Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yerel Üretim

Kapsül Haber Ajansı - Yerel Üretim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yerel Üretim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çankırı'da 16,6 Milyon TL'lik Hibe Sözleşmeleri İmzalandı Haber

Çankırı'da 16,6 Milyon TL'lik Hibe Sözleşmeleri İmzalandı

Kırsal Dezavantajlı Alanlar Kalkınma Projesi (KDAKP) kapsamında 2026 Yılı 1. Hibe Çağrı Dönemi'nde destek almaya hak kazanan Çankırılı üreticilerle hibe sözleşmeleri imzalandı. Sera kurulumu, basınçlı su tankeri, yem ezme makinesi ve çapa makinesi yatırımlarını kapsayan destekler doğrultusunda, toplam 24 milyon TL tutarındaki yatırıma 16,6 milyon TL hibe sağlanacak. Yatırım tutarlarının yüzde 70'i proje kapsamında karşılanacak. Örtü Altı Yetiştiriciliğe 8,3 Milyon TL Dev Destek Sera kurulumu desteğinden yararlanacak 22 üreticiye, 250, 500 ve 1.000 metrekare büyüklüğündeki seralar için toplam 8,3 milyon TL hibe verilecek. Yaklaşık 12 milyon TL yatırım tutarına sahip projelerin tamamlanmasıyla Çankırı'da 12 bin metrekare alanda örtü altı meyve ve sebze yetiştiriciliğine başlanacak. Böylece ilin yerel üretim kapasitesinin geliştirilmesi ve ürünlerin yerel pazarlara daha kolay ulaştırılması hedefleniyor. Basınçlı Su Tankerleri ile Hem Tarıma Hem Yangın Güvenliğine Katkı Proje kapsamında ayrıca 57 üreticinin basınçlı su tankeri alımına 5,8 milyon TL hibe desteği sağlanacak. Toplam yatırım tutarı 8,4 milyon TL olan ekipman, hayvan içme suyu temini ve tarımsal faaliyetlerin yanı sıra kırsal alanlarda meydana gelebilecek yangınlara ilk müdahale kapasitesinin güçlendirilmesine de katkı sunacak. Tarımda Modernizasyon ve Zaman Tasarrufu Yem ezme ve çapa makinelerine yönelik destekler kapsamında 21 üreticiye yem ezme makinesi, 44 üreticiye ise çapa makinesi sağlanacak. Toplam 63 yararlanıcının 3,6 milyon TL tutarındaki yatırımına 2,5 milyon TL hibe desteği verilecek. Makine ve ekipman destekleriyle üreticilerin iş gücü ve zamandan tasarruf etmesi, üretim süreçlerinin kolaylaştırılması ve modern tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması amaçlanıyor. Sürdürülebilir Kırsal Kalkınma ve İklim Uyum Hedefi Düzenlenen bilgilendirme toplantılarının ardından hibe almaya hak kazanan yararlanıcılarla sözleşmeler imzalandı. Sağlanacak desteklerle Çankırı'da tarımsal üretim altyapısının güçlendirilmesi, üreticilerin değişen iklim koşullarına uyum kapasitesinin artırılması ve kırsal kalkınmanın desteklenmesi hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kooperatifler Gıda Sanayisinin Tedarik Gücünü Artırabilir Haber

