Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yoğurt

Kapsül Haber Ajansı - Yoğurt haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yoğurt haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eker Süt Ürünleri, Culinary Forum 2026’da Gastronomi Profesyonelleriyle Buluştu Haber

Eker Süt Ürünleri, Culinary Forum 2026’da Gastronomi Profesyonelleriyle Buluştu

Gastronomi dünyası, 17-18 Şubat 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilen Culinary Forum’da bir araya geldi. Culinary Forum, Nirvana Cosmopolitan Hotel ev sahipliğinde iki gün boyunca sektörün önde gelen markalarını, şeflerini ve gastronomi meraklılarını aynı çatı altında topladı. Trendlerin, lezzetlerin ve çok sayıda ürünün paylaşıldığı bu önemli buluşmada, Eker Süt Ürünleri de zengin ürün portföyüyle yerini aldı. Gelenekten ilham alan üretim anlayışını yenilikçi bakış açısıyla buluşturan marka, Culinary Forum 2026’da hem klasikleşmiş hem de yeni nesil ürünlerini sektör profesyonelleriyle paylaştı. Eker’in standında; probiyotik yoğurt alternatifleri, kefirler, detoks kefir serisi, ayran çeşitleri, mutfaklara ve damaklara yeni bir soluk getiren çırpılmış yoğurt seçeneği ile sevilen sütlü tatlı grubu ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Gastronomi alanında yapılan saygın etkinliklerinden biri olan forum; uzman konuşmacılar, yaratıcı atölye çalışmaları ve uygulamalı gösterimlerle katılımcılara ilham verici bir deneyim sundu. Sektördeki güncel gelişmeleri yakından takip etme ve bilgi alışverişinde bulunma imkânı sağlayan etkinlik, yenilikçi yaklaşımların keşfedildiği bir platform haline geldi. Etkinlik boyunca standında misafirlerini ağırlayan Eker, geniş ürün gamını yakından tanıtmanın yanı sıra gastronomi profesyonelleriyle bire bir temas kurarak sektörel iş birliklerini güçlendirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ev Yapımı Çorba Sindirimi Rahatlatıyor!  Haber

Ev Yapımı Çorba Sindirimi Rahatlatıyor! 

Sebze, baklagil, tahıl ve yoğurt bazlı çorbaların vitamin, mineral ve lif açısından önemli katkı sağladığını aktaran Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sıvı ve ılık yapısı sayesinde çorbalar sindirimi destekler, mideyi yormadan bağırsak hareketlerine katkı sağlar.” dedi. Kış aylarında bağışıklık sistemine destek sunan çorbaların, sıvı ihtiyacının karşılanmasında da etkili rol oynadığını vurgulayan İspiroğlu, ev yapımı çorbaların içerik kontrolü ve katkı maddesi içermemesi nedeniyle daha sağlıklı bir alternatif oluşturduğunu aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, özellikle iftar sofralarının vazgeçilmezi olan çorbanın faydaları hakkında açıklamalarda bulundu. Çorba, sindirimi desteklerken tokluk hissini artırıyor! Çorbanın, günlük beslenme düzeninde önemli bir yere sahip olduğunu dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sebze, baklagil, tahıl, yoğurt ve et grubu besinlerin bir arada kullanılabilmesi sayesinde; karbonhidrat, protein, lif, vitamin ve mineral alımına katkı sağlar.” dedi. Özellikle sebze tüketiminin yetersiz olduğu bireylerde çorbanı, bu açığı kapatmanın pratik ve sürdürülebilir bir yolu olduğunu aktaran İspiroğlu, “Sıvı ve ılık yapısı sayesinde çorbalar sindirimi destekler, mideyi yormadan bağırsak hareketlerine katkı sağlar. Aynı zamanda çorba tüketimi yemek yeme süresini uzatır. Yemek süresinin uzaması, toklukla ilişkili hormonların salgılanmasını destekleyerek daha erken doyma ve daha uzun süre tok kalma hissine yardımcı olur.” şeklinde konuştu. Sebze ve yoğurt bazlı çorbalar, vitamin ve mineral desteğiyle bağışıklığa katkı sağlıyor! Kış aylarında çorba tüketiminin bağışıklık sistemi açısından da önem taşıdığına dikkat çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Sebze, et suyu veya yoğurt bazlı çorbalar; vitamin, mineral ve sıvı alımını destekleyerek vücudun savunma mekanizmalarına katkı sağlar.” dedi. Soğuk havalarda sıvı tüketiminin azaldığı dönemlerde çorbanın, bu ihtiyacın karşılanmasında da etkili bir rol üstlendiğini ifade eden İspiroğlu, “Kilo kontrolü açısından bakıldığında ise, çorbanın içeriği belirleyicidir. Sebze, baklagil ve yoğurt bazlı çorbalar; lif ve protein içeriği sayesinde enerji alımının dengelenmesine yardımcı olur. Fazla yağ ve unla hazırlanan çorbalar yerine, un miktarı sınırlı tutulan ve doğal içeriği öne çıkan çorbalar daha sağlıklı bir seçenek oluşturur.” açıklamasını yaptı. Ev yapımı çorbalar sağlıklı beslenmenin güvenilir bir parçası! Ev yapımı çorbaların, hazır çorbalara kıyasla içerik kontrolü açısından önemli bir avantaja sahip olduğuna vurgu yapan çeken Hülya Yiğit İspiroğlu, “Tuz miktarı ayarlanabilir, katkı maddeleri içermez ve besin çeşitliliği artırılabilir.” dedi. Bu avantajın çorbayı yalnızca doyurucu değil, aynı zamanda besleyici bir öğün haline getirdiğinin altını çizen İspiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu yaklaşımın en iyi örneklerinden biri ise, geleneksel mutfağımızda uzun yıllardır özel bir yere sahip olan yayla çorbasıdır. Yoğurt çorbası olarak da bilinen yayla çorbası, Türkiye’de ‘hasta çorbası’ olarak anılan ve özellikle kış aylarında tercih edilen hafif ama besleyici bir seçenektir. Yoğurttan gelen protein ve kalsiyum, pirinç ya da arpa ile sağlanan enerji ve nane gibi baharatların sindirimi destekleyici etkisi, bu çorbayı dengeli bir öğün haline getirir. Günlük yaşamda şifa niyetiyle tüketilen yayla çorbasının dünyanın en iyi çorbaları arasında yer alması, geleneksel beslenme kültürümüzde iyi gelen olarak tanımlanan birçok uygulamanın evrensel düzeyde de karşılık bulduğunu gösteriyor. Ev yapımı çorbalar; sade içeriği, sindirimi destekleyen yapısı ve besleyici değeriyle, sağlıklı beslenmenin zamansız ve güvenilir bir parçasıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ramazan Ayında Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları Haber

