Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yönetişim

Kapsül Haber Ajansı - Yönetişim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yönetişim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Anadolu Sigorta Sürdürülebilirlikte Türkiye’nin En İyileri Arasında Haber

Anadolu Sigorta Sürdürülebilirlikte Türkiye’nin En İyileri Arasında

Listeye giren isimler; vizyonları, hayata geçirdikleri projeler ve yarattıkları etki doğrultusunda alanında uzman jüri üyeleri tarafından değerlendirildi. Fast Company Türkiye’nin her yıl gerçekleştirdiği “Türkiye’nin Fark Yaratan Sürdürülebilirlik Liderleri” araştırmasının sonuçları açıklandı. Anadolu Sigorta Kurumsal İletişim, Sürdürülebilirlik ve Afet Yönetimi Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan, sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarıyla ilk 50 lider arasında gösterildi. Ödül töreni ise 9 Nisan’da İstanbul’da İş Kuleleri İş Sanat Oditoryumu’nda gerçekleştirildi. Listeye giren liderler; kurumlarında ve toplum genelinde yarattıkları dönüşüm, geliştirdikleri projeler ve ortaya koydukları somut katkılar çerçevesinde, farklı disiplinlerden uzmanların yer aldığı jüri tarafından kapsamlı bir değerlendirme sürecinden geçirildi. Anadolu Sigorta, sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir sorumluluk olarak değil; iş modelinin merkezinde konumlanan stratejik bir öncelik olarak ele alıyor. Şirket; çevresel etkiyi azaltmaya yönelik uygulamaları, toplumsal fayda odaklı projeleri ve güçlü yönetişim anlayışıyla uzun vadeli değer üretimine odaklanıyor ve bu kapsamda hayata geçirdiği Ormanın Gözleri, Anadolu Kütüphaneleri ve Kurtaran Araç gibi projeleriyle farklı alanlarda somut katkı sunuyor. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Anadolu Sigorta Kurumsal İletişim, Sürdürülebilirlik ve Afet Yönetimi Koordinatörü Berna Semiz Ergüntan: “Fast Company Türkiye tarafından hazırlanan ‘Türkiye’nin Fark Yaratan Sürdürülebilirlik Liderleri’ listesinde yer almak, Anadolu Sigorta olarak sürdürülebilirliği iş yapış biçimimizin merkezine alma konusundaki kararlılığımızın önemli bir göstergesi ve sonucu. Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel başlıklarla sınırlamıyor; sosyal etkiyi artıran, afetlere karşı dayanıklılığı güçlendiren ve güçlü yönetişim anlayışını destekleyen bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Bu doğrultuda hayata geçirdiğimiz projelerin ve attığımız somut adımların böylesine saygın bir platformda karşılık bulması bizim için son derece değerli. Aynı zamanda bu tür çalışmaların daha geniş kitlelere ulaşmasına ve sürdürülebilirlik alanında farkındalığın artmasına katkı sağladığına inanıyoruz. Önümüzdeki dönemde de daha sürdürülebilir, daha dirençli ve daha kapsayıcı bir gelecek için sorumluluk almaya, iş birlikleri geliştirmeye ve değer üretmeye devam edeceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TP, ISO 42001 “Yapay Zekâ Yönetim Sistemi” Sertifikasını Alan Dünyadaki İlk BPO Oldu Haber

TP, ISO 42001 “Yapay Zekâ Yönetim Sistemi” Sertifikasını Alan Dünyadaki İlk BPO Oldu

Sektöründe ilk kez TP’nin aldığı bu sertifikasyon, şirketin yapay zekâyı yalnızca bir teknoloji yatırımı olarak değil; uçtan uca yönetilen, denetlenen ve sürekli iyileştirilen bir “yönetişim” alanı olarak ele aldığını uluslararası düzeyde tescillemiş oldu. Bu sertifikanın kazanılmasında önemli rol oynayan TP.ai FAB (Foundational AI Backbone), TP’nin stratejik yol haritası Future Forward’ın merkezinde yer alıyor. Yapay zekâ, insan uzmanlığı ve süreç mükemmeliyetini entegre bir orkestrasyon yapısında buluşturan platform, iş dünyasının geleceğine yön veriyor. Platformun üç katmanlı mimarisi; işletmelere çeviklik, güvenlik sağlayan esneklik, ölçeklenebilir ve son derece güçlü bir teknoloji altyapısı sunuyor. En üstteki Hazır Çözümler Katmanı, şirketlerin hızlı ve etkin bir şekilde devreye alabileceği AI çözümlerini içeriyor. Orkestrasyon Katmanı, insan becerilerini, yapay zekayı ve operasyonel süreçleri kusursuz bir uyum içinde bir araya getirerek yüksek verimlilik sağlıyor. Temel Katman ise tüm bu yapının üzerinde yükseldiği güvenli, sağlam ve ölçeklenebilir teknolojik bir temel oluşturuyor. Konuyla ilgili bir değerlendirme yapan TP Türkiye ve Azerbaycan CEO’su Tülay Doğrular, “TP Türkiye olarak ISO 42001 sertifikasını alan dünyanın ilk BPO’su olmaktan büyük gurur duyuyoruz. Bizim için yapay zekâ yalnızca bir teknoloji yatırımı değil; güveni, kaliteyi ve insan deneyimini yeniden tanımlayan stratejik bir dönüşüm alanı. Bu sertifikasyon, yapay zekâyı şeffaf, denetlenebilir ve sürekli geliştirilen bir yönetim sistemi çerçevesinde ele aldığımızı ortaya koyuyor. Bugün satıştan müşteri hizmetlerine, arka ofis süreçlerinden çok dilli operasyonlara kadar geniş bir alanda yapay zekâ ve ileri analitik çözümlerimizle somut sonuçlar üretiyoruz. Elde ettiğimiz çıktılar, yapay zekânın gerçek değerinin yalnızca hız ve verimlilikte değil; güven, şeffaflık ve insan odaklı tasarım ile birlikte ortaya çıktığını gösteriyor. Önümüzdeki dönemde de ileri teknolojiyi insan empatisiyle harmanlayan yaklaşımımızla sürdürülebilir değer yaratmaya devam edeceğiz.” dedi. ISO/IEC 42001, yapay zekâ teknolojilerinin güvenilir, sorumlu ve kontrollü bir şekilde geliştirilmesi, uygulanması ve yönetilmesi için oluşturulmuş ilk uluslararası yapay zekâ yönetim sistemi standardıdır. Her sektörden ve her ölçekte kuruluşa uygulanabilen bu standart; şirketlerin yapay zekâ kullanımında şeffaflık, hesap verebilirlik, adillik, ayrımcılığın önlenmesi, gizliliğe saygı ve insan refahının korunması gibi temel etik ilkeleri esas almasını sağlıyor. Aynı zamanda yapay zekâya bağlı risklerin belirlenmesi, azaltılması ve ilgili yasal düzenlemelere uyumun desteklenmesi için bir çerçeve sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Anadolu Sigorta’dan Raporlamada Yeni Dönem Haber

