Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yoğun Bakım

Kapsül Haber Ajansı - Yoğun Bakım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yoğun Bakım haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hantavirüs Bir Salgına Dönüşür mü? Haber

Hantavirüs Bir Salgına Dönüşür mü?

Özellikle uzun süre kapalı kalmış, yetersiz havalandırılan alanlarda yapılan temizlik sırasında virüs içeren partiküllerin havaya karışması enfeksiyon riskini artırabiliyor. Depolar, ahırlar, kilerler, bağ evleri ve kullanılmayan yazlıklar riskli alanlar arasında yer alıyor. Sadece Bir Türü İnsandan İnsana Geçiyor Dünya Sağlık Örgütü’nün de açıkladığı gibi Andes virüsü, insandan insana bulaşabilen tek hantavirüs türü etkeni olarak biliniyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, hantavirüsün toplum içinde kolay yayılan bir enfeksiyon olmadığını söylüyor ve ekliyor: “Bugüne kadar insandan insana bulaş esas olarak Güney Amerika’da görülen Andes virüsü ile ilişkilendirilmiştir. Özellikle Arjantin ve Şili’de bildirilen Andes virüsü vakalarında, yakın ve uzun süreli temas sonrası sınırlı bulaş gösterilmiştir. Avrupa ve Asya’da görülen hantavirüs türlerinde ise insandan insana bulaş kanıtlanmamıştır.” Belirtileri Grip Benzeri Şikayetlerle Karışabilir Hantavirüs belirtileri genellikle virüsle temastan 1 ilâ 8 hafta sonra ortaya çıkabiliyor. İlk belirtiler çoğu zaman grip benzeri şikâyetlerle karışabiliyor. Erken dönemde; ateş, baş ağrısı, yaygın kas ağrısı, halsizlik, karın ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtiler gözleniyor. Bazı hastalarda hastalık ilerleyerek öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi, tansiyon düşüklüğü, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği gibi ağır klinik tablolara da sebep olabiliyor. Özellikle kemirgen teması öyküsü olan kişilerde açıklanamayan ateş, kas ağrısı veya nefes darlığı gelişmesi durumunda hantavirüs akla gelmelidir. Hantavirüs Enfeksiyonunda Tedavi Süreci Hantavirüs enfeksiyonu olan her hastada kullanılan ve etkinliği kesin kanıtlanmış antiviral ilaç bulunmuyor. Asıl yapılması gereken, yakın takip ve destekleyici tedavilerdir. Ağır seyreden hastalarda yoğun bakım takibi gerekebiliyor. Günümüzde hantavirüslere karşı kullanılan bir aşı da henüz yok. Hantavirüsten Nasıl Korunabiliriz? Hantavirüsten korunmada çevre temizliği büyük önem taşıyor. Ev ve depolara kemirgenlerin girmesini engelleyecek önlemler alınmalı, riskli alanlar havalandırılmalı, kemirgen dışkısı bulunan alanlar süpürülmemeli, nemlendirilerek temizlenmelidir. Kemirgenlerle temas ihtimali bulunan kişiler yüksek risk taşır. Özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, depo çalışanları, ahır ve kiler temizliği yapanlar daha dikkatli olmalıdır. Riskli alanları süpürme virüs partiküllerinin havaya yayılmasına neden olabileceğinden önerilmez. Temizlik sırasında maske ve eldiven kullanılmalı, sonrasında eller hemen yıkanmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Prematüre Bebeklere Umut Olan Proje 4 Yeni Şehirle Büyüyor Haber

