önem kazandığına işaret eden Şengül, kredi kartı faiz ve komisyon oranlarının satış kanallarına olumsuz yansıdığını ifade ederek “Kredi kartı taksitlendirme imkanlarının artırılması iç talebin sürekliliğine katkı sunacaktır” dedi. İç pazarı sürdürülebilir biçimde destekleyecek ve aynı zamanda ülkemizin uzun vadeli hedefleriyle uyumlu yapısal adımlara ihtiyaç olduğunun altını çizen Şengül, bu bakımdan enerji verimli ürünlerin yaygınlaşmasını merkeze alan bütüncül bir yaklaşımın, mevcut tabloya en etkili ve kalıcı çözümlerden biri olduğunu söyledi: “Derneğimizin analizine göre; 2014 yılına kıyasla buzdolabı ürün grubunda ürün boyutları %18 artmasına rağmen %16 oranında enerji tasarrufu sağlanması, sektörümüzde verimlilikte kaydedilen önemli ilerlemeyi ortaya koyuyor.” Başka bir ifadeyle, bugün daha büyük ve daha yüksek performanslı ürünler, çok daha düşük enerji tüketimiyle çalışıyor. Bu veriler, enerji verimli ürünlerin yaygınlaşmasının yalnızca enerji tasarrufu sağlamakla sınırlı kalmayacağını aynı zamanda kaynak verimliliğini artırarak üretimi destekleyeceğini ve ihracat açısından da önemli bir kaldıraç etkisi yaratacağını ortaya koyuyor. Bu nedenle, tüketicilerin enerji verimli ürünlere erişimini kolaylaştıracak vergi indirimi, finansman desteği ve benzeri teşviklerin; milli servetin korunması ve sürdürülebilir büyümenin desteklenmesi açısından kritik önem taşıdığına inanıyoruz.” Sac soruşturmasında alınacak karar, maliyetleri ve ihracatı doğrudan etkileyecek Beyaz eşya gibi kritik imalat sanayi sektörlerinde girdi maliyetlerine yönelik korumacı politikalar hakkında değerlendirmelerde bulunan TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz, sonuçlanan ve devam eden soruşturmaların sektör maliyetlerini doğrudan etkilediğini belirtti. “Beyaz eşya sektörü açısından en kritik gündem maddesi, sac ürünlerine yönelik devam eden anti-damping soruşturmasıdır. Özellikle boyalı sac tarafında, sektörün ihtiyaç duyduğu teknik gereksinimleri karşılayan her kalite sacın üretimi Türkiye’de bulunmamaktadır. Bu nedenle söz konusu ürünlerde ithalat, sektörümüz için bir tercih değil zorunluluktur” diye konuşan Yavuz, şöyle devam etti: “Halihazırda bu ürün grubunda %15 ile %20 arasında değişen oranlarda gümrük vergileri uygulanmaktadır. Devam eden soruşturma sonucunda ilave bir vergi getirilmesi, mevcut maliyet yapısını daha da bozacak ve sektör üzerindeki maliyet baskısını ciddi şekilde artıracaktır.” Son verileri değerlendiren Yavuz, “Mevcut vergilere eklenecek yeni yüklerin hem iç hem de uluslararası “ rekabet gücünü zayıflatması ve istihdam üzerinde baskı oluşturması kaçınılmaz olacaktır. Bu çerçevede, maliyetlerimizin yaklaşık %17’sini oluşturan yassı çelik ürün grubunda devam eden anti-damping soruşturmasının, sektör gerçekleri dikkate alınarak ve ülke ekonomisinin bütüncül çıkarları gözetilerek önlemsiz şekilde sonuçlandırılması büyük önem arz etmektedir” dedi. “Rekabet ettiğimiz ülkelerde bulunmayan maliyet kalemleri sektörde yük oluşturuyor” TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatih Özkadı, beyaz eşya sanayisinin son dört yılda hem küresel pazarlarda yaşanan daralma hem de artan maliyet unsurları nedeniyle ihracatta gerileme yaşadığını belirterek, özellikle Geri Kazanım Katılım Payı (GEKAP) artışlarının sektörde ciddi maliyet baskısı yarattığını vurguladı. Özkadı, “2020’de uygulanan birim fiyatlar, Mart 2026 itibarıyla %1550 - %1666,7 bandında artarken, Mart 2026 ÜFE ve TÜFE’de bu artışlar sırasıyla %735,5 ve %666 gerçekleşmiştir. Bugün sektörümüze yansıyan yıllık GEKAP yükü yaklaşık 3 milyar TL düzeyine ulaştı. 