Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yatırım Maliyeti

Kapsül Haber Ajansı - Yatırım Maliyeti haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yatırım Maliyeti haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çelik Sektörünün Dönüşüm İçin Yıllık Yatırım İhtiyacı 1 İla 2 Milyar Dolar Haber

Çelik Sektörünün Dönüşüm İçin Yıllık Yatırım İhtiyacı 1 İla 2 Milyar Dolar

Türkiye, 40’ın üzerinde tesiste gerçekleştirdiği yaklaşık 40 milyon tonluk yıllık ham çelik üretimiyle dünyanın önde gelen çelik üreticileri arasında yer alıyor. Bu üretimin yaklaşık 10-12 milyon tonu kok kömürü kullanarak demir cevherinden üretim yapan entegre tesislerde, 25-30 milyon tonu ise hurdadan üretim yapan elektrik ark ocaklı tesislerde gerçekleştiriliyor. Ancak sektör fosil yakıtların ve girdilerin yoğun kullanımı nedeniyle büyük miktarlarda sera gazı emisyonuna da neden oluyor. Halihazırda, Türkiye’de çelik sektörü yılda yaklaşık 40 milyon ton sera gazı emisyonu üretiyor ve bunun yüzde 60-65’i cevherden üretim yapan entegre tesislerden kaynaklanıyor. İstanbul Politikalar Merkezi (İPM)’nin dört yıldır yürüttüğü ‘Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması’ projesi, Türkiye’de çelik sektörünün karbonsuzlaşmasının özellikle son üç yılda üretici girişimleri ve destekleyici kamu politikaları sayesinde önemli bir ivme kazandığını ortaya koyuyor. Devam eden çalışmanın bulguları, mevcut teknolojilerle önemli ölçüde emisyon azaltımının mümkün olduğunu gösteriyor. İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş, 2025 itibarıyla Türkiye’nin önde gelen 10 çelik üreticisinin 2030 ve/veya 2053 yıllarına yönelik sera gazı emisyonu azaltım hedeflerini ve yol haritalarını açıkladığını, bu sürecin kamu politikalarıyla da desteklendiğini söyledi. Baş, “Ancak çelik tedarik zincirinin tamamını kapsayan bir dönüşüm henüz istenilen düzeye ulaşmadı. Kamu alımları, yeşil ürün standartları, gömülü karbon emisyon içeriği ve ‘öncü pazarlar’ gibi talep yönlü politika araçları sektörün gündemine giremedi. Bu konularda çözüm üretilmeden ilerleme sağlanması mümkün değil” diye konuştu. Baş ayrıca, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2023 yılında yayınladığı ‘Türkiye Çelik Sektörü için Düşük Karbonlu Yol Haritası’ raporu ile sektörün karbonsuzlaşma maliyetinin ortaya konmaya çalışıldığını, ancak bu çalışmanın güncellenmesi gerektiğini ifade etti. SEKTÖRÜN EMİSYON AZALTIM POTANSİYELİ YÜKSEK Türkiye’nin yaklaşık 50 milyon ton ham çelik üretim kapasitesine sahip olduğunu ifade eden Baş, 2030’a kadar enerji, malzeme verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarının, 2030 sonrasında ise yeşil hidrojen teknolojilerinin sektördeki dönüşümün temelini oluşturacağını söyledi. Baş, “Türkiye’nin 2030 yılına kadar mevcut teknolojilerle yüzde 30’lara varan mutlak azaltım yapması mümkün. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının çelik sektörü yol haritasına göre 2053 net sıfır hedefi için sektörün yıllık yatırım maliyeti 1 ila 2 milyar dolar arasında. Raporda, yeşil hidrojene ek olarak 2040 sonrasında karbon yakalama ve depolama teknolojilerinin kullanılacağı öngörülüyor” dedi. Çelik sektörü için öngörülen dönüşüm maliyeti, Türkiye genelindeki yeşil dönüşüm ihtiyacının da bir parçasını oluşturuyor. Dünya Bankası’nın ‘Türkiye - Ülke İklim ve Kalkınma Raporu’na göre Türkiye’nin tüm sektörlerde net sıfır