Prematüre Bebeklere Umut Olan Proje 4 Yeni Şehirle Büyüyor

Yataş Bedding, Anneler Günü’nü prematüre bebeklerin hayata tutunma mücadelesine verdiği desteği büyüterek kutluyor. El Bebek Gül Bebek Derneği iş birliğiyle 4 yıldır titizlikle yürüttüğü “Uykunun Mucizesi ile Büyüyen Minik Kahramanlar” projesinin etki alanını genişletmek üzere çalışmalarını sürdüren marka, uykunun iyileştirici gücünü yeni şehirlerde yaygınlaştırmaya hazırlanıyor. Yıl Sonuna Kadar 4 Yeni Oda Müjdesi 50 yıllık köklü geçmişinden aldığı güçle toplumsal fayda projelerine odaklanan Yataş Bedding, uyku uzmanlığını Uykunun Mucizesi ile Büyüyen Minik Kahramanlar projesi ile prematüre bebekler için kullanıyor. Hayata erken merhaba diyen prematüre bebeklerin sağlıklı gelişiminde hayati önem taşıyan uyku süreçlerine, hastanelerin yenidoğan yoğun bakım ünitelerine sağladığı özel donanımlarla destek olan marka; bebeklerin güvenle büyüyüp bir an önce annelerine kavuşmalarını hedefliyor. Anneler Günü vesilesiyle 2022 yılından bu yana devam eden projenin yeni dönem hedeflerini paylaşan Yataş Bedding Pazarlama Direktörü Selmin Gündoğdu, uykunun hayati önemine dikkat çekerek şunları paylaşıyor: “Dört yıl önce El Bebek Gül Bebek Derneği ile birlikte, prematüre bebeklerin hayata daha güçlü tutunmalarına destek olmak ve anne ile bebek arasındaki o hayati bağı güçlendirmek amacıyla yola çıktık. ‘Uykunun Mucizesi ile Büyüyen Minik Kahramanlar’ projemizin ilk yılında bebeklerin kuvözdeki gelişimlerine destek vermek amacıyla özel olarak ürettiğimiz rahim güvenliğini taklit eden nestler ve bebeği rahatsız edebilecek ışık ve sesleri azaltarak büyüme saatlerinde daha kaliteli bir uyku sağlayan küvöz örtülerini, tüm devlet hastanelerimizin yenidoğan yoğun bakım ünitelerimize bağışladık. Projenin ikinci yılında deprem bölgesinden başlamak üzere hastanelerimizde yenilediğimiz anne-bebek uyum odalarıyla bebeklerin hassas gelişim sürecine katkı sağlamaya devam ediyoruz. Dünyaya vaktinden önce 'merhaba' diyen minik kahramanlarımızın gelişim mücadelesinde uykunun kritik bir rolü var. Yoğun bakım sürecinin ardından ise anne ile bebeğin uyumlandığı uyum odalarının onların sağlıklı gelişiminde çok kıymetli olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, anne-bebek uyum odaları bizim için yalnızca sıradan birer oda değil; annelerin bebeklerine ilk kez dokunabildiği, o eşsiz bağı kurabildiği ve hem fiziksel hem duygusal iyileşmenin başladığı çok özel alanlar. Projemiz başladığından bu yana 10 bini aşkın anne ve bebeğin hayatına dokunduk. 50. yılımızı kutladığımız bu özel dönemde, bu etkiyi daha da büyütmeyi önemsiyoruz. Yıl sonuna kadar 4 yeni uyum odası daha açarak daha fazla anneye ve bebeğe ulaşmayı hedefliyoruz. Çünkü hiçbir ailenin bu hassas yolculukta kendini yalnız hissetmemesi gerektiğine inanıyoruz.” Prematüre bebeklerin gelişiminde anne-bebek bağının önemine dikkat çeken El Bebek Gül Bebek Dernek Başkanı İlknur Okay ise projeye ilişkin şunları söyledi: “Bir prematüre bebeğin gelişim yolculuğunda anne-baba yakınlığı ve güvenli uyku ortamı hayati bir rol oynuyor. Özellikle ten tene temasın bebeklerin gelişimine sağladığı katkı artık bilimsel olarak da çok net biçimde ortaya konuyor. El Bebek Gül Bebek Derneği olarak bu farkındalığı büyütmek için çalışırken, Yataş Bedding’in uzun soluklu desteğini çok değerli buluyoruz. ‘Uykunun Mucizesi ile Büyüyen Minik Kahramanlar’ projesiyle binlerce aileye dokunabilmiş olmaktan mutluyuz.” 10 Binden Fazla Bebeğe Ulaşan Destek Bugüne kadar 10 bini aşkın prematüre bebeğin hayatına dokunan proje kapsamında Yataş Bedding, Türkiye’nin dört bir yanında anne-bebek uyum odalarını yeniliyor. Proje kapsamında Kahramanmaraş, Malatya, Adıyaman, Diyarbakır, Trabzon, İstanbul ve Kocaeli’de olmak üzere, 7 farklı şehirde toplam 12 anne-bebek uyum odası yenileyen marka, ailelere desteğini her alanda sürdürüyor. Yalnızca fiziksel oda yenilemesiyle sınırlı kalmayarak, yenidoğan yoğun bakım ünitelerine kritik ekipman desteği de sağlayan marka, bugüne kadar 682 kuvöz örtüsü ve 4048 nest bağışında bulundu. Bebeklerin anatomik yapısına uygun olarak tasarlanan Juno Yeni Doğan yataklarıyla ise sağlıklı büyüme süreçlerine teknik destek sunan Yataş Bedding, minik kahramanların hayata daha güçlü başlamasına katkı sunmaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kalp Cerrahisinin Yeni Gücü: Yapay Zekâ Haber

