Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yeşil Hidrojen

Kapsül Haber Ajansı - Yeşil Hidrojen haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yeşil Hidrojen haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AGORA INDUSTRY: Ulusal ETS ve SKDM Yılda 1.5 Milyar Euro Kaynak Yaratabilir! Haber

AGORA INDUSTRY: Ulusal ETS ve SKDM Yılda 1.5 Milyar Euro Kaynak Yaratabilir!

Sanayinin iklim nötr bir yapıya geçişi için stratejiler geliştiren düşünce kuruluşu Agora Industry’nin İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) ve Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) desteği ile hazırladığı ‘Türkiye Çelik Sektörü: 2053 Net Sıfır Emisyon Yol Haritası’ raporu, İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında açıklandı. Toplantı, Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dalbeler ve SEFiA Direktörü Bengisu Özenç’in açılış konuşmalarıyla başladı. Ardından, Agora Industry Küresel Çelik Dönüşümü Programı Koordinatörü Ysanne Choksey ve Agora Industry Tekno-Ekonomik Analisti Emir Çolak, raporu tanıttı. ULUSAL ETS ve SKDM KARBONSUZLAŞMANIN ÖNÜNÜ AÇABİLİR Raporda, Türkiye’nin çelik sektörünü düşük emisyonlu üretime dönüştürmesi için önümüzdeki 20 yıl boyunca her yıl yaklaşık 1,5 milyar euro yatırım yapması gerektiği öngörülüyor. Türkiye’nin kendi Emisyon Ticaret Sistemi (Ulusal ETS) ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nı (Ulusal SKDM) uygulamasıyla yıllık 0,5-1,5 milyar euroluk gelir elde edilebilir ve sektörün karbonsuzlaşmasında, yeşil çeliğe geçişte kullanılabilir. Söz konusu rakam, 20 yıl boyunca yılda 1,5 milyar euroluk yatırımın önemli bir bölümünü karşılayabilir. Türkiye, karbon gelirlerini sıfıra yakın emisyonlu teknolojilere yatırarak ve yerli hurda kullanımını artırarak hem yeni işler yaratabilir hem de küresel çelik pazarındaki yerini güçlendirebilir. Karbon fiyatının düşük kalması durumunda ise halihazırda dünyanın yedinci büyük çelik üreticisi olan Türkiye’nin ithalata bağımlılığı artabilir. Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde yayımlanan çalışma; Türkiye’nin, sıfıra yakın emisyonlu demir talebini yurt içi üretim ve ithalat arasında dengeli biçimde karşılaması gerektiğine dikkat çekiyor. Cevherden düşük emisyonlu çelik üretim kapasitesinin artırılması, katma değerin Türkiye’de kalmasına ve tedarik risklerinin azalmasına yardımcı olabilir. Böylece Türkiye, bugün ithal ettiği yüksek kaliteli yassı çeliğin daha fazlasını da üretebilir. Belirli alanlarda yapılacak düşük emisyonlu çelik ithalatı ise üretilebilecek çelik ürünlerinin çeşitliliğini artırabilir. Agora Industry Küresel Çelik Dönüşümü Programı Koordinatörü Ysanne Choksey, şunları söyledi: “Türkiye, temiz çelik üretiminde öncü olmak için; zengin yenilenebilir enerji kaynakları, elektrikle çelik üretiminde kapsamlı deneyim, Avrupa, Orta Doğu, Asya ile güçlü ticari ilişkiler gibi en önemli gerekliliklere sahip. Erken yatırım yapanlar, istihdam ve rekabet gücü açısından avantaj elde edecek. Antalya’da düzenlenecek COP31, gerekli mesajları vermek ve bu alanda sonraki adımları atmak için ideal bir fırsat sunuyor.” KARBON FİYATI, DÖNÜŞÜMÜN İTİCİ GÜCÜ Çalışmada, 2050 yılına uzanan üç senaryo incelendi. Mevcut politikaların devam ettiği ilk senaryoda, kömüre dayalı üretim ağırlığını koruyor. Kademeli ve hızlandırılmış dönüşüm senaryoları ise sıfıra yakın emisyonlu teknolojilere yönelik yatırımların ve politika desteğinin artmasını öngörüyor. Rapora göre karbondioksitin ton fiyatı yaklaşık 100 euroya ulaştığında, Türkiye’de doğal gaz kullanılarak cevherden üretilen demirden elde edilen çeliğin maliyeti kömür bazlı çelikle eşitleniyor. Yeşil hidrojen bazlı çelik için bu eşik ton başına yaklaşık 140 euro. Türkiye’deki karbon fiyatı, sanayi ve elektrik üretimini kapsayan Avrupa Birliği’nin (AB) ETS’sini takip ederse bu seviyeye 2030’lu yılların sonunda ulaşılabilir. Bu fiyat düzeyi, şirketleri Türkiye’de sıfıra yakın emisyonlu demir üretimine yatırım yapmaya teşvik edebilir. Erken yatırım yapan şirketler, düşük emisyonlu çeliğe yönelik büyüyen talepten pay alabilir ve uzun vadeli tedarik sözleşmeleri yapabilir. Ayrıca ihracatlarını AB’nin sınırda karbon düzenlemesinin etkilerinden koruyabilir. Yeşil çelik kullanımından kaynaklanan ilave maliyetin nihai kullanıcıya etkisinin de sınırlı olacağı öngörülüyor. Yeşil çelik kullanılan bir elektrikli otomobilin fiyatının yaklaşık 270 euro (yüzde 0,9), çamaşır makinesinin fiyatının 8 euro (yüzde 1,3), ev tipi bir klimanın fiyatının ise 9 euro (yüzde 0,8) artabileceği hesaplandı. Nihai ürün fiyatlarındaki bu sınırlı etki, zorunlu yeşil kamu alımları, asgari kullanım kotaları ve uzun vadeli alım anlaşmaları yoluyla düşük emisyonlu çelik talebini teşvik edebilir. HURDA ÇELİK İTHALATI ZORLAŞIYOR Karbon fiyatının düşük kalması, Türkiye’de yaratılabilecek ekonomik değerin önemli bir bölümünün yurt dışına kaymasına yol açabilir. Kademeli senaryoda karbon fiyatı, 2030’lu yılların başına kadar karbondioksit ton başına 50 euroyu aşmıyor. Bu noktadan sonra Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan ithal edilen doğal gaz bazlı demir, Türkiye’de kömür kullanılarak üretilen demirden daha ucuz hale geliyor. Yerli doğal gaz ve yeşil hidrojen bazlı demir üretimi ise ancak 100 ve 140 euro düzeyinde