hedefine erişmesi için 20 yıl içinde 165 milyar dolar yatırım yapılması gerekiyor. Bu maliyetin yarısının da özel sektör tarafından üstlenilmesi bekleniyor. Yatırımlarda sanayi sektöründeki dönüşüm için proseslerin değişmesi, elektrik üretiminde ve şebekede yapılacak dönüşümler ilk sırada yer alıyor. KARBONSUZLAŞMA ÜRETİCİLERLE SINIRLI DEĞİL Baş, çelik sektörünün karbonsuzlaşmasının, yalnızca ham çelik üreticilerinin gerçekleştirebileceği bir süreç olmadığını, çok paydaşlı bir yaklaşımla ilerleme sağlanabileceğini ifade etti ve şunları söyledi: “Hammadde tedarikçileri, enerji üreticileri, elektrik sağlayıcıları, kamu kurumları ve çeliği kullanan otomotiv, beyaz eşya ve inşaat gibi sektörler de dönüşümün aktif paydaşı olmalı. Üretici odaklı dar bakış açısı, sektörün dönüşüm kapasitesini sınırlandırıyor. Örneğin elektrik üretimi hedefleri sanayi ve ticaret politikalarıyla eşgüdümlü planlanmalı. Çünkü ark ocaklı tesislerde elektrik tüketiminden kaynaklanan dolaylı emisyonlar, elektrik üretimindeki kömür ve doğal gaz santrallerinin payıyla doğrudan bağlantılı. Elektrik şebekesinin karbon yoğunluğu yüksek kaldıkça, ihraç edilen çeliğin gömülü emisyonu da yüksek kalıyor. Bu da AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi uygulamalar karşısında üreticilerin rekabet gücünü zayıflatan, yeterince konuşulmayan bir risk oluşturuyor.” KİRLİ SANAYİ ALGISI DEĞİŞEBİLİR Çalışma kapsamında yayınlanan “Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması Politika ve Aktör Analizi” raporunda ise çelik sektörünün uzun yıllardır ‘kirli’ sanayi ve zor çalışma koşullarıyla özdeşleşen imajının hem kamuoyundaki algıyı olumsuz etkilediği hem de sektöre işgücü çekilmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor. Düşük karbonlu üretim uygulamaları, bu algının değişmesine katkı sağlayabilir. Baş, çalışanların dönüşüm sürecinin merkezinde yer alması gerektiğini belirterek, yetkinlikleri geliştirecek ve çalışma koşullarını iyileştirecek destek programlarının hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyor. İPM’nin ‘Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması’ projesi kapsamındaki 10 politika önerisi ise şöyle: Çelik sektöründe ulusal yeniden yapılandırma ve modernizasyon planı hazırlanmalı.Çelik sektöründe dönüşüm için çok aktörlü ve tedarik zinciri odaklı bir sorumluluk yapısı geliştirilmeli.Kamu kesiminde iklim politikası mimarisi ve kurumsal görev tanımları gözden geçirilmeli.Sanayi Karbonsuzlaşma Politikası ve Yol Haritası oluşturulmalı, sanayi sektörünün karbon bütçesi tanımlanmalı.Kirletici endüstriyel emisyonların yönetimi için entegre çevre izin ve bilgi sistemi kurulmalı.Sanayide karbonsuzlaşmayı yönlendirecek çok paydaşlı bir platform kurulmalı.Düşük karbonlu çeliğe yönelik ulusal tanım, ölçütler ve standardizasyon sistemi oluşturulmalı.Elektrik üretimi sera gazı emisyon faktörü değeri (kgCO2e/kWh) için azaltım hedefi tanımlanmalı ve enerji dönüşümü ile sanayi iklim hedefleri uyumlu hale getirilmeli.Hurda yönetiminde çalışan sağlığı, çevre yönetimi, kalite, izlenebilirlik ve arz güvenliğini güçlendirmek üzere kapsamlı bir dönüşüm programı geliştirilmeliHam çelik üreticileri için sera gazı emisyonu azaltım hedefi zorunluluğu getirilmeli, ortak hesaplama metodolojisi tanımlanmalı ve kamunun erişimine açık sera gazı emisyonu bilgi sistemi kurulmalı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

