Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yüz Tanıma

Kapsül Haber Ajansı - Yüz Tanıma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yüz Tanıma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yapay Zekâ Göç Yönetiminde Etkili Ama Riskli Haber

Yapay Zekâ Göç Yönetiminde Etkili Ama Riskli

Denetimsiz algoritmaların hak ihlallerine yol açabileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Kaya, “Yapay zekâ göç yönetiminde verimlilik sağlıyor, ancak güvenilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmadan her algoritma potansiyel bir hak ihlali aracına dönüşebilir” dedi. Yapay zekâ destekli sistemler, dünya genelinde göç yönetiminden sınır güvenliğine, vize değerlendirmelerinden biyometrik kimlik doğrulamaya kadar pek çok alanda aktif olarak kullanılıyor. Ancak bu teknolojilerin yeterli şeffaflık ve denetimden yoksun şekilde uygulanması, ayrımcılıktan veri ihlallerine kadar ciddi riskleri de beraberinde getiriyor. İstinye Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Yiğit Bekir Kaya, yapay zekânın göç yönetimindeki kullanımını, beraberinde getirdiği siber güvenlik ve insan hakları sorunlarını değerlendirdi. Türkiye ve dünyada yaygın kullanım Dr. Öğr. Üyesi Kaya’ya göre yapay zekâ, bugün göç yönetiminin neredeyse tüm aşamalarında yer alıyor. Türkiye’de GöçNet sistemi 5,5 milyon yabancının kaydını tutarken, 20’den fazla kamu kurumuyla entegre çalışıyor. Göç İdaresi Başkanlığı’nın YİMER 157 çağrı merkezi ise yapay zekâ destekli konuşma tanıma sistemiyle yedi dilde hizmet veriyor. Türkiye’nin biyometrik alandaki kapasitesine de dikkat çeken Kaya, “Milli Biyometrik Parmak İzi Sistemi sayesinde Türkiye, kendi biyometrik algoritmasını geliştiren dünyadaki yedinci ülke konumunda” dedi. Uluslararası alanda ise Avrupa Birliği’nin Frontex ajansının drone’larla göçmen geçişlerini izlediğini, ABD’nin otonom gözetim kuleleri ve plaka tanıma sistemleri kullandığını hatırlattı. Dr. Öğr. Üyesi Kaya şöyle konuştu: “Suriye'de iç savaş öncesi nüfus kayıt oranı yüzde yüze yakınken, çatışmalarla birlikte birçok nüfus müdürlüğü kısmen veya tamamen tahrip oldu. BM verilerine göre Suriyeli mültecilerin yüzde 70'i temel kimlik belgelerinden yoksun. Türkiye, belge şartı aramaksızın milyonlarca Suriyeliye kapılarını açtı; bu insani yaklaşım, aynı zamanda kayıt sistemlerinin öz beyana dayalı verilerle kurulması anlamına geldi. Biyometrik sistemler kişinin daha önce kayıt yaptıran kişiyle aynı olduğunu doğrulayabiliyor, ancak ilk kayıttaki bilgilerin doğruluğunu teyit edemiyor. Bu konular, İstinye Üniversitesi'nin UNESCO ile birlikte Temmuz 2025'te düzenlediği ‘Göç Alanında Temel Yapay Zekâ Kullanımı’ okulunda ve Göç İdaresi Başkanlığı'nın 23 Ekim 2025'te Ankara'da düzenlediği etkinlikte ele alındı. Kanada'da yapay zekâ destekli sistemle Afrikalı öğrencilerin vize red oranı yüzde 75'e ulaşırken Çinli öğrencilerin yüzde 90'ı kabul alıyor. Yüz tanıma algoritmalarında koyu tenli yüzleri yanlış tanıma oranı açık tenli yüzlere göre 100 kata kadar daha yüksek. Güvenilir yapay zekâ için şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız denetim gerekiyor; ancak bu standartlar göç sistemlerinde henüz yeterince sağlanmıyor.” “Algoritmalar tarafsız değil” Yapay zekânın en büyük risklerinden birinin algoritmik ayrımcılık olduğunu vurgulayan Kaya, yüz tanıma sistemlerinin koyu tenli bireylerde hata oranının açık tenlilere göre 100 kata kadar çıkabildiğini söyledi. “ABD’de yüz tanıma hataları nedeniyle yapılan hatalı tutuklamaların tamamının Siyahi bireyleri kapsaması tesadüf