Kalp Cerrahisinin Yeni Gücü: Yapay Zekâ

En belirgin değişimlerden biri, daha az travmatik cerrahi yaklaşımların yaygınlaşması olacak. Çok küçük kesilerin uygulanacağı teknikler, robotik cerrahi ve hibrit prosedürler giderek standart hale gelecek. Önümüzdeki yıllarda ayrıca kateter bazlı çözümler de artacak ve cerrahi ile girişimsel kardiyoloji arasındaki sınırlar giderek daha fazla bulanıklaşacak. Bu nedenle kalp cerrahlarının hibrit ameliyathanelerde çalışan multidisipliner ekiplerin liderlerinden biri olması kaçınılmaz görünüyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Civelek, robotik platformların daha kompakt, daha ekonomik ve daha erişilebilir hale geleceğine dikkat çekiyor. Bu sayede koroner bypass cerrahisi, mitral kapak onarımı ve bazı doğumsal kalp ameliyatlarının önemli bir kısmı robotik destekli yapılabilecek. Bu gelişme aynı zamanda cerrahların eğitim süreçlerini de değiştirecek. Simülasyon tabanlı eğitim, sanal gerçeklik ve dijital cerrahi platformlar cerrahi öğrenmenin önemli bileşenleri haline gelecek. Cerrahide Yapa Zekâ Kullanımı Artacak Yapay zekâ, kalp ve damar cerrahisinin birçok aşamasında karar destek sistemi olarak kullanılacak. Ameliyat öncesinde gelişmiş görüntüleme teknikleri ve yapay zekâ algoritmaları, cerrahlara hastaya özgü üç boyutlu anatomik modeller sunabilecek. Bu modeller sayesinde cerrahlar ameliyatı operasyon öncesinde sanal ortamda planlayarak farklı stratejileri değerlendirebilecek. Bu yaklaşım özellikle kompleks aort cerrahisi, doğumsal kalp hastalıkları ve kapak onarımları için önemli bir avantaj. Ameliyat sonrası dönemde de yapay zekâ ile yoğun bakım yönetimi daha optimize hale gelecek. Böylece, komplikasyonların erken saptanması mümkün olacak. Giyilebilir sağlık teknolojileri ve uzaktan hasta izleme sistemleri sayesinde hastaların kalp ritmi, kan basıncı ve fiziksel aktivite düzeyleri kesintisiz takip edilebilecek. Bu teknolojiler sayesinde komplikasyonların erken saptanması mümkün olurken, hastaların hastaneye yeniden yatış oranları da azalabilecek. Yakın geleceğin en heyecan verici gelişmelerinden biri de biyomühendislik alanında bekleniyor. Doku mühendisliği ve biyobaskı teknolojileri sayesinde biyolojik olarak uyumlu damar greftleri ve kapak dokuları geliştiriliyor. Benzer şekilde, büyüyebilen biyolojik kalp kapakları özellikle çocuk hastalarda tekrar ameliyat gereksinimini azaltabilecek bir potansiyele sahip. Genetik ve moleküler biyolojideki ilerlemeler sayesinde ayrıca kalp ve damar hastalıklarının tedavisi giderek daha fazla kişiselleştirilecek. Yarının Kalp Cerrahı Nasıl Olacak? Geleceğin kalp cerrahı yalnızca teknik olarak yetkin bir operatör değil; aynı zamanda teknolojiyi etkin kullanan, veri analizi yapabilen ve multidisipliner ekipleri yöneten bir klinisyen olacak. Elbette kalp cerrahisinin temelinde olan, insan hayatını koruma ve hastalara daha kaliteli bir yaşam sunma amacı yerini korumaya devam edecek. Cerrahlar artık girişimsel kardiyologlar, biyomühendisler, veri bilimcileri ve görüntüleme uzmanlarıyla daha yakın çalışacak. Bu nedenle eğitim programlarının da bu yeni gerçekliğe uygun biçimde güncellenmesi en önemli başlıklardan biri. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BGC ve NEV Sağlık Grubu İş Birliğini Yeniledi! Haber

BGC ve NEV Sağlık Grubu İş Birliğini Yeniledi!