başa baş noktasına ulaşıyor. Hedefli politika desteği olmadan Türkiye’nin ithal demire bağımlılık riski artıyor. Bu senaryoda kömürden yine kademeli olarak çıkılıyor, ancak üretimde ortaya çıkan açık büyük ölçüde ithalatla karşılanıyor. Kısa vadede daha ucuz olan bu yol, Türkiye’nin ithalata bağımlılığını artırıyor. Ayrıca hızlandırılmış dönüşümün sağlayabileceği katma değer ve istihdamın önemli bir bölümü yurt dışında kalıyor. Dünyanın en büyük hurda ithalatçısı Türkiye için hurda giderek kıtlaşıyor ve pahalılaşıyor. AB başta olmak üzere, 50’ye yakın ülke hurda ihracatını kısıtlıyor. Bu durumda ham madde güvenliği için yurt içi hurda toplamanın 2050'ye kadar 10 milyon tondan 26 milyon tona çıkarılması ve ithal düşük emisyonlu demirle desteklenmesi gerekebilir. Rapor, güneş ve rüzgar enerjisi, elektrolizör üretimi ve yeşil hidrojen bazlı demir üretimini kapsayan değer zincirlerinde yaklaşık 29 bin kişiye yeni iş imkanı doğacağı belirtiliyor. HIZLI DÖNÜŞÜM SENARYOSU, EMİSYONLARDA EN FAZLA DÜŞÜŞÜ SAĞLIYOR Çelik sektörü, Türkiye’nin sanayi kaynaklı emisyonlarının yaklaşık yüzde 40’ından sorumlu. Bu nedenle sektörün dönüşümü, Türkiye’nin 2053 iklim nötr hedefi açısından büyük önem taşıyor. Erken yatırım ve güçlü politika desteğine dayanan hızlandırılmış karbonsuzlaşma senaryosunda, sektörün emisyonları 2050’ye kadar 2025 düzeyine göre yüzde 92 azalabiliyor. Bu, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefine ulaşan tek senaryo. Rapora göre kalan emisyonların azaltılması için de kullanılabilecek yöntemler var. Bunlar arasında elektrik ark ocaklarında biyokömür kullanımı ve şebekeden veya elektrik satın alma anlaşmaları yoluyla tamamen yenilenebilir elektrik temin edilmesi bulunuyor. Geriye kalan emisyonlar için ise karbon yakalama ve depolamayla birlikte kullanılan biyoenerji veya doğrudan havadan karbon yakalama gibi yüksek kaliteli karbon giderme yöntemlerinden yararlanılabilir. 1,5 MİLYAR EURO TÜRKİYE’DE KALABİLİR Türkiye’de uygulanacak etkin bir ETS ve ithal ürünler için devreye alınacak SKDM benzeri bir karbon fiyatlama mekanizmasının etkili bir dönüşüm politikasının temelini oluşturabileceğine dikkat çekilen raporda, böylece karbon gelirlerinin Türkiye’de kalabileceğine dikkat çekiliyor. Çalışmaya göre Türkiye’deki karbon fiyatının AB’deki ETS fiyatıyla eşit olması durumunda, çelik ihracatına ilişkin yılda yaklaşık 1,5 milyar euroluk karbon geliri AB yerine Türkiye’de değerlendirilebilir. Kaynak, çelik sektörünün dönüşümünü desteklemek üzere kurulacak bir yeşil çelik fonuna aktarılarak sektörün karbonsuzlaşmasına yönelik önlemlerin finansmanında kullanılabilir. Hızlandırılmış senaryoya göre 20 yıl boyunca yılda 1,5 milyar euroluk yatırıma katkı sağlayabilir. Karbon fark sözleşmeleri ve uygun koşullu finansman da yatırım risklerini ve sermaye maliyetlerini düşürerek karbon fiyatlandırmasını destekleyebilir. Yeşil kamu alımları, kotalar ve uzun vadeli satın alma anlaşmaları ise sıfıra yakın emisyonlu çelik için düzenli talep oluşturabilir. “TÜRKİYE TEMİZ ÇELİKTE ÖNCÜ OLABİLİR” Toplantıda sektör uzmanlarının katılımıyla bir panel düzenlendi. Kıdemli sanayi uzmanı Muammer Bilgiç’in moderatörlüğünü üstlendiği panelde Türkiye Çelik Dönüşümü Ağı Koordinatörü Dursun Baş, SEFiA Direktörü Bengisu Özenç, Türkiye Çelik Üreticileri Derneği Teknik İşler Direktörü Hasan Akbulut ve Borçelik Yönetim Sistemleri Direktörü Serkan Ürkmez, sektördeki gelişmeleri değerlendirdi. Türkiye Çelik Dönüşüm Ağı (ÇEDA) Koordinatörü Dursun Baş, şunları söyledi: “Güçlü bir karbon fiyatı, düşük emisyonlu çelik üretiminin ekonomik olarak karşılık bulacağına dair net bir mesaj verir ve daha temiz üretim yapan üreticileri da ödüllendirir. Türkiye’nin şu anda pilot aşamada olan emisyon ticaret sisteminin de bu yönde tasarımının iyileştirilmesi gerekiyor. Türkiye’nin çelik ihracatındaki en büyük pazarı olan AB ile ticaret kuralları da aynı derecede belirleyici olacak. Bu kapsamda, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ile Türkiye arasındaki serbest ticaret anlaşmasının güncellenmesi önem taşıyor. Elektrik ark ocaklarıyla çelik üretimindeki güçlü birikimi sayesinde Türkiye, dönüşüm fırsatını değerlendirmek için iyi bir konumda. Böylece temiz çelikte öncü ülkelerden biri olabilir ve fosil yakıt teknolojilerine bağımlı kalmaktan kaçınabilir.” SEFiA Direktörü Bengisu Özenç ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Karbon fiyatlandırması, Türkiye’nin önemli ihracat pazarlarının birçoğunda zaten uygulanıyor. Önümüzdeki dönemde daha fazla pazarın bu uygulamaya geçmesi bekleniyor. Bu pazarlardaki fiyatlarla uyumlu, etkin bir ulusal karbon fiyatı, yatırım planlaması açısından önemli bir sinyaldir. Temiz demir-çelik üretiminin ekonomik karşılık bulacağını gösterir ve erken harekete geçenleri ödüllendirir. Önümüzdeki yıllarda yapılacak yatırımların, Türkiye’nin çelik üretimini on yıllar boyunca şekillendireceğini göz önünde bulundurmak gerekir. Bugün harekete geçmek, ülkenin düşük emisyonlu çelik için büyüyen pazardan pay almasını ve fosil yakıt teknolojilerine bağımlığını kırmasını sağlayabilir.” Etkinliğin kapanış konuşmasını ise İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Programı Koordinatörü Ümit Şahin yaptı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