değil,” diyen Kaya, İngiltere ve Kanada gibi ülkelerde de belirli ülke vatandaşlarının otomatik olarak daha ‘riskli’ sınıflandırıldığını belirtti. Kaya’ya göre sorun, sistemlerin açıkça ırk ya da etnik köken sorması değil; posta kodu, ülke, lehçe gibi ‘tarafsız’ görünen değişkenlerin dolaylı ayrımcılık aracı haline gelmesi. Dr. Öğr. Üyesi Kaya, “Türkiye'de Milli Biyometrik Sistemi yüzde 99,42 hassasiyet ve yüzde 99,995 doğruluk oranı açıklıyor. Ancak bu rakamların bağımsız denetim sonuçları kamuoyuyla paylaşılmadı. Biyometrik sistemlerin temel sınırlılığı şu: kayıt anında beyan edilen bilgilerin doğruluğunu teyit edemiyorlar, yalnızca aynı kişinin tekrar geldiğini doğrulayabiliyorlar” dedi. Biyometrik veriler geri döndürülemez riskler taşıyor Göç yönetiminde tutulan biyometrik verilerin siber güvenlik açısından son derece hassas olduğuna dikkat çeken Kaya, “Şifre değiştirilebilir ama parmak izi ya da yüz geometrisi değiştirilemez. Bir kez sızdırıldığında, bu veriler kişinin hayatı boyunca risk yaratır” ifadelerini kullandı. Göçmenlere ait biyometrik ve kişisel verilerin yapay zekâ sistemlerinde işlenmesinin, siber güvenlik açısından yarattığı tehlikelerle ilgili örnek de veren Dr. Öğr. Üyesi Kaya, “2022'de Amerika Göçmenlik Dairesi'nin sitesindeki bir hata yüzünden 6 bin 252 sığınmacının bilgileri herkese açık hale geldi. İçlerinden 103 Kübalı sığınmacının verileri yanlışlıkla Küba hükümetine gönderildi. Federal mahkeme bu sızıntının ‘işkence veya zulüm riskini artırdığını’ kabul etti” dedi. ABD ve Avustralya’da yaşanan veri sızıntılarını hatırlatan Kaya, bu tür ihlallerin sığınmacıların yalnızca kendilerini değil, geldikleri ülkelerde kalan ailelerini de tehlikeye atabileceğini söyledi. Merkezi veri depolama yapıları ve denetimsiz taşeron firmaların, saldırı yüzeyini daha da genişlettiğini vurgulayan Kaya, şöyle devam etti: “Göç sistemlerindeki güvenlik açıklarının önemli bir kaynağı, bağımsız denetimden geçmeyen taşeron firmalar ve merkezi veri depolama yapıları. Amerika'nın 290 milyon kişinin biyometrik verisini saklayan HART sistemi, kamu denetim raporlarına göre gerekli 12 gizlilik korumasından yalnızca 5'ini karşılıyor. Beş Göz İstihbarat İşbirliği anlaşmasıyla ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda arasındaki göçmen verisi paylaşımı son yıllarda 100 kat arttı; yılda 8 milyon veri sorgusu yapılıyor. En trajik örnek ise BM Mülteciler Örgütü'nün 830.000 Rohingya mültecisinin parmak izi ve fotoğraflarını Myanmar hükümetiyle paylaşması; mültecilerin büyük çoğunluğu verilerinin bu şekilde kullanılacağından habersizdi. Veri egemenliği ve yerel kontrol, bu alanda giderek daha kritik hale geliyor. Güvenilir yapay zekâ sistemleri şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız denetim gerektirir. Oysa göç veri tabanları çoğu zaman taşeron firmalarının ihmaline ve devletlerarası gizli anlaşmalara dayanıyor.” Uluslararası hukukla gerilim Yapay zekâ destekli göç sistemlerinin uluslararası hukuk ve insan hakları normlarıyla tam uyumlu olmadığını belirten Kaya, Avrupa Birliği Yapay Zekâ Yasası’nın göç ve iltica uygulamalarını “yüksek riskli” olarak sınıflandırmasına rağmen, sığınmacılar için bazı yasaklı teknolojilere hâlâ izin verildiğine dikkat çekti. “Vatandaşlar üzerinde kullanılsaydı sıkı denetime tabi tutulacak sistemler, en savunmasız gruplar olan sığınmacılar üzerinde daha gevşek kurallarla uygulanıyor,” diyen Kaya, geri göndermeme ilkesinin bireysel değerlendirme gerektirdiğini hatırlattı. Gelecekte neler öne çıkacak Önümüzdeki yıllarda göç politikalarını en çok