Ramazan Ayında Sağlıklı Beslenmenin Püf Noktaları

11 ayın sultanı Ramazan ayının gelmesiyle birlikte beslenme düzeninde de önemli değişiklikler yaşanıyor. “Bu süreçte sağlığın korunması için doğru beslenme alışkanlıklarının benimsenmesi büyük önem taşıyor” diyen Nev Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Melike Gülenç, Ramazan ayında dikkat edilmesi gereken beslenme önerilerini paylaştı. “Sahur Öğünü Atlanmamalı” Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin en önemli adımlarından biri sahura mutlaka kalkmak. Sahur öğünü, gün boyunca enerjinin korunmasına ve kan şekerinin dengelenmesine yardımcı oluyor. Sahurda kahvaltı tarzı bir öğün tercih edilebileceğini belirten Gülenç, yumurta, peynir, zeytin ve yeşilliklerin yanında tam buğday veya çavdar ekmeğinin ideal bir seçenek olduğunu ifade ediyor. Ayrıca sahurda yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden, aşırı şekerli ve baharatlı besinlerden uzak durulması gerektiğini vurguluyor. “İftarda Yavaş ve Dengeli Beslenin” İftar öğününde dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri, yemeğe çorba ile başlandıktan sonra ana yemeğe geçmeden önce 10–15 dakika ara verilmesi. Bu sürenin sindirimi kolaylaştırdığını belirten Gülenç, ana yemeğin çok yağlı olmamasına da dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. Gülenç, ana yemeğin yanında yoğurt ve salatanın yeterli ve dengeli bir öğün oluşturduğunu ifade ediyor. “Ara Öğün Kan Şekerini Dengeliyor” İftardan yaklaşık iki saat sonra, kan şekerinin dengelenmesi için ara öğün yapılabileceğini belirten Gülenç, bu öğünde meyve tüketiminin uygun olduğunu söylüyor. Tatlı ihtiyacı için ise haftada bir gün hafif sütlü tatlıların tercih edilebileceğini ekliyor. “Su Tüketimini İhmal Etmeyin” Ramazan ayında yeterli sıvı alımının önemine dikkat çeken Gülenç, iftar ile sahur arasında su tüketimine mutlaka özen gösterilmesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca günlük su ihtiyacının bu zaman diliminde dengeli şekilde karşılanması da vücut sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İmmünoterapiyi Destekleyecek 10 Alışkanlık Haber

