Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yeşil Enerji

Kapsül Haber Ajansı - Yeşil Enerji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yeşil Enerji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Borusan Holding’den 5. Entegre Rapor: Net Sıfır Hedefi ve Stratejik Yatırımlar Öne Çıkıyor Haber

Borusan Holding’den 5. Entegre Rapor: Net Sıfır Hedefi ve Stratejik Yatırımlar Öne Çıkıyor

Borusan Holding, Türkiye’de holdingler arasında bir ilk olarak 2021 yılında yayımladığı entegre faaliyet raporunun beşincisini kamuoyuyla paylaştı. "Geleceğe Sözümüz Net" temasıyla yayımlanan 2025 Entegre Faaliyet Raporu, Grubun finansal başarılarının yanı sıra çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) alanlarındaki öncü adımlarını ve 2053 net sıfır hedefine uzanan uzun vadeli yol haritasını gözler önüne seriyor. Rapor, Borusan Grubu’nun faaliyet gösterdiği otomotiv, enerji, üretim, lojistik, makine ve güç sistemleri sektörlerindeki çalışmalarını ayrı ayrı ele alarak, her bir alandaki büyüme performansını, yenilikçi uygulamalarını ve üçüz dönüşüm yolculuğunu kapsamlı analizlerle ortaya koyuyor. Aynı zamanda Grubun sürdürülebilirlik, inovasyon ve insan odaklı yaklaşım gibi temel değerlerine olan bağlılığını gösteriyor. Finansal olmayan performans göstergelerine yönelik alınan bağımsız sınırlı güvence ise Grubun şeffaflık ve hesap verebilirlik anlayışını daha da güçlendiriyor. Özgür Günaydın: Borusan’ı 200 yıl ve ötesine taşıyacak bir gelecek hayal ediyoruz Borusan Grup CEO Özgür Günaydın, şu değerlendirmede bulundu: “Borusan, 82 yıldır ülkemizin sanayisine, ekonomisine ve toplumsal kalkınmasına yön veren çok kıymetli, son derece köklü bir miras. Biz, Borusan’ı 200 yıl ve ötesine taşıyacak bir gelecek hayal ediyoruz. Bu hayali gerçeğe dönüştürmek amacıyla yol haritamızı netleştirdik. ‘Önce İnsan, Öncü ve Güvenilir Borusan’ vizyonumuz doğrultusunda iklimi koruyan, doğa pozitif bir yaklaşımla ilerliyor, yüksek performanslı, toplumsal faydayı önceliklendiren insan kaynağımızla büyürken; yapay zekâ ve dijitalleşmeyi tüm süreçlerimize entegre ediyoruz. ‘Tüm paydaşlarımızla daha iyi bir gelecek için kuşaklar boyu birlikte değer üretmeyi’ amaçlayan yeni misyonumuzla, 200 yıl ve ötesine uzanan sürdürülebilir geleceğimizi iş birliği içinde inşa edeceğiz." 2025 yılı faaliyet sonuçlarını küresel standartlarla uyumlu bir şekilde paylaşan Borusan Grubu, sürdürülebilirlik yönetişimini daha da güçlendirdi. Grup genelinde ortak bir yön belirlemek ve uygulamalarda tutarlılığı sağlamak amacıyla Borusan Grubu Sürdürülebilirlik Politikası’nı yayımlayan holding; İklim, İnsan ve İnovasyon (i³) odaklarını korurken, ÇSY’nin yönetişim boyutunu da yeni hedefleriyle daha ileri bir seviyeye taşıdı. Grubun 2034, 2044 ve 2053 yıllarını kapsayan uzun vadeli sürdürülebilirlik yol haritası da bu raporda ilk kez detaylandırıldı. Dijital altyapısını da güçlendiren Borusan, ÇSY verilerinin Grup genelinde tek bir platformdan şeffaf bir şekilde yönetilmesini sağlayan Borusan Sürdürülebilirlik Platformu’nu (BSP) devreye aldı. İklim odaklı yatırımlarla yaklaşık 1 milyon ton emisyon önlendi İklim hedeflerini 2053 Net Sıfır Emisyon taahhüdü ile güçlendiren Borusan Holding, yeşil enerji yatırımlarıyla çevreye olan etkisini en aza indirmeyi sürdürdü. Enerji iş kolunda gerçekleştirilen kapasite artışıyla toplam kurulu gücünü 935 MW seviyesine taşıdı, çevre dostu enerji üretimiyle yaklaşık 1 milyon ton karbondioksit eşdeğeri emisyonun önüne geçti. Borusan Grubu, 2025 yılında 67 milyon TL’yi aşan çevre koruma yatırımı yaparken, döngüsel ekonomi alanında da önemli çıktılar elde etti; yıl boyunca 122.516 ton atığı ve 90,81 ton suyu geri dönüştürerek kaynak verimliliğini üst düzeye çıkardı. "ÇEK" yaklaşımı ile kapsayıcı kültür ve toplumsal değer Borusan Grubu, 2025’te insan odağında, 10 yılı aşkın süredir devam eden toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarının kapsamını genişleterek Çeşitlilik, Eşitlik ve Kapsayıcılık (ÇEK) yaklaşımını hayata geçirdi. Borusan Grubu genelinde çalışan bağlılığı ve memnuniyet skoru %77 gibi güçlü bir noktada gerçekleşirken, üst yönetim kadrolarındaki kadın lider oranı %27 seviyesini korudu. Toplumsal kalkınmaya destek vizyonu kapsamında eğitim projelerine 60 milyon TL yatırım yapan Grup, çalışanlarına toplam 133 bin saatin üzerinde eğitim verdi. Gönüllülük projelerinde ise 1.579 Borusanlı aktif olarak yer aldı. İnovasyona 385 Milyon TL’lik destek Geleceğin iş dünyasına uyum sağlamak amacıyla Ar-Ge ve teknoloji yatırımlarını hızlandıran Borusan, 2025 yılında 385 milyon TL’yi aşan bir Ar-Ge bütçesi yönetti. Sürdürülebilirlik ve teknoloji odaklı büyüme doğrultusunda, Grubun stratejik alanlarıyla uyumlu 3 girişime ve 2 girişim sermayesi fonuna yatırım yapıldı. Açık inovasyon yaklaşımını benimseyen Borusan, dönem boyunca 17 üniversite ve 35 start-up ile stratejik iş birliği gerçekleştirirken, 20 yeni patent başvurusunda bulundu. Küresel ölçekte sürdürülebilir değer ve güçlü finansal büyüme Borusan Grubu, 2025 yılında da dengeli büyüme stratejisini başarıyla uyguladı. Yılı 326 milyar lira konsolide ciroya ulaşarak %27 büyümeyle tamamladı. Bir önceki yıla göre %82 artışla 38 milyar lira FAVÖK elde etti. Faaliyet gösterdiği sektörlerde 15 milyar TL’nin üzerinde yatırım gerçekleştirdi. 82 yıllık köklü geçmişiyle, Türkiye’nin kalkınma yolculuğunda öncü bir güç olan Borusan Grubu bugün üç kıtada, 10 binin üzerinde çalışanıyla paydaşları için sürdürülebilir değer yaratmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tck by Kıraç  A.Ş., Yeni Yatırım Rotasını Bursa Başköy Olarak Açıkladı! Haber

