Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yerli Üretim

Kapsül Haber Ajansı - Yerli Üretim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yerli Üretim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tofaş’ın 300 Milyon Dolarlık K9 Yatırımı Üretime Başladı Haber

Tofaş’ın 300 Milyon Dolarlık K9 Yatırımı Üretime Başladı

Bursa’daki Tofaş Fabrikası’nda, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, AK Parti Bursa Milletvekili, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, Koç Holding CEO’su ve Tofaş Yönetim Kurulu Başkanı Levent Çakıroğlu, Stellantis Orta Doğu ve Afrika Operasyon Direktörü Samir Cherfan, FIAT CEO’su Arnaud Belloni ve Tofaş CEO'su Cengiz Eroldu'nun yanı sıra bayi ve tedarikçi temsilcileri ile Tofaş çalışanlarının katıldığı törenle banttan indirilen ilk model; Türkiye hafif ticari araç pazarının en önemli modellerinden biri olan Fiat Dobló oldu. K9 projesi kapsamında Citroën Berlingo, Fiat Dobló, Opel Combo, Peugeot Rifter ve Partner modelleri Bursa'da üretilecek. Yıllık 100 bin adet üretim kapasitesine sahip projede, üretilecek araçların yaklaşık yüzde 20'sinin ihraç edilmesi hedefleniyor. İstihdam hedefi 1.000 kişi olan ve 100'e yakın yerel tedarikçiyi bir araya getiren proje, Türkiye otomotiv sanayiinin üretim kapasitesini ve küresel rekabet gücünü artıran önemli bir yatırım hamlesi olarak öne çıkıyor. Türk otomotiv sanayiinin öncü kuruluşu Tofaş, Koç Holding ve Stellantis ortaklığının yeni dönemini simgeleyen stratejik yatırımlarına bir yenisini daha ekledi. Eylül 2025'te Stellantis ile imzalanan anlaşma kapsamında hayata geçirilen K9 projesi, 26 Ekim 2026, Pazartesi günü Tofaş Fabrikası'nda düzenlenen törenle seri üretim aşamasına geçti. Tören, Türk otomotiv sanayiinin hafif ticari araç üretimindeki güçlü konumunu tahkim eden tarihi bir adıma sahne oldu. Tofaş'ta yeni dönemin simgesi, Fiat Dobló oldu K9 projesinin üretime başlangıç töreninin en anlamlı anlarından birini, Fiat Dobló'nun yeniden Tofaş üretim bandından inmesi oluşturdu. İlk kez 2000 yılında Bursa'da üretilmeye başlanan ve 2023 yılına kadar Tofaş'ta üretimi devam eden Fiat Dobló, Türk otomotiv sanayiinde olduğu kadar ticari araç pazarında önemli bir başarı elde etti. Türkiye'de 26 yılda 600 bin adedin üzerinde satışa ulaşan model, farklı nesilleri ve gövde seçenekleriyle ticari hayatın en tanınan araçlarından biri haline geldi. Üç yıllık aranın ardından yeniden Bursa'da üretilecek Dobló'nun K9 projesi kapsamında banttan inen ilk araç olması, Tofaş'ın üretim mirasını geleceğe taşıyan simgesel bir başlangıç olarak öne çıktı. Yaklaşık 300 milyon ABD Doları yatırımla hayata geçirilen K9 projesi kapsamında Citroën Berlingo, Fiat Dobló, Opel Combo, Peugeot Rifter ve Peugeot Partner modelleri Bursa'da üretilecek. Yıllık 100 bin adet üretim kapasitesine sahip projede, üretilecek araçların yaklaşık yüzde 20'sinin ihraç edilmesi hedefleniyor. K9 projesinin devreye girmesi ve mevcut K0 projesinin yaklaşık 100 bin adetlik tam kapasiteyle üretime devam etmesiyle Tofaş'ın yıllık bitmiş araç üretim hacminin 230-250 bin adet seviyelerine ulaşması öngörülüyor. K9 kapsamında 2034 yılının son çeyreğine kadar yaklaşık 660 bin adet aracın üretilmesi hedefleniyor. Böylece Tofaş, Stellantis'in bölgesel üretim ağı içerisindeki stratejik konumunu güçlendirirken, Türkiye'nin hafif ticari araç üretimindeki iddiasını da ileri taşıyacak. Dört farklı markayı kapsayan K9 projesiyle Tofaş, hafif ticari araç üretimindeki çok markalı yapısını daha da güçlendirecek. Citroën Berlingo, Fiat Dobló, Opel Combo, Peugeot Rifter ve Partner modelleri, ticari taşımacılığa yönelik kargo ve yolcu taşımacılığına uygun kombi versiyonlarıyla üretilecek. Çoklu enerji platformuna uygun üretim altyapısı ise ilerleyen dönemde elektrikli hafif ticari araçlara yönelik talebin artması halinde Tofaş'a ilave üretim esnekliği sağlayacak. K9 projesiyle yaklaşık 1.000 kişilik istihdam ve yüzde 50 yerlilik hedefi K9 projesi, üretim kapasitesinin yanı sıra istihdam, yerlilik ve mühendislik alanlarında da önemli katkılar sağlayacak. Proje kapsamında Tofaş Fabrikası’nda yaklaşık 1.000 kişilik istihdam öngörülürken, 100’e yakın yerli tedarikçi firma üretim sürecine dahil edildi. Projede yüzde 50 mertebesinde yerlilik oranı hedefleniyor. Tofaş Ar-Ge Merkezi’nin mühendislik ve teknik geliştirme süreçlerinde görev aldığı projede, 300’ün üzerinde mühendis ve teknik personel çalıştı. Araçların performans, dayanıklılık, güvenlik ve kalite gerekliliklerine yönelik doğrulama ve onay testleri de Tofaş Ar-Ge Merkezi tarafından yürütüldü. K9’un Tofaş’ın sürdürülebilir büyümesine katkısının yanı sıra Türkiye’nin Avrupa’da hafif ticari araç üretimindeki liderlik iddiasını desteklemesi bekleniyor. Türkiye iç pazarındaki toplam satışlarda yerli üretim araçların payı yaklaşık yüzde 35 seviyesindeyken, K9 projesinin bu oranı yaklaşık 10 puan artırması öngörülüyor. Proje kapsamında 2034 yılının son çeyreğine kadar yaklaşık toplamda 660 bin adet araç üretilmesi hedefleniyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır: “Türkiye'nin üretim gücüne ve geleceğine duydukları güvenle bu önemli yatırımı hayata geçiren Koç Topluluğu ve Stellantis'e teşekkür ediyorum.” Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır tören esnasında yaptığı konuşmasında “2002’den bu yana Avrupa ekonomisinin yılda sadece %1,4 büyürken, Türkiye’nin büyümesinin %5,3 seviyesinde gerçekleştiğini belirtti. Otomotiv sektörünün Türk sanayisinin yüz akı olmaya devam ettiğini söyleyen Bakan Kacır “2000’lerin başında yılda ancak 300 bin aracın satıldığı Türkiye’de şimdi yılda 1,5 milyon araç satılabiliyor. Avrupa’nın yapması gereken inovasyonu hızlandırmak, verimliliği yükseltmektir” diye konuştu. 