Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yeşil Mutabakat

Kapsül Haber Ajansı - Yeşil Mutabakat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yeşil Mutabakat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Her 10 yöneticiden 7'si sürdürülebilirliği biliyor, yalnızca 2'si finansal etkisini ölçebiliyor Haber

Her 10 yöneticiden 7'si sürdürülebilirliği biliyor, yalnızca 2'si finansal etkisini ölçebiliyor

Günümüzde şirket yöneticilerinin sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatlara ilişkin farkındalığı artsa da bu fırsatlar; finansal modellere, yatırım değerlendirmelerine ve stratejik planlama süreçlerine henüz tutarlı ve güvenilir biçimde yansıtılamıyor. Bu durum, sürdürülebilirliğin iş kararları üzerindeki etkisinin sınırlı kalmasına neden oluyor. KPMG'nin hazırladığı “Sürdürülebilirlikte Değerleme Açığını Kapatmak” raporu sürdürülebilirlik ile değerleme arasındaki açığı ortaya koyarken bu açığın nasıl kapatılabileceğine ilişkin KPMG uzmanlarının değerlendirmelerine ve şirketler için öne çıkan uygulama alanlarına yer veriyor. Küresel çapta 2 binden fazla üst düzey yönetici ve karar alıcının katılımıyla yapılan anketin sonuçlarına dayanan rapora göre yöneticilerin yüzde 72'si sürdürülebilirlik stratejisi, göstergeleri ve performansları hakkında kapsamlı bilgiye sahip veya temel unsurlara aşina. Yüzde 60'ı finansal planlama süreçlerinde sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatları dikkate aldığını, yüzde 50'si ise sürdürülebilirliğin kurumsal stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade ediyor. Buna karşın, katılımcıların yalnızca yüzde 19'u sürdürülebilirliğin finansal performans, operasyonel kazanımlar ve inovasyon üzerindeki etkisini ölçülebilir hale getirmek için gelişmiş analitik yaklaşımlar kullandığını belirtiyor. Bu sonuç, birçok şirketin sürdürülebilirlikle bağlantılı risklerden kaynaklanabilecek potansiyel kayıpları ölçülebilir hale getirmek için hâlâ yeterince gelişmiş analitik yaklaşımlara sahip olmadığını ortaya koyuyor. Düzenlemelerin rolü ve bölgesel farklılıklar KPMG'nin anketine göre sürdürülebilirlikle ilgili düzenlemeler, yöneticilerin bu konudaki farkındalığını artırmada kilit bir rol oynuyor. Özellikle Avrupa'daki düzenlemelerin etkisi açıkça görülüyor. Avrupa Birliği'nin Yeşil Mutabakat stratejisi kapsamındaki düzenlemeler, sürdürülebilirliği şirketlerin stratejik gündeminin merkezine taşıyor. TCFD, ISSB ve CSRD gibi çerçeveler ise şirketlerin sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatları stratejik ve finansal planlama süreçleri ile yatırım kararlarına entegre etmelerini teşvik ediyor. Aynı zamanda bu çerçeveler, şirketlere ve yatırımcılara sürdürülebilirlik faktörlerinin finansal performans ve şirket değeri üzerindeki etkilerini daha sistematik şekilde değerlendirebilecekleri bir yapı sunuyor. Bölgesel olarak bakıldığında İtalya'da, yöneticilerin yaklaşık üçte ikisi (yüzde 64) sürdürülebilirliğin şirket stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve yönetim kurulu toplantıları ile yıllık raporlarda yer aldığını belirtiyor. İspanya'da ve Fransa'da da yöneticiler büyük oranda (yüzde 61) aynı görüşü paylaşıyor. Yol haritası: Sürdürülebilir kaynaklı değer yaratımının ölçülmesi Raporda kurumların sürdürülebilirlik ile şirket değeri arasındaki bağı kurabilmesi için sistematik bir yaklaşım benimseyerek şu adımları atması tavsiyesinde bulunuluyor: Değer yaratım alanlarının belirlenmesi: Sektör dinamikleri, düzenleyici eğilimler, benzer şirket uygulamaları ve şirketin mevcut performansı analiz edilerek sürdürülebilirlikle bağlantılı değer yaratma potansiyeli taşıyan alanlar belirlenir.Sürdürülebilirlik unsurlarının finansal performans ve değer yaratımıyla ilişkilendirilmesi: Belirlenen sürdürülebilirlik unsurları; büyüme, rekabet avantajı, operasyonel verimlilik, pazar konumu ve risk profili gibi şirket değerini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen unsurlarla ilişkilendirilir.Finansal etkilerin modellenmesi: Sürdürülebilirlikle bağlantılı girişimlerin kârlılık, gelir yaratma kapasitesi ve şirket değeri üzerindeki potansiyel etkileri aşağıdaki başlıklar altında analiz edilir. “Sistemik riskler söz konusu olduğunda, asıl risk eylemsizlik” Raporun sonuçlarını değerlendiren KPMG Türkiye Sürdürülebilirlik Şirket Ortağı Sertuğ Özkan, “Günümüzde sürdürülebilirlik, yönetim kurullarının gündeminde giderek daha merkezi bir yer edinirken, bu gündemin finansal planlama ve yatırım kararlarıyla aynı hızda entegre edilemediğini görüyoruz. Sürdürülebilirliğin ‘finansal dile' çevrilememesi stratejik bir kırılma noktasını da oluşturuyor. Hedef belirleme mekanizmalarının büyük ölçüde yerleşmiş olduğu mevcut ortamda asıl ihtiyaç; sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatların yatırım kararları ve stratejik planlama süreçleriyle doğrudan ilişkilendirilebildiği bir finansal çerçevenin oluşturulmasıdır. Sistemik riskler söz konusu olduğunda, belirsizliği gerekçe göstererek aksiyon almamak giderek daha yüksek bir maliyet doğuruyor. Raporumuzun da vurguladığı gibi, asıl risk eylemsizliktir. KPMG olarak geliştirdiğimiz metodolojiler ve iş birlikleriyle kurumların sürdürülebilirlik risk ve fırsatlarının finansal etkilerini ölçülebilir hale getirmelerine ve bu etkileri finansal planlama ile yatırım kararlarına yansıtmalarına destek oluyoruz.” ifadelerini kullandı. “Sürdürülebilirlik, yalnızca raporlama veya uyum perspektifiyle ele alınacak bir konu olmaktan çıkmış durumda” KPMG Türkiye Değerleme ve Modelleme, Şirket Ortağı Burak Şahin ise değerlendirmesinde şunları söyledi: “Değerleme perspektifinden bakıldığında, sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatların FAVÖK, nakit akışları, iskonto oranları, devam eden değer ve değerleme çarpanları üzerindeki etkilerinin yeterince analiz edilememesi, şirket değerinin doğru şekilde belirlenmesini zorlaştırıyor. Bu durum, yatırım kararları, kaynak kullanım öncelikleri ve stratejik karar alma süreçlerinde ek belirsizlikler yaratırken, kaynakların etkin kullanımını ve uzun vadeli değer yaratımını da olumsuz etkileyebiliyor. Bu nedenle sürdürülebilirlik, yalnızca raporlama veya uyum perspektifiyle ele alınacak bir konu olmaktan çıkmış; finansal planlama, değerleme, yatırım değerlendirmesi ve kaynakların önceliklendirilmesine ilişkin kararların ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. KPMG olarak, sürdürülebilirlikle bağlantılı risk ve fırsatların şirket değeri üzerindeki etkilerinin ölçülmesini, şirketlerin uzun vadeli değer yaratma kapasitelerini daha bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirebilmeleri açısından oldukça önemli görüyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BTSO Başkan Adayı Özer Matlı Kimdir? Bursa İş Dünyasının Tanınan İsmi Başkanlığa Hazırlanıyor Haber