Kooperatifler Gıda Sanayisinin Tedarik Gücünü Artırabilir

TÜGİS (Türkiye Gıda Sanayii İşverenleri Sendikası), gıda sektörünün güncel başlıklarını alanında uzman isimlerle ele aldığı Webinar Serisi’nin 10. yayınında kooperatifçiliği gündeme taşıdı. “İnsan Odaklı Bir Yol: Kooperatifçilik” başlığıyla gerçekleştirilen yayının konuğu, Hasat Türk Genel Yayın Yönetmeni ve AB Kooperatifçilik Uzmanı Erdem Ak oldu. Kooperatiflerin gıda sistemi içindeki konumunu üretim, tüketim, sürdürülebilirlik, gıda güvenliği, ölçek, pazarlama ve yönetim başlıkları üzerinden değerlendiren Ak, Türkiye’de kooperatifçiliğin geniş bir ortaklık ve faaliyet ağına sahip olduğuna dikkat çekti. Kooperatifleri ‘sosyal temelli ekonomik işletmeler’ olarak tanımlayan Ak, bu yapıların sosyal amaçlarının yanı sıra üretim, finans, pazarlama ve insan kaynağı gibi bütün işletme süreçlerini yönetmekle yükümlü olduğunu vurguladı. “Kooperatifler gıda sanayisinin doğal tedarik ortaklarıdır” Gıda üretiminin temel hammaddesinin bağdan, bahçeden, tarladan ve hayvancılık işletmelerinden geldiğine işaret eden Ak, tarım alanında faaliyet gösteren kooperatiflerin gıda sanayisiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Kooperatiflerin çok sayıda küçük üreticiyi ortak standartlar çevresinde buluşturduğunu belirten Ak, şu değerlendirmelerde bulundu: “Kooperatifler, gıda sanayisine hammadde sağlayan doğal tedarik ortaklarıdır. Ölçeğini ve kurumsal kapasitesini geliştiren kooperatifler ise üretim, pazarlama, ticaret ve ihracat süreçlerinde doğrudan sanayinin oyuncusu haline gelebiliyor. Bugün ülkemizde ve dünya pazarlarında öne çıkan örnekler, kooperatiflerin ürünü işleyerek markaya ve katma değere dönüştürebildiğini gösteriyor.” Gıda sanayicilerinin güvenilir ve kaynağı bilinen hammaddeye erişiminde kooperatiflerin önemli bir imkân sunduğunu kaydeden Ak, “Tek bir üreticiye bağlı yapılarda tedariğin kesintiye uğrama riski daha yüksek olabilir. Kooperatifler ise çok sayıda üreticiyi bir araya getirdikleri için daha sürdürülebilir bir yapı sunar” dedi. “Gıda güvenliği üretimden önce başlıyor” Kooperatiflerin gıda güvenliğindeki rolünü üretim öncesi, üretim süreci ve üretim sonrası olmak üzere üç aşamada ele alan Ak, gıda güvenliğinin uygun girdilerin seçilmesiyle başladığını söyledi. Yem, tohum ve gübre gibi girdilerin belirli standartlara uygun biçimde temin edilmesinin kooperatiflerin temel sorumlulukları arasında bulunduğunu belirten Ak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kooperatif, üreticiye girdiyi toplu biçimde sağlarken insan, hayvan, toplum ve çevre sağlığı açısından da sorumluluk üstlenir. Üretim aşamasında ise ortak bir kalite ve denetim sistemi kurar. Özellikle süt gibi çok sayıda küçük aile işletmesinden toplanan ürünlerde kaynağında kontrol büyük önem taşır.” Üretim sonrasında ambalajlama, muhafaza, depolama ve pazarlama süreçlerinin de gıda güvenliğinin parçası olduğunu belirten Ak, “Kooperatifler üretim öncesinden ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar birbirini tamamlayan sorumluluklar üstlenebilir. Bu da sanayici açısından standardı belirli, izlenebilir ve güvenilir hammadde anlamına gelir” dedi. “Kooperatifler gıda sisteminin sürdürülebilirliğine katkı sağlıyor” Gıdada sürdürülebilirliğin bütüncül bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini belirten Ak, kooperatiflerin üreticilerin ekonomik varlığını sürdürmesine, yerel üretim kapasitesinin korunmasına ve üretim ekosisteminin gelişmesine katkı sunduğunu söyledi. Kooperatifçiliğin gıda sisteminin geleceği açısından stratejik değer taşıdığını ifade eden Ak, “Sürdürülebilirlik, tek bir işletmenin faaliyetini sürdürmesinin ötesinde sosyal, ekonomik ve çevresel koşulların birlikte gözetilmesini gerektiriyor. Kooperatifler de bu dengenin sağlanmasında önemli bir rol üstleniyor” dedi. Tarım kooperatiflerinde havza ölçeği önerisi Türkiye’deki tarım ve gıda kooperatiflerinin temel sorunlarından birinin ölçek olduğunu belirten Ak, küçük coğrafi alanlarla sınırlı kalan yapıların günümüz rekabet koşullarında yeterli üretim ve pazarlama gücüne ulaşmakta zorlandığını ifade etti. Benzer ürünlerin yetiştirildiği köylerdeki üreticilerin ilçe veya havza ölçeğinde bir araya gelmesinin daha doğru bir model oluşturacağını belirten Ak, şunları söyledi: “Bir köydeki 20, 30 ya da 50 üreticinin kuracağı süt veya tarımsal kalkınma kooperatifinin güçlü bir ekonomik karşılık oluşturması zor. Mümkünse köyler bütünü, ilçe veya aynı ürün deseninin bulunduğu havza ölçeğinde yapılanmak gerekiyor. Mevcut küçük kooperatiflerin ortak bir çatı altında toplanması da üretim miktarının artmasını, kalite standardının kurulmasını ve pazarlama sorunlarının aşılmasını sağlayabilir.” Ölçek ekonomisinin girdi temininde de önemli olduğunu vurgulayan Ak, yüzlerce üreticinin bir araya gelmesiyle yem, tohum ve gübre gibi girdilerin daha uygun koşullarda satın alınabileceğini söyledi. Ak, “Ölçek büyüdükçe kooperatifin hem satın alma gücü hem de pazara düzenli ürün sunma kapasitesi artar” ifadelerini kullandı. “Hibe can suyu olabilir ancak kalıcı başarı planlamayla gelir” Kooperatiflerin sosyal amaçları bulunsa da ekonomik faaliyet yürüten birer işletme olduğunu hatırlatan Ak, iyi niyetin tek başına sürdürülebilir bir yapı kurmaya yetmediğini dile getirdi. Üretim miktarı, maliyet, insan kaynağı, satış kanalları ve risklerin faaliyete başlanmadan belirlenmesi gerektiğini kaydeden Ak, şöyle konuştu: “Kooperatifin ne üreteceğini, ne kadar üreteceğini, hangi kaynakla çalışacağını ve ürününü kime satacağını bilmesi gerekir. Günlük, haftalık ve aylık giderler, ihtiyaç duyulan sermaye, üretim standardı ve satış kanalları planlanmalıdır. Bu sorular cevaplanmadan işe başlandığında bir süre sonra dışarıdan destek beklentisi ortaya çıkıyor.” Hibe ve bağışların da kuruluş aşamasında katkı sağlayabileceğini ifade eden Ak, kooperatiflerin uzun vadede kendi ekonomik faaliyetleriyle ayakta kalması gerektiğinin altını çizdi: “Hibe başlangıçta can suyu olabilir. Ancak ticari faaliyet yalnızca hibe ve bağışlarla sürdürülemez. Kooperatifin özerk ve bağımsız kalabilmesi için düzenli gelir üretmesi, planlama yapması ve işletme disipliniyle hareket etmesi gerekir.” “Gıda sanayicisi kooperatiflerle daha fazla iş birliği yapmalı” Kooperatiflerin sosyal adalet, gelir dağılımı, gıdaya erişim, gıda güvenliği ve gıda güvencesi gibi alanlarda önemli işlevler üstlenebildiğini belirten Erdem Ak, gıda sanayisinin kooperatiflerle kuracağı ilişkinin bütün gıda sistemine katkı sağlayacağını söyledi. Ak, “Birincil tarımsal üretimi yapanlarla bu ürünleri gıdaya dönüştüren sanayiciler aynı sistemin içindedir. Gıda sanayicisinin kooperatiflerle daha yakın temas kurması, gerektiğinde onlara öncülük etmesi, paydaşlık kurması ve ortak projeler geliştirmesi gerekiyor. Tedarik, alım-satım, çözüm ve proje ortaklığı üzerinden kurulacak yakınlaşmanın hem taraflara hem de ülkemize katkı sağlayacaktır” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Van'ın Gastronomi Mirası Lezzet Noktalarında Yaşatılıyor Haber