- Türkiye’nin Temiz Enerji Vizyonu İstanbul’da Masaya Yatırıldı Haber

- Türkiye’nin Temiz Enerji Vizyonu İstanbul’da Masaya Yatırıldı

YEO Teknoloji’nin ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilen 16’ncı Dii Desert Energy Zirvesi, enerji sektörünün önde gelen yöneticilerini, yatırımcılarını ve uluslararası kuruluşların temsilcilerini bir araya getirdi. Zirvede enerji güvenliği, yenilenebilir enerji yatırımları, şebeke altyapısı, batarya depolama, yeşil hidrojen ve bölgeler arası enerji bağlantıları masaya yatırıldı. Dii Desert Energy Başkanı Paul van Son, Dii Desert Energy CEO’su Cornelius Matthes, YEO Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Tolunay Yıldız ile Dii Desert Energy Araştırma Direktörü Chiara Aruffo’nun da aralarında bulunduğu konuşmacılar, Türkiye’nin Avrupa, Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika arasında bir temiz enerji merkezi olma potansiyeline dikkat çekti. Zirvede yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin coğrafi konumunun kalıcı ekonomik değere dönüşmesi için yenilenebilir enerji kapasitesinin güçlü şebekeler, enerji depolama sistemleri, teknoloji yatırımları ve sınır ötesi bağlantılarla desteklenmesi gerektiği vurgulandı. Türkiye daha büyük rol üstlenebilir Dii Desert Energy CEO’su Cornelius Matthes, Türkiye’nin Avrupa’nın enerji güvenliği açısından önemli bir ortak olduğunu belirtti. Orta Asya, Hazar Denizi ve Azerbaycan üzerinden geliştirilebilecek bağlantılar ile Doğu Akdeniz’deki hidrojen altyapısı girişimlerine dikkat çeken Matthes, elektrik, hidrojen ve enerji depolama çözümlerinin birlikte ele alınması gerektiğini ifade etti. Türkiye ile Avrupa arasındaki iş birliğinin enerji üretimiyle sınırlı olmadığını belirten Matthes, Türkiye’deki üretim tesislerinin Avrupa’nın rüzgâr enerjisi sektörüne sağladığı katkıya işaret etti. Batarya sistemleri ve enerji dönüşümünün diğer kritik bileşenlerinde geliştirilecek üretim kapasitesinin bu ilişkiyi daha da güçlendirebileceğini söyledi. Dii Desert Energy Başkanı Paul van Son’un kıtalar ve enerji sistemleri arasındaki bağlantılara odaklanan değerlendirmeleri de temiz enerji dönüşümünde uluslararası iş birliğinin önemini ortaya koydu. Güvenli ve uygun maliyetli enerjiye erişim ile bölgeler arasında daha güçlü bağlantılar kurulması, zirvenin ortak gündem başlıkları arasında yer aldı. Enerji güvenliği ulusal güvenliğin parçası hâline geldi YEO Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Tolunay Yıldız, enerji dönüşümünün sanayinin rekabet gücü ve hanelerin enerjiye erişimiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Enerji güvenliği artık bir ulusal güvenlik meselesi. Güvenli, temiz ve uygun maliyetli enerjiye ihtiyacımız var” dedi. Yerel temiz enerji üretiminin ithal yakıtlara bağımlılığı azaltabileceğini belirten Yıldız, komşu ülkelerle kurulacak güçlü bağlantıların arzın baskı altında kaldığı dönemlerde daha fazla seçenek sunacağını söyledi. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakları, güçlü sanayi altyapısı ve ticaret deneyimiyle bu dönüşümde önemli bir fırsata sahip olduğunu ifade etti. Yıldız, Türkiye’nin temiz enerji üretiminden ekipman imalatına ve mühendislik hizmetlerine kadar değer zincirinin tamamında rol üstlenebileceğini belirtti. Yeşil hidrojende merkez olma potansiyelinin hayata geçirilmesi için altyapının, standartların ve uzun vadeli alım anlaşmalarının geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Depolama yatırımları dönüşümün hızını belirleyecek Zirvede öne çıkan ortak başlıklardan biri, yenilenebilir enerji kapasitesindeki büyümenin güçlü bir şebeke altyapısıyla desteklenmesi oldu. Birçok pazarda enerji projelerinin şebeke bağlantı kapasitesi beklediğini belirten Yıldız, daha güçlü şebekelere, daha hızlı bağlantı süreçlerine ve akıllı dijital kontrol sistemlerine yatırım yapılması gerektiğini söyledi. Fabrikalara ve yerleşimlere yakın temiz enerji üretiminin batarya depolama sistemleriyle birleştirilmesinin önemine değinen Yıldız, bu yapıların ana şebekeye bağlanarak akıllı biçimde yönetilmesinin bütün sistemin güvenilirliğini artırabileceğini belirtti. Batarya depolamanın yenilenebilir elektriğin ihtiyaç duyulan zamanda kullanılmasını sağladığını ve şebekeye esneklik kazandırdığını ifade etti. Dii Desert Energy Araştırma Direktörü Chiara Aruffo da zirvede tanıtılan “Türkiye 2035 120+ GW Güneş ve Rüzgâr Geleceğine Yönelik Stratejik Yol Haritası” çalışmasının sonuçlarını paylaştı. Türkiye’nin 2035 yılı için belirlediği toplam 120 GW güneş ve rüzgâr kurulu güç hedefini değerlendiren Aruffo, depolamalı üretim, hibrit projeler ve öz tüketim yatırımlarıyla temel senaryonun üzerinde yaklaşık 50 GW ilave kapasite potansiyeli bulunduğunu aktardı. Bu potansiyelin gerçekleşme hızında şebeke yatırımlarının belirleyici olacağını vurguladı. Üretimden teknolojiye bütünleşik enerji yaklaşımı Tolunay Yıldız, YEO’nun temiz enerji üretimi, batarya sistemleri, dijital kontrol çözümleri, şebekeler ve trafo merkezlerini tek bir enerji ekosisteminin parçaları olarak ele aldığını belirtti. Avrupa ve Afrika’dan Orta Asya’ya uzanan 40 ülkedeki projelerde bu yetkinlikleri bir araya getirdiklerini ifade eden Yıldız, aynı uzmanlığın gelecekteki yeşil hidrojen projelerinin ihtiyaç duyacağı elektrik altyapısına da katkı sağlayabileceğini söyledi. Enerji dönüşümünün hedeflerle sınırlı kalmaması ve uygulanabilir projelere dönüşmesi gerektiğini vurgulayan Yıldız, İstanbul’daki zirveyi ortak hedeflerin somut adımlara dönüştürülmesi açısından önemli bir buluşma olarak değerlendirdi. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapacak olmasının enerji dönüşümündeki rolünü güçlendirmek için önemli bir fırsat sunduğunu belirten Yıldız, İstanbul’da kurulan iş birliklerinin yeni projelerle sürdürülmesi çağrısında bulundu. REAP Battery fabrikasında buluştular Üç günlük zirve programı, katılımcıların YEO Teknoloji’nin Tuzla’daki REAP Battery fabrikasını ziyaret etmesiyle tamamlandı. Küresel enerji sektörünün temsilcileri, yıllık 5 GWh üretim kapasitesine sahip tesiste batarya enerji depolama sistemlerinin üretim süreçlerini, batarya yönetim sistemlerini, yazılım çözümlerini ve yerel mühendislik çalışmalarını yerinde inceledi. Fabrika ziyaretinde enerji depolamanın birkaç yıl öncesine kadar yenilenebilir enerji projelerini destekleyen ek bir çözüm olarak görüldüğü, bugün ise enerji sisteminin temel bileşenlerinden biri hâline geldiği vurgulandı. Batarya sistemlerinin arz ve talebi dengelemesi, şebeke kararlılığını desteklemesi ve yenilenebilir elektriğin ihtiyaç duyulan zamanda kullanılmasını sağlaması ele alındı. REAP Battery fabrikası, zirve boyunca tartışılan temiz enerji, depolama, şebeke ve dijital kontrol başlıklarının üretime ve teknolojiye dönüştüğü somut örneklerden biri olarak değerlendirildi. Katılımcılar, enerji dönüşümünün gerçek projeler, güvenilir teknoloji, nitelikli insan kaynağı ve uluslararası iş birlikleriyle ilerleyeceği mesajıyla İstanbul’dan ayrıldı. YEO Teknoloji’nin ev sahipliğinde başarıyla tamamlanan 16’ncı Dii Desert Energy Zirvesi, Türkiye’nin temiz enerji kaynaklarını sanayi, teknoloji ve mühendislik gücüyle birleştirmesi hâlinde Avrupa’nın enerji güvenliğinde daha büyük bir rol üstlenebileceğini ortaya koydu. Zirvede, bu rolün gelişmesi için üretim yatırımlarıyla birlikte şebeke kapasitesinin, enerji depolama altyapısının ve sınır ötesi bağlantıların güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Dii Desert Energy Liderlik Zirvesi hakkında 2010 yılından bu yana düzenlenen Dii Desert Energy Liderlik Zirveleri, MENA çöllerinden yerel pazarlara ve ihracata yönelik iklim nötr, düşük maliyetli ve güvenli enerji sağlanmasının önünü açıyor. Her yıl düzenlenen zirve; emisyonsuz enerji değer zinciri boyunca faaliyet gösteren sektör liderlerini, projeleri hayata geçiren geliştiricileri, enerji şirketlerini ve yatırımcıları bir araya getiriyor. Bu yönüyle Dii Zirvesi, sıfır emisyonlu enerji pazarlarının oluşturulmasını başlatma ortak hedefi etrafında şekillenen, sektördeki benzersiz üst düzey buluşmalardan biri olarak öne çıkıyor. Dii Desert Energy hakkında Dii Desert Energy, Dubai merkezli faaliyet gösteren bağımsız ve uluslararası bir düşünce kuruluşu ve sektör ağıdır. MENA bölgesindeki güçlü varlığıyla insanları, ülkeleri ve temiz enerji pazarlarını küresel ölçekte birbirine bağlayan Dii Desert Energy; çöllerden güvenli, uygun maliyetli, net sıfır veya negatif emisyonlu enerji sağlanmasının önünü açmayı amaçlıyor. Dii Desert Energy’nin 35 ülkeden 100’ün üzerinde şirket ve kuruluşu buluşturan platformu; üst düzey yöneticileri, kamu karar vericilerini, Ar-Ge kuruluşlarını ve akademik kurumları harekete geçiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çelik Sektörünün Dönüşüm İçin Yıllık Yatırım İhtiyacı 1 İla 2 Milyar Dolar Haber

