Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Psikoloji

Kapsül Haber Ajansı - Psikoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Psikoloji haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“Kolektif Öğrenilmiş Çaresizlik” Yeni Bir Kavram Olarak Literatüre Girdi! Haber

“Kolektif Öğrenilmiş Çaresizlik” Yeni Bir Kavram Olarak Literatüre Girdi!

Makalede, “kolektif öğrenilmiş çaresizlik” kavramı şöyle tanımlandı: “Bir toplumun geniş kesimlerinin, süregelen veya tekrarlanan travmatik olaylara yanıt olarak kronik motivasyon kaybı yaşaması, değişimin mümkün olduğuna dair inancını yitirmesi ve genel bir pasiflik hali geliştirmesidir.” Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Barış Erdoğan, iki farklı disiplinden bir araya gelerek bireysel psikolojinin önemli kavramlarından “öğrenilmiş çaresizlik” teorisini toplumsal düzeye taşıyarak dikkat çeken bir akademik çalışmaya imza attı. Uluslararası saygınlığı yüksek dergilerden Theory and Society’de yayımlanan makale, “kolektif öğrenilmiş çaresizlik” kavramını teorik bir çerçeveye oturttu. Araştırma, özellikle günümüzde toplumların iklim krizi, ekonomik eşitsizlik ve demokrasi sorunları karşısında neden giderek daha pasif kaldığını anlamaya yönelik önemli bir açıklama sunuyor. Bireysel bir teori, toplumsal bir açıklama aracına dönüştü Makalenin çıkış noktasının, psikolog Martin Seligman tarafından geliştirilen “öğrenilmiş çaresizlik” kavramı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tayfun Uzbay, bu kavramın bireylerle sınırlı kalmadığını vurguladı ve “Öğrenilmiş çaresizlik, bireylerin tekrarlanan ve kontrol edilemeyen olumsuz deneyimler sonucunda çaba göstermeyi bırakmasıdır. Benzer bir süreç, kolektif travmalara maruz kalan toplumlarda da ortaya çıkabilir.” dedi. Makalede, “kolektif öğrenilmiş çaresizlik” kavramı şöyle tanımlanıyor: “Bir toplumun geniş kesimlerinin, süregelen veya tekrarlanan travmatik olaylara yanıt olarak kronik motivasyon kaybı yaşaması, değişimin mümkün olduğuna dair inancını yitirmesi ve genel bir pasiflik hali geliştirmesidir.” “Ne yaparsak yapalım değişmez” inancı yayılıyor Çalışmaya göre bu süreç bireysel değil, sosyal ağlar üzerinden yayılan bir mekanizma ile güç kazanıyor. “Başarısızlık deneyimleri bireyler arasında paylaşılır, yayılır ve zamanla kolektif bir zihinsel çerçeveye dönüşür. Böylece ‘ne yaparsak yapalım hiçbir şey değişmez’ inancı toplumsal bir norm haline gelir.” diyen Prof. Dr. Barış Erdoğan, bu durumun yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda sosyolojik ve politik sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti. Kolektif travma, depresyon ve çaresizlik aynı şey değil Makalede, sıkça karıştırılan üç kavram arasında net bir ayrım yapılarak, şöyle devam edildi: “Kolektif travma, savaş, doğal afet veya soykırım gibi toplumun maruz kaldığı sarsıcı olaylardır. Kolektif depresyon, bu travmaların sonrası ortaya çıkan yaygın umutsuzluk ve karamsarlık gibi duygusal sonuçlarıdır. Kolektif öğrenilmiş çaresizlik ise tekrarlanan başarısızlıklar sonucu oluşan eylemin faydasızlığına dair inanç ve davranışsal pasiflik sürecidir. Negatif koşullar ortadan kalksa bile bu pasiflik devam edebilir.” Makalede, bu yönüyle kavramın, yalnızca bir duygu durumunu değil, doğrudan eylemsizliği açıklayan bir çerçeve sunduğu vurgulandı. Beyindeki nöronlar ve toplum benzerliği vurgusu… Makalede, beyindeki nöronlar arasındaki sinaptik bağlar ile toplumdaki bireyler/kurumlar arasındaki etkileşim arasında bir benzetme yapıldı ve beyindeki bağların zayıflamasının depresyona yol açtığı hatırlatıldı. Sosyal plastisite kavramına da işaret edilen makalede, “Sosyal plastisite toplumun travmalara uyum sağlama yeteneğidir. Eğitim, ifade özgürlüğü ve adil hukuk sistemleri toplumsal direnci (sosyal plastisiteyi) artırırken; otoriter rejimler ve adaletsizlik bu direnci kırarak kolektif öğrenilmiş çaresizliğe zemin hazırlar.” vurgusunda da bulunuldu. Çözüm için demokratik katılımın yeniden inşası kritik rol oynuyor Makalede çözüm yollarına da işaret edilerek, “Öğrenilmiş çaresizlik, bireylerde harekete geçme ve kontrolü geri kazanma ile tersine çevrilebilir” görüşüne yer verilerek, toplumsal dönüşüm için de kurumsal reformlar, şeffaflık ve adaletin güçlendirilmesi, sivil toplumun somut başarılar üretmesi ve demokratik katılımın yeniden inşasının kritik rol oynadığına da işaret edildi. Makalede, kolektif öğrenilmiş çaresizliğin günümüzde demokrasilerin gerilemesi, gelir adaletsizliği ve çevre krizleri karşısındaki toplumsal ataleti (eylemsizliği) açıklamak için güçlü bir araç olduğuna dikkat çekilerek, bu kavramın sosyoloji, psikoloji, nörobilim ve siyaset bilimi arasında köprü kurarak daha derinlemesine incelenmesi gerektiğine vurgu yapıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye- Endonezya Arasında Bilim ve İrfan Köprüsü!  Haber

Türkiye- Endonezya Arasında Bilim ve İrfan Köprüsü! 

