Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yunanistan

Kapsül Haber Ajansı - Yunanistan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yunanistan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Akdeniz’in Mavi Ormanlarında Sessiz Yıkım:  Binlerce Gemi Deniz Çayırlarını Tahrip Ediyor Haber

Akdeniz’in Mavi Ormanlarında Sessiz Yıkım: Binlerce Gemi Deniz Çayırlarını Tahrip Ediyor

Kıyıları koruyan, balıklara üreme alanı olan ve büyük miktarda karbon depolayan bu hayati “mavi ormanlar”, özellikle yaz aylarında artan yat trafiği nedeniyle ciddi tehdit altında. WWF Akdeniz Deniz İnisiyatifi (WWF-MMI) tarafından hazırlanan “Akdeniz’in Deniz Çayırı Mavi Ormanlarını Demirleme Etkilerinden Korumak” başlıklı rapor, Akdeniz’de demirleme faaliyetlerinin deniz çayırları üzerindeki etkisini çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. WWF-MMI koordinasyonunda; WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), WWF-Fransa, WWF-Yunanistan, WWF-Kuzey Afrika, LINKS Vakfı, ITHACA srl., Fransa Biyoçeşitlilik Ofisi (Office Français de la Biodiversité) ve Küresel Balıkçılık İzleme (Global Fishing Watch) iş birliğiyle hazırlanan rapor, 2024 yılına ait Otomatik Tanımlama Sistemi (AIS) verilerinin analiziyle deniz çayırlarındaki durumu gözler önüne seriyor. Akdeniz’de sessiz tehlike: 50.000 hektardan fazla alan etkilenmiş olabilir Rapora göre 2024 yılı boyunca 179.000’in üzerinde gemi, potansiyel olarak deniz çayırlarının bulunduğu alanlarda demirlendi. Bu demirlemelerin yaklaşık yarısı 24 metreden büyük gemiler tarafından gerçekleştirildi. Analizler, Akdeniz genelinde 50.000 hektardan fazla Posidonia oceanica çayırı alanının demirleme faaliyetlerinden etkilenmiş olabileceğini gösteriyor. Bunun 30.000 hektardan fazlasının büyük gemilerden kaynaklandığı belirtiliyor. Akdeniz’e özgü bir deniz çayırı türü olan Posidonia oceanica, kıyı ekosistemlerinin en kritik habitatlarından biri olarak kabul ediliyor. 20.000 km²’yi aşan bir alana yayılan bu “mavi ormanlar”, balıklar için üreme ve yavrulama alanı sağlıyor, kıyıları erozyona karşı koruyor ve dalga enerjisini azaltarak doğal bir kıyı savunması oluşturuyor. Ancak bu habitatların en kritik rolü, “mavi karbon” depolama kapasitesi. Rapora göre Akdeniz’deki Posidonia çayırları yaklaşık 540 milyon ton karbon depoluyor. Bu miktar, yaklaşık 430 milyon aracın yıllık CO₂ emisyonuna eşdeğer bir karbon tutma kapasitesi anlamına geliyor. Buna karşın, son 50 yılda Akdeniz’deki deniz çayırlarının yaklaşık %34’ünün yok olduğu tahmin ediliyor. Raporda demirlemenin doğrudan fiziksel tahribat ve habitat parçalanmasına yol açtığı vurgulanıyor. Geleneksel çapa demirlerinin deniz tabanında sürüklenerek çayırları kökünden söktüğü ve %20 ila %50 arasında habitat parçalanmasına neden olabildiği belirtiliyor. Hasar görmüş çayırlarda karbon tutma kapasitesinin yaklaşık %30 oranında azaldığı, tür zenginliğinde ise %40’a varan kayıplar yaşandığı aktarılıyor. Posidonia oceanica’nın yılda ortalama 1-6 santimetre büyüyebildiği göz önüne alındığında, oluşan hasarın doğal yollarla iyileşmesi 10 ila 15 yılı bulabiliyor. Raporda ayrıca Posidonia habitatlarına bağlı balıkçılık faaliyetlerinde %25–40 oranında av verimi düşüşü yaşandığı; deniz çayırı bozulmasının dalış turizmi ve ekoturizm üzerinde de olumsuz etkiler yarattığı ifade ediliyor. Türkiye’de Sıcak Nokta: Datça–Bodrum Rapor bulgularına göre Hırvatistan, Fransa, Yunanistan, İtalya ve Türkiye; hem Posidonia çayırlarının kapladığı alan hem de demirleme yoğunluğu bakımından en yüksek değerlere sahip ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye özelinde ise Datça–Bodrum bölgesi öne çıkıyor. 2024 yılında bu bölgede 13.000’in üzerinde demirleme kaydedildi. Türkiye, demirleme yoğunluğu ve “sıcak nokta” sayısı bakımından en yüksek değerlere sahip ülkeler arasında konumlanıyor. Demirleme baskısının özellikle Mayıs–Eylül döneminde, yani turizm sezonunda yoğunlaştığı belirtiliyor. Artan yat ve süper yat trafiği, kıyı çayırları üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Önleyici Koruma Çağrısı Rapor, restorasyon çalışmalarının hem maliyetli hem de uzun vadeli olduğunu vurgulayarak önleyici koruma önlemlerinin hayata geçirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. WWF; Deniz çayırları üzerinde 15 metreden büyük gemilerin demirlemesinin yasaklanması,Hassas alanlarda demirlemeye kapalı bölgeler oluşturulması,Ekolojik şamandıra sistemlerinin yaygınlaştırılması,Deniz çayırı haritalarının denizcilik planlamasına entegre edilmesi,Denetim ve yaptırım kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Rapor, eşgüdümlü ve bilime dayalı önlemler alınmadığı takdirde demirleme kaynaklı tahribatın artarak süreceğine dikkat çekiyor. Posidonia oceanica çayırlarının korunmasının yalnızca biyoçeşitlilik açısından değil; iklim direnci, karbon depolama kapasitesi ve kıyı topluluklarının ekonomik sürdürülebilirliği açısından da stratejik önem taşıdığı vurgulanıyor. Akdeniz’in berrak sularının altında sessizce varlığını sürdüren bu “mavi ormanlar”, bugün alınacak kararlarla geleceğe taşınabilecek kritik bir doğal sermaye olarak öne çıkıyor. Akdeniz’in Deniz Çayırı Mavi Ormanlarını Demirleme Etkilerinden Korumak başlıklı rapor bu bağlantıdan indirilebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SOBE Vakfı’ndan Kültürel Mirasta Kapsayıcı Adım: “İNCLUSION” Projesi Tamamlandı Haber