İmmünoterapiyi Destekleyecek 10 Alışkanlık

İmmünoterapinin birçok hastada yüz güldürücü sonuçlar verdiğini ancak bazı kişilerde beklenen yanıtların alınamadığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Bu noktada, tedavinin etkisini artırabilecek destekleyici faktörler önem kazanır. Yaşam tarzı ve günlük alışkanlıklar da bu destekleyici unsurlar arasında değerlendirilebilir” dedi. İmmünoterapi sürecinde, yardımcı faktörler arasında bağırsak mikrobiyotası öne çıkar. Bağırsaklarda yaşayan ve vücuttaki en büyük bakteri topluluğunu oluşturan mikrobiyotanın, bağışıklık sistemiyle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi'nden Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Yapılan birçok çalışmada, bağırsak mikrobiyotasının bağışıklık yanıtını düzenlemede önemli rol oynadığı ortaya konmuştur. Özellikle agresif bir deri kanseri türü olan melanomda, bağırsak mikrobiyotasının dengelenmesiyle immünoterapiye verilen yanıtın artabildiği hem laboratuvar ortamında hem de klinik çalışmalarda ortaya konmuştur. Bu nedenle bağırsak mikrobiyotasını destekleyen günlük alışkanlıklar, tedaviye yardımcı bir rol üstlenebilir” dedi. Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, immünoterapi tedavisine yardımcı olabilecek 10 faydalı alışkanlığı sıraladı: Bağırsak mikrobiyotasını desteklemek için brokoli, kuşkonmaz, ıspanak, pırasa ve enginar gibi yeşil sebzelerin günlük beslenmede yeterli miktarda yer almasına özen gösterin.Bağırsak bakteri dengesinin korunmasına yardımcı olan yoğurt, kefir ve turşu gibi fermente gıdaları düzenli olarak tüketin.Bağırsak sağlığını korumaya katkı sağlayan bir alışkanlık olarak kırmızı et tüketimini azaltın.İşlenmiş şeker ve hazır gıdalar yerine; bal, bitter çikolata, elma, dut ve tatlı patates gibi daha doğal alternatifleri tercih edin.Doktor önerisiyle ve belirli dönemlerde probiyotik kullanın.Bağırsaktaki faydalı bakteri dengesini korumak için gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının.Bağırsak bakterilerini besleyen lifli besinler arasında yer alan tam tahıllar, soğan, sarımsak, muz, fındık, kabak ve ayçiçeği çekirdeği ile fasulye ve mercimek gibi besinlere sofranızda daha fazla yer verin.Bağışıklık sisteminin dengeli çalışmasına katkı sağlayan yeterli ve kaliteli uykuya özen gösterin.Günlük yaşamda düzenli fiziksel aktiviteyi alışkanlık haline getirin.Zihinsel ve fiziksel iyilik halini desteklemek için meditasyon, nefes egzersizleri veya benzeri rahatlatıcı uygulamalara zaman ayırın, stresten kaçının. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yılbaşı Sofranızda Kalbinizi ve Midenizi Yormayan Seçimler Yapın Haber

Yılbaşı Sofranızda Kalbinizi ve Midenizi Yormayan Seçimler Yapın

Ancak yılbaşı gecesi ve sonrasında kontrolsüz beslenmek mide sorunları, şişkinlik, ödem ve kilo artışı gibi istenmeyen sonuçlara yol açabiliyor. Yeni yıla sağlıklı bir başlangıç yapmak ise doğru beslenme planlaması ile mümkün olabiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Nihan Yakut, yılbaşı sofralarında sık yapılan hatalar ve alınabilecek basit önlemler hakkında önemli bilgiler verdi. Yılbaşı sofrasına aç oturmayın Yılbaşı akşamına “nasıl olsa akşam çok yiyeceğim” düşüncesiyle aç girilmesi, çoğu zaman porsiyon kontrolünün kaybedilmesine neden olmaktadır. Gün içinde yeterli ve dengeli beslenmek, akşam sofrada daha bilinçli seçimler yapmayı kolaylaştırmaktadır. Gün boyunca protein ve liften zengin öğünler tüketmek kan şekeri dalgalanmalarını önler. Yılbaşı öncesinde yoğurt ve meyve gibi hafif bir ara öğün yapmak, iştah kontrolüne önemli katkı sağlar. Ayrıca gün içinde yeterli su tüketimi de hem iştahı hem de ödem riskini azaltır. Akdeniz mutfağı yılbaşı sofranızı süsleyebilir Günümüzde Akdeniz tipi beslenme en çok önerilen beslenme modellerinden biridir. Aslında Akdeniz usulü beslenme yılbaşı sofraları için de ideal bir yol haritası sunar. Zeytinyağlı sebze yemekleri, bol yeşillikli salatalar, yoğurtlu mezeler, balık ve fırınlanmış beyaz etler hem doyurucu hem de sindirimi kolay seçenekler arasında yer alır. Tam tahıllar küçük porsiyonlarda tüketilmelidir. Kızartmalar, kremalı soslar ve aşırı yağlı yiyeceklerin sınırlandırılması çok önemlidir. Tatlı tercihlerinde ise meyve veya sütlü tatlıların öncelikli olması, şerbetli tatlıların ise yalnızca tadımlık miktarlarda tüketilmesi gerekir. Yavaş yiyerek sofranın tadını çıkarın Hızlı yemek, beynin tokluk sinyallerini algılamasını zorlaştırarak farkında olmadan fazla yemeye yol açar. Alınacak bu önlemlerle yılbaşı sofralarında aşırı tüketimi azaltmak mümkün; Tabağınızı yarısı sebze, dörtte biri protein, dörtte biri tam tahıl olacak şekilde dengeleyinYavaş yemek yiyerek tokluk hissinin oluşmasına zaman tanıyınAlkol tüketiminden uzak durun ya da sınırlandırınMutlaka bol su içinTuzlu ve işlenmiş gıdalar ödem ve tansiyon yükselmesine yol açabileceği için kontrollü tüketin Ertesi gün “Detoks” değil, dengeli beslenmeyi tercin edin Yılbaşı gecesinin ardından tüm günü aç geçirmek ya da sert detoks programlarına yönelmek, vücut için faydalı olmaktan çok zarar verici olabilir. Bunun yerine dengeleyici bir beslenme planı benimsenmesi gerekir. Ertesi gün bol su tüketmek, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek, tam tahıllara ve hafif protein kaynaklarına yer vermek sindirimi destekler. Hafif tempolu yürüyüşler hem metabolizmayı hızlandırır hem de ödemin azalmasına yardımcı olur. Şişkinliği azaltan, vücudu rahatlatan öneriler Eğer yılbaşı gecesi yiyecek ve içecekleri biraz fazla kaçırdıysanız ertesi gün aç kalmadan sadece sindirimi rahatlatmaya ve sıvı dengesini sağlamaya odaklanmanız gerekir. Bitki çayları, sebze çorbaları, yoğurt ve meyve gibi hafif besinler vücudun toparlanmasına yardımcı olabilir.