300 milyon ABD doları yatırımla hayata geçirilen K9 projesinin Tofaş’ın üretim yolculuğunda yeni bir dönemin kapılarını araladığını belirten Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır sözlerine “Küresel rakipleriyle yarışta olan Türkiye'nin üretim gücüne ve geleceğine duydukları güvenle bu önemli yatırımı hayata geçiren Koç Topluluğu ve Stellantis'e teşekkür ediyorum. K9 Projesi'nin Bursa'mızın ve ülkemizin üretim, istihdam ve ihracatına önemli katkılar sunmasını; yeni yatırımlara, başarılara ve iş birliklerine vesile olmasını temenni ediyorum” diyerek son verdi. AK Parti Bursa Milletvekili, TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank ise törendeki konuşmasında “Avrupa'nın giderek daha da korumacı hale gelen politikalarını, sanayi hızlandırma yasası ve Made in EU yaklaşımıyla net bir şekilde görebiliyoruz” diye konuştu. Bakan Varank, Böyle bir dönemde yeni bir modelin Bursa’da üretilmesinin kararının alınması, aslında bu ülkeye bu ülkenin insanına üretim kabiliyetine duyulan güvenin ve aynı zamanda karşılıklı kazan kazan anlayışının somut bir göstergesidir” dedi. Ömer Koç: “Son 5 yılda Tofaş'a 1 milyar dolar yatırım yaptık” Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, Koç Topluluğu'nun 100'üncü yaşında Tofaş'ın yeni bir stratejik yatırımı hayata geçirmesinin ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti. Tofaş'ın Türkiye otomotiv sanayiindeki öncü rolüne ve Koç Holding ile Stellantis arasındaki güçlü ortaklığa dikkat çeken Ömer Koç, “Otomotiv sektöründeki kurallar tüm dünyada ve bilhassa önemli bir parçası olduğumuz Avrupa'da yeniden yazılırken, ülkemize çekebildiğimiz her yatırımın son derece kıymetli olduğu kanaatindeyim” dedi. Son 5 yılda Tofaş'a yapılan yatırımın 1 milyar dolar mertebesine ulaştığını kaydeden Koç, “Memnuniyetle ve gururla belirtmek isterim ki, bu yatırımın yarısı Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarımıza yöneliktir. Şirketimiz, Stellantis'in önde gelen üretim ve Ar-Ge merkezleri arasındadır” diye konuştu. Geçtiğimiz yıl K0 projesinin başarıyla devreye alındığını hatırlatan Koç, 300 milyon dolar yatırımla hayata geçen K9 projesiyle yıllık 100 bin adet üretim hedeflendiğini dile getirdi. Koç, “Bu yeni modelin Citroen, FIAT, Opel ve Peugeot markalarımız için üretilecek olmasını Tofaş’ın sürdürülebilir büyüme yolculuğu açısından çok kıymetli bir adım olarak görüyoruz” dedi. Koç, otomotivde artan uluslararası rekabete dikkat çekerek, böyle bir dönemde K9 modelinin Türk otomotiv sanayiinin Avrupa’daki ticari araç üretim liderliğini daha da güçlendireceğini söyledi. Koç, “Tofaş'ın yetkinliklerini ve kapasitesini âzâmî şekilde kullanıp müşterilerimize daha fazla yerli model sunabilmeyi, böylece memleketimizin cârî dengesine de katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda, başka yeni modeller konusunda ortağımızla görüşmeleri sürdürüyoruz” açıklamasında bulundu. Ömer Koç, Made in EU politikasıyla Avrupa’nın 30 senelik Gümrük Birliği ilişkisini hiçe sayma basiretsizliğine düşebileceğine işaret ederek” “Bilhassa otomotiv sektörümüzde büyük emeklerle tesis edilmiş olan üretim ve mühendislik kapasitesinin muhafaza edilebilmesi için mütekabiliyet çerçevesinde bazı adımların atılması kaçınılmaz olabilir” dedi. Koç, iç pazarın büyümesine yatırımların cazibesini artıracak uygun mekanizmalarla katkı sağlanmasının şart olduğuna dikkat çekti. Samir Cherfan: “K9, Tofaş’ın Stellantis üretim ağındaki stratejik konumunu güçlendiriyor” K9 projesinin Tofaş ve Stellantis için önemine vurgu yapan Stellantis Orta Doğu ve Afrika Operasyon Direktörü Samir Cherfan konuşmasında “Koç Topluluğu’nun 100’üncü kuruluş yıl dönümünde Bursa’da yeni bir projeyi hayata geçirmenin ve bu dönüm noktasını birlikte kutlamanın, Stellantis açısından büyük bir ayrıcalık olduğuna değinerek başladı. Cherfan; 2000–2023 yılları arasında Bursa’da üretilen ve Türkiye’de 600 binden fazla müşterinin tercihi olan Doblo’nun, Tofaş ile FIAT adını dünyaya taşıdığını aktardı. Doblò, Fiorino ve Egea’nın Tofaş Fabrikası’nın en önemli başarı hikâyelerinden olduğunun altını çizen Samir Cherfan, ayrıca üç yıl sonra Doblò’nun evine dönmesinin, Tofaş için önemli bir gelişmeyi temsil ettiğini vurguladı. Samir Cherfan “K9 projesi kapsamında Fiat Doblò, Citroën Berlingo, Opel Combo, Peugeot Rifter ve Partner olmak üzere dört markanın beş modeli için yıllık 100 bin araçlık üretim kapasitesi planlanıyor. Çoklu enerji seçeneklerini destekleyen ve elektrikli hafif ticari araç üretimine hazır olan bu platform, Türkiye’nin bölgesel üretimdeki rolünü daha da güçlendiriyor. Bu projenin temelinde, Koç Topluluğu ile yarım asrı aşan güçlü ortaklığımız, eylül 2025’te imzaladığımız stratejik anlaşmayla daha da güçlendi. Stellantis’in markalarını, platformlarını ve küresel erişimini; Koç’un liderliği ve Tofaş’ın üretim ve mühendislik yetkinlikleriyle bir araya getiren bu ortaklık vesileysiyle Tofaş, bugün Stellantis’in dünya çapındaki en önemli üretim ve Ar-Ge merkezlerinden biri konumunda” diye konuştu. Doblò’nun güçlü mirası üzerine inşa edilen K9 projesinin, Stellantis’in Orta Doğu ve Afrika bölgesine yönelik FaSTLane 2030 stratejisinin de somut bir adımı olduğunu sözlerine ekleyen Cherfan “Bu strateji kapsamında, çift haneli faaliyet kâr marjımızı koruyarak gelirlerimizi yüzde 40 artırmayı ve yerel, bölgesel ve Asya kaynaklı tedarikin payını yüzde 30’dan yüzde 90’a çıkarmayı hedefliyoruz. Bölgede, bölge için üretim yaklaşımımızla