Anadolu Sigorta’dan Raporlamada Yeni Dönem

Bu yeni yaklaşım sayesinde şirket, paydaşlarına finansal performansının yanı sıra sürdürülebilirlik yaklaşımını, stratejik önceliklerini ve değer yaratma modelini tek bir çatı altında sunmayı amaçlıyor. Anadolu Sigorta’nın 2025 Entegre Faaliyet Raporu, şirketin ekonomik, çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarındaki performansını bütüncül bir çerçevede ele alıyor. Raporda şirketin stratejik öncelikleri, sermaye öğeleri bazında oluşturduğu değer yaratma modelinin girdileri ve çıktıları, faaliyetlerinin paydaşlar üzerindeki etkileri ve gelecek hedefleri kapsamlı biçimde değerlendiriliyor. Aynı zamanda şirketin faaliyetleri kapsamında karşılaştığı risk ve fırsatlar da detaylı biçimde analiz ediliyor. Rapor, 1 Ocak 2025 – 31 Aralık 2025 döneminde Anadolu Sigorta’nın finansal ve finansal olmayan performans sonuçlarını, sürdürülebilirlik çalışmalarını, operasyonel gelişimini ve kurumsal yönetişim yaklaşımını da aynı çerçevede paydaşlara sunuyor. Sigortacılıkta dijital dönüşüm konusunda birçok yeniliğe art arda imza atan Türkiye’nin öncü sigorta şirketi Anadolu Sigorta, aynı zamanda Entegre Faaliyet Raporu’nun dijital tamamlayıcısı niteliğinde, sektörde bir ilk olarak Online Özet Entegre Faaliyet Raporu uygulamasını da hayata geçirdi. Rapor içindeki kritik bilgileri okuyucu deneyimini kolaylaştıracak şekilde kısa ve anlaşılır bir formatta dijital ortama taşıdı. Anadolu Sigorta Genel Müdür Yardımcısı İdil Pamir, şirketin ikinci yüzyılına girerken şeffaflık, erişilebilirlik ve teknoloji odaklı iletişim anlayışını güçlendirdiklerini belirterek şunları söyledi: “Bu yıl ilk kez Entegre Faaliyet Raporu yayımladık ve bu kapsamda klasik PDF formatının ötesine geçen, dinamik, etkileşimli ve kullanıcı dostu bir Online Özet Entegre Faaliyet Raporu’nu hazırladık. Bu çalışma, sadece finansal ve operasyonel sonuçlarımızı aktaran bir belge değil; stratejimizi, sürdürülebilirlik yaklaşımımızı ve değer yaratma modelimizi bütüncül bir dijital deneyimle anlatan yeni bir platform. Online Özet Entegre Faaliyet Raporu ile yatırımcılarımızdan iş ortaklarımıza, çalışanlarımızdan kamuoyuna kadar tüm paydaşlarımız için daha şeffaf, daha erişilebilir ve daha anlaşılır bir iletişim modeli oluşturduk.” Uluslararası raporlama standartlarıyla uyum Hisse senetleri Borsa İstanbul’da işlem gören Anadolu Sigorta’nın 2025 Entegre Faaliyet Raporu, Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından belirlenen faaliyet raporlaması gereklilikleriyle uyumlu şekilde hazırlandı. Rapor aynı zamanda uluslararası raporlama standartları doğrultusunda oluşturuldu. Bu kapsamda çalışma, Uluslararası Entegre Raporlama Konseyi’nin (IIRC) Entegre Raporlama Çerçevesi ( Framework) ve Küresel Raporlama Girişimi (Global Reporting Initiative - GRI) standartları temel alınarak hazırlandı. Bu yaklaşım, Anadolu Sigorta’nın finansal performansını ve sürdürülebilirlik çalışmalarını, uluslararası kabul gören metodolojiler doğrultusunda paylaşmasına olanak sağlıyor. Online Özet Rapor: Dijital ve erişilebilir bir deneyim Entegre faaliyet raporları genellikle kapsamlı ve uzun dokümanlar olduğu için şirket, rapor içindeki kritik bilgileri okuyucu deneyimini kolaylaştıracak şekilde kısa ve anlaşılır bir formatta dijital ortama taşıdı. Online Özet Entegre Faaliyet Raporu’nun en önemli başlıklarını içeren detaylı bir özet yapı sunuyor. Böylece okuyucular Anadolu Sigorta’nın finansal performansı, stratejik öncelikleri, 100 yıllık hikayesi, değer zinciri, sürdürülebilirlik yaklaşımı ve öne çıkan performans göstergeleri gibi temel bilgilere kısa sürede ulaşabiliyor. Raporun tamamına ulaşmak isteyen kullanıcılar için ana rapora yönlendirme butonu da bulunuyor. Sürdürülebilirlik ve şeffaflık yaklaşımı Anadolu Sigorta, sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarını kamuoyuyla düzenli olarak paylaşan şirketler arasında yer alıyor. Şirket, 2018 yılından bu yana yayımladığı sürdürülebilirlik raporları aracılığıyla çevresel ve sosyal performansını şeffaf biçimde ortaya koyuyor. İklim değişikliği ve karbon emisyonlarına ilişkin stratejiler, riskler ve fırsatlar Karbon Saydamlık Projesi (Carbon Disclosure Project – CDP) çerçevesinde raporlanıyor. Bu yaklaşım, Anadolu Sigorta’nın çevresel etkilerini ve sürdürülebilirlik hedeflerini uluslararası platformlarda şeffaf biçimde paylaşmasını sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ESG Odaklı Şirket Haberleri Neyi Değiştiriyor? Haber

ESG Odaklı Şirket Haberleri Neyi Değiştiriyor?