Yılbaşı Sofrası için Beslenme Tüyoları Haber

Yılbaşı Sofrası için Beslenme Tüyoları

Yılbaşı sofraları için önerilerde bulunan Central Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Derya Deregözü, o gece için, "Yılbaşı gecesinde porsiyon kontrolünü koruyarak, ne yediğimizin ve içtiğimizin farkında olarak tüketmeliyiz. Sebze ağırlıklı başlangıçlar tercih etmeli, ağır sos ve kızartma besinlerden uzak durmalıyız. İçecek tercihi olarak alkol tüketilecekse miktarı sınırlandırmak ve yanında mutlaka su içmek, gazlı ve şekerli içecekler yerine su veya maden suyu tercih etmek gece boyunca dengeyi korumaya yardımcı ol acaktır" dedi. Sayın Aykut Yatikçi; YILBAŞI YEMEĞİ SAĞLIĞINIZI BOZMASIN Yılı unutulmazkılacak yılbaşı sofraları için yapılan hazırlıklar devam ederken, yineakıllarda aynı soru var: O gece neler yemeliyim; nelerden kaçınmalıyım? Yılbaşısofraları için önerilerde bulunan Central Hospital Beslenme ve Diyet UzmanıDerya Deregözü, o gece için, "Yılbaşı gecesinde porsiyon kontrolün ü koruyarak,ne yediğimizin ve içtiğimizin farkında olarak tüketmeliyiz. Sebze ağırlıklıbaşlangıçlar tercih etmeli, ağır sos ve kızartma besinlerden uzak durmalıyız.İçecek tercihi olarak alkol tüketilecekse miktarı sınırlandırmak ve yanındamutlaka su içmek, gazlı ve şekerli içecekler yerine su veya maden suyu tercihetmek gece boyunca dengeyi korumaya yardımcı olacaktır" dedi. Yeni bir yıla yeni umutlarla,heyecanlarla ve hayallerle başlamanın en keyifli yeri şüphesiz aile veyaarkadaşlarla planlan an geleneksel yılbaşı sofralarıdır. İştah açıcı aynızamanda bol kalorili yemekler ve zengin atıştırmalık çeşitleriyle hem mideyi hemgözü dolduran yılbaşı sofraları kontrolsüz kalori alımına ve miderahatsızlıklarına neden olabilir. Yılbaşı gecesi için sağlıklı beslenmenintemel prensipleri arasında ilk olarak gün içerisinde öğün atlamadan, dengelibeslenmek bulunuyor. Akşam yemeğine aşırı aç bir şekilde ve 'çok acıktım'düşüncesi ile oturulmamasının yerinde olacağını vurgulayan Central HospitalBeslenme ve Diyet Uzmanı Derya Deregözü, "Porsiyon kontrolünü koruyarak, neyediğimizin ve içtiğimizin farkında olarak tüketmeliyiz. Sebze ağırlıklıbaşlangıçlar tercih etmeli, ağır sos ve kızartma besinlerden uzak durmalıyız.İçecek tercihi olarak alkol tüketilecekse miktarı sınırlandırmak ve yanındamutlaka su içmek, gazlı ve şekerli içecekler yerine su veya maden suyu tercihetmek de gece boyunca deng eyi korumaya yardımcı olacaktır" diyor. Ertesi gün açkalmayın! Yılbaşı gecesinde genellikle 3–4 çeşityemek servis edildiği için dengeli bir menü planlaması önem taşıyor. Beslenmeve Diyet Uzmanı Deregözü, ana öğünlerde protein ağırlıklı seçeneklerin yeralmasını, vegan bireyler için ise kurubaklagil bazlı alternatiflerinsunulmasını öneriyor. Et, tavuk ve hindi gibi protein kaynaklarının kızartmayerine fırında pişirilmesi, yağlı soslardan kaçınılmas ı gerektiğini vurguluyor.Öğünlerde posa desteği sağlayan sebzelerin mutlaka yer alması; salata veyasebze haşlama ile birlikte yoğurt ya da hafif yoğurtlu mezelerden oluşandengeli bir tabak sunulması gerektiğini belirtiyor. Yılbaşı akşamına dair en yaygın inanış "gecegeç saatte yemek kilo aldırır" düşüncesidir oysaki kilo artışının ana sebebigeç saatte yemek değil toplam enerji alımının fazlalığından kaynaklanıyor. Bunedenle "Ertesi gün sağlıklı ve dengeli beslenmeye devam etmelisiniz. Kalorisizve şok detoks programları uygulamanıza gerek bulunmadan sebze ağırlıklı hafifve dengeli bir beslenme modeli yeterli olacaktır. Bir gün çok kaçırıldıysaertesi gün aç kalınmal ı yaklaşımı metabolizma dengesini bozabilir ve yemeataklarını artırabilir" diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Deregözü, bunun yerinenormal beslenme düzenine geri dönmenin en sağlıklı yaklaşım olduğunun altınıçiziyor. Kronikrahatsızlıkları olanlar aşırı tüketimden kaçınmalı! Yılbaşı sofralarına ait en çok sorulansoruların başında diyabet, hipertansiyon, böbrek veya kalp-damar hastalığıolanların o gece neler yemelerine dair... Bu hastalıklardan mustarip has talaryılbaşı gecesi, mümkün olduğunca kendi beslenme düzenlerine sadık kalmalı veani, aşırı tüketimden kaçınmalıdır. Diyabet hastalarının insülin kontrolünümutlaka yapması ve basit şeker içeren tatlılar, beyaz unlu ürünler ve şekerliiçeceklerden uzak durması gerektiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Deregözü,"Kızartmalar, işlenmiş etler ve yüksek sodyum içeren besinler yerine ızgara,fırın veya haşlama yöntemleriyle hazırlanmış, sebze ve protein dengesisağlanmış öğünler tercih edilmelidir. Porsiyon kontrolü, alkol tüketimininsınırlandırılması veya tamamen kaçınılması ve yeterli su alımı, kan şekeri,tansiyon ve sıvı dengesinin korunması açısından özellikle önemlidir" diyor. Özellikle böbrek hastalarının muz,portakal, avokado, patates, domates gibi potasyum, sodyum ve fosfor içeriğiyüksek gıdalardan uzak durmasının yerinde olacağını ifade eden Beslenme veDiyet Uzmanı Deregözü, sözlerini şöyle tamamlıyor: "Yüksek protein tüketimindenkaçınılmalıdır. Salam, sucuk, hazır çorbalar, paketli atıştırmalıklar gibituzlu ve işlenmiş ürünler, gazlı içecekler, sakatatlar, işlenmiş peynirler veaşırı süt ürünleri tüketmek potasyum ve fosfor yükünü artırabilir." Rezene, anason,papatya tercih edin Peki, yılbaşı sonrası şişkinliğiazaltmak için neler tüketilmesi gerekiyor? Buna yönelik olarak genellikle posa,su ve doğal prebiyotik içeriği yüksek besinlerin tercih edilebileceğini; yoğurtve kefir gibi fermente ürünlerin bağırsak florasını destekleyeceğini ve kabak,enginar, pırasa ve yeşil yapraklı sebzelerin yüksek su içeriği nedeniylesindirimi ve ödem atımını kolaylaştıracağını kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Deregözü,rezene, anason, papatya ve nane-limon gibi bitki çaylarının gaz ve şişkinliğinazalmasına yardımcı olurken, yeterli su tüketiminin de ödemin atılmasınıdestekleyebileceğini söylüyor.