Tck by Kıraç A.Ş., Yeni Yatırım Rotasını Bursa Başköy Olarak Açıkladı!

Türkiye sanayisinde katma değerli üretim ve teknoloji odaklı büyüme ivmesi hız kesmeden devam ediyor. Altyapıdan savunma sanayisine kadar kritik sektörlerde stratejik üretim gerçekleştiren Tck by Kıraç A.Ş., küresel pazarda bölgesel bir üretim merkezi olma vizyonu doğrultusunda dev bir adım daha attı. Şirket, yaklaşık 1,35 milyar TL yatırımlarla tamamlanan Bozüyük Üretim Kampüsü’nde seri üretime geçerken, eş zamanlı olarak Bursa Başköy’de kurulması planlanan yeni üretim tesisi için çalışmaları başlattı. Robotik otomasyon sistemleri, dijital üretim altyapıları ve ileri galvaniz teknolojileriyle donatılan Bozüyük tesisi, Türkiye’nin sanayi gücünü artırmanın yanı sıra; Avrupa, Balkanlar, Körfez Bölgesi, Türk Cumhuriyetleri ve küresel savunma sanayi ekosistemine yönelik yüksek teknoloji ihracatının da yeni üssü olacak. Serkan Malçok: "Günü Değil, Nesiller Boyu Sürecek Bir Sanayi Hikâyesini Planlıyoruz" Yatırım hamleleri ve şirketin küresel vizyonuna dair stratejik açıklamalarda bulunan Tck by Kıraç A.Ş. Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Serkan Malçok, Bozüyük yatırımının bir final değil, yeni nesil bir başlangıç olduğunu vurguladı. Malçok, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti: “Bozüyük yatırımımız bizim için bir final değil, yeni bir başlangıçtır. Çünkü biz günü değil geleceği planlıyor, kısa vadeli değil nesiller boyu sürecek bir sanayi hikâyesi inşa ediyoruz. Türkiye’nin üretim gücüne, mühendisliğine ve sanayi potansiyeline inanıyoruz. Katma değerli üretim, ileri teknoloji, ihracat ve sürdürülebilirlik ekseninde büyümeye devam edeceğiz.” Küresel Tedarik Zincirinde İleri Teknoloji ve Sürdürülebilirlik Dönemi İzlenebilir üretim süreçleri ve sürdürülebilirlik odağıyla faaliyetlerini yürüten Tck by Kıraç A.Ş., geniş ürün yelpazesi ve gelişmiş mühendislik kabiliyetleriyle uluslararası projelerde küresel bir oyun kurucu olmayı hedefliyor. Şirket; Ar-Ge gücünü ve yatırım stratejisini özellikle can güvenliğini ön plana çıkaran yol güvenliği sistemleri, motosiklet dostu bariyer teknolojileri ve gürültü önleme sistemleri üzerinde yoğunlaştırıyor. Eş zamanlı olarak yeşil enerji dönüşümüne de yön veren marka, enerji altyapı çelikleri ile güneş enerjisi taşıyıcı sistemlerinin yanı sıra galvanizli çelik çözümleri ve savunma sanayisine yönelik gerçekleştirdiği özel stratejik üretimlerle küresel ölçekteki rekabetçi gücünü her geçen gün pekiştiriyor. Hedef, Türkiye’den Dünyaya Açılan Küresel Bir Sanayi Markası Olmak Bursa Başköy yatırımının da hayata geçmesiyle birlikte üretim kapasitesini ve ihracat hacmini katlamayı hedefleyen Tck by Kıraç A.Ş., sadece bir üretici değil, küresel ölçekte bir teknoloji şirketi olma yolunda ilerliyor. Şirketin vizyonunun çelik üretiminin çok ötesinde olduğunu belirten Serkan Malçok, sözlerini şöyle tamamladı: “Biz yalnızca çelik üretmiyoruz. Daha güvenli yollar, daha güçlü enerji altyapıları ve daha stratejik savunma projeleri için çözümler geliştiriyoruz. Amacımız, Türkiye’de doğan bir sanayi markasını dünya ölçeğinde rekabet eden bir teknoloji ve üretim şirketine dönüştürmektir. Bugünü değil, geleceği üretiyoruz.” Bozüyük’te devreye alınan yeni nesil tesis ve Bursa Başköy’de yükselmeye hazırlanan stratejik hamle, Türkiye sanayisinin küresel pazardaki ağırlığını artıracak yeni bir başarı hikayesi olarak kayıtlara geçiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya! Haber

Türkiye Su Fakiri Olma Riskiyle Karşı Karşıya!