SOBE Vakfı’ndan Kültürel Mirasta Kapsayıcı Adım: “İNCLUSION” Projesi Tamamlandı

Erasmus+ programı tarafından desteklenen proje; Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), Anadolu Üniversitesi, Artifactory (Yunanistan), Balkan Museum Network (Bosna-Hersek) ve SEALS (Hollanda) ortaklığında gerçekleştirildi. Ankara, Saraybosna ve Amsterdam’da gerçekleştirilen uluslararası toplantılar ve araştırma evreleriyle olgunlaştırılan proje kapsamında, kültürel öğelerin özel gereksinimli bireyler için dijital öykülerle nasıl daha erişilebilir kılınabileceğine dair alanında ilk olma özelliği taşıyan bir çalışma ortaya konuldu ve bir politika önerisi geliştirildi. Saha Çalışmaları ve Kullanıcı Deneyimi Proje sürecinde SOBE, çalışmanın daha etkili olması amacıyla deneysel saha ziyaretleri gerçekleştirdi. Otizmli bireyler ve aileleriyle birlikte Çatalhöyük ve Konya Arkeoloji Müzesi’ne düzenlenen ziyaretlerde, katılımcıların görüşleri ile müze çalışanları ve müzedeki materyallerle etkileşimleri gözlemlenerek doğrudan raporlandı. Elde edilen geri bildirimler doğrultusunda dijital hikâyeler, özel gereksinimli bireylerin bilişsel ve duyusal ihtiyaçlarına göre revize edildi. Böylece kapsayıcılık ilkesi, hedef kitlenin doğrudan katılımıyla şekillendirildi. Uluslararası Kapanış Konferansı Projenin nihai sonuçları ve akademik çıktıları, 10 Ocak tarihinde TÜBA başkanlığında Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen uluslararası kapanış konferansı ile kamuoyuna duyuruldu. Konferansta, kültürel miras alanında bilimsel bilgi ile politika ve uygulama arasındaki etkileşimi güçlendirmeye yönelik değerlendirmeler yapıldı. SOBE Vakfı adına sunulan iki bildiri, projenin özel eğitim ve müze pedagojisi alanındaki yenilikçi yaklaşımını akademik dünyaya aktardı. Hikayeler Paylaşıma Açılacak SOBE Vakfı Başkanı Mustafa Ak, vakfın vizyonunun yalnızca otizmli bireylere eğitim vermekle sınırlı olmadığını belirterek, özel gereksinimli bireylerin yaşam standartlarını iyileştiren politikalar üreten ve uluslararası iş birlikleri geliştiren bir kurum olduklarını ifade etti. İNCLUSION projesiyle, özel gereksinimli bireylerin toplumsal hayatın her alanında, özellikle kültürel mirasa erişimde daha görünür olmalarının hedeflendiğini vurguladı. Proje Yürütücüsü Dr. Ümit Savaş Taşkesen ise, farklı disiplinlerden gelen ortaklarla yürütülen iş birliğinin hem akademik hem uygulama düzeyinde önemli kazanımlar sağladığını belirtti ve elde edilen çıktılarının ilerleyen süreçte hayata geçirilecek yeni projeler için güçlü bir temel oluşturacağını ifade etti. Sürecin tamamlanmasının ardından proje kapsamında geliştirilen kapsayıcı dijital hikayeler ve eğitim materyallerinin geniş kitlelerin kullanımına sunulacağı bildirildi. Bu çıktılarla birlikte kültür profesyonellerine yönelik yeni bir istihdam alanı oluşturulması ve müzelerin herkes için daha erişilebilir hale gelmesine katkı sağlanması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yunanistan’da Türklerin Bayram Öncesi Altın Vize Talebi Patladı Haber