müşterilerimizin ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verirken rekabet gücümüzü ve dayanıklılığımızı artırıyoruz. K9 projesi, yıllık 100 bin araçlık planlanan üretim kapasitesiyle Tofaş’ın bu stratejideki rolünü pekiştiriyor ve bölge pazarlarına rekabetçi koşullarda hizmet sunma kabiliyetimizi güçlendiriyor” diyerek sözlerine son verdi. Cengiz Eroldu: “K9 ve K0 ile yıllık üretimimiz 250 bin adede ulaşacak” Tofaş CEO'su Cengiz Eroldu ise törende yaptığı konuşmada, Tofaş'ın 60 yıla yaklaşan üretim geçmişinde Türk otomotiv sanayiine yön veren birçok projeye imza attığını belirterek, K9 projesinin şirketin yeni büyüme dönemindeki en önemli yatırımlardan biri olduğunu söyledi. Cengiz Eroldu, Tempra ile Avrupa pazarlarına gerçekleştirilen ilk seri otomobil ihracatından Dobló'nun hafif ticari araç pazarındaki başarısına, Egea'nın üst üste 10 yıl Türkiye'nin en çok tercih edilen otomobili olmasına kadar uzanan üretim geçmişinin yeni projelere güçlü bir temel oluşturduğunu ifade etti. Stellantis ile Eylül 2025'te imzalanan stratejik anlaşma kapsamında Citroën, FIAT, Opel ve Peugeot markaları için üretilecek K9 modellerinin seri üretime başlamasından ötürü büyük gurur duyduklarını belirten Eroldu, Fiat Dobló'nun yeniden Bursa'ya dönüşünün de Tofaş için özel bir anlam taşıdığını söyledi. Eroldu, 2000-2023 yılları arasında Tofaş'ta üretilen ve uzun yıllar Türkiye hafif ticari araç pazarının en çok tercih edilen modellerinden biri olan Dobló'nun K9 projesiyle yeniden üretim programına alınmasının şirketin köklü üretim mirasını devam ettirdiğini vurguladı. K9 projesinin üretim ve ihracat hedeflerini açıklayan Tofaş CEO'su Cengiz Eroldu, “300 milyon ABD Dolarlık yatırımla hayata geçirdiğimiz K9 projesinde, yıllık 100 bin adetlik üretim kapasitesini hayata geçiriyoruz. Üretilecek K9 modelinin yaklaşık yüzde 20'sini ihraç edeceğiz” dedi. Yeni projenin Tofaş'ın toplam üretim hacmine sağlayacağı katkıya dikkat çeken Eroldu, K9'un devreye girmesi ve mevcut K0 üretiminin yaklaşık 100 bin adetlik tam kapasitesiyle devam etmesiyle birlikte Tofaş Fabrikası'nın yıllık bitmiş araç (CBU) üretim hacminin 250 bin adet seviyelerine ulaşacağını belirtti. K9 projesinin yalnızca üretim ve ihracat rakamlarıyla değil, Türkiye'nin otomotiv sanayiindeki rekabet gücüne sağlayacağı katkıyla da değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Eroldu, “Projenin Tofaş'a kazandırdıkları tabii ki rakamlarla sınırlı değil. Tofaş'ın sürdürülebilir büyüme hedeflerine katkı sağlamasının yanı sıra, ülkemizin hafif ticari araç üretim üssü olma iddiasını da destekleyecek olması bizim için ayrı bir gurur vesilesi” dedi. Tofaş’ın Ar-Ge gücü 600’ü aşkın çalışanla büyüyor K9 projesinin Tofaş'ın üretim altyapısının yanı sıra mühendislik ve teknoloji alanındaki birikimini de yansıttığını belirten Cengiz Eroldu, şirketin yaklaşık 20 yıldır cirosunun yüzde 3'ünü Ar-Ge faaliyetlerine ayırdığını söyledi. Stellantis'in önde gelen Ar-Ge merkezlerinden biri konumundaki Tofaş Ar-Ge Merkezi'nin 600'ün üzerinde çalışanıyla faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Eroldu, patent başvuru sayısının da 300'e yaklaştığını ifade etti. Türkiye'de otomobil ve hafif ticari araç geliştirme ile üretim yetkinliklerini bir arada bulunduran Tofaş'ın, üniversiteler ve tedarikçilerle yürüttüğü iş birlikleriyle güçlü bir mühendislik ekosistemi oluşturduğuna dikkat çeken Cengiz Eroldu, K9 projesinin bu ekosistemin daha da geliştirilmesine katkı sağlayacağını vurguladı. Özellikle yüksek teknoloji içeren araç bileşenlerinin yerlileştirilmesinin ve yan sanayiinin ihracat potansiyelinin artırılmasının büyük önem taşıdığını belirten Cengiz Eroldu, Türkiye'nin hafif ticari araç üretimindeki güçlü konumunun bu tür yeni projelerle daha da ileri taşınacağını ifade etti. Çoklu enerji platformuna uygun K9 üretim altyapısının elektrikli hafif ticari araçlara yönelik talebin artması halinde Tofaş'a üretim esnekliği sağlayacağını belirten Eroldu, yeni modellerle birlikte fabrikanın gelecekteki üretim ihtiyaçlarına da yanıt verebilecek bir yapıya kavuşacağını söyledi. Tofaş'ın ulaştığı başarının arkasında çalışanların, mühendislerin, tedarikçilerin ve iş ortaklarının emeği bulunduğunu vurgulayan Cengiz Eroldu, K9 projesinin hayata geçirilmesine katkı sağlayan tüm ekiplere teşekkür etti. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın projeye verdiği desteğin önemine de değinen Eroldu, Tofaş'ın ülkeye ve tüm paydaşlarına değer yaratacak yeni projeleri hayata geçirmeye devam edeceğini belirtti. Tofaş'ta yeni dönem, yerli üretim ve ihracatla güçlenecek Türkiye otomotiv sanayiinin gelişiminde yaklaşık 60 yıldır önemli bir rol üstlenen Tofaş, K0 projesinin ardından devreye aldığı K9 yatırımıyla çok markalı üretim yapısını daha da güçlendiriyor. Koç Holding ve Stellantis'in ortak üretim ve mühendislik kabiliyetlerini bir araya getiren yeni dönem, Bursa'daki üretim merkezinin hem Türkiye hem de uluslararası pazarlar açısından stratejik önemini artırıyor. Yaklaşık 300 milyon ABD Doları yatırımla hayata geçirilen K9 projesinin yıllık 100 bin araçlık kapasitesi, yaklaşık yüzde 20'lik ihracat hedefi ve yaklaşık 100 bin adetlik K0 üretimiyle birlikte yıllık bitmiş araç üretim hacminin 250 bin adet seviyesine ulaşması, Tofaş'ın sürdürülebilir büyüme yolculuğundaki yeni dönemin temelini oluşturuyor. Bir dönem Türkiye'den farklı pazarlara ihraç edilen ve 26 yılda 600 binden fazla kullanıcıyla buluşan Fiat Dobló'nun yeniden Bursa'da üretilmesi ise Tofaş'ın geçmişten geleceğe uzanan üretim başarısının en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

