Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yorgunluk

Kapsül Haber Ajansı - Yorgunluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yorgunluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çocukluk Çağı Kanserlerinin Üçte Biri Lösemi Haber

Çocukluk Çağı Kanserlerinin Üçte Biri Lösemi

Çocukluk döneminde görülen kanserler arasında en sık karşılaşılan türün lösemi olduğunu ve tüm çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık üçte birini oluşturduğunu dile getiren Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Savaş Kansoy, “Lösemiye en sık ilk 5 yaşta rastlıyoruz. Bu nedenle özellikle küçük yaş grubunda ortaya çıkan uzun süren halsizlik, sık enfeksiyon ya da nedeni açıklanamayan morluklar dikkatle takip edilmeli” açıklamasında bulundu. Çocukluk çağı kanserlerinin kesin nedeninin henüz tam olarak bilinmediğini ancak vakaların küçük bir bölümünde kalıtsal faktörlerin etkili olabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Savaş Kansoy, “Çocuklarda kansızlık, karında şişlik ya da dolgunluk hissi, lenf bezlerinde belirgin şişlik, ciltte kolay oluşan morluklar, iki taraflı burun kanaması, uzun süren ateş ve sık enfeksiyonlar löseminin belirtileri arasında sayılabilir. Bu bulgulara ek olarak kan tahlillerinde beyaz kan hücrelerinde görülen anormal değişiklikler de tanı sürecinde yol gösterici olabilir. Bu şikâyetler farklı hastalıklarda da ortaya çıkabilir ancak uzun sürmesi ya da bir arada görülmesi durumunda ailelerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması kıymetli” dedi. Geçmeyen halsizlik sıradan bir yorgunluk olmayabilir Çocuklarda görülen kanser belirtilerinin başka hastalıklarla karıştırılabildiğini ifade eden Kansoy, “Özellikle uzun süren halsizlik çoğu zaman basit bir enfeksiyon ya da kansızlıkla, nedeni açıklanamayan morluklar çarpma veya düşmelerle, sık tekrarlayan enfeksiyonlar bağışıklığın geçici olarak zayıflamasıyla, geçmeyen ateş ise üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla ilişkilendirilebiliyor. Lenf bezlerindeki şişlikler de genellikle enfeksiyonlara bağlanabiliyor. Her belirti lösemi anlamına gelmez ancak bu şikâyetler uzun sürüyor ya da bir arada görülüyorsa ailelerin durumu göz ardı etmeden bir uzmana başvurması erken tanı açısından büyük önem taşır” dedi. Lösemi tedavisi uzun ve sabır isteyen bir süreç Löseminin farklı türleri bulunduğunu açıklayan Kansoy, “Löseminin en sık görülen tipleri akut lenfoblastik, akut miyeloblastik ve kronik miyelositer lösemidir. Tanı, kan tahlilleri ve kemik iliğinden alınan örneklerin incelenmesiyle konur. Hastalığın özelliklerine ve risk durumuna göre tedavi planı belirlenir. Çoğu hastada kemoterapi uygulanır, bazı durumlarda ise kök hücre nakli gündeme gelebilir ve tüm bu tedavi süreci 1-2 yılı kapsayabilir. Bu uzun ve yorucu dönemde hem çocukların hem de ailelerin psikolojik destek alması süreci daha sağlıklı atlatmaları açısından büyük önem taşır” dedi.