Uzmanlar Açıkladı: Şap Hastalıklı Hayvanın Yoğurdu Nasıl Anlaşılır? Tüketici Ne Yapmalı? Haber

Uzmanlar Açıkladı: Şap Hastalıklı Hayvanın Yoğurdu Nasıl Anlaşılır? Tüketici Ne Yapmalı?

Son dönemde hayvancılık sektörünün gündemini meşgul eden Şap Hastalığı (Şap), tüketicilerin süt ve süt ürünleri, özellikle de yoğurt ve peynir gibi temel gıdaların güvenilirliği konusunda endişelenmesine neden oluyor. Peki, şap hastalığı taşıyan bir hayvandan üretilmiş yoğurt, görünüş veya tat olarak anlaşılabilir mi? Şap Hastalığı Nedir ve İnsan Sağlığına Etkisi Öncelikle en önemli bilgi: Şap Hastalığı, büyükbaş ve küçükbaş hayvanları etkileyen viral bir enfeksiyon olmasına rağmen, insanlara bulaşma riski (zoonoz riski) çok düşüktür ve bu hastalıktan dolayı ciddi bir salgın riski beklenmemektedir. Uzmanlar, şap hastalığı olan hayvandan elde edilen sütün veya yoğurdun tadında, kokusunda veya görünümünde belirgin, ayırt edici bir değişiklik olmayacağını belirtiyor. Bu nedenle, yoğurdun durumunu sadece duyusal analizle anlamak neredeyse imkansızdır. Şap Hastalığı Yoğurtta Nasıl Etkisiz Hale Gelir? Gıda Güvenliği otoriteleri, süt ürünleri tüketicilerini rahatlatan kritik bir noktaya dikkat çekiyor: Pastörizasyon ve Kaynatma: Şap virüsü, ısıya karşı dayanıksızdır. Süt, 70°C ve üzeri sıcaklıklara ulaştığında (pastörizasyon veya kaynatma işlemi sırasında) virüs büyük ölçüde yok olur. Fermentasyon: Yoğurt, sütün fermentasyonu (mayalanması) ile üretilir. Bu süreçte oluşan düşük pH (asitlik) seviyesi de virüsün canlılığını sürdürmesini engeller. Sanayi Üretimi: Market raflarındaki endüstriyel olarak üretilmiş (pastörize) yoğurtlar ve sütler, uygulanan ısıl işlemler sayesinde güvenle tüketilebilir. Risk, genellikle pastörize edilmemiş çiğ süt ve bu sütten evde yapılan ürünlerde daha yüksektir. Tüketici Olarak Nelere Dikkat Etmelisiniz? Şap tehdidine karşı tüketicilerin yapması gerekenler, hijyen ve kaynağı doğrulama konularına odaklanmalıdır: Lisanslı Ürünleri Tercih Edin: Her zaman Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından denetlenen, lisanslı ve kayıtlı işletmelerin pastörize ürünlerini tercih edin. Çiğ Süt Riskini Yönetin: Çiğ süt alıyorsanız, kaynağının güvenilir olduğundan emin olun ve kullanmadan önce mutlaka iyice kaynatın. Ambalajı Kontrol Edin: Ürünün son kullanma tarihini ve ambalaj bütünlüğünü kontrol edin. Unutulmamalıdır ki, yetkililer şap hastalığının yayılmasını engellemek için karantina ve aşılama çalışmaları yürütmektedir. Tüketicinin yapması gereken en iyi şey, panik yerine bilinçli tercihler yapmaktır.