CW Enerji Türkiye’nin Dört Bir Yanını Güneş Enerjisiyle Buluşturuyor Haber

CW Enerji Türkiye’nin Dört Bir Yanını Güneş Enerjisiyle Buluşturuyor

Türkiye genelinde arazi ve çatı tipi GES projelerine imza atan CW Enerji, Konya’da bir firma için 6727,5 kWp gücündeki arazi güneş enerjisi santralinin kurulumunu tamamladı. Güneş enerji santralleri ile yılda yaklaşık 800 adet ağacın atmosferden uzaklaştırdığı miktara eşit olan 5.301.539 kg karbondioksit salınımı önlenecek. Konu hakkında açıklamalarda bulunan CW Enerji CEO’su Volkan Yılmaz, Türkiye’nin sahip olduğu yüksek güneş enerjisi potansiyelini ekonomik ve çevresel değere dönüştürmek amacıyla çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini söyledi. Türkiye’nin dört bir yanında farklı sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin arazi ve çatılarını güneş enerjisi santralleriyle buluşturduklarını belirten Yılmaz, “Her projeyi işletmenin enerji ihtiyacı, yatırım yapılacak alanın özellikleri ve bölgenin iklim koşulları doğrultusunda titizlikle planlıyoruz. Konya’da tamamladığımız 6.727,5 kWp gücündeki arazi GES projesiyle de bir işletmemizin daha temiz, sürdürülebilir ve yüksek verimli enerji üretimine geçişine katkı sağladık” dedi. Volkan Yılmaz: Ülkemizin yenilenebilir enerji kapasitesinin gelişimine destek oluyoruz Güneş enerjisi yatırımlarının işletmeler açısından yalnızca elektrik üretimi anlamına gelmediğine dikkat çeken Yılmaz, “Güneş enerjisi santralleri; enerji maliyetlerinin daha öngörülebilir hale gelmesine, işletmelerin karbon ayak izinin azaltılmasına ve sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmasına önemli katkılar sağlıyor. Hayata geçirdiğimiz projelerle firmaların temiz enerjiye erişimini kolaylaştırırken, ülkemizin yenilenebilir enerji kapasitesinin gelişimine de destek oluyoruz. Arazilerden fabrika çatılarına kadar güneş enerjisine uygun her alanı çevresel ve ekonomik değer üreten bir yapıya dönüştürmeyi amaçlıyoruz” diye konuştu. Kalite ve yüksek verimlilik odaklı güneş panelleri CW Enerji güneş panellerinin kalite, dayanıklılık ve yüksek verimlilik odağıyla üretildiğini dile getiren Yılmaz, CW Enerji’nin hücreden panele uzanan üretim kabiliyetinin ürün performansına ve kalite kontrol süreçlerine önemli katkı sağladığını kaydetti. Yılmaz, “Güneş enerjisi santrallerinde uzun yıllar boyunca istikrarlı üretim sağlanabilmesi için panel kalitesi büyük önem taşıyor. CW Enerji olarak gelişmiş üretim altyapımız, mühendislik yetkinliğimiz ve titizlikle yürüttüğümüz kalite kontrol süreçlerimizle yüksek performanslı ve uzun ömürlü güneş panelleri üretiyoruz. Panellerimizi farklı iklim ve saha koşullarında verimli enerji üretimi sağlayacak şekilde geliştiriyoruz. Projelerimizde doğru ürün seçimini güçlü mühendislik, projelendirme ve uygulama kabiliyetiyle bir araya getiriyoruz” dedi. Kurulum öncesindeki keşif ve projelendirme çalışmalarından mühendislik, tedarik, montaj ve devreye alma süreçlerine kadar bütün aşamaları titizlikle yönettiklerini belirten Yılmaz, tamamlanan her projede güvenli, verimli ve sürdürülebilir enerji üretimini esas aldıklarını söyledi. Temiz enerji yatırımlarına devam Türkiye’nin güneş enerjisi potansiyelinin ekonomik kalkınma ve enerji bağımsızlığı açısından stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Yenilenebilir enerji yatırımlarını artırmak, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek ve yerli üretim gücünü geliştirmek ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşıyor. CW Enerji olarak teknoloji ve üretim gücümüzle Türkiye’nin enerji dönüşümüne katkı sunmaya, daha fazla araziyi ve çatıyı güneş enerjisiyle buluşturmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Migros’tan Türkiye’nin Yerli Hayvan Varlığını Güçlendirecek Yatırım Haber

Migros’tan Türkiye’nin Yerli Hayvan Varlığını Güçlendirecek Yatırım

Migros, et ırkı damızlık hayvan yetiştiriciliğini desteklemek, yerli besilik hayvan varlığını artırmak ve kırmızı et üretiminde sürdürülebilir büyümeye katkı sağlamak amacıyla “Migros Et Irkı Damızlık Hayvan Çiftliği”ni hizmete açtı. 10 bin büyükbaş hayvan kapasitesine ulaşabilen çiftlik, Türkiye'de et ırkı damızlık hayvan varlığının artırılmasına yönelik uzun vadeli bir üretim modeli ortaya koyuyor. Angus ve Hereford et ırkı anaç sığırlardan ilk dönemde 600 buzağı elde edildi Migros Et Irkı Damızlık Hayvan Çiftliği’ne ilk etapta 3 bin 600 adet Angus ve Hereford et ırkı anaç sığır getirilerek verimliliği ve dayanıklılığı yüksek ırklar için üretime başlandı. Damızlık hayvanlardan ilk dönemde 600 buzağı doğumu gerçekleşti. Çiftlikte gebe hayvan sayısı hızla artırılarak yıllık 5.000 adet buzağı üretimi kapasitesiyle sürdürülebilir bir yapı oluşturuluyor. 140 bin metrekarelik operasyon alanında modern üretim altyapısı Toplam 140 bin metrekarelik operasyon alanı üzerine kurulan 9 Milyon Euro değerindeki tesiste, 36 bin metrekarelik yarı açık alanda 14 ahır, kapalı revir, 12 bin ton kapasiteli silaj depolama alanı, 5 bin metrekarelik kaba yem deposu ve 4 bin ton kapasiteli yer altı sıvı gübre tahliye merkezi bulunuyor. Migros Et Irkı Damızlık Hayvan Çiftliği, şu an için 1 milyar TL değerinde hayvan ve yem stoğu ile faaliyetini sürdürüyor. Çiftlikte, hayvanların yaşına, gelişim ve fizyolojik ihtiyaçlarına uygun kaba ve yoğun yemler tam otomasyonlu sistemlerle hazırlanıyor. Konusunda uzman veteriner hekimler, zooteknistler, ziraat mühendisleri ve veteriner teknikerlerden oluşan ekip tarafından hayvanların gelişimi, adaptasyon ve genetik ıslah süreçleri kayıtlı yetiştiricilik sistemleriyle yönetiliyor. Çiftlikte tüm et ırkı damızlık hayvanlar sektörde bir ilk olarak Büyükbaş Hayvan Hayat Sigortası güvencesi altında. Yerli üretim ve bölgesel ekonomiye katkı Migros Et Irkı Damızlık Hayvan Çiftliği aynı zamanda bölgesel ekonomiye de güçlü bir katkı sunuyor. Çiftliğin yem ihtiyacında kullanılan sezonluk bitkiler çevredeki çiftçilerden tedarik edilerek yerel üreticilere düzenli ve öngörülebilir bir pazar oluşturuluyor. Böylece yatırımın yarattığı ekonomik değer çiftlik sınırlarının ötesine taşınıyor. Meyve suyu üreticilerinden meyve posaları alınarak sıfır atık yaklaşımı ile döngüsel ekonomiye katkı sağlanıyor. Ekmel Baydur: “Mevcut hayvan varlığından ürün elde eden yapımıza yeni anaçların Türkiye’de yetişmesini esas alan uzun vadeli bir üretim modeli ekledik” Migros Grubu Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Ekmel Baydur; “Migros olarak, yılda 40 bin ton dana ve kuzu etini müşterilerimizle buluşturuyor, Türkiye'nin dört bir yanındaki yetiştiricilerimizden yılda yaklaşık 600 bin küçükbaş ve 100 bin büyükbaş hayvan tedarik ediyoruz. Besi çiftliğimiz ve MİGET et üretim işletmemizin yanında, bu zincirin ilk adımına katkı sağlayan damızlık hayvan çiftliğimizi hayata geçirdik. Mevcut hayvan varlığından ürün elde eden yapıya, et ırkı damızlık hayvanların Türkiye’de çoğalmasını ve yeni anaçların burada yetişmesini esas alan uzun vadeli bir üretim modeli ekledik. Ölçeği, teknolojisi ve uçtan uca izlenebilirliğiyle bu yatırımın kırmızı et üretiminde Türkiye’ye kalıcı bir değer sağlayacağına inanıyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Güneş ve Rüzgârda Tarihi Üretim Rekoru Haber