 Van'ın Gastronomi Mirası Lezzet Noktalarında Yaşatılıyor

Binlerce yıllık geçmişi boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Van, tarih boyunca oluşan birikiminin yansıdığı zengin gastronomisiyle kültürüyle de öne çıkıyor. Van Gölü havzası, yüksek yaylalar, zengin bitki örtüsü ve yerel üretim pratikleriyle şekillenen Van mutfağı; otlu peynir, bal, kaymak, murtuğa, kavut, keledoş, kurut aşı, inci kefali ve yöresel et yemekleriyle ziyaretçilere özgün bir gastronomi deneyimi sunuyor. Festival kapsamında ziyaretçilere sunulan 27 Lezzet Noktası seçkisi ise kentin mutfak değerlerini sürdürülebilir biçimde tanıtmayı ve yerel işletmelerin görünürlüğünü yıl boyunca artırmayı amaçlıyor. “EVLERDE YAŞATILAN GELENEKSEL YEMEKLER RESTORAN MENÜLERİNE TAŞINIYOR” Festivalin ev sahibi olan televizyon programcısı ve akademisyen Asuman Kerkez, Van mutfağının yalnızca yemeklerden ibaret olmadığını, binlerce yıllık üretim kültürünün günümüze uzanan güçlü bir mirasını taşıdığını söyledi. Urartu medeniyetinin bölgenin tarım ve üretim anlayışına önemli katkılar sunduğunu belirten Kerkez, zengin tahıl çeşitliliği, kişniş ve tarhun gibi aromatik otlar, Norduz kuzusu ve süt ürünlerinin Van'ın mutfak kimliğini şekillendiren temel değerler arasında yer aldığını ifade etti. Van denildiğinde ilk olarak kahvaltının akla geldiğini ancak kentin mutfağının çok daha fazla lezzet sunduğunu vurgulayan Kerkez, ziyaretçilere otlu peynir, cacık, keledoş, pekmezli kavut ve Erciş üzümünü tatmadan şehirden ayrılmamalarını tavsiye etti. Lezzet Noktası projesinin evlerde yaşatılan geleneksel yemeklerin restoran menülerine taşınarak daha geniş kitlelerle buluşmasına katkı sağladığını belirten Kerkez, projenin işletmeleri geliştirdiğini ve Van'ın gastronomi değerinin Türkiye'nin farklı noktalarından gelen ziyaretçilere ulaşmasını kolaylaştırdığını dile getirdi. LEZZET NOKTALARI PROJESİ İLE ZİYARETÇİLER DOĞAL ÜRÜNLERLE BULUŞUYOR Lezzet Noktası seçkisinde yer alan Balcı Behçet, 1964 yılından bu yana Van'ın kahvaltı kültürünü yaşatan işletmeler arasında bulunuyor. İşletme sahibi Behçet Öndül, Van kahvaltısının vazgeçilmez ürünlerinden biri olan balı Hakkari, Bitlis, Şirvan ve çevredeki köylerden özel olarak temin ettiklerini söyledi. Karakovan, sepet balı ve süzme bal çeşitlerini ziyaretçilerine sunduklarını belirten Öndül, festivalin Van'a ve çevre illere önemli bir hareketlilik kazandırdığını, şehir dışından gelen ziyaretçilerin bölgenin doğal ürünlerini yakından tanıma fırsatı bulduğunu ifade etti. 51 YILDIR ÖZEL LEZZETLER SUNAN İŞLETME LEZZET NOKTASI SEÇKİSİNDE YERİNİ ALDI Doğu Kebap da 51 yıllık gastronomi birikimiyle Lezzet Noktası seçkisinde yer alan bir diğer işletme olarak öne çıkıyor. İşletme sahibi ve kebap ustası Cevdet Diler, Van kahvaltısının yanı sıra inci kefali ve yöresel kebabın kentte denenmesi gereken lezzetleri arasında bulunduğunu belirtti. Van'ın zengin bitki örtüsüne sahip yaylalarında beslenen hayvanlardan elde edilen etlerin kebaba kendine özgü bir tat kazandırdığını söyleyen Diler, bölgenin doğal ürünleri ve hayvancılık kültürünün Van mutfağının zenginliğinde önemli bir rol oynadığını ifade etti. KULLANILAN ÜRÜNLER YEREL ÜRETİCİLERDEN TEMİN EDİLİYOR Şehr-i Van Sofrası'nın kurucusu ve işletmecisi Hamza Kurt, Van'a gelen ziyaretçilere Van kahvaltısı, coğrafi işaretli keledoş ve Norduz kuzusundan hazırlanan kuzu sırtını tatmalarını tavsiye etti. Bölgenin endemik otları, Norduz kuzusu, otlu peyniri, murtuğası, kavutu, reçelleri ve ceviziyle özgün bir mutfak kültürüne sahip olduğunu belirten Kurt, işletmede kullanılan ürünleri Van'ın ilçelerinden ve yerel üreticilerden temin ettiklerini söyledi. Kurt, ürünleri doğrudan çiftçiden sofraya taşıdıklarını belirterek, Lezzet Noktası projesinin Van'ın yöresel yemeklerinin tanıtılmasına, işletmelerin tercih edilmesine ve şehir ekonomisinin desteklenmesine katkı sunduğunu dile getirdi. 27 LEZZET NOKTASI VAN’IN YÖRESEL LEZZETLERİNİ DAHA GENİŞ KİTLELERE ULAŞTIRACAK Van Kültür Yolu Festivali kapsamında oluşturulan 27 Lezzet Noktası, kentin köklü mutfak kültürünü ziyaretçilerle bir araya getirirken, uzun yıllardır üretim geleneğini sürdüren aile işletmelerini ve yerel üreticileri de görünür kılıyor. Festival boyunca yoğun ilgi gören gastronomi rotası, Van'ın gastronomi kimliğinin daha geniş kitlelere ulaşmasına, geleneksel tariflerin korunmasına ve şehir ekonomisinin canlanmasına yıl boyunca katkı sağlayacak. Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin şehirlerin mutfak kültürünü ve yerel lezzetlerini öne çıkaran gastronomi yolculuğu ise 18-26 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek Konya Kültür Yolu Festivali ile devam edecek. Festival kapsamında oluşturulacak Lezzet Noktaları, Konya'nın köklü mutfak mirasını ve yöresel lezzetlerini ziyaretçilerle buluşturacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

NATO Zirvesi'nde Diplomasi Masada Değil, Sofrada da Kuruldu! Haber

NATO Zirvesi'nde Diplomasi Masada Değil, Sofrada da Kuruldu!