2020-2025 yılları arasında kümülatif etki değerlendirildiğinde ise, yalnızca beyaz eşya sektöründen tahsil edilen GEKAP gelirlerinin yaklaşık 250 milyon USD seviyesine ulaştığı tahmin edilmektedir” dedi. Bu artışların üretim planlaması ve nakit akışı üzerinde ciddi baskı yarattığını ifade eden Özkadı, mevcut rekabet kaybının aciliyeti dikkate alınarak GEKAP yükümlülüklerinin sektör açısından geçici süreyle sıfırlanması veya yarıya indirilmesinin sektör için büyük önem taşıdığını söyledi. Ayrıca, GEKAP’ın ürün ağırlığı üzerinden hesaplanmasının da sektörü ürünlerinin yapısal unsurlarından (çamaşır makinesi denge ağırlığı vb.) dolayı orantılı olmayan hesaplamalara neden olduğunu; bu ürünlerin aynı birim ağırlık esasına tabi tutulmaması gerektiği ve alternatif bir hesaplama yöntemine geçiş yapılmasına ihtiyacı bulunduğunu belirtti. Yetkili servisler için markaların web siteleri tercih edilmeli Beyaz eşya sektörü olarak, üretim, satış ve satış sonrası hizmetlerimizle dev bir ekosistemi ifade ettiklerini belirten TÜRKBESD Yönetim Kurulu Üyesi Semir Kuseyri, sektörün önemli bir bölümünün Türkiye genelinde faaliyet gösteren 3.500'den fazla yetkili servisin teşkil ettiğini söyledi: “Tüketicilerimizin satın alım sonrasındaki tüm ihtiyaçlarına cevap veren servislerimiz her gün binlerce eve ulaşıyor. Ancak ne yazık ki bazı kötü niyetli kişilerin de yetkili servis olmadığı halde bu sıfatı kullanarak tüketicilerimizi mağdur ettiklerine şahit oluyoruz. Bu yanıltıcı kişiler yüzünden pek çok tüketicimizin maddi kayıplara uğradığını üzülerek görüyoruz. Bu soruna dikkat çekmek için sizlerin desteğine büyük önem veriyoruz. Tüketicilerimize servis hizmetlerimize erişimde, herhangi bir teknik destek ve/veya onarım ihtiyacı duyduklarında, arama motorları yerine mutlaka markaların resmi web sitelerini veya Ticaret Bakanlığımızın servis.gov.tr adresini kullanarak yetkili servislere ulaşmalarını tavsiye ediyoruz. Bu yöntem, tüketicilerimizin güvenli ve doğru hizmet alabilmeleri açısından kritik önem taşıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Erdemir, Bursa’da Sektörle Bir Araya Geldi Haber

Erdemir, Bursa’da Sektörle Bir Araya Geldi

Toplantıda, jeopolitik gelişmeler, küresel belirsizliklerin arttığı mevcut konjonktürde demir-çelik sektörünün genel görünümü, yapısal sorunları ve geleceğe yönelik stratejik öncelikleri ele alındı. Bursa ve çevre illerdeki başta otomotiv ve yan sanayi olmak üzere çelik tüketiminin yoğun olduğu sektörlerden 650’nin üzerinde katılımcının yer aldığı etkinliğin açılış konuşmasını, Erdemir ve İsdemir Yönetim Kurulu Üyesi ve Murahhas Azası Serdar Başoğlu gerçekleştirdi. Başoğlu, sektörün içinde bulunduğu dönemin yalnızca zorluklarla değil, aynı zamanda dayanıklılığı ve dönüşüm kapasitesini test eden çok boyutlu bir süreç olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Küresel ölçekte artan jeopolitik risklerin, ticaret akışlarındaki kırılmaların ve tedarik zincirlerindeki bozulmaların sektörü çok yönlü biçimde etkilediğine dikkat çeken Başoğlu, bu yeni dönemde ham madde ve enerji güvenliğinin stratejik bir öncelik haline geldiğini ifade etti. Türkiye’nin çelik ham maddelerindeki ithalata bağımlı yapısının yarattığı risklere değinen Başoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Çelik üretiminin güvenliği, sanayi üretiminin teminatıdır. Güçlü ve yerli bir üretim altyapısı yalnızca sektörümüz için değil, tüm sanayi ekosistemi için stratejik