Çelik Sektörünün Dönüşüm İçin Yıllık Yatırım İhtiyacı 1 İla 2 Milyar Dolar

Türkiye, 40’ın üzerinde tesiste gerçekleştirdiği yaklaşık 40 milyon tonluk yıllık ham çelik üretimiyle dünyanın önde gelen çelik üreticileri arasında yer alıyor. Bu üretimin yaklaşık 10-12 milyon tonu kok kömürü kullanarak demir cevherinden üretim yapan entegre tesislerde, 25-30 milyon tonu ise hurdadan üretim yapan elektrik ark ocaklı tesislerde gerçekleştiriliyor. Ancak sektör fosil yakıtların ve girdilerin yoğun kullanımı nedeniyle büyük miktarlarda sera gazı emisyonuna da neden oluyor. Halihazırda, Türkiye’de çelik sektörü yılda yaklaşık 40 milyon ton sera gazı emisyonu üretiyor ve bunun yüzde 60-65’i cevherden üretim yapan entegre tesislerden kaynaklanıyor. İstanbul Politikalar Merkezi (İPM)’nin dört yıldır yürüttüğü ‘Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması’ projesi, Türkiye’de çelik sektörünün karbonsuzlaşmasının özellikle son üç yılda üretici girişimleri ve destekleyici kamu politikaları sayesinde önemli bir ivme kazandığını ortaya koyuyor. Devam eden çalışmanın bulguları, mevcut teknolojilerle önemli ölçüde emisyon azaltımının mümkün olduğunu gösteriyor. İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dursun Baş, 2025 itibarıyla Türkiye’nin önde gelen 10 çelik üreticisinin 2030 ve/veya 2053 yıllarına yönelik sera gazı emisyonu azaltım hedeflerini ve yol haritalarını açıkladığını, bu sürecin kamu politikalarıyla da desteklendiğini söyledi. Baş, “Ancak çelik tedarik zincirinin tamamını kapsayan bir dönüşüm henüz istenilen düzeye ulaşmadı. Kamu alımları, yeşil ürün standartları, gömülü karbon emisyon içeriği ve ‘öncü pazarlar’ gibi talep yönlü politika araçları sektörün gündemine giremedi. Bu konularda çözüm üretilmeden ilerleme sağlanması mümkün değil” diye konuştu. Baş ayrıca, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının 2023 yılında yayınladığı ‘Türkiye Çelik Sektörü için Düşük Karbonlu Yol Haritası’ raporu ile sektörün karbonsuzlaşma maliyetinin ortaya konmaya çalışıldığını, ancak bu çalışmanın güncellenmesi gerektiğini ifade etti. SEKTÖRÜN EMİSYON AZALTIM POTANSİYELİ YÜKSEK Türkiye’nin yaklaşık 50 milyon ton ham çelik üretim kapasitesine sahip olduğunu ifade eden Baş, 2030’a kadar enerji, malzeme verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarının, 2030 sonrasında ise yeşil hidrojen teknolojilerinin sektördeki dönüşümün temelini oluşturacağını söyledi. Baş, “Türkiye’nin 2030 yılına kadar mevcut teknolojilerle yüzde 30’lara varan mutlak azaltım yapması mümkün. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının çelik sektörü yol haritasına göre 2053 net sıfır hedefi için sektörün yıllık yatırım maliyeti 1 ila 2 milyar dolar arasında. Raporda, yeşil hidrojene ek olarak 2040 sonrasında karbon yakalama ve depolama teknolojilerinin kullanılacağı öngörülüyor” dedi. Çelik sektörü için öngörülen dönüşüm maliyeti, Türkiye genelindeki yeşil dönüşüm ihtiyacının da bir parçasını oluşturuyor. Dünya Bankası’nın ‘Türkiye - Ülke İklim ve Kalkınma Raporu’na göre Türkiye’nin tüm sektörlerde net sıfır hedefine erişmesi için 20 yıl içinde 165 milyar dolar yatırım yapılması gerekiyor. Bu maliyetin yarısının da özel sektör tarafından üstlenilmesi bekleniyor. Yatırımlarda sanayi sektöründeki dönüşüm için proseslerin değişmesi, elektrik üretiminde ve şebekede yapılacak dönüşümler ilk sırada yer alıyor. KARBONSUZLAŞMA ÜRETİCİLERLE SINIRLI DEĞİL Baş, çelik sektörünün karbonsuzlaşmasının, yalnızca ham çelik üreticilerinin gerçekleştirebileceği bir süreç olmadığını, çok paydaşlı bir yaklaşımla ilerleme sağlanabileceğini ifade etti ve şunları söyledi: “Hammadde tedarikçileri, enerji üreticileri, elektrik sağlayıcıları, kamu kurumları ve çeliği kullanan otomotiv, beyaz eşya ve inşaat gibi sektörler de dönüşümün aktif paydaşı olmalı. Üretici odaklı dar bakış açısı, sektörün dönüşüm kapasitesini sınırlandırıyor. Örneğin elektrik üretimi hedefleri sanayi ve ticaret politikalarıyla eşgüdümlü planlanmalı. Çünkü ark ocaklı tesislerde elektrik tüketiminden kaynaklanan dolaylı emisyonlar, elektrik üretimindeki kömür ve doğal gaz santrallerinin payıyla doğrudan bağlantılı. Elektrik şebekesinin karbon yoğunluğu yüksek kaldıkça, ihraç edilen çeliğin gömülü emisyonu da yüksek kalıyor. Bu da AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi uygulamalar karşısında üreticilerin rekabet gücünü zayıflatan, yeterince konuşulmayan bir risk oluşturuyor.” KİRLİ SANAYİ ALGISI DEĞİŞEBİLİR Çalışma kapsamında yayınlanan “Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması Politika ve Aktör Analizi” raporunda ise çelik sektörünün uzun yıllardır ‘kirli’ sanayi ve zor çalışma koşullarıyla özdeşleşen imajının hem kamuoyundaki algıyı olumsuz etkilediği hem de sektöre işgücü çekilmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor. Düşük karbonlu üretim uygulamaları, bu algının değişmesine katkı sağlayabilir. Baş, çalışanların dönüşüm sürecinin merkezinde yer alması gerektiğini belirterek, yetkinlikleri geliştirecek ve çalışma koşullarını iyileştirecek destek programlarının hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyor. İPM’nin ‘Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması’ projesi kapsamındaki 10 politika önerisi ise şöyle: Çelik sektöründe ulusal yeniden yapılandırma ve modernizasyon planı hazırlanmalı.Çelik sektöründe dönüşüm için çok aktörlü ve tedarik zinciri odaklı bir sorumluluk yapısı geliştirilmeli.Kamu kesiminde iklim politikası mimarisi ve kurumsal görev tanımları gözden geçirilmeli.Sanayi Karbonsuzlaşma Politikası ve Yol Haritası oluşturulmalı, sanayi sektörünün karbon bütçesi tanımlanmalı.Kirletici endüstriyel emisyonların yönetimi için entegre çevre izin ve bilgi sistemi kurulmalı.Sanayide karbonsuzlaşmayı yönlendirecek çok paydaşlı bir platform kurulmalı.Düşük karbonlu çeliğe yönelik ulusal tanım, ölçütler ve standardizasyon sistemi oluşturulmalı.Elektrik üretimi sera gazı emisyon faktörü değeri (kgCO2e/kWh) için azaltım hedefi tanımlanmalı ve enerji dönüşümü ile sanayi iklim hedefleri uyumlu hale getirilmeli.Hurda yönetiminde çalışan sağlığı, çevre yönetimi, kalite, izlenebilirlik ve arz güvenliğini güçlendirmek üzere kapsamlı bir dönüşüm programı geliştirilmeliHam çelik üreticileri için sera gazı emisyonu azaltım hedefi zorunluluğu getirilmeli, ortak hesaplama metodolojisi tanımlanmalı ve kamunun erişimine açık sera gazı emisyonu bilgi sistemi kurulmalı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tüpraş Ventures’tan Enerji Dönüşüm Teknolojilerine Yeni Yatırımlar Haber

