Her gün aynı saatte uyanıyoruz. Aynı kahveyi içiyoruz. Aynı yolu kullanıyoruz. Bazen farkına bile varmadan hayatı bir “otomatik pilot” modunda yaşıyoruz.
Bu duruma “alışkanlık” diyoruz.
Kulağa güvenli geliyor, çünkü alışkanlıklar bize istikrar hissi verir. Ne bekleyeceğimizi biliriz, risk almayız, zihnimiz yorulmaz. Ama farkında olmadan alışkanlıklarımız, hayatımızın görünmez sınırlarını da çiziyor. Psikolojide buna “konfor alanı” deniyor. Rahat, tanıdık, öngörülebilir bir bölge…Ve çoğumuz o bölgenin dışına adım atmaktan kaçınıyoruz. Çünkü belirsizlik, rahatsız edicidir.
Bir düşünün, pahalı olduğunu bildiğimiz halde telefon operatörümüzü değiştirmiyoruz. Daha uygun fiyatlı bir ürünü bulabileceğimizi bilsek bile, “bildiğimiz yerden” almayı tercih ediyoruz. Hatta eve ya da işe giderken bile her gün aynı yolu seçiyoruz bazen daha kısa bir yol olduğunu bilsek dahi. Çünkü insanın zihni, “alıştığı şeyin” güvenli olduğuna inanıyor.
Sosyal psikolog Robert Cialdini, bu davranış biçimini “Tutarlılık İlkesi” olarak adlandırır. İnsan beyni, bir seçim yaptıktan sonra o kararı sürdürme eğilimindedir; aksi halde kendini çelişkili hisseder. Yani bazen doğru olduğu için değil, alıştığımız için aynı şeyi yapmaya devam ederiz. Cialdini, “İnsanlar değişimi değil, belirsizliği reddeder” der işte bu yüzden konfor alanı, çoğu zaman gelişimin en sessiz düşmanıdır.
Oysa dünya değişiyor. Teknoloji, pazarlar, iş yapış biçimleri, ilişkiler… Her şey sürekli evriliyor. Ama biz hâlâ aynı fikirleri, aynı yöntemleri, aynı refleksleri kullanıyoruz. Ve sonra “neden ilerleyemiyoruz” diye soruyoruz. Alışkanlıklar kötü değildir; hatta bazıları hayatta kalmamızı sağlar. Ama alışkanlık, düşünmeyi durdurduğumuz anda tehlikeli hale gelir. Çünkü artık bizi korumaz, bizi kısıtlar.
Liderlikte, kariyerde, ilişkilerde, öğrenmede… Değişime direnmenin en zarif adı “alışkanlık”tır. Oysa büyüme, rahatsızlıktan doğar. Yeni bir fikri duymak, yeni bir yol denemek, yeni bir sesle tanışmak hepsi gelişimin küçük ama güçlü kapılarıdır. İnsanın kendine sorması gereken belki de tek soru şudur: “Bu yaptığım gerçekten doğru olduğu için mi, yoksa sadece alıştığım için mi?”
Aynı yoldan eve dönmek güvenlidir, ama bazen yeni bir manzarayı kaçırmaktır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Gökhan Temotaş
Aynı Yoldan Eve Dönmek
Her gün aynı saatte uyanıyoruz. Aynı kahveyi içiyoruz. Aynı yolu kullanıyoruz. Bazen farkına bile varmadan hayatı bir “otomatik pilot” modunda yaşıyoruz.
Bu duruma “alışkanlık” diyoruz.
Kulağa güvenli geliyor, çünkü alışkanlıklar bize istikrar hissi verir. Ne bekleyeceğimizi biliriz, risk almayız, zihnimiz yorulmaz. Ama farkında olmadan alışkanlıklarımız, hayatımızın görünmez sınırlarını da çiziyor. Psikolojide buna “konfor alanı” deniyor. Rahat, tanıdık, öngörülebilir bir bölge…Ve çoğumuz o bölgenin dışına adım atmaktan kaçınıyoruz. Çünkü belirsizlik, rahatsız edicidir.
Bir düşünün, pahalı olduğunu bildiğimiz halde telefon operatörümüzü değiştirmiyoruz. Daha uygun fiyatlı bir ürünü bulabileceğimizi bilsek bile, “bildiğimiz yerden” almayı tercih ediyoruz. Hatta eve ya da işe giderken bile her gün aynı yolu seçiyoruz bazen daha kısa bir yol olduğunu bilsek dahi. Çünkü insanın zihni, “alıştığı şeyin” güvenli olduğuna inanıyor.
Sosyal psikolog Robert Cialdini, bu davranış biçimini “Tutarlılık İlkesi” olarak adlandırır. İnsan beyni, bir seçim yaptıktan sonra o kararı sürdürme eğilimindedir; aksi halde kendini çelişkili hisseder. Yani bazen doğru olduğu için değil, alıştığımız için aynı şeyi yapmaya devam ederiz. Cialdini, “İnsanlar değişimi değil, belirsizliği reddeder” der işte bu yüzden konfor alanı, çoğu zaman gelişimin en sessiz düşmanıdır.
Oysa dünya değişiyor. Teknoloji, pazarlar, iş yapış biçimleri, ilişkiler… Her şey sürekli evriliyor. Ama biz hâlâ aynı fikirleri, aynı yöntemleri, aynı refleksleri kullanıyoruz. Ve sonra “neden ilerleyemiyoruz” diye soruyoruz. Alışkanlıklar kötü değildir; hatta bazıları hayatta kalmamızı sağlar. Ama alışkanlık, düşünmeyi durdurduğumuz anda tehlikeli hale gelir. Çünkü artık bizi korumaz, bizi kısıtlar.
Liderlikte, kariyerde, ilişkilerde, öğrenmede… Değişime direnmenin en zarif adı “alışkanlık”tır. Oysa büyüme, rahatsızlıktan doğar. Yeni bir fikri duymak, yeni bir yol denemek, yeni bir sesle tanışmak hepsi gelişimin küçük ama güçlü kapılarıdır. İnsanın kendine sorması gereken belki de tek soru şudur: “Bu yaptığım gerçekten doğru olduğu için mi, yoksa sadece alıştığım için mi?”
Aynı yoldan eve dönmek güvenlidir, ama bazen yeni bir manzarayı kaçırmaktır.