BTSO Başkan Adayı Özer Matlı Kimdir? Bursa İş Dünyasının Tanınan İsmi Başkanlığa Hazırlanıyor

Bursa'nın köklü sanayi ve ticaret kuruluşlarından birinin temsilcisi olan Özer Matlı, iş dünyasındaki deneyimi, sanayi yatırımları ve sivil toplum kuruluşlarındaki aktif görevleriyle BTSO başkanlığı için adı öne çıkan isimler arasında bulunuyor. Bursa ekonomisinin geleceğinin şekilleneceği yeni dönemde adaylık hazırlıklarını sürdüren Özer Matlı'nın kariyeri, sanayicilik anlayışı ve iş dünyasındaki çalışmaları kamuoyunda merak edilen başlıklar arasında yer alıyor. Özer Matlı kimdir? Özer Matlı, Bursa'nın köklü sanayi ve iş dünyası ailelerinden birinin temsilcisi olarak uzun yıllardır üretim, sanayi ve tarıma dayalı sanayi alanlarında faaliyet gösteriyor. Eğitim hayatının ardından aile şirketlerinde aktif görev üstlenen Matlı, zaman içerisinde yöneticilik sorumluluğunu üstlenerek şirketlerin büyüme süreçlerinde önemli rol oynadı. Özellikle yem sanayi, tarım, hayvancılık, gıda ve üretim alanlarında faaliyet gösteren Matlı Grubu'nun yönetiminde yer alan Özer Matlı, sanayi yatırımlarıyla birlikte Bursa ekonomisine katkı sağlayan isimler arasında gösteriliyor. Üretim odaklı yaklaşımı ve yatırım vizyonuyla dikkat çeken Matlı, Bursa'nın sanayi kültürünün gelişmesine yönelik birçok projede de aktif görev aldı. İş dünyasında uzun yıllara dayanan yönetim deneyimi Özer Matlı, yalnızca özel sektördeki yatırımlarıyla değil, aynı zamanda iş dünyasının temsil edildiği kurumlarda üstlendiği görevlerle de öne çıkıyor. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası bünyesinde uzun yıllardır çeşitli görevlerde bulunan Matlı, meclis çalışmaları ve komisyon faaliyetleri içerisinde aktif rol üstlenirken, Bursa iş dünyasının beklenti ve taleplerinin ortak platformlarda dile getirilmesine katkı sundu. Sanayiciler ve yatırımcılarla kurduğu güçlü iletişim sayesinde üretim, ihracat, istihdam ve yatırım konularında yürütülen çalışmalarda etkin rol oynayan Matlı, Bursa'nın ekonomik gelişimine yönelik birçok projeye destek verdi. Bursa ekonomisinin güçlü markalarından birinin temsilcisi Özer Matlı'nın yönetiminde görev aldığı Matlı Grubu, Türkiye'nin tarım ve hayvancılık sektöründe faaliyet gösteren önemli sanayi kuruluşları arasında yer alıyor. Yem üretimi başta olmak üzere gıda ve tarım sanayisinde gerçekleştirdiği yatırımlarla büyüyen grup, yüksek üretim kapasitesi ve ihracat odaklı yapısıyla hem Bursa hem de Türkiye ekonomisine katkı sağlamayı sürdürüyor. Sanayi yatırımlarında sürdürülebilir büyüme, teknoloji kullanımı ve verimlilik odaklı yaklaşımı benimseyen Matlı, üretimin güçlenmesini ekonomik kalkınmanın temel unsurlarından biri olarak değerlendiriyor. BTSO başkan adaylığı iş dünyasında yakından takip ediliyor Bursa Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri öncesinde adı başkan adayları arasında öne çıkan Özer Matlı'nın, iş dünyasının farklı kesimleriyle gerçekleştirdiği temaslarını sürdürdüğü belirtiliyor. BTSO'nun yeni dönemde sanayi, ihracat, dijital dönüşüm, yeşil mutabakat, finansmana erişim ve küresel rekabet gibi başlıklarda daha etkin çalışmalar yürütmesi gerektiğine yönelik değerlendirmelerin seçim sürecinde öne çıkması bekleniyor. Özer Matlı'nın da bu başlıklarda hazırladığı vizyon doğrultusunda Bursa iş dünyasının beklentilerine yönelik projelerini kamuoyuyla paylaşması bekleniyor. Üretim, ihracat ve sürdürülebilir büyüme ön planda olacak Bursa, Türkiye'nin üretim ve ihracat üssü konumundaki şehirleri arasında yer alırken, BTSO'nun yeni dönem yönetiminin sanayicilerin rekabet gücünü artıracak politikalar geliştirmesi büyük önem taşıyor. Özer Matlı'nın sanayi geçmişi ve üretim odaklı yönetim anlayışının özellikle dijital dönüşüm, yüksek katma değerli üretim, teknoloji yatırımları, yeşil dönüşüm ve uluslararası pazarlara erişim gibi alanlarda yeni projelerin geliştirilmesine katkı sağlaması bekleniyor. İş dünyasının farklı sektörlerinden gelen talepler doğrultusunda ortak akıl kültürünü güçlendiren bir yönetim anlayışının da seçim sürecinde öne çıkan başlıklar arasında yer alacağı değerlendiriliyor. Sivil toplum ve iş dünyasında aktif rol üstleniyor Özer Matlı, iş hayatının yanı sıra Bursa iş dünyasını temsil eden çeşitli platformlarda da aktif görevler üstleniyor. Sanayi, ticaret ve üretim odaklı çalışmalarda yer alan Matlı, sektör temsilcileriyle yürüttüğü istişare süreçleriyle dikkat çekiyor. Bursa'nın ekonomik gelişimine katkı sağlayacak projelerde aktif rol alan Matlı, kent ekonomisinin büyümesi, ihracatın artırılması ve yatırım ortamının güçlendirilmesine yönelik çalışmaları destekleyen isimler arasında yer alıyor. BTSO seçimlerinde dikkat çeken adaylardan biri Bursa Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerine yönelik hazırlıklar sürerken, Özer Matlı'nın başkan adaylığı iş dünyasında yakından takip edilen gelişmeler arasında bulunuyor. Üretim odaklı iş deneyimi, sanayi yatırımları, kurumsal yöneticilik tecrübesi ve Bursa iş dünyasıyla kurduğu güçlü ilişkilerle öne çıkan Özer Matlı'nın, önümüzdeki süreçte açıklayacağı projeler ve seçim vizyonunun BTSO üyeleri tarafından yakından izlenmesi bekleniyor.