Bir şirketin sürdürülebilirlik raporu yayımlaması artık tek başına haber değeri taşımıyor. Piyasanın dikkatini çeken şey, o raporun hangi yatırım kararına, hangi üretim dönüşümüne, hangi tedarik zinciri standardına veya hangi kurumsal riske temas ettiği. Bu nedenle esg odaklı şirket haberleri, klasik kurumsal duyuru çizgisinden çıkıp stratejik karar akışının parçası haline geliyor. Kurumsal iletişim ekipleri, yatırımcı ilişkileri birimleri, editörler ve sektör yayıncıları için mesele yalnızca çevre, sosyal etki ve yönetişim başlıklarını görünür kılmak değil. Asıl mesele, bu başlıkları piyasa açısından anlamlı, doğrulanabilir ve haberleştirilebilir bir çerçeveye oturtmak. Çünkü ESG anlatısı, doğru kurgulandığında marka itibarı üretir; zayıf kurgulandığında ise kısa sürede bir güven testine dönüşür. ESG odaklı şirket haberleri neden yükselişte ESG artık yalnızca bir uyum alanı değil, şirketlerin finansmana erişiminden ihracat kabiliyetine, insan kaynağı çekiminden kamuoyu algısına kadar geniş bir etki alanına sahip. Bu değişim, haber odalarının ve dijital yayıncıların da konuya bakışını dönüştürdü. Eskiden çevre yatırımı veya sosyal sorumluluk projesi olarak görülen pek çok gelişme, bugün doğrudan iş stratejisi kapsamında ele alınıyor. Özellikle enerji, sanayi, lojistik, tarım, teknoloji ve savunma ekosisteminde faaliyet gösteren şirketler için ESG başlıkları artık yan sütunda durmuyor. Emisyon azaltımı, atık yönetimi, su verimliliği, tedarik zinciri şeffaflığı, kadın liderliği, iş sağlığı ve güvenliği, veri etiği ya da yönetim yapısındaki dönüşüm gibi konular; yatırımcı sunumları kadar haber akışının da merkezine yerleşiyor. Bunun bir nedeni düzenleyici baskıysa, diğer nedeni sermaye piyasalarının beklentisi. Bir başka neden de kurumsal alıcıların ve uluslararası iş ortaklarının yeni standartları. Yani ESG haberleri yalnızca itibar amaçlı değil, ticari devamlılık açısından da kritik. Tam da bu yüzden, yüzeysel bir duyuru dili artık yeterli olmuyor. Haber değeri ile kurumsal mesaj arasındaki fark Şirketler çoğu zaman ESG alanındaki her adımın haber olacağını varsayıyor. Oysa haber değeri ile kurumsal görünürlük ihtiyacı aynı şey değil. Bir ağaç dikim etkinliği tek başına zayıf bir haber olabilirken, üretim tesisinde enerji yoğunluğunu yüzde 20 düşüren bir yatırım, ciddi bir sektör haberi niteliği taşıyabilir. Aynı şekilde bir çeşitlilik politikası metni tek başına sınırlı ilgi görürken, yönetim kurulunda kadın temsil oranındaki somut artış veya tedarikçi denetim modelinin değiştirilmesi daha yüksek karşılık bulur. Burada temel ölçüt, açıklanan gelişmenin şirketin iş modeline ne kadar temas ettiği. Haber, ancak etkisi ölçülebilir olduğunda ve daha geniş bir ekonomik bağlama oturduğunda güçlenir. Editörlerin aradığı şey de tam olarak budur: Ne değişti, neden değişti, hangi paydaşları etkiliyor ve bunun sektörel karşılığı ne? Bu ayrım özellikle dijital mecralarda daha görünür. Okur artık yalnızca iyi niyet beyanı okumak istemiyor. Yönetici söylemleri önemli, ancak veriyle desteklenmediğinde kalıcılığı sınırlı. Kurumun ESG alanındaki iddiası ile operasyonel gerçekliği arasındaki mesafe ne kadar açıksa, haber o kadar güçlü hale geliyor. Güçlü bir ESG haberinde hangi unsurlar öne çıkar İyi yazılmış ESG haberi, sürdürülebilirlik jargonuna yaslanmaz. Önce somut gelişmeyi tarif eder. Ardından şirketin neden bu adımı attığını, bunun finansal veya operasyonel etkisini ve varsa sektör ölçeğindeki anlamını gösterir. Son olarak da yönetici görüşünü, mümkünse ölçülebilir verilerle birlikte çerçeveler. Bir örnek düşünelim. Bir lojistik şirketi elektrikli araç yatırımı yaptığını açıklıyor. Bu tek başına haberin başlangıcıdır, kendisi değil. Haberi değerli kılan ayrıntılar şunlardır: Filoya kaç araç eklendi, hangi hatlarda kullanılacak, karbon emisyonunda ne kadarlık azalma bekleniyor, toplam yatırım büyüklüğü ne, şarj altyapısı nasıl kuruldu, tedarik zincirine ve müşteri taahhütlerine etkisi ne olacak? Haber dili bu sorulara yanıt verdiğinde, kurumsal içerik piyasa bilgisina dönüşür. Aynı yaklaşım sosyal etki ve yönetişim başlıklarında da geçerlidir. Kadın istihdamı, çalışan refahı, eğitim programları, etik hatlar veya bağımsız yönetim kurulu yapısı gibi konular ancak kurumsal yapı içindeki karşılığı netleştiğinde daha güçlü haberleşir. İddia büyük, veri küçükse okur geri çekilir. Veri net, hedef gerçekçi ve ilerleme düzenliyse güven oluşur. Verisiz ESG anlatısı neden zayıf kalır Kurumsal iletişimde en sık yapılan hata, ESG söylemini genel geçer olumlu ifadelerle taşımaya çalışmak. Karbon ayak izini azaltmak, kapsayıcı kültürü güçlendirmek, iyi yönetişimi desteklemek gibi cümleler tek başına yeterli değil. Çünkü bu ifadeler artık piyasa için standart söylem haline geldi. Fark yaratan şey, bu hedeflerin nasıl ölçüldüğü ve ne kadar ilerleme kaydedildiği. Veri paylaşımı her zaman mükemmel olmak zorunda değil. Bazı şirketler dönüşümün başında olabilir. Bu durumda en doğru yaklaşım, eksikleri gizlemek yerine yol haritasını açık biçimde ortaya koymaktır. Piyasa çoğu zaman kusursuz tablo değil, güvenilir ilerleme görmek ister. Editörler ve yayıncılar ESG haberlerinde ne arıyor Dijital yayıncılar için ESG başlığının cazibesi yüksek, ancak eşik de yükselmiş durumda. Editörler artık yalnızca duyuru metni değil, yeniden işlenebilir ve sektörel bağlam taşıyan içerik arıyor. Bu nedenle haberin başlığı kadar yapısı da belirleyici oluyor. İlk olarak haberin zamanlı olması gerekiyor. Bir standart değişikliği, yatırım kararı, fabrika dönüşümü, yönetici ataması, sertifikasyon, finansman anlaşması veya yeni hedef seti gibi gelişmeler güncel bağlam sunuyorsa ilgi artıyor. İkinci olarak haberin sektöre etkisi görünmeli. Yalnızca şirketin ne yaptığı değil, bunun ilgili alandaki rekabet, ihracat, maliyet yönetimi veya yatırım iştahı açısından ne ifade ettiği önemli. Üçüncü unsur güvenilirlik. ESG alanı, abartılı iletişime en az tolerans gösterilen alanlardan biri. Bu yüzden haber metinlerinde teknik doğruluk, ölçülebilir beyan ve açık kaynaklandırma belirleyici. Kurumsal açıklamanın, şirketin önceki taahhütleriyle çelişmemesi de kritik. Aksi halde haber görünürlük sağlasa da uzun vadede ters etki yaratabilir. ESG odaklı şirket haberleri nasıl daha yayınlanabilir olur Yayınlanabilirlik, yalnızca iyi yazılmış bir bülten meselesi değil. İçeriğin medya mantığına uygun kurgulanması gerekiyor. Başlıkta somut gelişme yer almalı, spotta bunun neden önemli olduğu görünmeli, gövdede ise veri, yönetici görüşü ve sektör bağlamı dengeli biçimde işlenmeli. Fotoğraf, infografik veya kısa video gibi destekleyici materyaller de özellikle dijital mecralarda içeriğin performansını artırır. Bu noktada telifsiz ve yeniden kullanıma uygun içerik modeli daha da önem kazanıyor. Çünkü medya kuruluşları hızlı, doğrulanabilir ve kolay yayımlanabilir haber akışı arıyor. Kapsül Haber Ajansı gibi sektörel odakla çalışan yapılar için ESG haberleri, tam da bu nedenle yüksek potansiyel taşıyor. Doğru paketlenmiş bir şirket gelişmesi, hem yayıncı için işlevsel hale geliyor hem de şirketin mesajını daha geniş profesyonel kitlelere taşıyor. Greenwashing riski ve itibar dengesi ESG alanında görünür olmak ile inandırıcı olmak arasında ince bir çizgi var. Şirketler bu alandaki başarılarını anlatmak istiyor, bu doğal. Ancak anlatının operasyonel gerçekle desteklenmediği durumlarda greenwashing eleştirisi çok hızlı gündeme gelebiliyor. Özellikle enerji yoğun sektörlerde, büyük dönüşüm iddiası taşıyan açıklamalar daha yakından inceleniyor. Burada daha temkinli ama daha sağlam bir iletişim çoğu zaman daha etkili. Henüz tamamlanmamış bir dönüşümü bitmiş gibi anlatmak yerine, yatırımın aşamalarını, hedef tarihlerini ve mevcut ilerleme oranını paylaşmak daha güvenilir bir çerçeve sunar. Aynı şekilde yalnızca olumlu sonuçları değil, zorlukları da sınırlı ölçüde kabul eden bir yaklaşım, profesyonel kitle nezdinde daha ikna edici bulunur. Bir başka hassas nokta da ESG başlıklarının birbirinden kopuk ele alınması. Çevre tarafında güçlü performans gösteren bir şirket, yönetişim veya iş gücü uygulamalarında sorun yaşıyorsa tek boyutlu anlatı ikna gücünü kaybedebilir. Bu nedenle haber dili de daha bütüncül olmalı. ESG, üç harften oluşsa da tek eksenli bir vitrin çalışması değil. Önümüzdeki dönemde ne öne çıkacak Önümüzdeki dönemde ESG haberlerinde nicelikten çok nitelik belirleyici olacak. Piyasa, daha fazla duyuru değil daha fazla kanıt arıyor. Karbon azaltım projeleri, yenilenebilir enerji yatırımları, döngüsel ekonomi uygulamaları, tedarik zinciri denetimi, veri yönetişimi ve sosyal etki ölçümü gibi başlıklar öne çıkmayı sürdürecek. Ancak bu başlıklarda öne çıkan şirketler, en çok konuşanlar değil, en net veri sunanlar olacak. Ayrıca yapay zeka, savunma sanayii, ileri üretim, tarım teknolojileri ve lojistik gibi alanlarda ESG haberciliği daha karmaşık hale gelecek. Çünkü bu sektörlerde sadece çevresel etki değil, etik kullanım, tedarik güvenliği, çalışan güvenliği ve yönetişim kalitesi de aynı derecede önem taşıyor. Dolayısıyla haber üretimi de daha uzmanlık isteyen bir alana dönüşüyor. Şirketler için temel soru artık şu: ESG başlığında görünmek istiyor muyuz değil, hangi gelişmemiz gerçekten haber değeri taşıyor? Bu soruya dürüst ve veri temelli yanıt veren kurumlar, yalnızca gündeme girmekle kalmaz; yatırımcıdan müşteriye, editörden iş ortağına kadar geniş bir çevrede daha kalıcı bir güven alanı kurar. Kısa vadeli görünürlük çoğu zaman birkaç saat sürer, iyi kurgulanmış kurumsal güven ise çok daha uzun yaşar.