Güneş ve Rüzgârda Tarihi Üretim Rekoru

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Amacımız yalnızca bugünün enerji talebini karşılamak değil; sürdürülebilir, yenilikçi ve dışa bağımlılıktan tamamen arınmış güçlü bir altyapı inşa etmek. Güneş ve rüzgârda sahip olduğumuz bu yüksek potansiyeli en ileri teknolojilerle şebekemize entegre ederek 'Enerjide Tam Bağımsız Türkiye' hedefimize emin adımlarla ilerlemeyi sürdürüyoruz" dedi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre; Ağustos’ta aylık üretim 36,71 milyar kilovatsaat oldu. En Büyük Pay Yine Hidroliğin Aynı dönemde hidrolik, üretimde en büyük payı almayı sürdürdü. Ağustos ayında gerçekleştirilen elektrik üretiminin yüzde 24,7’sine denk gelen 9,08 milyar kilovatsaatlik kısmı hidrolik kaynaklardan elde edildi. Tüm Zamanların En Yüksek Seviyesi Geçtiğimiz ağustos ayında güneş kaynaklı elektrik üretimi yüzde 14,1’lik pay ile 5,16 milyar kilovatsaat olarak kayıtlara geçerken, rüzgâr kaynaklı elektrik üretimi ise yüzde 12,9’luk pay ile 4,74 milyar kilovatsaat olarak gerçekleşti. Böylece, güneş ve rüzgâr kaynaklı toplam elektrik üretim değeri, ağustos ayında 9,9 milyar kilovatsaat ile tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı. Yüzde 69,7’lik Yerli Üretim Aynı dönemde yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi, yüzde 56,4’lük oranla 20,7 milyar kilovatsaat, yerli kaynaklı elektrik üretimi de yüzde 69,7’lik oranla 25,58 milyar kilovatsaat olarak kayıtlara geti. Yılın En Yüksek Günlük Üretimi 13 Ağustos’ta Ağustos ayı, 2026’nın şu ana kadarki en yüksek günlük üretim değerine de ev sahipliği yaptı. Günlük maksimum elektrik üretim değeri, 13 Ağustos’ta 1 milyon 241 bin 291 megavatsaate erişti. 8 Aylık Dönem 2026 yılının ilk sekiz aylık elektrik üretim verileri (1 Ocak-31 Ağustos dönemi) incelendiğinde; hidrolik kaynaklı elektrik üretimi 75,2 milyar kilovatsaat, rüzgâr kaynaklı elektrik üretimi 30,4 milyar kilovatsaat, güneş kaynaklı elektrik üretimi 29,8 milyar kilovatsaat ile 2000 yılından beri benzer dönemdeki en yüksek üretim değerlerini oluşturdu. Ayrıca, yerli kaynaklı elektrik üretimi yüzde 73,2’lik oran ve 181,8 milyar kilovatsaat üretim değeri, yenilenebilir kaynaklı elektrik üretimi ise yüzde 60,3’lük oran ve 149,8 milyar kilovatsaat üretim değeri 2000 yılından beri benzer dönemlerde miktar ve oran bazında en yüksek değerler oldu. ‘Enerjide Tam Bağımsız Türkiye’ Hedefi Sosyal medya hesaplarından konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Yenilenebilir enerji altyapımıza yaptığımız uzun vadeli yatırımlar üretim rakamlarımıza rekorlarla yansımaya devam ediyor. Ağustos ayında güneş kaynaklı üretimimiz 5,16 milyar kilovatsaat, rüzgâr kaynaklı üretimimiz ise 4,74 milyar kilovatsaat olarak gerçekleşti. Her iki kaynağın toplamında ulaştığımız 9,9 milyar kilovatsaat ile elektrik üretimimizde tüm zamanların en yüksek aylık değerine ulaşarak rekor kırdık. Amacımız yalnızca bugünün enerji talebini karşılamak değil; sürdürülebilir, yenilikçi ve dışa bağımlılıktan tamamen arınmış güçlü bir altyapı inşa etmek. Güneş ve rüzgârda sahip olduğumuz bu yüksek potansiyeli en ileri teknolojilerle şebekemize entegre ederek 'Enerjide Tam Bağımsız Türkiye' hedefimize emin adımlarla ilerlemeyi sürdürüyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

UlaşımPark, Kocaeli’nin Ulaşım Modelini Berlin’e Taşıdı Haber

UlaşımPark, Kocaeli’nin Ulaşım Modelini Berlin’e Taşıdı

Almanya’nın başkenti Berlin’de dört gün süren fuarda UlaşımPark standında raylı sistemler, akıllı ulaşım çözümleri, dijital ikiz teknolojileri, zayıf akım sistemleri ve sürdürülebilir ulaşım başlıklarında çok sayıda görüşme gerçekleştirildi. ULUSLARARASI SEKTÖR TEMSİLCİLERİYLE TEMAS Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen InnoTrans 2026’da yer alan UlaşımPark, fuar boyunca yerli ve yabancı çok sayıda sektör temsilcisini standında ağırladı. Dört gün boyunca gerçekleştirilen temaslarda ulaşım teknolojilerindeki güncel gelişmeler değerlendirilirken, yeni proje ve iş birliklerine yönelik görüş alışverişinde bulunuldu. UlaşımPark standı, fuarın farklı günlerinde kamu ve sektör temsilcilerinin ziyaretlerine de ev sahipliği yaptı. Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Osman Boyraz, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Dr. Yalçın Eyigün ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Dr. Hayri Baraçlı, InnoTrans 2026 kapsamında standı ziyaret ederek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. KOCAELİ’DEKİ RAYLI SİSTEM YATIRIMLARI DEĞERLENDİRİLDİ Dr. Yalçın Eyigün’ün ziyaretinde, Kocaeli’de devam eden raylı sistem yatırımları ve şehir içi ulaşım çalışmaları ele alındı. Görüşmede, kent ulaşımının geleceğine yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. Dr. Hayri Baraçlı’nın ziyaretinde ise fuarda sergilenen ulaşım teknolojileri ve uluslararası alandaki güncel gelişmeler incelendi. YERLİ SİMÜLASYON CİHAZI İLGİ GÖRDÜ UlaşımPark’ın InnoTrans 2026’daki standında sergilenen yerli üretim simülasyon cihazı da ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü. Ziyaretçiler, cihazı deneyimleyerek Kocaeli’de kullanılan ulaşım teknolojilerinin önemli bileşenlerinden birini yakından inceleme fırsatı buldu. Fuarın üçüncü gününde simülasyon cihazını deneyimleyen bir sektör temsilcisinin cihazın Türk mühendisliğiyle geliştirilmiş olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirmesi de fuarın dikkat çeken anları arasında yer aldı. YENİ İŞ BİRLİKLERİ İÇİN ÖNEMLİ TEMASLAR Dört gün boyunca binlerce ziyaretçiyi ağırlayan InnoTrans 2026’da UlaşımPark, Kocaeli’nin ulaşım alanındaki deneyimini uluslararası sektöre aktarma fırsatı buldu. Fuar kapsamında gerçekleştirilen görüşmelerle yeni bağlantılar kurulurken, olası proje ve iş birlikleri için de temaslarda bulunuldu. Raylı sistemlerden akıllı ulaşım çözümlerine, dijital ikiz teknolojilerinden zayıf akım sistemleri ve sürdürülebilir ulaşım uygulamalarına kadar geniş bir çerçevede gerçekleştirilen görüşmeler, UlaşımPark’ın uluslararası ulaşım sektöründeki temaslarının geliştirilmesine katkı sağladı. KOCAELİ’NİN ULAŞIM TECRÜBESİ DÜNYAYA AÇILIYOR Büyükşehir iştiraki UlaşımPark, InnoTrans 2026 kapsamında gerçekleştirdiği temaslarla Kocaeli’nin ulaşım deneyimini uluslararası platforma taşıdı. Yeni fikir, bağlantı ve iş birlikleri geliştirmek için temaslarını sürdüren UlaşımPark, kent ulaşımının geleceğine yönelik çalışmalarına devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Roketsan Azerbaycan İle Güçlü İş Birliğini Üretim Boyutuna Taşıyor Haber