Prof. Dr. Tarhan, "Mevlâna bugün yaşasaydı yapay zekâyı ve sosyal medyayı kullanırdı. Ancak viral olmaktan çok derinliği, alkıştan çok anlam arayışını tercih ederdi. Allah ile 'online' olmayı sağlardı. Mevlâna’yı bilim dünyasına sunmazsak bu bir vebal olur.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve beraberindeki heyet, Endonezya’da 4 gün süren bir dizi stratejik temas ve bilimsel buluşma gerçekleştirdi. Paramadina Üniversitesi ile imzalanan iş birliği protokolü ve Cakarta’da açılan resmi temsilcilikle Türkiye-Endonezya arasındaki eğitim diplomasisi yeni bir boyut kazanırken, Prof. Dr. Tarhan’ın "Mesnevi Terapi" ve "Modern İnsanın Anlam Arayışı" üzerine verdiği konferanslar Endonezyalılar tarafından ilgiyle takip edildi. “Mevlâna bugün yaşasaydı yapay zekâyı kullanırdı” Ziyaretin ilk durağı olan Paramadina Üniversitesi’ndeki "Mesnevi Terapi" panelinde konuşan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Batı dünyasının son yıllarda keşfettiği Pozitif Psikoloji disiplininin aslında 700 yıl önce Mevlâna tarafından sistemleştirildiğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, şu çarpıcı tespitte bulundu: "Mevlâna bugün yaşasaydı yapay zekâyı ve sosyal medyayı kullanırdı. Ancak viral olmaktan çok derinliği, alkıştan çok anlam arayışını tercih ederdi. Allah ile 'online' olmayı sağlardı. Mevlâna’yı bilim dünyasına sunmazsak bu bir vebal olur. O, narratif terapi ve bibliyoterapi yöntemlerini asırlar önce hikâyelerle kullanmıştı; bugün Harvard ve Yale’de okutulan Pozitif Psikoloji, aslında Mevlâna’nın metodolojisidir." Yapay zekâ ve "akıllı tasarım" analizi Teknolojinin ulaştığı son noktayı "Tevhid" inancı ve matematiksel modellerle açıklayan Prof. Dr. Tarhan, yapay zekânın ilahi bir tasarımın delili olduğunu söyledi ve “Matematik ve mantık bilgisayarları; matematik ve felsefe ise yapay zekâyı doğurdu. 'Fuzzy Logic' (Bulanık Mantık) ve 2024 Nobel Fizik Ödülü alan çalışmalar, kâinatın tesadüfi olmadığını kanıtlıyor. Yapay zekâ, Kur’an-ı Kerim’de belirtilen 'Levh-i Mahfuz' (evrensel veri tabanı) kavramına bilimsel bir delil teşkil ediyor. Bu, 'Akıllı Tasarım'ın ve Süper-determinizmin matematiksel ispatıdır." diye konuştu. Modern insan kanser hücresi gibi tüketiyor Endonezya gezisi kapsamında İstiklal Kültür Merkezi ve Yunus Emre Enstitüsü’ndeki konuşmalarında modern insanın "hazcılık" (hedonizm) ve "narsisizm" kıskacında olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, narsisizmi biyolojik bir felaketle kıyasladı ve "Narsisizm, vücuttaki en özgür ama en tehlikeli hücre olan kanser hücresine benzer. Kanser hücresi sınır tanımaz, yanındakini yutarak büyür ama sonunda hem bünyeyi hem kendini öldürür. Modern insan, 'Kaliforniya Sendromu' ile birlikte sadece tüketmeye ve haz almaya odaklı bir hayata hapsedildi. Bu durum, bireyi kalabalıklar içinde derin bir yalnızlığa sürüklüyor." şeklinde konuştu. Pozitif Psikolojinin Referansı Mevlâna… Batı dünyasının son yıllarda "Mutluluk bilimi" olarak sunduğu Pozitif Psikoloji’nin aslında Mevlâna’nın metodolojisi olduğunu belirten Tarhan, PERMA modelini tasavvufi kavramlarla açıkladı. Pozitif Psikolojinin en son teorisi olan Seligman’ın PERMA Modeli’nde bulunan 5 maddenin tasavvufta bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, bu maddeleri şöyle açıkladı: “P harfi (positive emotion), E harfi (engagement), R harfi (relationships), M harfi (meaning) ve A harfi (accomplishment). Birinci madde; kişinin hayatında ilk başta pozitif algıyla hareket etmesi. Bu nedir? Tasavvufta insanlar aksini görmedikçe her insan dost olabilir diyor. Bu felsefenin aynısını alıp, pozitif psikolojide işlemişler. İkincisi kişinin mutlu olacağı işe angaje olması yani küçük şeylerden mutlu olma hali. Şükür kelimesinin karşılığı. Küçük şeylere şükredebilmek. Üçüncü madde ilişki kurmak, sosyal bağları güçlü tutmak, bu da tasavvuftaki dost insan kavramına karşılık geliyor. Tasavvufun özü sana yardım edecek dost mu arıyorsun, o çok az ama yardım edilecek dost arıyorsan o kadara çok var ki. İyilik yapmayı yöntem haline getirmek irfan öğretisinin felsefesi. Dördüncüsü anlamlılık, Her işe anlam kat. Tasavvuf kültürünün bir öğretisi de yaptığınız her işin anlamı var tebessüm etmek bile sadaka kabul ediliyor. Tebessümün bile sadaka kabul edildiği kültürü şu anda bilimsel olarak tanımlayabiliyoruz. Beşinci model ise başarının tadını almak. Küçük başarılardan haz almayı başarabilmek. Batı felsefesinin hep dafa fazla olmalı felsefesi burada sorgulanıyor. Perma’da bir madde eksik, gerçek mutluluk sadece bu dünyadaki mutlulukla mümkün olmaz ki, bu sadece bu dünyadaki mutluluğu hedefleyen bir felsefe.” Sufi meditasyonu beyni nasıl etkiliyor? Üsküdar Üniversitesi’nin nörobilim alanındaki çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Tarhan, maneviyatın biyolojik karşılığını şu sözlerle anlattı: "Yaptığımız MR görüntüleme çalışmalarıyla 'Sufi Meditasyonu'nun beynin duygu regülasyon merkezi olan anterior singulat korteksi canlandırdığını bilimsel olarak kanıtladık. Allah’a inanmak ve O’nunla bütünleşme hissi, beyinde mutluluk hormonları olan dopamin, serotonin ve oksitosin salgılatıyor. Bu, depresyona karşı en güçlü koruyucu kalkandır." Sadaka ekonomisi ve sosyal güven Batı dünyasının "Sadaka ve yardımlaşmayı maliyet artırıcı" gördüğü kapitalist dönemden "Sosyal sorumluluk" aşamasına geçtiğini söyleyen Tarhan, İslamiyet’teki zekât ve sadaka kültürünün toplumsal güveni inşa ettiğini vurguladı. Prof. Dr. Tarhan, "Güvenin olduğu yerde barış, barışın