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisi olan COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek. Dünya liderleri, bilim insanları, uzmanlar ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirecek zirvede, iklim kriziyle mücadele ve sürdürülebilir gelecek için ortak çözümler masaya yatırılacak. Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 5-11 Haziran Çevre Koruma Haftası kapsamında iklim krizi ve Türkiye’nin COP31 ev sahipliğini değerlendirdi. İklim krizi geleceğin değil bugünün en büyük sorunu Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim krizinin artık geleceğin değil bugünün en büyük sorunlarından biri olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliğinden etkilenen alanlar arasında tarımdan gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına hatta ekonomiye kadar pek çok farklı alan yer alıyor. Tarımda kuraklığın verimlilik düşüşüne neden olduğunu biliyoruz. Bunun yanında pek çok tarımsal üründe iklim değişikliği etkisiyle hastalıkların daha sık ortaya çıktığı ve hastalıklara karşı direncin de düştüğü görülüyor. Ayrıca tarımsal üretim sonucunda elde edilen ürünlerde besin içeriğinin de olumsuz etkilendiği pek çok çalışma ile kanıtlanmış durumda. Son olarak pek çok ürün bölgesel iklim özelliklerinin değişmesiyle gelecekte bulundukları bölgelerde yetiştirilemeyebilir. Bu durumların tamamı doğrudan gıda güvenliğini olumsuz etkilemekte ve gelecekte karşılaşılabilecek olumsuz senaryolar konusunda bizi uyarmaktadır.” dedi. Su krizi halk sağlığını ve ekonomiyi tehdit ediyor Su kaynaklarının da iklim değişikliğinden en çok etkilenen doğal kaynaklardan biri olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Günümüzde pek çok bölgede su kaynakları iklim değişikliğinin su döngüsünü bozmasıyla risk altındadır. Su kaynaklarının miktar ve kalitesinin bozulması ise doğrudan hijyen koşullarını bozarak halk sağlığını küresel ölçekte risk altına almaktadır. Bununla beraber kuraklık pek çok salgın hastalığın yayılması hızını artırmaktadır. Tarımsal üretimden gıda güvenliğine, su kaynaklarından halk sağlığına kadar bahsi geçen tüm etkilerin ortaya çıkardığı bir de ekonomik faktörler yer almaktadır. Günümüzde pek çok ülkenin her yıl iklim değişikliği ile mücadele için ve iklim değişikliğinden etkilenen sektörlerin desteklenmesi için büyük fonlar kullandığı bilinmektedir.” diye konuştu. Türkiye’nin de yer aldığı Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri Ülkemizin iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerden sayılan Akdeniz Havzası içerisinde yer aldığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “İklim değişikliği konusunda hazırlanan bilimsel raporlarda Akdeniz Havzası en kırılgan bölgelerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu durum özellikle son yıllarda kendini su kaynaklarında azalma, yağış rejimlerinde değişim, geniş alanlarda meydana gelen orman yangınları, güney ve iç bölgelerimizde meydana gelen şiddeti kuraklık ve özellikle Karadeniz kıyılarında daha sık gerçekleşen sel felaketleri ile kendini göstermektedir. Bu göstergeler ülkemizin hem kuraklık hem de afetler açısından ne denli riskler taşıdığını ortaya koymaktadır.” şeklinde konuştu. Küresel ısınma iklim sistemini nasıl değiştiriyor? Küresel Isınma ve İklim Değişikliği konusunun birbirine bağlı iki kavram olduğunu söyleyen Adiller, şunları anlattı: “Günümüzde karbon emisyonları olarak ile sıkça dile getirilen kavram aslında havada bulunan ve havanın ısınmasına yardım eden gazların miktarlarını ifade ediyor. Sanayi devrimi ve nüfus artışı ile havadaki miktarları artan bu gazlar havanın eskisine göre daha sıcak kalmasına sebep oluyor ve bu durum küresel hava sıcaklığı ortalamasının yükselmesi şeklinde kendini gösteriyor. Bu duruma biz Küresel Isınma adını veriyoruz. Sıcaklığın artışıyla diğer koşullarda da değişiklikler meydana geliyor. Buharlaşma, rüzgar, nem ve yağış gibi hava olayları da sıcaklığa bağlı olarak değişiyor. Örneğin sıcaklığın artmasıyla yeryüzünden buharlaşan su miktarı artıyor. Bununla beraber hava ısındıkça havanın nem tutma kapasitesi de artıyor. Yani hem yeryüzündeki su havaya geçiyor, hem de hava daha sıcak olduğu için havada nem olarak bulunan suyun yağış olarak yeryüzüne dönmesi gecikiyor. Bunun sonucunda yağışın daha uzun aralıklarla yağmasıyla kuraklığın şiddeti artıyor, hem de yağmur düştüğünde hava daha fazla nem tuttuğu için bazı durumlarda anlık çok şiddetli yağışlar oluyor. İşte iklim sisteminde gerçekleşen bu tür değişikliklerin tümüne de İklim Değişikliği adını veriyoruz. Maalesef iklimdeki bu değişiklik de deniz seviyesinin yükselmesini, yağış rejimlerinin değişmesini, okyanus asitlenmesini ve fırtına, hortum, sel gibi aşırı hava olaylarının daha sık gerçekleşmesi gibi sonuçlar doğuruyor.” Türkiye’nin COP 31’e ev sahipliği yapması neden önemli? Bu yıl ülkemizin COP31’e ev sahipliği yapıyor olmasının, bu alanla ilgilenen tüm çevrelerin gözünün Türkiye’de olacağı anlamına geldiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Türkiye’nin böyle bir ortamda dönem başkanlığını üstlenmesi, bu alanda gerçekleştirdiği ve gerçekleştireceği faaliyetleri dünyaya duyurması açısından ve küresel iklim politikalarında karar verici bir aktör olma potansiyelini ortaya koyma açısından büyük bir fırsat yaratmaktadır. Günümüzde iklim değişikliği sadece bir çevresel kavram değildir. Dünyada pek çok ülke, kurum ve kuruluş ekonomi politikalarını ve