Doğru kurgulanmış bir menünün kalıcı bir etki bırakabileceğini, sofrada sunulan her ürünün, ev sahibi ülkenin kültürel hafızasını, değerlerini ve misafirlerine verdiği önemi temsil ettiğini kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Bazen diplomasi bir cümlede, bazen de aynı sofrayı paylaşmanın oluşturduğu ortak deneyimde hayat bulur.” diye konuştu. Türkiye, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde düzenlenen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'ne 22 yıl sonra yeniden ev sahipliği yaparken, zirvenin diplomatik gündemi kadar liderlere sunulan resmi akşam yemeği de uluslararası kamuoyunun dikkatini çekti. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, uluslararası ilişkilerde gastronominin üstlendiği rolü değerlendirdi. “Sofra diplomasisi” uluslararası ilişkilerin sessiz ama güçlü araçlarından biri Uluslararası ilişkiler literatüründe "table diplomacy" ya da "sofra diplomasisi" kavramının giderek daha fazla önem kazandığını ifade eden Prof. Dr. Müge Arslan, şöyle devam etti: “Uluslarası zirvede diplomasi, yalnızca toplantı salonlarında yürütülmez, bazen sofrada da şekillenir. Örneğin; 4-17 Eylül 1978 – Camp David Anlaşmaları; Jimmy Carter, Enver Sedat ve Menahem Begin, ABD’deki Camp David Başkanlık Kampı’nda 13 gün boyunca birlikte yemekler yedi ve gayri resmi sohbetler gerçekleştirdi. Bu samimi ortam, 17 Eylül 1978’de imzalanan anlaşmaların ve sonrasında 1979 Mısır-İsrail Barış Antlaşması’nın temelini oluşturdu. 28-29 Haziran 2019 – G20 Osaka Zirvesi Liderlerin çalışma yemekleri sırasında Donald Trump ile Şi Cinping arasındaki temaslar, ABD-Çin ticaret savaşında geçici yumuşamaya katkı sağladı. Bu tarz yemekler oldukça önemli olup, Uluslararası ilişkilerdeki ‘sofra diplomasisi’ (table diplomacy) açısından oldukça önem taşır.” Menü seçimi yalnızca yemek belirlemek değildir Prof. Dr. Arslan, diplomatik sofralarda hazırlanan menülerin tesadüfi tercihlerden oluşmadığına işaret ederek, “Bu tarz sofralarda yapılan menü seçimleri de oldukça önemlidir. Sofra diplomasisinde menü seçimi yalnızca ikram edilecek yemeklerin belirlenmesi değildir; ev sahibi ülkenin kültürünü, değerlerini ve misafirlerine verdiği önemi yansıtan stratejik bir unsurdur. Bunun önemli olmasının başlıca nedenleri şunlardır: Kültürel kimliği temsil eder, misafire verilen değeri gösterir, samimi bir iletişim ortamı oluşturur, ülke imajına katkı sağlar ve sembolik mesajlar içerir.” diye konuştu. 2026 NATO Zirvesi menüsü Türkiye'nin gastronomik haritasını dünyaya sundu Prof. Dr. Müge Arslan, NATO Zirvesi'nde tercih edilen menünün Türkiye'nin farklı bölgelerini aynı sofrada buluşturan özel bir kurgu taşıdığına dikkat çekerek, şöyle devam etti: “2026 NATO Zirvesi’nde konuklara sunulan menü, Türk mutfağının zenginliğini ve kültürel mirasını dünyaya tanıtan önemli bir unsur oldu. Liderlere sunulan her lezzet, yalnızca bir yemek değil; aynı zamanda Türkiye’nin misafirperverliğini, gastronomi kültürünü ve yerel değerlerini yansıtan bir diplomasi aracı niteliği taşıdı. Çünkü doğru seçilmiş bir menü, ülkelerin hafızasında kalan en güçlü ayrıntılardan biridir. 2026 NATO Zirvesi’nin resmi akşam yemeği için açıklanan menüde, Türkiye’nin farklı bölgelerinden seçilen ürün ve yemeklerin yer aldı. Menüde; Taş fırın pide, Kayseri mantısı, deniz levreği veya dana kaburga, sütlü Nuriye, Maraş dondurması, Trabzon tereyağı, Hizan karakovan balı, Urla sakız enginarı, Tokat yaprağı ve firik pilavı gibi lezzetler tercih edildi.” Tek bir bölge değil, bütün Anadolu aynı sofrada buluştu Prof. Dr. Arslan, bu tercihin bilinçli bir gastronomi stratejisi olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Çok ince düşünülerek hazırlanan bu menü; Gastronomi şölenin yanı sıra siyaset diplomasisinde verilen önemki sembolik mesajlar içeriyordu. Bu durumu bir nevi ‘Gastronomi Diplomasisi’ olarak da değerlendirebiliriz. Gastronomi diplomasisinde verilen bu mesajlar şöyle; Türkiye’nin kültürel çeşitliliği: Menü tek bir bölgeyi değil; Karadeniz, İç Anadolu, Ege, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’dan ürünleri bir araya getirerek Türkiye’nin zengin gastronomik mirasını temsil ediyor. Yerel üretim ve coğrafi kimlik: Trabzon tereyağı, Hizan karakovan balı, Urla sakız enginarı ve Tokat yaprağı gibi yöresel ürünlerin seçilmesi, yerel üretime ve Anadolu’nun tarımsal çeşitliliğine vurgu yapıyor. Gelenek modern sunumla buluşturuldu Gelenek ile modernliğin buluşması: Kayseri mantısı ve Sütlü Nuriye gibi geleneksel yemekler, modern sunum teknikleriyle servis edilerek Türk mutfağının hem köklü hem de çağdaş yönü öne çıkarıldı. Misafir odaklı yaklaşım: Ana yemekte hem balık hem de kırmızı et alternatifi sunulması, farklı damak zevkleri ve beslenme tercihlerine saygıyı gösteren diplomatik bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Gastrodiplomasi ülkelerin yumuşak gücünü artırıyor Gastronominin günümüzde ülkelerin kamu diplomasisinin önemli unsurlarından biri hâline geldiğini belirten Prof. Dr. Müge Arslan, “Yumuşak güç (soft power): Zirve öncesinde Türkiye, Türk mutfağını bir kamu diplomasisi aracı olarak tanıtan ‘gastrodiplomasi’ etkinlikleri düzenledi. Yetkililer, ortak sofraların resmî belgelerin bazen sağlayamadığı karşılıklı anlayışı geliştirebildiğini vurguladı. Bu da menünün yalnızca ikram değil, Türkiye’nin kültürel kimliğini ve misafirperverliğini anlatan bir iletişim aracı olarak kurgulandığını gösteriyor. Bazen diplomasi bir cümlede, bazen de aynı sofrayı paylaşmanın oluşturduğu ortak deneyimde hayat bulur.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Orta ve Doğu Avrupa Hayvan Sağlığı Bir Türk'e Emanet Haber