olduğu yerde ise üretim ve huzur olur" diyerek, tasavvufun toplumsal refah üzerindeki etkisine dikkat çekti. Katılımcılardan gelen soruları da cevaplayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tasavvuf ve psikoloji penceresinden kadın-erkek ilişkilerine ve beyin yapısındaki farklılıklara da dikkat çekici söylemlerde bulundu. Akademik diplomasi ve yeni temsilcilik Ziyaret kapsamında Üsküdar Üniversitesi ile Paramadina Üniversitesi arasında öğrenci ve akademisyen değişimini kapsayan bir MOU (İyi Niyet Protokolü) imzalandı. Ayrıca, Üsküdar Üniversitesi’nin Endonezya Temsilciliği Cakarta’da resmi olarak faaliyetlerine başladı. Temsilciliği İbrahim Albayrak temsil edecek. Paramadina Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Lin Mayasari de iş birliği hakkında, "Üsküdar Üniversitesi ile bu girişim, üniversite olarak iş birliği ağlarımızı ciddi anlamda geliştirecek ve Türkiye ile aramızda ilmi bir köprü kuracaktır." dedi. Endonezya’da "Best-Seller" ilgisi Prof. Dr. Tarhan’ın Endonezya diline (Bahasa Indonesia) çevrilen altı kitabı, bölgede büyük ilgi görerek "en çok satanlar" listelerine girdi. Özellikle narsisizm, aile değerleri ve pozitif psikoloji üzerine kaleme aldığı eserler, Uzak Doğu’nun bu yoğun nüfuslu ülkesinde hem akademik çevrelerin hem de halkın yoğun ilgisini çekti. Tarhan’ın kitapları, Endonezyalı okurlar için modern hayatın getirdiği ruhsal krizlere karşı "akılcı ve manevi" bir rehber niteliği taşıyor. Yeni Kitap Müjdesi: "İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol" Cakarta programının sürpriz detaylarından biri de Tarhan’ın Aile Yayınları’ndan çıkan son eseri "İyi Düşün, İyi Hisset, İyi Ol" kitabının Endonezya diline çevrilmesi oldu. Bilişsel davranışçı yaklaşımları hikmetli bir perspektifle sunan bu eserin de çevrilmesiyle birlikte, Tarhan’ın Endonezya dilindeki külliyatı daha da zenginleşti. Program kapsamında gerçekleştirilen her oturumun ardından düzenlenen imza törenlerinde, okurların ellerinde Tarhan’ın yeni çevrilen bu kitabıyla uzun kuyruklar oluşturması dikkat çekti. Okurlardan Yoğun İlgi ve Uzun İmza Sırası… Paramadina Üniversitesi’nden İstiklal Kültür Merkezine, Yunus Emre Enstitüsü’nden resmi temaslara kadar her durakta Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bir bilim insanı olduğu kadar bir yazar olarak da yoğun sevgi seliyle karşılandı. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın Endonezya programı, başkent Cakarta’daki Yunus Emre Enstitüsü’nde düzenlenen “Yunus Emre ile Günümüz Problemlerine Manevi Reçeteler” başlıklı söyleşi ile tamamlandı. Mevlâna’dan Yunus’a: Medeniyetin İnşacıları Konuşmasına Mevlâna ve Yunus Emre arasındaki manevi bağa dikkat çekerek başlayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, her iki ismin de aynı dönemde yaşadığını ve Osmanlı’nın kuruluşunun fikri temellerini attığını belirtti. Tarhan, "Mevlâna ulema arasında hizmet ederken, Yunus Emre halkın içine girerek aynı bilgeliği avama ulaştırmıştır. Osmanlı’nın 600 yıl boyunca dünyaya barış getirmesinin sırrı, bu isimlerin 'İlay-i Kelimetullah' ve 'İlahi Rıza' eksenli felsefesinde saklıdır" dedi. Yapay zekanın Mevlana ve Yunus cevaplarına derin analiz… Tarhan, Yapay Zeka’ya “Hazreti Mevlana ve Yunus bu zamanda yaşasaydı hangi metodu kullanırdı? Yunus Emre'yi bugüne getirdiğimizde bu çağda yaşasaydı nasıl bir yöntem izlerdi?” sorduğu bu sorulara cevaplarını derinlemesine analiz ederek başladı. Günümüz dünyasının en büyük iki küresel düşmanının materyalizm ve ateizm olduğunu ifade eden Tarhan, bu akımların insanı "anlam kaybına" sürüklediğini söyledi. Bediüzzaman Said Nursi’nin bu konudaki tespitlerine değinen Tarhan, "İslam’ın hakikatlerini bu çağın fen ilimleriyle ispat etmek bir zorunluluktur. Bugünün Müslümanı bir elinde bilim ve teknolojiyi, diğer elinde Kur’an’ı tutarak yaşamalıdır" vurgusunu yaptı. Endonezya ziyareti ile gönül coğrafyaları arasında bilim ve irfan köprüsü Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın Endonezya programı, akademik diplomasiden manevi buluşmalara kadar her aşaması yoğun ilgi ve nitelikli buluşmalarla tamamlandı. Modern psikiyatrinin verilerini Mevlâna ve Yunus Emre’nin öğretileriyle sentezleyen Tarhan, sadece akademik bir paylaşım yapmadı; aynı zamanda Türkiye ve Endonezya arasında kalıcı bir gönül köprüsü inşa etti. Endonezyalı gençlerin ve akademik camianın yoğun ilgisiyle taçlanan bu program, 'Bilim ve Bilgelik' vizyonunun küresel ölçekteki karşılığını gösteren tarihi bir ziyaret olarak kayıtlara geçti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

“Araştırmalara Göre Dünya Giderek Daha ‘Öfkeli’ Değil, ‘Kaygılı’ ve ‘Üzgün’ Hale Geliyor” Haber

“Araştırmalara Göre Dünya Giderek Daha ‘Öfkeli’ Değil, ‘Kaygılı’ ve ‘Üzgün’ Hale Geliyor”