Şirketler Yapay Zekada Nereden Başlamalı? Haber

Şirketler Yapay Zekada Nereden Başlamalı?

Birçok şirkette yapay zeka gündemi, bir yönetim kurulu sunumunda başlayan heyecanın birkaç ay sonra sessizce sönmesiyle ilerliyor. Sorun genellikle teknoloji eksikliği değil. Asıl sorun, şirketlerde yapay zeka dönüşümü konusunun bir yazılım alımı gibi ele alınması. Oysa yapay zeka, kurumsal yapılarda tek başına çalışan bir araç değil; karar alma biçimini, operasyon akışını, risk yönetimini ve rekabet pozisyonunu etkileyen bir dönüşüm katmanı. Bu nedenle konuya sadece BT bütçesi, lisans sayısı ya da pilot proje adedi üzerinden bakmak yetersiz kalıyor. Şirket için gerçek soru şu: Yapay zeka hangi işi daha hızlı değil, hangi işi daha doğru, daha ölçeklenebilir ve daha karlı hale getirecek? Şirketlerde yapay zeka dönüşümü neden farklı bir yönetim konusu? Kurumsal dönüşümlerde en zor başlıklar genellikle teknoloji değil, koordinasyon ve önceliklendirme oluyor. Yapay zekada da tablo benzer. Finans, insan kaynakları, hukuk, operasyon, satış ve bilgi teknolojileri aynı masaya oturmadan kalıcı sonuç üretmek zor. Çünkü yapay zeka projeleri çoğu zaman birim sınırlarını aşıyor. Satış tahmini modeli yalnızca satış ekibini ilgilendirmiyor; tedarik planlamasını, stok yapısını, nakit akışını ve müşteri deneyimini de etkiliyor. İnsan kaynaklarında özgeçmiş tarama sistemi sadece işe alım hızını artırmıyor; ayrımcılık riski, veri gizliliği ve işveren markası üzerinde de sonuç doğuruyor. Bu yüzden şirketlerde yapay zeka dönüşümü, CIO veya BT direktörünün tek başına taşıyacağı bir dosya değil. Üst yönetim sponsorluğu, süreç sahipliği ve yönetişim çerçevesi olmadan ilerleyen girişimler, çoğunlukla iyi niyetli denemeler olarak kalıyor. İlk hata: Araç seçip problem aramak Piyasada üretken yapay zeka araçlarından tahminleme platformlarına kadar geniş bir ekosistem oluştu. Ancak birçok kurum, önce aracı seçip sonra buna uygun kullanım alanı arıyor. Bu yaklaşım hem kaynak israfına yol açıyor hem de organizasyonda "yapay zeka işe yaramıyor" algısını hızlandırıyor. Sağlıklı başlangıç, teknoloji kataloğu çıkarmak değil, iş etkisi yüksek karar noktalarını belirlemek olmalı. Nerede yoğun manuel iş var? Nerede tahmin hatası maliyet yaratıyor? Nerede bilgi dağınıklığı müşteri kaybına neden oluyor? Nerede uzman personelin zamanı düşük katma değerli işlerde harcanıyor? Doğru kullanım alanları genellikle çok parlak görünenler değil, etkisi ölçülebilenler oluyor. Talep tahmini, bakım planlama, teklif hazırlama, müşteri hizmetleri sınıflandırması, belge analizi, sahtekarlık tespiti ve iç bilgiye erişim gibi alanlar bu yüzden öne çıkıyor. Veri kalitesi olmadan dönüşüm hızlanmıyor Yapay zekanın kurumsal hayatta karşılaştığı en sert duvar veri tarafında yükseliyor. Dağınık veri kaynakları, düşük etiketleme kalitesi, güncel olmayan kayıtlar ve departmanlar arası kopukluk, model performansını doğrudan aşağı çekiyor. Burada sık yapılan varsayım şu: Önce modeli kuralım, veri zamanla düzelir. Pratikte çoğu zaman tersi geçerli. Veri kalitesi kötü olduğunda model yalnızca hatayı hızlandırıyor. Yönetici ekranında güven vermeyen bir sistem ise kısa sürede kullanım dışı kalıyor. Bu nedenle veri yönetişimi, şirketlerde yapay zeka dönüşümü için teknik bir alt başlık değil, işin merkezidir. Hangi veri kritik, kim sorumlu, ne sıklıkla güncelleniyor, hangi kaynak doğrulanmış kabul ediliyor, hangi verinin kullanımı hukuken sınırlı? Bu sorular netleşmeden kalıcı ölçekleme beklemek gerçekçi değil. İnsan faktörü: En büyük direnç teknolojiye değil belirsizliğe Kurumsal yapılarda çalışanlar çoğu zaman yapay zekaya ilkesel olarak karşı çıkmıyor. Asıl tedirginlik, rol tanımının nasıl değişeceğini bilmemekten kaynaklanıyor. Bir ekip için yapay zeka verimlilik aracı olabilirken, başka bir ekip için performans baskısı ya da yetki kaybı gibi algılanabiliyor. Bu yüzden iletişim dili kritik. "Sizi değiştirecek sistem" algısı ile "işin tekrarlı kısmını azaltacak yardımcı katman" anlatısı arasında ciddi fark var. Gerçekçi kurumlar, bu teknolojinin bazı görevleri azaltacağını kabul ederken yeni beceri ihtiyacını da açıkça tanımlıyor. Eğitim burada tek seferlik bir seminer olarak değil, rol bazlı bir adaptasyon programı olarak ele alınmalı. Bir satış ekibinin ihtiyacı ile hukuk ekibinin ihtiyacı aynı değil. Bir üretim tesisindeki vardiya yöneticisinin kullanacağı karar destek sistemi ile kurumsal iletişim ekibinin içerik üretim araçları da aynı eğitim çerçevesiyle yönetilemez. Şirketler en çok bu noktada zorlanıyor: Teknolojiyi ortaklaştırırken kullanım senaryolarını özelleştirmek gerekiyor. Yönetişim olmadan ölçekleme risk üretir Yapay zeka kullanımının artması, beraberinde kurumsal riskleri de büyütüyor. Hatalı çıktı, önyargılı karar, fikri mülkiyet ihlali, müşteri verisinin yanlış kullanımı ve regülasyon uyumsuzluğu artık teorik riskler değil. Özellikle finans, sağlık, savunma, enerji ve kamuya temas eden sektörlerde hata toleransı düşük. Bu nedenle yapay zeka yönetişimi, yalnızca hukuk departmanının kontrol listesine bırakılamaz. Şirketin hangi araçları kullanabileceği, hangi verilerin modele verilemeyeceği, hangi çıktılarda insan onayı gerekeceği ve hangi kararların tamamen otomatikleştirilemeyeceği açık kurallarla tanımlanmalı. İyi bir yönetişim yapısı, inovasyonu yavaşlatmak zorunda değil. Aksine, kuralları net olan kurumlar daha hızlı ilerliyor. Çünkü ekipler neyin serbest, neyin hassas, neyin yasak olduğunu bildiğinde deneme alanı daha güvenli hale geliyor. Hangi şirketler daha hızlı sonuç alıyor? Sektör farkı belirleyici olsa da yalnızca büyük ölçekli şirketler avantajlı değil. Hatta bazı orta ölçekli firmalar, daha az hiyerarşi ve daha net karar hatları sayesinde daha hızlı sonuç alabiliyor. Burada belirleyici olan bütçe büyüklüğünden çok operasyonel disiplin. Hızlı sonuç alan şirketlerde ortak bazı özellikler görülüyor. Öncelikle tek bir büyük dönüşüm vaadi yerine, sınırlı ama yüksek etkili kullanım alanları seçiliyor. İkinci olarak başarı kriteri en başta tanımlanıyor. Maliyet düşüşü mü hedefleniyor, çevrim süresi mi kısalacak, satış dönüşümü mü artacak? Üçüncü olarak pilot proje ile üretim ortamı arasındaki fark ciddiye alınıyor. Kurumsal hayatta pilotların başarılı, gerçek kullanımın zayıf kalmasının nedeni de burada yatıyor. Test ortamında çalışan model, saha gerçekliğinde veri akışı, kullanıcı alışkanlığı, sistem entegrasyonu ve güvenlik gereksinimleri nedeniyle aynı performansı vermeyebiliyor. Bu nedenle ölçekleme planı, pilot tamamlandıktan sonra değil, pilot başlarken düşünülmeli. Şirketlerde yapay zeka dönüşümü için gerçekçi yol haritası Kurumsal karar vericiler için en sağlıklı yaklaşım, yapay zekayı tek bir proje olarak değil, aşamalı bir dönüşüm portföyü olarak ele almak. İlk aşamada iş etkisi yüksek 2-3 kullanım alanı seçilmeli. Bu alanların veri uygunluğu, entegrasyon ihtiyacı ve hukuki riskleri birlikte değerlendirilmelidir. İkinci aşamada sahiplik netleşmeli. Her projenin bir iş birimi sponsoru, bir teknik sahibi ve bir risk sorumlusu olmalı. Sadece teknoloji ekibine bırakılan girişimler, iş sonuçları üretmekte zorlanır. Sadece iş birimi tarafında kalan projeler ise teknik sürdürülebilirlik sorunu yaşar. Üçüncü aşamada ölçümleme devreye girmeli. Yapay zekanın değeri genel memnuniyet cümleleriyle değil, somut göstergelerle izlenmeli. İşlem süresi, hata oranı, çalışan başına verim, müşteri yanıt süresi, kayıp önleme oranı veya teklif hazırlama hızı gibi göstergeler burada belirleyici olur. Son aşama ise kurumsallaşmadır. Başarılı bulunan kullanım alanları için politika, eğitim, güvenlik ve entegrasyon standartları oluşturulmadan yaygınlaşma sağlıklı olmaz. Bu noktada içerik üretiminden sektör analizine kadar karar vericilere düzenli bilgi akışı sağlayan yayın ekosistemleri de önemli hale geliyor. Özellikle iş dünyası ve teknoloji ekseninde uzmanlaşan platformlar, örneğin Kapsül Haber Ajansı gibi yapılar, kurumların dönüşümü yalnızca teknoloji haberi olarak değil, stratejik bir iş gündemi olarak takip etmesine katkı sunuyor. Beklenti yönetimi neden kritik? Yapay zekanın kurumsal etkisi yüksek, ancak her problemi çözen sihirli bir katman değil. Bazı süreçlerde dramatik verimlilik sağlar, bazı süreçlerde ise katkısı sınırlı kalır. Özellikle düşük hacimli, istisna oranı yüksek ve standardizasyonu zayıf işlerde beklenen fayda daha düşük olabilir. Benzer şekilde her şirketin olgunluk seviyesi farklıdır. ERP verisi güvenilir olmayan, süreçleri standartlaşmamış ve departmanlar arası sahiplik modeli zayıf olan bir kurum için ilk ihtiyaç ileri modelleme değil, temel dijital düzen olabilir. Bu durum yapay zekanın değerini azaltmaz; yalnızca sıralamayı değiştirir. Önümüzdeki dönemde şirketler arasındaki fark, kimlerin yapay zekayı daha erken denediğiyle değil, kimlerin onu kurumsal disiplinle yönettiğiyle açılacak. Teknolojiye hızla girmek avantaj sağlayabilir, fakat kalıcı üstünlük veri kalitesi, insan adaptasyonu ve karar mimarisi üzerinden kurulacak. Yapay zekadan gerçek değer üretmek isteyen kurumlar için asıl mesele başlamak değil, doğru yerden başlamaktır.

Yapay Zeka Hangi Sektörü Nasıl Değiştiriyor? Haber

Yapay Zeka Hangi Sektörü Nasıl Değiştiriyor?