Elektrik Ekipmanları Sektörünün Liderleri İstanbul’da Buluştu Haber

Elektrik Ekipmanları Sektörünün Liderleri İstanbul’da Buluştu

Sönmez Trafo’nun 50. kuruluş yıldönümü kapsamında yarım asırlık yolculuğunun paylaşıldığı etkinlikte, Türkiye’nin enerji üretimi ve altyapısındaki rekabetçi karakteri masaya yatırıldı. Küresel büyüklüğü 70 milyar dolara ulaşan transformatör sektöründeki modern trendler ve yenilikçi teknolojiler hakkında uzman görüşlerinin ele alındığı organizasyonda, Sönmez Trafo'nun Dilovası’nda bulunan üretim tesislerine fabrika ziyareti de gerçekleştirildi. Önümüzdeki 10 yıl içinde küresel büyüklüğünün iki katına çıkması beklenen bu dev pazarda, uluslararası ziyaretçilere bir üretim üssü olarak Türkiye'nin güçlü altyapısı tanıtıldı. “Türkiye trafo sektörü güven veren bir çözüm ortağı” Sektörün küresel geleceğine dair görüşlerini paylaşan Sönmez Trafo CEO’su Oluş Sönmez, transformatörlerin enerji arz güvenliğindeki kritik rolünü şu sözlerle değerlendirdi: “Bugün dünya, enerji arz güvenliği ve sürdürülebilirlik ekseninde tarihi bir kırılma noktasından geçiyor. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat hedefleri ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi regülasyonlar, artık sadece birer kural değil; tüm küresel enerji altyapısının yeni baştan inşa edilmesi için somut talimat niteliği taşıyor. Transformatörler işte bu devasa ekosistemde, elektriği bir noktadan diğerine taşırken onun ‘doğru dille’ konuşmasını sağlayan evrensel birer tercüman görevi görüyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde trafo sektöründe küresel büyüklüğün 140 milyar dolar seviyelerine ulaşacak olması, yeşil ve dijital dönüşüm alanındaki girişimlerin bir sonucu olarak gerçekleşecek. Türkiye, sahip olduğu teknolojik adaptasyon yeteneğiyle bu dönüşümde sadece bir üretici değil, güven veren bir çözüm ortağı olmayı sürdürecek. 50 yıl önce başladığı yolculukta Sönmez Trafo da CERN’den İskandinavya’nın en zorlu coğrafyalarına kadar taşıdığı birikimle, bu değişimin tam merkezinde yer almaya devam edecek.” “Trafolar her iklimde ve en zorlu koşulda bir güven sembolü” Sektörün yüksek katma değerli üretim vizyonuna dikkat çeken Sönmez Trafo Co-CEO’su Oğuz Sönmez ise, Türkiye’nin bu alandaki rekabetçi gücünü şirketin yarım asırlık mirasıyla harmanladıklarını belirterek şunları kaydetti: “Enerji ekipmanları sektörü, artık sadece kapasite ve hızla değil, karbon ayak izi düşüklüğü ve verimliliği yüksek çözümlerle de şekilleniyor. Türkiye transformatör sektörü, büyük ölçekli üretimlerde sergilediği maliyet disiplini ve yüksek kalite standardıyla bugün küresel devlerle aynı ligde yer alıyor. Bir zamanlar demiryolu projelerinde sadece bakım ve onarım yapan bir yapıdan, bugün dünya raylarında imzası olan küresel bir oyuncuya dönüşmemiz, Türk sanayiinin ulaştığı noktanın en somut örneğidir. İsviçre merkezli PCS Holding ile 2023 yılında başlayan stratejik ortaklığımız da bu yerli mühendislik dehasına duyulan küresel güvenin bir tescilidir. Biz transformatörü sadece bakır ve çelikten ibaret bir cihaz olarak değil, her iklimde ve en zorlu koşulda bir güven sembolü olarak görüyoruz. 50. yılımızda hedefimiz, dijitalleşme ve Ar-Ge yatırımlarımızla raylı sistemler ve özel projelerdeki küresel öncülüğümüzü daha da pekiştirmek olacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Transformatör Sektörü 10 Yılda 140 Milyar Dolar Büyüklüğe Ulaşacak Haber