Orta ve Doğu Avrupa Hayvan Sağlığı Bir Türk'e Emanet

20 yılı aşkın süredir hayvan sağlığı ve ilaç sektöründe liderlik deneyimine sahip olan Dr. Burhan Hacı, yeni görevinde bölgenin büyüme stratejilerine liderlik edecek, pazar gelişimini hızlandıracak ve distribütörler ile stratejik paydaşlarla iş birliklerini daha da güçlendirecektir. Ayrıca ticari mükemmellik, yetenek gelişimi ve bölgesel iş birlikleri yoluyla 2030 hedeflerine katkı sağlamaya odaklanacak. Dr. Burhan Hacı, Temmuz 2020’den bu yana Türkiye Genel Müdürü olarak görev yapmış ve bu süreçte hem evcil hayvan hem de çiftlik hayvanı segmentlerinde sürdürülebilir büyüme ve kârlılık odaklı başarılı sonuçlara imza atmıştır. Ticari operasyonların optimize edilmesi, dağıtım ağlarının güçlendirilmesi ve organizasyonel kapasitenin geliştirilmesi yönündeki çalışmaları sayesinde şirketin Türkiye’de pazar liderliği konumuna ulaşmasında önemli rol oynamıştır. Kariyeri boyunca farklı liderlik görevleri üstlenen Hacı, Körfez ve Levant Bölgesi Genel Müdürlüğü görevini de yürütmüş; stratejik planlama, pazar geliştirme, ruhsatlandırma ve pazar erişimi, dijital dönüşüm ve satın alma sonrası entegrasyon alanlarında önemli deneyimler kazanmıştır. Başarıları arasında bölgesel büyümenin yeniden sağlanması, yerel üretim altyapılarının uluslararası kalite standartlarına uyumlu hale getirilmesi, satın alma süreçlerinin başarıyla yönetilmesi ve gelişmekte olan pazarlarda ölçeklenebilir operasyonların kurulması yer almaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