Bir fabrikanın bakım planını artık ustabaşı değil, sensör verisini okuyan bir algoritma belirliyorsa; bir bankada kredi ön değerlendirmesi saniyeler içinde tamamlanıyorsa; bir lojistik şirketi rota planını anlık trafik, hava ve maliyet verisine göre yeniden kuruyorsa, mesele yalnızca teknoloji yatırımı değildir. Bu, sektörlerin çalışma mantığının yeniden yazılmasıdır. Yapay zeka artık tek bir teknoloji başlığı olarak ele alınmıyor. Şirketler için verimlilik aracı, kamu için kapasite çarpanı, yatırımcı için büyüme alanı, medya ve iletişim ekipleri için ise hız ile güven arasındaki yeni denge anlamına geliyor. Bu nedenle “yapay zeka sektöre etkisi nedir” sorusu, teknik bir meraktan çok stratejik bir yönetim sorusuna dönüşmüş durumda. Yapay zeka sektöre etkisi nedir? En kısa yanıt şu: Yapay zeka, sektörlerde karar alma hızını artırıyor, operasyon maliyetlerini yeniden şekillendiriyor ve rekabet eşiğini yukarı taşıyor. Ancak etki her alanda aynı yoğunlukta görülmüyor. Veri kalitesi yüksek, süreçleri ölçülebilir ve tekrar eden iş akışları belirgin olan sektörler daha hızlı sonuç alıyor. Buna karşılık düzenlemeye açık, insan denetiminin kritik olduğu veya veri standardizasyonu zayıf alanlarda geçiş daha temkinli ilerliyor. Burada asıl fark, otomasyondan öteye geçilmesi. Klasik otomasyon aynı işi daha hızlı yapar. Yapay zeka ise talep tahmini yapar, arıza olasılığını öngörür, müşteri davranışını sınıflandırır, sahadaki riski önceden işaret eder. Yani yalnızca iş yükünü azaltmaz, karar kalitesini de etkiler. Kurumsal açıdan bakıldığında yapay zekanın sektörel etkisi üç seviyede ortaya çıkıyor. İlk seviyede süreç verimliliği var. İkinci seviyede yeni ürün ve hizmet geliştirme kapasitesi devreye giriyor. Üçüncü seviyede ise pazar yapısı değişiyor; ölçek avantajı, veri avantajına dönüşüyor. Üretim ve sanayide dönüşüm Sanayi, yapay zekanın en somut sonuç verdiği alanlardan biri. Çünkü üretim sahası ölçülebilir, veri üreten ve optimizasyona açık bir yapı sunuyor. Görüntü işleme ile kalite kontrol süreçleri hızlanıyor, kestirimci bakım sayesinde plansız duruşlar azalıyor, enerji tüketimi daha hassas biçimde yönetiliyor. Özellikle yüksek hacimli üretim yapan şirketlerde küçük bir iyileşme bile büyük finansal etki yaratıyor. Hata oranındaki sınırlı bir düşüş, fire maliyetini ciddi biçimde azaltabiliyor. Bununla birlikte her tesis aynı hızda dönüşemiyor. Eski makine parkı, dağınık veri altyapısı ve uzman insan kaynağı eksikliği, yatırımın geri dönüş süresini uzatabiliyor. Sanayi tarafında kritik konu, yapay zekayı tek başına bir yazılım projesi gibi görmemek. Asıl değer, operasyon teknolojileri, ERP altyapısı ve saha verisi bir araya geldiğinde oluşuyor. Finans, sigorta ve risk yönetiminde yeni dönem Finans sektörü zaten veri yoğun bir alan olduğu için yapay zekayı erken benimseyen sektörler arasında yer alıyor. Kredi skorlama, sahtecilik tespiti, müşteri segmentasyonu ve çağrı merkezi süreçleri bu dönüşümün en görünür başlıkları. Sistemler çok büyük veri setlerini insan kapasitesinin ötesinde işleyebildiği için karar süresi kısalıyor. Buna rağmen finansta hız tek başına yeterli değil. Regülasyon, şeffaflık ve açıklanabilirlik ihtiyacı çok yüksek. Bir müşteriye neden kredi verilmediği veya hangi işlem nedeniyle risk uyarısı üretildiği açıklanamazsa, kurum açısından hem hukuki hem itibari risk oluşuyor. Bu nedenle finansta yapay zeka kullanımı güçlü sonuç üretse de “kara kutu” yaklaşımı her zaman kabul görmüyor. Sigortada ise fiyatlama, hasar analizi ve dolandırıcılık tespiti öne çıkıyor. Burada da temel kazanç, daha doğru risk sınıflandırması. Fakat aşırı otomasyon, müşteri memnuniyetini zedeleyebilir. Özellikle itiraz, hasar anlaşmazlığı ve bireysel mağduriyet içeren dosyalarda insan müdahalesi hâlâ belirleyici. Sağlıkta hız, doğruluk ve etik denge Sağlıkta yapay zeka etkisi en çok görüntüleme, erken teşhis desteği, hastane operasyon planlaması ve ilaç araştırmalarında hissediliyor. Radyoloji görüntülerinin ön analizi, hekimlerin iş yükünü azaltabiliyor. Yoğun bakım ve acil servis gibi alanlarda risk skorlama sistemleri kritik uyarılar üretebiliyor. Ancak sağlık, hata toleransı en düşük sektörlerden biri. Burada “yüksek doğruluk” ile “klinik güven” aynı şey değil. Bir modelin başarılı olması, her hasta grubunda aynı sonucu vereceği anlamına gelmiyor. Veri setinin temsili gücü, hasta mahremiyeti ve hekim sorumluluğu gibi başlıklar belirleyici olmaya devam ediyor. Bu nedenle sağlıkta yapay zekanın rolü, kısa vadede hekimin yerini almak değil; teşhis, önceliklendirme ve operasyon yönetiminde güçlü bir karar destek katmanı oluşturmak. Lojistik, perakende ve tedarik zincirinde verimlilik baskısı Lojistik ve perakende tarafında yapay zeka doğrudan marjlara dokunuyor. Talep tahmini, stok optimizasyonu, rota planlama ve depo yönetimi gibi