etkileyecek gelişmeler arasında yapay zekâ destekli sahte belge üretimi, büyük dil modellerinin iltica değerlendirmelerinde kullanılması ve devasa biyometrik veri tabanlarının birbirine bağlanması yer alıyor. Kaya, deepfake teknolojileriyle üretilen sahte belgelerin artık insan gözüyle ayırt edilemez hale geldiğini, buna karşı denetim mekanizmalarının aynı hızda gelişmediğini ifade etti. Avrupa’da ve Türkiye’deki çalışmalarla ilgili de bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Kaya, şunları söyledi: “Avrupa Birliği'nin 2030'a kadar tamamlayacağı ‘Birlikte Çalışabilirlik Çerçevesi’ altı büyük veri tabanını birbirine bağlayarak dünyanın en büyük biyometrik deposunu oluşturacak; 6 yaşındaki çocukların bile yüz tanıma verileri bu sisteme girecek. Aralık 2025'te kurulan Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü, Türkiye'nin bu alandaki kurumsal kapasitesini güçlendirmeyi hedefliyor. Türkiye'de İstanbul Havalimanı tamamen kağıtsız ve temassız seyahat deneyimi için biyometrik sistemler test ediyor; THY Boston ve Miami'de yüz tanıma ile uçuşa kabul süresini yüzde 50'ye kadar kısalttı. Milli Biyometrik Sistemi'ne gelecekte yüz, iris ve ses tanıma entegrasyonu planlanıyor. Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi 2021-2025 kapsamında 50 bin yapay zekâ uzmanı ve 1.000 girişim hedefleniyor.” “Asıl soru hukuk mekanizmalarının bu hıza nasıl yetişeceği” Dr. Öğr. Üyesi Yiğit Bekir Kaya, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Yapay zekâ göç yönetiminde verimlilik sağlıyor, ancak güvenilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmadan her algoritma potansiyel bir hak ihlali aracına dönüşebilir. Asıl soru, teknolojinin ne kadar hızlı geliştiği değil; bu hıza denetim ve hukuk mekanizmalarının nasıl yetişeceğidir.”

Dubai Otellerinde Temassız Check-in Dönemi Başlıyor Haber

Dubai Otellerinde Temassız Check-in Dönemi Başlıyor

Güvenli şekilde saklanan veriler, kimlik süresi bitene kadar geçerli olacak; böylece sonraki konaklamalarda hızlı check-in ile tekrar gelen misafir deneyimi daha da iyileştirilecek. Dubai, şehir genelinde tek seferlik temassız otel check-in çözümünü hayata geçirdiğini duyurdu. Bu uygulama, misafir konforu, güvenlik ve yenilikçilik açısından konaklama sektöründe küresel ölçekte yeni bir standart belirleyerek, uygulamanın hayata geçirildiği otel ve tatil evlerinde fiziksel check-in prosedürlerini atlama seçeneği sunuyor. Visit Dubai tarafından geliştirilen ve bağımsız iş ortaklarıyla sunulan öncü biyometrik ve dijital teknoloji, artık Dubai genelindeki otel ve tatil evlerine hemen entegre edilebilecek durumda. Bu sistem, misafirlerin varış sürecini hızlandırarak kesintisiz bir giriş deneyimi yaşamalarını sağlıyor. Bu uygulama, teknoloji kullanımını ön planda tutan Dubai’nin, misafir memnuniyetini ve operasyonel mükemmeliyeti aynı anda önceliklendiren, geleceğe dönük küresel bir turizm destinasyonu olma hedefini pekiştiriyor. Bu yenilikçi sistem, misafirlerin otele varmadan önce tüm check-in işlemlerini doğrudan cep telefonlarından tamamlamasına olanak tanıyor. Kimlik ve biyometrik verilerin tek seferlik yüklenmesiyle süreç büyük ölçüde hızlanıyor ve geleneksel check-in süreleri minimuma indiriliyor. Misafirler otele vardıklarında check-in masasındaki işlemleri tamamen atlayabiliyorlar. Güvenli şekilde saklanan veriler, kimlik geçerlilik süresi bitene kadar kullanılabiliyor; böylece sonraki ziyaretlerde yüz tanıma gibi hızlı bir doğrulama yeterli oluyor. Yıllık Dubai ziyaretçilerinin yaklaşık dörtte birini tekrar gelen ziyaretçiler