Transformatör Sektörü 10 Yılda 140 Milyar Dolar Büyüklüğe Ulaşacak

Sönmez Trafo’nun 50. kuruluş yıldönümü kapsamında yarım asırlık yolculuğunun paylaşıldığı etkinlikte, Türkiye’nin enerji üretimi ve altyapısındaki rekabetçi karakteri masaya yatırıldı. Küresel büyüklüğü 70 milyar dolara ulaşan transformatör sektöründeki modern trendler ve yenilikçi teknolojiler hakkında uzman görüşlerinin ele alındığı organizasyonda, Sönmez Trafo'nun Dilovası’nda bulunan üretim tesislerine fabrika ziyareti de gerçekleştirildi. Önümüzdeki 10 yıl içinde küresel büyüklüğünün iki katına çıkması beklenen bu dev pazarda, uluslararası ziyaretçilere bir üretim üssü olarak Türkiye'nin güçlü altyapısı tanıtıldı. “Türkiye trafo sektörü güven veren bir çözüm ortağı” Sektörün küresel geleceğine dair görüşlerini paylaşan Sönmez Trafo CEO’su Oluş Sönmez, transformatörlerin enerji arz güvenliğindeki kritik rolünü şu sözlerle değerlendirdi: “Bugün dünya, enerji arz güvenliği ve sürdürülebilirlik ekseninde tarihi bir kırılma noktasından geçiyor. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat hedefleri ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi regülasyonlar, artık sadece birer kural değil; tüm küresel enerji altyapısının yeni baştan inşa edilmesi için somut talimat niteliği taşıyor. Transformatörler işte bu devasa ekosistemde, elektriği bir noktadan diğerine taşırken onun ‘doğru dille’ konuşmasını sağlayan evrensel birer tercüman görevi görüyor. Önümüzdeki 10 yıl içinde trafo sektöründe küresel büyüklüğün 140 milyar dolar seviyelerine ulaşacak olması, yeşil ve dijital dönüşüm alanındaki girişimlerin bir sonucu olarak gerçekleşecek. Türkiye, sahip olduğu teknolojik adaptasyon yeteneğiyle bu dönüşümde sadece bir üretici değil, güven veren bir çözüm ortağı olmayı sürdürecek. 50 yıl önce başladığı yolculukta Sönmez Trafo da CERN’den İskandinavya’nın en zorlu coğrafyalarına kadar taşıdığı birikimle, bu değişimin tam merkezinde yer almaya devam edecek.” “Trafolar her iklimde ve en zorlu koşulda bir güven sembolü” Sektörün yüksek katma değerli üretim vizyonuna dikkat çeken Sönmez Trafo Co-CEO’su Oğuz Sönmez ise, Türkiye’nin bu alandaki rekabetçi gücünü şirketin yarım asırlık mirasıyla harmanladıklarını belirterek şunları kaydetti: “Enerji ekipmanları sektörü, artık sadece kapasite ve hızla değil, karbon ayak izi düşüklüğü ve verimliliği yüksek çözümlerle de şekilleniyor. Türkiye transformatör sektörü, büyük ölçekli üretimlerde sergilediği maliyet disiplini ve yüksek kalite standardıyla bugün küresel devlerle aynı ligde yer alıyor. Bir zamanlar demiryolu projelerinde sadece bakım ve onarım yapan bir yapıdan, bugün dünya raylarında imzası olan küresel bir oyuncuya dönüşmemiz, Türk sanayiinin ulaştığı noktanın en somut örneğidir. İsviçre merkezli PCS Holding ile 2023 yılında başlayan stratejik ortaklığımız da bu yerli mühendislik dehasına duyulan küresel güvenin bir tescilidir. Biz transformatörü sadece bakır ve çelikten ibaret bir cihaz olarak değil, her iklimde ve en zorlu koşulda bir güven sembolü olarak görüyoruz. 50. yılımızda hedefimiz, dijitalleşme ve Ar-Ge yatırımlarımızla raylı sistemler ve özel projelerdeki küresel öncülüğümüzü daha da pekiştirmek olacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nilüfer Belediyesi Uluslararası Yeşil Enerji Araştırmasına Ev Sahipliği Yaptı Haber