Çalışanların %48’inin En Büyük Stres Kaynağı   Fiziksel Sağlık ve Uyku Oldu Haber

Çalışanların %48’inin En Büyük Stres Kaynağı Fiziksel Sağlık ve Uyku Oldu

Meditopia’nın veri odaklı wellbeing yaklaşımıyla hazırlanan ve iş dünyasının fiziksel ve ruhsal röntgenini çeken rapora göre, Türkiye’deki çalışanların genel esenlik skoru 100 üzerinden 54,8 ile kırılgan bir dengede kalırken, yıl boyunca çalışanların en sık hissettiği baskın duygu ‘yorgunluk’ oldu. Rapor, çalışanların %48’inin en büyük stres kaynağı olarak fiziksel sağlık ve uykuyu gördüğünü ortaya koyarken, Meditopia Kurucu Ortağı ve CEO’su Fatih Mustafa Çelebi bu tablonun çalışanların fiziksel sağlık açısından daha fazla desteklenmeye ihtiyaç duyduğunu gösterdiğini vurguluyor. Günümüz iş dünyasında wellness, insan kaynakları stratejilerinin merkezine yerleşirken, çalışanların dayanıklılığını korumak kurumlar için artık ertelenemez bir öncelik haline geldi. Meditopia, 2025 yılının tamamını kapsayan verilerle hazırladığı Çalışan Wellbeing Raporu ile Türkiye’deki çalışanların bütüncül iyi oluş durumuna dair en güncel tabloyu ortaya koydu. Farklı sektörlerden 15 binden fazla çalışanın katılım sağladığı raporun sonuçlarına göre, çalışanların genel iyi oluş seviyesinin azaldığı görülüyor. Son çeyrekte genel esenlik puanı, yıl ortalaması olan 54,8’nin üstüne çıkarak 56,9 olan yüksek olduğu için ilk üç çeyrekten daha iyi geçmiş. 100 puan üzerinden yapılan analizlerde, 65,6 puanla stres ve 62,9 puanla kaygı indekslerinin yüksek seviyelerde seyrettiği, yıl boyunca çalışanların en baskın duygusunun ise %37 ile yorgunluk olduğu öne çıkıyor. Bu yorgunluğa, çalışanların günlük hayatını doğrudan etkileyen fiziksel ağrılar ve bedensel zorlanmalar da eşlik ediyor. Uyku skorunun 50,4 puan ile skalanın ortasında kalması, zihinsel yükle birlikte fiziksel toparlanmanın da yetersiz kaldığını gösteriyor. Buna karşın raporda her 10 çalışandan 6’sının 2026 yılına dair umutlu olması dikkat çekiyor. Raporun ortaya koyduğu bu tablo, çalışanların fiziksel sağlığına dair verilerin ayrıca ele alınması gerektiğini de açıkça ortaya koyuyor. Çalışanların Yarısı Hiç Egzersiz Yapmıyor Rapor, çalışanların fiziksel sağlığına dair endişe verici bir tabloyu da gözler önüne seriyor. Verilere göre çalışanların %81’i fiziksel ağrı ya da rahatsızlık hissettiğini belirtirken, %54’ü hiç egzersiz yapmadığını ifade ediyor. Hareket indeksinin 36,8 puanla tüm esenlik parametreleri arasında en düşük skora sahip olması, çalışanların motivasyon eksikliği ve zaman bulamama gibi nedenlerle fiziksel sağlıklarını geri plana attığını gösteriyor. Diğer yandan çalışanların %65’inin bireysel antrenmanlar