oluşturuyor ve bu hizmet ile tekrar gelen misafirlerin deneyimini daha da konforlu hale getirerek destinasyona olan sadakatlerini pekiştirmek amaçlanıyor. Dubai Ekonomi ve Turizm Dairesi’ne bağlı Dubai Turizm ve Ticaret Pazarlama Kurumu (Visit Dubai) CEO’su Issam Kazim yaptığı açıklamada; “Bu misafir odaklı yeniliğin uygulanması, yolcuların şehre adım attıkları andan itibaren tüm engelleri azaltarak, tatillerine verimli ve keyifli bir başlangıç yapmalarını sağlayacak. Ayrıca sadık misafirlerimizin sonraki ziyaretlerini daha da kolaylaştırırken, Dubai’deki otellerin misafirleriyle daha değerli ve kaliteli etkileşimlere odaklanmasına olanak tanıyacak. Bu teknoloji otellerin hizmet seviyelerini daha da yükseltmeleri için büyük bir potansiyel sunuyor. Daha fazla yatırımcı ve işletmeciyi bu özelliği sistemlerine entegre etmeye davet ediyoruz”. Çözüm, mevcut otel uygulamalarına veya web platformlarına kolayca entegre edilecek şekilde tasarlandı. Anlık faydalarının ötesinde, araba kiralama gibi diğer turizm temas noktalarında da kullanılabilecek önemli bir potansiyele sahip olup şehir genelinde daha entegre ve kişiselleştirilmiş bir ziyaretçi deneyiminin önünü açıyor. Ayrıca Dubai Uluslararası Havalimanı’nda pasaport kontrol sürelerini saniyelere indiren akıllı tüneller gibi destinasyonda yaygınlaştırılan akıllı teknoloji uygulamalarını da tamamlıyor. Dubai’nin konaklama sektörü, 820 otel ve otel dairesiyle küresel bir destinasyon olarak büyümesinin temel taşlarından biri olmaya devam ediyor. Şehrin diğer turistik cazibe merkezlerini tamamlayıcı nitelikteki bu sektör, 2025’in ilk 10 ayında 15,70 milyon uluslararası geceleyen ziyaretçi ağırlanmasına ve emirlik genelindeki otellerde toplam 36,71 milyon geceleme sayısına ulaşılmasına katkı sağladı; bu rakam yıllık bazda %5 artış gösterdi. Dubai Ekonomi ve Turizm Departmanı (DET) Hakkında Dubai’yi dünyanın önde gelen ticaret merkezi, yatırım üssü ve turizm destinasyonu haline getirme vizyonuyla hareket eden Dubai Ekonomi ve Turizm Departmanı (DET), emirliği küresel ekonomi ve turizmde önemli bir merkez olarak konumlandırmak, şehrin ekonomik ve turizm alanlarındaki rekabet göstergelerini artırmak üzere çalışmalarını sürdürüyor. Bu çalışmalar, Dubai Ekonomik Ajandası D33 hedefleri doğrultusunda yürütülüyor. D33, 2033 yılına kadar Dubai ekonomisinin büyüklüğünü iki katına çıkarmayı ve şehri iş ve turizm açısından dünyanın önde gelen destinasyonlarından biri olarak daha da sağlamlaştırmayı amaçlıyor. DET, Dubai’nin çeşitlendirilmiş ve yenilikçi hizmet odaklı ekonomisini daha da geliştirmek, dünyanın en yetenekli profesyonellerini çekmek, dünya standartlarında bir iş ortamı sunmak ve verimliliği artırmak için çalışmalar yürütüyor. Ayrıca, Dubai’nin ziyaret edilecek, yaşanacak ve çalışılacak en iyi şehir olma vizyonunu desteklemek amacıyla şehrin çok yönlülüğünü, eşsiz yaşam tarzını ve üstün yaşam kalitesini tanıtıyor. Dubai’nin iş ve turizm sektörlerinin planlanmasından, denetlenmesinden, geliştirilmesinden ve pazarlanmasından sorumlu ana otorite olan DET, aynı zamanda oteller, tur operatörleri ve seyahat acenteleri dahil olmak üzere tüm işletme türlerinin ruhsatlandırılması ve sınıflandırılmasından da sorumludur. DET bünyesinde yer alan kurumlar; Dubai Ekonomik Kalkınma Kurumu (DEDC), Dubai İşletme Kaydı ve Ruhsatlandırma Kurumu (DBLC), Dubai Tüketici Koruma ve Adil Ticaret Kurumu (DCCPFT), Dubai KOBİ Ajansı (Dubai SME), Dubai Turizm ve Ticaret Pazarlama Kurumu (DCTCM), Dubai Festivaller ve Perakende Kurumu (DFRE) ve Dubai Turizm Koleji (DCT).