Bursa Gazeteciler Cemiyeti (BGC) ile NEV Sağlık Grubu arasındaki yaklaşık 7 yıllık kurumsal iş birliği anlaşması yenilendi ve kapsamı genişletildi. BGC Merkezi'nde düzenlenen imza törenine, BGC Başkanı Nuri Kolaylı ve NEV Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ergin Kopal katıldı. Yeni protokole göre, cemiyet üyeleri ve birinci derece yakınları NEV Sağlık Grubu'ndan yüzde 20 ile yüzde 50 arasında değişen indirimlerle sağlık hizmeti alabilecek. BGC Başkanı Nuri Kolaylı, uzun yıllardır üyelerin NEV Sağlık Grubu'ndan hizmet aldığını belirterek, iş birliğinin devam etmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve Dr. Ergin Kopal'a teşekkür etti. NEV Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ergin Kopal ise basın mensuplarına destek olmayı öncelikleri arasında gördüklerini ifade ederek, toplumun kaliteli sağlık hizmetine ekonomik koşullarla ulaşabilmesini hedeflediklerini vurguladı. Törende ayrıca, yeni hizmete giren NEV Ataevler Hastanesi hakkında da bilgiler paylaşıldı. Kopal, hastanenin toplam 10 bin metrekare kapalı alana sahip olduğunu, 55 hasta odası, iki ayrı erişkin yoğun bakım ünitesi ve 17 gözlem odası ile 6 modern ameliyathaneye sahip olduğunu belirtti. Hastanede tomografi, MR, mamografi, röntgen ve ultrasonografi gibi ileri teknolojiye sahip görüntüleme hizmetlerinin sunulduğunu kaydeden Kopal, alanında uzman hekim kadrosu ve deneyimli sağlık personeli ile genel cerrahi, kardiyoloji, nöroloji, fizik tedavi ve daha birçok branşta hizmet verildiğini aktardı. Bunun yanı sıra, endoskopi, odyometri, efor testi, holter, EEG, EMG, solunum fonksiyon testi ve göz ünitesi gibi ileri tanı ve tetkik hizmetlerinin de mevcut olduğu hastanede, psikolog ve acil servis birimleriyle birlikte 7 gün 24 saat kesintisiz sağlık hizmeti sunuluyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Perfüzyon Eğitimi Akademik Boyut Kazandı! Haber

Türkiye’de Perfüzyon Eğitimi Akademik Boyut Kazandı!

Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü’nün dünya standartlarındaki simülasyon laboratuvarı ve güçlü eğitim altyapısına dikkat çeken Prof. Dr. Ali Kocailik, “Simülatör sayesinde öğrencilerimiz, 4 yıllık eğitimleri bittiğinde deneyimli birer perfüzyonist olarak mezun olacaklar.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik, perfüzyon eğitimi hakkında bilgi verdi. Perfüzyon hayatiyetin devamını sağlayan yaşam desteği uygulaması Perfüzyonun anlam itibarıyla, vücuttaki tüm dokuların beslenmesi demek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ali Kocailik, “Bir anlamda hayatın devamlılığının sağlanması da diyebiliriz. Perfüzyon; açık kalp ameliyatı sırasında kalp ve akciğerlerin durdurulması gerektiğinden, ameliyat bitene kadar hastanın kanını kalbe gelmeden vücut dışına alıp, oksijenlendirip, kalbin çıkış kısmından tekrar vücuda vererek dolaşımın ve dolayısıyla hayatiyetin devamının sağlanması amacıyla 1953 yılından bu yana ameliyathanede icra edilen bir uygulama idi. 50 yıl kadar önce başlayan, ama son 20 yıldır daha yaygın uygulanan, özellikle H1N1 ve Covid pandemilerinde yoğunlaşan bir başka uygulama olan ECMO/ECLS, perfüzyona yeni bir boyut getirmiş, artık perfüzyonun çalışma alanı yoğun bakımlara, acil servislere ve hatta hastane dışı alanlara yayılmıştır.” diye anlattı. Türkiye’de perfüzyon eğitimi akademik boyut kazandı Prof. Dr. Kocailik, hayati öneme sahip, ciddi bilgi birikimi ve deneyim gerektiren bir meslek olan perfüzyonun, tüm dünyada yakın zamana kadar usta-çırak ilişkisi ile öğretildiğini dile getirerek, “Batı ülkelerinde yüksek lisans eğitimi ile akademik öğretime geçilmiştir. Türkiye’de ise 2011 yılında çıkan yasa ile perfüzyon eğitiminin lisans düzeyinde olması kararlaştırıldı. Perfüzyon eğitiminin akademik düzeyde yeni başlamış olması, doğrudan hasta ile ilişkilerinin olmaması, perfüzyon konusunda akademisyenin olmaması ve çok az üniversitede veriliyor olmasının toplumda az bilinmesinin sebepleri olduğunu düşünüyorum. Perfüzyonist olmazsa kalp cerrahisi ve ECMO/ECLS yapılamaz. Perfüzyonistler, ekibin vaz geçilmez asli üyesi olup başarının gizli kahramanlarıdır.” dedi. Prof. Dr. Kocailik: “Holistik bir perfüzyon bilim merkeziyiz” Üsküdar Üniversitesi Perfüzyon Bölümü’nün bu alandaki öncülüğünü ifade eden Prof. Dr. Ali Kocailik, “Simülasyon laboratuvarımız, güçlü eğitim kadromuz ve düzenli bilimsel toplantılarımız ile sadece öğrenci yetiştiren bir bölüm değil, holistik bir perfüzyon bilim merkeziyiz. Amacımız bilgiden hizmete ve ürüne giden yolu açmak.” ifadesinde bulundu. Üsküdar Üniversitesinin, dünya standartlarında bir perfüzyon simülatörüne sahip olduğunun altını çizen Prof. Dr. Kocailik, “Öğrencilerimiz teorik bilgiyi alıyor, stajlarda uygulamayı görüyor. Ancak simülatörün sunduğu en büyük avantaj; gerçek kalp ameliyatı veya ECMO/ECLS sırasında yaşanabilecek zor ve acil durumları defalarca deneyimleme fırsatı vermesidir. Sonuç olarak, simülatör sayesinde öğrencilerimiz, 4 yıllık eğitimleri bittiğinde deneyimli birer perfüzyonist olarak mezun olacaklar.” şeklinde konuştu. Türkiye’deki perfüzyonistlerin %40’ı Üsküdar mezunu Türkiye’de aktif çalışan perfüzyonistlerin yaklaşık %40’ının Üsküdar Üniversitesi kaynaklı olmasının büyük bir sorumluluk olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kocailik, “Lisans ve yüksek lisans programlarımızdan mezun perfüzyonistler özel ve kamu hastanelerinde çalışmakta olup Üsküdar Üniversitesini temsil emekteler. Her yıl eğitim kalitemizi daha da artırarak güncel bilgilerle donatmak zorunda olduğumuzun bilincindeyiz. Diğer yandan üretilen bilgi miktarı hızla artıyor ve bu bilgiler de hızla güncellenmek zorunda. Dolayısıyla mezunlarımıza karşı da sorumluklarımız var ve iletişimi sıcak tutuyoruz. Bu amaçla her ay bilimsel toplantılar düzenleyerek mezunlarımız ve öğrencilerimizi kaynaştırıp yeni bilgileri paylaşıyoruz.” diye konuştu. Avrupa akreditasyonu kapıda Bölümün Avrupa Perfüzyon Board (EBCP) akreditasyon hedefinin öğrenciler için yeni fırsatlar getireceğini söyleyen Prof. Dr. Kocailik, müfredatın EBCP standartlarına göre güncellendiğini ve 2025-2026 eğitim yılında akreditasyonun alınmasının hedeflendiğini, bu sayede Türk öğrencilerin Avrupa’da da perfüzyonist olarak çalışma imkânına sahip olacağını, uluslararası öğrenci akışının artacağını vurguladı. ECMO iş birlikleriyle yeni ufuklar açılıyor Türk Acil Tıp Derneği ile iki yıldır yürütülen ECMO kurslarının büyük ilgi gördüğünü kaydeden Prof. Dr. Kocailik, Türk Yoğun Bakım Derneği ile de benzer bir iş birliğine gidildiğini açıkladı. Simülasyon teknolojisinin bu eğitimlerde kritik role sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Kocailik, “Bu iş birlikleri sayesinde ECMO/ECLS terapileri daha etkili uygulanacak, daha fazla hayat kurtarılacak ve yeni iş fırsatları doğacak” değerlendirmesinde bulundu. Perfüzyon alanına ilgi duyan gençlere seslenen Prof. Dr. Ali Kocailik, “Perfüzyon; henüz keşfedilmemiş alanların çok olduğu farklı bir dünya, özellikle ECMO/ECLS konusunda henüz yolun başında. Meraklı, öğrenmeye, araştırmaya istekli gençler için harika bir evren.” şeklinde sözlerini tamamladı. Dünyadaki 11 ekipten biri… Bu arada, Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü, yalnızca eğitim ve bilimsel çalışmalarıyla değil, aynı zamanda dünya çapında hayat kurtaran uygulamalarıyla da dikkat çekiyor. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Perfüzyon Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Kocailik’in liderliğinde Üsküdar Üniversitesi’nden Yoğun Bakım Uzm. Dr. Kadir Doğruer ve perfüzyonist Tarık Demir’den oluşan ekip, kıtalararası kritik hasta naklinde görev alan dünyadaki 11 ekipten biri olma özelliğini taşıyor. Türkiye’de bu alanda kıtalararası nakil ekibinde yer alan tek ekip Üsküdar Üniversitesi’nde.