“Filli Boya ile Gündem Sohbetleri” Serisinin Yeni Durağı Diyarbakır Oldu Haber

“Filli Boya ile Gündem Sohbetleri” Serisinin Yeni Durağı Diyarbakır Oldu

. Şirket, global tecrübesini yerel iş birlikleriyle kuvvetlendirme vizyonu doğrultusunda Diyarbakır’daki yerel üretim ortağıyla iş birliğini vurgularken, Türkiye genelinde yeni iş birliklerine imza atarak Anadolu’daki varlığını büyüteceğinin mesajını verdi. Türkiye boya ve ısı yalıtım pazarının öncü ismi Nippon Paint - Betek, iş ortaklarıyla bağlarını güçlendirmek ve sektörün nabzını tutmak amacıyla hayata geçirdiği “Filli Boya ile Gündem Sohbetleri” buluşmalarında rotayı Diyarbakır’a çevirdi. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük ekonomik güçlerinden biri olan; genişleyen organize sanayi bölgeleri, büyüyen ticaret hacmi ve Ortadoğu pazarına yakın lojistik konumuyla üretim merkezine dönüşen Diyarbakır’da, bölgenin inşaat ve iş dünyası temsilcileri bir araya geldi. Yapı güvenliği, sürdürülebilir kentleşme ve enerji verimliliği konularının masaya yatırıldığı toplantıda, şirketin küresel uzmanlığını Anadolu’nun yerel dinamikleriyle birleştiren büyüme stratejisi paylaşıldı. Güner: Merkezimiz İstanbul’da Ancak Kalbimiz Anadolu’da Buluşmaların temel felsefesini “ortak akıl” olarak tanımlayan Nippon Paint - Betek Türkiye Genel Müdürü Hasan Gökhan Güner, paydaşlarla kurulan güçlü bağların sektörel kalkınmadaki rolüne dikkat çekti. Başarıyı iş ortaklarıyla birlikte inşa ettiklerini belirten Güner, “Merkezimiz İstanbul'da ancak kalbimiz Anadolu'da. Boya ve ısı yalıtımı sektörlerinin öncüsü olarak yirmi yılı aşkın süredir devam eden yolculuğumuzda en büyük gücümüzü değerli paydaşlarımızdan aldık. Bugün Gebze, Balıkesir ve Kayseri’deki dev üretim üslerimizin ardından, Diyarbakır'da değerli iş ortağımız İzoset ile gerçekleştirdiğimiz yerel üretim iş birliği sayesinde ısı yalıtımı kategorisinde bölgeye doğrudan hizmet sunmanın gururunu yaşıyoruz. Hedefimiz, global tecrübemizi yerel iş birlikleriyle kuvvetlendirerek Anadolu’ya aktarmak. Bu doğrultuda, Türkiye genelinde bizimle aynı vizyonu paylaşacak yeni yerel firmalarla stratejik iş birlikleri yapmak üzere arayışlarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu. “Altından Gayrimenkule Geçiş Öngörüyoruz” Ekonomik parametreleri ve inşaat sektörünün rolünü değerlendiren Güner, Türkiye ekonomisinin en büyük dinamolarından birinin inşaat sektörü olduğunu vurguladı. Yapı sektörünün makroekonomik büyümenin üzerinde performans gösterdiğine değinen Güner, “Geçtiğimiz yıl Türkiye ekonomisi %3 büyürken, inşaat sektörü %10’un üzerinde bir büyüme kaydetti. Bu yıl da benzer bir ivme bekliyoruz. Son iki yılda daralma yaşayan boya sektöründe ise artık dip noktanın geride kaldığını ve geri dönüşün başladığını görüyoruz. Merkez Bankası verileri hane halkı birikimlerinin %40’ının gayrimenkulde, önemli bir kısmının ise altında olduğunu net biçimde ortaya koyuyor. Yastık altında tahmini 700 milyar dolar değerinde bir altın varlığı bulunuyor ve bu portföy doyuma ulaşmış durumda. Tarihsel döngü bize bu birikimin gayrimenkule akacağını gösteriyor. Özellikle 2027 yılının ikinci yarısında beklenen hareketlilikle birlikte, altından gayrimenkule çok güçlü bir geçiş öngörüyoruz. Bölgesel konut üretimi, kentsel dönüşüm ve güvenli yapılaşma hamleleriyle inşaat sektörünün önemli bir dinamosu olan Diyarbakır, bu büyük canlanmanın da merkezi aktörlerinden biri olacaktır. Biz de Anadolu’ya olan sarsılmaz inancımızın bir nişanesi olarak geçtiğimiz yıl Gebze’de devreye aldığımız yeni su bazlı boya tesisimizle bu hızlı değişime ve artacak taleplere en üst teknolojimizle yanıt vermeye hazırız. Betek’in gelecek 10 yıllık ihtiyacını karşılamak üzere hizmet verecek bu tesis, son yıllardaki en büyük yatırım hamlemiz. Yıllık 225.000 ton üretim kapasitesiyle toplam kapasitemizi 345.000 tona çıkaran yeni tesisimiz ile hem üretim ve ürün kalitesinde hassasiyetin artırılmasını hem de inovasyon odaklı büyüme vizyonumuzun güçlenmesini hedefliyoruz. Bu yatırım ile daha esnek ve daha hızlı bir üretim kabiliyeti kazanarak pazardaki değişimlere, müşteri taleplerine ve yeni ürün geliştirme süreçlerine çok daha hızlı karşılık verme imkanına kavuştuk. Bu yıl ise Diyarbakır’da hayata geçirdiğimiz bölgesel üretim yatırımıyla sahaya daha yakın, daha çevik ve daha esnek bir üretim modeline geçiyoruz” dedi. Uludağ: Yerel vizyonumuzu 145 Yıllık Küresel Güç ve İnovasyonla Taçlandırıyoruz Toplantıda markanın pazar gücü ve vizyonu üzerine bir konuşma yapan Nippon Paint - Betek Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Arzu Uludağ, boyada Filli Boya, ısı yalıtımında ise Dalmaçyalı ile pazara yön verdiklerini belirtti. 2019 yılında gerçekleşen Nippon Paint Group birleşmesiyle yerel vizyonu küresel bir teknoloji gücüne dönüştürdüklerini ifade eden Uludağ, “Grup bünyesinde marinadan otomotive pek çok alandaki küresel uzmanlığı, Betek’in yerel yetkinliğiyle harmanlıyoruz. Filli Boya, Türkiye'nin 'Güven Markaları' listesinde yer alan tek boya markasıdır. Dijital dünyada her ay binlerce kez aranan, tüketici hafızasında açık ara ilk sırada yer alan bir markayız. Bu başarıyı, her zaman ilkleri uygulayan ve sektörü daha yüksek teknolojiyle buluşturan vizyonumuza borçluyuz. Gebze'de 2013 yılından bu yana Ar-Ge Merkezi statüsüyle çalışan araştırma-geliştirme bölümümüzün sahip olduğu bu köklü yerel gücü ve mühendislik birikimini, şimdi dahil olduğumuz küresel yapının getirdiği teknolojik ağ ile daha da yukarıya taşıyoruz. Bu küresel gücün en güncel örneği olarak, Tokyo’da faaliyete geçirilen yeni İnovasyon Merkezimizde tüm disiplinlerden Ar-Ge mühendislerimizi kolektif bir yapıda bir araya getirdik. Farklı endüstrilerin teknoloji transferiyle, Türkiye’deki iş ortaklarımıza, ustalarımıza ve tüketicilerimize her zaman hak ettikleri en ileri teknolojiyi sunmaya devam edeceğiz” bilgisini verdi. Zorlu İklim Koşullarına Karşı Teknolojik Kalkan: Nucleus Toplantıda, iklim krizinin yapılar üzerindeki fiziksel etkileri ve bu sürece karşı geliştirilen inovatif çözümler de paylaşıldı. Filli Boya’nın global Ar-Ge ağının ortak çalışması ve Frontier Polymer Technology® ile ürettiği yeni nesil dış cephe boyası Nucleus katılımcılara tanıtıldı. Maksimum su iticilik, nefes alma ve kendi kendini temizleme özelliklerini tek bir yapıda sunan ürünün, değişen hava koşullarında yapı ömrünü uzatmadaki rolü aktarıldı. Canlı organik renklerde 5 yıl, inorganik renklerde ise 10 yıl kesintisiz renk solmazlık garantisi sunan bu teknolojinin sürdürülebilir şehirleşmeye sağladığı katkı vurgulandı. Binalarda Enerji Tasarrufunun Kilidi: Dalmaçyalı Diyarbakır gibi yaz aylarında aşırı sıcak, kış aylarında ise keskin soğukların yaşandığı bölgelerde ısı yalıtımının stratejik bir zorunluluk haline geldiği belirtildi. Güncellenen TS 825 “Binalarda Isı Yalıtım Kuralları” standardı ile yalıtımın sadece kışın ısınma değil, sıcak dönemlerde binaları “soğutma” maliyetlerini düşürmek adına da kritik bir yapı standardı haline geldiği hatırlatıldı. Yalıtım sektörünün öncüsü Dalmaçyalı’nın, birbiriyle tam uyumlu yedi temel sistem bileşeninin tamamını kendi bünyesinde üreten tek entegre üretici olma gücüyle, hem yeni projelerde hem de mevcut yapıların dönüşümünde %60’a varan enerji tasarrufu ve uzun ömürlü performans sunduğu ifade edildi. Ekonomi Kurmayları Gündem Sohbetleri’nde Buluştu Ekonomi dünyasının yetkin isimleri Vahap Munyar ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’nun katılımıyla gerçekleşen toplantıda; küresel piyasaların Türkiye’ye etkileri, makroekonomik göstergeler ile bölgenin ticaret ve sanayi dinamikleri samimi bir sohbet ortamında ele alındı. Ekonomi gündeminin ve sektörel fırsatların interaktif şekilde tartışıldığı “Filli Boya ile Gündem Sohbetleri”, Türkiye’nin stratejik kentlerinde paydaşlarla buluşmaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bosch Rexroth 50. Yılında İnovatif Hareket Teknolojilerini Sergiliyor Haber