yerine grup egzersizlerini daha motive edici bulması, spor topluluklarının ve birlikte hareket etmeyi teşvik eden yapıların fiziksel aktiviteyi artırmada kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Rapora göre hareketsizlik, orta seviyede kalan uyku kalitesini de olumsuz etkileyerek çalışanların genel esenlik dengesini daha da kırılgan hale getiriyor. Duyguların Kontrolü İş Hayatının Elinde Araştırma, iş yaşamının çalışanların duygu durumu üzerindeki belirleyici etkisini net bir şekilde ortaya koyuyor. Çalışanların %70’i duygu durumlarını en çok iş ve eğitim hayatının etkilediğini belirtirken, bu oranın aile ve ilişkilerin dahi önüne geçtiği görülüyor. Bu tablo, iş-özel yaşam dengesinde yaşanan bozulmaların çalışanların ruh haline doğrudan yansıdığını gösteriyor. Sektörel wellbeing skorlarına bakıldığında, teknoloji sektörü 64,7 puanla Türkiye genel ortalamasının üzerinde seyrederek iyi seviyedeki tek alan olarak öne çıkıyor. E-ticaret sektörü ise 51,9 wellbeing skoru ile ortalamanın altında seyrederek, çalışan tükenmişliğinin daha yoğun hissedildiği sektörler arasında yer alıyor. “Çalışan Sağlığı ve İyi Oluş, Kurum Kültürünün Ayrılmaz Bir Parçası” 2025 Çalışan Wellbeing Raporu’nun sonuçlarını değerlendiren Meditopia Kurucu Ortağı ve CEO’su Fatih Mustafa Çelebi, “2025 raporumuz, iş dünyasında çalışanların iyi oluşuna dair önemli bir tabloyu ortaya koyuyor. Yıl boyunca yorgunluk, stres ve kaygının öne çıktığını görüyoruz. Buna rağmen çalışanların %58’inin 2026 yılına umutla bakması, doğru adımlar atıldığında iyileşmenin mümkün olduğuna işaret ediyor. Bugün wellbeing, şirketler için artık ‘olsa güzel olur’ denilen bir yan hak değil, çalışan bağlılığını ve kurumsal sürdürülebilirliği doğrudan etkileyen stratejik bir öncelik haline geliyor. Çalışanların kariyer hedeflerinin yanı sıra uyku düzenini, stres seviyesini ve fiziksel sağlığını da bütüncül biçimde destekleyen kurumlar, geleceğin rekabetçi iş dünyasında fark yaratıyor. Raporumuzda yer alan veriler de bunu doğruluyor ve WellnessPass kullanan çalışanların hareket indeksi skorunun kullanmayanlara kıyasla %48 daha yüksek olması, hareketli bir yaşamı teşvik eden yan hakların çalışanların günlük hayatında somut ve olumlu etkiler yarattığını gösteriyor. Meditopia olarak vizyonumuz, teknolojinin ve verinin gücünü kullanarak kurumlara çalışanlarının ihtiyaçlarını daha iyi anlama ve onlara kişiselleştirilmiş, erişilebilir iyi oluş çözümleri sunma imkanı sağlamak. Amacımız, sadece zor dönemlerde değil, her gün desteklenen ve sürdürülebilir bir iyi oluş kültürünün kurumların doğal bir parçası haline gelmesine katkı sağlamak.” açıklamasında bulundu.

Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu? Haber

Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu?

Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Topçugil, C vitamininin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin doğru zamanlama ile değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. C Vitamini Bağışıklık Sistemini Destekler C vitamini, bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasında rol oynayan temel vitaminlerden biridir. Antioksidan özellikleri sayesinde hücreleri oksidatif stresten korur, bağışıklık hücrelerinin normal fonksiyonlarını sürdürmesine katkı sağlar. Ancak bu etki, düzenli ve yeterli alım sonucunda ortaya çıkabilir. Hastalık başladıktan sonra alınan C vitamini takviyesi, enfeksiyonu ortadan kaldıran ya da süreci doğrudan sonlandıran bir etkisi yoktur. Bu nedenle C vitaminini bir ilaç gibi değerlendirmek doğru değildir. Hastalık Başladıktan Sonra Yüksek Doz C Vitamini Almak İyileşmeyi Hızlandırmaz Toplumda sık karşılaşılan bir diğer yanlış inanış, hastalık döneminde yüksek doz C vitamini almanın süreci kısalttığı yönündedir. Güncel bilimsel veriler, C vitamininin soğuk algınlığı ve grip gibi viral enfeksiyonların süresini anlamlı ölçüde azaltmadığını göstermektedir. Bu noktada C vitamini, bağışıklık sistemini önceden destekleyen bir unsurdur; hastalık ortaya çıktıktan sonra tek başına tedavi edici bir rol üstlenmez. C Vitamini Ne Zaman Alınmalı? C vitamini suyla eriyen bir vitamindir ve vücudumuzda depolanmaz. Bu yüzden "bir defada çok almak" yerine "her gün yeteri kadar almak" asıl stratejimiz olmalıdır. Koruyucu Kalkan Olarak: C vitamini, düzenli kullanıldığında bağışıklık sistemini zinde tutabilir. Düzenli alan kişilerde soğuk algınlığı süresinin kısalabildiği gözlemlenmiştir. Stres ve Yorgunluk Dönemlerinde: Vücudun fiziksel ve mental stres altında olduğu dönemlerde C vitamini ihtiyacı artabilir. Demir Eksikliği Varsa: C vitamini, bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırır. Bu nedenle demir eksikliği olan hastaların öğünlerinde C vitaminine yer vermesi önemlidir. Günlük C Vitamini İhtiyacı Öncelikle Besinlerle Karşılanmalıdır Sağlıklı bireylerde C vitamini ihtiyacının büyük bir bölümü dengeli ve sağlıklı beslenme ile karşılanabilir. Taze sebze ve meyveler, C vitamini açısından zengin doğal kaynaklardır. Takviye kullanımı ise herkes için rutin bir gereklilik değildir. Emilim sorunları olanlar, yetersiz beslenen kişiler ya da doktor tarafından ihtiyaç saptanan durumlarda takviyeler gündeme gelebilir. Uzm. Dr. Füsun Topçugil’den 3 Altın Öneri Güne Yayarak Tüketin: Tek seferde 1000 mg almak yerine, gün içinde taze sebze ve meyvelerle doğal yoldan karşılayın. Sigara Kullanıyorsanız Dikkat: Sigara içenlerin vücudundaki C vitamini seviyesi daha hızlı düşer; bu bireylerin ihtiyacı daha fazladır. Doktorunuza Danışın: Kronik bir hastalığınız veya böbrek probleminiz varsa, "nasıl olsa vitamin" diyerek takviyeye başlamayın. Sonuç olarak; C vitamini bir acil yardım butonu değil, bir yaşam biçimi olmalıdır. Bağışıklığınızı hastalık gelmeden önce inşa edin. Uzm. Dr. Füsun Topçugil kapanışta şu vurguyu yapıyor: “Bağışıklık sistemi, son anda alınan takviyelerle değil; günlük yaşamda sürdürülen dengeli beslenme ve sağlıklı alışkanlıklarla güçlenir. C vitamini bu sürecin destekleyici bir parçasıdır, tek başına bir tedavi yöntemi değildir.”

Çocuğunuzda Bu Belirtileri İyi Gözlemleyin! Haber

Çocuğunuzda Bu Belirtileri İyi Gözlemleyin!