Yanlış Antibiyotik Kullanımı Özellikle Çocukların Hayatını Riske Atıyor! Haber

Yanlış Antibiyotik Kullanımı Özellikle Çocukların Hayatını Riske Atıyor!

Yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımının, özellikle çocuklar ve bağışıklığı zayıf hastalar için ciddi riskler yarattığını vurgulayan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Yaygın antibiyotikler etkinliğini yitirdikçe, zatürre, sepsis ve ishalli hastalıklar gibi daha önce tedavi edilebilen durumlar özellikle çocuklar için giderek daha ölümcül hale geliyor.” dedi. Antibiyotiklerin sadece insan sağlığında değil, hayvan ve tarım sektöründe de kullanılmasının, dirençli bakterilerin yayılmasını hızlandırdığına dikkat çeken Dr. Mamçu, doğru kullanım için enfeksiyonun varlığının kanıtlanması ve ilaçların sadece doktor reçetesi ile alınması gerektiği konusunda uyardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, antibiyotiklerin doğru ve bilinçli kullanımının önemi, direnç gelişimi ve halk sağlığına etkileri hakkında bilgi verdi. Antibiyotik direnci, tedavi edilebilen hastalıkları giderek daha ölümcül hale getiriyor! Önemli bir çalışmanın, antimikrobiyal dirençle (AMR) bağlantılı çocuk ölümlerinde rahatsız edici bir artış olduğunu ortaya koyduğunu dile getiren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “ESCMID Global 2025 konferansında sunulan bu araştırma önemli bir direnç riski taşıyan ve dünyada kullanım oranları izlenen ‘dikkat antibiyotikleri’nin kullanımlarının Güneydoğu Asya'da yüzde 160 ve Afrika'da yüzde 126 oranında arttığını gösteriyor.” dedi. Yaygın antibiyotiklerin etkinliğini yitirdikçe, zatürre, sepsis ve ishalli hastalıklar gibi daha önce tedavi edilebilen durumların etkilenen bölgelerdeki çocuklar için giderek daha ölümcül hale geldiğine dikkat çeken Dr. Mamçu, “Çalışma, bu kısır döngünün düşük ve orta gelirli ülkeleri orantısız bir şekilde nasıl etkilediğini vurguluyor. Her ne kadar kesin bir sayı yoksa da özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki çocuk ölümlerinin önemli bir kısmının dirençli bakterilerle oluşan enfeksiyonlar olduğu öngörülüyor.” açıklamasını yaptı. Doğru antibiyotik kullanımı için, enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalı! Doğru ilaç kullanımının hastanın bireysel ihtiyaçlarına en uygun ilacın, uygun dozda, yeterli sürede ve en düşük maliyetle verilmesi olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Doğru antibiyotik kullanımı için, mikrobiyolojik olarak kanıtlanmış bakteriyel bir enfeksiyonun varlığı mutlaka sorgulanmalıdır.” dedi. Dr. Mamçu, tanı açısından gerekli değerlendirme yapılmadan ve enfeksiyon olmaksızın antibiyotik kullanılmasının, seçilen antibiyotiğin yanlış olması, antibiyotik dozunun yetersiz veya aşırı olması, doz aralıklarının uygunsuz olması gibi sonuçlara yol açabileceğini ve bu gibi durumlarda antibiyotiklerin uygun kullanılmamış olacağını vurguladı. Gelişen direnç bütün insanlığı tehdit edecek düzeyde! Dünya Sağlık Örgütü'nün 2024 tarihli raporuna göre, 2050 yılına kadar antibiyotik direnci nedeniyle yılda 10 milyon kişinin hayatını kaybedebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Gelişen