2026'da Güvenlik Yatırımlarının Lokomotifi Yapay Zeka, Bulut ve Sensor Teknolojisi Olacak Haber

2026'da Güvenlik Yatırımlarının Lokomotifi Yapay Zeka, Bulut ve Sensor Teknolojisi Olacak

Dünyanın önde gelen güvenlik teknolojileri sağlayıcılarından Securitas Technology, sekizincisini yayımladığı 2026 Global Teknoloji Trendleri Raporu ile sektörün geleceğine yön verecek başlıca eğilimleri açıkladı. Rapor, yapay zekâ, bulut çözümleri ve sensör teknolojilerinin güvenlik yatırımlarındaki dönüşümü hızlandıracağı nı ortaya koyuyor. Güvenlik teknolojilerinde dönüşüm hızlanıyor Securitas Technology Orta Avrupa Başkanı İsmail Uzelli, "Katılımcıların yüzde 30'u yapay zekâyı gelecek yılın en kritik yatırımı olarak görüyor. Yüzde 34'ü beş yıl içinde buluta geçmeyi planlıyor. Şirketlerin yüzde 48'i ise şimdiden gelişmiş sensör teknolojilerini kullanıyor. Bu veriler, güvenlik teknolojilerinde dönüşümün hızlandığını açıkça gösteriyor. Artık şirketler yalnızca riskleri yönetmiyor, aynı zamanda iş süreçlerine değer katan entegre çözümlere yöneliyor" diye konuştu. Şirketler için yol haritası sunuyor Securitas Technology Türkiye Genel Müdürü Pelin Yelkencioğlu ise "Güvenlik artık sadece bir koruma kalkanı değil; yapay zekâ, bulut ve sensör teknolojilerinin gücüyle operasyonel verimliliği, sürdürülebilirliği ve stratejik değeri artıran kritik bir unsur haline geldi. Securitas Technology'nin 2026 Raporu, kurumlara, güvenlik alanında izleyecekleri yol haritasını sunuyor. Kurumlarda teknolojiyi benimseyerek yeni verimlilik alanları yaratmak ve çalışan güvenliğini en üst düzeye çıkarmak için harekete geçme zamanı. Biz de bu raporla, müşterilerimizin ve iş ortaklarımızın geleceğe güvenle hazırlanmasına rehberlik etmekten mutluluk duyuyoruz" diye konuştu. Yapay zekâ: Reaktiften proaktife geçişin itici gücü Yapay zeka (AI), günümüzde güvenlik teknolojilerinde aktif olarak kullanılıyor. Bir süredir video izleme ve tehdit tespiti çözümlerinde makine öğrenimi ve veri analitiğinden yararlanılıyor. Plaka tanıma, alan doluluk yönetimi, yüz tanıma, nesne algılama, nesne takibi gibi AI destekli kullanım senaryoları da yaygınlaşıyor. Bu teknolojiler, anomali tespiti ile şüpheli davranışları veya olağandışı hareketleri gerçek zamanlı olarak belirleyebiliyor; video içi arama sayesinde güvenlik personeli, binlerce saatlik görüntüyü manuel olarak incelemek yerine, istenen olayları dakikalar içinde bulabiliyor. Otomatik raporlama sistemleri ise olay kayıtlarını analiz edip, risk seviyesine göre önceliklendirilmiş aksiyon planları sunuyor. Bunun yanı sıra yapay zekâ destekli sistemler, proaktif tehdit analizi ile olası riskleri henüz gerçekleşmeden öngörme imkânı sağlıyor. Örneğin; bir tesisin giriş-çıkış verilerini analiz ederek anormal giriş yoğunluklarını tespit edebiliyor veya sensör verilerini işleyerek olası yangın, gaz kaçağı veya ekipman arızalarına karşı erken uyarı verebiliyor. Yapay zekâ, sadece veri analizini hızlandırmakla kalmıyor; aynı zamanda güvenlik ekiplerinin stratejik karar alma süreçlerini destekliyor. Kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlıyor. Risklere daha hızlı yanıt verilmesine imkân tanıyor. Bu sayede g üvenlik operasyonları reaktiften proaktif