Bosch Rexroth 50. Yılında İnovatif Hareket Teknolojilerini Sergiliyor

Hareket ve kontrol teknolojilerinin küresel liderlerinden Bosch Rexroth, 10-13 Haziran tarihleri arasında düzenlenen WIN Eurasia fuarında Türkiye’deki 50 yıllık mühendislik gücünü ve güçlü partner ekosistemini sektör profesyonelleriyle buluşturuyor. Kökleri 1795 yılına dayanan global endüstriyel mirasını Türkiye'deki yerel mühendislik yetkinliğiyle harmanlayan şirket, yaklaşık 200 metrekarelik stant alanında 15 Certified Excellence Partneri ile ziyaretçilerini ağırlıyor. WIN Eurasia’nın müşteriler, iş ortakları ve sektör paydaşlarıyla teknoloji odaklı temaslar kurmak için önemli bir buluşma noktası olduğunu vurgulayan Bosch Rexroth Türkiye Genel Müdürü Hasan Civan şöyle dedi: “WIN Eurasia, müşterilerimiz, iş ortaklarımız ve sektör paydaşlarımızla bir araya gelerek sanayinin geleceğine dair ortak vizyon geliştirdiğimiz çok değerli bir platform. Bosch Rexroth olarak 50 yıllık mühendislik birikimimizi yeni nesil hareket ve kontrol teknolojileriyle birleştirirken, güçlü partner ekosistemimizle birlikte Türkiye sanayisinin dönüşümüne katkı sağlamayı sürdürüyoruz.” Otomasyondan mobil makinelere uzanan teknoloji portföyü Ziyaretçiler Bosch Rexroth standında, şirketin sanayinin dönüşümüne yön veren "Factory of the Future", "Connected Hydraulics" ve "Transforming Mobile Machines" uygulama alanlarındaki yenilikçi çözümlerini deneyimleme fırsatı buluyor. Bu kapsamda, geleceğin akıllı fabrikalarına yönelik otomasyon çözümleri, dijital bağlantılı hidrolik teknolojileri ve mobil iş makinelerinin verimlilik, güvenlik ve sürdürülebilirliğini artıran elektronik kontrol sistemleri sergileniyor. Fuar alanında esnek ve ölçeklenebilir otomasyon ihtiyaçlarına cevap veren ctrlX AUTOMATION tabanlı Kartezyen Robot Çözümü, akıllı montaj süreçleri için NEXO, OPEX & Operatör Yönlendirme Sistemi, mobil iş makinelerinde işlevselliği ve verimliliği artıran BODAS Ekosistemi ve hassas metal şekillendirmede öne çıkan yerel üretim Hidrolik Derin Çekme Presi gibi yenilikçi teknolojiler tanıtılıyor. Ayrıca, Bosch Üretim Çözümleri standında sergilenen TS2 Booster ve VarioFlow / Smart Pac Spiral Conveyor & Kassow Robots entegrasyonu gibi partner ortaklı çözümler, gerçekleştirilen bilgi paylaşımı etkinlikleri, Türkiye sanayisinin dönüşümünde yerel uzmanlığın ve güçlü iş ortaklığı yapısının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Bunun yanı sıra, Rexroth ürün portföyünün uygulama senaryoları üzerinden dijital ortamda interaktif bir şekilde deneyimlenmesini sağlayan CU.BE Digital Experience platformu ziyaretçileriyle buluşuyor. Bosch Rexroth’tan binlerce mühendis ve teknisyene eğitim Sektörün gelişimine katkı sağlamak amacıyla bugüne kadar binlerce mühendise ve teknisyene eğitim veren şirket, aynı zamanda Türkiye'deki üretim kabiliyetleri ile hareket ve kontrol teknolojilerinin kullanıldığı her sektördeki iş ortaklarına gün geçtikçe gelişen proje, üretim ve servis kabiliyetleri ile destek olmaya devam etmektedir. Sektörün yetkinliklerinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalarını değerlendiren Bosch Rexroth Türkiye Genel Müdürü Hasan Civan şöyle dedi: “Küresel teknoloji gücünü yerel mühendislik uzmanlığıyla birleştirerek Türkiye sanayisinin verimlilik, esneklik ve sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlamaya devam edeceğiz.” Gebze’de bulunan merkez servis biriminin yıl boyunca binlerce servis müdahalesi gerçekleştirdiği servis altyapısı ve partner ağı aracılığıyla desteklenen yüzlerce proje ile şirketin yerel gücünü ortaya koyduklarını belirten Civan, lokal üretim avantajıyla hızlı teslimat sağlayan Gebze üretimi Hidrolik Güç Ünitesi de bu yerel mühendislik yetkinliğinin önemli bir örneği olarak fuarda yerini aldığını hatırlattı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hititlerin Başkenti Çorum, Gastronomiyle UNESCO Yolunda Haber