Tüpraş Ventures’tan Enerji Dönüşüm Teknolojilerine Yeni Yatırımlar

Tüpraş, Stratejik Dönüşüm Planı kapsamında 2050 yılında karbon nötr lider enerji şirketi olma hedefini destekleyecek yeni yatırımlar yaptı. Tüpraş’ın girişim sermayesi iştiraki Tüpraş Ventures, geçtiğimiz 6 ayda stratejik dönüşüm yol haritasıyla uyumlu 3 girişimi daha portföyüne kattı. Tüpraş Ventures’ın yatırım yaptığı ABD Teksas merkezli Syzygy Plasmonics geliştirdiği yenilikçi reaktör teknolojisiyle biyogaz gibi yenilebilir kaynaklardan sürdürülebilir havacılık yakıtı (SAF) üretimine imkân sağlıyor. Farklı hammaddelerle üretim esnekliği sunan teknoloji, SAF üretim maliyetlerinin düşürülmesinde etkin bir çözüm sunuyor. ABD Massachusetts merkezli Via Separations ise, sıvı ayırma teknolojisi sayesinde üretim süreçlerinde enerji tüketiminin düşürülmesine ve operasyonların daha verimli hale gelmesine katkı sağlıyor. Via Separations, kâğıt-selüloz sektöründe başarıyla uygulanan bu teknolojiyi rafinaj ve kimya sektörlerinde de yaygınlaştırmayı hedefliyor. Tüpraş Ventures’ın portföyüne eklediği Norveç merkezli Aqualung Carbon Capture da gaz fazındaki bileşenleri seçici olarak ayıran membran bazlı teknolojiyle karbon emisyonlarını kaynağında, düşük maliyetli ve kompakt sistemlerle yakalıyor. Bu teknoloji, karbon tutma alanında benzer çözümlere kıyasla maliyet avantajı sunarak düşük karbon çözümlerine geçişi destekliyor. Tüpraş’ın 2022 yılında faaliyete geçen girişim sermayesi şirketi Tüpraş Ventures, farklı coğrafyalarda yaptığı yatırımlarla yeni teknolojilere hızlı erişim imkânı sağlayarak şirketin Stratejik Dönüşüm hedeflerini destekliyor. Bugüne dek, sürdürülebilir rafinajdan karbon yakalama teknolojilerine, enerji depolamadan sürdürülebilir havacılık yakıtı üretimine kadar geniş dönüşüm alanını kapsayan bir portföyü bulunuyor. Tüpraş Ventures; başta ABD, Kanada, Avrupa ve Türkiye’den doğrudan 7 ve fonlar üzerinden 51 olmak üzere toplam 58 start-up’a yatırım yaptı. Tüpraş Ventures’ın doğrudan yatırımları arasında Kaliforniya merkezli yeşil hidrojen elektrolizör geliştiricisi Verdagy, Vancouver merkezli hidrojen ve yakıt hücresi uygulamalarına yönelik membran ve polimer çözümleri sunan Ionomr, Ankara merkezli robotik teknolojiler firması AISField ve Massachusetts merkezli termal enerji depolama çözümleri geliştiren Electrified Thermal Solutions yer alıyor. Tüpraş Ventures; doğrudan girişim yatırımlarının yanı sıra, İsviçre merkezli endüstriyel inovasyon fonu Emerald Technology Ventures ve Kuzey Amerika merkezli enerji dönüşümü teknolojilerine odaklı fon yatırımları aracılığıyla da küresel yatırım fırsatlarına erişim sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sungrow, Yeni Nesil Enerji Teknolojilerini Global Yenilenebilir Enerji Zirvesi’nde Tanıttı Haber

Sungrow, Yeni Nesil Enerji Teknolojilerini Global Yenilenebilir Enerji Zirvesi’nde Tanıttı