Yunanistan’da Türklerin Bayram Öncesi Altın Vize Talebi Patladı

Yunanistan’da Türk yatırımcılar 2025 yılında yüzde 160’lık artışla ikinci sıraya yerleşirken, Level Immigration & Properties CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, serbest dolaşım ihtiyacı ve varlık güvenliği arayışının talebi hızlandırdığını söyledi. Ramazan Bayramı öncesinde yurt dışı seyahat planlarının artmasıyla birlikte Schengen vizesi randevularında yaşanan yoğunluk, alternatif çözümlere olan ilgiyi de beraberinde getirdi. Uzun randevu süreleri ve belirsizlikler, özellikle sık seyahat eden ve Avrupa ile iş bağlantısı bulunan yatırımcıları yatırım yoluyla oturum programlarına yöneltiyor. Bu eğilimin en güçlü yansımalarından biri ise Yunanistan’ın Altın Vize programında görüldü. 2025 yılında program kapsamında verilen toplam izin sayısı 8 bin 879’a yükselirken, Türk yatırımcılar 3 bin 291 izin ve yüzde 15,9 payla ikinci sıraya yerleşti. Toplam başvurular yüzde 95 arttı Yunanistan’da Altın Vize kapsamında verilen izin sayısı 2024 yılında 4 bin 535 iken, 2025’te yüzde 95 artarak 8 bin 879’a ulaştı. Programda en büyük yatırımcı grubu Çin olurken, Türk vatandaşları son yılların en hızlı yükselen yatırımcı profili olarak öne çıktı. Verilere göre Türkiye’den yapılan başvurularda 2025 yılında yüzde 160’lık artış yaşandı. Böylece Türk yatırımcılar toplam başvurular içinde yüzde 15,9 paya ulaştı. “Talebin arkasında varlık güvenliği ihtiyacı var” Konuyu değerlendiren Level Immigration & Properties Danışmanlık Hizmetleri CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, Türkiye’den gelen talebin ekonomik ve operasyonel nedenlerle arttığını belirtti. Almarioğlu, “Son dönemde yüksek gelir grubuna sahip yatırımcıların en önemli önceliği varlıklarını korumak ve farklı para birimleri üzerinden yatırım yapabilmek. Enflasyonist ortam, yatırımcıları portföylerini yurt dışına çeşitlendirmeye yönlendiriyor. Bunun yanında Schengen vizesi randevularında yaşanan yoğunluk ve belirsizlikler de sık seyahat eden yatırımcıları daha kalıcı çözümler aramaya itiyor,” dedi. Schengen avantajı talebi artırıyor Yatırımcıların karar sürecinde hareket serbestisinin belirleyici olduğunu vurgulayan Alamarioğlu, şunları söyledi: “Altın Vize programı, yatırımcılara Schengen Bölgesi içinde vizesiz dolaşım imkânı sağlıyor. Bu durum hem iş dünyası hem de aileler için önemli bir esneklik yaratıyor. Eğitim, sağlık ve yaşam planlaması açısından Avrupa’da bir alternatif oluşturması talebi hızlandıran başlıca faktörlerden biri.” Talep artışı 2023’ten bu yana hızlandı Türk yatırımcı ilgisindeki yükselişin 2023 yılından itibaren ivme kazandığı görülüyor. Uzmanlara göre ekonomik faktörlerin yanı sıra siyasi belirsizlikler, yaşam standardı beklentisi ve Avrupa’da uzun vadeli oturum imkânı da yatırım kararlarını etkileyen unsurlar arasında yer alıyor. Alamarioğlu, “Bugün yatırım yoluyla oturum programları yalnızca bir seyahat kolaylığı değil, uzun vadeli yaşam ve güvenlik planının bir parçası olarak değerlendiriliyor,” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Yatırımcılar Yunanistan’da Altın Vize’de İkinci Sıraya Yükseldi Haber