Roketsan Azerbaycan İle Güçlü İş Birliğini Üretim Boyutuna Taşıyor

ROKETSAN, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de bu yıl 6'ncı kez düzenlenen ADEX fuarında hava, kara ve deniz kuvvetlerinin farklı ihtiyaçlarına yönelik çok sayıda ürün ve sistemini ziyaretçilerle buluşturuyor. Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin envanterine kazandırdığı birçok sistemiyle ülkenin savunma kabiliyetlerine güç katan ROKETSAN, 30 Eylül – 2 Ekim tarihleri arasında düzenlenen ADEX kapsamında da iş birliklerini geliştirmeyi hedefliyor. ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci, ADEX 2026'ya ilişkin değerlendirmesinde Türkiye ve Azerbaycan arasındaki güçlü kardeşlik bağlarının savunma sanayisi alanında da her geçen gün daha ileri bir noktaya taşındığını belirterek, "Azerbaycan'ın savunma sanayisinin son yıllarda önemli bir gelişim ivmesi yakaladığını görüyoruz. Özellikle Karabağ zaferiyle birlikte Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin sahadaki kabiliyetlerini başarıyla ortaya koyması, bu gelişimin somut bir göstergesi oldu. ROKETSAN olarak geliştirdiğimiz ileri teknolojiye sahip füze, roket ve mühimmat sistemleriyle Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin farklı kuvvet yapılarının ihtiyaçlarına cevap veriyor ve Azerbaycan'ın savunma kabiliyetlerine güç katıyoruz" dedi. AZROKSAN yakında üretime başlayacak Azerbaycan'ın savunmasına katkılarının yalnızca ürün tedarikiyle sınırlı olmadığını vurgulayan İkinci, "Azerbaycan'da savunma sanayisi alanındaki iş birliğimizi sadece ürün tedarikiyle sınırlı görmüyoruz. Üretim kabiliyetlerinin geliştirilmesine ve iki ülke arasındaki stratejik iş birliğinin daha da güçlendirilmesine katkı sağlamayı önemsiyoruz. Azerbaycan'daki iştirakimiz AZROKSAN ile yürüttüğümüz yerli üretim çalışmaları da bu yaklaşımımızın önemli bir parçasını oluşturuyor. Tesisleşme sürecinin tamamlanmasıyla birlikte ilk olarak 122 mm roket üretimine başlayacağız. Bu perspektifle gelecekte hem Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin envanterindeki ROKETSAN ürün portföyünün genişlemesini hem de hayata geçirilecek üretim tesislerinde birçok farklı sistemin üretilmesini hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. İkinci, "ROKETSAN olarak ileri teknolojiye sahip ürünlerimizle dün olduğu gibi bugün ve yarın da Azerbaycan'a, Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerine ve Azerbaycan savunma sanayisine güç katmaya devam edeceğiz" diye de ekledi. ROKETSAN'ın geniş ürün ailesi ADEX 2026'da ROKETSAN, ADEX 2026'da SİHA mühimmatları grubunda MAM-L, MAM-T, MAM-T IIR, İHA-122 ve İHA-230 Havadan Karaya Balistik Süpersonik Füzelerini sergiliyor. Tanksavar sistemleri arasında ise CİRİT Lazer Güdümlü Füze, KARAOK Kısa Menzilli Tanksavar Silahı, OMTAS Orta Menzilli Tanksavar Silah Sistemi ve UMTAS-GM Genişletilmiş Menzilli Uzun Menzilli Tanksavar Füze Sistemi fuarda yer alıyor. Seyir füzeleri kategorisinde ÇAKIR, ATMACA ve SOM, hava savunmada SUNGUR Hava Savunma Füze Sistemi, topçu füzeleri grubunda ise TRG-122, TRLG-230, BORA (KHAN) ve TRG-300 sistemleri ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor. ROKETSAN'ın ADEX 2026'da öne çıkaracağı yeni kabiliyetlerden bir diğeri de PUSU Kule Üstü Silah Sistemi ile birlikte sergilenen CİRİT Anti-İHA Füzesi oluyor. Modern savaş alanlarında özellikle kamikaze İHA'ların oluşturduğu tehdide karşı geliştirilen CİRİT Anti-İHA Füzesi, PUSU'dan gerçekleştirilen atış testinde hava hedefini tam isabetle vurarak başarısını sahada da kanıtladı. Deniz sınırlarının korunmasına yönelik geliştirilen BARBAROS Kıyı Savunma Sistemi de yüksek hareket kabiliyeti ve güçlü vuruş kapasitesini bir arada sunan bir sistem olarak fuarda sergileniyor. Sistem, ATMACA ve ÇAKIR Seyir Füzeleri ile görev yaparken mobil yapısı sayesinde denizden gelebilecek tehditlere hızlı şekilde tepki verebiliyor. Farklı sistemlerle entegre çalışabilen BARBAROS, kullanıcı ihtiyaçlarına göre konfigüre edilebilen esnek bir kıyı savunma çözümü olarak öne çıkıyor. ROKETSAN'ın ADEX 2026'da öne çıkardığı bir diğer ürün grubu ise TEBER ve LAÇİN Güdüm Kitleri oluyor. TEBER, MK-81 ve MK-82 Genel Maksat Bombalarının vuruş kabiliyetini artırırken, LAÇİN ise görüntüleyici kızılötesi arayıcı başlığı ve veri bağı sayesinde sabit ve hareketli hedeflere karşı hassas vuruş kabiliyeti sunuyor. Her iki sistem de mevcut mühimmat altyapısına ileri güdüm teknolojileri kazandırarak mühimmatların daha etkin ve hassas şekilde kullanılmasına imkân sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Işığa İhtiyaç Duymadan Çalışan Depolar Yaygınlaşıyor Haber

Işığa İhtiyaç Duymadan Çalışan Depolar Yaygınlaşıyor

Türkiye’de depo yatırımlarında yalnızca daha fazla ürün depolamak değil, aynı alanı daha az insan müdahalesiyle ve daha hızlı yönetmek de öncelikli hale geliyor. E-ticaretin büyümesi, artan işçilik ve metrekare maliyetleri otomatik depolama sistemlerine olan ilgiyi artırırken, Akdenizrack bu alandaki yatırımlarını büyütüyor. Şirket, yaklaşık bir yıllık Ar-Ge çalışmasının ardından geliştirdiği otomatik depolama teknolojisi için 50 milyon TL yatırım gerçekleştirdi. Akdenizrack’in bugün 55 kişilik mühendislik ekibi ve 70 kişilik saha kadrosu bulunuyor. Şirket, son bir yılda Türkiye’de beş karanlık depo projesini hayata geçirirken, bu projelerin toplam hacmi 17 milyon dolara ulaştı. Akdenizrack Yönetim Kurulu Başkanı Saniye Kurt, otomatik depolama yatırımının şirketin büyüme hedefindeki yerini şöyle anlatıyor: “Kendi yazılım ekibimizle yaklaşık bir yıllık Ar-Ge çalışmamızın ardından ürün ortaya çıktı. Geçen yıl 12 milyon dolar olan ciromuzu bu yıl akıllı depo projelerimizin katkısıyla yüzde 40 artırmayı hedefliyoruz. Bu yıl bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz karanlık depo projelerinin hacmi 17 milyon dolar.” Aynı alanda daha fazla depolama Karanlık depo sistemlerinde amaç yalnızca ürünleri raflara yerleştirmek değil, deponun tamamını daha verimli kullanmak. Akdenizrack’in geliştirdiği sistemlerde koridorlar daraltılırken depolama yüksekliği 40 metreye kadar çıkarılabiliyor. Böylece aynı metrekare içerisinde daha yüksek depolama kapasitesine ulaşılması hedefleniyor. Sistemin yatırım geri dönüş süresi ise işletmenin çalışma modeline göre değişiyor. Akdenizrack’in hesaplamalarına göre üç vardiyalı çalışan bir fabrikada otomatik depolama sistemi yaklaşık 1,5 yılda, tek vardiyalı bir işletmede ise yaklaşık dört yılda kendini amorti edebiliyor. Saniye Kurt, sistemin sağladığı alan avantajına dikkat çekerek, “Koridorlar daralıp, depolama yükseklikleri artıyor. Daha fazla alan verimli kullanılıyor” değerlendirmesinde bulunuyor. Beş ana bileşenin dördü Türkiye’de üretilebiliyor Akdenizrack’in geliştirdiği otomatik depolama sisteminin beş ana bileşeninden dördü Türkiye’de üretilebiliyor. Şirket, bugün yurtdışından tedarik ettiği crane ve asansörlerin de Türkiye’de üretilebilmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Saniye Kurt, yerli üretim tarafındaki hedeflerini şöyle ifade ediyor: “Yerli üretim tarafında altyapımızı daha da güçlendirmek istiyoruz. Özellikle bugün yurtdışından tedarik ettiğimiz crane ve asansörleri de Türkiye’de üretilebilir hale getirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” Şirketin bu yatırımı yalnızca üretim maliyetleri açısından değil, satış sonrası hizmetler açısından da önemli gördüğü belirtiliyor. Yerli üretim kapasitesinin artırılmasıyla otomatik depolama sistemlerinin daha ulaşılabilir maliyetlerle sunulması ve teknik desteğin hızlandırılması hedefleniyor. Hedef ihracat ve iç pazarda 50-50 denge 1999 yılında sektöre adım atan Akdenizrack bugün 55 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Şirketin satışlarının yüzde 80’i ihracat, yüzde 20’si ise iç pazardan oluşuyor. Akdenizrack, otomatik depolama sistemlerinin Türkiye’de yaygınlaşmasıyla birlikte bu dağılımı değiştirmeyi hedefliyor. Saniye Kurt, şirketin önümüzdeki dönemdeki hedefini şöyle açıklıyor: “Bu depo projelerinin Türkiye’de yaygınlaşmasıyla birlikte ihracat ve iç pazarın payımızın yüzde 50, yüzde 50 olmasını planlıyoruz.” Akdenizrack, 2026 yılında akıllı depo projelerinin katkısıyla yüzde 40 büyüme hedeflerken, otomatik depolama yatırımlarını hem Türkiye’de hem de ihracat pazarlarında artırmayı planlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Estap, Veri Merkezi Altyapılarını Güçlendiren Çözümler Sunuyor Haber