yatırımlarını genellikle iklim değişikliği gibi çevresel kavramları dikkate alarak belirlemektedir. Bu yüzden de bu tür etkinlikler genellikle finans ve iş dünyası açısından da oldukça önemlidir. Zirve sırasında oluşacak bu ortam, yerel girişimcilerin ve yerli teknolojilerin dünya ile buluşması açısından da bulunmaz bir fırsat yaratacaktır.” dedi. COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil Bunların yanında, ülkemizin Birleşmiş Milletler tarafından da kabul gören “Sıfır Atık” Projesi’nin bu ortamda dünyanın tüm ülkelerine uygulanabilir bir model olarak sunulma imkânı yakalayacağını da dile getiren Adiller, “COP31, Türkiye için sadece bir etkinlik değil; 2053 Net Sıfır Emisyon hedefine giden yolda kendini gösterdiği, küresel yatırımları üzerine çektiği ve iklim krizine karşı çözüm üreten bir öncü olma yolunda kendini kanıtlaması için tarihi bir şanstır.” ifadesinde bulundu. COP31’de Türkiye’nin vitrini; Sıfır Atık ve dirençli şehirler COP31’de Türkiye’nin odak noktasının kesinlikle markalaşma süreci içerisinde olan Sıfır Atık Projesi olması gerektiğini kaydeden Adiller, “2017 yılında başlatılan ve küresel olarak da bilinirliği son yıllarda artan proje hem döngüsel ekonomi hem de atıklara bağlı emisyonların azaltılması konusunda iklim değişikliği süreçleri ile oldukça uyumludur. Bunun yanında Türkiye’nin vizyonunun da doğru anlatılması noktasında önemli bir örnek teşkil edebilir. Ayrıca Hatay’ın yeniden yapılandırılması süreciyle birlikte gündeme getirilen Dirençli Şehirler kavramı ve şehirlerin iklim krizine uyumlu hale getirilmesi önemli gündem maddeleri olacaktır. Bunların yanı sıra, yeşil enerji ve sanayide karbonsuzlaşma, iklim finansmanı ve teknolojik altyapılar önemli gündem maddeleri oluşturarak ülkemize olumlu geri bildirimler getirebilir.” şeklinde görüşlerini ifade etti. Ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi prestij konusu COP süreçlerinin aslında bağlayıcılık konusunda tartışılan kavramlar olsa da, ülkelerin duruma karşı aldıkları duruşun küresel ölçekte dolaylı etkiler yaratabildiğini belirten Adiller, “Her ne kadar İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ya da Paris Anlaşması ülkelerin iklim değişikliği konusundaki eylem ya da eylemsizliklerine karşı caydırıcı yaptırımlara sahip olmamasına rağmen, önceden de belirttiğimiz gibi iklim değişikliği kavramı başlı başına yatırımcıların ya da finans kuruluşlarının yakından takip ettiği süreçlerden biri. Bu yüzden de ülkelerin COP toplantılarına gösterdikleri ilgi ya da yerel politikada ve hukukta bu süreçlere ne kadar yer verdikleri ülkelere bu anlamda prestij kazandırmakta ve belli çevrelerde yatırım yapılabilirlik göstergesi olarak kabul edilmektedir.” dedi. Türkiye su stresi yaşayan ülkeler arasında İklim değişikliğinin hem kuraklık süreçlerini uzatması hem de şiddetli yağışlara sebep olmasının ülkemizdeki su kaynaklarını olumsuz etkilediğini anlatan Adiller, şunları kaydetti: “Yağışın yüksek şiddette yağması toprak tarafından emilen ve yeraltı suyuna katılan su oranını düşürürken, sel ve taşkın gibi süreçleri tetikliyor. Bu süreçler sonucunda da düzenli aralıklarla yağması durumunda toprağı yer altı suyunu ve dereleri beslemesi gereken yağış maalesef büyük oranda. Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2000 yılında 1 652 m3, 2009 yılında 1 544 m3, 2020 yılında ise 1 346 m3 olmuştur. Günümüzdeki sahip olduğumuz bu değer ülkemizi Su Stresi Yaşayan ülkeler durumuna sokuyor. Bu azalma hızının aynı koşullarda devam etmesi durumunda ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarının 2050’li yıllarda su fakiri olma sınırı olan 1000 m3’ün altına düşeceğini söyleyebiliriz. Bu senaryo bile başlı başına korkutucu iken uydu görüntüleri ile yapılan incelemeler ülkemizdeki pek çok gölün son 40 yıllık süreçte ciddi su kaybına uğradığını ve bazılarının tamamen kuruma riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Burada tek sebep tabii ki iklim değişikliği değil, yanlış tarımsal uygulamaların da maalesef süreci hızlandırmış olduğu gerçeğini vurgulamalıyız.” İklim değişikliği konusunda yol ayrımına ulaşmak üzereyiz Bugün iklim değişikliği konusunda bir yol ayrımına ulaşmak üzere olduğumuza dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Radikal adımlar atıp, içinde bulunduğumuz durumu değiştirmek ve iklim değişikliğine adapte olmak için hala geç değil. Ama eylemsizlikle geçen her yıl riski arttırmakta. 10 yıl iklim değişikliği konusunda çarpıcı etkileri görmemiz açısından çok kısa sayılacak bir zaman dilimi ama hiçbir adım atmadan ya da önlem almadan geçirilecek 30 ila 50 yıllık bir süreç sonrasında ülkemizi su ve gıda kıtlığı, ciddi ekolojik kayıplar (bazı ekosistemlerin yok olmanın eşiğine gelmesi) ve iç göçlerin çok yoğun gerçekleştiği ve özellikle bazı bölgelerde ciddi altyapı sorunlarının yaşandığı durumlarla karşı karşıya kalınabilir.” diye konuştu. Günümüzde gerçekleştirilen pek çok anketin insanların iklim değişikliğine karşı mücadeleye olan inançlarını kaybettiklerini gösterdiğini dile getiren Adiller, “Özellikle anketlere katılan pek çok kişi ülkelerin üzerine düşen görevi yerine getirmediği yönünde. Bence bu konuda da haksız sayılmazlar. Keşke bazı ülkeler siyasi ve ekonomik çıkarları uğruna savaşa yaptıkları yatırımı yaşama yapsa da dünyadaki yaşamın sürdürülebilirliğine sağlayabilsek.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Rönesans Enerji’ye EMEA Finance’tan Üç Ödül Haber