bir modele dönüşüyor. Kurumların maliyetleri azalıyor, güvenlik standartları yükseliyor. Securitas Technology'nin raporu, kurumların yüzde 70'inin güvenlik programlarında yapay zekâ kullandığını ortaya koyuyor. Yapay zekanın dönüştürücü gücü, güvenlik sektörünün geleceğini şekillendirmeye devam edecek. Kurumlar anomali tespiti, video içi arama ve proaktif tehdit analizleri gibi GenAI uygulamaları sayesinde reaktif güvenlikten proaktif risk yönetimine geçiş yapabilecek. Bulut: Güvenliğin yeni standardı Rapora göre, güvenlik teknolojileri alanında bulut tabanlı çözümler 'yeni normal' haline geldi. Raporda, bulut tabanlı çözümlerin en dikkat çekici faydaları arasında ölçeklenebilirlik, daha basit kurulum ve kolay bakım gösteriliyor. Ayrıca merkezi güvenlik yönetimi ve artan verimlilik, şirketlerin bulut sistemlerini tercih etmesindeki en önemli nedenler olarak öne çıkıyor. Anket sonuçlarına göre, günümüzde kuruluşların yüzde 18'i tamamen bulut tabanlı sistemler kullanırken, yüzde 34'lük bir kesim ise önümüzdeki beş yıl içinde tamamen buluta geçmeyi planladığını belirtiyor. En çok kullanılan bulut tabanlı sistemler ise sırasıyla Video İzleme, Geçiş Kontrolü ve İzinsiz Giriş Tespiti olarak sıralanıyor. Bulut teknolojileri, şirketlere uzaktan yönetim imkânı sunarak tesislerini her yerden izleme ve yönetme esnekliği sağlıyor. Ayrıca yerel depolama çözümlerine kıyasla daha esnek ve maliyet etkin bir depolama modeli sunması, bu teknolojinin cazibesini artırıyor. Siber güvenlik açısından da verilerin yedekli kopyalarını saklayarak saldırılara ve olası felaketlere karşı önemli bir koruma kalkanı oluşturduğu vurgulanıyor. Sensör teknolojilerinde akıllı dönüşüm Nem, sıcaklık, hava kalitesi , duman ve gürültü gibi parametreleri ölçebilen gelişmiş sensörler, güvenlik sistemlerinde hızla yaygınlaşıyor. Rapor, güvenlik sektöründe gelişmiş sensör teknolojilerinin geleceği şekillendiren üç ana trendden biri olduğunu vurguluyor. Bulut teknolojisi ve yapay zekayla birlikte anılan bu sensörler, güvenlik sistemlerinin daha akıllı, proaktif ve entegre hale gelmesini sağlıyor. Artık sadece bir olayı tespit etmekle kalmayan, aynı zamanda bu olayın içeriğini de anlayabilen akıllı sensörler, özellikle bulut tabanlı izinsiz giriş tespiti gibi sistemlerde etkin bir şekilde kullanılıyor. Bu sistemler, geleneksel sensörlerin aksine, verileri analiz ederek yanlış alarmları azaltıyor ve gerçek tehditleri daha doğru bir şekilde belirleyebiliyor. Sensör teknolojilerindeki bu akıllı dönüşüm, güvenlik sistemlerinin pasif birer gözlemci olmaktan çıkıp, veri analizi ve durumsal farkındalık sağlayan proaktif araçla ra dönüşmesini temsil ediyor. Bu sayede güvenlik yönetimi daha verimli hale gelirken, kurumlar ve kullanıcılar için daha güvenli ortamlar oluşturuluyor. Bu teknoloji, yalnızca fiziksel güvenliği sağlamakla kalmıyor; enerji yönetimi, çevresel izleme ve çalışan konforu gibi alanlarda da kurumlara stratejik veri sağlıyor. Rapora göre kurumların yüzde 74'ü sensör entegrasyonlarını artırmayı planlıyor. Belirsizliklere yanıt verme ihtiyacı artıyor Rapora göre, güvenlik teknolojisi yatırımlarını yönlendiren üç temel iş önceliği öne çıkıyor. İlk olarak, artan belirsizliklere yanıt verme