PowerMatrix ile Akıllı ve Entegre Çözüm Haber

PowerMatrix ile Akıllı ve Entegre Çözüm

Sungrow, Çin’in Hefei kentinde düzenlenen Global Yenilenebilir Enerji Zirvesi’nde en yeni çözüm ve teknolojilerini dünya genelinden iş ortakları ve sektör temsilcileriyle paylaştı. Etkinlikte öne çıkan yenilikler arasında, fotovoltaik sistemler (PV) ile enerji depolama entegrasyonunu sistem seviyesinde yeniden tanımlayan yeni nesil PowerMatrix çözümü de yer aldı. Enerji sistemlerinin dinamik çalışma koşulları altında sistem stabilitesini korurken arz ve talebi dengeleme konusunda karşılaştığı zorluklara çözüm sunmak amacıyla geliştirilen PowerMatrix, çok portlu topoloji, yerleşik PV-depolama entegrasyonu, dağıtık kontrol, yeniden yapılandırılabilir enerji akışları ve kaynak seviyesinde şebeke oluşturma (grid-forming) olmak üzere beş temel inovasyon üzerine inşa edildi. Sistem; PV, depolama, şebeke ve yükleri, enerjinin gerçek zamanlı olarak yönlendirilebildiği, dengelenebildiği ve optimize edilebildiği birleşik, çok düğümlü bir enerji ağı altında bir araya getiriyor. Bu sistem seviyesindeki yeniden tasarım sayesinde sistem stabilitesi artırılırken maliyetler optimize ediliyor ve enerji zincirinin tamamında daha yüksek enerji verimliliği sağlanıyor. Farklı Uygulamalar İçin Ölçeklenebilir Çözüm Şebeke ölçekli projeler, ticari ve endüstriyel (C&I) uygulamalar, madencilik mikro şebekeleri ve yapay zekâ veri merkezleri gibi farklı kullanım alanları için tasarlanan PowerMatrix; farklı operasyonel ihtiyaçlara uyum sağlayabilen birleşik ve ölçeklenebilir bir enerji altyapısı sunarken hem şebekeye bağlı hem de şebekeden bağımsız senaryoları destekliyor. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Sungrow Başkan Yardımcısı ve Utility PV Invertör İş Birimi Başkanı Lee Zhang, “Yenilenebilir enerjinin baskın bir enerji kaynağı olarak büyümeye devam etmesiyle birlikte, enerji sistemleri güneş ve depolama teknolojilerinin koordinasyonu ve stabilitesine yönelik daha yüksek gereksinimler doğuruyor. PowerMatrix ile bağımsız ekipman entegrasyonundan derin koordinasyon sağlayan sistem tasarımına geçişi desteklemeyi hedefliyoruz. Böylece güneş ve depolama çözümlerinin geleceğin enerji sistemlerinde akıllı bir merkez olarak konumlanmasını sağlamayı ve yenilenebilir enerjiyi istikrarlı ve güvenilir bir güç kaynağı haline getirmeyi amaçlıyoruz.” Stabilitenin Yeniden Tanımı: Dengelemeye Dayalı Sistemlerden Yerleşik Stabiliteye PowerMatrix, koordineli çok düğümlü çalışma yapısı sayesinde stabil ve kesintisiz enerji arzı sağlıyor. Sistem; yüksek PV DC/AC oranlarını, yüksek ESS kapasitesini ve yıllık yaklaşık 3.000 saat tam yük çalışma