Dünya genelinde çocuk kanserleri arasında ilk sırada yer alan lösemi, son yıllarda giderek yaygınlaşıyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Teknolojiyle iç içe, hızlı tüketimin merkezde olduğu modern yaşam, çocuk sağlığını sessiz ama güçlü biçimde tehdit ediyor. Artan hava kirliliği, hazır gıdalar, kimyasal içerikli oyuncaklar ve ekran karşısında geçirilen uzun saatler, çocukluk çağı lösemilerinin görülme oranının son yıllarda artmasına neden oluyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat bu durumun sadece genetik değil, çevresel faktörlerle de yakından ilişkisi olduğunu belirterek “Özellikle içinde bulundouğumuz modern çağda çevresel faktörlerin çok daha etkili olduğunu görüyoruz. Pestisit içeren gıdalar, hava kirliliği, plastik kullanımındaki artış ve elektromanyetik alanlar derken çocukların bağışıklık sistemi zayıflıyor. Ailelerin bu konuda bilinçli olması, erken farkındalık açısından kritik rol oynuyor” diyor. Sinsice ilerliyor, erken tanı büyük önem taşıyor Löseminin sinsice ilerleyen bir hastalık olduğu için belirtilerinin de genellikle yorgunluk, solunum yolu enfeksiyonları ya da kansızlık gibi durumlarla karıştırılabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Cengiz Canpolat sözlerine şöyle devam ediyor: “Oysa erken tanı, sadece yaşam süresini değil, tedavinin başarısını da kökten etkiliyor. Erken fark edilen her gün, çocuğun bağışıklık sisteminde önemli kazanımlar sağlıyor. Hastalığın ilk evrelerinde tespit edilmesi durumunda çocukların büyük bölümü tamamen sağlığına kavuşabiliyor. Ancak tanı geciktikçe kanserli hücreler çoğaldığından dolayı tedavi süreci uzuyor, ilaç dozları artıyor ve küçük bedenlerinin yükü ağırlaşıyor. Bu nedenle ailelerin en küçük şüphede bile vakit kaybetmeden uzmana danışmaları gerekiyor.” Tedavide kişiye özel yaklaşımlar öne çıkıyor Çocukluk çağı kanserleri içerisinde yüzde 30 ile en sık görüleni lösemi. Bilim dünyası çocukluk çağı lösemisinin tedavisinde son yıllarda büyük bir dönüm noktasına ulaştı. Günümüzde artık sadece kanser hücrelerini yok etmek değil, sağlıklı hücreleri koruyarak yaşam kalitesini yükseltmenin hedeflendiğini vurgulayan Prof. Dr. Cengiz Canpolat şöyle konuşuyor: “Geçmişte lösemi tedavisinde kullanılan kemoterapiler, vücuttaki tüm hızlı bölünen hücreleri etkilerdi. Günümüzde ise hedefe yönelik ilaçlarla sadece lösemi hücrelerine yöneliyoruz. Bu sayede saç dökülmesi, mide bulantısı gibi yan etkiler daha az görülüyor ve çocuklar tedavi sürecini çok daha iyi tolere ediyor.” Lösemide bu belirtileri ihmal etmeyin! Prof. Dr. Cengiz Canpolat, löseminin üç öncü belirtisini sıralayarak, anne babalara bu belirtileri kesinlikle dikkate almalarını vurguluyor. İşte o belirtiler; Sebepsiz morluklar Çocuğun cildinde bir çarpma sonucu değil, sebepsiz yere oluşan morluklar erken tanıda çok büyük önem taşıyor. Anne babalar genellikle ‘çocuk bu, sürekli düşüyor’ diyerek bacakların özellikle üst kısımlarında oluşan morlukları geçiştirmemeli. Eğer morluklar sık tekrarlıyor, geç iyileşiyor ya da farklı bölgelerde nedeni belirsiz şekilde ortaya çıkıyorsa mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Burun ve diş eti kanamaları Çocuklarda ara sıra burun veya diş eti kanaması normal olsa da, bu durum sıklaştığında önemli bir sinyal olabilir. Özellikle kendiliğinden başlayan, uzun süren ya da tekrarlayan burun kanamaları ve fırçalama sırasında kolayca kanayan diş etleri, kanın pıhtılaşma mekanizmasında bir sorun olduğuna işaret edebilir. Bu nedenle bu belirtileri hafife almamak, dikkatle izlemek ve zaman kaybetmeden doktora başvurmak gerekir. Sık tekrarlayan ateş ve enfeksiyonlar Bağışıklık sistemi zayıfladığı için çocuk sık sık ateşlenir, basit bir soğuk algınlığı uzun sürer veya tekrarlayan boğaz iltihapları görülür. Bu durum, vücudun savunma mekanizmasının lösemi hücreleri tarafından baskılandığını gösterebilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında çocuklarda solunum yolu enfeksiyonları yaygınlaştığı için, aileler bu duruma karşı uyanık olmalı, sık tekrarlayan ateş, enfeksiyon ve kol-bacak ağrıları olması durumunda çocuk onkoloji uzmanına başvurmalıdır. Lenf bezlerinde büyüme Çocukların enfeksiyon sırasında özellikle boyun, koltuk altı ya da kasık bölgesinde lenf bezlerinin büyüyebilir. Ancak tedavi süresi sona erdiğinde lenf bezlerinde hala bir küçülme olmamışsa hatta daha da büyümüşse, üzerine dokununca hassasiyet olmuyorsa ve lenf bezi büyümesine yüksek ateş eşlik ediyorsa mutlaka Çocuk Hematoloji ve Onkoloji bölümüne başvurulmalıdır. Bitmeyen halsizlik ve yorgunluk Eskiden enerjik olan bir çocuğun oyunlara ilgisini kaybetmesi, sık sık dinlenmek istemesi ve yüzünde belirgin bir solgunluk oluşması, kansızlıktan çok daha fazlasını işaret edebilir. Lösemi, kemik iliğindeki sağlıklı hücrelerin yerini kanserli hücrelerin almasıyla oksijen taşıma kapasitesini azaltır. Çocuğunuzun günlük yaşamda hareketlilik seviyesini, uyku düzenini iyi takip ederek geçmeyen halsizlik, yorgunluk ve uykuya dalma güçlüğü durumunda doktora başvurun. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küçük Adımlar Büyük Fark Yaratıyor!  Haber