ihtiyacı dikkat çekiyor. Bu başlık altında çalışan güvenliği, kriz iletişimi, risk istihbaratı ve acil durum hazırlığı gibi unsurların önem kazandığı vurgulanıyor. İkinci öncelik ise proaktif olay müdahalesi. Şirketlerin alarm yönetim araçları, çoklu veri kaynaklarının entegrasyonu ve yapay zekâ destekli sanal ajanlar gibi çözümlere yöneldiği ifade ediliyor. Üçüncü öncelik olarak ise güvenlik teknolojisinden yeni değer yaratma öne çıkıyor. Raporda, güvenlik sistemlerinin iş süreçleriyle entegrasyonunun önemine dikkat çekiliyor. Bu entegrasyonun çalışan ve müşteri deneyimini iyileştirebileceği vurgulanıyor. Ayrıca iş zekâsını güçlendireceği ve sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlayacağı belirtiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ, Üretkenliğin Yanında Sahteciliği de Kolaylaştırıyor! Haber

Yapay Zekâ, Üretkenliğin Yanında Sahteciliği de Kolaylaştırıyor!

"Deepfake" teknolojisi nedir? Yapay zekâ destekli ses ve görüntü üretiminin, genel olarak "deepfake" teknolojisi olarak adlandırıldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, “Kelime oluşumu itibariyle Deepfake, ‘deep learning’ (derin öğrenme) ve ‘fake’ (sahte) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmektedir. Bu teknoloji, yüz tanıma, ses analizi ve görüntü işleme gibi alanlarda geliştirilen derin öğrenme algoritmalarını kullanarak, gerçeğe son derece yakın sahte video, ses veya görüntüler üretir.” dedi. Kötü niyetli kişiler tarafından kullanılabiliyor Deepfake teknlojisini kullanılarak bir kişinin yüzü, mimikleri veya sesinin taklit edilebildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, “Bu sayede gerçekte yaşanmamış bir konuşma veya olay sanki gerçekleşmiş gibi sunulabilir. Bu teknoloji, yaratıcı içerikler üretmek için kullanılabileceği gibi, kötü niyetli kişiler tarafından dezenformasyon yaymak veya dolandırıcılık yapmak amacıyla da kullanılabilir.” diye konuştu. Sahte haber üretimi yapılabiliyor Yapay zekâ ile üretilen video ve ses içeriklerinin günümüzde sinema, eğitim, reklam, oyun ve medya gibi pek çok alanda yaygın olarak kullanıldığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, “Reklamlar, uzaktan eğitim videoları, dijital oyunlardaki karakterler, sanal haber sunucuları ve farklı dillere çevrilen içerikler bu teknoloji sayesinde hızlı ve düşük maliyetle hazırlanmaktadır. Öte yandan, aynı teknolojiler sahte haber üretimi, dolandırıcılık ve bilgi kirliliği yaratmak gibi amaçlarla da kötüye kullanılabilmektedir.” ifadesinde bulundu. Deepfake videoların bu denli ikna edici olmasının temelinde ne var? Deepfake videoların bu denli ikna edici olmasının temelinde, yapay zeka teknolojilerinin, özellikle de derin öğrenme modellerinin, görüntü ve ses üretiminde sunduğu artan gerçekçilik ve ayrıntı düzeyinin yattığını anlatan Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, “Yüz ifadeleri, göz kırpma, ışıklandırma ve ten dokusu gibi detaylar artık çok daha doğal biçimde taklit edilebiliyor. Ses klonlama teknolojileri ise konuşma ritmi ve tonlamayı başarıyla kopyalayabiliyor. Görüntü ve ses kalitesindeki bu ilerleme, sahte içerikleri her geçen gün daha inandırıcı kılıyor ve bu da onların insan gözüyle ya da kulağıyla fark