Rönesans Enerji’ye EMEA Finance’tan Üç Ödül

Türkiye’nin en büyük üç yeşil enerji şirketinden biri olma hedefi doğrultusunda yatırımlarını hız kesmeden sürdüren Rönesans Enerji, uluslararası finans dünyasının saygın organizasyonlarından EMEA Finance tarafından düzenlenen iki ayrı ödül programında toplam üç ödül kazandı. Rönesans Enerji, Türkiye'de hayata geçirdiği yenilikçi lisanssız yenilenebilir enerji yatırımlarıyla "Best Renewable Energy Deal", Gökçedağ Enerji satın alımıyla "Best M&A Renewables Deal in EMEA" ödüllerinin sahibi olurken, Alaçam Enerji'nin refinansmanına yönelik kredi işlemiyle de "Achievement Award" ödülüne layık görüldü. YETKİNLİKLERİMİZ ULUSLARARASI ARENADA DA TAKDİR EDİLİYOR Rönesans Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Enerji Grup Başkanı Emre Hatem, "Enerji sektöründe artık yalnızca ne kadar kapasiteye sahip olduğunuz değil, bu kapasiteyi nasıl finanse ettiğiniz, nasıl yönettiğiniz ve geleceğin enerji sistemine ne kadar hazır olduğunuz önem taşıyor. EMEA Finance tarafından iki ayrı ödül programında üç farklı ödüle layık görülmemiz, Rönesans Enerji'nin yatırım geliştirme, finansman ve operasyonel yetkinliklerinin uluslararası ölçekte takdir edildiğinin önemli bir göstergesi. Özellikle Gökçedağ Enerji satın alımı ve Alaçam Enerji refinansmanı gibi işlemler, büyüme stratejimizin yalnızca yeni yatırımlara değil, değer yaratan finansal ve stratejik hamlelere de dayandığını ortaya koyuyor" diye konuştu. Rönesans Enerji'nin Türkiye'nin enerji dönüşümünde aktif rol üstlenmeye devam edeceğini belirten Emre Hatem, şunları söyledi: "Bugün 577 MW kurulu güce ulaşmış durumdayız. İki yıl önce 166 MW seviyesinde bulunan kurulu gücümüzü kısa sürede yaklaşık 3,5 katına çıkardık. Ancak bizim için büyüklük kadar önemli olan bir başka konu da güvenilir yeşil enerji üretimi. Hedefimiz yalnızca daha fazla yenilenebilir enerji üretmek değil; depolama teknolojileri, hibrit sistemler ve dijital çözümlerle daha esnek ve daha güvenilir bir enerji altyapısı oluşturmak. 2027 yılında 1.000 MW'a, 2028 yılında ise 2.000 MW kurulu güce ulaşmayı hedeflerken, küresel bilgi birikimi ve finansman erişimiyle Türkiye'nin enerji dönüşümüne katkı sağlayan en güçlü yatırımcılardan biri olmayı sürdüreceğiz." Uluslararası finans kuruluşları, yatırım bankaları ve enerji şirketlerinin projelerinin değerlendirildiği EMEA Finance ödül programlarında elde edilen bu başarı, Rönesans Enerji'nin yalnızca yenilenebilir enerji alanındaki büyümesini değil; aynı zamanda proje geliştirme, yatırım yönetimi ve finansman kabiliyetlerini de uluslararası ölçekte ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SOCAR Türkiye, Uluslararası “Hazar Petrol ve Gaz Fuarı”na Katıldı Haber

SOCAR Türkiye, Uluslararası “Hazar Petrol ve Gaz Fuarı”na Katıldı

Türkiye’nin en büyük doğrudan dış yatırımcısı ve entegre endüstri grubu SOCAR Türkiye, Bakü Enerji Haftası kapsamında bu yıl 31’incisi düzenlenen Uluslararası Hazar Petrol ve Gaz Fuarı’na (COG) katıldı. SOCAR Türkiye, fuar kapsamında hazırladığı özel standında Türkiye’deki stratejik yatırımlarını, grup şirketleri arasındaki güçlü sinerjiyi, entegre iş modelini ve bölgesel enerji ekosistemine sağladığı katma değeri ziyaretçilerle paylaştı. SOCAR’ın ana sponsorluğunda gerçekleştirilen ve bölgenin en büyük enerji organizasyonlarından biri olarak kabul edilen fuar, 1-3 Haziran tarihleri arasında Bakü Expo Center’da düzenlendi. SOCAR Türkiye üst yönetiminin de katılım sağladığı fuar kapsamında, kamu ve özel sektör yöneticileri SOCAR Türkiye standını ziyaret ederek şirketin Türkiye’deki stratejik yatırımları, entegre iş modeli ve sürdürülebilirlik odaklı dönüşüm vizyonu hakkında bilgi aldı. SOCAR Türkiye, fuar boyunca Petkim, STAR Rafineri, TANAP, SOCAR Terminal, SOCAR Depolama, SOCAR Ticaret ve SOCAR Fiber başta olmak üzere grup şirketleriyle oluşturduğu güçlü entegrasyon modelini ve ortak büyüme yaklaşımını kapsamlı bir içerik kurgusuyla aktardı. Türkiye’de yaklaşık 19,5 milyar dolarlık yatırım SOCAR Türkiye, fuar boyunca Türkiye’de yaklaşık 19,5 milyar dolarlık yatırımla faaliyet yürüttüğü grup şirketleri Petkim, STAR Rafineri, TANAP, SOCAR Terminal, SOCAR Depolama, SOCAR Ticaret ve SOCAR Fiber bünyesinde hayata geçirilen sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve dönüşüm odaklı çalışmaları ve SOCAR Türkiye’nin yeni iş ortaklıklarını tanıttı. Şirketin entegre iş modeli, grup şirketleri arasındaki güçlü sinerji ve Türkiye’nin stratejik enerji ekosistemine sağladığı katma değer ziyaretçilere aktarıldı. Stand alanında yer alan ekranlarda SOCAR Türkiye’nin kurumsal tanıtım filmi ile şirketin Türkiye’de yarattığı ekonomik ve endüstriyel katma değeri anlatan özel içerikler gösterildi. Ayrıca SOCAR Türkiye’nin karbon ayak izini azaltmaya yönelik çalışmaları, yeşil enerji yatırımları, biyoteknoloji uygulamaları, kimyasal geri dönüşüm projeleri ve SOCAR Ar-Ge’nin geliştirdiği yenilikçi çözümler ziyaretçilere aktarıldı. Elchin Ibadov: “Entegre yapımızla dönüşüm sürecine katma değer sağlıyoruz” SOCAR Türkiye CEO’su Elchin Ibadov fuarla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Enerji sektöründeki dönüşüm artık yalnızca üretim kapasitesiyle değil; teknoloji, sürdürülebilirlik ve entegre iş modelleriyle şekilleniyor. Türkiye’nin en büyük doğrudan dış yatırımcısı olarak yaklaşık 19,5 milyar dolarlık yatırımımızla, Türkiye’nin işlenmiş petrol ürünleri ihtiyacının yaklaşık %20’sini karşılayarak enerji alanındaki cari açığın azaltılmasına katkı sağlıyoruz. Grup şirketlerimiz arasındaki güçlü sinerji sayesinde rafineriden petrokimyaya, lojistikten yenilenebilir enerjiye kadar geniş bir stratejik enerji ekosistemi oluşturuyoruz. Dijitalleşme ve Ar-Ge odaklı yaklaşımımızla hem sektörün dönüşümüne katkı sağlıyor hem de Türkiye’nin enerji üssü olma vizyonunu desteklemeyi sürdürüyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bayraktar: Türkiye Güvenilir Enerji Ortağı Olmaya Devam Edecek Haber