Hititlerin Başkenti Çorum, Gastronomiyle UNESCO Yolunda

Bu yolculuğun ilk güçlü uluslararası adımı ise 4–7 Haziran’da Çorum’da gerçekleşecek Açık Ateş gastronomi etkinliği olacak. Farklı ülkelerden şefleri, gastronomi profesyonellerini ve fikir insanlarını ağırlayacak etkinlik, Çorum’u dünya gastronomi çevrelerinin dikkatle izleyeceği önemli bir buluşma noktasına dönüştürmeye hazırlanıyor. Çorum, bugün tarihsel mirasını, üretim gücünü, tarımsal zenginliğini ve mutfak hafızasını yeniden yorumlayarak güçlü bir şehir markası oluşturma yolunda ilerliyor. Bu yeni vizyon, Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın’ın ev sahipliğinde, Anadolu mutfağının İstanbul’daki önemli temsilcilerinden Sade Beş Denizler’de gerçekleşen özel buluşmada paylaşıldı. Zeynep Aktaş, Hatice Ünal Bilen, Dinçer Karacalar, Fatoş Karahasan, Yücel Koç, Zühre Kurt, Lale Elmacıoğlu, Aliye Gümüş, Medine İşbilir, Vahap Munyar, Adnan Şahin, Faruk Şüyün, Mehmet Tel, Reha Tartıcı, Zeynep Kakınç ve Gökhan Yılmaz’ın da aralarında bulunduğu medya, ekonomi, gastronomi ve turizm dünyasının önde gelen isimlerinin katıldığı toplantıda; Çorum’un gastronomi ekseninde şekillenen gelecek vizyonu, UNESCO Gastronomi Şehri hedefi ve uluslararası açılım planları değerlendirildi. Toplantıda konuşan Başkan Aşgın, şehrin yalnızca geçmişiyle değil geleceğiyle de güçlü bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Çorum’u tek bir ürünle anlatmak mümkün değil. Bu şehir tarih, üretim, tarım, kültür ve güçlü bir mutfak hafızasını aynı anda taşıyor. Biz mutfağa yalnızca lezzet olarak değil; kültürel miras, turizm ve ekonomik kalkınmanın önemli bir bileşeni olarak bakıyoruz.” HİTİTLERDEN BUGÜNE UZANAN SOFRA HAFIZASI Bir dönem Hitit İmparatorluğu’na başkentlik yapan Çorum, Anadolu’nun en köklü medeniyet hafızalarından birini taşıyor. Bu miras yalnızca arkeolojik alanlarda değil; tahıl kültüründe, kolektif sofra geleneğinde, pişirme tekniklerinde, üretim alışkanlıklarında ve kuşaktan kuşağa aktarılan mutfak bilgisinde yaşamaya devam ediyor. İnsanlık tarihinin ilk yazılı barış antlaşması olan Kadeş’in mirasını taşıyan şehir, bugün geçmişini yalnızca tarihsel bir referans olarak değil; yaşayan bir kültürel değer olarak yeniden okuyor. Tahıl ve bakliyat temelli beslenme alışkanlıkları, uzun pişirme teknikleri, saklama yöntemleri, imece kültürü, toplu sofra geleneği ve kadın emeğiyle şekillenen mutfak yapısı; Çorum’u Anadolu’daki birçok şehirden ayrıştıran temel unsurlar arasında yer alıyor. Bugün çoğu zaman Çorum, Leblebisi ile anılsa da şehir; İskilip dolması, Kargı tulumu, Osmancık pirinci, Çorum mantısı, tandır kebabı, has baklava, Alaca boranası, hingal, yarma aşı ve geleneksel hamur işleriyle çok daha katmanlı bir gastronomik hafızaya sahip. Türk Patent ve Marka Kurumu verilerine göre Çorum’un coğrafi işaretli ürün sayısı bugün 36’ya ulaşmış durumda. Hitit Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen akademik çalışmalarda; Hitit tabletlerinde yer alan üretim ve pişirme izleri incelenirken, yerel üreticiler, ustalar ve mutfak hafızasını taşıyan isimlerle sözlü tarih çalışmaları gerçekleştiriliyor. Amaç, bu birikimi yalnızca anlatmak değil; kayıt altına alarak geleceğe taşımak. UNESCO GASTRONOMİ ŞEHRİ HEDEFİ Çorum Belediyesi öncülüğünde yürütülen UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı Gastronomi Şehri hazırlıkları kapsamında geniş katılımlı bir çalışma modeli oluşturuldu. Çorum Valiliği, Hitit Üniversitesi, Ticaret ve Sanayi Odası, Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği, kamu kurumları, turizm temsilcileri ve ilgili paydaşların dahil olduğu süreçte hedef; Çorum’un gastronomik potansiyelini kalıcı ve sürdürülebilir bir şehir modeline dönüştürmek. Başkan Aşgın bu süreci şöyle değerlendirdi: “Bizim meselemiz yalnızca bir listeye girmek değil. Yerel üreticiyi destekleyen, mutfak hafızasını koruyan, genç kuşaklara aktaran ve ekonomik dönüşüm yaratan kalıcı bir gastronomi ekosistemi oluşturmak istiyoruz.” GASTRO ÇORUM: YENİ NESİL ŞEHİR ANLATISI Çorum Belediyesi’nin geliştirdiği Gastro Çorum yaklaşımı; mutfak kültürünü restoran deneyiminin ötesine taşıyarak üretim, turizm, kültürel sürdürülebilirlik ve şehir ekonomisiyle bütünleştiriyor. Hazırlanan yol haritasında; gastronomi rotaları köy sofraları yerel üretim deneyimleri usta-çırak eğitim programları dijital gastronomi arşivi üretici odaklı projeler mutfak hafızasının belgelenmesi gibi başlıklar yer alıyor. Restore edilerek yeniden işlevlendirilen tarihi yapılar da bu yaklaşımın somut örnekleri arasında bulunuyor. Bu kapsamda yeniden hayat bulan Veli Paşa Hanı, geleneksel Çorum mutfağının yaşatıldığı önemli gastronomi duraklarından biri haline geldi. GÜÇLÜ TARIM, GÜÇLÜ ÜRETİM Çorum’un bu yaklaşımının arkasında güçlü bir üretim altyapısı bulunuyor. Türkiye’nin önemli tarım merkezlerinden biri olan şehir; tahıl, bakliyat ve farklı üretim kalemlerindeki kapasitesiyle gastronomiyi yalnızca kültürel değil, ekonomik kalkınma açısından da stratejik bir alan olarak konumluyor. ULUSLARARASI GASTRONOMİ GÜNDEMİNDE ÇORUM Çorum, gastronomi eksenli şehir vizyonunu uluslararası platformlara da taşımaya başladı. EMITT, Travel Turkey ve ITB Berlin gibi önemli organizasyonlarda yer alan şehir, önümüzdeki dönemde İspanya’daki önemli gastronomi platformlarında da görünürlüğünü artırmayı hedefliyor. Bu çerçevede Açık Ateş, Çorum’un uluslararası gastronomi sahnesine güçlü çıkışlarından biri olarak öne çıkıyor. 4–7 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleşecek etkinlikte İspanya, Fransa, İtalya, Brezilya ve farklı ülkelerden şefler ile gastronomi profesyonelleri Çorum’da buluşacak. Açık ateş pişirme kültürü, kadim üretim teknikleri, sürdürülebilirlik, yerel ürünler ve gastronomik hafıza; paneller, deneyim alanları ve şef buluşmalarıyla farklı perspektiflerden ele alınacak. Açık Ateş, yalnızca bir etkinlik değil; Çorum’un gastronomi üzerinden dünyaya açılan yeni hikâyesinin güçlü başlangıçlarından biri olarak görülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.