alanlarda yapılan iyileştirmeler, kârlılığı etkileyen operasyonel farklar yaratıyor. Özellikle çok kanallı satış yapan şirketler için stok görünürlüğü ve sipariş akışının doğru yönetilmesi kritik. Buradaki güçlü taraf, anlık veriyle çalışma imkânı. Zayıf taraf ise dış etkenlerin yüksekliği. Jeopolitik risk, hava koşulları, ani talep dalgalanmaları ve tedarikçi kaynaklı kırılmalar, model performansını kısa sürede değiştirebiliyor. Bu yüzden lojistikte en iyi sonuç, yapay zekayı statik tahmin sistemi olarak değil, sürekli güncellenen karar altyapısı olarak kullanan şirketlerde görülüyor. Perakendede müşteri deneyimi de dönüşüyor. Kişiselleştirilmiş öneriler, dinamik fiyatlama ve kampanya optimizasyonu satış performansını artırabiliyor. Fakat aşırı kişiselleştirme, tüketici tarafında izlenme hissi yaratırsa ters etki de doğurabiliyor. Tarım, enerji ve savunma gibi stratejik alanlarda etki daha derin Tarımda yapay zeka, verimlilik kadar kaynak yönetimi açısından da önem taşıyor. Uydu görüntüleri, sensörler ve hava verileriyle desteklenen sistemler sulama, gübreleme ve hastalık takibini daha isabetli hale getiriyor. Bu, maliyet avantajı kadar sürdürülebilirlik açısından da kritik. Enerjide yük tahmini, arıza öngörüsü ve tüketim optimizasyonu öne çıkıyor. Özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme entegrasyonunda tahmin doğruluğu önemli. Rüzgâr ve güneş üretimindeki dalgalanmanın daha iyi yönetilmesi, şebeke dengesi açısından stratejik değer taşıyor. Savunma sanayinde ise yapay zekanın etkisi yalnızca verimlilikle sınırlı değil. Karar üstünlüğü, tehdit analizi, otonom sistemler ve istihbarat işleme kapasitesi gibi daha yüksek stratejik başlıklara uzanıyor. Bu alanda teknolojik yetkinlik, doğrudan ulusal rekabet gücüyle ilişkilendiriliyor. Ancak etik sınırlar, insan denetimi ve güvenlik protokolleri burada çok daha hassas ele alınıyor. İstihdama etkisi: Azalma mı, dönüşüm mü? “Yapay zeka işleri elinden alacak mı?” sorusu sektör tartışmalarının merkezinde kalmayı sürdürüyor. Gerçek tablo daha karmaşık. Bazı görevler gerçekten azalıyor. Özellikle tekrarlı veri girişi, standart raporlama, temel müşteri yanıtları ve ilk seviye analiz gibi alanlarda insan emeğine olan ihtiyaç düşebiliyor. Buna karşılık yeni roller de oluşuyor. Veri yönetişimi, model denetimi, yapay zeka etik uyumu, süreç tasarımı ve alan uzmanlığı ile teknoloji arasındaki çeviri rolü öne çıkıyor. Yani istihdamın yönü tamamen daralmıyor; görev tanımları değişiyor. Şirketler açısından asıl risk, teknolojiyi kurup insan dönüşümünü ihmal etmek. Eğitim yapılmadığında çalışan direnci artıyor, verimlilik beklenenden düşük kalıyor ve yatırım boşa çıkabiliyor. Bu nedenle yapay zeka projeleri artık yalnızca BT departmanının değil, insan kaynakları ve üst yönetimin de ajandasında yer alıyor. Yapay zeka sektöre etkisi neden her şirkette aynı değil? Aynı sektörde faaliyet gösteren iki şirketin çok farklı sonuçlar almasının temel nedeni, teknolojinin kendisinden çok kurumsal hazırlık düzeyi. Veri dağınıksa, süreç sahipliği net değilse ve yönetim beklentisi gerçekçi değilse, güçlü modeller bile sınırlı katkı sağlar. Ölçek de önemli bir değişken. Büyük şirketler veri hacmi ve yatırım kapasitesi sayesinde daha hızlı ilerleyebiliyor. Ancak çevik orta ölçekli şirketler de daha az bürokrasiyle hızlı uyum sağlayabiliyor. Bu yüzden avantaj sadece bütçede değil, uygulama disiplininde. Bir diğer kritik unsur, kullanım senaryosunun doğru seçilmesi. Her probleme yapay zeka eklemek değer yaratmıyor. En başarılı örnekler genellikle maliyet baskısının net olduğu, başarı metriğinin ölçülebildiği ve insan-makine iş birliğinin iyi kurgulandığı alanlardan çıkıyor. Yönetim kurulları için asıl mesele teknoloji değil, yönetişim Bugün birçok kurum yapay zekaya yatırım yapıyor, ancak asıl rekabet farkı araç sahipliğinde değil, yönetişim kalitesinde oluşuyor. Veri güvenliği nasıl sağlanacak, hangi kararlar insan onayı olmadan verilmeyecek, model hatası durumunda sorumluluk kimde olacak, bu sorular netleşmeden ölçekli kullanım risk yaratabiliyor. Bu nedenle yapay zeka stratejisi, sadece inovasyon veya verimlilik başlığı altında ele alınmamalı. Kurumsal itibar, hukuki uyum, siber güvenlik ve sektör regülasyonu ile birlikte düşünülmeli. Özellikle haber, finans, sağlık ve savunma gibi güven temelli alanlarda bu çerçeve daha da kritik hale geliyor. Kapsül Haber Ajansı gibi sektörel gelişmeleri yakından izleyen yayın platformları açısından da mesele açık: Yapay zeka artık ayrı bir teknoloji kategorisi değil, ekonomi ve sanayiden kamu politikalarına kadar tüm başlıkları etkileyen yatay bir dönüşüm alanı. Önümüzdeki dönemde kazananlar, yapay zekayı en çok konuşanlar değil; nerede değer ürettiğini, nerede risk yarattığını ve nerede insan kararının vazgeçilmez kaldığını doğru ayıran kurumlar olacak.