PV invertör ve enerji depolama sistemleri (ESS) alanında dünyanın önde gelen temiz enerji çözümleri sağlayıcılarından Sungrow, giderek karmaşıklaşan enerji sistemlerine yönelik geliştirdiği şebeke oluşturma (grid-forming) ve senaryo odaklı yeni teknolojilerini tanıttı. Sungrow’un Çin’in Hefei kentindeki genel merkezinde düzenlenen üçüncü Global Yenilenebilir Enerji Zirvesi (GRES) kapsamında tanıtılan çözümler; büyük ölçekli PV-ESS entegrasyonu, yapay zekâ veri merkezleri, yeşil hidrojen, elektrikli araç şarj altyapısı ve mikro şebekeler gibi geniş bir uygulama alanını kapsıyor. Gelişmiş enerji çözümlerinin; düşük maliyetli üretim için çoklu enerji entegrasyonuna, güç stabilitesi için sistematik şebeke oluşturma teknolojilerine ve farklı ihtiyaçlara uyum sağlayan esnek tasarımlara dayanması gerektiğini belirten Sungrow Başkan Yardımcısı Jack Gu, “PV ve enerji depolamayı derinlemesine entegre ederek düşük maliyetli yeşil enerji sunuyoruz. Her bir ışını enerjiye, her bir enerjiyi değere dönüştürerek tüm enerji zinciri boyunca maksimum fayda yaratıyoruz” dedi. Zirve, 500’den fazla katılımcıyı bir araya getirirken; teknik raporlar ve saha uygulamalarına dayanan vaka analizleriyle desteklendi. GRES kapsamında Sungrow, 11 GWh’nin üzerinde yeni siparişi kapsayan stratejik proje anlaşmaları imzaladığını, bunun 2 GWh’den fazlasının Avrupa’da gerçekleştiğini duyurdu. Büyük Ölçekli Şebeke Oluşturma Çözümleri Zirvede PV, rüzgâr ve enerji depolama sistemlerini kapsayan şebeke oluşturma (grid-forming) çözümlerini tanıtan Sungrow, artan yenilenebilir enerji kapasitesiyle birlikte karmaşıklaşan sistemleri daha stabil ve verimli hale getiriyor. Etkinlikte TÜV tarafından doğrulanan ve büyük pazarlardaki şebeke gereksinimleriyle uyumlu 14 farklı senaryoyu kapsayan dünyanın ilk büyük ölçekli grid-forming ekstrem testi de sergilendi. Testler, kapsamlı bir enerji sisteminin yarım dakika içinde blackstart (sıfırdan devreye alma) kabiliyetine sahip olduğunu ortaya koydu. Şirket ayrıca şebeke oluşturma özelliklerine sahip 7.14 MW kapasiteli şebeke ölçekli enerji depolama sistemi PowerTitan 3.0’ı tanıttı. Sistem, 1 GWh’lik bir projenin 12 gün içinde devreye alınmasına imkân tanıyor. Tüm Senaryoları Kapsayan Enerji Uygulamaları Sungrow’un zirvede tanıttığı çözümler arasında yapay zekâ veri merkezleri (AIDC), yeşil hidrojen, PV-ESS-EV entegre elektrikli araç şarj ve madencilik mikro şebekeleri yer alıyor. Yapay zekâ veri merkezlerinin artan enerji ihtiyacına yanıt olarak şebekeden çipe (grid-to-chip) uzanan uçtan uca enerji yaklaşımını tanıtan Sungrow, veri merkezlerine özel geliştirilen, alan ihtiyacını azaltırken verimliliği artıran SST çözümü ile şebeke oluşturma yetkinliğine sahip ESS çözümlerini bu yıl pazara sunmayı planlıyor. Yeşil hidrojen tarafında rüzgâr ve güneş enerjisine dayalı şebekeden bağımsız üretim ve modüler anahtar teslim çözümlerini; elektrikli araç şarjında PV-ESS-EV entegre çözümünü; madencilikte ise farklı ölçeklere uyarlanabilen mikro şebeke çözümlerini tanıtarak farklı sektörlere yönelik kapsamlı portföyünü ortaya koydu. PowerMatrix: Yenilenebilir Enerji Çağı için Güç Sistemlerine Yeni Bir Yaklaşım Sungrow, zirvede PowerMatrix çözümü ve Matrix Inverter’ı da tanıttı. Bu teknoloji; PV, enerji depolama sistemleri ve yükleri tek bir yapı altında bir araya getirerek enerjinin gerçek zamanlı olarak yönlendirilmesini, dengelenmesini ve optimize edilmesini sağlıyor. Çok portlu yapı, entegre PV-depolama mimarisi, dağıtık kontrol ve yeniden yapılandırılabilir enerji akışları üzerine kurulu sistem, kaynak seviyesinde şebeke oluşturma yetkinliğiyle öne çıkıyor. Güçlü küresel varlığı ve inovasyondaki deneyimiyle Sungrow, PV invertör alanında dünyanın önde gelen üreticileri arasında yer alıyor. Şirket, 2025 yılında 143 GW invertör sevkiyatı ve 43 GWh enerji depolama teslimatı gerçekleştirdi. Sungrow, farklı ihtiyaçlara uyum sağlayan ve sahada kendini kanıtlamış çözümleriyle küresel enerji dönüşümünü hızlandırmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yenilenebilir Enerji'de Acwa ve Enerji Bakanlığı Arasında Dev Anlaşma Haber

Yenilenebilir Enerji'de Acwa ve Enerji Bakanlığı Arasında Dev Anlaşma

T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın katılımıyla gerçekleşen imza töreninde; Acwa Enerji Bakanlığı ile 5 GW kapasiteli yenilenebilir enerjiye yönelik Yatırım Anlaşmasına İlişkin Temel Şartları ve EÜAŞ ile Elektrik Alım Anlaşmasına İlişkin Temel Şartları imzaladı. Toplam 5 GW kapasiteli yenilenebilir enerji projeleri geliştirecek olan Acwa, 5 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım hacmiyle Türkiye’nin 2035 yılı için 120 GW’lık yenilenebilir enerji hedefine önemli bir katkı sunacak. Şirketin 2017 yılında devreye aldığı mevcut 927 MW’lık Kırıkkale Elektrik Üretim Santrali yatırımından sonra bu kapsamlı yenilenebilir enerji yatırım programı; rekabetçi ve sabit fiyatlı elektrik arzı sağlayarak enerji ithalatını azaltmayı ve Türkiye’nin net sıfır karbon vizyonuna katkı sağlaması hedefliyor. Dünyanın en büyük özel desalinasyon şirketi olmasının yanı sıra enerji dönüşümünde lider ve yeşil hidrojen alanında öncü enerji şirketi Acwa; toplam 5 GW’lık yenilenebilir enerji projeleri geliştirmek üzere Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Yatırım Anlaşması Temel Şartları’nı (IA Key Terms) imzaladı. Programın ilk aşaması Sivas ve Taşeli'de kurulacak toplam 2 GW’lık iki güneş enerjisi üretimin santrali ile başlayacak. Yatırım Anlaşması Temel Şartları’na göre Acwa her iki tesisin geliştirilmesinden, finansmanından, inşaatından, devreye alınmasından ve işletilmesinden sorumlu olacaktır. Santrallerde üretilecek elektrik enerjisinin satışı için Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) ile ayrı bir Enerji Alım Anlaşması Temel Şartları (PPA Key Terms) imzalandı. Acwa’nın yaklaşık 930 milyon ABD doları değerindeki 927 MW’lık Kırıkkale Elektrik Üretim Santrali’nden sonra Türkiye’deki ilk büyük yatırımı olacak bu program yıllık 1.8 milyon ton CO2 salımını engelleyecek. Çok Stratejik Bir Adım Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, yaklaşık iki hafta önce Riyad’da Suudi Arabistan Enerji Bakanı Abdülaziz bin Selman ile Yenilenebilir Enerji Santrali Projelerine İlişkin Hükümetler Arası Anlaşmayı imza altına aldıklarını anımsatarak “Yaptığımız bu anlaşma, her iki ülke için enerji alanında atılmış çok stratejik bir adımdır.” dedi. 2 bin megavatlık iki projenin yaklaşık 2 milyar dolarlık bir yatırım anlamına geldiğini kaydeden Bakan Bayraktar, “Sivas ve Taşeli GES projeleri ile toplam 2,1 milyon hanenin elektrik ihtiyacını karşılayacağız. Burada önemli bir diğer husus da yerlilik. Hem Sivas’ta hem Taşeli’nde yerlilik oranı en az yüzde 50 olacak. İnşallah bu projelerin temellerini bu yıl içerisinde atacağız. 2028 yılı başlarında da her iki santral, ticari işletmeye geçecek ve en kısa zamanda tam kapasiteye ulaşacak. Toplam 5 bin megavatlık anlaşmanın ikinci fazında ise 3 bin megavatlık ilave güneş ve rüzgâr enerjisi santralleri yatırımı yapılacak. Elbette ki bunları depolamayla birleştirebiliriz, veri merkezleriyle de birleştirebiliriz.” diye konuştu. İş Birliği ve Vizyon Çok Önemli Bakan Bayraktar, “Sivas ve Taşeli projelerinin uygulanır hale gelmesinde Sayın Cumhurbaşkanımız ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Sayın Muhammed bin Selman’ın ortaya koyduğu iş Birliği ve vizyon, hakikaten çok önemli. Ülkelerimiz arasındaki ticaret hacmini, karşılıklı yatırımları ileri götürme noktasındaki güçlü iradeleri, bizlerin hızla yol almasını sağladı.” dedi. Bayraktar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a şükranlarını iletti. Acwa Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Raad Al-Saady konuya ilişkin şunları söyledi: “Yatırım Anlaşması ve Enerji Alım Anlaşması Temel Şartlarının imzalanması, Acwa’nın Türkiye ile olan ortaklığında dönüm noktası niteliği taşıyor. Bu adım, Türkiye’nin temiz enerji lideri ve bir üretim merkezi olma yolundaki güçlü potansiyelini yansıtıyor. 5 GW’lık yenilenebilir enerji programımız, Türkiye’nin karbon salımını 2030’a kadar yüzde 41 oranında azaltma, 2053’te net sıfıra ulaşma ve yenilenebilir enerji kapasitesini 2035’e kadar 120 GW’a çıkarma hedeflerini de destekleyecek. 2017 yılında devreye alınan 927 MW’lık Kırıkkale santralimizle başlayan Türkiye hikayemiz, bu yeni adımla ortaklığımızı tamamen farklı bir seviyeye taşıyor.” Programın Etkisi 5 GW'lık yenilenebilir enerji programı sabit fiyatlı elektrik sağlayarak elektrik şebeke planlaması ve elektrik enerjisi maliyetlerinde öngörülebilirlik sağlayacak. İthal fosil yakıtlarının yerini yerli üretim temiz enerjinin alması Türkiye’nin küresel enerji piyasalarındaki dalgalanmalara karşı direncini artırarak enerji bağımsızlığını güçlendirecek ve uzun vadeli enerji maliyetlerini düşürecektir. Programın ekonomik faydaları 5 milyar ABD Dolara varan doğrudan yabancı yatırımın çok ötesine geçerek, inşaat ve işletme safhalarında çeşitli seviyelerde binlerce istihdam yaratacak. Yerlileştirme ve Ortaklık Türkiye’de yeni yatırımları, Acwa’nın Türk mühendisliğine, inşaat ve üretim kapasitesine duyduğu güveni yansıtıyor. Yerlileştirme, Acwa’nın küresel portföyünde uyguladığı stratejik bir öncelik olmakta ve Türkiye'deki mevcut yatırımında yüzde 100 yerel istihdam oranına ulaşmış durumdadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Norveçli HYDS, Göteborg Limanı’nda Yeşil Hidrojen Tesisi Kuruyor Haber