Küçük Adımlar Büyük Fark Yaratıyor! 

Fitnessın yalnızca estetik için değil, yaşam kalitesini yükseltmek için de vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Spor Uzmanı Selami Uçar, “Enerjiyi artırır, gün içinde daha az yorgun daha fazla üretken hissettirir, ruh halini düzeltir, stresi azaltır, kaygıyı hafifletir ve daha iyi uyku getirir.” dedi. Teknikten önce süreklilik, küçük adımlar ve düzenli alışkanlıkların önemine dikkat çeken Uçar, küçük hedefler, sosyal destek ve keyif alınan aktivitelerin motivasyonu korumada büyük rol oynadığını aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Spor Uzmanı Selami Uçar, fitness ve düzenli egzersizin fiziksel ve ruhsal sağlık üzerindeki olumlu etkilerini, motivasyonu koruma yollarını ve günlük yaşama hareket katmanın önemini anlattı. Fitness, hayat kalitesini yükselten basit ama güçlü bir yatırım! Modern yaşamın bizi hareketsizliğe sürükleyebildiğini ifade eden Spor Uzmanı Selami Uçar, “Her sabah telefonunuzu kontrol ederken geçen bir saat, oturduğunuzda biriken kas gerginliği, iş çıkışı yorgunluğunuz… Hemen hemen herkes bu durumları yaşıyor.” dedi. Fitnessın sadece estetik değil; daha iyi hissetmek, daha güçlü olmak ve daha sağlıklı yaşlanmak demek olduğunu dile getiren Uçar, “Düzenli hareket; kalp ritmini, kan şekerini, ruh halini ve uyku kalitesini olumlu etkiler. Hareketsizlik ise yorgunluk, eklem problemleri ve metabolik riskleri beraberinde getirir. Yani fitness, günlük hayat kalitesini yükselten basit ama güçlü bir yatırım.” açıklamasını yaptı. İyi dengelenmiş, düzenli egzersiz hem ruhsal hem fiziksel sağlığı destekler! Fitnessın sağlık açısından faydalarına değinen Spor Uzmanı Selami Uçar, “Enerjiyi artırır, gün içinde daha az yorgun daha fazla üretken hissettirir, ruh halini düzeltir, stresi azaltır, kaygıyı hafifletir ve daha iyi uyku getirir.” dedi. Diğer birçok hastalığa da iyi geldiğini kaydeden Uçar, şunları söyledi: “Kalp-damar problemleri, bazı metabolik hastalıklar ve yaşam kalitesini düşüren durumların riski düşer. Kas kaybını, dengede bozulmaları ve kırılma riskini azaltarak yaşlanma ile mücadeleye yardımcı olur. İyi dengelenmiş, düzenli egzersiz bağışıklığı destekler, vücudun savunma hücreleri daha aktif dolaşır, kronik iltihaplanma işaretleri azalır. Ancak aşırı ve dinlenmeden yapılan antrenmanlar bağışıklığı zayıflatabilir, dengeli ilerlemek gerekir. Vücut ağırlığı, bantlar, serbest ağırlık gibi direnç antrenmanları kasları güçlendirir, eklemleri çevreleyen desteği artırır ve kemik sağlığını olumlu etkiler. Bu, günlük işlerin