Yapay Zeka Farkındalığı Yüksek, Eğitim Sınırlı Haber

Yapay Zeka Farkındalığı Yüksek, Eğitim Sınırlı

MMA Academy, sektöre nitelikli insan kaynağı kazandırma ihtiyacına webinarlarıyla ve MMA Global’in yalnızca MMA üyelerine açık Decoding AI for Marketers eğitimiyle yanıt veriyor. Marketing + Media Alliance Türkiye (MMA Türkiye), yapay zekanın pazarlama ve müşteri deneyimi süreçlerindeki kullanımının hızla yaygınlaştığı bir dönemde, kurumların yalnızca teknoloji adaptasyonuna değil, eğitim ve yönetişim kapasitesine de odaklanması gerektiğine dikkat çekti. MMA Academy MEA ve Kantar iş birliğiyle hazırlanan AI Adoption Study 25 araştırmasının Türkiye bulguları, pazarlama organizasyonlarında yapay zeka farkındalığının güçlü olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Türkiye’de katılımcıların %72’si yapay zekaya yüksek düzeyde aşinalık gösterirken, şirketlerin %46’sı yapay zeka uygulamalarını ölçekleme aşamasına geçmiş durumda. Buna karşın eğitim tarafında aynı olgunluk düzeyi henüz görülmüyor. Araştırma, Türkiye’de kurumların yalnızca %13’ünün kurumsal stratejiyle uyumlu, gelişmiş bir yapay zeka eğitim yapısına sahip olduğunu gösteriyor. Şirketlerin %44’ünde eğitim bulunmasına rağmen bu eğitimler henüz rol ve yetkinlik bazında özelleştirilmiş değil. Bulgular, yapay zekada ilerlemenin teknoloji yatırımıyla sınırlı kalamayacağını, organizasyonel yetkinlik ve eğitim başlığının da aynı hızda güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bu tablo, düzenleyici gündemle birlikte daha da önem kazanıyor. Avrupa Birliği Yapay Zeka Yasası, yapay zeka kullanımında sorumluluk, yönetişim ve yetkinlik başlıklarını daha görünür hale getirirken, kurumların bu alanda daha hazırlıklı hareket etmesini gerektiriyor. MMA Academy, bu çerçevede konuyu yalnızca araştırma verileriyle değil, açık bilgi paylaşımıyla da gündeme taşıyor. 26 Mart’ta düzenlenen ve YouTube’da yayınlanan Nedir Bu AB YZ Yasası? webinarında, Baysal Sezgin Hukuk Bürosu Kurucusu, MMA Türkiye Genel Sekreteri ve Hukuk Çalışma Kurulu Başkanı Özlem Baysal Sezgin, AB Yapay Zeka Yasası’nı pazarlama ve medya ekipleri açısından ele alacak. Webinar, AI literacy, chatbot kullanımı, sentetik medya, agentic AI, şeffaflık ve sorumluluk gibi başlıklara odaklanacak. MMA Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Didem Namver, konuyla ilgili şunları söyledi: “Türkiye’de yapay zeka farkındalığı yüksek. Şimdi bu ilgiyi daha sistemli bir kurumsal yetkinliğe dönüştürmek gerekiyor. Araştırma bize açık bir tablo gösteriyor: ölçekleme var, ancak eğitim mimarisi aynı hızda gelişmiyor.” Namver sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle MMA Academy’nin bilgi içerikleri ve MMA Global’in Decoding AI for Marketers eğitimi birlikte önemli bir rol oynuyor. Hedef, pazarlama ekiplerinin yapay zekayı daha bilinçli, daha sorumlu ve daha güçlü ticari sonuçlar üretecek şekilde kullanmasına yardımcı olmak.” MMA Global tarafından sunulan Decoding AI for Marketers eğitimi, yalnızca MMA üyelerine özel olarak tasarlandı. Program, haftanın beş günü her gün bir saatlik oturumlardan oluşan yapısıyla, pazarlama profesyonellerine yapay zekayı iş hedefleriyle ilişkilendirme, riskleri daha iyi anlama ve kurum içinde daha sağlam kullanım çerçeveleri oluşturma konusunda destek vermeyi amaçlıyor. MMA Academy’nin içerik ve webinar çalışmalarıyla birlikte bu program, bölgedeki pazarlama liderleri için daha bütünlüklü bir öğrenme zemini oluşturuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Polisan Holding Sürdürülebilirlikte İstikrarlı Liderliğini Sürdürüyor Haber