Nilüfer Belediyesi Uluslararası Yeşil Enerji Araştırmasına Ev Sahipliği Yaptı

Nilüfer Belediyesi, uluslararası ölçekte yürütülen “Yeşil Enerji Dönüşümünün Sahadaki Yansımaları” başlıklı araştırma projesi çerçevesinde önemli bir ziyarete ev sahipliği yaptı. Britanya merkezli King’s College London öncülüğünde yürütülen çalışma kapsamında Nilüfer’e gelen araştırma ekibi, belediyenin sürdürülebilirlik ve yeşil enerji uygulamalarını yerinde inceledi. Nilüfer Belediyesi Alaaddinbey Hizmet Binası’nda gerçekleştirilen toplantıya Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Zerrin Güleş de katıldı. Görüşmede, belediyenin yenilenebilir enerji politikaları, yerel düzeyde yürüttüğü sürdürülebilirlik çalışmaları ve toplumsal katılım modelleri hakkında kapsamlı bilgi paylaşımı yapıldı. Toplantıda konuşan Başkan Yardımcısı Zerrin Güleş şunları söyledi: “Nilüfer Belediyesi olarak bugün 64 elektrikli aracımız ve 8 çatı GES projemiz ile sürdürülebilirlik noktasında başarılı uygulamalarımıza devam ediyoruz. Başta belediye binalarımız olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarımızı her yıl yükseltiyoruz. Sosyoekonomik açıdan Türkiye’nin en gelişmiş ilçelerinden biri olan Nilüfer, sürekli büyüyen bir kent. Her yıl 20 bini aşan, neredeyse bir mahalle kadar göç alıyoruz. Bursa’daki istihdamın büyük bir bölümü Nilüfer’de gerçekleşiyor. Aynı zamanda hastaneleri, özel okulları ve sosyal yaşamıyla Bursa’nın yükünü Nilüfer çekiyor. Dolayısıyla Bursa’nın yaşadığı tüm sorunlar Nilüfer’i doğrudan etkiliyor. Elbette bizler karbon emisyonlarının düşürülmesi noktasında karar mercii değiliz. Fakat hem kendimizi dönüştürmek hem de Nilüferlileri bilinçlendirmek için çalışmaya devam ediyoruz.” SAHADA İNCELEME VE BELGESEL ÇEKİMLERİ Ziyaret kapsamında araştırma ekibi, saha gözlemleri de gerçekleştirdi. Programın ikinci bölümünde Nilüfer Belediyesi Sürdürülebilirlik Parkı’nı gezen ekip, burada yer alan uygulamaları inceleyerek yetkililerden bilgi aldı. Heyet, programın son durağında ise Güngören Mahallesi’nde bulunan Güneş Enerji Santrali’ni (GES) ziyaret ederek, Nilüfer Belediyesi’nin yenilenebilir enerji üretimi alanındaki çalışmalarını gözlemledi. Ziyaretler süresince proje kapsamında hazırlanan belgesel için çekimler gerçekleştirildi. AKDENİZ’DE YEŞİL DÖNÜŞÜM İNCELENİYOR British Academy tarafından desteklenen uluslararası araştırma projesi; Türkiye, Yunanistan ve İtalya’da yürütülerek, yeşil enerji dönüşümünün yerel düzeydeki etkilerini çok boyutlu olarak ele alıyor. Projede Türkiye’den Kadir Has Üniversitesi, İtalya’dan Gran Sasso Üniversitesi ve Yunanistan’dan Dimitris Katsaprakakis ile yerel araştırmacılar yer alıyor. Çalışma; iklim değişikliği, sürdürülebilir ve yeşil enerjiye geçiş ile topluluk katılımı arasındaki ilişkileri inceleyerek, yerel deneyimlere odaklanıyor. Yüz yüze mülakatlar, katılımcı gözlem ve belgesel film yapımı gibi yöntemlerin birlikte kullanıldığı proje, yeşil dönüşüm süreçlerinin sahadaki karşılığını ortaya koymayı hedefliyor. Araştırma kapsamında elde edilecek bulguların, Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat hedefleri doğrultusunda şekillenen enerji politikalarına yerel perspektiften katkı sunması bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Artan İklim Riskleri Şehirleri ve Sanayiyi ‘Uyum’ Stratejilerine Yönlendiriyor Haber