Estap, Veri Merkezi Altyapılarını Güçlendiren Çözümler Sunuyor

Veri merkezlerinde artan ekipman yoğunluğu, altyapı bileşenlerinin etkin şekilde konumlandırılmasını ve hava akışının doğru yönetilmesini daha önemli hale getiriyor. Estap’ın DCMax ve Cloudmax kabinetleri, %63 ve %80 perfore ön ve arka kapı alternatifleriyle sistem içerisindeki hava dolaşımının verimli biçimde yönetilmesine yardımcı oluyor. Böylece yüksek yoğunluklu uygulamalarda ekipmanların ihtiyaç duyduğu soğutma koşullarının korunmasına katkı sağlıyor. Kabinetlerin geniş açılabilen kapıları ise ekipman yerleşimi, kurulum ve bakım işlemlerini kolaylaştırıyor. Sıcak ve soğuk koridor uygulamalarına uygun yapıları sayesinde veri merkezlerindeki hava akışının kontrol edilmesine olanak tanıyan ürünler, pasif soğutma yaklaşımıyla enerji tüketiminin azaltılmasını destekliyor. Estap’ın endüstriyel tasarım anlayışı ise teknik performansın yanı sıra kabinetlerin yer aldığı alanın genel görünümüne de uyum sağlıyor. DCMax ile Yüksek Yoğunluklu Altyapılara Uyum Estap’ın DCMax serisi, özellikle yüksek ekipman yoğunluğuna sahip veri merkezlerinin gereksinimleri dikkate alınarak geliştiriliyor. Sağlam gövde yapısı ve geniş iç hacmiyle öne çıkan kabinet, 1500 kg’a kadar taşıma kapasitesiyle ağır sistem yüklerinin güvenli biçimde konumlandırılmasına imkân tanıyor. %80 perfore ön ve arka kapılar, sistem içerisindeki hava sirkülasyonunun desteklenmesine katkı sağlarken IP20 koruma seviyesi kullanım güvenliğini tamamlıyor. Genişletilmiş kablo giriş alanları da kabloların daha düzenli şekilde konumlandırılmasına yardımcı olarak altyapının kurulum ve bakım süreçlerini kolaylaştırıyor. Dayanıklılığı farklı koşullarda test edilen DCMax, 1000 kg sismik testini başarıyla tamamlayarak zorlu fiziksel koşullara karşı dayanımını ortaya koyuyor. Tüm sunucu markalarıyla uyumlu 19" dikmeleri sayesinde farklı ekipmanlarla kullanılabilen seri, ekipmanlar kabinet içerisinde yer alırken dahi hareket kabiliyeti sunuyor. Cloudmax ile Kurulum ve Taşıma Süreçlerinde Esneklik Cloudmax serisi ise modüler yapısıyla veri merkezi kurulumlarında operasyonel kolaylık sağlıyor. Flat-pack olarak taşınabilen kabinetler, depolama ve sevkiyat sırasında ihtiyaç duyulan alanı %50’ye varan oranda azaltıyor. Bu yapı, özellikle proje bazlı kurulumlarda lojistik süreçlerin daha verimli yönetilmesine katkıda bulunuyor. Kablo yönetimi için geliştirilen aksesuarlarıyla altyapının düzenli tutulmasını sağlayan Cloudmax, kablo karmaşasının önüne geçerek hem ilk kurulum hem de sonraki bakım çalışmalarını pratik hale getiriyor. Sabit veya hareketli raflar, dikey kablo düzenleyiciler, kablo tavaları, fan sistemleri, aydınlatma modülleri ve farklı ayak seçenekleri gibi aksesuarlarla yapılandırılabilen seri, projenin ihtiyaçlarına göre özelleştirilebiliyor. Veri Merkezlerinde Kontrollü ve Verimli Altyapı DCMax ve Cloudmax serileri, 47U’ya kadar farklı yükseklik seçenekleriyle çeşitli IT altyapılarına uyum sağlıyor. Kilitlenebilir çelik sac paneller güvenliği desteklerken, ön ve arka profillerde bulunan kablo düzenleyici halkalar ekipman bağlantılarının düzenli şekilde yönetilmesine olanak tanıyor. Kabinetlerde yer alan fan ünitesi açma-kapama butonu, sigorta sistemi ile dijital ve analog termostat alternatifleri, sistemin çalışma koşullarının daha kontrollü biçimde yönetilmesini sağlıyor. Dengeleme barası, topraklama sürekliliği ve zemine sabitleme kiti gibi bileşenler ise güvenli bir kabinet altyapısının oluşturulmasına katkıda bulunuyor. Estap, DCMax ve Cloudmax serileriyle veri merkezi yatırımlarında yalnızca ekipmanların güvenli şekilde konumlandırılmasına değil, altyapının uzun vadeli işletme performansına da odaklanıyor. Proje ihtiyaçlarına göre kurgulanabilen sıcak-soğuk koridor uygulamaları, etkin kablo yönetimi ve farklı aksesuar seçenekleriyle desteklenen kabinetler; enerji verimliliği, operasyonel kolaylık ve sürdürülebilirlik hedeflerini birlikte ele alıyor. Yerli üretim kapasitesi ve mühendislik deneyimiyle Estap, gelişen veri merkezi ihtiyaçlarına yönelik kabinet çözümleri geliştirmeyi sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akdenizrack Otomatik Depolamaya 50 Milyon TL Yatırdı Haber

