Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Bir “Günaydın”ın Ağırlığı

Yazının Giriş Tarihi: 03.02.2026 11:45
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.02.2026 11:47

Asansöre biniyorsunuz.Yanınıza biri giriyor. Göz göze gelmemek için ikiniz de telefonunuza bakıyorsunuz. Oysa aynı sahne bir başka ülkede yaşansa, muhtemelen biri “Good morning” ya da “How are you today?” diyecekti.

Bizde ise sessizlik.

Sanki “günaydın” dersek bir sınır ihlali olacakmış gibi.

Bu, sadece asansörde değil. Sokakta, metroda, hatta ofiste bile benzer bir tablo var. Birçoğumuz tanımadığımız insanlara değil, artık tanıdıklarımıza bile günaydın demekten çekiniyoruz. Sabah ofise giriyoruz; masasında oturan iş arkadaşımızın yanından sessizce geçiyoruz. Oysa farkında olmadan çok şey söylüyoruz:

“Senin varlığın ya da yokluğun benim için fark etmiyor.”

Ünlü Psikolog ve Yazar Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu, “İletişim Donanımları” kitabında bunu “varsın – yoksun” olarak tanımlar. Birine selam vermediğinizde, ona “yoksun” mesajı verirsiniz. Bu sadece bir iletişim eksikliği değildir; aynı zamanda bir değer eksikliğidir. Çünkü insana “görülmek” duygusu verir, yaşama anlam katan şey budur.

Harvard Üniversitesi’nin 2019’da yaptığı bir araştırma, insanların sosyal ilişkilerindeki küçük nezaket davranışlarının ''selam vermek, teşekkür etmek, gülümsemek gibi'' ruhsal iyilik hâlini %20’ye kadar artırdığını gösteriyor. Yani bir “günaydın” sadece bir kelime değil; psikolojik bir temas biçimi.

Yabancı kültürlerde bu temas, günlük yaşamın bir parçası. Amerika’da, Almanya’da, Hollanda’da sabah işe giderken asansördeki yabancıya “good morning” demek, bir nezaket değil, bir sosyal refleks. Bizde ise çoğu zaman “göz teması kurmamaya çalışmak” sosyal refleks haline geldi. Belki mahcubiyet, belki güvensizlik, belki de “karşı taraf ne düşünür” kaygısı… Ama sonuç hep aynı: birbirimizin varlığını fark etmiyoruz.

Oysa selamlaşmak, insanlık tarihinin en eski iletişim biçimlerinden biridir. Antropologlar, selamın ilk biçimlerinin barış sinyali taşıdığını söyler “elimde silah yok” anlamına gelen bir dostluk göstergesi. Yani günaydın dediğimizde aslında “senden zarar gelmeyeceğini biliyorum, ben de zararsızım” diyoruz. Ne kadar ilginç, değil mi? İnsanı insana yaklaştıran bu kadar basit bir cümle, zamanla yerini sessiz bir uzaklığa bıraktı.

Daha da kötüsü, bu sessizlik en çok yönetici – çalışan ilişkisinde yankı buluyor. Yöneticiler bazen “günaydın” demenin önemsiz bir ayrıntı olduğunu düşünür. Oysa bir yönetici sabah ofise girip ekibine içten bir “günaydın” dediğinde, o iki kelimeyle bile aidiyet yaratır. Bir yöneticinin selamı, çalışanına “sen varsın, seni görüyorum” demektir. Selamsızlık ise bir duvar örer. Soğuk, görünmez ama çok kalın bir duvar.

“Günaydın” demek nezaket değil, insanlık göstergesidir. Çünkü insan, görülmediği yerde küçülür. Ve bazen bir “günaydın”, bir teşekkür ya da bir “nasılsın” bile birinin gününü değil, hayata inancını değiştirir.

Bir kelimeyle başlar her şey. Yeter ki birbirimizi fark etmeyi hatırlayalım.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.