Norveçli HYDS, Göteborg Limanı’nda Yeşil Hidrojen Tesisi Kuruyor

Norveçli hidrojen şirketi Hydrogen Solutions AS (HYDS), İsveç’in en büyük limanı olan Göteborg Limanı’nda yeşil hidrojen üretimi gerçekleştirmek üzere önemli bir yatırım planını duyurdu. Şirket, liman sahasında bir hidrojen elektrolizörü inşa ederek, fosil yakıtsız yakıtlar alanında limanın stratejik rolünü daha da güçlendirmeyi amaçlıyor. Planlanan tesisin 2029 yılında devreye alınması hedeflenirken, yatırımın liman içi ve çevresindeki kara, deniz ve lojistik taşımacılığında enerji dönüşümüne katkı sağlaması bekleniyor. Proje 2021’de Başladı, HYDS ile Hız Kazandı Göteborg Limanı, 2021 yılında Norveçli enerji şirketi Statkraft ile liman sahasında hidrojen üretimi olanaklarını değerlendirmek üzere bir anlaşma imzalamıştı. Bu süreçte elektrolizör tesisine ilişkin gerekli izin ve çevresel süreçler tamamlandı. Son aşamada HYDS, Statkraft’tan proje şirketini devralarak; limanla yapılan kira sözleşmesi, çevre izni ve dış finansman dahil olmak üzere tüm hakları bünyesine kattı. Bu sayede projenin hayata geçirilme sürecinin önemli ölçüde kısaldığı belirtiliyor. Günde 4 Ton Hidrojen Üretimi Planlanıyor Kurulması planlanan elektrolizör tesisinin 5 ila 10 MW kapasiteye sahip olması öngörülüyor. Bu kapasiteyle günde 2 ila 4 ton yeşil hidrojen üretilebilecek. Söz konusu miktar, yaklaşık 20 bin litre dizel yakıta eşdeğer enerji sağlarken, günlük 60 tona kadar CO₂ emisyonu azaltımı potansiyeli sunuyor. Göteborg Limanı İnovasyon Direktörü Viktor Allgurén, yatırımı memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, limanda farklı fosil yakıtsız yakıt türlerine geçişin hızlandığını ve yeşil hidrojen üretiminin bu dönüşümde kilit rol oynayacağını ifade etti. Tam Entegre Hidrojen Altyapısı Oluşuyor Göteborg Limanı, farklı ulaşım ihtiyaçlarına cevap verecek fosilsiz yakıt altyapısını sistematik biçimde geliştirmeyi hedefliyor. Halihazırda liman sahasında hidrojen şirketi Hydri, hidrojenle çalışan araçlar ve iş makineleri için halka açık bir dolum istasyonu işletiyor. Yeni elektrolizör projesinin hayata geçmesiyle birlikte, limanda üretimden dağıtıma ve son kullanıma kadar uzanan tam entegre bir hidrojen altyapısı kurulmuş olacak. HYDS: “Yeşil Hidrojenin Gerçekten İhtiyaç Duyulduğu Yerdeyiz” HYDS CEO’su Frode Kirkedam, Göteborg Limanı’nı yeşil hidrojen yatırımı için ideal bir lokasyon olarak değerlendirdiklerini belirtti. Kirkedam, projenin 2027’nin ilk yarısında nihai yatırım kararına ulaşmasının hedeflendiğini söyledi. Yeni tesis, yenilenebilir elektrik ve su kullanarak yeşil hidrojen üretecek. Üretilen hidrojenin başta ağır taşımacılık olmak üzere farklı sektörlere dağıtılması planlanıyor. Hidrojen kullanımı sonucunda, su buharı dışında neredeyse hiçbir emisyon oluşmuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Rüzgar Rekoru 23 Milyon Haneyi Aydınlattı! Haber

Rüzgar Rekoru 23 Milyon Haneyi Aydınlattı!