Türk Yatırımcılar Yunanistan’da Altın Vize’de İkinci Sıraya Yükseldi

Level Immigration& Properties CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, artan ilginin arkasında enflasyona karşı varlık koruma arayışı ve Schengen Bölgesi’nde serbest dolaşım talebinin bulunduğunu söyledi. Yatırım yoluyla oturum programlarına yönelik küresel talep artarken, Türkiye’den Avrupa’ya yönelen yatırımcı hareketi dikkat çekici boyutlara ulaştı. Yunanistan’ın Altın Vize programında 2025 yılında onaylanan toplam izin sayısı 8 bin 879’a yükselerek bir önceki yılın neredeyse iki katına çıktı. Program kapsamında Türk yatırımcılar 3 bin 291 izin ve yüzde 15,9 payla ikinci sıraya yerleşti. Artan talebin arkasında ekonomik ve finansal risklere karşı varlık güvenliği arayışı ile Avrupa’da hareket serbestisi isteği öne çıkıyor. Toplam başvurular yüzde 95 arttı Yunanistan’da Altın Vize kapsamında verilen izin sayısı 2024 yılında 4 bin 535 iken, 2025’te yüzde 95 artarak 8 bin 879’a ulaştı. Programda en büyük yatırımcı grubu Çin olurken, Türk vatandaşları son yılların en hızlı yükselen yatırımcı profili olarak öne çıktı. Verilere göre Türkiye’den yapılan başvurularda 2025 yılında yüzde 160’lık artış yaşandı. Böylece Türk yatırımcılar, toplam başvurular içinde yüzde 15,9 paya ulaştı. “Talebin arkasında varlık güvenliği ihtiyacı var” Konuyu değerlendiren Level Immigration & PropertiesDanışmanlık Hizmetleri CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, Türkiye’den gelen talebin ekonomik ve stratejik nedenlerle arttığını belirtti. “Son dönemde yüksek gelir grubuna sahip yatırımcıların en önemli önceliği varlıklarını korumak ve farklı para birimleri üzerinden yatırım yapabilmek. Enflasyonist ortam, yatırımcıları portföylerini yurt dışına çeşitlendirmeye yönlendiriyor. Yunanistan bu noktada hem yakınlığı hem de öngörülebilir yapısıyla öne çıkıyor,” dedi. Schengen avantajı talebi artırıyor Yatırımcıların karar sürecinde hareket serbestisinin belirleyici olduğunu vurgulayan Alamarioğlu, şunları söyledi: “Altın Vize programı, yatırımcılara Schengen Bölgesi içinde vizesiz dolaşım imkânı sağlıyor. Bu durum hem iş dünyası hem de aileler için önemli bir esneklik yaratıyor. Eğitim, sağlık ve yaşam planlaması açısından Avrupa’da bir alternatif oluşturması talebi hızlandıran başlıca faktörlerden biri.” Talep artışı 2023’ten bu yana hızlandı Türk yatırımcı ilgisindeki yükselişin 2023 yılından itibaren ivme kazandığı görülüyor. Uzmanlara göre ekonomik faktörlerin yanı sıra siyasi belirsizlikler, yaşam standardı beklentisi ve Avrupa’da uzun vadeli oturum imkânı da yatırım kararlarını etkileyen unsurlar arasında yer alıyor. Alamarioğlu, “Bugün yatırım yoluyla oturum programları yalnızca bir seyahat kolaylığı değil, uzun vadeli yaşam ve güvenlik planının bir parçası olarak değerlendiriliyor,” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Karadeniz Havzası'nda Doğal Afet Kaynaklı Endüstriyel Risklere Karşı Bölgesel Kalkan Haber

Karadeniz Havzası'nda Doğal Afet Kaynaklı Endüstriyel Risklere Karşı Bölgesel Kalkan