bir güvencedir. Erdemir ve İsdemir olarak hedefimiz nettir: Ülkemiz ve sektörümüz için güçlenmekten başka bir seçeneğimiz yok. Yıllar boyunca pek çok zorluğu geride bıraktık; durmadan, ülkemizin belkemiği olmayı başardık. Bugün de aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. Gerektiğinde sadece adım atmakla yetinmeyecek; müşterilerimizle birlikte koşacak, çözümler üretecek ve ülke ekonomisine katkımızı sürdüreceğiz.” Başoğlu, “Türk sanayisini kendi üretimimizle destekliyoruz” diyerek, maden yatırımları aracılığıyla tedarik güvenliğini arttırmayı hedeflediklerini; bu sayede dışa bağımlılığı azaltırken yerlilik oranını da arttırmayı amaçladıklarını ifade etti. Konuşmasında sektörün yapısal sorunlarına da değinen Başoğlu, küresel ölçekte artan kapasite fazlası ile daralan talep arasındaki dengesizliğin sektördeki baskıyı artırdığını belirtti. Özellikle agresif ihracat politikalarının rekabet dengesini bozduğunu ve bunun hem iç piyasa hem de ihracat pazarları üzerinde ciddi etkiler yarattığını dile getirdi. Ayrıca çelik sektörünün küresel ölçekte yalnızca bir üretim alanı değil, aynı zamanda stratejik bir güvenlik unsuru olarak değerlendirildiğine dikkat çekti. Türkiye’de uygulamaya alınan ticaret politikası önlemlerinin, yerli üretimin güçlendirilmesi ve piyasa dengelerinin korunması açısından önemli kazanımlar sağladığını vurguladı. Erdemir, otomotiv sektöründe güvenilir iş ortağı olmaya devam ediyor “Çelik Sektöründe Güncel Gelişmeler ve Otomotive Yansımaları” oturumunda konuşan Erdemir - İsdemir Pazarlama ve Satış Direktörü Kadir Şahin, elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte otomotiv sektöründe çelik talebinin köklü bir dönüşüm sürecine girdiğini belirtti. Şahin, “Elektrikli araçlarla birlikte otomotiv sektörünün beklentileri yeniden şekilleniyor. Biz bu dönüşümü yalnızca izleyen değil, yön veren bir üretici olarak liderliğimizi güçlendiriyoruz. Daha hafif, yüksek mukavemetli ve ileri kalite çelikler geliştiriyor; 2050 net sıfır emisyon hedefimiz doğrultusunda yatırımlarımızı kararlılıkla sürdürüyor ve üretim altyapımızı bu vizyon doğrultusunda dönüştürüyoruz. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) hazırlıklarını titizlikle yürütüyor; müşterilerimizin uyum sürecini aktif biçimde destekliyoruz,” dedi. Erdemir’in otomotiv sektöründe stratejik bir iş ortağı olma sorumluluğuyla hareket ettiğini vurgulayan Şahin, Avrupa’ya yakın coğrafi konum, üretimde esneklik ve taleplere hızlı yanıt verebilme kabiliyetleri sayesinde Erdemir’in bugün olduğu gibi gelecekte de otomotiv sektörünün güvenilir partneri olmayı sürdüreceğini ifade etti. Değişen dengelere hızla uyum sağlıyoruz “Türkiye Yassı Çelik Sektöründe 2026 Görünümü – Talep Dinamikleri, Son Kullanıcı Endüstriler ve AB Düzenlemelerinin Etkisi” başlıklı oturumda konuşan Erdemir ve İsdemir Pazarlama Planlama Direktörü Tahir Zazaoğlu, yaşanan son jeopolitik gelişmeler doğrultusunda, savunma sanayii üretiminde ivmelenme ile yenilenebilir enerji projelerine yönelik talepte artış beklendiğini belirtti. Her yıl, yeni bir hikaye yazıldığını ve bu hikaye doğrultusunda sektörlerin yeniden dengelendiğini ifade eden Zazaoğlu, Türkiye’nin güçlü tüketim potansiyeli nedeniyle fırsatların devam ettiğini söyledi. Zazaoğlu, savunma sanayii projelerinde Erdemir’in stratejik rolüne değinerek, MÜGEM ve MİLGEM gibi kritik projelerde ana tedarikçi olarak yer aldıklarını ifade etti. Erdemir ve İsdemir’in değişen piyasa dengelerine hızla uyum sağlayacak esnekliğe sahip olduğunu