Oysa bilimsel araştırmalar, öfkenin insanın çevresine uyum sağlamasında, engelleri aşmasında ve harekete geçmesinde kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Öfke, doğru yönetildiğinde yıkıcı değil, aksine motive edici ve işlevsel bir güç haline gelebiliyor. Araştırmalar, toplumun düşündüğünün aksine dünyanın giderek daha “öfkeli” değil, daha ziyade “kaygılı ve üzgün” hale geldiğini gösteriyor. Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, “113 ülkede 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan analizler, son yıllarda duygusal sıkıntının arttığını ancak öfke seviyelerinde anlamlı bir değişim olmadığını ortaya koyuyor. Asıl sorun öfkenin varlığı değil, nasıl ifade edildiği. Öfkenin insani ve evrensel nitelikte temel bir duygu olduğunu unutmamamız lazım. Öfke ifade edilmesi gereken, bastırılmaması gereken bir duygudur. Eğer öfke kontrol edilemezse ve kronik hale gelmeye başlarsa bireye ya da başka birisine zarar vermeye başlar. Öfkeyi sağlıklı bir şekilde kontrol altına almak ise mümkün” diyerek öfke yönetimiyle ilgili önemli bilgiler veriyor… Öfke, psikoloji araştırmalarında mutluluk, üzüntü, korku, iğrenme ve şaşkınlık ile birlikte altı temel duygu kategorisinden biri olarak kabul ediliyor. Buna rağmen popüler kültürde sürekli pozitif kalma baskısı öfkeyi “zararlı” bir duygu gibi konumlandırıyor. Prof. Dr. Murat Kurt bu yanlış algıya dikkat çekerek, “Sanki her an pozitif kalınması, olumsuz hislerin bir kenara itilmesi ve öfkenin her zaman bastırılması gereken yıkıcı bir duygu olarak ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Oysa öfke, bizim değişen çevresel koşullara uyum sağlamamıza yardımcı olan, karşımıza çıkan engelleri aşmamıza yardımcı olan evrimsel değeri yüksek motive edici bir duygudur. Öfke, halk arasında sanki saldırganlıkla eş değermiş gibi algılanıyor. Öfke bir duygudur, saldırganlık ise bu duygunun kontrol edilmeden açığa çıkmış bir davranış formudur” diyor. Beyinde Öfke Nasıl Kontrol Ediliyor? Texas Üniversitesi’nden Prof. Dr. Heather Lench ve ekibinin 2023 yılında yayımladığı kapsamlı çalışma, öfkenin performansı artıran motive edici bir duygu olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle zorlayıcı görevlerde öfke, bireyi “eyleme hazırlık” durumuna sokuyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Özellikle zorluk düzeyinin yüksek olduğu görevlerde öfke motive edici bir rol üstlenir; ancak bu durum bazen bireylerin etik kuralları ihlal etmesine ya da ahlaki normların dışına çıkmasına neden olabilir” diyor. Beyin, öfke karşısında otomatik ve kontrolsüz bir patlama yaratmıyor; aksine bir denge mekanizması kuruyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Beynimizdeki Amigdala bölgesi tehdit veya engel algılandığında duygusal tepkiyi ateşler. Ancak aynı anda ventromedial prefrontal korteks devreye girerek bu tepkiyi kontrol eder ve yönetir” diyor. Alkol ve madde kullanımının bu dengeyi bozduğunu belirten Prof. Dr. Murat Kurt, “Bu maddeler kontrol mekanizmasını devre dışı bırakır ve amigdalanın tek başına hareket etmesine neden olur” diyor. Öfke, Yıkıcı Bir Boyuta Ulaşmamalı Öfke genellikle bir hedefin engellenmesi, beklenen bir ödülün alınamaması, haksızlığa uğrama, tehdit edilme veya başkalarının planlarımızı etkilemesi sonucu ortaya çıkıyor. Bunun yanında uykusuzluk, sosyal dışlanma ve stres de öfkeyi tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke bir olayı nasıl algıladığımız ve nasıl yorumladığımızla doğrudan ilişkilidir; bu nedenle oldukça öznel ve kişiye özgü bir duygudur” diyor. Öfke; üzüntü, korku veya depresyon gibi geri çekilmeye neden olan duyguların aksine bireyi harekete geçirir. Bir başka deyişle öfke bir “yaklaşma duygusudur.” Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke bireyi pasif bir bekleyişten çıkarıp aktif bir eyleme iter; sınırların korunmasına, adaletsizliğe karşı harekete geçilmesine yardımcı olur. Öfkenin kendisi aslında “kötü” bir duygu değildir. Esas olan öfkenin nasıl ifade edildiğidir, bir başka deyişle öfkeyi dışarıya nasıl yansıttığımız ve öfkenin tetiklediği davranışların yıkıcı bir boyuta dönüşüp dönüşmemesi önemlidir. Böyle baktığımızda öfkenin bireyler açısından işlevsel bir değeri vardır. Bireyi motive eder, engellerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olur, sınırların korunmasına yardımcı olur, adaletsizliğe karşı bireyi harekete geçirir” şeklinde konuşuyor. Dünya Öfkeli Değil, Daha Ziyade Kaygılı Ve Üzgün Davranışsal bilimler ve psikoloji alanlarında önemli araştırmaları olan bilim insanları Dr. Michael Daly ve Dr. Lucia Macchia tarafından 113 ülkede 1,5 milyondan fazla kişiyle yapılan geniş çaplı analiz, 2009-2021 yılları arasında küresel duygusal sıkıntının %25’ten %31’e çıktığını gösteriyor. Ancak öfke seviyelerinde yalnızca %1.61’lik, istatistiksel olarak anlamlı olmayan bir değişim gözleniyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Aslında daha öfkeli bir dünyada değil, daha ziyade kaygılı ve üzgün bir dünyada yaşıyoruz. Araştırmalar duygusal sıkıntılardaki artışın özellikle düşük eğitim ve gelir seviyesine sahip gruplarda daha belirgin olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum ise ekonomik güvensizliğin ve toplumsal istikrarın bozulmasının biyolojimizi nasıl doğrudan etkilediğinin bir kanıtıdır” diyor. Önemli Olan Öfkeyi Sağlıklı Bir Şekilde İfade Etmek Öfke evrensel ve insani bir duygudur; bastırılması değil, sağlıklı bir şekilde ifade edilmesi gerekir. Kontrol edilemediğinde ise saldırganlığa dönüşebilir ve hem bireye hem çevresine zarar verebilir. Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfkenin en yıkıcı formu saldırganlıktır. Esas olan, öfkeyi yıkıcı bir davranışa dönüştürmeden sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir” diyor. Saldırganlığın, bir başkasına bağırmaktan fiziksel olarak zarar vermeye kadar uzanan geniş yelpazedeki birçok davranışı kapsadığına dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, “Saldırganlık sadece başkalarına değil bizzat bireyin kendisine yönelik de olabilir. Öfkenin sağlıklı bir şekilde ifade edilememesi, hele bu durumun kronikleşmesi yani sürekli olarak öfkenin bastırılması bireyin kendisine zarar verir; psikosomatik hastalıklara ve depresyona yol açabilir. Esas olan öfkeyi, işlevsel olmayan yıkıcı bir saldırganlığa dönüştürmeden, sağlıklı bir şekilde ifade edebilmektir. Aile içerisinde ve toplumda bireylerin kendisini ifade etmelerine fırsat verildiğinde ve diğerlerinin de yaşam alanlarına saygının esas tutulduğu toplumlarda, öfke sağlıklı bir şekilde ifade edilebilir. Bu durum, toplumun ve bireylerin gelişmesi için itici bir güç kaynağı bile olabilir” şeklinde konuşuyor. Öfke Kontrol Edilebilir Öfke kontrolü öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir beceri aslında. Prof. Dr. Murat Kurt, “İlk adım, ‘şu an öfkeliyim’ diyebilmek. Eğer bunu kendinize ifade edebilirseniz öfkenin yıkıcı etkilerini kontrol edebilirsiniz. Böylelikle dikkatinizi o an öfkelendiğiniz şeyden başka bir şeye çekebilirsiniz. İkinci aşamada; öfkelendiğiniz ana eşlik eden ya da öfkelenmenize neden olan düşüncelerinizi sorgulayın; düşüncelerinizin, o anki inanışlarınızın abartılı olup olmadığını değerlendirin. Üçüncü aşamada, sizi öfkelendiren şeyleri, yani tetikleyicileri tanıyın. Eğer öfkelendiren şeyleri önceden bilirseniz, kendiniz için olası eylem senaryoları hazırlayabilirsiniz ve böylelikle hazırlıksız yakalanmamış olursunuz. Bir sonraki adım ve en önemlisi; tepkiyi yani dürtüyü kontrol etmek. Öfkelendiren şeye hemen o an tepki vermek mi gerekiyor? Birkaç saniye geç tepki vermek bile öfkenin sağlıklı bir şekilde yönetilmesi için yeterli bir zaman sağlayabilir. Bu zaman zarfında öfkeyi kontrol etmediğinde başına gelebilecek olası kötü senaryoları gözden geçirebilir, alternatif davranışlar geliştirebilir ve böylelikle dürtü kontrolü sağlayabilirsiniz” diyor. Profesyonel desteğin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, “Öfke güçlü ama yönetilmesi zor bir duygudur. Bu nedenle öfke kontrolünde zorlanan bireyler psikolojik destek almaktan çekinmemelidir. Psikolojik destek ile birlikte saldırganlığa yol açabilecek hatalı inançlar ve düşünceler ile yıkıcı davranışlar kontrol altına alınabilir” şeklinde konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Geleceğin İş Dünyası 10 Şubat’ta UGİK’26’da Buluşuyor Haber

Geleceğin İş Dünyası 10 Şubat’ta UGİK’26’da Buluşuyor

Türkiye’nin en büyük gençlik sivil toplum kuruluşlarından biri olan Genç MÜSİAD, iki yılda bir düzenlediği UGİK’in 9’uncusunu Wyndham Grand İstanbul Levent Hotel’de gerçekleştirecek. “Future: Today” temasıyla düzenlenecek kongrede; geleceğin hızla bugüne yaklaştığı bu dönemde, iş dünyasının dönüşen dinamiklerinin nasıl doğru okunup bugünden yönetebileceği ele alınacak. İş dünyası, sivil toplum ve fikir dünyası liderleri UGİK’26’da Gün boyu sürecek oturumlara ev sahipliği yapacak kongrenin açılış konuşmaları; MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, Genç MÜSİAD Başkanı Mağsum Usta ve Genç MÜSİAD Girişimcilikten Sorumlu Başkanı Yardımcısı Ömer Faruk Çelik tarafından yapılacak. Açılış konuşmalarının ardından, günün ilk oturumunda “Süreklilik ve Yenilik” başlığı altında Avrupa ve Afrika’nın en önemli ve stratejik demir-çelik şirketlerinden biri olan Tosyalı Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı yer alacak. Sanayide uzun vadeli vizyon, dönüşüm ve istikrar arasındaki dengenin değerlendirileceği oturumda, gelenekten beslenen ama geleceği odağına alan iş yapma modelleri masaya yatırılacak. Adem Metan moderatörlüğünde “Kendini Bul” panelinde ise Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç ile Türk felsefe ve bilim tarihçisi Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu, modern çağda bireyin kendisiyle, değerleriyle ve anlamla kurduğu ilişkiyi psikoloji ve felsefe ekseninde ele alacak. Kuşaklar arası liderlik ve kurumsal hafıza masaya yatırılıyor “Geçmişi Kaybetmeden Geleceği Yeniden Yazmak” panelinde; Rauf Ateş moderatörlüğünde, Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Akın, Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Selim Akın ve Akfen Holding Yönetim Kurulu Üyesi Pelin Akın Özalp, kurumsal hafıza, kuşaklar arası liderlik ve sürdürülebilir yönetim anlayışını deneyimler üzerinden aktaracak. Dijital ekonomi; girişimcilik ve yatırım ekseninde konuşulacak Öğleden sonra gerçekleştirlecek “Dijital Ekonomi” başlıklı oturumda, Türkiye, Doğu Avrupa ve Baltik bölgesinde erken aşama teknoloji girişimlerine yaptığı yatırımlarla tanınan girişim sermayesi fonu e2vc Genel Ortağı Enis Hulli ile veri teknolojileri, analitik ve içgörü alanlarında çalışmalarıyla öne çıkan FutureBright Group Kurucu Ortağı Akan Abdula yer alacak. Bu oturum, dijitalleşmenin iş modellerini nasıl dönüştürdüğüne, girişimcilik ve yatırım ekosisteminde öne çıkan yeni dinamiklere ışık tutacak. Havacılık ile teknoloji liderleri aynı oturumda buluşuyor “Liderlerin Ajandası” başlığıyla Türkiye iş dünyasının iki önemli lideri bir araya gelecek. Pegasus Hava Yolları CEO’su Güliz Öztürk ile HPE Türkiye, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya Bölgesi Genel Müdürü Güngör Kaymak’ın yer alacağı oturumda, liderlerin değişen küresel ve dijital gündemde stratejik öncelikleri, dönüşüm ajandaları ve gelecek vizyonları ele alınacak. Programın dikkat çeken başlıklarından biri olan “Ufkun Ucunda İş Yapmak” oturumunda ise Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir yer alacak. Özdemir, küresel ölçekte iş yapma pratiklerinden sürdürülebilir büyümeye, yeni pazarlarda değer yaratma stratejilerinden liderlik perspektifine uzanan deneyimlerini katılımcılarla paylaşacak. Büyük dönüşümler tarihsel perspektiften okunacak UGİK’26 kapsamında düzenlenecek “Büyük