süresini destekliyor. Operasyon sırasında sistem; çoklu enerji akış yolları ve dinamik yeniden yapılandırma sayesinde dinamik koşullar altında kesintisiz enerji akışı sağlarken, düğüm seviyesindeki arıza izolasyonu sayesinde etkilenmeyen birimlerin çalışmaya devam etmesine imkân tanıyor. Alt dizi seviyesinde her bir birim, hem şebekeye bağlı hem de ada modunda çalışmayı destekleyen, şebeke oluşturma (grid-forming) kabiliyetine sahip bağımsız bir güneş + depolama sistemi olarak görev yapıyor. Sistem, 10 ms gerilim stabilizasyonu ve 5 ms atalet yanıtı dâhil olmak üzere milisaniye seviyesinde tepki süresi sunarak sistem dayanıklılığını ve toparlanma performansını önemli ölçüde artırıyor. Maliyette Yeni Yaklaşım: Sistem Seviyesinde Maliyet Optimizasyonu PowerMatrix, yalnızca ekipman bazlı maliyet azaltımının ötesine geçerek sistem genelinde maliyet optimizasyonu sağlıyor. Daha önce farklı cihaz ve sistem katmanlarına dağıtılmış fonksiyonları tek bir yapı altında toplayarak sistem karmaşıklığını ve mühendislik gereksinimlerini azaltıyor. Aynı zamanda daha esnek kapasite artışı ve proje yaşam döngüsü boyunca maliyet optimizasyonu imkânı sunuyor. Çin’de 1 GW şebeke bağlantı kapasitesi, 8 GWh kurulu depolama kapasitesi ve yıllık 3.000 saat tam yük çalışma süresi üzerinden tasarlanan referans bir projede, geleneksel AC bağlantılı mimariye kıyasla yaklaşık 120 milyon dolar toplam yatırım maliyeti (CAPEX) tasarrufu sağlanıyor. Bu tasarruf; trafo merkezi ve iletim kabloları, depolama ekipmanları, PV ekipmanları ve diğer sistem bileşenlerinde elde ediliyor. Yatırım perspektifinden bakıldığında ise kademeli kurulum ve ölçeklenebilir genişleme sayesinde kapasite, proje ihtiyaçlarına paralel olarak artırılabiliyor. Bu da başlangıç yatırım yükünü azaltarak yatırımın talep ve proje gelişimiyle daha uyumlu ilerlemesini sağlıyor. Verimlilikte Yeni Seviye: Uçtan Uca Enerji Optimizasyonu PowerMatrix, enerji zincirinin tamamında verimliliği artırıyor: PV tarafı: MW başına 28 MPPT’ye kadar destek sunan yüksek yoğunluklu MPPT mimarisi sayesinde gölgeleme, yön farklılıkları ve modül yaşlanmasına bağlı uyumsuzluk kayıpları azaltılarak toplam enerji üretimi artırılıyor.Depolama tarafı: Hücreden santrale SOC dengeleme ile kullanılabilir enerji kapasitesi yaklaşık %8 oranında artırılıyor.Dönüşüm ve iletim: PV’den depolamaya doğrudan şarj ile çok aşamalı enerji dönüşümü azaltılarak enerji transfer verimliliği %5’e kadar artırılıyor. Ayrıca kaynak seviyesinde şebeke oluşturma kabiliyeti, daha yüksek yenilenebilir enerji penetrasyonunu desteklerken kesinti (curtailment) oranlarını düşürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