Karadeniz Havzası'nda Doğal Afet Kaynaklı Endüstriyel Risklere Karşı Bölgesel Kalkan: NAT-RES Projesi Avrupa Birliği Başkanlığı'nın Ulusal Otoritesi olduğu Interreg NEXT Karadeniz Havzası'nda Sınır Ötesi İşbirliği Programı kapsamında, "Karadeniz Bölgesinde NATech Dayanıklılık Girişimi - (NATech Resilience Initiative in the Black Sea Region)" projesi hayata geçiriliyor. Karadeniz Havzası'nın karşı karşıya olduğu en kritik güvenlik sorunlarından biri olan "Natech" (doğal afetlerin tetiklediği teknolojik kazalar) risklerinin yönetimi için uluslararası bir işbirliği ağı kuruldu. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Afet Yönetimi Enstitüsü liderliğinde yürütülen proje; İstanbul İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD İstanbul), Doğu Makedonya ve Trakya Bölgesi (Yunanistan) ve Ukrayna İş Destek Merkezleri Birliği (Ukrayna) ortaklığında oluşturulan Konsorsiyum tarafından uygulanıyor. 24 ay sürecek olan projenin toplam bütçesi 1.636.586,40 Avro olarak belirlendi. Proje için Avrupa Birliği'nden 1.472.927,76 Avro hibe desteği sağlandı. Afetlerin Tetiklediği Teknolojik Kazalara (Natech) Karşı İleri Teknoloji NAT-RES Projesi, deprem, sel ve çatışma gibi doğal veya insan kaynaklı felaketlerin sanayi tesislerinde tetikleyebileceği yangın, patlama ve kimyasal sızıntı gibi ikincil felaketleri (Natech olaylarını) önlemeyi hedefliyor. Proje ile Karadeniz Bölgesi'nde gelişmiş teknolojik çözümler, kapsamlı tehlike haritaları ve sağlam risk değerlendirme metodolojileri entegre edilerek bölgenin dayanıklılığının artırılması amaçlanıyor. AFAD-EKA Yazılımı Bölgesel Çapta Yaygınlaştırılacak Projenin en önemli çıktılarından biri, AFAD tarafından geliştirilen AFAD-EKA (Endüstriyel Kazalar Etki Alanı Modelleme) yazılım ının kapasitesinin artırılması ve ortak ülkeler için simülasyonların yapılmasıdır. Yazılım, su kaynaklarını etkileyen tehlikeli koşulların simülasyonunu da içerecek şekilde geliştirilecek; İstanbul(Türkiye), Doğu Makedonya ve Trakya Bölgesi (Yunanistan) ve Mykolaiv (Ukrayna)'de pilot uygulamalarla hayata geçirilecektir. Bu sistem sayesinde endüstriyel tesisler için gerçek zamanlı izleme ve erken uyarı mekanizmaları oluşturulacaktır. Sınır Ötesi Tatbikatlar ve Uluslararası İşbirliği Projede öne çıkan faaliyetler arasında şunlar bulunmaktadır: Tehlike Haritalarının Oluşturulması: Deprem, sel ve bölgesel çatışmaların tetiklediği teknolojik riskleri gösteren kapsamlı haritaların hazırlanması. Sınır Ötesi Tatbikatlar: AFAD rehberliğinde ve ortakların ev sahipliğinde, acil durum ekipleri, tesis çalışanları ve yerel otoriteler den oluşan 300'den fazla katılımcı ile Natech risk tatbikatlarının düzenlenmesi. Uluslararası Konferans: Projenin sonunda İstanbul'da düzenlenecek uluslararası konferans ile bilgi ve deneyim paylaşımının sağlanması. Proje Koordinatörü Doç. Dr. Hüseyin Özdemir: "Karadeniz'in Direncini Artırıyoruz" Projenin koordinatörlüğünü üstlenen İstanbul Teknik Üniversitesinden, Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü'nde görev yapan Doç. Dr. Hüseyin Özdemir projenin vizyonunu şu sözlerle özetledi: "Karadeniz Havzası, sanayi tesislerinin yoğunluğu ve sismik aktiviteler ile sel risklerinin birleştiği hassas bir coğrafyadır. NAT-RES projesi ile amacımız, sadece doğal afetleri değil, bu afetlerin tetiklediği ve çevre ile insan sağlığını tehdit eden teknolojik kazaları da öngörüp yönetebilmektir. Geliştireceğimiz AFAD-EKA yazılımı ve oluşturacağımız s nır ötesi işbirliği ağı sayesinde, yerel yönetimlerin ve sanayi tesislerinin müdahale kapasitelerini arPracağız. Bu proje, bölgedeki toplulukların güvenliği ve ekosistemin korunması adına atılmış stratejik bir adımdır.". Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Balık İhracatı 2026 Yılına Rekorla Girdi Haber