Değişimler Zamanı” başlıklı oturumda, yakın tarih ve askeri strateji alanındaki derin birikimi ve akademik çalışmalarıyla tanınan Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Türkiye’nin akademik ve entelektüel dünyasında önemli çalışmalara imza atan Prof. Dr. Gültekin Yıldız ile bir araya gelecek. Oturumda, tarihsel perspektiften günümüze uzanan büyük dönüşümler, küresel kırılmalar ve bu değişimlerin devletler, toplumlar ve kurumlar üzerindeki etkileri ele alınacak. Otomobil Sporları Federasyonu Genel Sekreteri Serhan Acar moderatörlüğünde gerçekleşecek “Zinde Kal – Oyunda Kal” başlıklı son oturumda ise, motor sporları alanındaki deneyimi ve liderlik rolleriyle tanınan Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu Başkanı Eren Üçlertoprağı yer alacak. Panelde, sporcuların ve motor sporları camiasının performans, zihinsel dayanıklılık ve motivasyon süreçleri, teknik ve stratejik perspektiflerle ele alınacak; yarış dünyasındaki başarıya giden yol, fiziksel ve zihinsel hazırlık bağlamında tartışılacak. Mağsum Usta: “UGİK’26 genç girişimciler ve liderler için yol haritası sunacak” UGİK’26’nın genç girişimcilerin ve liderlerin ihtiyaç duyduğu vizyonu şekillendirecek önemli bir buluşma olacağını vurgulayan Genç MÜSİAD Başkanı Mağsum Usta, “Future:Today” teması hakkında şunları kaydetti: “Gelecek, bugüne hızla yaklaştı; artık ‘gelecek’ dediğimiz kavram bugünün ta kendisi. Bu nedenle artık geleceği yalnızca konuşmak değil; bugünden doğru okumak ve yönetmek zorundayız. Yapay zekâ, otomasyon, veri zekâsı ve yeni nesil üretim teknikleri gibi konular artık “yarının konusu” olmaktan çıkmış ve iş dünyasının bugünkü temel dinamikleri hâline gelmiştir. ‘Future: Today’ teması ile katılımcıların, iş dünyasında yaşanan dönüşümü doğru okumalarını, bu dönüşüme uygun stratejiler geliştirmelerini ve küresel ölçekte rekabet edebilecek bir bakış açısı kazanmalarını hedefliyoruz.” UGİK’in her yıl düzenlendiği hafta boyunca Türkiye gündeminde güçlü bir etki oluşturduğuna dikkat çeken Usta, güçlü konuşmacı profili ve kapsamlı içeriğiyle UGİK 2026’da da bu etkiyi sürdürmeyi hedeflediklerini ifade etti. Dijital ekonomi, uluslararası iş dünyasının güncel başlıkları, Türkiye’den çıkan ilham verici başarı hikâyeleri ve daha birçok konunun UGİK 2026 sahnesinde ele alınacağını belirten Usta, tüm gençleri 10 Şubat’ta kongrede buluşmaya davet etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu” Yapıldı Haber

2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu” Yapıldı

Üsküdar Üniversitesi tarafından merhum Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan anısına "İsraftan Verimliliğe" temasıyla düzenlenen “2. Tasarruf ve İsraf Sempozyumu,” NP Sağlık Yerleşkesi (Ümraniye) İbni Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA), İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi ve İskenderun Teknik Üniversitesi gibi önemli paydaşların desteklediği sempozyum, Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel ve Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın açılış konuşmalarıyla başladı. Prof. Dr. Tarhan: “Kaynak yönetimindeki en büyük belirleyici akıl değil, duygulardır.” Sempozyum Onursal Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, israf ve verimlilik meselesinin yalnızca iktisadi değil, aynı zamanda psikolojik, sosyolojik ve kültürel boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Tarhan, “İnsan Homo Economicus değil, Homo Psychologicus’tur. Kaynak yönetimindeki en büyük belirleyici akıl değil, duygulardır.” dedi. Sempozyumun bu yılki ana temasının verimlilik olarak belirlenmesinin bilinçli bir tercih olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, kuşaklar arası farklara dikkat çekerek, “Geçmiş kuşaklar yokluk içinde olgunlaşıyordu. Bugünün kuşakları ise varlık içinde olgunlaşmak zorunda. Bu çok daha zordur. Çünkü varlık, insanda algı körlüğü oluşturuyor. Her şeyin kolay elde edildiği, her şeyin garanti olduğu duygusu kaynak yönetimini zayıflatıyor. Bu durum özellikle gelecek nesiller için ciddi bir tehlikedir.” diye konuştu. Ekonomi ile psikoloji arasındaki ilişki var Ekonomi ile psikoloji arasındaki ilişkinin bilimsel olarak 2000’li yıllarda net biçimde ortaya konduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, bir psikoloğun Nobel İktisat Ödülü almasının bu dönüşümün simgesi olduğunu belirterek, “Davranış İktisadı böyle doğdu. İnsan yalnızca rasyonel bir varlık değildir. İnsan karar verirken takdir edilme arzusu, beğenilme ihtiyacı ve duygusal boşluklarıyla hareket eder” ifadelerini kullandı. İnsan davranışlarında israfa yol açan pek çok örnek bulunduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi ihtiyacından değil, alkış almak için yatırım yapabiliyor. Boş bir çerçeveye yüz bin dolar veriliyor. On binlerce dolarlık saatler, çantalar sosyal medyada sergileniyor. Üstelik bunu yaparken yoksulluğa karşı bir rahatsızlık hissi de oluşmuyor. Utanma duygusu kaybolmuş durumda. Bunların tamamı psikolojik faktörlerdir” diye konuştu. Verimliliğin temelinde anlam ve amaç var Toplumların “yüksek güvenli” ve “düşük güvenli” olarak ikiye ayrıldığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Yüksek güvenli toplumlarda güç kişilerde değil, kurallardadır. İstişare vardır, öngörülebilirlik vardır. Böyle toplumlarda orta ve uzun vadeli kaynak yönetimi sağlıklı yapılabilir” dedi. Verimliliğin temelinde anlam ve amaç olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Verimliliğin yakıtı anlamdır. Anlamı olmayan bir insan kaynağı