vurgulayan Zazaoğlu, sektördeki etkin konumlarını güçlendirmeyi sürdürdüklerini dile getirdi. Öte yandan, Türkiye çelik sektörünün kendi hammaddelerine sahip ülkelerle rekabet ettiğine dikkat çeken Zazaoğlu, Rusya ve Çin gibi ülkelerin kendi kaynaklarına sahip olmaları sayesinde maliyet avantajı elde ettiğini; Türkiye’nin ise dolar bazında artan maliyetlere rağmen söz konusu ülkelerle aynı pazarlarda rekabet ettiğini söyledi. Bu durumun ihracat açısından zorluk yarattığını belirten Zazaoğlu, üretim verimliliğinin artırılması ve maliyet yönetiminin optimize edilmesinin kritik önem taşıdığını ifade etti. Ayrıca ithalat kaynaklı rekabet sorunlarının çözülmesinin, sektörün uzun vadeli sürdürülebilirliği ve piyasa dengeleri açısından hayati olduğunun altını çizdi. Erdemir, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sektörel diyaloğu güçlendiren çalışmalarda aktif rol almaya; tüm paydaşlarıyla birlikte Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesine katkı sunmayı sürdürmeye devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TÜRKBESD 2025 Yılı Verilerini Açıkladı: İhracat Hacmi 2017 Seviyelerine Geriledi  Haber

TÜRKBESD 2025 Yılı Verilerini Açıkladı: İhracat Hacmi 2017 Seviyelerine Geriledi 

Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD), sektörün 2025 yılı sonuçlarına dair değerlendirmelerini paylaştı. Arçelik, BSH, Dyson, Electrolux, Haier Europe, Miele, Samsung, Versuni (Philips) ve Vestel gibi yerli, uluslararası, ithalatçı ve üretici firmaları bünyesinde barındıran TÜRKBESD’in paylaştığı bilgilere göre 2025 yılında 6 ana ürün grubunda geçen yıla kıyasla iç satışlarda %3 oranında daralma yaşandı. 2025 yılı iç piyasa satışları 9,9 milyon adet olarak gerçekleşti. İhracatta ise son yıllarda gözlemlenen gerileme trendi devam ederken 2025 yılında ihracat, bir önceki yıla kıyasla 2,2 milyon adet, yani %10 oranında azaldı. İhracatta devam eden düşüş üretim adetlerine de yansırken 2025 yılı üretim miktarı geçen yıla göre %9 oranında geriledi. Türkiye, %7’lik üretim hacmiyle Avrupa’nın birinci, dünyanın ise en büyük ikinci beyaz eşya üretim merkezi konumunda yer alıyor. 2025 yılı itibariyle yıllık 29 milyon üretim adediyle faaliyet gösteren beyaz eşya sektörü, 60 bin doğrudan, 600 bin dolaylı istihdam alanı sağlıyor. 2025 yılında 20,2 milyon adet olarak kaydedilen ihracat hacminin 2017 seviyelerine geri döndüğünü belirten TÜRKBESD Başkanı Alper Şengül bu durumun sektör için son 10 yılda elde edilen kazanımların kaybedilme riski anlamına geldiğini vurguladı. “İhracatı destekleyecek politikalara her zamankinden fazla ihtiyaç duyuyoruz” “Can damarı ihracat olan sektörümüzde, ihracat hacminin on yıl önceki seviyelere geri dönmüş olması sanayimiz adına endişe vericidir. Bu durum, rekabet gücümüzün korunması açısından kritik bir eşiğe gelindiğini göstermektedir” diye konuşan Şengül, üretiminin yaklaşık %70’ini ihraç eden bir sektör olarak, bu kayıpların kalıcı hale gelmemesi için ihracatı destekleyecek politikalara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi. Şengül, artan girdi, enerji ve finansman maliyetleri ile ticaret politikalarındaki belirsizliklerin rekabetçiliği giderek daha kırılganlaştırdığını söyledi. Buna ek olarak, Şengül, dış pazarlarda Uzak Doğulu oyuncuların rekabetçi maliyetlerle elde ettikleri pazar payı kazanımlarının da sektör üzerinde ilave baskı oluşturduğunu belirtti. “Rekabetçiliği etkileyen faktörlerin başında hammaddeye erişim ve girdi maliyetleri geliyor. Son dönemde bazı ürün gruplarına yönelik