Türkiye’nin Balık İhracatı 2026 Yılına Rekorla Girdi

Balık, 2026 yılı ocak ayında ihracatını en fazla artıran 5 ürün grubundan biri olurken, gıda ihracatının yıldızı oldu. Balık ihracatı miktar bazında yüzde 4’lük artışla 21 bin 978 tondan, 22 bin 935 tona ilerledi. Yüksek protein deposu Omega-3 yağ asitleriyle sağlıklı bir yaşamın anahtarı olan balık, yüksek protein içeriyor. Balığı protein miktarı açısından düzenli tüketmek, kas kütlesini artırmaktan kalp sağlığını korumaya kadar birçok fayda sağlıyor. Türkiye’nin zengin deniz ürünleri çeşitliliği, sağlıklı bir yaşam sürdürmeyi kolaylaştırır. Türkiye’nin ihraç ettiği her üç balıktan ikisine imza attıklarını dile getiren Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Bedri Girit, Türk su ürünleri sektörünün 2025 yılını 2 milyar 243 milyon dolarlık performansla geride bıraktığını, 2026 yılına çok başarılı bir giriş yaptıklarını, 2,5 milyar dolar ihracat hedefini aşacak bir ihracat seyri ortaya koyduklarını vurguladı. Orkinos ihracatında üç haneli artış Su ürünleri ihracatında levrek ihracatının yüzde 27’lik artışla 48 milyon dolardan 60,7 milyon dolara çıkarak liderliğini sürdürdüğü bilgisini veren Girit, “Çipura ihracatımız 38 milyon dolardan 46 milyon dolara yükseldi. En belirgin artış orkinosta oldu. Orkinos ihracatı yüzde 122’lik üç haneli artışla 18,5 milyon dolardan 41 milyon dolara fırladı. Türk somonundaki artışımız 2026 yılında da sürdü ve yüzde 39’luk gelişimle 23 milyon dolardan 32 milyon dolara çıktı. Diğer su ürünleri ihracatımız 14,8 milyon dolardan 16 milyon dolara yükselirken, alabalık ihracatımız 8,7 milyon dolarla sabit kaldı. Kaya levreği ihracatımız yüzde 44’lük artışla 1,7 milyon dolardan 2,5 milyon dolara çıktı” şeklinde konuştu. Su ürünleri ihracatında aslan payı Egeli balıkçıların Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği’nin, 2025 yılı ocak ayında 95,7 milyon dolar olan ihracatının 2026 yılı ocak ayında yüzde 27 geliştiği bilgisini veren Başkan Girit sözlerini şöyle tamamladı; “2026 yılı Ocak ayında ihracatımızı 121,5 milyon dolara ulaştırdık ve su ürünleri ihracatından aslan payını aldık. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliğimiz 46 milyon dolarlık levrek ihraç ederken, ikinci sırada 36 milyon dolarla çipura, 13,7 milyon dolarla Türk somonu yer aldı.” Rusya Federasyonu ve Japonya arasındaki yarışı fotofiniş belirledi 2026 yılı ocak ayında su ürünleri ihracatında Rusya Federasyonu 31,3 milyon dolarla ilk sıradaki yerini korurken, orkinos talebiyle öne çıkan Japonya’ya ihracatımız yüzde 120’lik artışla 12 milyon dolardan 31 milyon dolara çıktı. Japonya su ürünleri ihraç ettiğimiz ülkeler sıralamasında 4 basamak yükselirken, Rusya ile Japonya arasında liderliği fotofiniş belirledi. İtalya 22,4 milyon dolarlık Türk su ürünleri talep ederken, Hollanda’ya su ürünleri ihracatımız yüzde 24’lük artışla 14,8 milyon dolardan 18,3 milyon dolara çıktı. Beşinci sıradaki Yunanistan’a su ürünleri ihracatımız yüzde 21’lik yükselişle 15 milyon dolardan 18,2 milyon dolara ilerledi. Bu ülkeleri İngiltere, Güney Kore, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve İspanya takip etti. Türkiye ocak ayında 55 ülkeye su ürünleri ihraç etti. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği’nin en çok balık ihraç ettiği ülke 17,8 milyon dolarla İtalya olurken, İtalya’yı 17,2 milyon dolarla Yunanistan ve 15,7 milyon dolarla İngiltere izledi. Ege Bölgesi’nden balık ihraç edilen ülke sayısı 46 oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türklerin Golden Visa ve Vatandaşlık Başvuruları 10 Kat Arttı! Haber

Türklerin Golden Visa ve Vatandaşlık Başvuruları 10 Kat Arttı!