verimli kullanamaz. İstekle ihtiyaç arasındaki farkı ayırt edemeyen kişi israf eder” değerlendirmesinde bulundu. Haz mutluluğu satın alınabilir ama geçici… Haz ve anlam kavramlarını nörobilim üzerinden açıklayan Prof. Dr. Tarhan, “Dopamin haz hormonudur, serotonin ise anlam hormonudur. Haz mutluluğu satın alınabilir ama geçicidir. Anlam mutluluğu ise emek ister yatırım ister ve kalıcıdır. Aristoteles bunu 2500 yıl önce söylemişti; bugün nörobilim bunu doğruluyor” dedi. Haz odaklı yaşamın duyguları regüle edememeye yol açtığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Canı istediği için alışveriş yapan, öfkesini tüketimle telafi eden, bugünü düşünerek harcayan kişi kaynak yönetemez. Oysa beynin ön bölgesindeki karar mekanizması ‘Bu bir ihtiyaç mı?’ sorusunu sordurur. Bunu yapabilen insan anlam peşindedir” ifadelerini kullandı. “Bir çocuk 10 yaşına kadar bütçe yönetimini öğrenirse, zamanını ve ilişkilerini de daha iyi yönetir” Kaynak yönetiminin yalnızca finansal alanla sınırlı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Hayatın kendisi bir çeşit kaynak yönetimidir. Psikolojik sermaye, sosyal sermaye, zaman ve ilişkiler de kaynaklardır” dedi. Bu bağlamda çocuklara erken yaşta bütçe yönetimi öğretilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bir çocuk 10 yaşına kadar bütçe yönetimini öğrenirse, zamanını ve ilişkilerini de daha iyi yönetir” şeklinde konuştu. “Görünür olmanın kutsallaştırıldığı bir çağdayız” Dijitalleşme ve sosyal medyanın tüketimi küresel ölçekte teşvik ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Görünür olmanın kutsallaştırıldığı bir çağdayız. Beğeni kültürü, kozmetik ve estetik sektörlerini aşırı biçimde büyüttü. İhtiyaç olmadığı halde harcamalar artıyor. Bu sistem bir süre sonra tembel toplumlar üretir. Roma’nın çöküşü de böyle olmuştur” dedi. Konuşmasının sonunda sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür eden Prof. Dr. Tarhan, “Bu konuya sahip çıktığı için Prof. Dr. Mehmet Zelka hocamıza, katkı sunan tüm akademisyenlere teşekkür ediyorum. İnşallah bu sempozyumu önümüzdeki yıllarda da aynı kararlılıkla sürdürürüz” ifadeleriyle sözlerini tamamladı. Prof. Dr. Duruel: “Bugün israf; kaynakların adaletsiz, bilinçsiz ve sürdürülemez biçimde kullanılmasıdır” İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel, açılışta yaptığı konuşmada “Böylesine anlamlı, çok katmanlı ve geleceğe dair güçlü bir farkındalık zemini oluşturan bu sempozyumda bulunmaktan büyük bir onur duyuyorum” ifadelerini kullandı. Modern dünyada israfın yalnızca fazla harcama anlamına gelmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Duruel, “Bugün israf; kaynakların adaletsiz, bilinçsiz ve sürdürülemez biçimde kullanılmasıdır. Bu durum yalnızca ekonomik yapıları değil, insanın doğayla, toplumla ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi de doğrudan etkilemektedir” dedi. Artan tüketim mutluluk üretmiyor Prof. Dr. Duruel, tüketim ekonomisinin yalnızca maddi kaynakları değil, insan ilişkilerini ve ruhsal dengeyi de tükettiğini vurgulayarak, “Psikoloji, sosyoloji ve iktisadın kesişim noktasındaki araştırmalar, artan tüketimin mutluluk üretmediğini; aksine tatminsizlik, yalnızlık ve stres gibi sorunları derinleştirdiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu tablo, israfın aynı zamanda insani bir mesele olduğunu göstermektedir” şeklinde konuştu. İsrafın güçlü bir ideolojik arka planı bulunduğuna işaret eden Prof. Dr. Duruel, mevcut küresel sistemde tüketimin bir ihtiyaçtan çok yaşam tarzı ve değer ölçüsüne dönüştüğünü belirtti. Prof. Dr. Duruel, “Bireyin varlığı sahip oldukları üzerinden tanımlanmaya başlanmıştır. Bu anlayış ekonomik eşitsizlikleri derinleştirirken, ahlaki ve kültürel bir aşınmayı da beraberinde getirmektedir” ifadesinde bulundu. Kapitalist sistemin sürekliliği için tüketimi zorunlu kıldığını ifade eden Prof. Dr. Duruel, “Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve OECD raporları dünyada her yıl üretilen gıdanın yaklaşık üçte birinin israf edildiğini ortaya koyuyor. Buna karşın yüz milyonlarca insan temel gıdaya ve temiz suya erişimde ciddi sorunlar yaşıyor. Yüksek gelirli ülkelerde kişi başına düşen tüketim, gezegenin ekolojik sınırlarını zorlayan bir noktaya ulaşmış durumda. Bu tablo bize sorunun kaynak yetersizliği değil, kaynakların yönetimi ve paylaşımındaki adaletsizlik olduğunu açıkça göstermektedir.” dedi. Bu yılki sempozyum odağını “verimliliği inşa etmek” sorusuna yöneltti Geçtiğimiz yıl düzenlenen birinci sempozyumun güçlü bir zihinsel altyapı oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Duruel, bu yılki sempozyumun ise odağını “israfı tanımlamak” yerine “verimliliği inşa etmek” sorusuna yönelttiğini ifade ederek, “Bu yaklaşım yalnızca teknik bir dönüşümü değil; zihniyet, değer ve yönetim anlayışında köklü bir değişimi de beraberinde getirmektedir” dedi. Program kapsamında ele alınan üretimde israf, yalın üretim sistemleri, kamu ekonomisinde verimlilik ve pazarlamada sadeleşme başlıklarının önemine değinen Prof. Dr. Duruel, Japonya, Almanya ve İskandinav ülkelerinin uygulamalarını örnek göstererek, “Verimlilik ancak bilimsel yaklaşım, etik değerler ve uzun vadeli bir bakış açısıyla mümkün olabilir” değerlendirmesinde bulundu. Sempozyumun, merhum Prof. Dr. Nazif Gürdoğan’ın anısına ithaf edilmesinin ayrıca anlamlı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Duruel, “Kıymetli hocamız akademik hayatı boyunca bilginin yalnızca üretilen değil, hikmetle buluşturulması gereken