Artan İklim Riskleri Şehirleri ve Sanayiyi ‘Uyum’ Stratejilerine Yönlendiriyor

İklim dirençliliğinin temelinde kapsamlı bir analizin yattığının altını çizen Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak, “Kentlerin ve sanayi altyapısının geleceği, iklim risklerinin ne kadar erken tespit edilebildiğine bağlıdır” diyerek stratejik uyumun önemine dikkat çekiyor. Dünya genelinde sıklığı artan aşırı sıcaklık, kuraklık ve su stresi gibi iklim olayları; ekonomik istikrar, üretim sürekliliği ve toplumsal refah üzerinde doğrudan bir risk unsuru oluşturuyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak, iklim değişikliğine uyum politikalarının artık yalnızca merkezi stratejilerle değil; yerel yönetimler, özel sektör ve toplumun tüm kesimlerinin dahil olduğu çok paydaşlı yönetişim modelleriyle etkinlik kazandığına dikkat çekiyor. Günümüzde iklim eylemi; sera gazı emisyonlarını düşürmeyi hedefleyen 'azaltım' ve mevcut etkilere karşı dayanıklılığı odağına alan 'uyum' çalışmaları olmak üzere iki ana eksende ilerliyor. Escarus, bu süreçte kurumların iklim risklerini sistematik bir yaklaşımla analiz etmelerini sağlıyor ve veri temelli karar alma kapasitelerini güçlendiriyor. Şirket, sunduğu çözümlerle kurumların hem risk yönetim süreçlerini iyileştiriyor hem de operasyonel olarak daha dirençli yapılar oluşturmalarına katkı sunuyor. “Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak: Özel sektör kritik rol üstleniyor” Üretim altyapılarının işletimi ve tedarik zincirlerinin koordinasyonunda özel sektörün ana aktör olduğunu hatırlatan Dr. Kubilay Kavak, iklim risklerinin kurumsal yönetim süreçlerine entegre edilmesinin önemine işaret ediyor. Dr. Kavak, “Politika tartışmaları gösteriyor ki, yerel dinamikleri ve özel sektörün operasyonel gücünü dışarıda bırakan bir uyum süreci eksik kalacaktır. Özellikle şirketlerin, üretim tesislerinin bulunduğu bölgelerdeki fiziksel riskleri analiz etmesi ve operasyonlarını bu etkilere karşı dayanıklı hale getirmesi artık bir tercih değil, yaşamsal zorunluluk” dedi. İklim dirençliliğinin temelinde kapsamlı bir analizin yattığını belirten Dr. Kavak, kentlerin ve sanayi altyapısının kalıcılığı ile iklim risklerinin erken tespit edilmesi arasında yakın bir ilişki bulunduğuna dikkat çekti. Bölgesel projeksiyonların ve altyapı kırılganlıklarının analiz edilmesinin karar alma süreçlerine rehberlik ettiğini söyleyen Dr. Kavak, sözlerine şöyle devam etti: “Kamu tarafında veri üretimi ve yerel iklim eylem planları ne kadar kritikse, özel sektörün de bu riskleri performans göstergeleri üzerinden izlemesi o denli hayati. Escarus olarak 2011’den bu yana, şirketlerin bu riskleri stratejik planlarına dahil etmelerine ve operasyonel dayanıklılıklarını artırmalarına rehberlik ediyoruz.” “Kurumların küresel değer zincirlerine entegrasyonunu güçlendiriyoruz” Dr. Kubilay Kavak, sürdürülebilirlik bağlantılı finansman araçlarının ve TSRS (Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları) kapsamındaki değerlendirmelerin kurumların finansmana erişimini doğrudan etkilediğini belirtti. Escarus’un ikinci taraf görüş hizmetleri ve stratejik yol haritalarıyla bu süreci desteklediğini dile getiren Dr. Kavak, ihracatçı firmalar için kritik öneme sahip olan Yeşil Mutabakat uyum çalışmalarına ve devlet teşvikleri kapsamında Responsible® Programı’na da değinerek, “Faz 1 Akredite Danışmanlık Kuruluşu olarak, ihracatçılarımızın çevresel ve sosyal olgunluk analizlerini gerçekleştiriyoruz. Amacımız, oluşturduğumuz stratejik yol haritalarıyla kurumların küresel değer zincirlerine entegrasyonunu güçlendirirken, onları ticari geçiş risklerine karşı en üst seviyede dayanıklı kılmak” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İhracat Rekorunun Ardından “Yeşil Vergi” Dönemi Başladı Haber