Pandemi öncesinde 21,4 milyar dolar büyüklüğe sahip olan yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık pazarı, küresel ölçekte hızla genişlemeye devam ediyor. Uzmanlara göre pazarın büyüklüğünün 2026 itibarıyla 100 milyar doları aşması bekleniyor. Artan jeopolitik riskler, vergi politikalarındaki sıkılaşma ve servetin kuşaklar arası transferi, yatırımcıların ülkeler arası alternatiflere yönelmesini hızlandırıyor. Bu küresel eğilim içinde Türkiye kaynaklı talep, artış hızıyla dikkat çekiyor. “Türkiye’den gelen talep dört yılda 10 kat arttı” Küresel pazardaki büyümeyi değerlendiren Level Immigration & Properties Danışmanlık Hizmetleri CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, Türkiye’den gelen yatırımcı ilgisindeki hızlı artışa dikkat çekti. “Yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık pazarı, pandemi öncesinde 21,4 milyar dolar seviyesindeydi. Bugün gelinen noktada 2025 itibarıyla 100 milyar dolara yaklaşan bir hacimden söz ediyoruz. Mevcut ivme korunursa 2026’da bu eşiğin aşılması kaçınılmaz görünüyor,” dedi. Türkiye kaynaklı yatırımcı ilgisinin büyüklüğüne ilişkin rakamları paylaşan Alamarioğlu, “Türkiye’den yurt dışındaki Golden Visa ve yatırım yoluyla vatandaşlık programlarına yönelen talebin parasal büyüklüğü 2020 yılında yaklaşık 213 milyon dolar seviyesindeyken, son bir yıl içinde 2,4 milyar doları aştı. Yıllık bazda 3 milyar dolara yaklaşan bu tablo, dört yıl içinde 10 katın üzerinde bir büyümeye işaret ediyor,” ifadelerini kullandı. “Golden Visa artık bir güvenlik mekanizması” Yatırımcı motivasyonlarının da değiştiğine dikkat çeken Alamarioğlu, Golden Visa ve benzeri programların artık yalnızca seyahat kolaylığı sunan araçlar olmadığını vurguladı. “Bu programlar geçmişte daha çok vizesiz dolaşım ve ikinci adres arayışıyla değerlendirilirdi. Bugün ise siyasi ve ekonomik risklere karşı uzun vadeli bir güvence mekanizmasına dönüşmüş durumda. Yatırımcılar artık pasaport veya oturum kartından ziyade, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik arıyor,” dedi. Jeopolitik riskler ve vergisel planlama etkili Küresel ölçekte hızlanan talebin arkasında birden fazla faktör bulunduğunu belirten Alamarioğlu, “Artan jeopolitik belirsizlikler, vergi politikalarındaki sıkılaşma ve servetin kuşaklar arası transferine yönelik planlamalar, yatırımcıları daha temkinli ve seçici hareket etmeye yöneltiyor,” değerlendirmesinde bulundu. Alamarioğlu’na göre Türkiye’den gelen yatırımcı talebinin arkasında da benzer motivasyonlar yer alıyor. “Rezerv para birimleriyle yatırım yapabilme imkânı, ailelerin çocukları için yurt dışında eğitim planlaması ve uzun vadeli vergisel yapılandırma ihtiyacı, Türkiye kaynaklı ilgiyi belirgin şekilde artırıyor,” dedi. Yunanistan, Portekiz ve Dubai öne çıkıyor Türk yatırımcıların ülke tercihlerine de değinen Alamarioğlu, Avrupa ve Orta Doğu ekseninde belirgin bir yoğunlaşma olduğunu söyledi. “Türkiye’den çıkan yatırımcıların Avrupa’da en çok Portekiz ve Yunanistan’a, Avrupa dışında ise Dubai’ye ilgi gösterdiğini görüyoruz. Ancak burada kritik olan yalnızca yatırım tutarı ya da başvuru şartları değil,” dedi. “Hukuki çerçeve ve sürdürülebilirlik belirleyici” Yatırımcılara uyarılarda bulunan Alamarioğlu, program seçiminin çok boyutlu değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. “Ülke tercihinde programın hukuki çerçevesi, uygulamadaki istikrarı, uzun vadeli sürdürülebilirliği ve olası düzenleme değişikliklerine karşı sunduğu öngörülebilirlik mutlaka dikkate alınmalı. Ayrıca yatırımın hangi varlık üzerinden yapıldığı, bu varlığın kullanımına ilişkin kısıtlar ve ilerleyen dönemde karşılaşılabilecek yükümlülükler de karar sürecinin önemli parçaları,” diye konuştu. Alamarioğlu, “Bu pazarda doğru ülke ve doğru yapı seçimi, kısa vadeli maliyet avantajlarından çok hukuki güvenlik ve şeffaf süreçler üzerinden belirleyici hale gelmiş durumda,” diyerek sözlerini tamamladı.

Yunanistan mı, Dubai mi? Yatırımcılar Açısından Hangisi Daha Avantajlı? Haber

Yunanistan mı, Dubai mi? Yatırımcılar Açısından Hangisi Daha Avantajlı?