bir değer olduğunu bizlere hatırlatmıştır.” diye konuştu. İskenderun Teknik Üniversitesi olarak üniversitelerin yalnızca bilgi üreten değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk üstlenen kurumlar olduğuna inandıklarını belirten Prof. Dr. Duruel, “Kaynağı korumak geleceği gözetmektir. Bugünü yönetirken yarını hesaba katmaktır. Bu anlayış hem evrensel etik ilkelerle hem de kadim değer dünyamızla uyumludur” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Zelka: “Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton gıda israf ediliyor” Rektör Danışmanı Prof. Dr. Mehmet Zelka, sempozyumun ilk kez geçen yıl, üniversitenin Kurucu Rektörü ve Yönetim Üst Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın fikir ve destekleriyle hayata geçirildiğini hatırlattı. İsrafın yalnızca maddi kaynaklarla sınırlı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Zelka, “İsrafın kalbi, aklı, ömrü ve hatta nefesi kapsayan bir boyutu vardır. Bu nedenle konuya sadece iktisadi açıdan bakmak yetersiz kalır.” dedi. “Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,5 milyar ton gıda israf ediliyor. Türkiye’de ise bu rakam 8,7 milyon tonu aşıyor.” diyen Prof. Dr. Zelka, israfın gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerde benzer oranlarda yaşandığını, gelişmiş ülkelerde israf oranının yüzde 56, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 44 seviyesinde olduğunu kaydetti. Doğal kaynakların hızla tükendiğine de değinen Prof. Dr. Zelka, “İnsanlık 2025 yılına ait doğal kaynakları yılın ilk yedi ayında tüketmiş durumda. Kalan süreçte ise gelecek nesillerden borç alıyoruz” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Zelka, bu durumun ekonomik dengeleri bozduğunu, enflasyon, sosyal adaletsizlik ve ahlaki aşınma gibi sorunları beraberinde getirdiğini söyledi. İsrafla mücadele yalnızca hükümet politikalarıyla sınırlı kalmamalı İsrafla mücadelenin yalnızca hükümet politikalarıyla sınırlı kalamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Zelka, bireysel sorumluluğun da büyük önem taşıdığını belirtti. İngiltere’de Leeds Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya atıfta bulunan Prof. Dr. Zelka, “İngiltere’de de Atık ve Kaynakları Eylem Programı diye bir program hazırlanmış. Neden? İngiltere’de 30 milyona yakın açlık çeken kimse var. 9.5 milyon ton gıda israfı var. Bu 9.5 milyon tonun sadece 8.5 milyon tonu olumlu şekilde kullanılırsa, israftan kurtarılması halinde açlık diye bir şey kalmayacaktır.” diye konuştu. Prof. Dr. Zelka, dünyada israf edilen kaynakların yalnızca yüzde 25’inin verimli kullanılması halinde açlık sorununun büyük ölçüde ortadan kalkabileceğini ifade ederek, her gün binlerce insanın açlıktan hayatını kaybettiğine dikkat çekti. Uzlaştırma (Helalleşme) Endeksi önerisi Ekonomi, çevre bilimleri, sosyoloji, kamu yönetimi ve mühendislik gibi birçok farklı disiplinden uzmanı bir araya getiren etkinlikte, israfın bireysel, kurumsal ve toplumsal boyutları kapsamlı olarak ele alındı. Programda, tasarruf kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik çözüm odaklı yaklaşımlar sunuldu ve alanında yetkin birçok akademisyen sunum yaptı. Sempozyumda, İskenderun Teknik Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölümü Öğr. Gör. Durmuş Baysal tarafından hazırlanan çalışma, borçlu ve alacaklı arasındaki güven bunalımını, toplumun köklerinde yer alan "helalleşme kültürü" üzerinden çözmeyi teklif eden Uzlaştırma (Helalleşme) Endeksi konusunda bir sunum da gerçekleştirdi. ÜÜ TV’den canlı yayınlanan sempozyum kapsamında iki ayrı oturum gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Prof. Dr. Sırrı Akbaba oturum başkanlığında gerçekleştirilen ilk oturumda; Türkiye İsrafı Önleme Vakfı (TİSVA) Kurucusu “Prof.Dr. Aziz Akgül “İsraf Bir İnsanlık Suçudur”, Bartın Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Said Ceyhan, “Bartın Üniversitesi Sürdürülebilir Enerji Verimliliği Projesi Uygulaması ve Etkileri”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Doç. Dr. Özgun Burak Kaymakçı, “Üretimin Karmaşıklığı ve Tüketimin Dolaysızlığı Arasındaki Çelişki: Niçin Tüketiyoruz?” İskenderun Teknik Ünv. Ekonomi ve Finans ABD Öğr. Gör. Durmuş Baysal, Prof. Dr. Nazif Çalış ve Prof. Dr. Mehmet Duruel ise çalışmaları olan “Finansal Anlaşmazlıkların Çözümünde Uzlaştırma Endeksi”ni sundu. Öğleden sonraki oturum ise Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümünden Prof. Dr. İsmail Barış’ın oturum başkanlığında gerçekleşti. Düzce Üniversitesi-İşletme Fakültesi Prof. Dr. Abdulvahap Baydaş, “Pazarlamada Yeni Bir Yaklaşım: Gönüllü Sade Hayat”, İstanbul Üniversitesi-İktisat Fakültesi Prof. Dr. Mehmet Saraç “İslam İktisadı Perspektifinden Tasarruf Eğilimi: Temel İlkeler ve Ekonomik Sonuçları”, İstanbul Üniversitesi- İktisat Fakültesi Prof. Dr. Naci Tolga Saruç, “Davranışsal Maliye ve Tasarruf Eğilimleri”, Kocaeli üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Emin YardımcI ve Prof. Dr. İsmail Barış, “Osmanlı Esnaf Loncalarının İsrafı Önlemede Rolü”, Yalova Üniversitesi- İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Prof. Dr. Hacı Yunus Taş, İstanbul Medeniyet Üniversitesi- Yüksek Lisans Öğrencisi Nurefşan Taş “Modern Tüketim Tuzağında Tasarruf Bilinci: Üniversite Örneğinde Bir Araştırma”, Yalova Üniversitesi-İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Prof. Dr. Selami Özcan “Üretimde İsraf Kaynakları ve Tam Zamanında Üretim (JIT)” başlıklı sunum yaptı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.