başlatılan anti-damping soruşturmalarının önlemle sonuçlanması ve devam etmekte olan soruşturmalar, halihazırda yüksek olan girdi maliyetlerimizi daha da artırma riski taşıyor” diyen Şengül, tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, sanayi üretimini, ihracatı ve rekabet gücünü koruyacak dengeli ve öngörülebilir politika adımlarının sektör açısından kritik hale geldiğini ifade etti. "Türkiye, ‘Made in Europe’ sürecinin dışında bırakılmamalı” Avrupa Birliği’nde son dönemde gündeme gelen “Made in Europe” tartışmalarını da sektör olarak hassasiyetle yakından takip ettiklerini belirten Şengül konuyla ilgili şunları söyledi: “Made in Europe” düzenlemesinin gündeme gelmesi halinde, mevcut ekonomik entegrasyon düzeyi, mevzuat uyumu ve iklim hedefleri dikkate alınarak Türkiye’nin bu sürecin dışında bırakılmaması gerektiği kanaatindeyiz”. Şengül, AB sanayisiyle güçlü entegrasyonun önemli bir diğer başlığı olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) etkisinin rekabetçiliği doğrudan etkileyebileceğine de değinerek “SKDM uygulamaları ve “Made in Europe” gibi yaklaşımların, AB ile derin biçimde entegre olmuş sanayimiz açısından rekabetçilik kaybı yaratmaması için, Türkiye’nin tedarik zincirlerindeki konumu dikkate alınarak değerlendirilmesini son derece önemli buluyoruz” dedi. “2026 daha temkinli bir döneme işaret ediyor” İhracattaki daralmayla beraber üretim seviyelerinde gözlenen düşüşün uzun süreli hale gelme riskine dikkat çeken Şengül, “İç pazarın yeniden ve sürdürülebilir biçimde hareketlenmesi her zamankinden daha önemlidir. Özellikle artık günümüzde temel ihtiyaç ürünleri arasında yer alan beyaz eşyada, tüketicilere yönelik taksit olanaklarının güçlendirilmesi ve finansmana erişimi kolaylaştıracak adımların atılması iç pazarın sağlıklı işleyişine katkı sunacaktır” dedi. Şengül sözlerini şöyle tamamladı: “İhracat ve iç pazarda gözlenen zayıf seyir, sektörümüz açısından 2026’da daha temkinli bir döneme işaret ediyor. Bu süreçte, üretim ve ihracat kapasitemizin korunması; istihdamın sürdürülebilirliği ve yurtdışında rekabet gücümüzün devamı açısından belirleyici olacaktır. Bu nedenle girdi maliyetlerinin dengelenmesi ve yurtdışı pazarlarda rekabeti zayıflatacak ilave yüklerden kaçınılması kritik önem taşımaktadır.” “Anti-damping uygulamaları girdi maliyetlerini artırıyor, rekabet gücünü zayıflatıyor” Beyaz eşya gibi kritik imalat sanayi sektörlerinde önemli girdi maliyetlerinden olan yassı çelik, emniyet camları ve polistiren malzeme gruplarındaki korumacı politikalar hakkında güncel bilgileri paylaşan TÜRKBESD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz, sonuçlanan ve devam eden soruşturmaların sektör girdi maliyetlerini doğrudan etkilediğini belirtti. Son gelişmeleri değerlendiren Yavuz, “Girdi maliyetlerimizin yaklaşık %17’sini oluşturan yassı çelik ürünleri kapsamında yer alan soğuk, galvaniz ve boyalı saclara yönelik devam eden anti-damping soruşturmasının, sektörümüzün ihtiyaçları da dikkate alınarak, ülkemizin bütüncül ekonomik çıkarlarına uygun şekilde yürütülmesi ve önlemsiz olarak sonuçlandırılması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, bu ürünlerin bir bölümü, yerli üretimle karşılanamayacak teknik özellikler taşımakta ve sadece belirli kalite ve ölçülerde ithalat yoluyla temin edilebilmektedir. Sektörümüzün rekabetçiliğini koruyabilmesi, ihracat kapasitesini sürdürebilmesi ve istihdamı muhafaza edebilmesi için girdi maliyetlerinin makul ve öngörülebilir seviyelerde tutulması hayati önemdedir. Aksi