Polisan Holding Sürdürülebilirlikte İstikrarlı Liderliğini Sürdürüyor

Kurumsal sürdürülebilirlik alanındaki güçlü performansını istikrarlı biçimde sürdüren Polisan Holding, BİST Sürdürülebilirlik Endeksi’nde üst üste 9 yıl yer alarak önemli bir başarıya daha imza attı. Holding, sorumlu üretim ve sürdürülebilir değer yaratma yaklaşımıyla Refinitiv’in ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) değerlendirmesinde 86 puan alarak kimya sektöründe değerlendirilen 517 şirket arasında 6’ncı sırada konumlandı. Polisan Holding, 2017 yılından bu yana Borsa İstanbul tarafından oluşturulan BİST Sürdürülebilirlik Endeksi’nde yer alarak sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarını istikrarlı biçimde sürdürmeye devam ediyor. Çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarındaki performansı; çevre boyutunda emisyonlar, kaynak kullanımı ve inovasyon, sosyal boyutta insan hakları, ürün sorumluluğu ve iş gücü, yönetişim boyutunda ise yönetim yapısı ile kurumsal sosyal sorumluluk stratejileri alanlarında ortaya koyduğu politika, uygulama ve performans sonuçları üzerinden değerlendirilmektedir. Sürdürülebilirliği iş süreçlerinin merkezine konumlandıran Polisan Holding; enerji verimliliği, düşük karbon hedefleri, sıfır atık yaklaşımı ve yenilenebilir enerji kullanımı gibi alanlarda yürüttüğü çalışmalarla uzun vadeli değer yaratmayı amaçlıyor. Bu yaklaşım doğrultusunda sürdürülebilirlik performansını uluslararası standartlara uygun şekilde düzenli olarak raporluyor. Yazıcı: “Sürdürülebilirlikteki istikrarımız rekabet gücümüzü güçlendiriyor” Polisan Holding İcradan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Esra Yazıcı, sürdürülebilirlik çalışmalarına ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “BİST Sürdürülebilirlik Endeksi’nde 9 yıl üst üste yer almak; sürdürülebilirliği tüm iş süreçlerimizin merkezine yerleştirme konusundaki kararlılığımızın önemli bir göstergesi. Tedarik zinciri yönetiminden dijitalleşme ve inovasyon projelerine, insan hakları ve çeşitlilik çalışmalarından döngüsel ekonomi uygulamalarına kadar geniş bir alanda sürdürülebilir değer yaratmayı hedefliyoruz. Çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarında ortaya koyduğumuz bu performans, şirketimizin dayanıklılığını ve rekabet gücünü güçlendirmeye devam ediyor. Önümüzdeki dönemde de sosyal fayda üretmeye ve kaynak verimliliğine odaklanarak sürdürülebilirlik yolculuğumuzu kararlılıkla sürdüreceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TSKB, Doğa Odağı ile Güçlendirdiği Sürdürülebilirlik Çalışmalarını Kararlılıkla Sürdürüyor Haber

TSKB, Doğa Odağı ile Güçlendirdiği Sürdürülebilirlik Çalışmalarını Kararlılıkla Sürdürüyor

Türkiye’nin ilk özel sermayeli kalkınma ve yatırım bankası TSKB (Türkiye Sınai Kalkınma Bankası), Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) ile uyumlu sürdürülebilirlik raporunu da içeren 2025 Entegre Faaliyet Raporu’nu yayımladı. Banka, raporunda sürdürülebilirlik faaliyetlerini bütünleşik bir bakış açısıyla ele alarak finansal, çevresel, sosyal ve yönetişim alanındaki çalışmalarını kamuoyu ile paylaştı. Sürdürülebilirlik faaliyetlerini bütünsel çerçevede ele alan TSKB, yayımladığı 2025 Entegre Faaliyet Raporu ile eş zamanlı sürdürülebilirlik politikalarını güncelledi. Sürdürülebilirlik politikaları kapsamında yayımladığı Doğa ve Biyoçeşitlilik Politikası ile Banka, analiz süreçlerini Doğa ile İlgili Finansal Açıklamalar Görev Gücü (TNFD) tarafından geliştirilen LEAP (Locate, Evaluate, Assess, Prepare) metodolojisiyle uyumlu hale getiriyor. Banka’nın iklim odaklı çevresel risk yönetimi yaklaşımı; iklim değişikliği ve doğa kaybını birlikte ele alan “ikiz kriz” perspektifi doğrultusunda şekilleniyor. Bu kapsamda bilimsel araçlar kullanılarak, kredi portföyünün sektörel ve coğrafi dağılımı üzerinden doğayla olan etkileşimlerinin de detaylıca incelenmesi hedefleniyor. Doğal sermaye ve ekosistem hizmetlerine olan bağımlılıkların, etkilerin ve bunlara ilişkin risk ve fırsatların belirleneceği bu süreçte, elde edilen bulguların kredi süreçlerine ve portföy yönetimine kademeli olarak entegrasyonu amaçlanıyor. Banka, özellikle doğaya bağımlılığın ve etkinin yüksek olduğu sektörlerde faaliyet gösteren müşterileriyle proaktif bir etkileşim kurarak, etki azaltıcı uygulamaların geliştirilmesini ve doğa pozitif çözümlerin benimsenmesini teşvik edecek. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan TSKB Genel Müdür Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik Lideri Meral Murathan, “TSRS uyumlu sürdürülebilirlik raporunu da içeren 2025 Entegre Faaliyet Raporumuzla önemli bir adım attık. Doğa ve biyoçeşitliliği gözeten stratejik önceliklerimiz kapsamında bu yıl da sürdürülebilirlik faaliyetlerimizi entegre bir bakış açısıyla ele alıyoruz. Bu bütüncül yaklaşım doğrultusunda Bankamızın finansal, çevresel, sosyal ve yönetişim performansını kapsamlı bir çerçevede paylaşıyoruz. Rapor kapsamında, farklı sermaye unsurları üzerinden yarattığımız somut çıktı ve etkiyi ortaya koyarken gelecek hedeflerimizi çok yönlü bir yaklaşımla aktarıyoruz” dedi. “Sürdürülebilir finansman hedeflerimizi yükselttik” Güçlenen sürdürülebilir finansman performansı doğrultusunda Banka hedeflerini yukarı yönlü güncellediklerini belirten Murathan, “2030 yılına kadar 10 milyar ABD doları olarak belirlediğimiz SKA bağlantılı finansman hedefimizin yüzde 70’ini gerçekleştirerek hedefimizi 15 milyar ABD dolarına yükselttik. İklim finansmanı alanında ise 4 milyar ABD doları olarak belirlediğimiz hedefi 5 milyar ABD dolarına çıkardık. Bu hedeflerimizle aynı dönemi kapsayacak şekilde 3 milyar ABD doları tutarında yeni sosyal finansman hedefi belirledik. Uluslararası kalkınma finansmanı kurumlarından ülkemize sağladığımız başta iklim ve çevre olmak üzere temalı kaynak anlaşmalarını artırmaya devam ederken, sürdürülebilir finansman hedeflerimizi de önümüzdeki yıllarda da iddialı tutmaya devam edeceğiz. COP31’i ülkemizde ağırlamaya yaklaşırken, tüm paydaşlarımızla doğa pozitif dönüşümü hızlandırarak iklim riskleri azaltımı ve uyumu ile sosyal sermayenin güçlendirilmesi alanlarında çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.