Bayraktar: Türkiye Güvenilir Enerji Ortağı Olmaya Devam Edecek

Bakü Enerji Haftası, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in açılış hitabıyla başlarken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da açılış törenine bir mesaj ile katıldı. Mesajında, bölge için hayal olarak nitelendirilen birçok mega projeyi, Azerbaycan'la birlikte başarıyla hayata geçirmeye devam ettiklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, özetle şunlara değindi: Mevcut İş Birlikleri Bakü-Tiflis-Ceyhan, Bakü-Tiflis-Erzurum ve TANAP Boru Hattı gibi projeler, Azerbaycan'la birlikte başlattığımız ve bir diğer dost ülke Gürcistan'ın katkılarıyla tamamladığımız projeler olmayı sürdürüyor. Azeri-Çırak-Güneşli ve Şahdeniz ortaklığımız suretiyle Azerbaycan'la iş birliğimizin daha da derinleştiğini görüyoruz. Elektrik Bağlantıları Türkiye-Azerbaycan arasındaki elektrik bağlantıları bizler için stratejik önemde olmayı sürdürüyor. İnşallah Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ve Bulgaristan arasında yeşil elektrik iletimi ve ticareti projesinin hayata geçirilmesiyle birlikte, tüm bölgemizin enerji güvenliğine katkı sunmayı temenni ediyoruz. Büyük Fırsatlar Türkmen gazının Azerbaycan ve Türkiye üzerinden ihracı hususunda iş birliğimizi geliştirmek için önümüzde büyük fırsatlar bulunmaktadır. Kazakistan'ın doğal kaynaklarının Batı pazarlarına ulaştırılmasında Bakü-Tiflis-Ceyhan Hattının daha da artarak kullanıldığına şahit oluyoruz. COP31 Zirvesi Türkiye olarak yenilenebilir ve yeşil enerji dahil enerjinin tüm boyutlarında verimlilik ve çevreye saygıyı esas alarak etkinliği sağlamaya yönelik bir vizyona sahibiz. Küresel iklim eyleminde öncü ve örnek ülkelerden biri olma kararlılığımızı, bu yıl 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da ev sahipliğini yapacağımız COP31 zirvesiyle pekiştireceğiz. Türkiye’nin Öncelikleri Açılış töreninde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mesajını okuyan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, kendisi de Türkiye’nin enerji vizyonunu anlatan bir konuşma yaptı. Türkiye’nin enerjideki önceliklerini; arz güvenliğini sağlamak, ithalat bağımlılığını azaltmak, ekonomik büyümeyi desteklemek ve yüzyılın ortalarına doğru net sıfır emisyon hedefine ulaşmak olarak sıralayan Bakan Bayraktar, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkinin, güçlü ikili iş birliğinin tüm bölge için nasıl stratejik değer yaratabileceğinin dikkat çekici bir örneği olduğunu söyledi. Mimariyi Dönüştüren Projeler Bakan Bayraktar, “Ortak tarihimiz ve kardeşliğimiz üzerine kurulu olan ortaklığımız, Avrupa’nın enerji güvenliğine önemli katkılar sağlamıştır.” İfadelerini kullanırken Bakü–Tiflis–Ceyhan. Güney Kafkasya Boru Hattı, TANAP ve STAR Rafinerisi gibi amiral projelerin, bölgesel enerji mimarisini dönüştürdüğünü anlattı. Yapıcı Çabalar Doğu ile Batı arasında stratejik bir konuma sahip olan Türkiye’nin, güvenilir bir ortak, bir enerji merkezi ve bölgesel enerji projelerinde kilit olma rolüne devam edeceğini kaydeden Bakan Bayraktar, “Bu yıl COP31’e ev sahipliği yapacak ülke olarak Türkiye, küresel enerji ve iklim diyaloğuna yönelik yapıcı çabalarını sürdürmeye ve daha dayanıklı, daha sürdürülebilir bir enerji geleceğinin inşasına katkıda bulunmaya kararlıdır.” dedi. 33 Milyar Metreküplük Anlaşma Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü enerji ilişkileri, Bakü Enerji Haftası’nda yeni bir aşamaya geçti. BOTAŞ ile birlikte SOCAR, TotalEnergies ve ADNOC şirketleri, Azerbaycan’dan 2029’dan başlamak üzere 15 yıl boyunca Türkiye’ye toplam 33 milyar metreküp doğal gaz sağlayacak bir anlaşmayı imzaladı. Merkez Ülke Vizyonu Anlaşmaya ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan yapılan sosyal medya açıklamasında şunlar kaydedildi: Bakü Enerji Forumu marjında Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’in katılımıyla millî şirketimiz BOTAŞ ile SOCAR, TotalEnergies ve ADNOC arasında 15 yıllık yeni bir doğal gaz tedarik anlaşması imza altına alındı. Söz konusu anlaşmayla, Absheron sahasındaki yeni üretim yatırımları kapsamında 2029 yılından itibaren ülkemize toplam 33 milyar metreküp doğal gaz arzı sağlanacak. Türkiye’nin enerjide merkez ülke olma vizyonunu destekleyen bu stratejik adım; ülkemizin, bölgemizin ve Avrupa’nın enerji arz güvenliğine önemli katkılar sunacaktır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak Haber

İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak

Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi. Türkiye 9-26 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek BM İklim Zirvesi COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve çevresel sorumluluk alanında dünyada önemli gelişmelere de imza atılıyor. İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik, kurumsal ve sosyal alanda artık kritik bir noktaya ulaşmış durumda. Araştırmalar da söz konusu risklerin çok ciddi bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Swiss Re verilerine göre doğal afet kaynaklı sigortalı kayıplar 2024’te 137 milyar dolar oldu; 2025 için ise bu kayıpların 145 milyar dolara yaklaşabileceği öngörülüyor. Bu tablo, iklim riskinin artık istisnai değil, düzenli yönetilmesi gereken bir finansal risk olduğunu gösteriyor. Türkiye’de de Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) ile sürdürülebilirlik raporlamasının yasal zemine oturması, şirketleri iklim risklerini ölçmeye ve daha şeffaf yönetmeye yönlendiriyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; bu süreç sigorta talebini de dönüştürecek. Artık şirketler yalnızca varlıklarını değil; karbon hedeflerini, enerji verimliliği yatırımlarını, tedarik zincirlerini ve itibar risklerini de güvence altına almak isteyecek. Tarım, enerji, turizm ve altyapı yatırımlarında önemli Murat Çiftçi, “Türkiye’de sürdürülebilirlik odaklı sigortaların yaygınlaşmasını hızlandıracak en kritik başlık, risklerin daha görünür ve ölçülebilir hale gelmesi olacak. İklim kaynaklı afetler, enerji dönüşümü, karbon düzenlemeleri ve tedarik zinciri baskıları şirketlerin risk algısını değiştiriyor. İklim risklerinin artmasıyla birlikte üç ürün kategorisinin öne çıkacağını düşünüyoruz: parametrik sigortalar, iklim kaynaklı iş durması teminatları ve çevresel sorumluluk çözümleri. Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi. Şirketler de bütüncül çözümlere odaklanıyor Munich Re, 2024’te doğal afetlerin sigorta piyasası için ağır bir yıl olduğunu ve sigortalı kayıpların 140 milyar dolar seviyesine ulaştığını belirtiyor. Rapora göre hava olayları, özellikle fırtına, sel ve yangınlar hasarlarda belirleyici hale geldi. Kurumsal şirketlerin de artık sürdürülebilirliği yalnızca sosyal sorumluluk başlığı olarak görmediğini belirten Murat Çiftçi, “Bu konu finansmana erişim, yatırımcı ilişkileri, tedarik zinciri yönetimi ve marka itibarıyla doğrudan bağlantılı hale geldi. Bu nedenle sigorta talepleri de değişiyor. Şirketler artık yalnızca fabrika, makine, bina veya araçlarını sigortalamak istemiyor; enerji verimliliği yatırımlarını, yenilenebilir enerji projelerini, karbon azaltım hedeflerini, iklim kaynaklı iş kesintilerini ve çevresel sorumluluklarını da kapsayan daha bütüncül çözümler arıyor. IBS olarak bu dönüşüme klasik poliçe mantığıyla değil, risk danışmanlığı yaklaşımıyla yanıt veriyoruz. Önce şirketin faaliyet alanını, iklim hassasiyetini, tedarik zincirini, enerji kullanımını ve regülasyon yükümlülüklerini analiz ediyoruz. Ardından buna uygun sigorta ve reasürans kapasitesini yapılandırıyoruz” diye konuştu. Enerji verimliliğine yönelik ürünler öne çıkacak Murat Çiftçi, yeşil enerji, döngüsel ekonomi ve karbon nötr hedeflerine yönelik çözümler için de şunları söyledi: “Yeşil enerji yatırımları büyüdükçe güneş, rüzgâr, batarya depolama, hidrojen, biyokütle ve enerji verimliliği projelerine özel sigorta çözümleri daha fazla gündeme gelecek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın güncel verilerine göre Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 2026 itibarıyla 125.000 MW seviyesini aşarken, bunun yaklaşık %62’si yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Güneş ve rüzgâr enerjisinin toplam kurulu güç içindeki payı ise %33 seviyesinin üzerine çıkarak 40.000 MW’ı aşmış durumda. Yalnızca 2025 yılında devreye alınan yaklaşık 8.200 MW’lık yeni kapasite, bu dönüşümün hızını net biçimde ortaya koyuyor. Bu büyüme sigorta tarafında yeni bir uzmanlık alanı ve daha gelişmiş risk yönetimi yaklaşımını zorunlu hale getiriyor. Bu alanda öne çıkacak ürünler arasında yenilenebilir enerji santrali performans teminatları, üretim kaybı sigortaları, batarya yangın riskine özel çözümler, karbon kredisi risklerine yönelik teminatlar ve çevresel sorumluluk poliçeleri bulunuyor. Döngüsel ekonomi tarafında ise geri dönüşüm tesisleri, atık yönetimi, yeniden kullanım ve kaynak verimliliği projeleri için hem yangın hem çevresel sorumluluk hem de iş durması teminatlarının daha özel kurgulanması gerekecek.” İstisnai olaylar yaygın riskler olarak değerlendiriliyor İklim kaynaklı afetlerin maliyeti arttıkça reasürans piyasasının da daha seçici, daha veri odaklı ve daha disiplinli bir fiyatlama yaklaşımına geçtiğinin altını çizen Murat Çiftçi, “Eskiden bazı iklim olayları istisnai kabul edilebiliyordu. Bugün ise sel, dolu, fırtına, kuraklık ve yangın gibi riskler birçok bölgede düzenli hasar üreten başlıklar haline geldi. Swiss Re, doğal afet kaynaklı sigortalı kayıpların son yıllarda reel olarak yıllık %5–7 bandında büyüdüğünü belirtiyor. Bu, reasürörlerin risk seçimi, kapasite kullanımı ve fiyatlama disiplinini doğrudan etkiliyor. Bu değişim yeni ürünleri de şekillendiriyor. Reasürans kapasitesine erişmek isteyen şirketlerin artık daha iyi veri sunması, tesis bazlı risk analizlerini güçlendirmesi, önleyici tedbirlerini belgeleyebilmesi ve iklim senaryolarını daha net ortaya koyması gerekiyor. Sigorta piyasasında iyi risk ile zayıf risk arasındaki fiyat farkı daha belirgin hale gelecek” dedi. Elektrikli araç sigortalarında basitlik ve anlaşılırlık önemli Murat Çiftçi, bireysel tarafta sürdürülebilirlik temelli sigortalar yaygınlaşması için üç unsurun önemli olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Bunlar ürünün anlaşılır olması, fiyat avantajı sunması ve günlük hayatla doğrudan bağlantı kurması. Elektrikli araç sigortaları bu açıdan iyi bir örnek. Türkiye’de elektrikli otomobil satışları hızla büyüyor. ODMD’nin 2025 verilerine göre elektrikli otomobil satışları 166.665 adede ulaşarak otomobil pazarından %17,8 pay aldı. Bu büyüme yalnızca kasko ürünlerini değil; batarya teminatı, şarj ekipmanı, ev tipi şarj ünitesi, yolda enerji desteği ve ikinci el batarya değerleme gibi yeni ihtiyaçları da gündeme getiriyor. Benzer şekilde yeşil konut sigortaları, enerji verimli bina teminatları, güneş paneli sigortaları ve düşük karbonlu yaşamı teşvik eden ürünler de önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulacak. Burada kritik nokta, sürdürülebilirlik kavramını karmaşık bir çerçeveden çıkarıp tüketicinin hayatına dokunan somut faydalara dönüştürmek.” Yapay zeka ile doğru ve önceden tahmin edilebilirliğe katkı “Sürdürülebilirlik sigortalarının geleceği veriyle şekillenecek” diyen Murat Çiftçi, şöyle devam etti: “Çünkü iklim riski artık geçmiş hasar verisine bakılarak tek başına fiyatlanabilecek bir risk değil. Geleceğe dönük iklim senaryoları, coğrafi konum, tesis yapısı, enerji kullanımı, tedarik zinciri ve operasyonel dayanıklılık birlikte analiz edilmeli. Yapay zekâ ve iklim modellemeleri burada sigorta sektörüne üç alanda katkı sağlayacak: Birincisi, riskin daha doğru ölçülmesi. İkincisi, kişiye veya kuruma özel fiyatlama yapılabilmesi. Üçüncüsü, hasar oluşmadan önce önleyici uyarı mekanizmalarının kurulması. Örneğin sel riski yüksek bir bölgede bulunan tesis için yalnızca poliçe fiyatı değil; drenaj altyapısı, erken uyarı sistemi, stok konumlandırması ve acil durum planı da değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, sigortayı pasif bir güvence olmaktan çıkarıp aktif bir dayanıklılık ve risk yönetimi aracına dönüştürür.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Yeşil Enerji Vizyonu Avrupalı Gençlere Anlatıldı Haber