daha rahat yapılmasını sağlar. Merdiven çıkmak, çocuk kaldırmak, uzun yürüyüşler daha kolay olur. Yaş ilerledikçe kas ve denge çalışmaları, bağımsızlığı korumada kritik rol oynar.” Teknikten önce süreklilik önemli! Gün boyu oturmanın sadece bel ağrısına neden olmadığına vurgu yapan Spor Uzmanı Selami Uçar, “Metabolizmayı yavaşlatır, kan dolaşımını etkiler ve enerjiyi düşürür. Telefon molalarında 5 dakikalık yürüyüşler, masa başında ayakta durma araları, asansör yerine merdiven küçük ama güçlü çözümlerdir. Yani hareketi gün içine serpiştirmek, sağlığınızı korur.” dedi. Yeni başlayanlar için basit ve uygulanabilir önerilerde bulunan Uçar, “Küçük başlamaktan korkmayın. İlk hedef, ‘bugün 10 dakika’ demek olsun. Devam ettikçe süre artar. Haftada iki gün kuvvet çalışması ekleyin. Squat (çömelme), kalça köprüsü, şınavın kolaylaştırılmış versiyonu, plank gibi hareketler bütün vücudu çalıştırır. Yürüyüşü hafife almayın. Tempolu yürüyüş, kalp sağlığı ve enerji için mükemmeldir. Isınma ve esneme yapın. Kısa ısınma (hafif yürüyüş, eklem döndürme) sakatlanmayı azaltır. Teknikten önce süreklilik. Doğru form önemlidir ama asıl hedef; düzenli olmak. İlerledikçe ağırlık, tekrar veya süreyi artırın. Sağlık sorunlarınız varsa profesyonelle konuşun. Kalp, yüksek tansiyon, eklem sorunu gibi durumlar yönlendirme gerektirir.” şeklinde konuştu. Bugün atacağınız küçük adım, yarının daha güçlü haline açılan kapıdır! Motivasyonu korumanın bazen zor olabildiğini aktaran Spor Uzmanı Selami Uçar, “Hedefleri küçük parçalara bölmek önemli. ‘Bu hafta 3 gün’ gibi ulaşılabilir hedefler sizi motive eder.” dedi. Ritüeller oluşturmanın da motivasyonu korumak için gerekli olduğunun altını çizen Uçar, sözlerini şöyle tamamladı: “Aynı saatte egzersiz, hazır kıyafet koymak, antrenman çantanızı hazırlamak gibi tetikleyiciler işe yarar. Sosyal destek alın. Arkadaşla yürüyüş, grup dersleri veya bir eğitmen sorumluluk hissi kazandırır. İlerlemenizi görünür kılın. Adımlar, süreler veya sayılar kaydedildiğinde devam etmek kolaylaşır. Keyif alın. Sevdiğiniz müzik, doğada yürüyüş, dans ya da reformer gibi zevk aldığınız aktiviteyi seçin. Bugün küçük bir meydan okuma için harika bir gün. 15 dakikalık tempolu yürüyüş, gün içinde üç kere 5 dakikalık hareket molası ve akşam kısa bir vücut ağırlığı antrenmanı; küçük ama tamamlanabilir. Harekete başlamak için mükemmel bir zaman yok; ama ertelenen küçük adımlar büyük farklar yaratıyor. Bugün atacağınız küçük adım, yarının daha güçlü haline açılan kapıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.