GSMA Turkcell’in Modelini  Örnek Uygulama Olarak Seçti Haber

GSMA Turkcell’in Modelini  Örnek Uygulama Olarak Seçti

Yurt dışı kaynaklı sahte aramalar (ses datası üzerinden gerçekleştirilen) son dönemde dolandırıcılık yöntemleri arasında öne çıkıyor. Dolandırıcılar, arayan numarayı değiştirerek çağrıyı Türkiye’deki bir mobil hattan yapılıyormuş gibi gösterebiliyor. Kullanıcı ekranında yerel bir numara gördüğü için çağrıya daha kolay güvenebiliyor. Bu sahte arama yöntemi, telefon kullanıcılarının dolandırıcılığa açık hale gelmesine neden oluyor. Turkcell’in önerisiyle ve BTK’nın düzenlemeleri doğrultusunda geliştirilen BTK CLI uygulaması, sektör paydaşlarının katılımıyla hayata geçirildi. Turkcell’in geliştirdiği bu model, yurt dışından gelen ve Türkiye’ye ait bir mobil numara gibi gösterilen çağrıları anlık olarak kontrol ediyor. Arayan numaranın gerçekten yurt dışında olup olmadığı sorgulanıyor. Hat roaming (uluslararası dolaşım) durumundaysa çağrı iletiliyor. Aksi durumda çağrı sahte kabul edilerek sonlandırılıyor. Böylece dolandırıcılık girişimi aboneye ulaşmadan engelleniyor. Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Yurt dışı kaynaklı sahte aramalar, yalnızca Türkiye’de değil tüm dünyada kullanıcı güvenliğini tehdit eden önemli bir sorun. BTK’nın koordinasyonu ve sektör paydaşlarımızın desteğiyle hayata geçirdiğimiz bu projeyle, Aralık 2025’te sadece Turkcell şebekesinde yaklaşık dört milyon sahte aramayı engelledik. Tüm operatörler genelinde bu sayının yaklaşık 10 milyona ulaştığını öngörüyoruz. Çözümümüzün GSMA tarafından örnek uygulama olarak seçilmesi ve Mobil Dünya Kongresi’nde uluslararası paydaşlara sunulması, Türkiye’de geliştirilen önemli bir iş modelinin küresel ölçekte karşılık bulduğunu gösteriyor. Müşterilerimizi dolandırıcılık girişimlerine karşı korumaya yönelik teknolojik ve sektörel iş birliklerimizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Bununla beraber şunu da söylemek isterim: Kullanıcılar bilinmeyen numaralardan gelen aramaları ihtiyatlı cevaplama konusunda hassas davranmaya devam etmeliler.” BTK CLI uygulaması, ekiplerin tamamen kurum içi kaynaklarıyla geliştirilerek ek bir yatırım maliyeti oluşturulmadan hayata geçirildi. Daha önce koruma mekanizması yalnızca sahte numara ve hedef abonenin aynı operatörde olduğu durumlarda çalışabilirken, tüm operatörlerin katılımıyla bu güvenlik kalkanı ülke çapındaki tüm şebekeleri kapsayacak şekilde genişletildi. GSMA tarafından yürütülen ‘United Against Scams’ adlı dolandırıcılıkla mücadele programı kapsamında örnek uygulamalar listesine dahil edilen proje, 2-5 Mart 2026 tarihlerinde Barselona’da düzenlenen Mobil Dünya Kongresi’nde yapılan tanıtımlarla uluslararası teknoloji ekosistemiyle de paylaşıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kira İçin Konut Yatırımı Cazibesini Kaybediyor: Dubai'ye İlgi Arttı Haber