Süt Endüstrisi, Ulusal Süt Zirvesi’nde Buluştu Haber

Süt Endüstrisi, Ulusal Süt Zirvesi’nde Buluştu

500’den fazla katılımcı, 40 konuşmacı ve 100’ün üzerinde firmanın yer aldığı zirve, yoğun katılım ile başladı. Yerel Güç, Küresel Vizyon temasıyla sektörün en büyük buluşma noktası olan Ulusal Süt Zirvesi’nde; T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Ö. Volkan Ağar, T.C. Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Gümen ve Ulusal Süt Konseyi Başkanı Hamit Can açılış konuşmalarında sektöre dair önemli açıklamalarda bulundu… MAL VE HİZMET İHRACATIMIZ 391,8 MİLYAR DOLAR OLDU T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Ö. Volkan Ağar: Süt sektörü; kırsal kalkınmanın omurgası, çocuklarımızın sağlıklı beslenmesinin teminatı ve gıda arz güvenliğimizin en kritik unsurlarından biridir. Bu zirve, sadece bir toplantı değil; farklı başlıklardaki uzman panelleriyle, Sektörel Alım Heyetiyle ve Türkiye–Rusya Süt Ürünleri Ticaret Forumuyla, son derece dolu, kapsamlı ve hedef odaklı bir program sunuyor. Üreticiden ihracatçıya, akademiden kamuya kadar geniş bir katılımın sağlanacağı zirvede oluşacak bilgi paylaşımı ve iş birliklerinin, sektörümüze somut ve kalıcı katkılar getireceğine inanıyorum. Mal ve hizmet ihracatında hedefimiz olan 390 milyar doları aşarak, 391,8 milyar dolarlık bir ihracat hacmini yakaladık. Bu performans sayesinde Mayıs 2023’te 55,9 milyar dolar olan yıllık cari açık, Eylül 2025’te 20 milyar dolara kadar gerilemiş durumda. Bu güçlü tablo içinde tarım ürünleri ihracatımız da stratejik bir yer tutuyor. 2002 yılında 3,7 milyar dolar olan ihracatımız, 2024 yılında yaklaşık 8 kat artarak 32,6 milyar dolara yükseldi. 10,8 milyar dolarlık dış ticaret fazlasıyla ekonomimize önemli bir değer sağlayan sektörümüz, küresel pazardan aldığı payı istikrarlı biçimde artırarak, 2024 itibarıyla %1,5 pay ile 21’inci sıraya yükseldi. 2025 Ocak–Ekim döneminde ise tarım ve gıda sanayi ihracatımız 26,1 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti (%1 düşüş). SÜT ÜRÜNLERİ İHRACATIMIZ 2025 YILINDA 334 MİLYON DOLARA ULAŞTI Ülke olarak, Ortadoğu bölgesinin en büyük 3’üncü, Avrupa Birliği’nin en büyük 6’ncı tarımsal ürün tedarikçisi konumunda olduğumuzu dile getiren Ağar: “Bu büyük resmin içinde, süt ve süt ürünleri ihracatımız ise ayrı bir başarı hikâyesi yazıyor. 2023 yılında yaklaşık 266 milyon dolar (102 bin ton) olan sektör ihracatımız, 2024’te (%36’lık artışla) 363 milyon dolar (175 bin ton) seviyesine yükselmiş; 2025 yılının Ocak–Ekim döneminde ise (%19 artışla) 334 milyon dolara (158 bin ton) ulaşmıştır. Hem miktar hem değer bazında, üst üste iki yıldır güçlü ve çift haneli artışlar yakalayan bir sektörden söz ediyoruz. Süt tozu, tereyağı, peynir, yoğurt ve diğer işlenmiş süt ürünlerinde son iki yılda adeta bir “sıçrama dönemi” yaşıyoruz. 2024 yılı ihracat değerlerine baktığımızda, bir önceki yıla kıyasla süt tozunda %358, peynir altı suyunda %127, tereyağı ve süt bazlı yağlarda %97, yoğurtta ise %12 oranlarında artışlar göze çarpıyor. Süt ve süt mamullerini, basit bir emtia ihracatı gibi değil; teknoloji, hijyen altyapısı, soğuk zincir, Ar-Ge ve markalaşma gerektiren ürünler olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Bugüne kadar, süt ve süt ürünleri sektöründe 5 UR-GE projesini başarıyla tamamlamış durumdayız. Yine sektörümüz özelinde, 2024 yılında 3, 2025 yılında ise 6 adet ticaret ve alım heyeti gerçekleştirdik. Zirve kapsamında, sadece süt sektörü özelinde kurgulanan ve Bakanlığımızca da desteklenen alım heyetiyle, Türk süt ürünlerini dünya alıcılarıyla doğrudan buluşturuyor, “marka Türkiye” hedefimiz doğrultusunda bir adım daha atıyoruz” dedi. KIRSALIN GELECEĞİ KADINLER VE GENÇLERLE ŞEKİLLENECEK T.C. Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Gümen: Bizim için süt sadece bir gıda ürünü değildir, bu ülkenin köklü hayvancılık kültürünün, aile işletmelerimizin kırsaldaki hayatın devamının sembolüdür. Devlet olarak görevimiz bu geleneği koruyarak geleceğe taşımak, tüketicimizin alın terini, tüketicimizin sofrasını, ülkenin gıda güvenliğini aynı anda gözeten dengeli bir yapı kurmaktır. Ulusal Süt Zirvesi vesilesiyle hem bugünümüzü hem de yarınlarımızı yakından ilgilendiren hayvancılık ve süt politikalarımızı sizlerle paylaşmaktan büyük büyük memnuniyet duyuyorum. Değerli katılımcılar sayın bakanımızın geçtiğimiz yıl açıkladığı 2024-2028 hayvancılık yol haritasının uzun yıllardır konuşulan üretim planlanması sözleşmeli üretim ve destekleme modelini eşzamanlı olarak hayata geçirdik. O günden beri olan tüm adımlar bir planın parçası olarak uygulanmaktadır. Tüm bu unsurlar ve özellikle ilk defa üç yıllık olarak açıklanan yeni hayvancılık destekleme modeli ile öngörülebilirliği sağladık. Ayrıca “kırsalda bereket hayvancılığa destek” projesi ve “güçlü üretim projesi” gibi çok önemli iki projeyi ve hastalıkta işletme eylem planını hayata geçirerek üretim planlamamızı bölgenin kaba yem potansiyelini, su kaynaklarını, iklim özelliklerini, pazar erişimini dikkate alarak kurguladık. Bu sayede hem kaynaklarımızı daha etkin kullandık hem de üretimimizi geleceğin piyasa koşullarına hazırlamaya çalıştık. Planlı yönetimle birlikte hayvancılık destekleri ile bu planlamayı güçlendirecek şekilde yönlendirdik. Tarımsal destekleri sadece para veren anlayışla değil yön veren şekilde kurguladık. Hayvancılık desteklerimizi kayıtlı üretimi teşvik eden, verimliliği artıran, kaliteyi inceleyen ve üretimi ödüllendiren bir yapıya dönüştürdük. Kırsalın geleceği gençlerle ve kadınlarla birlikte şekillenecek. Bu nedenle hayvancılık desteklerinde kadın ve genç çiftçilerimizi özellikle öne çıkardık. Hibe oranlarında ilave puanla bazı çağrılarda kadın ve genç üreticilerimize özel başvuru imkanları tanıyarak kırsalda yeni bir dinamizm kazandırmayı hedefliyoruz. Amacımız; gençlerin ve kadınların görünmeyen emeğini görünür kılmak ve yönetici, girişimci ve işletme sahibi olarak öne çıkmalarını teşvik etmek. Bu nedenle kadın ve genç girişimciler ile aile işletmelerini destekleme politikalarında pozitif ayrımcılık uyguladık” açıklamasında bulundu. ÜRETİMDEN TÜKETİME KADAR BİLİMSEL YAKLAŞIMLR BENİMSENMELİ Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Hamit Can: “Bu zirveyi düzenlemekteki temel amacımız üreticiden tüketiciye kadar uzanan değer zincirinin tüm halkalarının daha dinamik daha verimli ve uyumlu çalışması için gerekenleri ortaya çıkarmak, sorunların giderilmesini sağlamak. Hedefimiz “YEREK GÜÇ KÜRESEL VİZYON” mottosu ile hayata geçirdiğimiz bu zirvenin 2 yılda bir yapılıp uluslararası bir statüye getirebilmek. Süt sektörü, Türkiye’nin en geniş ve en köklü alanlarından birisi. Üretimden tüketime kadar her aşamada bilimsel yaklaşım, izlenebilirlik ve kalite odaklı çalışma artık tartışmasız bir zorunluluk. Sektör olarak elbette zorluklarımız var. Artan üretim maliyetleri, iklim değişikliğinin etkileri, yem ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, uluslararası rekabet… Ama şunu çok iyi biliyoruz: Bu ülkenin süt sektörü, her dönem koşullara uyum sağlayarak ayakta kalmayı başardı. Bugün de yeni çözümler üretme zamanı. Verimliliği artıran teknolojiler, kayıpları azaltan yöntemler, üreticiyi güçlendiren modeller, gıda güvenliği ilkeleri çerçevesinde tüketicilerin süt ürünlerine erişimini temin edecek uygulamalar… Ulusal Süt Zirvesi bu nedenle büyük önem taşıyor; Buradan çıkacak her fikir, üreticinin cebine, sanayicinin fabrikasına, tüketicinin sofrasına dokunacak kadar gerçek bir etkiye sahip olacak” dedi. Zirve kapsamında interaktif paneller, fuar alanı, sosyal etkinlikler ve medya görünürlüğü gibi pek çok fırsat sunuluyor. Türkiye’nin dört bir yanından gelecek olan sektör temsilcileri ve uluslararası katılımcılar, sektördeki yenilikleri paylaşarak süt endüstrisinin geleceğini şekillendirecek. Yerel Güç, Küresel Vizyon temasıyla düzenlenecek zirve, sektöre yön veren önemli bir platform olarak öne çıkıyor.