Akdenizrack Otomatik Depolamaya 50 Milyon TL Yatırdı

Türkiye’de depo yatırımlarının odağı, yalnızca daha fazla ürün depolayabilmekten çıkıp aynı alanı daha hızlı ve daha az insan müdahalesiyle yönetebilmeye doğru kayıyor. E-ticaretin büyümesiyle hızlanan bu dönüşüm, yüksek işçilik ve metrekare maliyetleriyle birlikte otomatik depolama sistemlerine olan ilgiyi de artırıyor. Akdenizrack, bu değişimin Türkiye’deki karşılığını yerli mühendislik ve yazılım altyapısıyla geliştirdiği “karanlık depo” sistemleriyle büyütmeye hazırlanıyor. AkdenizRack, otomatik depolama teknolojisinin geliştirilmesi için 50 milyon TL yatırım yaptı. Yaklaşık bir yıllık Ar-Ge çalışmasının ardından geliştirilen sistemde Akdenizrack’in mühendislik ve yazılım ekipleri görev aldı. Şirketin bugün 55 mühendisten oluşan teknik kadrosuna 70 kişilik saha ekibi eşlik ediyor. Akdenizrack Yönetim Kurulu Başkanı Saniye Kurt, şirketin otomasyon alanındaki dönüşümünü şöyle anlatıyor: “Kendi yazılım ekibimizle yaklaşık bir yıllık AR-GE çalışmamızın ardından ürün ortaya çıktı. Geçen yıl 12 milyon dolar olan ciromuzu bu yıl akıllı depo projelerimizin katkısıyla yüzde 40 artırmayı hedefliyoruz. Bu yıl bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz karanlık depo projelerinin hacmi 17 milyon dolar. Bu depo projelerinin Türkiye’de yaygınlaşmasıyla birlikte ihracat ve iç pazarın payımızın yüzde 50, yüzde 50 olmasını planlıyoruz.” Aynı alanda daha fazla depolama Akdenizrack’in geliştirdiği sistemin temelinde, depolama alanının yalnızca raf kapasitesi üzerinden değil, operasyonun tamamı üzerinden verimli kullanılması bulunuyor. Robotik sistemler ürünlerin depoya alınmasından sevkiyata hazırlanmasına kadar geçen süreçte insan müdahalesini azaltırken, depo içerisindeki hareketlerin de yazılım üzerinden yönetilmesini sağlıyor. Sistemin mevcut depo yönetim yazılımlarıyla entegre çalışabildiğini belirten şirket, sipariş geldiğinde ürünün konumunu belirleyen yazılımın robotik sisteme ilgili ürünü alarak bantlara ve sevkiyat hattına yönlendirme komutu verdiğini aktarıyor. Böylece siparişten sevkiyata kadar olan süreçte insan müdahalesi minimuma indiriliyor. Bu yapı özellikle ürün çeşidinin yüksek olduğu depolarda önem kazanıyor. Sistem, binlerce farklı ürünün bulunduğu yapılarda hangi ürünün hangi şubeye gönderileceği, hangi şubenin daha fazla sipariş verdiği, ürünlerin hangi sırayla konumlandırılması gerektiği ve sezonluk ürünlerin önceliği gibi verileri değerlendirerek depo içindeki trafiği sürekli güncelliyor. Trafik yönetimi de şirketin üzerinde yoğunlaştığı Ar-Ge alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Depolama yüksekliği 40 metreye çıkabiliyor Otomatik sistemlerin ekonomik karşılığını yalnızca işçilik tasarrufu oluşturmuyor. Depolama yüksekliğinin artması, aynı metrekare içerisinde daha fazla ürün tutulmasına imkan sağlıyor. Akdenizrack’in sistemlerinde depolama yüksekliği 40 metreye kadar çıkabiliyor. Forkliftlerin erişim yüksekliği ise yaklaşık 15 metreyle sınırlı. Şirketin devam eden projelerinden birinde ulaşılan yükseklik 27 metre. Saniye Kurt, sistemin alan kullanımına etkisini şöyle açıklıyor: “Hızın öne çıktığı akıllı depoların bir diğer avantajı ise mevcut alanın daha verimli kullanılması. Sistemlerde depolama yüksekliği 40 metreye kadar çıkabiliyor. Forkliftlerin erişim yüksekliği yaklaşık 15 metre ile sınırlı. Bizim şu anda devam eden projelerimizin birinde ise 27 metre yüksekliğe ulaştık. Bu sistem sayesinde koridorlar daralıp, depolama yükseklikleri artıyor. Daha fazla alan verimli kullanılıyor.” Yatırımın geri dönüşü vardiya sayısıyla değişiyor Akdenizrack’in hesaplamalarına göre otomatik depolama sisteminin yatırım geri dönüş süresi, işletmenin çalışma modeline göre değişiyor. Üç vardiyalı çalışan bir fabrikada sistem yaklaşık 1,5 yılda, tek vardiyalı bir işletmede ise yaklaşık dört yılda kendini amorti edebiliyor. Şirket, yabancı teknoloji sağlayıcılarına kıyasla daha düşük yatırım maliyetinin bu süreyi kısaltan unsurlardan biri olduğunu belirtiyor. Bu nedenle otomatik depolama yatırımı, yalnızca yeni bir teknoloji yatırımı olarak değil; işçilik, forklift kullanımı, depo alanı ve operasyon hızını birlikte etkileyen bir kapasite yatırımı olarak değerlendiriliyor. “İnsansız depo” rekabet avantajından zorunluluğa dönüşüyor Türkiye’de otomatik depolamaya yönelik ilginin temelinde yalnızca teknoloji merakı bulunmuyor. Yükselen işçilik maliyetleri, metrekare başına artan depolama maliyetleri ve tüketicinin daha hızlı teslimat beklentisi, insan müdahalesini azaltan sistemleri işletmeler açısından giderek daha önemli hale getiriyor. Şirket, pandemi sonrasında e-ticaretin hızlanmasıyla birlikte Türkiye’de otomatik depo ihtiyacının arttığını, buna karşın bu sistemlerin önemli bölümünün yurtdışından tedarik edildiğini gözlemleyerek kendi çözümünü geliştirme kararı aldı. Amaç, Avrupa’daki çözümlere kıyasla daha ulaşılabilir maliyetlerle Türkiye’de geliştirilen otomatik depolama teknolojisini yaygınlaştırmak. Türkiye’de üretilen parçaların payı artacak Akdenizrack’in otomatik depolama yatırımı yalnızca yazılım ve robotik sistemlerle sınırlı değil. Şirket, teknolojinin üretim tarafında da yerlilik oranını artırmaya hazırlanıyor. Bugün otomatik depolama sisteminin beş ana bileşeninden dördü Türkiye’de üretilebiliyor. Yurtdışından tedarik edilen crane ve asansörlerin Türkiye’de üretilmesine yönelik çalışmalar ise şirketin 2027 gündeminde bulunuyor. Üretim altyapısının büyütülmesi ve yazılım yatırımlarının artırılması da bu dönemin öncelikleri arasında yer alıyor. Saniye Kurt, otomatik depolama sistemlerinde Türkiye’deki üretim kabiliyetinin artırılmasının hem teknolojiye erişim hem de satış sonrası hizmetler açısından önem taşıdığını belirterek, “Yerli üretim tarafında altyapımızı daha da güçlendirmek istiyoruz. Özellikle bugün yurtdışından tedarik ettiğimiz crane ve asansörleri de Türkiye’de üretilebilir hale getirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi. Akdenizrack’in büyüme rotası değişiyor 1999 yılında İkitelli’de Temesist’te sektöre adım atan Saniye Kurt’un yönetimindeki Akdenizrack, bugün 55 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Şirketin satışlarının yüzde 80’i ihracat, yüzde 20’si iç pazardan oluşuyor. Şirket, 2026’da akıllı depo projelerinin katkısıyla yüzde 40 büyümeyi hedeflerken, Türkiye’de otomatik depolama sistemlerinin yaygınlaşmasıyla ihracat ve iç pazarın payını yüzde 50–50 seviyesine taşımayı planlıyor. Saniye Kurt, şirketin yeni teknoloji alanındaki yönünü şöyle özetliyor: “Geçmişte söz konusu sistemler ağırlıklı olarak İspanya, Almanya ve Japonya’dan tedarik edildi. Bizim hedefimiz, Türkiye’de akıllı depo kurulumlarını artırmak ve klasik – yarı otomatik depo kurulumunda yurt dışında yakaladığımız büyüme ivmesini, bu yeni nesil depolama teknolojileriyle iç pazara da taşımak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.