Kira İçin Konut Yatırımı Cazibesini Kaybediyor: Dubai'ye İlgi Arttı

Buna karşılık Dubai’de daha öngörülebilir kira piyasası ve döviz bazlı getiri, Türk yatırımcıların rotasını yurt dışına çeviriyor. Uzmanlara göre, iki ülke arasındaki kira getirisi farkı artık sadece oranlarla değil, yatırımın sürdürülebilirliğiyle ölçülüyor. Türkiye’de uzun yıllar boyunca güvenli liman olarak görülen “konut al, kiraya ver” modeli, son dönemde yatırımcı açısından cazibesini kaybetmeye başladı. Konut fiyatlarındaki hızlı artışa rağmen kira gelirlerinin aynı oranda yükselmemesi, yatırımın geri dönüş süresini uzatırken, Türk yatırımcıları alternatif piyasalara yöneltiyor. Bu alternatiflerin başında ise Dubai geliyor. Türkiye’de kira artıyor ama yatırımın geri dönüşü uzuyor TÜİK verilerine göre Türkiye’de kira artış oranları yüksek seyrini korurken, uzmanlar bu artışın yatırımcıya reel anlamda güçlü bir getiri sunmadığına dikkat çekiyor. Konut fiyatlarının geldiği seviye, bakım ve yenileme giderleri, vergiler ve tahsilat riskleri bir araya geldiğinde, kira gelirinin yatırım maliyetini karşılama süresi giderek uzuyor. Sektörde “kira çarpanı” olarak adlandırılan ve bir konutun kira geliriyle kendini kaç yılda amorti ettiğini gösteren gösterge, Türkiye genelinde yatırımcıyı zorlayan seviyelere işaret ediyor. Büyük şehirlerde bu sürenin 18–25 yıl bandına kadar uzadığı görülüyor. İstanbul–Dubai kıyası: Aynı metrekare, farklı kira gerçeği Bu farkın, rakamlarla somutlaştığında daha net görüldüğünü söyleyen Uluslararası Gayrimenkul Uzmanı ve AngelshineProperty Kurucusu Betül Işık, “İstanbul’da merkezi bir ilçede aylık kirası 20–30 bin TL bandında olan ortalama bir 1+1 dairenin satış fiyatı 5–7 milyon TL seviyelerinde bulunuyor. Buna karşılık Dubai’de benzer nitelikte, aylık kirası 6 bin–8 bin dirhem (yaklaşık 1.600–2.200 dolar) olan 1+1 bir konutun satış fiyatı ise ortalama 250 bin–350 bin dolar bandında seyrediyor. Döviz bazında değerlendirildiğinde, Dubai’de kira gelirinin konut fiyatına oranla daha dengeli bir geri dönüş sunduğu görülüyor. Bu durum, yatırımın geri dönüş süresini kısaltırken, kira gelirinin sürdürülebilirliği açısından da yatırımcıya daha öngörülebilir bir tablo sunuyor. Ortaya çıkan tablo, “aynı metrekare, benzer kira” algısının yatırım maliyeti ve geri dönüş açısından pratikte geçerli olmadığını net biçimde ortaya koyuyor.” dedi. Dubai’de denge daha öngörülebilir Dubai’de ise tablo farklı bir seyir izliyor. Güçlü arz planlaması, yüksek işlem hacmi ve yabancı yatırımcı dostu yapı sayesinde kira piyasası daha öngörülebilir bir zeminde ilerliyor. Konut fiyatları ile kira gelirleri arasındaki denge, yatırımcıya daha kısa geri dönüş süresi sunabiliyor. Dubai’de özellikle daire segmentinde kira çarpanlarının 11–15 yıl aralığında seyretmesi, yatırımcı açısından dikkat çekici bir fark yaratıyor. Ayrıca kira gelirlerinin döviz bazlı olması, Türk yatırımcı için ek bir güven unsuru olarak öne çıkıyor. “Artık yatırımcı brüt oranlara değil, net getiriye bakıyor” Dubai’de gayrimenkul alım satımı alanında faaliyet gösteren Angelshine Property Kurucusu Betül Işık, yatırımcı davranışındaki değişimi şu sözlerle değerlendirdi: “Türkiye’de kiralar artsa bile, konutun toplam maliyeti yatırımcıyı yoruyor. Vergiler, bakım giderleri, boş kalma riski ve belirsizlikler, kira gelirinin anlamını zayıflatıyor. Dubai’de ise yatırımcı daha öngörülebilir bir piyasa, daha net kurallar ve daha disiplinli bir yapı görüyor. Artık kararları brüt kira oranları değil, net getiri belirliyor.” Kâğıt üzerinde benzer, pratikte farklı Uzmanlara göre Türkiye ve Dubai arasındaki kira getirisi farkı, yalnızca yüzdesel oranlarla açıklanamıyor. Kâğıt üzerinde birbirine yakın görünen brüt kira getirileri, uygulamada ciddi şekilde ayrışıyor. Dubai’de kira sözleşmelerinin daha net olması, tahsilat süreçlerinin düzenli işlemesi ve piyasadaki yüksek likidite, yatırımcıya hem gelir hem de çıkış kolaylığı sağlıyor. Türkiye’de ise yatırımcı, kira gelirinin sürekliliği konusunda daha temkinli davranmak zorunda kalıyor. Türk yatırımcı neden yön değiştiriyor? TCMB ödemeler dengesi verileri, Türk yatırımcıların yurt dışı gayrimenkul alımlarında belirgin bir artışa işaret ediyor. Uzmanlara göre bu eğilimin temelinde; döviz bazlı gelir beklentisi, daha kısa geri dönüş süresi ve varlık çeşitlendirme isteği yer alıyor. Betül Işık’a göre bu yön değişimi geçici değil: “Yatırımcı artık ‘bugün ne kadar kira alırım’ sorusundan çok, ‘bu yatırım beş yıl sonra beni nerede konumlandırır’ sorusunu soruyor. Bu açıdan bakıldığında Dubai, Türk yatırımcı için sadece alternatif değil, yeni bir denge noktası haline geliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.