İki model arasındaki farkları değerlendiren Level Immigration & Properties CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, Yunanistan’ın kalıcı oturum yapısı ve son dönemde bazı adalarda uygulanan vergi indirimlerinin yatırımcı ilgisini artırdığını söyledi. Küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde, yatırım yoluyla oturum programları yalnızca seyahat özgürlüğü değil, uzun vadeli güvenlik ve yaşam planlaması açısından da stratejik önem taşıyor. Bu alanda en çok karşılaştırılan iki merkez ise Yunanistan ve Dubai. Her iki destinasyon da Golden Visa benzeri modeller sunarken, programların hukuki niteliği, yatırımın maliyeti ve sunduğu yaşam çerçevesi açısından belirgin şekilde ayrışıyor. Süreci değerlendiren Level Immigration & Properties Danışmanlık Hizmetleri CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, yatırımcıların karar verirken bu farkları net şekilde görmesi gerektiğini vurguladı. KALICI OTURUM – SÜRELİ OTURUM FARKI Yunanistan Golden Visa programı, gayrimenkul yatırımı yoluyla 5 yıllık ve yenilenebilir oturum izninin yanı sıra 7 yılın sonunda vatandaşlık imkanı sağlarken, bu statü AB içinde uzun vadeli bir yerleşim zemini sunuyor. Dubai’de ise yatırımcıların elde ettiği oturum hakkı süreli ve yenilenebilir bir statü olarak öne çıkıyor. Bu farkı değerlendiren Alamarioğlu, “Yunanistan modelinde yatırımcı, Avrupa Birliği içinde kalıcı bir oturum perspektifiyle hareket ediyor. Dubai’de ise statü daha çok süreli oturum mantığıyla ilerliyor. Bu iki yaklaşım, yatırımcının uzun vadeli planlarını doğrudan etkiliyor,” dedi. AB ERİŞİMİ VE KÜRESEL HAREKETLİLİK Yunanistan Golden Visa, yatırımcılara Schengen Bölgesi’nde vizesiz seyahat imkânı sunarken, Dubai modeli daha çok Orta Doğu merkezli bir yaşam ve iş ağına erişim sağlıyor. Alamarioğlu, “AB içinde serbest dolaşım imkânı, özellikle Türkiye’den başvuru yapan yatırımcılar için Yunanistan’ı daha cazip hale getiriyor. Dubai ise bölgesel bir ticaret ve iş merkezi olarak konumlanıyor,” ifadelerini kullandı. YATIRIM MALİYETİ VE İŞLETME GİDERLERİ Yunanistan’da Golden Visa kapsamında gayrimenkul yatırımı belirli bölgelerde 250 bin eurodan başlarken, Dubai’de yatırım tutarlarının yanı sıra yıllık aidat ve işletme giderleri yatırımcıların maliyet hesaplarında önemli bir kalem oluşturuyor. Bu noktaya dikkat çeken Alamarioğlu, “Dubai’de gayrimenkul yatırımı güçlü bir pazar sunsa da, düzenli aidat ve işletme maliyetleri net getiriyi etkiliyor. Yunanistan’da ise yatırımın işletme tarafı daha öngörülebilir bir yapı sunuyor,” dedi. YUNANİSTAN’DAN VERGİ HAMLESİ: 24 ADADA İNDİRİM Yunanistan’ın yatırımcılar ve yerleşim planı yapanlar açısından öne çıkan bir diğer başlığı ise vergi politikaları oluşturuyor. Son dönemde Yunanistan hükümeti, 24 adada KDV oranlarını düşüren uygulamayı yeniden devreye alarak bu bölgelerde yaşam ve yatırım maliyetlerini aşağı çekti. Alamarioğlu, bu adımı şu sözlerle değerlendirdi: “Vergi indirimi uygulanan 24 ada, hem yerleşim hem de gayrimenkul yatırımı açısından daha erişilebilir hale geliyor. Bu durum, özellikle yaşam maliyetine duyarlı yatırımcılar ve emekliler için Yunanistan’ı daha cazip bir noktaya taşıyor,” dedi. YAŞAM TARZI VE HEDEF KİTLE AYRIŞMASI Yunanistan, Akdeniz yaşam tarzı, AB standartlarında sağlık ve eğitim altyapısı ile daha çok yerleşim ve emeklilik odaklı bir profil çizerken; Dubai, dinamik iş ortamı ve ticaret ağıyla aktif iş hayatını sürdüren yatırımcılara hitap ediyor. Alamarioğlu, “Yunanistan, ‘Avrupa’da sakin ve uzun vadeli bir yaşam’ arayanlara; Dubai ise ‘bölgesel iş ve finans merkezi’ odağıyla hareket edenlere sesleniyor. Bu nedenle yatırımcıların önce kendi beklentilerini netleştirmesi gerekiyor,” diye konuştu. DOĞRU PROGRAM, DOĞRU PLANLAMA Golden Visa programlarının tek tip olmadığını vurgulayan Alamarioğlu, yatırımcıların karar sürecinde profesyonel destek almasının önemine dikkat çekti. “Golden Visa, her ülkede aynı anlama gelmiyor. Statünün süresi, hakların kapsamı ve uzun vadeli sonuçlar mutlaka doğru analiz edilmeli. Biz Level Immigration & Properties olarak, yatırımcının hedeflerine en uygun ülke ve programı belirleyip süreci baştan sona mevzuata uygun şekilde yönetiyoruz,” dedi. Alamarioğlu’na göre Yunanistan ve Dubai, farklı beklentilere hitap eden iki güçlü model sunuyor; doğru tercih ise yatırımcının yaşam planı, hareketlilik ihtiyacı ve uzun vadeli hedefleri doğrultusunda şekilleniyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.