Sağlıklı Yaşamın Yeni Trendi, Fermente Besinler! Haber

Sağlıklı Yaşamın Yeni Trendi, Fermente Besinler!

Fermente besinlerin probiyotik ve biyoaktif içerikleri sayesinde bağışıklığı güçlendirdiğini, tansiyonu düzenlediğini ve psikolojik sağlığa katkı sağladığını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Kefir gibi fermente süt ürünlerinin, laktoz sindirimini arttırıcı etkisi ile laktoz intoleransı olan bireylerde olumlu etkileri var.” dedi. Ancak bazı fermente yiyeceklerin tuz oranı yüksek olabildiği için tüketim miktarına dikkat etmek gerektiğine dikkat çeken Yiğit, evde yapılacak fermente besinlerde hijyen ve saklama koşullarının önem taşıdığını kaydetti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, fermente besinlerin sağlık üzerindeki faydaları ve tüketiminde dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi. Fermente besinler artık sağlık için tercih ediliyor… Son yıllarda kronik ve salgın hastalıkların artması ile birlikte bir besinin doyurucu olmasının yanı sıra sağlığa faydalı etkisinin olmasının da önem kazandığına dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu noktada geleneksel besinlere, fermente yiyeceklere yönelim devreye girdi.” dedi. Tarihsel süreçte fermente besinlerin kullanım amacının besinleri daha uzun süre saklayabilmek olduğunu hatırlatan Yiğit, “Günümüzde ise çoğunlukla sağlık üzerindeki olumlu etkileri sebebiyle tercih ediliyor. Fermente yiyecekler; yararlı mikroorganizmalar sayesinde, besinlerin fermantasyonu sonucunda, çeşitli enzimatik değişimlerin ve sağlığa yararlı son ürünlerin meydana geldiği fonksiyonel besinlerdir. Yoğurt, kefir, kambucha, tarhana, boza, sofralık zeytin, şalgam suyu ve adlarını daha az duyduğumuz Kore turşusu olarak bilinen kimchi, sofu (fermente soya peyniri) fermente besinler arasındadır.” şeklinde konuştu. Fermente ürünler, anti-diyabetik ve antihipertansif etki gösterebilir! Yapılan bazı araştırmalara değinen Hülya Yiğit, “Araştırmalarda, fermente besinlerde bulunan bazı probiyotik mikroorganizmaların yeterli miktarda tüketildiklerinde, ürettikleri çeşitli metabolitler sayesinde psikolojik rahatsızlıklar üzerinde olumlu etkiler gösterdiği tespit edildi.” dedi. Fermente ürünlerin içerdiği biyoaktif moleküller sayesinde vücutta anti-diyabetik, antihipertansif (yüksek tansiyonu düşürücü veya kontrol altında tutucu) etkileri de olduğunu aktaran Yiğit, kefir gibi fermente süt ürünlerinin, laktoz sindirimini arttırıcı etkisi ile laktoz intoleransı olan bireylerde olumlu etkilerinin olduğunu dile getirdi. Kronik ve salgın hastalıkların arttığı bu yüzyılda fermente besinlere ihtiyacımız var! Fermente bazı yiyeceklerin tuz içerikleri yüksek olabildiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu nedenle tüketim miktarı ve sıklığına dikkat etmek oldukça önemli.” dedi. Özellikle hazır turşular alınırken tuz içeriklerinin mutlaka incelenmesini öneren Yiğit, sözlerini şöyle tamamladı: “Turşu, çok yararlı fermente bir besin olsa da her gün yüksek porsiyonlarda tüketmek tansiyon dengesizliklerine, mide sorunlarına sebep olabilir. Fermente besinler eğer evde yapılacaksa ortam sıcaklığına, saklama süresine ve saklama kaplarına dikkat edilmeli. Özellikle plastik içermeyen kaplar, mümkünse cam olanlar tercih edilmeli. Eğer satın alınacaksa etiketler mutlaka okunmalı. Kronik ve salgın hastalıkların arttığı bu yüzyılda; psikolojik sağlamlık, güçlü bir bağışıklık sistemi ve kronik hastalıklardan korunmak için fermente besinlere ihtiyacımız her zamankinden daha fazla olacak gibi görünüyor.”a

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.