edilmesini giderek zorlaştırıyor.” şeklinde konuştu. Dijital çağda “gerçeklik” kavramı köklü bir dönüşüm geçiriyor Yapay zeka, deepfake ve benzeri teknolojilerle birlikte dijital çağda “gerçeklik” kavramının köklü bir dönüşüm geçirdiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, “Artık gördüğümüz, duyduğumuz, hatta okuduğumuz içeriklerin gerçekten olup olmadığını sorgulamamız gerekiyor. Bu durum, bilgiye erişimde daha fazla şüpheciliği beraberinde getirirken, doğruluğu ve güvenilirliği teyit edebilecek yeni yöntemlere ve etik standartlara olan ihtiyacı da artırıyor.” dedi. Deepfake videolarda ayırt edici unsurlar neler? Bir görüntünün veya sesin yapay zekâ ürünü olup olmadığını tespit etmeye yönelik teknik ve yöntemlerin giderek geliştiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, şöyle devam etti: “Bu tespit süreçleri; görüntü işleme, ses analizi ve makine öğrenimi tekniklerine dayanmaktadır. Görsellerde yüz ifadeleri ve mimikler analiz edilerek sahte içerik belirlenmeye çalışılır. Deepfake videolarda dikkat edilebilecek bazı ayırt edici unsurlar şunlardır; göz kırpmanın doğal olmaması, ağız hareketleri ile ses arasında senkronizasyon problemleri, ten rengi geçişlerindeki yapaylık, ışık yansımalarının doğallıktan uzak olması, saç ve kenar detaylarında görülen bozulmalar. Ses analizinde ise frekans spektrumu, vurgu, tonlama ve nefes alma gibi ayrıntılar incelenir. Bunun yanı sıra, özel olarak eğitilmiş derin öğrenme modelleri de sahte içeriklerin tespitinde etkin bir şekilde kullanılmaktadır.” İleri düzey deepfake teknolojileri; mimiklerden göz hareketlerine kadar başarılı Günümüzde yapay zekâ ile üretilen görüntü ve seslerin, çoğu zaman insan gözü ve kulağının ayırt edemeyeceği kadar gerçekçi hale geldiğini de anlatan Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, “Her ne kadar dikkatli bir incelemeyle hala bazı yapaylıklar sezilebilse de örneğin yüz ifadelerinin doğallıktan uzak olması, göz hareketlerindeki tutarsızlık ya da sesin mekanik tınısı gibi, bu farklar giderek daha az belirgin hale gelmektedir. Özellikle ileri düzey deepfake teknolojileri; mimiklerden göz hareketlerine, ses tonundan nefes alma düzenine kadar birçok ayrıntıyı yüksek başarıyla taklit edebilmektedir. Bu nedenle kısa süreli ya da düşük çözünürlüklü sahte içerikler, çoğu zaman gerçekmiş gibi algılanabilmektedir.” dedi. Videonun paylaşıldığı hesabın güvenilirliği değerlendirilmeli Sosyal medyada paylaşılan bir videonun doğruluğunu sorgulamak için bireylerin öncelikle içeriğin kaynağını araştırması gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Kristin Surpuhi Benli, sözlerini şöyle tamamladı: “Videonun paylaşıldığı hesabın güvenilirliği değerlendirilmeli, içeriğin resmi ya da tanınmış platformlardan yayımlanıp yayımlanmadığı kontrol edilmelidir. Aynı olaya dair farklı kaynaklardan gelen videolar veya haberlerle karşılaştırma yapmak, içeriğin doğruluğunu teyit etmek açısından etkili bir yöntemdir. Ayrıca videodaki ses ve görüntü arasındaki tutarsızlıklar dikkatle analiz edilmelidir. Tüm bunlara ek olarak, yapay zekâ destekli tespit araçları da sahte içeriklerin belirlenmesinde önemli bir destek sunar.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.