 Yeşil Enerji Vizyonu Avrupalı Gençlere Anlatıldı

Nilüfer Belediyesi, sürdürülebilirlik ve yenilenebilir enerji konusundaki deneyimlerini Avrupalı öğrenciler ve öğretmenlerle paylaştı. Avrasya Yenilikçi Toplum Derneği koordinasyonunda yürütülen ve Avrupa Birliği tarafından ortaklaşa finanse edilen “ECO EXPLORERS: Power Up The Green Geniuses Empowering Kids to Change the World” Erasmus+ projesi kapsamında; Romanya, Portekiz, Avusturya, İspanya ve Çekya’dan gelen yaklaşık 25 kişilik heyet Nilüfer Belediyesi’ni ziyaret etti. YÜZDE 40 EMİSYON AZALTIM HEDEFİ Alaaddinbey Ek Hizmet Binası’nda gerçekleştirilen ve Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Zerrin Güleş’in de katıldığı toplantıda, 2014 yılından bu yana süregelen enerji uygulamaları paylaşıldı. Uluslararası bir platform olan Başkanlar Sözleşmesi’ne de taraf olan Nilüfer Belediyesi, iklim değişikliğiyle mücadeledeki kararlılığını yapılan sunumda paylaştı. Daha önce yüzde 20 olan karbon emisyonu azaltım taahhüdünün yüzde 40’a çıkarıldığı vurgulanırken, Nilüfer ilçesinde kişi başı yıllık emisyon miktarının 3.3 ton karbon olarak ölçüldüğü bilgisi paylaşıldı. GÜNEŞTEN GELEN ENERJİDE HEDEF: 2.28 MW Yenilenebilir enerji yatırımları hakkında da bilgi verilen sunumda, enerji tesis kapasitesinin 2024’te 1.45 MW seviyesine ulaştığı ve bu tesislerden üretilen elektrik enerjisinin 2025 yılında 2.28 MW olduğu ifade edildi. Hem farkındalık yaratmak amacıyla mahalle aralarındaki binaların çatılarında hem de ana hizmet binalarının tüketimini karşılamak adına arazi tipi kurulan Güneş Enerji Santralleri (GES) katılımcıların büyük ilgisini çekti. Yapılan sunumun ardından öğrenciler ve öğretmenler, Nilüfer Belediyesi’nin sürdürülebilirlik uygulamalarını yerinde görmek amacıyla Güngören’de bulunan GES tesisini ziyaret etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.