İhracat Rekorunun Ardından “Yeşil Vergi” Dönemi Başladı

Türkiye'nin ürün ihracatı performansı, 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 4,5 artış göstererek 273,4 milyar dolar ile Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Yıllık ürün ve hizmet ihracatı 396,5 milyar dolara ulaşırken, geride kalan aralık ayında en fazla ihracat 10 milyar doları aşan hacimle Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapıldı.¹ 2026 yılı, bu başarı grafiğinin sürdürülebilirliği için kritik bir eşiği temsil ediyor. 1 Ocak 2026 itibarıyla Yeşil Mutabakat takviminde geçiş dönemi resmen sona erdi ve mali yükümlülük dönemi başladı. Bu yeni dönemde, AB’ye ihraç edilen demir-çelik, çimento, gübre, alüminyum, elektrik ve hidrojen gibi ürünlerin karbon yoğunluğu üzerinden mali yükümlülüğün başladığı bir sisteme geçildi.² 1,8 milyar euro fatura riski Artık sadece bir çevre politikası olmaktan çıkan sürdürülebilirlik uyumu, Türkiye ekonomisi için milyar euroluk bir rekabetçilik alanına dönüştü. TÜSİAD’ın analizleri, AB Yeşil Mutabakat ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) uyumunda geç kalınması durumunda, ihracatçıların karşı karşıya kalabileceği karbon maliyetinin yıllık bazda 1,8 milyar euro seviyesine ulaşabileceğini gösteriyor.³ Bu büyük maliyet riski sanayicilerin kar marjlarını doğrudan tehdit ederken; karbon emisyonlarını doğrudan ve dolaylı emisyonlar (Kapsam 1, 2, 3) bazında şeffaf, denetlenebilir ve dijital bir sistemle raporlayamayan şirketler için Avrupa pazarında rekabet etmek giderek zorlaşacak. Karbonun bir maliyet kalemi haline geldiği bu yeni düzende, dijitalleşme ve ERP entegrasyonu ihracatçılar için Avrupa ile çalışmak ve uyum yükünü azaltmak için bir gerekliliğe dönüştü. Sürdürülebilirlik raporlamasında manuel dönem sona erdi Sürdürülebilirlik verilerinin manuel yöntemlerle dağınık tablolarda toplanması hem hata payını artırıyor hem de AB denetimlerinde ciddi riskler doğuruyor. Canias ERP’nin Kurumsal Sürdürülebilirlik Yönetimi (ESM) modülü, bu süreci bir üretim ve finans disiplinine dönüştürüyor. ESM’nin en ayırt edici özelliklerinden biri olan Fatura Kontrol modülü entegrasyonu, karbon tüketim değerlerinin satın alınan ürünlerin faturalarından otomatik olarak hesaplanmasına olanak tanıyor. Bu sayede şirketler, karbon ayak izini sadece tahminlerle değil, gerçekleşen finansal veriler ve fatura kayıtları üzerinden gerçek zamanlı olarak takip edebiliyor. Sürdürülebilirlik verisinin doğrudan mali kayıtlarla eşleşmesi denetlenebilirliği en üst seviyeye çıkarırken, karbon hesaplamasını ise yönetilebilir bir süreç haline getiriyor. İhracatta yeşil pasaport Avrupa Birliği’nin SKDM kapsamında talep ettiği raporlama standartlarının yanında, sadece kendi üretim tesisindeki emisyonlarını değil, enerji tüketimini ve hatta tedarik zincirinden gelen dolaylı emisyonları da kapsıyor. Canias ERP ESM modülü, evrensel Kapsam 1, 2, 3, 4, 6 seviyelerindeki tüm tüketimleri ayrı ayrı hesaplayarak raporluyor. Modülün Temel Veriler entegrasyonu, karbon tüketim değerlerini malzeme ve malzeme-tedarikçi ikilisi bazında saklama kabiliyeti sunuyor. Bu özellik, ihracatçıların sadece kendi karbon karnelerini değil, hammadde aldıkları tedarikçilerin de sürdürülebilirlik performanslarını ölçmelerine ve analiz etmelerine imkan tanıyor. Ayrıca, modül içerisinde kullanılan emisyon faktörleri, IPCC, GHG Protocol, IEA ve Avrupa Birliği tarafından referans alınan diğer uluslararası ve güncel kaynaklarla uyumlu şekilde tanımlanıyor; versiyon bazlı yönetilerek geçmiş dönem hesaplamalarının geriye dönük doğrulanabilirliğini garanti altına alıyor. Grafiksel raporlama yeteneğiyle desteklenen bu yapı, karbon tüketim sonuçlarını; tedarikçi, ürün grubu ve etken bazında dağılımlarla sunarak, üst yönetimin stratejik kararlarını veriye dayalı olarak almasını sağlıyor. Bu dijital altyapı, Türk ihracatçılarının 1 Ocak 2026 itibarıyla başlayan yeni döneme uyumunu kolaylaştırıyor. "Sürdürülebilirlik artık finansal bir metrik” Türkiye’nin küresel ihracat sahnesinde rekabet gücünü koruması için dijital olgunluğun belirleyici olduğunu vurgulayan IAS CAO’su (Chief Automation Officer) Nuri Aycan, 2026 yılıyla başlayan yeni dönemi şu sözlerle özetledi: “Ülkemizin ihracatta yakaladığı tarihi başarı, 2026 itibarıyla yeni bir dijital olgunluk sınavını da beraberinde getiriyor. Yeşil Mutabakat takviminde mali yükümlülük dönemine girilmesiyle birlikte sürdürülebilirlik, şirketler için sosyal vatandaşlık bilincinden çıkıp doğrudan bir rekabet şartına dönüşüyor. Sınır ötesi ticarette rekabet artık karbon emisyonunu finansal bir veri gibi ölçülebilir ve denetlenebilir biçimde yönetebilmekten geçiyor. Canias ERP’nin ESM modülüyle sürdürülebilirliği üretim ve satın alma süreçlerine entegre ediyor; karbon tüketimini manuel veri girişlerinin yükü olmaktan çıkarıp fatura ve operasyon verileriyle beslenen dijital bir sürece dönüştürüyoruz. Böylece ihracatçılar hem uyum gerekliliklerini daha sağlıklı yönetiyor hem de şeffaf karbon yönetimiyle Avrupa pazarında güvenilir iş ortağı konumunu güçlendiriyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