direnç ne yazık ki bütün insanlığı tehdit edecek düzeyde.” dedi. Antibiyotiklerin sadece insan sağlığında değil hayvan yetiştiriciliği ve tarım alanında da kullanıldığına değinen Dr. Mamçu, “Tüm dünyada yaygın ve kontrolsüz kullanılmaları, gıda, su, çevre yoluyla dirençli bakterilerin çok daha kolay yayılmasına ve insana geçmesine neden oluyor. Bu nedenle antibiyotik direnci insan, hayvan ve çevre sağlığını bir arada içeren, ulusal ve uluslararası politikalarla ‘tek sağlık’ başlığı altında bütüncül olarak ele alınması gereken bir konu.” şeklinde konuştu. Dirençli mikroorganizmalar ciddi bir sağlık tehdidi oluşturuyor! Ülkemizde yazılan her 100 reçetenin 14’ünde en az bir antibiyotik yer aldığını kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Antibiyotikler tüketilen ilaçlar listesinde maliyet ve kullanım oranı açısından ikinci sırada yer alıyor.” dedi. Son yıllarda antibiyotiklerin ancak doktor reçetesi ile satılabilmesinin bu anlamda çok önemli bir yarar sağladığını dile getiren Dr. Mamçu, şunları söyledi: “Antibiyotiklerin doğru kullanılması için yürütülen faaliyetler sonucunda antibiyotik tüketiminde bir miktar azalma olsa da, hem antibiyotik tüketimi hem de antimikrobiyal direnç açısından istenilen seviyelere erişilemedi. Dirençli mikroorganizmalarla gelişen enfeksiyonlar özellikle de yoğun bakım ortamında ve bağışıklık sistemi zayıflamış hastalarda ciddi bir sağlık tehdidi oluşturuyor. Dirençli bakterilerin neden olduğu bu hastalıklar, tedaviye de dirençli olup, hastanede yatış sürelerinin uzamasına ve bununla ilgili komplikasyonların gelişmesine, ölüm ve hastalığa yakalanma oranlarında artışa neden oluyor. Koordineli küresel politikalar, özellikle yüksek riskli bölgeler için geliştirilen antibiyotik yönetimi programları ve alt yapı destekleri umut veriyor.” Antibiyotik gerekip gerekmediğine karar verme yetkisi yalnızca doktora ait! Antibiyotiklerin etkili ve güvenli kullanılması için önerilerde bulunan Dr. Dilek Leyla Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı: “İlk ve en önemli adım doktorun talimatlarına uymak. Antibiyotikler her zaman bir doktor reçetesi ile alınmalı. Doktorunuzun belirlediği dozajı, sıklığı ve tedavi süresini tam olarak uygulayın. Antibiyotikleri tam olarak bitirin, reçetede belirtilen sürede tamamen kullanın. Enfeksiyonun belirtileri geçse bile, ilacı erken bırakmak direnç gelişimine ve enfeksiyonun tekrarlamasına neden olabilir. Antibiyotiği düzenli aralıklarla alın. Eğer bir dozu kaçırırsanız, normal sürecinize geri dönün ve sonraki dozu zamanında alın. Eğer herhangi bir yan etki veya rahatsızlık fark ederseniz, hemen doktorunuza başvurun. Antibiyotiğinizi değiştirmesi veya dozajı ayarlaması gerekebilir. Antibiyotiklerin doğru ve düzenli kullanımı, enfeksiyonların etkili bir şekilde tedavi edilmesine ve direnç gelişiminin önlenmesine yardımcı olur. Unutmayın; her boğaz ağrısı, baş ağrısı ve geniz akıntısının, antibiyotik kullanmayı gerektirecek bir durum olmayabilir. Antibiyotik gerekip gerekmediği konusunda karar verme yetkisi yalnızca doktora aittir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.