halde, mevcut gümrük vergilerine ek olarak soruşturma sonucu yeni bir verginin daha getirilmesi, hem iç pazarda hem de uluslararası pazarlarda rekabet gücümüzün zayıflamasına neden olacaktır” dedi. “Rekabet ettiğimiz ülkelerde bulunmayan maliyet kalemleri sektörde yük oluşturuyor” TÜRKBESD Yönetim Kurulu Üyesi Benay Bakışkan, beyaz eşya sanayisinin son dört yılda hem küresel pazarlarda yaşanan daralma hem de artan maliyet unsurları nedeniyle ihracatta gerileme yaşadığını belirterek, özellikle Geri Kazanım Katılım Payı (GEKAP) artışlarının sektörde ciddi maliyet baskısı yarattığını vurguladı. Bakışkan, “2020’de uygulanan birim fiyatlar, Aralık 2025 itibarıyla %1550- %1666,7 bandında artarken, Aralık 2025 ÜFE ve TÜFE’de bu artışlar sırasıyla %735,5 ve %596,1 gerçekleşmiştir. Bugün sektörümüze yansıyan yıllık GEKAP yükü yaklaşık 3 milyar TL düzeyine ulaştı. 2020-2025 yılları arasında kümülatif etki değerlendirildiğinde ise, yalnızca beyaz eşya sektöründen tahsil edilen GEKAP gelirlerinin yaklaşık 250 milyon USD seviyesine ulaştığı tahmin edilmektedir” dedi. Bu artışların üretim planlaması ve nakit akışı üzerinde ciddi baskı yarattığını ifade eden Bakışan, mevcut rekabet kaybının aciliyeti dikkate alınarak GEKAP yükümlülüklerinin sektör açısından geçici süreyle sıfırlanması veya yarıya indirilmesinin sektör için büyük önem taşıdığını söyledi. Ayrıca, GEKAP’ın ürün ağırlığı üzerinden hesaplanmasının da sektörü ürünlerinin yapısal unsurlarından (çamaşır makinesi denge ağırlığı vb.) dolayı orantılı olmayan hesaplamalara neden olduğunu; bu ürünlerin aynı birim ağırlık esasına tabi tutulmaması gerektiği ve alternatif bir hesaplama yöntemine geçiş yapılmasına ihtiyacı bulunduğunu belirtti. “Enerji verimli ürünlere erişimini kolaylaştıracak her türlü teşvik milli servete katkı” Beyaz eşya sektörünün, üretimden satışa ve satış sonrası hizmetlere kadar geniş bir ekosistemi ifade ettiğini belirten TÜRKBESD Yönetim Kurulu Üyesi Semir Kuseyri, iç pazardaki sürekliliğin sektör için taşıdığı öneme dikkat çekti. “İç pazarı destekleyecek ve sürdürülebilir talebi güçlendirecek adımların gecikmeden hayata geçirilmesi büyük önem taşıyor” diye konuşan Kuseyri, enerji verimli ürünlerin yaygınlaşmasına yönelik kapsamlı bir hareket planına duyulan ihtiyacı dile getirdi. Kuseyri şöyle devam etti: “Bilindiği gibi beyaz eşya sektörü olarak gelişen teknolojiler ve inovasyon sayesinde her geçen gün daha yüksek enerji tasarrufu sağlayan ürünleri üretiyor ve piyasaya sunuyoruz. Bu tasarruf, yalnızca doğal kaynakların korunmasına değil, aynı zamanda tüketicilerimizin bütçesine doğrudan katkı sağlıyor. Bu yaklaşımın, ülkemizin, tüketicilerimizin ve sektörümüzün ortak faydasına hizmet eden; çevresel, ekonomik ve endüstriyel sürdürülebilirliğin anahtarı olacağına inanıyoruz.” Yakın zamanda yapılan bir çalışmanın da detaylarını paylaşan Kuseyri, 2014 yılına kıyasla buzdolabı ürün grubunda hacimlerin %18 oranında artmış olmasına karşılık enerji tüketiminde %16 tasarrufu sağlandığının altını çizdi. “Bu veriler ışığında, enerji verimli ürünlerin piyasada yaygınlaşması, sadece ülkemizin yıllık enerji tasarrufu miktarını artırmakla kalmayacak; aynı zamanda kaynakların verimli kullanımını sağlayarak üretime güç katacak ve ihracatta kaldıraç rolü oynayacaktır” diyen Kuseyri, bu nedenle, tüketicilerin enerji verimli ürünlere erişimini kolaylaştıracak her türlü teşvikin, milli servete ve sürdürülebilir büyümeye katkı sağlayacağını vurguladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.