"Dijital Ürün Pasaportu" Olmayan Avrupa Kapısından Dönecek Haber

"Dijital Ürün Pasaportu" Olmayan Avrupa Kapısından Dönecek

İnovakademi ve Akademik Dünyadan Sürdürülebilirlik İş Birliği Avrupa Birliği'nin Yeşil Mutabakat kapsamında hayata geçirdiği en kritik düzenlemelerden biri olan Dijital Ürün Pasaportu (DPP) uygulaması, 2026 yılı itibarıyla kademeli olarak yürürlüğe girdi. Türk ihracatçısının küresel pazardaki rekabet gücünü korumak amacıyla harekete geçen İnovakademi ve Sürdürülebilir Ticaret Derneği ile stratejik bir eğitim ve danışmanlık seferberliği başlattı. Doç. Dr. Şenay BALBAY'ın liderliğinde oluşturulan içeriğe katılımcılar yoğun ilgi gösteriyor. "Bu Bir Mevzuat Değil, Yeni Bir Ticaret Rejimi" Konunun akademik ve yasal çerçevesini değerlendiren Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Endüstriyel Sürdürülebilirlik Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şenay Balbay, Dijital Ürün Pasaportu'nun teknik bir belgeden çok daha fazlası olduğunu vurguladı. Doç. Dr. Şenay Balbay:"Dijital Ürün Pasaportu, bir ürünün ham maddesinden geri dönüşümüne kadar tüm yaşam döngüsünü şeffaf bir şekilde kayıt altına alıyor. 2026 itibarıyla bu veri setini sunamayan ürünlerin AB gümrüklerinden geçişi imkansız hale gelecek. Akademik bakış açısıyla uyarımız net: Bu bir tercih değil, zorunluluktur. Şirketlerin yaşam döngüsü analizlerini (LCA) bilimsel temellere oturtması ve verilerini uluslararası denetim standartlarında doğrulatması gerekiyor. Biz bu projeyle, bilginin sanayiye aktığı güvenli bir liman inşa ediyoruz," dedi. "35 Yıllık Tecrübemle Söylüyorum: Pazar Kaybetme Riski Kapıda" Dış tica retin duayen isimlerinden, İnovakademi Kurucusu Gökhan Erol ise sürecin saha gerçeklerine ve sanayici üzerindeki etkilerine dikkat çekti. 35 yıllık dış ticaret geçmişiyle ihracatçının nabzını tutan Erol, tehlikenin boyutunu şu sözlerle özetledi: Gökhan Erol:"Sahadaki 35 yılım bana şunu öğretti: Türk sanayicisi kaliteli üretir, zamanında teslim eder ama değişen regülasyonun getirdiği görünmez gümrük duvarlarını görmezden gelip öteler. Şu an karşımızda duran Di jital Ürün Pasaportu, ihracatçımız için bir 'dijital vize'dir. Eğer bu vizeyi alamazsanız, malınız gümrükte kalır, rakipleriniz sizin rafınıza yerleşir. Özellikle Bursa, Gaziantep, Kocaeli ve İstanbul gibi üretim merkezlerimizdeki tekstil, otomotiv ve kimya devleri için 'bekleyip görme' dönemi bitti. Biz İnovakademi olarak, sadece eğitim vermiyoruz, sanayicinin ticari sırlarını koruyarak bu dijital dönüşümü nasıl yapacağını, tedarik zincirini nasıl ayakta tutacağını gösteren bir hayatta kalma stratejisi sunuyoruz. Artık pazar kaybetmeye ihracatçılarında bizim de tahammülümüz yok." Eğitim Turu Bursa, Gaziantep ve İstanbul'dan Başlıyor Nisan ayı itibarıyla start alacak olan kapsamlı eğitim ve danışmanlık faaliyetleri, tekstil, otomotiv yan sanayi, plastik ve kimya gibi lokomotif sektörlerin yoğunlaştığı sanayi illerinde hayata geçiyor. Program sonunda şirketler; veri katmanlandırma, ticari gizlilik yönetimi, tedarikçi izleme sistemleri ve finansal yüklerin yönetimi gibi kritik başlıklarda uzmanlaşarak, 2026'da hayata geçen yeni ticaret düzenine tam donanımlı birer stratejik oyuncu olarak dahil olacaklar. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.