İngiltere'nin rüzgar enerjisi kapasitesi, 5 Aralık tarihinde saat 17:30'da sona eren yarım saatlik dilimde 23.825 MW seviyesine ulaşarak yeni bir zirve kaydetti. Bu rekor üretim, o anki toplam elektrik talebinin %47,4'ünü tek başına karşılayarak 23 milyondan fazla eve temiz enerji sağladı. Bir önceki rekor, 11 Kasım'da talebin %43,6'sını karşılayan 22.711 MW ile kırılmıştı. 25 Yıllık Bir Serüven: 4 MW'tan 16,1 GW'a İngiltere'nin deniz üstü (offshore) rüzgar enerjisindeki başarısı, çeyrek asırlık bir gelişim sürecine dayanıyor: Milat (2000 Yılı): Northumberland açıklarında sadece iki adet 2 MW'lık türbinle başlayan yolculuk, o dönemde toplamda yalnızca 3.000 haneye güç verebiliyordu. Bugünkü Ölçek: Günümüzde Büyük Britanya genelinde 47 deniz üstü rüzgar çiftliği faaliyet gösteriyor. Devasa Kapasite: Toplam kapasite, 10'u yüzer ünite olmak üzere 2.878 türbin ile 16,1 GW seviyesine ulaştı. Dünya Liderliği: İngiltere, dünyanın en büyük beş rüzgar çiftliğinden birine ev sahipliği yapıyor; örneğin Hornsea 2, tek başına 1,4 milyondan fazla haneyi besleyebiliyor. 2030 Hedefleri: Kapasite Katlanacak İşçi Partisi hükümeti, temiz enerji dönüşümünü hızlandırmak için agresif hedefler belirledi: Deniz Üstü Rüzgar: 15 GW olan mevcut kapasitenin 2030'a kadar 60 GW'a çıkarılması planlanıyor. Karasal Rüzgar: 15 GW'tan 30 GW'a yükseltilmesi hedefleniyor. İstihdam: Bu büyümenin 2030'a kadar toplamda rüzgar sektöründe yaklaşık 145.000 yeni iş kolu yaratması bekleniyor. Yatırım: Temiz enerji endüstrilerine yapılan yıllık ulusal yatırım beklentileri 2035'e kadar 40,5 milyar dolara tırmanıyor. Rüzgar Rekoru Yeşil Hidrojeni Ateşliyor Burghley Capital analizlerine göre, rüzgar enerjisindeki bu operasyonel başarılar "yeşil hidrojen" ekonomisini daha karlı hale getiriyor. Burghley Capital Direktörü James Barker, hidrojenin sloganlarla değil, "kitleri çalıştıracak kadar sık ve ucuz temiz elektrik" mevcut olduğunda ölçeklenebileceğini vurguluyor. Pazar Büyümesi: Küresel yeşil hidrojen pazar değerinin 2024'teki 10,2 milyar dolardan 2030'a kadar 151,9 milyar dolara çıkması öngörülüyor. Verimlilik: Deniz üstü rüzgar enerjisiyle beslenen elektrolizörlerin, %60-70 civarındaki kapasite faktörleriyle yüksek kullanım oranlarını desteklediği belirtiliyor. İngiltere'nin rüzgar rekoru, sadece teknik bir başarı değil; şebeke dayanıklılığının ve planlama, liman yönetimi ve ağ altyapısının tek bir sistem olarak çalışmasının bir sonucudur. Ancak uzmanlar uyarıyor: Rekorlar tek başına yeterli değil; asıl başarı bu zirvelerin ne sıklıkla tekrarlanabildiğinde saklı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hyundai, Hidrojen Yakıt Hücresi için Kore’de Yeni Bir Tesis Kuruyor Haber

Hyundai, Hidrojen Yakıt Hücresi için Kore’de Yeni Bir Tesis Kuruyor

Hyundai, Güney Kore’nin Ulsan kentinde yeni hidrojen yakıt hücresi üretim tesisinin temel atma törenini düzenledi. Bu adım, ülkeyi enerji dönüşümünde küresel bir lider haline getirme hedefinin önemli bir parçası olarak görülüyor. Yeni tesis, daha önce içten yanmalı motor şanzımanı üreten fabrikanın bulunduğu 43.000 metrekarelik alanda kurulacak. Bu seçim, Hyundai’nin geleceğin mobilitesine geçişini sembolik biçimde temsil ediyor. 2027’de tamamlanması planlanan tesis, kimyasal işleme ve montaj operasyonlarını entegre ederek yılda 30.000 yakıt hücresi ünitesi üretecek. Tesis, Hyundai Motor Grup’un “Hydrogen for Humanity (İnsanlık İçin Hidrojen)” anlamına gelen HTWO markası altında faaliyet gösterecek. Yaklaşık 675 milyon dolarlık yatırım değerine sahip tesis, binek otomobiller, ticari kamyonlar, otobüsler, iş makineleri ve deniz taşıtları gibi çeşitli mobilite uygulamaları için yeni nesil hidrojen yakıt hücreleri ve elektrolizörler üretecek. Temel Teknolojilerde İlerleme Tesis, iki temel ürün aracılığıyla Hyundai Motor Grup’u küresel hidrojen teknolojisinde ön safa taşımayı hedefliyor: Yeni nesil hidrojen yakıt hücresi: Hyundai, mevcut modellere kıyasla daha yüksek güç çıkışı ve dayanıklılık sunarken, maliyet rekabetçiliğiyle küresel pazarda liderlik hedefliyor. Yakıt hücreleri, hidrojen ve oksijen arasındaki elektrokimyasal reaksiyonlarla elektrik üreten sistemlerdir ve araçlarda jeneratör görevi görür.PEM elektrolizörler: Kore’de ilk kez üretilecek yüksek verimli polimer elektrolit membran (PEM) elektrolizörleri, sudan karbon emisyonu olmadan yüksek saflıkta hidrojen üretebilen sistemlerdir. Bu teknoloji, küresel net sıfır hedeflerine ulaşmada kritik bir rol oynayacak. Hyundai, yaklaşık 30 yıllık yakıt hücresi geliştirme tecrübesi sayesinde elektrolizör bileşenlerinde %90 oranında yerelleştirme sağlamıştır. Şirket, elektrolizör yığını geliştirmiş ve 2025 Şubat ayında tamamlanan 1 MW’lık konteyner tipi bir sistem şu anda günde 300 kg’dan fazla yüksek saflıkta hidrojen üretmektedir. Ayrıca Jeju Adası’nda 5 MW sınıfı büyük ölçekli bir proje geliştirilmekte olup, tam kapsamlı bir yeşil hidrojen ekosistemi kurmayı hedeflemektedir. Gelişmiş Üretim Platformu Hyundai, Ulsan’daki yeni hidrojen yakıt hücresi üretim tesisini, insan odaklı üretim uzmanlığından elde ettiği birikimle geliştirilmiş ileri bir üretim platformu olarak işletmeyi planlıyor. Tesis, iş gücü yükünü azaltmak ve operasyonel verimliliği artırmak için robotik teknolojilerden yoğun şekilde yararlanacak. Ayrıca gelişmiş izleme sistemleriyle en küçük güvenlik riskleri bile tespit edilerek çalışanların güvenliği ön planda tutulacak. Hidrojen Ekosistemini Genişletmek Üretilen yakıt hücreleri, binek otomobillerden ağır ticari kamyonlara, otobüslerden iş makinelerine ve deniz araçlarına kadar çok çeşitli uygulamalara göre optimize edilecek. Hyundai Motor Grup, yakıt hücrelerinin ötesinde hidrojen değer zincirinin tamamını kapsayan çözümler geliştiriyor. Üretimden depolamaya, taşımadan kullanıma kadar her aşamada kamu kurumları, küresel şirketler ve araştırma kuruluşlarıyla iş birliği içinde çalışıyor. Temel atma töreni, hükümet, yerel otoriteler ve endüstri paydaşları arasında iş birliği platformu oluşturmayı amaçlayarak hidrojen ekonomisini hızlandırmak için birleşik bir yaklaşımı güçlendirdi. Hyundai Motor, karbon nötrlüğünü destekleyecek stratejik ortaklıklarını genişletmeyi ve küresel hidrojen liderliğini pekiştirmeyi hedefliyor. Törende katılımcılar, çok nesilli yakıt hücreleri ve elektrolizörleri, ayrıca hidrojenle çalışan yeni nesil NEXO SUV, kamyonlar, ekskavatörler, gemiler, traktörler ve forkliftler gibi birçok hidrojenli aracı yakından inceleme fırsatı buldu. Yeni tesisin, pazar büyümesine paralel olarak üretim ölçeğini artırması, küresel hidrojen ekosisteminin genişlemesine ve altyapı gelişimine önemli katkı sağlaması bekleniyor. Törende ayrıca Hyundai Motor Grup ile Koreli otobüs üreticisi KGM Commercial arasında yakıt hücresi tedarikine ilişkin bir mutabakat zaptı imzalandı. Bu anlaşma, tesisin Kore’nin hidrojen ekosisteminin gelişiminde oynayacağı kritik rolü bir kez daha vurguladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.